|
GDO, DOMUZ GRİBİ, ANTİ BAKTERİYEL
KATKILAR!, sentetik tad,koku,renklendiriciler!.
KAFAM KARIŞIK
Değerli
Milletim, Hafta başı gelinim telefon etti, Çocukları doktora
götürmüş, Kan sayımı 8-9 olması gerekirken torunlarımda kan
sayımı 2-3 çıkmış!, Doktor anneye çıkışarak bu çocukları
neyle besliyorsunuz deyince anne; özel bir şey yemiyorlar,
bizimle beraber, tabii birde bisküvi, çikolata, şeker,
dondurma gibi çocukların vazgeçemediği abur cuburlar.
2
Yaşındaki erkek torun ise günde 2 litre Pastörize süt içiyor!.
Doktor telaşla siz ne yapıyorsunuz, çocuğu zehirliyorsunuz,
sanayi gıdalarında çok miktarda koruyucu adı altında
zehirler var, bu zehirler kan hücrelerini, alyuvar, Akyuvar,
Trambosit'leri öldürüyor. Bulabilirseniz doğal günlük süt
verin, sokak sütçüsünden de alabilirsiniz, pastörize
edilen sütlerde besleyici özellik kalmıyor, birde koruyucu
anti bakteriyel (Bakteri öldürücü) zehirlerin büyük zararı
var.
Tabii besin olmayan sentetik boyalar,koku ve tat vericiler,
kıvam arttırıcılar vücudumuzda büyük tahribatlara sebep
olmaktadırlar.
İşte Türkiye'nin önemli bir gerçeği, Sanayi sektöründeki bu
gerçek terör ne kadar güçlü ki hükümetler bunlarla mücadele
edemiyor? geçmişte sanayi bakanı Bülent Akarcalı
kansere sebep oluyor diye DTP'li deterjanları yasaklamaya
kalktı başına gelmeyen kalmadı, LAB'lı deterjana geçen bir
iki firma ise %10 maliyet arttıran LAB'lı üretimden sonradan
onlarda vazgeçti.
Başbakan Erdoğan, İzmir'de domuz etiyle
yapılan lahmacundan zehirlenme olunca , Domuz üretim ve
tüketim takibinin kayıt altına alınmasına karar verdi, bir
ay içinde bu karar AB tarafından hayata geçirilmesi
engelledi.
Ülkemizdeki mevcut domuz çiftliklerinin %90 üretiminin
nerede tüketildiği belli değil, Her yıl milyonlarca domuz
Müslüman halk tarafından bilinçsizce tüketilmesine
hükümetler ancak seyirci kalmaktadır.
Geçmişte sıvı yağlarımız Bitkisel Ayçiçek,
soya, fındık yağı diye anılırdı, kızartma yapacak olsak
mutfak ve ev yağ kokusuna , dumanına boğulurdu. şimdilerde
Sıvı yağların üzerinde "Yemeklik, Kızartmalık" ibaresi
yazılıyor ve yağın yanması mümkün olmuyor. Çünkü Bu yağlar
yüzlerce binlerce derece sıcaklıkta rafine ediliyor, bu
şekilde yanık yağ sınıfına giriyorlar, ayrıca bitkisel
olması gereken sıvı yağların içinde doymuş yağ (Hayvansal
Yağ) ilavesi olduğunu okuyoruz, evvelce natürel doymuş yağın
katılmasına karşılık şimdi rafine edilerek sıvılaştırılmış
doymuş yağların ithal edildiğini, bu yağların ise büyük
oranda yemeklik yağlara karıştırıldığını sanıyoruz.
Bu durum onlarca senedir halktan gizlice devam ediyor, 40
yıl evvel dahi semtimizdeki meşhur bir marka ayçiçeği yağ
fabrikasına kamyon tekeri gibi büyük kalıplarda hayvansal
yağlar getirilirdi.
Bakkal ve marketlerden aldığımız şifa
kaynağı sirkelerin, Turşulara konulan Sirke ruhu denilen
katkıların çoğunluğu doğal değil, çok zehirli sentetik
katkılarla gerçekleştirildiğini biliyor musunuz?
Birçok gıda ürünü hem üretim aşamasında hem depolanma
aşamasında çok zehirli maddelerle ilaçlanarak korunduğunu,
doğal yıkamakla bu zehirlerin temizlenmesinin mümkün
olmadığını, Bilhassa yıkanmadan tüketilen, Kuruyemiş, kuru
meyveleri zehirleriyle birlikte tükettiğinizi biliyor
musunuz?
Ne yediğimizi bilen var mı? Beslenme
uzmanları dahi şaşkın, yerli ve ithal sanayinin insan
sağlığı üzerinde olumsuz tesirler bırakan üretim teknikleri
hakkında yeterli bilgi ve eğitime sahip değiller.
Nereye gidiyoruz?
Son günlerin popüler konusu Domuz Gribi;
sağlık bakanlığı, uzman doktorlar, Başbakanımız olaya çok
farklı şekilde yaklaşıyor.
Sağlık bakanlığının bir milyar
dolarlık 47 milyon doz aşı sipariş ettiğini basından okuduk,
Uzmanların açıklaması ise Domuz gribi diğer griplerden daha
az öldürücü, daha hızlı yayılıcı özelliği olduğunu öğrenince
bu panik havası neden? Bu paniğin sebebi bir milyar dolarlık
pastadan pay kapma senaryosu olmasın diye soruyoruz
kendimize.
Bu domuz gribi Meksika'da çıktığından beri bir yıl geçti,
hiçbir önlem almayan sağlık bakanlığı birden ortalığı toz
dumana katacak beyanlar yağdırarak ülkede olağanüstü bir
hal'e fırsat verdi. Birçok uzman bu haberlerin reklam haber
olduğunu, bu mevsimin beklenmesinin ise yaygın grip mevsimi
olması nedeniyle seçildiğini söylüyorlar.
İnsan sağlığı üzerine konuşmak zor Büyük
vebal var bu işte, siyasi ve politik rant nedeniyle bu
konuda bir taraf olmamız söz konusu değil. Fakat birçok
gerçeği görmemezlik te edemeyiz.
Grip mikrobu gibi verem dahil enfeksiyon mikroplarının her
insanda farklı tezahür ettiğini, ilaçlara karşı refleks
geliştirerek değiştiğini biliyoruz. Doktorlar Nezle ve
Gripte tedavinin sadece besin desteği ve istirahatla
geçtiğini, Hatta bir TIP atasözü olan "Gripte ilaç alan bir
haftada, almayan yedi günde iyileşir" gibi bir tekerlemeyi
duymayanımız yoktur.
Ayrıca Her yıl gribal hastalıklardan binlerce kişinin
hayatını kaybettiğini de biliyoruz, bir yıllık domuz gribi
serüveninde bütün dünyada ölenlerin mevcut ölümlerin binde
birini dahi bulmadığını izleyince sağlık bakanlığının bu
velvelesini sağlık endişesinden çok, sipariş edilen 47
milyon doz aşının akıbet endişesi olduğunu sanıyoruz.
Bu konuda bir dostumun yolladığı mail bu
yazıyı yazmama vesile oldu kendisine teşekkür ederim,
arkadaşımın ikaz eden, uyandıran mailini aşağıda sizlerle
paylaşıyoruz.
Fatihten@gmail.com Behlûl Dane
-----------------------------------------------------------------------------------
Haliyle panik halindesiniz... “Nasıl anlarız? Genetiği
değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.
Şöyle...
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya
tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip,
marketten hazır çorba alıyordunuz ya... Annane rahmetli oldu
ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara
yazmadınız ya... İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş
organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
*
Ne verirlerse...
Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara
gönderiyorsunuz... Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor,
Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli... Ama alt tarafı
limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran... İşte o nedenle,
kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm
maalesef... Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya
üşendiğiniz için... İçinde ne olduğunu bilmediğiniz
gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur
tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına
koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran
kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya
döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven
çıkamıyor.
*
Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un
güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de,
Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla
beyazlatılıyor diye... İster tam buğday unundan, ister
çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün
ailen kabız... Tonla para verip, abuk sabuk
ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye
öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler
diye, pazara gidiyorsun... Eğri büğrü biberlere, doğal
olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun
kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini
alıyorsun... Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi
çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra
konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
gazetelerin tiraj almak için havadan uydurduğu ukala
uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri
öğreniyorsun... Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini
sanıyorsun?
*
Çin’den bal getiriyorlar mesela... Taaa Arjantin’den,
Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde
genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan... İçinde
tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia
ediyorum... Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları
açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı
profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa,
Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım.
Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin
DNA’sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarıda tıkınmayı
şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme
zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz... Ya
da ne verirlerse onu yiyeceğiz.
Erdoğan Yıldız ANKARA |