KÜRT AÇILIMI BİR
DAYATMA MI?
Son günlerde
hükümet ve bazı sivil toplum
kuruluşları, yazarlar, içten ve dıştan
basın mensupları "Kürt Açılımı" adı
altında diyalog senaryoları üretiyorlar.
Sorun İçten ve dıştan Türkiye'ye karşı
yapılan haince saldırılar, şehit edilen
on binler, yakılan yıkılan Anadolu,
sakat ve işsiz kalan yüz binler
milyonlar. Kaybedilen yüzlerce milyarlık
milli servet.
İstiklal
savaşından daha beter bir yıkıma sebep
olanlar kim? PKK!
PKK açılımın neresinde?
PKK'yı kim temsil ediyor?
DTP, PKK'yı temsil ediyorsa, PKK
üzerinde yaptırım gücü varsa,
yasadışı kanlı bir örgütün temsilcisi
olmuş sayılır, Bu durum Devletin bir
avuç eşkıya ile masaya oturması
demektir, Buda iktidarın suçudur.
DTP PKK'yı temsil etmiyorsa, PKK
üzerinde yaptırım gücü yoksa, Bu görüşme
ne anlama gelmektedir.
Yirmi yıldır dış
güçlerin desteği ile kan döken ocak
söndüren bir örgütü devletimizin muhatap
alması kabul edilmez. Devlet yetkisiz
kişilerle teröristler adına görüşme
yapamaz, DTP bölge partisi olması
nedeniyle fikri alınmak için diyaloga
dahil edilmişse sorun yok. Lakin DTP
başkanı Ahmet Türk son günlerde verdiği
beyanatlarda PKK üzerinden sözcülük
yapmaktadır. Siyasi partiler kanunu
gereği bu durum kapatma sebebidir.

Mevcut demokratik
sistemimizin ön yargısız kurallarından
faydalanarak seçimlere katılarak TBMM
giren bir kısım vekilin PKK adına
konuşması kabul edilemez bir durumdur.
Yakın tarihimizde bu gibi değil,
başsavcıların niyet okuma kararları ile
birçok siyasi parti kapatılmışken şimdi
Dünyanın gözü önünde gelişen bu olaylara
savcılarımızın, Hükümetimizin seyirci
kalmasına anlam veremiyorum.
DTP Türkiye'de kaç
kişi adına konuşmaktadır? Türkiye yetmiş
iki milyondur, DTP'nin aldığı oy
bellidir. Eğer Terör diyalog konusu
yapılacaksa bu anayasamızda ve
kanunlarımızda suçtur, iktidarların
böyle bir suç işlemesine göz yumulamaz.
Gördüğümüz
kadarıyla Hükümetimizin Kürt açılımına
karşı "Türk Açılımı" tezleri yoktur ve
konuşulmamaktadır.
PKK'ya, AF! asla düşünülmemesi
gerekiyor. Bu durumda yapılacak bir af
kanunu dağlarda çaresiz kalan, şehirden
gerekli desteği alamayan, bitme
noktasına gelen PKK'nın tekrar
canlanması demektir.
Bu yanlış 1974
yılında denendi sonucunu hep birlikte
gördük. Darbe hariç hiçbir işe yaramadı.
afiş ve duvara slogan yazmaktan
cezaevine sokulan gençlerimiz 1974 affı
ile kemikleşmiş terörist olarak çıktı ve
Türkiye'yi kana buladılar.
Durum bu gün aynıdır, cezaevlerinde
bilenmiş, kemikleşmiş on binlerce
terörist salınacak olursa ülke kan
gölüne dönecektir.
Bu kişiler mutlaka
F tiplerinde rehabilite edilerek,
düştükleri ihanet çukurundan
kurtarılması gerekmektedir. Bundan sonra
topluma katılmaları sağlanmalıdır.
Medeni dünyada devletler sıkışınca,
cezaevleri dolunca Af vermez, Af
devletin inisiyatifinde olmamalıdır.
Canı yanan milletimizdir. Milletimiz
davasından vazgeçmiş midir bu öğrenmenin
yolu referandumdur.
Acilen Referandum
yapılsın milletin kararını hükümet
uygulasın, Af ve elebaşı Apo'nun
asılması dahil her konu bu referandumda
konu olmalıdır.
Her şey millete sorulmaz, millet bilmez
diyorsanız!, Bu milletin oyu ile o
koltuklarda nasıl oturuyorsunuz, bu
konuda da millet yanlış karar vermiş
olamaz mı?
Referanduma gerek görmüyorsanız, Bu
ülkede demokrasiden artık bahsetmeyin de
bizde nasıl bir ülkede yaşadığımız
anlamış olalım bari.
Behlûl dane
fatihten@gmail.com

Saadet Partisi
Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Prof. Dr.
Arif Ersoy, "Türkiye'de Kürt sorunu
yoktur. Türkiye'de baskı, dayatma, keyfi
uygulamalar ve adaletsizlik sorunları
vardır.
Bu sorunlar, sadece Güney ve Doğu
Anadolu'da yaşayan insanlarımızı
etkilememektedir. Millet olarak hepimiz
hukuk dışı uygulamalardan ve
haksızlıklardan etkilenmekteyiz" dedi.
Bir dizi ziyaret için Çorum'a gelen SP
GİK Üyesi Prof. Dr. Arif Ersoy,
partisinin Çorum İl Başkanlığı'nda
düzenlediği basın toplantısında gündeme
ilişkin açıklamalarda bulundu.
Son günlerde sert tartışmaların
yaşandığı "Kürt Açılımı"na değinen
Ersoy, Türkiye'de "Kürt sorunu" olarak
bilinen sorunun bir demokrasi,
demokratikleşme, hukuk dışı uygulamalar
ve paylaşımdaki adaletsizlik sorunu
olduğunu söyledi.

Farklı ırk ve dillere sahip olan
insanlar arasında birlik ve dayanışmayı
sağlayan temel etkenlerin başında
hukukun üstünlüğü ve paylaşımda adaletin
sağlanmasının geldiğini dile getiren
Prof. Dr. Ersoy, baskı ve dayatmanın
haksızlık, milli birlik ve dayanışmayı
tahrip eden en büyük tehlike olduğunu
belirterek, ırkçılığın baskı ve
dayatmaya yol açtığı ve haksızlığa zemin
hazırladığı için tarih boyunca
farklılıkları çatışmaya dönüştürdüğüne
dikkat çekti.
Batılı ırkçı mantığına sahip olanların
ülkede "Kürt Sorunu"nu kurguladıklarını,
sorunu baskı ve dayatma ile
kronikleştirerek haksız uygulamalarla
yaygınlaştırdıklarını söyleyen Ersoy,
başta Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmak
üzere herkese kabul ettirdiklerini
belirtti.

Prof. Dr. Arif Ersoy, "Irkçı, ateist ve
Marksist bir küçük grup ile ülkemizde
hukuk dışı eylemlerle devleti
koruduklarını sanan bir avuç insan,
doğrudan veya dolaylı işbirliği yaparak
ülkemizde 'Kürt Sorunu'nu emperyalist
mihrakların kurgusuna göre oluşturdular,
yaygınlaştırdılar ve bazı devlet
yöneticilerine benimsettiler. Yapay
olarak üretilen 'Kürt Sorunu'nu ancak
hukukun üstünlüğünü sağlayarak,
demokrasimizi insan merkezli hak ve
adalet esasına dayandırarak birinci
sınıf demokrasi haline getirerek,
her halükarda ve ortamda insan hak ve
özgürlüklerini koruyan bir hukuk düzeni
kurarak çözebiliriz. Milli birlik ve
dayanışmayı sürekli kılabiliriz.
Türkiye'yi insan hak ve özgürlüklerini
koruyan ve nimet-külfet paylaşımında
adaleti sağlayan büyük devlet haline
getirebiliriz" diye konuştu.
-----------------------------------
Devrim Sevimay / Milliyet
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 29
Temmuz'da toplumun bütün kesimlerine
yönelik yaptığı "Gelin Kürt sorununun
çözüm sürecine katılın" çağrısı ve
"İnşallah çözüm konusunda dünyaya örnek
olacak bir Türkiye modeli oluştururuz"
temennisi kamuoyunda ilgiyle karşılandı.
Aceleyle başlatılmış, kaba bir model ve
açılım arayışına girmenin kimseye
faydası olmayacağı muhakkak, ancak
toplumun artık bir çözüm beklentisinin
sınırlarına geldiği de ortada. Model
tartışmasının bir anda Türkiye'nin hemen
her mahfiline yayılmış olması ve
gündemin birinci maddesi haline gelmesi
sanırız bunun önemli bir kanıtı.
Bugün başlayan "Türkiye Kendi Modelini
Arıyor" yazı dizimiz işte bu tartışmayı
bir nebze olsun yansıtabilmeyi
hedefliyor. Biz "model" meselesini
birbiriyle bağlantılı iki başlık olarak
ele aldık ve 10 soru belirledik.
Toplumun değişik kesimlerini temsil eden
isimlerine aynı 10 soruyu aynı sayfa
içinde yönelttik.
Sorular net ve kısa. Çünkü doğrusu
1806'daki Abdurrahman Paşa isyanından
beri hakkında söylenmedik söz kalmayan
bu meseleyi 2009 Ağustosunda en somut
haliyle konuşabiliyor olmayı istedik.
Temennimiz bu veya benzeri sorulara
artık öyle isabetli yanıtlar verelim ve
sonunda öyle bir "ortak akıl" yaratalım
ki bir 200 yıl daha bu sorunu
tartışmayalım. Zira bulunacak çözüm
modelinin, toplumun mümkün olduğunca
geniş bir kesiminin mutabakatını alması,
hayata geçirilmesinin de ön
koşullarından biri olsa gerek.
İŞTE SORULAR
ÇATIŞMANIN ÇÖZÜM MODELİ
1- PKK'nın silah bırakması ve dönüş
sürecinde nasıl bir yöntem izlenmelidir?
2- PKK kadrolarını dağdan indirmek
amacıyla af ilan edildiği takdirde
kapsamı ne olmalıdır?
3 - Çözüm sürecine Abdullah Öcalan'ın da
dahil edilmesi yolundaki taleplere nasıl
bakıyorsunuz?
4- Çözüm süreci boyunca operasyonlar
durmalı mı durmamalı mı?
5- Terörün bitme menziline girdiği
konusunda yayılan iyimser havaya
katılıyor musunuz?
KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM MODELİ
6- Türkiye'de yaşayan Kürtlere mevcut
Anayasa ve yasalarla tanınmış olan hak
ve özgürlükler alanının genişletilmesi
gerektiğini düşünüyor musunuz;
düşünüyorsanız bu düzenlemeler neleri
içermelidir?
7- Soruna çözüm çerçevesinde
demokratikleşme paketi ve ekonomik
önlemler yeterli midir? Bölgeye özel
düzenlemeler de yapılmalı mıdır?
8- Toplumsal mutabakatın sağlanması için
sizce en çok dikkat edilmesi gereken
husus nedir?
9- Sizin açınızdan bulunacak çözüm
modelinin "olmazsa olmaz" çizgileri
nelerdir?
10- Bu konuda sorulmadığı halde
yanıtlamak istediğiniz soru varsa nedir?
Köksal, "Ümit edelim ki, devlet
kuruluşları çok karmaşık yönleri olan bu
süreci birbiriyle bağlantılı çok
ayrıntılı bir eylem planına bağlamış
olsun" diyor.
MAKSİMALİST İSTEKLER SÜRECE ZARAR VERİR
SÖNMEZ KÖKSAL (Eski MİT Müsteşarı, E.
Büyükelçi):
1- EN UYGUN OLANI GİZLİ YÜRÜTÜLEN
MÜZAKERELER
Bence en uygunu gizlilikle yürütülecek
müzakere yöntemidir. Böylesine hassas
bir konuda her şeyin her an kamuoyunda
tartışmaya açılması süreci daha başında
çıkmaza sokabilir. Önemli olan PKK adına
müzakereleri yürütmek konusunda tam
yetkili kimin olduğudur. Bu kimsenin
liderlik ve alt kadroları kontrol
altında tutabilmesi en önemli konu. Akil
adamlar kamuoyunun ikna edilmesinde
etken olabilir. Arabuluculuk kurumsal
eşitliği içerdiği için söz konusu
olamaz. Yapılması uzun zamandan beri
konuşulan "Kürt konferansı" ise
pankürdizmi çağrıştırıyor ve olsa olsa
PKK'ya silah bırakma çağrısı yapabilir.
2- ÜÇ KADEMELİ ÇÖZÜM ÜZERİNDE
DURULABİLİR
Çıkarılan çok sayıda pişmanlık yasasının
bir sonuç vermediği biliniyor. Şimdiye
kadar çeşitli çalışma şemalarında
vurgulanan üç kademeli bir çözüm
üzerinde durulabilir.
İlk kademe dağ kadrosunda yer almakla
beraber terör eylemine karışmamış
olanlar için Mahmur kampı aracılığıyla
eve dönüş imkânı sağlanır.
İkinci kademe terör eylemine karışmış
olanları kapsar. En zor çözüm gerektiren
kategori budur. Uluslararası hukuk
açısından vatandaşı olan ülkelerle
(özellikle Irak, İran, Suriye) çetrefil
sorunlara gebedir. Mahmur kampının
boşaltılması dahil, süreç başlamadan
önce bu sorunlara çözümler üretilmiş
olması gerekir.
Nihayet üçüncü kademede liderlik kadrosu
için fikre yatkınmış izlenimi veren -
Kuzey Avrupa ülkelerinden birinden
sığınma talebinde bulunulur. Bunların
Kuzey Irak'tan çıkmaları kesinlikle
sağlanmalıdır.
3- SÜRECE ÖCALAN'IN DAHİL EDİLMESİNE
KARŞIYIM
Sürece Öcalan'ın adeta resmen dahil
edilmesi fikrine hem ilkesel hem de
kamuoyunun tepkileri nedeniyle karşıyım.
Öcalan'ın sürecin olumlu şekilde
başlatılıp, sonuca ulaşmasında önemli
bir aktör olduğu muhakkak.
Ancak, sürece doğrudan katkı yapar
konuma zamansızca getirilmesi, korkarım
süreci daha başında torpilleyebilir.
Sürecin gizlilik içinde yürütülmesini bu
açıdan da önemsiyorum. Bu konuyu
şimdilik zamana bırakmak lazım.
4- PKK SİLAH BIRAKIRSA OPERASYONLAR
DURUR
Operasyonların durması daha çok PKK'nın
tutumuna bağlı. İlk aşamada bütün
silahlı gücünü Kuzey Irak'a çeker, daha
sonra da silah bırakmayı fiilen
uygulamaya sokarsa operasyonlar zaten
sona erer.
5- TAHRİKLERE KAPILMADAN SÜRECİ
GELİŞTİRMELİYİZ
Böyle bir hava seziliyor, ancak son
derece dikkatli olunması gereken bir
dönemdeyiz. Soğukkanlılıkla, tahrik ve
yönlendirmelere kapılmadan süreci
geliştirmeye çalışmak gerekiyor.
6- SOKAKTAN TOPLANANLAR ÇOCUĞUMUZA
ÖĞRETEMEZ
Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu ülkeye
aidiyet duygularını geliştirici
alınabilecek ek önlemler ne ise onlar
alınmalıdır, ancak maksimalist istekler
sürece zarar verecektir. Örneğin, Kürtçe
eğitim hemen uygulayalım denirse, bu
mümkün mü?
Öğretmen olarak sokaktan toplayacağımız
Kürtçe bilenlere mi çocuklarımızı teslim
edeceğiz?
7- TRAJİK DÖNEM BİTİNCE YENİ YAPILANMA
OLUR
İlk aşamada bireysel özgürlük alanının
genişletilmesi ve ekonomik önlemlerin
geliştirilmesinin yeterli olacağını
düşünüyorum. Türkiye'de merkeziyetçi
yönetimin bütün hastalıklarını içeren
bir devlet yapısı var.
Cumhuriyet tarihinin bu trajik dönemi
dönüşü olmayan şekilde kesin olarak sona
erdiğinde, bölgesel
ekonomik-sosyal-kültürel alanlarda yeni
idari yapılanma modelleri de kaçınılmaz
olacaktır.
8- AŞIRI DUYGULAR KONTROL EDİLMELİ
Gerçekçilik, aşırı ulusalcı ve etnik
milliyetçilik duygularının kontrol
edilmesi, kamuoyunu ikna etmek,
dayatmacı olmamak, empati yapmak.
9- BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLER AVRUPA GİBİ
GENİŞLETİLMELİ
Türkiye'nin ulusal ve toprak bütünlüğü;
demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti
ilkeleri; bireysel özgürlüklerin Avrupa
ölçütünde genişletilmesi modelin ana
parametreleridir.
10- HERKESİN GÖREVİ KAN AKMASINI
DURDURMAK
1984'ten bu yana çok değerli yıllarımız
tarihimizde kayıp yıllar olurken
Yunanistan gibi komşu ülkeler adeta çağ
atladılar. Kökenimiz ne olursa olsun, bu
topraklar üzerinde yaşayan herkesin
başlıca görevi, kan akmasını durdurmak;
gelecek kuşaklara güçlü, müreffeh, barış
içinde el ele yaşanan bir ülkenin
bugünden temellerini atmak olmalıdır.
--------------------------------------------------------------------------------
PKK adına en sorumsuz beyanı veren
DTP'li Aysel Tuğluk;
"En başından beri söylüyorum; nihai
çözüm anayasaldır" diyen Tuğluk mevcut
Anayasa'nın Türkleri de yüceltmediği
görüşünde.
AF, EN SON ADIM OLMALI VE HERKESİ
KAPSAMALI
AYSEL TUĞLUK (DTP Diyarbakır
Milletvekili)
1- ÇÖZÜM EKSENİ OLUŞMADAN SİLAH
BIRAKMAZLAR
Diyalog! Bunu DTP ile mi yaparlar,
Öcalan'la mı, bilemem ama -ki bana göre
en gerçekçi olanı Öcalan ile olmasıdır.
bir diyalog mekanizması oluşturulmalı.
Kürt meselesi olanca ağırlığıyla
sürüyorken, siyasi ve hukuki zemin çözüm
eksenli oluşturulmamışken, binlerce
insanın gelip silah bırakmasını beklemek
hayalcilik olur. Çözüm süreci işlemeli,
sosyal-siyasal hayata katılımın önü
açılmalıdır.
2- ÖNCE AF TARTIŞILIRSA TIKANMALARA
NEDEN OLUR
Af, Kürt meselesinde en son ele alınması
gereken bir konudur. En başta
tartışılırsa sıkıntılar ve tıkanmalara
neden olur. Af konusu artık Kürtlerde de
ciddi bir tepkiye yol açıyor. Zira,
acıların, kayıpların, şiddetin her
türlüsüne Kürtler de maruz kaldı. Bu
affediş karşılıklı olacaktır!
Unutmayalım 17 bin faili meçhul cinayet
bu ülkede bu topraklarda işlendi. O
nedenle af yerine toplumsal barış yasası
denmesinden yanayım. Eğer çözüm aşama
aşama geliştirilir ve en son adım olarak
af atılacaksa, herkesi kapsamalı.
3- DTP İLE AKP, NEYİ,NE KADAR YAPABİLİR,
GÜÇ GETİREBİLİR
Öcalan, Kürt tarafında hem siyaseten
önemli bir aktör hem de halk nezdinde
ciddi bir lider olarak kabul ediliyor.
Bu objektif bir durum. Bu gerçeğin
değişme olasılığı yok. Aksine, her geçen
zaman kendisine olan bağlılık ve
beklenti artmaktadır. Çözüm sürecinde
bize göre belirleyici konumdadır. Ve bu
asla bir dayatma değildir. Varolan somut
gerçeği işaret ediyoruz. Kürt meselesi o
kadar karmaşık ve kaotik bir hale
getirildi ki, gerçekten de bu meseleye
tam anlamıyla hâkim olabilecek biri ya
da bir güç olmazsa işin içinden
çıkamayız. DTP, bu çok çıkarlı-çok
denklemli, küresel siyasetin bölge
zeminindeki bu en müthiş (sorun olarak)
kozu ve unsuru durumundaki realitesi
karşısında neyi ne kadar yapabilir veya
güç getirebilir? Bir ortam
hazırlayabiliriz elbet, ama bizi aşacak
çok şey çıkar. Ya da AKP bu haliyle işin
üstesinden nasıl gelebilir? Öcalan
olgusu bu açıdan değerlendirilmelidir
diye düşünmekteyim.
4- SIKIŞTIRDIĞINIZ KEDİ BİLE TIRMALAR
Herkes bunu önkoşul olarak dayattığımızı
söylüyor. Oysa ölümlerin bitmesi ve bir
çözüm atmosferinin oluşması için bunu
talep ediyoruz. Bir kediyi bile köşeye
sıkıştırırsanız, sizi tırmalar o can
havliyle! PKK bir eylemsizlik kararı
almış ve büyük oranda buna uyuyor.
Ancak, operasyon gelişince kendi
savunmasını almak durumunda kalıyor. Bu
böyle sürünce kimse barış olacağına
inanmaz. Olmaz da! Provokasyonları
çatışmasızlık ortamında önleyebiliriz
ancak.
5- TARTIŞARAK, ANLAYARAK BİR UZLAŞI
YARATABİLİRİZ
Bu sorunuzu daha objektif algılayarak
yanıtlayayım: Çatışmaların bitirilmesi
için bana göre de iç ve dış konjonktür
hiç bu kadar uygun olmamıştı.
Bu savaş birkaç büyük silah sermayesi
dışında kimsenin çıkarına değil artık.
İnsanlar da, siyaset de, çağ ve koşullar
da savaşı kabul etmiyor. Demokratik
yöntem ve diyalog galebe çaldı! Herkes
kendisini çözüm sürecine hazırlamalıdır.
Kürt meselesinde yeni bir dönemece
girdik. Tartışarak, konuşarak,
birbirimizi anlayarak bir uzlaşıyı
yaratacağımıza inanıyorum.
6- KÜRTLER VARLIKLARINA HUKUKSAL GÜVENCE
İSTİYOR
Bütün bu kavga bunun için zaten!
Anayasal vatandaşlık hukuku hâkim
kılınır ve özgürlüklerin alanı
genişletilirse, -ki bu yeni ve
demokratik bir anayasa ile olmalıdır-
meseleye büyük oranda çözüm bulmuş
olacağız. Yani, siyasi partiler ve seçim
yasasından tutun da anadilde eğitim ve
basın yayın özgürlüğüne kadar, bireysel
haklardan kültürel haklara kadar
çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü bir
anayasaya ülke olarak ihtiyacımız var.
Yerel yönetim reformunu (Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartnamesi
çerçevesinde) ayrıca çok önemsediğimizi
de belirtmek isterim. Bilinmeli ki
Kürtler tüm halklar gibi varlıklarına
saygı ve bunun hukuksal güvencelerini
istiyorlar. Bundan milim geriye
gitmeyeceklerdir.
7- BÖLGEYE ÖZEL PROGRAM VE POZİTİF
AYRIMCILIK
Bölge ekonomik ve sosyal rehabilitasyon
programları eşliğinde özel olarak ele
alınmalıdır. Pozitif ayrımcılık
uygulanmalı.
8- ÖCALAN'IN KOŞULLARINDA RAHATLATMAYA
GİDİLMELİ
Ölümcül tecridin kaldırılarak Öcalan'ın
koşullarında öncelikle ciddi bir
rahatlatmaya gidilmesi.
9- ANAYASAL ZEMİNDE SOMUT DEĞİŞİKLİKLER
OLMALI
Anayasal zeminde -demokratik, politik ve
kültürel- somut değişiklikler, herkesin
-Öcalan ve tüm PKK'lıların- sosyal ve
siyasi hayata katılımı, ki bu "toplumsal
barış yasası"na tekabül eder; bir de en
önce diyalog mutlaka olmalı.
10- KARŞILIKLI ÖZELEŞTİRİYLE YENİ DÖNEM
BAŞLATABİLİRİZ
Bakan Atalay'ın açıklamalarını
önemsiyorum. Önce yöntem ve üslupta bir
ortaklığımız olmalıdır. Acılar,
sorumluluklar, sorunlar hatta çıkarlar
ortaktır.
Bin yıllık tarihimizi Türk-Kürt
ilişkilerini demokratik, adil ve
stratejik boyuta taşıyarak sarsılmaz
kılabiliriz. Karşılıklı bir özeleştiri
ve politik olgunlukla yepyeni bir dönem
başlatabiliriz. Tıpkı Mevlana'nın dediği
gibi;
...Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait, yeni şeyler
söylemek lazım.
DİSK Lideri Çelebi, özellikle altını
çiziyor: "Demokrasi bir bütündür. Biz en
geniş hak ve özgürlükleri bu toprakların
ü;zerinde yaşayan herkes için
istiyoruz."
--------------------------------------------------------------------------------
ÇÖZÜM: 'TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞLIĞI'
SÜLEYMAN ÇELEBİ (DİSK Genel Başkanı)
1- SİLAHLARI SUSTURACAK YÖNTEMLER
REDDEDİLMEMELİ
Kimsenin ağzına barışı almadığı,
korkunun hâkim olduğu 1994 yılında
yapılan DİSK 9. Genel Kurulu'nda
"Sorunun her türlü yasak, korku,
yıldırma ve kısıtlamadan uzak biçimde
tartışılmasını zorunlu gördüğümüzü"
belirtmiştik. Bugün de aynı noktadayız.
Yüzü barışa dönük olan, silahların
susmasını sağlayacak hiçbir yöntem
reddedilmemelidir. Kürt sorunu yeteri
kadar belirgindir; demokratik, siyasi
bir kararlılık ve toplumsal mutabakat
bizce yeterlidir.
2- DÖNECEK İNSANLARIN TOPLUMA
KAZANDIRILMASI GEREKİR
Biz DİSK olarak özellikle 12 Eylül
sonrasındaki tüm hukuksuz,
antidemokratik yargılamaların
sonuçlarının ortadan kaldırılması için
bir genel af çağrısını dile getirmiştik.
Fakat sorun dağdan indirmekten ibaret
değildir; dönüşü sağlanan insanların
topluma kazandırılmaları da gerekir. Bu
nedenle gerekli yasal ve sosyal
düzenlemeler de yapılmalıdır.
3- KİŞİLERE İLİŞKİN KARARLARDA TOPLUMSAL
UZLAŞMA ŞART
Belirli kişilere ilişkin kararlar ancak
üzerinde büyük bir toplumsal uzlaşma
sağlanırsa alınabilir. Zaman içerisinde
bu konuda da uzlaşmaya varılabilir. Bunu
hep birlikte göreceğiz.
4- TÜRKİYE'NİN YENİ TABUTLAR GÖRMEYE
TAHAMMÜLÜ YOK
Eğer niyetimiz üzüm yemekse, yüzü barışa
dönük olan bu atmosfer iyi
değerlendirilmelidir. Türkiye'nin artık
yeni genç tabutlar görmeye tahammülü
kalmamıştır. Ne bir damla kan akmalı ne
de bir damla gözyaşı.
5- 'DENEDİK AMA OLMADI' SONUCU ORTAYA
ÇIKMAMALI
Demokratik ve barışçıl bir çözümün
sağlanması konusunda bugüne kadar
yakalayamadığımız bir fırsattır bu.
Böyle bir aşamada en tehlikeli şey
"Denedik ama olmadı" sonucunun ortaya
çıkma riskidir. Bu ihtimali düşünmek
bile istemiyorum.
6- TARTIŞMAYI ÖNLEYEN YASAL VE İDARİ
ENGELLER KALKMALI
Birinci ihtiyaç insan haklarını,
özgürlükleri geliştirecek sivil ve
demokratik bir anayasayadır. DİSK olarak
biz anayasa teklifimizi kamuoyuna
sunduk. Herkesin dilini, kültürünü,
inancını özgürce yaşayabileceği "Türkiye
Cumhuriyeti Yurttaşlığı" çözüm için
temeldir. Sorunun çözüm yollarının bütün
boyutlarıyla sınırsızca tartışılmasını
önleyen yasal ve idari engeller
kaldırılmalıdır. İlk önemli adımlar
bunlardır.
7- YERİNDEN YÖNETİM İLKESİ HAYATA
GEÇİRİLMELİ
Genel siyasi af dahil, devletin sorunun
demokratik çözümünde kararlılık
göstermesi, bölge halkının eşit
yurttaşlar olarak sosyal hizmetlerden,
istihdam ve yatırım olanaklarından
yararlanmasının sağlanması çözümün önünü
açacaktır. Bir arada yaşama kültürünün
sağlamlaşması, bölgesel eşitsizliklerin
kamu eliyle giderilmesi için kararlı bir
"bölgesel kalkınma planı" uygulanmasına;
insanların kendi yaşamları ile ilgili
kararları kendilerinin alabilmesinin
önünü açan "yerinden yönetim ilkesi"nin
yaşam bulmasına da bağlıdır.
8- SİLAH ELDEYKEN KONUŞULAN DİL ARTIK
İFLAS ETTİ
Toplumsal mutabakat yasak ve korkulara
hitap eden "geri" noktalarda değil,
süreci geliştirecek daha cesaretli ve
ileri noktalarda sağlanmalı. Karşılıklı
hassasiyetler elbette dikkate
alınmalıdır, fakat bunun süreci
suiistimal etmesine de olanak
tanınmamalıdır.
Bugün geldiğimiz noktada şunu
görmeliyiz; silah temel alan politikalar
gibi silah eldeyken konuşulan dil de
artık iflas etmiştir. Çözüm içerideki
dinamiklerdedir. Halkı bu süreçten
dışlayarak kalıcı bir çözüm üretmek
olanaksızdır. Kimse bundan siyasi çıkar
beklememelidir.
9- ÇÖZÜM OLACAKSA HERKES KÜLTÜRÜNÜ
ÖĞRENEBİLMELİ
Tabii ki toprak bütünlüğümüz ve
cumhuriyetimizin demokratik, laik,
sosyal bir hukuk devleti olma ilkeleri
kesinlikle tartışma konusu
yapılmamalıdır. Bununla birlikte
toplumda barış olmadıkça demokrasiye,
demokrasi olmadıkça barışa
ulaşılamayacağı gerçeğinden hareket
edilmelidir.
Bir çözüm olacaksa elbette herkesin,
dilini, kültürünü özgürce öğrenebilmesi
ve kullanabilmesi, geliştirmesi için bu
olanakların sağlanması da esastır.
10- SÜRECE KATKILAR SAĞLAYAN MEDYAYA
TEŞEKKÜR EDERİM
Eşitlikçi ve özgürlükçü bir Türkiye
için, Kürdüyle Türküyle, Çerkezi,
Gürcüsü, Ermenisi, yaşlısı, genci,
kadını ve erkeğiyle bütün emekçiler ve
böyle bir Türkiye'yi özleyen herkes,
demokratik haklar ve özgürlükler
mücadelesini, neoliberal saldırının
yarattığı tahribata karşı sosyal haklar
mücadelesiyle birleştirmek için gayret
sarf etmelidirler.
Bu konuları tartışarak sürece önemli
katkılar sağlayan bütün medya
çalışanlarına teşekkür ediyorum.