Latife Hanım, despot tavrıyla
Atatürk'e hayatını zindana çeviren bir kadın olarak gösterildi,
peki gerçekte öyle miydi? Atatürk Latife hanımı neden "şeri"
kurallara göre boşadı?
Geçtiğimiz yıl, Mustafa Kemal Atatürk’ün eski eşi Latife
Hanım’ın 30. ölüm yıldönümüydü ve bütün yıl Latife Hanım
tartışmalarıyla geçti. Ancak tartışılan, Latife Hanım’ın
ölümünün yankıları filan değil, önce bir banka kasasına,
arkasından Türk Tarih Kurumu’na (TTK) emanet edilen evrak-ı
metrûkesi’nin akibetiydi.
Üzerinden 30 yıl geçtiği için, mahkeme tarafından bu belgelerin
üzerine konulan yasak kalkmıştı ve belgeleri okuyan birkaç
kişiden biri olan Prof. Dr. Reşat Kaynar’ın ifadesiyle söz
konusu belgeler, "Cumhuriyet tarihinin yeniden gözden
geçirilmesini gerektirecek" önemdeydi. Zaten kıyamet de bundan
kopmuştu. Bazıları, muhtemelen Mustafa Kemal’in hatırasının
rencide edilebileceği endişesiyle, bu belgelerin kamuya
açılmasına şiddetle direniyordu. Bazıları da, Latife Hanım’ın
Atatürk’ten ayrıldıktan sonra tek kelime bile konuşmadığını
hatırlatarak, böyle bir endişenin yersizliğini dile getiriyordu.
Netice itibariyle Latife Hanım’dan kalan belgeler TTK’nın
deposunda kaderine terk edildi bir kez daha.
Peki ama Latife Hanım hakikaten ürkülecek birisi miydi, çok
sevdiği Mustafa Kemal’in aleyhine bir şeyler söyler miydi?
Bugüne kadar bize anlatılan Latife
Hanım portresi, bu konuda pek fazla ipucu vermiyordu ne yazık
ki. Mustafa Kemal’e hayatı zindan eden, mendebur, hoyrat ve
hatta despot bir Latife Hanım imgesi çizilmişti zihinlerimize.
Gazeteci İpek Çalışlar’ın yerli ve yabancı kaynakları tarayarak
yaptığı araştırma, durumun hiç de bize anlatıldığı gibi
olmadığını koyuyor ortaya. Okudukça şaşırıyor, resmi tarihimizin
bizden bu tür hakikatleri neden gizlediğine hayıflanmadan
edemiyorsunuz.
Bilinenden veya anlatılandan çok farklı bir Latife Hanım
portresi çiziyorsunuz. Çizdiğiniz portrede Latife Hanım, mağrur
ve feminist bir kadın olarak görülüyor. Kadın haklarının
gelişmesi için bir politikacı gibi çalışıyor. Sizi böyle bir
Latife Hanım portresine götüren ipuçları neler oldu?
- Mustafa Kemal Paşa’ya, "Milletvekili olmak istiyorum" diyen
bir Latife Hanım’la karşılaşınca "vay canına!" dedim. Biz
kadınlar bugün Millet Meclisi’nde yüzde 4.4’le temsil edilirken,
bu kadın 83 yıl önce milletvekili olmak istemiş, üstelik de
kadınlar daha siyasi haklarını elde etmemişken. Latife Hanım’ın
dile getirdiği bu talep beni kışkırttı. Latife Hanım’ın sır
kutusunu açacak anahtarı bulmuştum. Onunla ilgili olumsuz
yaklaşımları terazinin bir kefesine koydum. Bir yana da bu sözü.
Latife Hanım ağır bastı. Bulmacanın eksik parçası ortaya
çıkmıştı. Benden önce de gazeteci arkadaşlarım Latife Hanım’ın
yaşamının karanlık noktalarını deşmeye çalışmışlardı. Ama benim
kafamda bir tez vardı; bu tez kadın haklarını savunan bir Latife
Hanım’dı. Onun önemli bir kadın olduğunu fark etmiştim. Dönemi
okumaya, Latife Hanım’a ait satırları biriktirmeye başladım.
Hangi kaynaklardan ve nasıl?
- Bir gazeteci için en iyi kaynak nedir? Tabii ki gazeteler.
Eski Türkçe kursuna gitmiştim. Eski yazı gazeteleri taramak o
kadar kolay değilmiş. Dostlarımdan yardım aldım. Bu arada dünya
basınına yöneldim. Amerikan ve İngiliz basınına internet
ortamında kolaylıkla ulaşılabileceğimi fark ettim. Önüme
haberler birer ikişer düşmeye başlayınca heyecandan ölecektim.
Latife Hanım dünya basını tarafından büyük bir dikkatle
izlenmiş, kadın hakları savunucusu ve sufrajet sıfatlarıyla
anılmıştı. Şaşırtıcıydı. 2005 yılı başında Latife Hanım’ın
belgeleri açılsın mı açılmasın mı tartışması başladığında ben
araştırmamı yarılamıştım.
LATİFE HANIM’A SALDIRMAK OLAĞAN
"Latife Hanım, Mustafa Kemal’in başına gelmiş bir kaza değildi"
diyorsunuz. "Bir kaza" gibi yansıtılmasının sebebi ne sizce?
- Türkiye tarihinde Latife Hanım kadar ağır saldırıya uğramış
bir başka kadın acaba var mı? Atatürk’ün heykellerine
saldıranlara meczup deniyor ya da suçlu diye hapse atılıyor, ama
onun bir dönem en yakınında bulunmuş, yaşamını paylaşmış Latife
Hanım’a saldırmak neredeyse olağan kabul ediliyor. Latife Hanım,
Mustafa Kemal Paşa ile evliyken yıldız muamelesi görmüş. Onun
meziyetlerini anlata anlata bitiremeyen insanlar, yıllar içinde
180 derece dönmüşler ve haşin, kocasına eziyet eden, şımarık,
döşemeye topuk vuran bir kadından söz etmeye başlamışlar. Latife
Hanım, muhakemesi mükemmel, birikimi sağlam, her konuda fikri
olan bir kadın. Sekiz dil biliyor, hukuk okumuş, dünyayı
tanıyor. Mustafa Kemal Paşa’dan korkularından Latife Hanım’a
tahammül edenler, yıllar geçtikçe eteklerindeki taşları
dökmüşler, onu Mustafa Kemal Paşa’nın başına gelmiş bir kaza
gibi göstermeyi başarmışlar.
Feminist bir kimlik sergileyen Latife Hanım, Falih Rıfkı Atay’ın
ifadesiyle, "Kadın anlayışında pek Garplı olmayan" Mustafa
Kemal’i rahatsız etmiş olabilir mi?
- Feminist bir kadın yanındaki erkeği muhakkak rahatsız eder. Bu
bir eşitlik kavgası çünkü. Çankaya’da yürütülen bir eşitlik
kavgası tabii ki huzursuzluk çıkartır. Boşanmalarının ardından,
"Latife Hanım’ın feminist tavırları mı acaba kocasını rahatsız
etti" sorusu dünya basını tarafından sorulmuş. Ama ben Mustafa
Kemal Paşa’nın, Latife Hanım’ın feminist tavırlarından başından
beri keyif ve ilham aldığını düşünüyorum. Mesela, milletvekili
olmak isteğine olumlu bakmıyor ama, "Bak Latife, sana da oy
vermişler" diyerek ikili bir tutum sergiliyor. Latife Hanım’ın
feminist tavırlarından esas rahatsız olanlar, daha ziyade diğer
erkekler.
EVLİ KALSA ATATÜRK DAHA UZUN YAŞARDI
Latife Hanım, Mustafa Kemal’le ve Mustafa Kemal’in yakın
çevresiyle zaman zaman iktidar mücadelesine mi giriyor?
Boşanmalarının ardından geçmişe yönelik tarihin "yeniden"
yazılmasının sebebi bu mu?
- Latife Hanım’ın Mustafa Kemal’in yakın çevresiyle bir iktidar
mücadelesine girdiği yorumu doğru. Çankaya’da yaşıyor. İktidarın
merkezinde. Yanlış bildiğine itiraz ediyor, doğru bulduğunu
savunuyor. Mustafa Kemal evlilik süresince gizli belgelerini ona
saklatmış. Yani herkesin içini dışını biliyor. Boşanınca sanırım
bu yüzden tehlikeli bir kadın olarak algılanıyor. Ya konuşursa
korkusuyla onu önemsiz kılmaya, sözünü değersiz kılmaya
çalışıyorlar. Latife Hanım ise herkesin bu korkusuyla sanki
eğleniyor. Tenezzül edip kimse aleyhinde bir şey söylemiyor.
Gazeteci kabul etmiyor.
Eğer boşanmasalardı, Mustafa Kemal’in daha düzenli bir hayatının
olacağına, içki, sigara ve kahve konusunda Latife Hanım’ın
"yasakları"nın işe yaracağına dair kanaatler var. Siz bu
kanaatleri paylaşıyor musunuz?
- Sigara ve kahveden ziyade gece sofrasıydı sanırım yıpratıcı
olan. Latife Hanım’ın yasakları Mustafa Kemal’i bunaltmış. Zaten
pek de işe yaramamış. Ancak Latife Hanım evde düzenli bir yaşam
kurulmasını sağlıyor. Çankaya’yı protokol kurallarıyla yönetilen
bir cumhurbaşkanlığı köşküne çeviriyor. Onun Çankaya’dan gitmesi
bir anlamda Mustafa Kemal’in düzeninin bozulması, sağlıksız bir
yaşamın egemen olması anlamına geliyor. Çok erken aramızdan
ayrılan Atatürk, belki de Latife Hanım’la birlikte daha uzun
yaşardı. Herkes bu konuda birleşiyor.
MODERN EVLİLİK ALATURKA BOŞANMA
Boşanmalarının ardından, Mustafa Kemal’in engelleme çabalarına
rağmen, yakın çevrenin Latife Hanım hakkında karalama kampanyası
başlatmasının ve bunda da başarılı olmasının arkasında ne
yatıyor sizce?
- Latife Hanım, her şeye hakim olan tavırlarıyla ortadan
kaybolunca Çankaya sofrasına katılanlar bir oh çekmiş olmalılar.
Ancak seslerini çıkarmaya başlamak için yıllarca beklemişler.
Boşanmalarının ardından Latife Hanım’a bence uzun süre
saygısızlık edilmemiş. Karalama kampanyası 1950’lerde başlıyor.
Latife Hanım, 1925 yılında sahneden çekilmiş bir kadın. Geçmiş
günlerdeki pırıltısı unutulup gittiği için bu karalama
kampanyası ikna edici oluyor. Ancak tuhaf olan şu: Latife Hanım
bir türlü unutulmuyor. Yeniden çizilen karakteri ile aramızda
yaşamaya devam ediyor. Yani önemli birisi olduğu gerçeği
değiştirilememiş. Halbuki bu topu topu iki buçuk yıllık bir
evlilik. Ondan sonra Latife Hanım görünmez bir kadın olmuş.
Mustafa Kemal ile Latife Hanım, o döneme göre hayli modern bir
evlilik yapıyorlar ama boşanma şeri kurallara göre oluyor. Yani
Mustafa Kemal, "Boşadım" diyor ve bu yetiyor.
- Ablası Vecihe Hanım’ın deyişiyle "alaturka bir boşanma." Harıl
harıl Medeni Kanun çevrisi yapılıyor, gazetelerde haberleri
yayımlanıyor ama Mustafa Kemal eski usul boşanıyor. Anlaşılan
çok öfkelenmiş, imajını pek düşünmüyor. Halbuki, dünya basını
epey çalkalanmış. Medeni Kanun henüz çıkmadığı için biçim olarak
kanuna aykırı bir durum yok. Yalnız yine de unutmayalım, boşanma
bildirisinde karşılıklı ayrılmaya karar verdiklerinden söz
ediliyor. Yani tek taraflı bir boşanma gibi algılanmaması için
çaba harcamış Mustafa Kemal.
TOPAL OSMAN ÇANKAYA’YI KUŞATINCA LATİFE HANIM, MUSTAFA KEMAL’İN
KILIĞINA GİRDİ
Beklenen oldu. Topal Osman çetesi Çankaya’yı kuşattı. Latife’nin
kız kardeşi Vecihe de oradaydı. Vecihe İlmen yıllar sonra bir
dost meclisinde o gün yaşadıklarını anlatmıştı. Bu anlatım Topal
Osman olayının bilinmeyen bir yönünü gün ışığına çıkartıyor:
"Milli Mücadele’nin lideri tehdit altındaydı. Kısa bir tartışma
yaşandı. Önemli olan Mustafa Kemal Paşa’nın yaşamıydı. Ona bir
şey olursa zaten hiçbiri hayatta kalamazdı. Dışarıdakilerle
pazarlık başladı. Adet olduğu üzere, ’Kadınlar ve çocuklar önden
çıksın’ dediler. Plan şuydu: Mustafa Kemal Paşa kılık
değiştirerek kadınlar ve çocuklarla birlikte dışarı çıkacaktı.
Fakat evin içinde de birilerinin kalması gerekiyordu. Latife
muhafızlarla birlikte evde kalmaktan yanaydı. ’Ben onları
oyalarım’ diyordu. Mustafa Kemal Paşa önce şiddetle itiraz etti.
Ancak Latife’nin inadını bilirdi. Vecihe bir çarşaf buldu
getirdi. Mustafa Kemal çarşafı giydi, baldızı Vecihe ve
hizmetkár kadınlarla birlikte dışarı çıktı.
Latife de bu arada onun kalpağını kafasına takmıştı. Erlerden
birine, ’Mutfaktaki portakal sandıklarını getir’ dedi.
Sandıkları pencerelerin önüne dizdiler. Evde ışıklar yanıyor ve
bahçeden bakıldığında içerdekiler fark ediliyordu. Boyunun
kısalığı dışarıdan fark edilmemeliydi. Latife, portakal
sandıkları üzerinde bir ileri bir geri yürüyor, dışarıdan gelen
habercilerle iletilen mesajları evde Mustafa Kemal varmış gibi
alıp cevap veriyordu. Ölüm tehdidi altında çeteyi oyalamayı
sürdürüyordu. O sırada Mustafa Kemal, Topal Osman’a karşı
yürütülecek harekátı planlıyordu. Sonunda Topal Osman’ın
adamları eve kurşun yağdırmaya başladılar. Ardından eve
girdiler. Mustafa Kemal’in gittiğini anlayınca çılgına dönüp ne
buldularsa parçaladılar. Onların aradığı Mustafa Kemal’di. Ama
ellerinden kaçırmışlardı. O sırada Topal Osman çetesi muhafız
taburu tarafından sarıldı. Latife’ye zarar vermeye zamanları
kalmamıştı."
TARİH KİTAPLARINDA OLMAYAN SUİKASTTA LATİFE YARALANIYOR
Güle oynaya gittikleri İzmir’de Latife ile Mustafa Kemal ölümün
eşiğinden döndüler. Resmi tarihe ve dönem anılarına yansımayan
bir suikast girişimiyle yüz yüze kaldılar. Dünya basınının "el
bombasıyla Türkiye cumhurbaşkanına suikast girişimi" olarak
sunduğu ilk haber, 7 Ocak’ta Kanada’da da Toronto Daily Star’ın
üçüncü sayfasında çıktı. Haber, "Mustafa Kemal’e isabet etmeyen
bomba karısını yaraladı" başlığıyla verilmişti. 8 Ocak tarihli
New York Times gazetesinin birinci sayfasında "Mustafa Kemal
Paşa kurtuldu, atılan bombayla karısı yaralandı" haberi yer
aldı. 8 Ocak tarihli Chicago Tribun’e göre saldırgan Mustafa
Kemal ile Latife’nin kaldığı eve gitmiş, Paşa’yla görüşmek
istemişti. Kimliği bilinmeyen adamı önce Bayan Kemal kabul
etmiş, adam eşini görmek için ısrar edince cumhurbaşkanı gelmiş
ve adam ona bomba atmıştı.
CENAZESİ DE YALNIZDI
Latife Hanım 13 Temmuz günü (1975) Teşvikiye Camii’nden
uğurlandı. Cenaze için devlet töreni yapılmadı. İstanbul Valisi
Namık Kemal Şentürk’ü aile İzmir’den tanıyordu. Şentürk
yetkisini kullanarak kara, hava ve deniz birliklerinden oluşan
bir şeref kıtası gelmesini sağladı. Son dakikada bir bayrak
olmadığı fark edildi. Cenazeye katılanlardan Gültekin Ağaoğlu,
"Tabut üzerine bir Türk bayrağı bile konmamıştı. Ablalarımla
birlikte ısrar ettik, bir bayrak bulunup üstüne örtülmesini
sağladık" diyor. Gerçekten de son dakikada bulunan bir bayrak
Latife Hanım’ın naaşının üzerine örtüldü. Anlaşıldığı kadarıyla
bayrağın örtülmesi için çaba gösterenlerden biri de Vali
Şentürk’tü.
Kaynak: Sefa Kaplan/Hürriyet