.Mayın kurbanları için bir rehabilitasyon
merkezimiz bile yok

75 yıl sonra da bitmiyor. Ottowa Sözleşmesi yükümlülükleri
çerçevesinde Türkiye'de mayın temizliği hareketi
diyebileceğimiz bir hareket yok. Bir program yok.
Bir takvim yok. Tamam, Türkiye-Suriye sınırı temizlendi.
Irak ne olacak? İran ne olacak? Ermenistan sınırı ne olacak?
Sınırı olmayan bölgelerdeki mayınların temizliği ne olacak?
İran ile bir anlaşma yapsak da İran sınırını da temizlesek!
Ermenistan ile bir ticari anlaşma yapsak da öyle temizlesek!
Bu iş böyle olmaz. Ayrıca bilgi alabileceğimiz bir muhatap
da yok bu konuda.
Görünüşte Maliye Bakanlığı muhatap...
2003'teki GAP çalışma biriminin içerisinde Maliye, Köy
işleri, Tarım Orman, İçişleri bakanlıkları ve Genelkurmay
vardı. Türkiye henüz BM'ye raporunu vermemişti. Bütün bu
bakanlıklara raporda yer alması gereken bilgileri sormuştum.
Bana Maliye'den gelen cevap şöyleydi: Bu konu ile ilgili
bakanlığımızın hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Ama GAP
çalışma koordinasyon grubu içerisinde görünüyor bu bakanlık.
Tarım ve Köyişleri'nden de böyle bir cevap geldi.
Genelkurmay da cevap vermemiştir...
Cevap verdi ama içerisinde bilgi yoktu. Mesela o dönem
sormuştum nerede ne kadar mayın var diye. Cevap şöyleydi:
Gerekli yerlerde, gerekli miktarda mayın bulunur. Oysa bu
bilgiler her yıl BM'ye veriliyor. Bunlar kamuoyu ile
paylaşılması gereken bilgiler. Yani oturup BM sayfalarında
dolanmaktan, konferanslarda heyetlerden bilgi toplamaktan
daha doğru, daha net resmi bilgilere ulaşmış olur insanlar.
Mayından etkilenen bütün ülkelerde ulusal mayın eylem
merkezleri bulunuyor. Burada ilgili bakanlıkların
temsilcileri oluyor. Bu merkez yasayla kurulduğu için a
hükümeti gidip b hükümeti gelince bu çalışma durmuyor. Devam
ediyor.
Ne yapıyor?
Mayının temizlenmesinden mayın kurbanlarına kadar o geniş
yelpazede ne yapılması gerekiyorsa her şeyi programlıyor,
takvimliyor, uyguluyor. Bizde de böyle bir kurum olmalı.
Türkiye 2006 yılında verdiği raporda dedi ki ulusal eylem
merkezi için de çalışmalar başlatılacak. Ama hâlâ yok
ortada. Muhatap bulamadığımız için biz bu alanda
çalıştığımız halde bilgi almak konusunda korkunç
zorlanıyoruz.
Mayın kurbanları için ne yapılıyor?
Mayın kurbanlarının gidip bilgilenebilecekleri bir yer söz
konusu değil. Kurbanların içerisinde çocuklar var, gençler
var. Onların eğitim hayatları da orada sona eriyor. 2004'te
Nesim Öner diye bir çocukla tanışmıştım. Sekiz yıllık
eğitimin beş yılını tamamlamıştı. Mayından bir gözünü, bir
kolunu, diğer elinin bazı parmaklarını kaybetmişti. Bir yıl
okula ara verdi. Daha sonra Diyarbakır'daki körler okuluna
yönlendirilmişti. Ama o okulda kalabilmek için hayli
mücadele etmek zorunda kaldı. Bizim geçtiğimiz ay Batman'da
yaptığımız bir toplantıda ayakları tutmayan bir mayın
kurbanı geldi. Çocuk diyor ki okul servisi benim evimin
önünden geçmiyor. Beni almak istemiyor. Bu insanlar kendi
çabaları ile zorlayarak eğitimlerini devam ettiriyor. Bir
sürü insan da zorlamıyor. Çocukken olmuş olay. Okula gitmek
istemiyor, arkadaşlarına öyle görünmek, alay edilmek
istenmediği için. Büyük bir travma. Ve hiçbiri psikolojik
yardım almış değiller. Ne kendileri ne de aileleri.
Bir rehabilitasyon merkezimiz bile yok öyle mi?
Yok. Mayınlı bölgelerdeki illerde fizikî, psikolojik, tam
teşekküllü hizmet alabileceği rehabilitasyon merkezi yok. Bu
işi başından sonuna kadar götüren GATA var. Ancak buraya
sivillerin ulaşımı çok zor. Bir başka sorun bu insanların
istihdamı. Diyelim ki kaçakçılık döneminde üç kuruş para
için sınırı geçmiş, mayın patlaması olmuş, bacaklarını
kaybetmiş, ailenin maddi durumunu birazcık iyileştireyim
derken hepten aileye yük olarak kalmış insanlar.
Bunların rakamları var mı?
Bu rakamlar da yok. Çünkü böyle bir data tutulmuyor. Böyle
bir veritabanı yok. Resmî yetkililer diyor ki sayıları en
fazla 3 bindir. Yereldeki yetkililer diyor ki on binlerce
insan. Arada üç misli fark var. 1950'lerden beri düşünürsek
10 bin çok uzak bir rakam gibi görünmüyor. Ve fotoğraf da
yok bu konuda. Biz dedik ki bir buçuk yıl önce, bir
araştırma başlatalım. Üç ilde tek tek muhtarlıklarla
görüşerek köylerde, ilçelerde kaymakamlarla görüşerek bu
insanların dökümünü, neye ihtiyaç duyduklarını tespit etmeye
çalışalım. Araştırma temel olarak beş altı soruluk bir
şeydi. 'Adı soyadı, olay ne zaman meydana geldi? Sakatlık
derecesi? Neye ihtiyacı var? Tazminat aldı mı? Maaşı var
mı?' vs. Bu çalışmayı yapamadık.
Neden yapılamadı?
Siirt'te, araştırmacımız daha ilk gün, gittiği köyde
jandarma tarafından geri gönderildi. Genç bir öğrenci
arkadaştı. Biz de il değiştirdik. Diyarbakır, Mardin ve
Batman illerinde yaptık araştırmamızı. Türkiye'de her üç
günde bir yeni bir vaka yaşanıyor. Her gün yedi sekiz gazete
tarıyorum. Mayın olaylarını ayırıyorum. Ölü, yaralı, kimi
haberlerde isim, cinsiyet vs söz konusu oluyor. Kendim
excel'de bir data tutmaya çalışıyorum.
Hangi bölgelerimizde mayın var?
Türkiye'nin BM'ye verdiği rapora göre, mayın bulunan
bölgeler Ardahan, Batman, Diyarbakır, Doğubayazıt,
Gaziantep, Hakkari, İskenderun, Kağızman, Kars, Mardin,
Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli, Van. Mayın bulunduğundan
şüphe edilen yerler ise Batman, Bingöl, Bitlis, Mardin,
Tunceli, Şırnak, Siirt.
Mayın bitti diyelim. Ya misket bombaları?
Aynen kara mayınları gibi etki yapan yani sivillere ve
çocuklara yönelik tehlike yaratan bir başka tehlike ile
karşı karşıyayız. O da misket bombaları. Bu silahlara karşı
da sivil toplum kurumları tarafından bir kampanya
başlatıldı. Sivilleri misket bombalarının etkilerinden
korumak için çalışan, yaklaşık 250 sivil toplum kuruluşundan
oluşan Misket Bombası Koalisyonu devletlere bir çağrı yaptı.
2007 yılının Şubat ayında, hükümetler misket bombasının
yasaklanması için bir inisiyatif oluşturmak üzere Oslo'da
toplandılar. Kırk altı ülke Oslo Deklarasyonu'nu
desteklediğini açıkladı ve 2008 yılında, sivillere kabul
edilemez zararlar veren misket bombalarını yasaklayan, var
olan stokların yok edilmesi şartını getiren ve misket
bombalarından etkilenen sivillere yardım edilmesini ve
etkilenen alanların temizlenmesini öngören bir anlaşmanın
imzalanmasını sağlayacakları sözünü verdiler. 19-30 Mayıs
tarihleri arasında, İrlanda'nın başkenti Dublin'de yapılan
konferans, Misket Bombalarını Yasaklayan Uluslararası
Sözleşme ile sonuçlandı. Bu konferansa 128 ülke katıldı.
Misket bombası nasıl bir şey?
Büyük bir roket mermisi düşünün. İçinde çeşitli bölümler
var. Bu bölümlerde yüzlerce küçük bombacık var. Uçaktan veya
karadan fırlatılıyor. Havada iken paraşüt gibi açılıyor.
İçindeki o küçük bombacıklar düşmeye başlıyor. Yaklaşık bir
futbol sahasından daha büyük bir alan üzerine düşüyor.
Askerî bir hedefi vurmayı düşünseniz dahi alan çok geniş
olduğu için bu alana yakın sivil yerleşim birimleri de
etkileniyor. Ve çok küçük ve cazip şeyler olduğu için esas
olarak çocukların dikkatini çekiyor. Bunların bir kısmı
yerle temas ettiğinde patlıyor. Patlayanlar sivil-asker
ayrımı yapmadan hangi bölge ise insanların yaşamını sona
erdiriyor. Asıl tehlike patlamayanlar. Patlamayanları
çocuklar bulduklarında işte kurcalarken patlama meydana
geliyor. Veya siviller tarlasını ekerken sabanına, küreğine
bir yerine geliyor, patlıyor. Bunlar milyonlarca. Çünkü
atılan bombaların yüzde 25'inden fazlası patlamadan kalıyor.
Güney Lübnan'da 1 milyondan fazla patlamamış misket bombası
olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca çatışmalar, savaşlar sona
erdikten ve silahlar sustuktan sonra bile sivilleri
öldürmeye ve yaralamaya devam ederler. 2006'da Lübnan'da
ateşkes ilan edildikten sonra 6 ay içinde en az 200 sivil
patlamamış misket bombaları yüzünden öldü ya da yaralandı.
Misket bombaları da tıpkı kara mayınlarında olduğu gibi on
yıllarca etkin olarak kalırlar. Örneğin; ABD'nin Vietnam
Savaşı sırasında attığı misket bombaları nedeniyle, hâlâ her
yıl onlarca insan yaşamını yitiriyor.
Dünyada ne kadar misket bombası var?
Bugün 70'ten fazla ülkenin stoklarında kullanıma hazır
milyarlarca misket bombası bulunuyor. Bu milyarlarca misket
bombacığı kullanıldığı takdirde, kara mayını krizinden çok
daha kötü bir insani felakete yol açacaklardır.
Mücadele için ne yapılabilir?
Biz, hükümetin Dublin'de misket bombasını yasaklayan
anlaşmayı imzalaması için bir imza kampanyası başlatmıştık.
Kampanyamızı devam ettiriyoruz. Çünkü, Dublin'de ortaya
çıkan bu sözleşme aralık ayında Oslo'da devletlerin imzasına
açılacak. Şimdi talebimiz, Türkiye'nin aralık ayında Oslo'ya
gitmesi ve bu sözleşmeyi imzalaması. İmza kampanyasına
herkesi davet ediyoruz. İnternet sitemizden www.mayinsizbirturkiye.org
sayfasından imza metnimize ulaşabilir ve imzalarını
verebilirler. Sözleşmenin ortaya çıkışı sürecinde slogan
"Tarih yapın: Misket bombalarını yasaklayın" idi. Tarih
yapıldı, misket bombaları uluslararası sözleşme ile
yasaklandı. İmzalarımızla Türkiye'n in de sözleşmeyi
imzalamasını sağlayabiliriz, tarih yapabiliriz.
NURİYE AKMAN |