|
Meczuplar
kıyafetlerine dikkat etmezler, pejmürde bir hâlde gezinirlerdi. Bazısı
paraya önem vermezken bazısı da etraftan para toplamaktan çekinmezdi.
Hepsinin ayrı bir sembolü, kıyafeti, parola hâline gelmiş sözleri
bulunurdu. Meczuplar tuhaf hâl ve hareketlerinin yanı sıra sarf
ettikleri şifreli ve üstü kapalı sözleri ile halkın ilgisini çekmekte
idiler. Her konuştuklarında mutlaka bir mânâ gizli idi.
Meczup kelimesi cezbolunmuş,
çekilmiş, yüksek mertebeye ulaşmış kişi için kullanılır. Bu ilâhî
meczuplar irşâd kudretinden mahrumdurlar. Müritleri, dergâhları,
tarikatları yoktur. Kimseden para istemez, kimseden bir şey almazlardı,
alırlarsa bu kendileri için değil muhtaç durumda olan ihtiyaç sahibi
kimseler için alırlardı. Bazısı hiç konuşmaz, bazısı da konuştuğu zaman
söylediği sözün her kelimesinden derin mânâlar çıkardı. Tarih boyunca
İstanbul’da pek çok meczup yaşamıştır. Bunlardan en meşhurlarından
bazıları şu zatlardır :
Adam ol Mehmed Efendi
İstanbul’un tanınmış
meczuplarından biri olan Adam ol Mehmed Efendi yirminci yüzyılın
başlarında Beykoz’da yaşamıştır. Önüne gelene “Adam ol, adam ol!” diye
seslendiği için Adam ol Mehmed Efendi diye anılmıştır.
Aynalı Baba
Yirminci asırda yaşamış ilâhi
meczuplardandır. Rivayete göre göğsüne muhtelif büyüklükte aynalar asar
öyle gezermiş. Bu nedenle kendisine Aynalı Baba denilmiştir. Az konuşan
ama öz konuşan meczuplardan biri olan Aynalı Baba’nın kabri Topkapı Gezi
Parkında olup kayıptır.
Balıkçı Baba
Asıl adı Abdülcelil’dir.
Bitlis’te dünyaya geldi. İstanbul’a gelerek Eyüp Sultan semtine
yerleşti. Rivâyete göre yaz ve kış üstünde aba, başında keçe külâh,
yalınayak tekkeden çıkar, iskeleye iner ve tanıdığı bir balıkçının
kayığına binerek bir tek balık tuttuktan sonra karaya çıkarmış. Balıkçı
ise, onun ayağındaki bereket sebebiyle o gün kayığını silme balıkla
doldururmuş. Balıkçı Baba 1742 senesinde İstanbul’da vefat etmiş olup
kabri Eyüp’deki Hâtûniye Dergâhı hazîresinin üst kısmındadır.
Boynuzlu Divâne Ahmed Dede
Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde
bahsedilen ve Kasımpaşa’da yaşamış olan Divâne Ahmed Dede, tanıdığı
tanımadığı herkesin ismine bir “Çibo” ekleyerek selâmlarmış insanları.
Koynunda ve koltuğunun altında her cinsten boynuz bulunduran Divâne
Ahmed Dede’ye “Hani benim boynuzum Ahmed Dede?” diye takılanları tepeden
tırnağa süzdükten sonra kişiliğine göre bir boynuz çıkararak “Aha senin
boynuzun!” dermiş.
Düğümlü Baba
10. asırda yaşamış ilâhî
meczuplardan biri olan Düğümlü Baba, Amasralı olup asıl adı Mustafa’dır.
Bir ay kadar İbrahim Paşa Camii’nde imamlık yapmış, Nakşibendiyye
yolunda hilâfet aldıktan sonra hacca gitmiş, geldikten sonra kendisine
cezbe hâli gelmiştir. Eline geçen ipleri düğümleyip elbisesine ve
sarığına hatta asasına bağlar böyle gezermiş. Bu nedenle kendisine
Düğümlü Baba denmiş ve bu namla meşhur olmuştur. Düğümlü Baba 1866
senesinde 83 yaşında vefât etmiş olup kabri Sultan I. Ahmed Türbesi
yanındaki küçük bahçededir.
Çöp Atlamaz Baba
Eyüp Sultan civarında yaşayan
Çöpatlamaz Baba nerede bir çöp görse onu oradan alır, ait olduğu yere
koyarmış. 1800’lerde yaşayan Âtıf Efendi bir gün Eyüp Sultan’dan
Karagümrük semtine gitmek üzere iskelede kayığa binerken Çöp Atlamaz
Baba, Âtıf Efendi’nin bindiği kayığın baş kısmına ayağıyla üç kez
basarak: “Hâlimi sana verdim! Hâlimi sana verdim! Hâlimi sana verdim!”
demiş ve çekmiş gitmiş. Âtıf Efendi, Balat iskelesinde karaya ayak basar
basmaz, önüne gelen çöpleri atlayıp geçememiş. İşte ondan sonra Âtıf
Efendi de önüne gelen çöpleri toplamak durumunda kalmış.
Durmuş Dede
Durmuş Dede (vefât:1616),
Akkirman’dan gelerek Rûmelihisarı’ndaki tekkeye yerleşmiş ve kerâmetleri
ile ün salarak o tarihden itibaren tekkenin kendi adıyla anılmasına
sebep olmuştur. Evliyâ Çelebi’nin bizzat tanımış olduğu ilâhî
meczuplardan Durmuş Dede özellikle Karadeniz’e doğru sefere çıkan
gemiciler tarafından ziyâret edilirdi. Bu kişiler, dergâha zahire ya da
Durmuş Dede’ye sadaka verip kendisinin iznini ve hayır duasını alarak
yola çıkarlardı. Aksi takdirde bu gemicilerin yolculuklarının
başarısızlık hatta felâketle noktalandığı rivayet edilmektedir.
Hasan Dede
Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde
Hasan Dede hakkında şunlar yazmaktadır: “…Fatih Camii’nin
Boyacılarkapısı içinde otururdu. Göklere baş çekmiş kat kat, tabaka
tabaka kulübeler yaptırırdı. Ancak içinde oturma asla mümkün değil idi.
O derece yüksek idi ki Fatih minaresi boyunda olup marangozlar da
tepesine bir çivi çakmaya cesaret edemezlerdi. Çeşit çeşit kerametleri
görülmüştü…” Hasan Dede’nin kabri Fatih Camii’nin Boyacıkapısı
hazîresindedir.
Horoz Mehmed Dede
Horoz Mehmed Dede, Sultân II.
Mehmed Hân ve ordusu ile Konstantiniyye şehrine gelirken, her saat başı
horoz gibi çırpınarak öter ve “Kalkın…Ey gâfiller!..” dermiş. Bu nedenle
askerler kendisine Horoz Baba demişler. İstanbul’un en eski
meczuplarındandır. Hoca Ahmed Yesevî’nin mürîdlerinden olup, Hacı Bektaş-ı
Velî ile birlikte Horasan’dan gelip, Sultan II. Mehmed ile birlikte
Konstantiniyye’nin fethinde bulunmuş ni’me’l-ceyş’dendir (mutlu asker).
Kabri, Unkapanı Yavuz Er Sinan Camii hazîresindedir.
Kapânî Deli Sefer Dede
Evliyâ Çelebi’ye göre Kapânî
Deli Sefer Dede, Unkapanı’nda Ekmekçi Ali Çelebi’nin fırını, çok
şiddetli yandığı zamanlarda; içine girer ve rahat bir uyku çekermiş. Bir
gün oradan çıkıp binlerce kişi ile vedalaşarak Unkapanı’ndan kendisini
denize bırakıp kayıplara karışmış. Sefer Dede yedi yıldan sonra
Cezayir’den Kara Hoca ve Ali Peçenoğlu kalyonları ile İstanbul’a gelerek
Unkapanı’na yerleşmiş. Deli Sefer Dede’nin kabri Unkapanı’nda olup
kayıptır.
Kapânî Mehmed Dede
Evliyâ Çelebi, Kapânî Mehmed
Dede hakkında şöyle bahseder: “Giysüdâr Mehmed Efendi derlerdi, zira
yalın ayak ve başı kabak olup kâkülleri büklüm büklüm, salkım saçak ve
dağınık şanlı bir derviş olduğundan Giysüdâr lâkabıyla ünlü bir kimse
idi. Yaz ve kışta beyaz bir İmroz kabasından başka elinde bir teber ile
“Lâ-cübbete velâsivâllâh” diye dolaşır idi… Konya’da Erlizâde
hazretlerinden el aldıktan sonra ilâhî cezbeye erişmiş, meczup ve
harâbâtî erenlerinden olup Giysüdâr olmuştu…” Bugün kayıp olan kabrinin
Unkapanı, Atatürk Köprüsünün köşesinde, Yavûz Er Sinân Câmii
karşısındaki çeşmenin yanında olduğu rivayet edilmektedir.
Köpekçi Hasan Baba
İstanbul’un meşhur
meczuplarından olan Hasan Baba, Köpekler Babası (Ebû’l-Kilâb) olarak
tanınırmış. Yanına en az 5-6 sokak köpeği alır ve öyle gezermiş. Hasan
Baba bu köpeklere dilediği gibi hükmedermiş. Hangisini isterse yanına
çağırır, köpekler de Hasan Baba’nın emirlerine uyarlarmış. Hasan Baba, o
tarihlerde İstanbul’da 12 meczubun reisi imiş. Bunlar arasında en
tanınmışları; Şekerci Ahmed Baba, Saka Baba ve Eskici Süleyman Baba
imişler. Hasan Baba 1897 senesinde vefat etmiş olup kabri Edirnekapı
Mezarlığındadır.
Laleli
Baba
İstanbul’un meşhur ilâhi
meczuplarından biri olan Laleli Baba ile padişah arasında şu olay
yaşanır: Sultan III. Mustafa Han, Laleli Camii’ni yaptırdığı sırada
şöhretini duyduğu Laleli Baba’yı saraya davet edip kendisiyle görüşmek
ve hayır duasını almak ister. Huzuruna vardığında, hükümdarın şahsı için
bir hayır duada bulunmasını rica etmesi üzerine Laleli Baba “Padişahım
hayatın müddetince afiyetle ye, iç ve yellen” diye dua eder. Saray
teşrifatına pek uygun düşmeyen bu ilginç dua Sultan III.Mustafa’yı
sinirlendirir ve Laleli Baba’yı azarlayarak huzurundan kovar. Bu sırada
Laleli Baba “Peki öyleyse yiyin, için lâkin asla yellenemeyin” diye
ikinci bir niyazda bulunur.
Bu hâdiseden sonra Sultan III.Mustafa’nın
karnı her geçen gün biraz daha şişmeye başlar. İstanbul’da güvenilir ne
kadar hekim ve hoca varsa sırayla saraya çağrılır ancak hiçbirisi
padişahın gazını def etmeye muvaffak olamaz. Sonunda durumun Laleli
Baba’nın kalbinin kırılmasından kaynaklandığı anlaşılır ve kendisinden
af dilemek üzere ikinci kez saraya davet edilir. Padişah, Laleli
Baba’dan kendisini affetmesini ve acilen bu belâdan kurtarmasını rica
eder. Laleli Baba’da yaptırılan camiye kendi adının verilmesi şartıyla
şifaya kavuşacağını söyler. Sultan şartı kabul ederek Laleli Baba
tarafından affedilir ve sağlığına kavuşur. Laleli Baba’nın kabri
önceleri Laleli Camii’nin yanında yer almaktayken 1957 senesinde Eminönü
ilçesi dâhilindeki Kemalpaşa Camii hazîresine nakledilmiştir.
Nalıncı Memi Dede
Asıl adı Mehmed Memi olup
kaynaklarda “Nalînî Memi Dede”, “Nalıncı Memi Dede”, “Yatağan Dede”,
“Yatan Dede” gibi isimlerle anılmaktadır. Rivayete göre aslen
Bergamalıdır. Geçimini Unkapanı’ndaki (bugün mevcut olmayan) Azepler
Camii karşısındaki dükkânda nalıncılık yaparak temin ederdi. Bu sebeple
kendisine “Nalıncı Dede” denilmiştir. İstanbul’un eski ve tanınmış
meczuplarındandır. 1592 senesinde vefat etmiştir. Türbesi, Unkapanı,
Kadir Has Üniversitesi’nin (eski Tekel Sigara Fabrikası) arka
tarafındadır.
Nalıncı Sâlih Dede
Nalıncı Sâlih Dede, Eyüp
Sultan’da ikâmet eder, gece gündüz devamlı elinde bir fenerle gezermiş.
Gür kara sakallı, oldukça iri burunlu, çatık ve gür kara kaşlı bir
meczup imiş. Yaz kış her daim nalınla dolaşırmış. Başına bazen tepesi
püsküllü uzun bir Mevlevî sikkesi takarmış.
Pazarola
Hasan Bey
Yirmici yüzyılda yaşamış
meczuplardandır. Adı, önüne gelen esnaf ve görevliye “Pazar ola!” diye
seslenmesinden dolayı Pazarola Hasan Bey olarak kalmıştır. Çelimsiz bir
vücudu, oldukça büyük bir başı vardı. Zaman zaman kafasına bir fes veya
abanî sarıkla örttüğü başında ayrıca üzerine “Maşallah Hasan Bey” yazılı
bir şerit bulunurdu. Ayağına yaz kış mes lastik giyer, elinde de siyah
şemsiye ya da sopa bulunurdu. Açıktan verilen parayı kabul etmez,
gizlice cebine sokulduğu takdirde ses çıkarmaz ve insan içinde o paraya
el sürmezdi. Atlamataşı Caddesi’ndeki evinden yürüyerek çıkar, daha çok
Bâyezid ve Şehzâdebaşı olmak üzere buralara yakın semtlerde dolaşır,
sevdiği insanlarla şakalaşırdı. Bazen de günlerce evinden dışarıya
çıkmazdı.
Sümüklü Dede Divâne
Meşhur seyyah Evliya Çelebi’nin
görüp tanıdığı meczuplardan biri olan Sümüklü Dede, vaktiyle Fâtih’te
Etmeydanı’nda yaşarmış. Bu civarda kimin üstüne sümkürürse, sümkürdüğü
kişinin işi düz gidermiş. Kimin üstünde tükürürse, onunki de ters
gidermiş.
Keçeli Dede
Evliyâ Çelebi bu zât hakkında
şu bilgileri vermektedir: “…Giysüdâr Mehmed Efendi halifelerindendir.
Mevlevî külâhı, bol yenli kebe cübbe ve ayağına nalın giyip elinde
nakışlı keçesi ile gelenleri dolaşır, keçesine altın ve kuruş
doldururdu. Sonra kırk elli yetim toplar, onlara temiz elbiseler
giydirerek çalgıcılar ve hây-hû ile bu masumları sünnet ettirirdi. Daha
sonra birer ustaya, hocaya yahut bir vezire ve seçkine hizmete verirdi.
Böyle güzel halli bir derviş adam idi. Bağdad fethi haberi geldiği gün
Ramazan’da vefat edip Necâtî Bey Mezarlığı’nda toprağa verildi…”
Uşum Dede
Evliyâ Çelebi şunları
nakletmektedir: “…Saraçhanebaşı’nda idi. Daima sessiz sakin gezip ara
yolda yuvarlanan taşları kaldırıp caddeyi temizler idi…”
Bülbül Divânesi
Evliyâ Çelebi’nin verdiği
malûmata göre, yaz ve kış bir kafes ile bülbül gezdirirmiş. Her bülbül
bahar günlerinde öterken bunun bülbülü kış vaktinde ötermiş.
Tabak Divânesi
Evliyâ Çelebi’den naklen
“…Bütün günlerde çıplak gezerdi. İstanbul’un şiddetli kışında
Okmeydanı’nda kar içinde yatar, kırmızı yanakları terlerdi. İki elleri
omuzlarında şallak mallak gezerdi…”
Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi’nde
adı geçen diğer meczuplar; Eskici Dede, Armağânî Mehmed Efendi, Divâne
Duhankeş Dede, Giysüdâr Seyyîd Abdullah Çelebi, Giysüdâr Molla Mustafâ
Çelebi, Elekçi Divânesi, Divâne Burnaz Mehmed Çelebi, Yetmiş Kuruş Dede.
İstanbul meczûblarından bahseden bir başka kaynak eser ise
“Tezkiretü’l-Müteahhirîn” isimli eserdir. Enfî Hasan Hulûs Halvetî
Efendi (vefât:1724) tarafından kaleme alınan kitapta bazı meczûblar
kısaca tanıtılmıştır. Bunlar; Muhammed Çelebi, Alakanca, Yemenli,
Kulübeli Mehmed Dede, Taşçı Delisi, Kâğıt Delisi, Yumurta Delisi, Hızır
Aşak ve Deli Ahmed Çelebi gibi isimlerdir. Bunlardan başka târih boyunca
İstanbul’da şu meczûblar yaşamıştır; Şehremini-Mi’mâr Acem Câmii
karşısındaki türbede medfûn olan Örümcek Tutmaz Sû’di Dede, Topkapısı
sur dibinde gömülü bulunan Ciğerci Baba, Edirnekapısı’nda Mihrimâh Câmii
hazîresinde kabri bulunan Zanbak Baba, Galatasaray’da medfûn bulunan Gül
Baba, Şehzâdebaşı Câmii hazîresinde medfûn Dervîş Osman Baba, Üsküdar-Karacaahmed’de
medfûn Nenesi Dede Sultân.
SON NOT: GÜNÜMÜZDE
MECZUP (DELİ) ANLAMINDA KULLANILMAYA BAŞLANDI, TALİPLERİ BU NEDENLE
RAĞBET GÖRMÜYOR, UNUTMAYINIZ ALLAH CC. BUNLARIN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE
KIYAMETİ ERTELİYOR......
Kaynak :
www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=5118
Bu konuda bir başka kaynak:
http://www.netpano.com/haber/3394/II/Abd%C3%BClhamidin/Bilinmeyen/%C4%B0stihbarat%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1
|