Darbe tehditleri Menderes'i isyan ettirdi

Aydın Menderes, Demirel ve Cindoruk gibi isimlerdeki tavır
değişimini şöyle yorumluyor: "Kişiliklerinin bir yeri CHP'li
kalmış. Şartlar değişince siyasi düşünceleri aslına rücu
etmiş."
Ankara'da yağmurlu bir günün öğleden sonrası, Aydın
Menderes'in Çayyolu'ndaki evine misafir oluyoruz. Aydın Bey,
bahçeye bakan, babası ve annesinin büyük boy portrelerinin
asılı olduğu geniş ama sade bir salonda kabul ediyor bizi.
29 Mart yerel seçimlerine doğru gündem çok yoğun. 28
Şubat'ın yıldönümünde darbe tartışmaları alevlenmiş.
Başbakan Erdoğan, Menderes'in akıbeti ile korkutuluyor.
Ergenekon davası sıcaklığını koruyor. Demokrat Parti'nin
mirasıüzerinde siyaset yapan Süleyman Demirel ve Hüsamettin
Cindoruk, merkez sağ politikacıların söyleminden gittikçe
uzaklaşarak kamuoyunu şaşırtıyorlar. Babasını demokrasiye
kurban veren Aydın Menderes, bütün bu gündemi nasıl
yorumluyor? "Demokrasiden dönülemez. Millet bu filmi bir
daha seyretmeyecek." diyen Menderes, Aksiyon'un sorularını
cevapladı.
- Seçim sonucunu nasıl tahmin ediyorsunuz?
Tahmini hem kolay hem zor. Kolaylığı şuradan: AKP'nin eski
oyları civarında bir oy alabileceği gözüküyor. Ama çok seçim
gördük. Seçimler her zaman sürprizlere de açık olabiliyor.
Onun için acaba gözden kaçan bir şey olur mu, oylarda bir
değişiklik olur mu diye ister istemez bir soru akla geliyor.
Ama benim tahminim, AKP, 22 Temmuz 2007 seçimleri civarında
oy alır; bir iki fazla, bir iki eksik.
-Yerel seçime 'referandum' gözüyle bakılıyor. AK Parti
oylarını yükseltirse, başta anayasa değişikliği, bazı
yapısal sorunları gündeme getirir mi?
AKP'nin oyları artsa da, 'artık önü açık, istediği her şeyi
yapabilir' anlamı çıkmaz. Ama AKP arzu ederse, dar veya
geniş bir anayasa değişikliğini her zaman gündeme
getirebilir, bu kendi kararıdır. İkincisi, AKP'nin türbanla
ilgili anayasa değişikliği teklifinin başarılı olamayışının
ve arkasından da bir kapatma davası açılmasının temelinde
"AKP 2007'de yeterli oyu alamadı" gibi bir sebep söz konusu
değildir. Yüzde 50'yi aşarsa yine aynı sıkıntıları
yaşayabilir. Türkiye'nin demokratikleşmesi için yeni bir
anayasaya ihtiyacı olduğu kesin.
- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "Bu Meclis anayasa
yapamaz!" tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son derece olumsuz. Anayasa Mahkemesi'nin gerek 367, gerek
türbanla ilgili kararları göz önünde bulundurulunca
eğiliminin âdeta değişmediği ortaya çıkıyor. Türkiye'de
hukuken ve fiilen yasama organı anayasayı değiştiremeyecek
hâle gelmiştir. Anayasa Mahkemesi bunu tek taraflı olarak
değiştirmiştir.
- Anayasa değişikliğinin önünde yatan sebepler neler? 27
Mayıs'ın getirdiği sistem hâlâ varlığını sürdürüyor mu?
Bir genelleme olarak değil de bunu önemli bir sebep olarak
kabul edecek olursak tabii ki doğru. Türkiye'de kayıtsız
şartsız milletin egemenliği fikri devletin bütün kurumları
tarafından henüz paylaşılamamıştır. Geride bıraktığımız 49
yıla bakınca, askerî dönemlerle demokratik dönemlerin
nöbetleşe Türkiye'yi idare ettiklerini görmüyorum. Bu 49
yılın tamamı olağanüstü durumdur zaten. 27 Mayıs 1960 ile
birlikte gelen bu durum henüz aşılamamıştır. Hâkimiyetin
'kayıtsız şartsız millete ait olduğu' inancı, ortak kabul
hâline gelmemiş, anayasa hukuku ile ilgili değişmelerde bu
husus gerçekleşmemiştir.
- AK Parti ve Erdoğan'a yöneltilen suçlamalar ile DP ve
Menderes'e yöneltilen suçlamalar aynı. Bu konuda ne
diyorsunuz?
Suçlamaları eleştiri olarak ele alacak olursak, bunu fazla
önemsemem. Ancak bu tavır eleştiri boyutlarını -özellikle
bazı basın organlarında- maalesef aşmıştır. Diyorlar ki
"Menderes'i astık, seni de asarız." Bu mevcut hükûmeti
darbeyle, daracığıyla tehdittir. Diğer bir yönüyle hâlâ
utanmadan "27 Mayıs'ı biz yaptırdık, üç kişiyi biz
astırdık." diye övünmeye devam etmekteler. Sahipleri için de
fevkalade utanç verici olması gereken bir durumdur. "Biz bu
filmi iki kere görmüştük" diyenler çıkmaktadır. Hayır, bu
film bir kere daha seyredilmeyecektir.
- Kastettiğiniz kişiler yargıda mı?
Özellikle medyada. Çünkü yargıda buna yakın konuşanlar olmuş
olsa bile "Yargıda bu şekildedir." dediğimiz vakit, onun
delilini nasıl ortaya koyabiliriz?
- Medya bunu açıktan yapıyor.
Evet, bunla övünüyor.
- Kimler bunlar, isim verebilir misiniz?
Onlar kendilerini bilir, yapanlar bilir. Yaptıkları şudur:
Koca Ragıp Paşa'nın darb-ı mesel olmuş bir sözü var: Şecaat
arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler (Çingenenin mert
olanı övünürken hırsızlığını söyler). Bunlar da
cellatlıklarını söylüyor. Ve sonra, bu tür yazıların çıktığı
basın organları demokrasiden, hukuk devletinden, insan
haklarından yana olduklarını nasıl iddia edebilirler ki!
Hakka, hukuka, demokrasiye, millet egemenliğine inancı bir
kenara bırakın, 27 Mayıs'ı bugün savunabilmek akıl almaz bir
vicdansızlıktır. Sadece üç kişinin idamı da değildir.
Tanklar sandığı çiğnemiştir. Türkiye'de en azından iki
kişiden biri Demokrat Partiliydi. DP'li olmak yıllarca
'ikinci sınıf vatandaşlık' olarak görüldü. Ama buna rağmen
'61 Anayasası demokratik değerlere göre' diye işi çarpıtıp
savunanlar da çıkıyor.
- AK Parti de benzer süreçten geçiyor mu?
Evet, tarafların ifadesinden bu çıkıyor. Hükûmet, özellikle
Başbakan Erdoğan, Aydın'da bu benzetmeyi vurguladı.
Diğerleri de "Böyleyiz, ayağını denk al!" diyor.
- 27 Mayıs'tan sonra da demokrasi sık sık kesintiye uğradı.
Demokrasi dışı müdahale ve arayışlardan Türkiye nasıl
kurtulur?
Burada iki değerlendirmede bulunmak istiyorum. Biri uzun
vadeli, diğeri kısa. Biraz ileriye doğru bakacak olursak,
Türkiye demokratikleşecek. Türkiye'nin demokratikleşmesi
bugüne kadar çok zorluklarla geçmiştir. Acılarla, düşe kalka
geçmiştir. Türkiye'de demokrasi geriye değil ileri
gidecektir. Kısa vadeye gelince, hâlâ bazı noktalardaki
direnç, gönlün arzu ettiği kadar ileri bir demokrasinin ve
hukuk devletinin bütün evrensel kurallarının Türkiye'de
uygulanabileceği istikametinde ümit vermiyor. Benim
demokrasi isteyenlere tavsiyem geniş bir mutabakat... Bunun
anlamı şu: Demokrasi adına bazı gerekli düzenlemelerin bu
anayasa değişikliğinde olmayacağını; ama aynı zamanda
bazılarının olacağını kabul ederek ve bunu Türkiye'nin
demokratikleşmesi için önündeki zamanı da kısaltıp
rahatlatacak bir aşama olarak görüp buna uygun bir yol
seçmeliler. Ya da başarılı olamayacak girişimlerle
milletimizin demokrasi isteği ve ümidini de çok fazla
örseletmemeliler. Yarın mümkün olduğunda yapabilirsiniz,
fazlasını zorlamanın faydası olmayabilir. Her hâlükârda yeni
bir anayasa, yeni toplumsal uzlaşma demokratikleşmemiz için
şart. Ama bunların yerine getirilmesini mümkün kılacak
şartlar da var. Zaman buradaki eksiklikleri doldurur. Ama
beklemeyelim, o vakit bazı isteklerimizde de tenzilatta
bulunmak, onları ileriye bırakıp demokrasi adına ne
gerçekleşebiliyorsa onlarla yetinmek lazım. İki yoldan
birisi seçilecek. Özellikle bu sözüm AKP içindir.
- Demokrat Parti, Adalet Partisi, DYP vizyonunu bugüne
getiren liderler var. Sizin söylediğiniz sözleri onlar
söyleyemiyor. Daha çok sola yakın görüşleri dile
getiriyorlar. Mesela Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk.
Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsimlerin üzerinde durmuyorum; ama bugün kim demokrasiyi,
hukuk devletinin gereklerini ve egemenliğin kayıtsız şartsız
millette ait olduğunu savunmuyorsa o kişilerin geçmişleri ne
olursa olsun, hangi kesimlerde bulunmuş olurlarsa olsunlar,
kişiliklerinin bir yeri demek ki hep CHP'li kalmış. Zaman ve
şartlar değişince de kişilikleri, kimlikleri CHP'liliğe rücu
etmiştir. CHP derken kastettiğim tabii ki tek parti
dönemidir. Bugünkü CHP değil, egemenliğin kayıtsız şartsız
millete ait olduğunu sindirememiş anlamında tek parti
zihniyetini kastediyorum. Egemenlik milletin olsun; ama
şunlar şunlar olmasın. Demokraside millete ait egemenlikle
pazarlık olmaz. İşte bu anlayış tek parti anlayışıdır. Demek
onların böyle bir yönleri varmış. Şartlar değişince siyasi
düşünceleri, kimlikleri aslına rücu etmiş.
- Bunun sebebi ne?
Atamamışlar. O gün için konjonktür bunun tersini
gerektirmiş, (ortaya) çıkmamış.
- Buna ne isim verilebilir? İrtica mı?
Ağır tabirler kullanmak istemem. Neticede Türkiye'de yaşayan
herkes, siyasetçiler bu ülkeye hizmet etmek istemişlerdir,
etmişlerdir. Demokrasiye de hizmetleri olmuştur. Benim kabul
etmediğim AKP'ye kızıp demokrasiden vazgeçmektir. Bunun
mazur görülecek tarafı yok. Yani e-muhtıra AKP'ye verilmese,
bunu 'anayasa ve demokrasiye aykırı' ilan edecekler. Bunun
anlamı AKP'ye kızıp demokrasiden vazgeçmektir. Ben AKP'ye oy
vermedim; ama AKP iktidarını meşru bulmak ve onu elimden
geldiğince savunmak benim vatandaşlık görevim.
Demokratlıktan vazgeçmemem lazım. Bu insanlar bunu
görüyorlar mı görmüyorlar mı bilmiyorum. AKP milletin
seçtiği parti, demokrasiden ödün verilmez. Tek güvencemiz
milletin yanlış karar vermeyeceğidir. Eğer milletin yanlış
karar verebileceği gibi trilyonda bir tereddüt aklımıza,
vicdanımıza düşerse o demokrasinin kör noktası olur. O nokta
giderek büyür ve demokrasiyi yutar. Şu iktidar bu iktidar...
Cumhuriyetin vazgeçilmez niteliklerine Türkiye'de ne olmuş?
Laiklik tehlikeye düşmüş değil, 7-8 yıl içinde daha fazla
oturmuştur. Ortaya sürülen endişe ve gerekçeler de samimi
değildir. Nüfusun çok büyük bölümünün, laiklikle ilgili bir
endişesi yok. İçeride, dışarıda böyle bir emare yok.
Hukuk devletinin, demokrasinin neresindeyiz? Açık
söyleyeyim: Anayasa Mahkemesi ile yasama organı arasındaki
dengeler Anayasa Mahkemesi'nin daha önce verdiği 367 ve
türban ile ilgili kararlar noktasında kaldığı müddetçe
Türkiye'de tam bir demokrasiden, hukuk devletinden
bahsedemeyiz. Bunun değişmesi lazım. Masa ters duruyor,
ayakları üzerine oturtacağız. Kolay olmadığını biliyoruz;
fakat bazı şeyleri net ve tarafsız görmeye mecburuz.
Demokrasi sadece en iyi siyasi rejime sahip olmak meselesi
değildir. Demokrasi, hukuk devleti olduğunu söyleyip
gereklerini yerine getirmiyorsanız o zaman hükûmette büyük
bir meşruiyet bunalımı vardır. Kitapta yazılana yapılanlar
uymuyorsa, hukuki olan ile fiilen mevcut olan arasında büyük
açıklık var. Hele bugün uçuruma dönüşmüşse o zaman kabul
etmemiz gerekir ki, meşruiyet problemi de doğmuş demektir.
Toplumlar bununla uzun süre yaşayamaz. Bundan hiç kimsenin
çıkarı yoktur. Zira 70 milyon milletin çıkarı yoktur.
Demokrasiyiz, deyip demokrasi dışı gelişmeleri hoş
karşılarsanız bu oyunun yarın ebesi kim olacak, belki cezaya
kalacak; bunu kestiremezsin. Bu itibarla demokrasiye
topyekûn sahip çıkmak aynı zamanda saydamlığa, meşruiyete de
sahip çıkmak demektir.
- Demirel, "28 Şubat darbe değil." diyor. Askerî
müdahalelere maruz bir kişi nasıl böyle düşünebilir?
Benim kişilerin düşüncelerine saygım var. Ayrıca
cevaplandırmayı düşünmüyorum. Yalnız şunu söyleyeyim. 28
Şubat'ın ne olduğunu o şöyle kabul eder, bu şöyle kabul
eder. Önemli olan milletin ne kabul ettiği. Türk milleti 28
Şubat'ı; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül gibi 'askerî müdahale'
olarak kabul etmiştir. Gerçi 28 Şubat çok fazla kitabına
uydurulmak istenmiş, iyi kamufle edilmiş. Ve bunun için 'postmodern
darbe' adı konmuş. Millet bu kısmını atmış, 'askerî
müdahaledir' demiş. 28 Şubat döneminde yaşananların hepsini
unutsak dahi yüksek yargı mensuplarının bir brifing için
Genelkurmay Başkanlığı'na çağırılmalarını ve gitmelerini
demokrasi ve hukuk devleti adına kara bir gün olarak
unutmamız mümkün değildir. Başka tarafına gitmeye gerek yok,
millet aldanmaz. Milletin dediği doğrudur, milletle
inatlaşılmaz. İsteyen istediği kadar "28 Şubat askerî
müdahale değildir." desin, milyonlar bunu öyle kabullenmiş,
bunu değiştiremezsin. Böyle kabul edersek iş gelir bize de
dayanır mı, o ayrı bir konudur. Herkes 28 Şubat karşısındaki
tutumunu izah etmekte hürdür. "28 Şubat askerî müdahale
değildir." demekle tarih, millet o dönemi kapatmaz.
Özellikle siyasetin içinde bulunan insanların milletin bu
noktadaki kanaatine önem vermesi lazım.
- 28 Şubat'ta generaller gazeteciler hakkında soruşturma
istiyor. Yargı baskı altına alınıyor. Rahmetli Menderes için
mahkeme reisi, "Sizi buraya getiren irade böyle istiyor."
demişti. Aynı filmi tekrar mı izliyoruz?
Bir zihniyetin devamıdır. Onun için zaten 49 yıllık bir
olağanüstü dönemi Türkiye ne yapıp yapıp bir daha hiç
değişmeyecek şekilde tam bir demokrasi ile noktalamak
durumunda. Siyaset ile meşruiyet içinde olacak, sabır içinde
olacak; ama mutlaka olacak.
- CHP bazı açılımlar yapıyor. Milletin değerlerine saygılı
görünüyor. Diğer yandan Baykal, "Memleket kötüye gidiyor,
milletten başka bu gidişe dur diyecek kalmadı!" gibi sözler
söylüyor.
Milletten başka kimse kalmamışsa buna demokrasi adına başta
Baykal, herkesin sevinmesi lazım. Bu latife bir kenara,
Baykal'ın tutumunu izahta çok zorluk çekiyorum. Esasen Deniz
Baykal bu milletin dinî hissiyatına karşı bir kişi değildir.
Hatta kendi ölçülerinde bazı ibadetleri de yerine getirmeye
çalışan bir insandır. Fakat kendisini ve partisini bir
çıkmaz sokağın içine itti. Hâlbuki Ecevit'in daha CHP genel
sekreteri olduğu dönemlerde yakınlarında Baykal da vardı.
CHP, dindar kitlelerle kucaklaşabilmek için çok gayret sarf
etti. Şimdi bütün bunları tersyüz etmiştir Baykal. Bunun
kendisine de Türkiye'ye de faydası yoktur. Laiklikle ilgili
hassasiyetleri daha farklı olabilir, bundan dolayı kimse
Baykal'ı kınamaz. Ama 367'yi Anayasa Mahkemesi'ne götürmek,
diğer anayasa değişikliklerindeki tutumu ve söylemleri
itibariyle belki de amacını aşarak kendisini ve partisini
Türkiye'de seçmenin ekseriyetini oluşturan dindar ve
mütedeyyin seçmenle karşı karşıya getirdi. Bu arada
çarşaflılara rozet taktı, "Belediyelerimiz Kur'an kursu
açacak." dedi, ben fevkalade ümitlendim. Aklı başında hiç
kimse "CHP yok olsun" demez, bu bir kere demokratik düşünce
olmaz. Ama bu kadar köklü bir siyasi partinin, aldığı oy
oranı ne olursa olsun, Türkiye'nin demokratikleşmesinin, din
ve vicdan hürriyetinin yanında olması Türkiye adına bir
kazançtır. Öyle CHP'ye oy vermek aklımdan hiç geçmese de bu
Türkiye adına kazançtır. Fakat gerisini getirmiyor Sayın
Baykal. Bunu eksik buluyorum.
Hepimiz biliyoruz ki ilköğretimi bitirene yani 14 yaşına
kadar bir çocuk Kur'an öğrenme hakkına sahip değil. Kur'an
kursuna gidemez. Nedense bununla ilgili bir sıkıntı
çekmiyoruz; ama 28 Şubat döneminde neredeyse kadından imam
tayin edilecekti. Camilerde karma ibadete geçilecekti
neredeyse. Buna kim karar verecekti? Devlet. Milletin
kendisi falan değil. Bunları yaşadık. Allah etmesin, böyle
günler geri gelmez. 1950'den önce de hangi köyde birisi
Kur'an-ı Kerim öğretecek olsa jandarmanın bastığını
biliyoruz. Mesela CHP, 14 yaş sınırının kaldırılmasında "Ben
de katkıda bulunurum." diyebilir. Bunu dediği vakit fiilen
Türkiye'de çok şeyi değiştirmiş olmaz; ama jest olarak,
simgesel olarak bunu yapan gerisini de getirecektir. 'Demek
ki bu parti açılımında samimi davranacak' kanaatini
uyandırır. Baykal ve CHP'nin bu tutumuna kızdığı için AKP'ye
oy veren seçmenler belki vardır, bunları da kazanabilir. Ben
hâlâ böyle bir olgunluk göstermesini CHP ve Baykal'dan
bekliyorum. Kendi yaradılışına da ters değil. Ama maalesef
CHP ve Baykal kendilerini çıkmaz sokağa soktular. Bir ölçüde
demokrasiyi de çıkmaz sokağa soktular. Lüzumsuz gerilimlerin
ortaya çıkmasına sebebiyet verdiler. Daha fazla
demokrasiden, din ve vicdan hürriyetinden yana taraf olmuş
bir CHP ve Baykal bunu yapmalıdır. Seçim döneminde AKP tabii
ki bunun polemiğini yapabilir; 'samimidir, değildir' diye.
Ama Baykal iyi kötü bir adım attı. Onun samimi olduğunu
varsayarak belki anayasa değişikliği gündeme gelecekse bir
genel uzlaşma için yumuşak girişime temel yapabilir AKP. O
da böyle yaparsa, hakikaten samimi mi bunlar ortaya çıkmış
olur.
- Ergenekon operasyonu demokrasi dışı unsurları
temizleyebilir mi? Darbeye zemin oluşturan süreçleri
hazırlayanlar tasfiye edilir mi?
Tabii süreç tamamıyla sonuçlanmadan bu sorunuza çok kesin
bir cevap vermek zor. Ancak şu kadarını söyleyeyim,
Türkiye'nin demokratikleşmesi, hukuk devleti olması adına,
insan hakları adına Ergenekon operasyonunun şu aşamaya kadar
gelmiş olması dahi son derece faydalı. Umuyoruz, diliyoruz
ki geçmiş dönemlerin bütün gayrimeşrulukları,
kanunsuzlukları teker teker ortaya çıkar. Örgütler belli
olur, bunlar ne kadar adli süreç içerisinde aydınlanabilirse
bu o kadar hayırlı olur. Ancak Ergenekon operasyonunun şu
kadar gelişmesi bile Türkiye'de demokrasi ve hukuk
devletinin pekişmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
İleriye dönük olarak da fevkalade caydırıcı olacaktır.
Ayrıca uluorta "AKP geleceğine asker gelsin" söylentilerinin
ardının kesilmesinde bu operasyonun bir rolü olduğunu kabul
etmemiz gerekir. Ayrıca herkes hesap verir. Sadece
cumhurbaşkanlığı makamıyla sınırlandırılmıştır. Başkası için
'şu görevdeydi' diye fiili bir dokunulmazlık zırhı
oluşturmamalıdır. Ergenekon bu anlamda önemli bir
operasyondur.
- Ergenekon davasının sonuçlanması askerî müdahalelerin
önünü alabilir mi?
Evet, önü alınabilir. Sivil kesimde, medyada askerî
müdahaleye dönük isteklerin önü kesilir. Yoksa askerî
müdahale, onu bilemeyiz, bilgi alanımızı aşar. İleriye dönük
olarak, bu tür girişimler için şu hâliyle bile çok büyük
ölçüde caydırıcı olduğu kanaatindeyim. Geçmişi ne kadar
aydınlatabilirse, o kadar iyi. Hukuku esas alarak incitmeden
bu gerçekleşebilmelidir.
- Cindoruk ile ilgili bir beyanınız oldu. "Babam Adnan
Menderes'in avukatlığını yapmadı." dediniz. Aradı mı sizi?
Beni o açıklamadan sonra aramadı. Benim bir yanlışı düzeltme
mecburiyetim vardı. "Cindoruk, Menderes'in avukatıydı" diye
söyleyenler vardı. Bunlar yanlıştı. Sonu geldi, şartları
ortaya çıktı, ben de "Değildi, böyle bir vekâlete Cindoruk
hiçbir zaman sahip olmadı." dedim. Cindoruk DYP Genel
Başkanı olmadan önce kamuoyunda ve siyasette tanınmış bir
insan da değildi. "Cindoruk Menderes'in avukatıydı" sözü
onun DYP Genel Başkanlığı döneminde ortaya atılmıştır. Ve
geniş kitlelerin Cindoruk için "DYP'nin genel başkanı niye o
oldu?" sorusuna kestirme bir cevap olsun diye böyle bir
iddia ortaya atılmıştır. Ayrıca Cindoruk, rahmetli Hasan
Polatkan'ın Yassıada'da avukatıydı. Genç ve cesur bir
avukattı, bunu da söyleyelim.
Birçok yerde bu söylenmiş, Cindoruk'un olduğu yerlerde de
söylenmiş. Ve o da "Hayır ben böyle bir vekâletname
üstlenmedim." dememiş. Onu almış, cebine koymuş, memnun
kalmış. O da diyor ki "Ben çıkıp demedim." Ben de, bunu
söyledi demedim. Cindoruk'un önemli olduğu ya da olmadığı
için bu açıklamayı yapmadım. Ama merhum Menderes çok
önemlidir. Kimler onun avukatıydı, değildi ona ait bütün
bilgilerin sağlıklı olması lazım. Ben bu açıdan o açıklamayı
yaptım. Geri kalan tarafıyla ilgili kendisinin her konuda
tutumu, söyledikleri ortadadır. Ayrıca bir onu eleştirir
gibi bir durumda olmak benim için çok tatsızdır. Mümkün
olduğu kadar Türkiye'nin ciddi meseleleri üzerinde fikir
üretmeye çalışıyorum. Bunlar çok tali konular. Millet her
siyasetçinin notunu verir. Şahıslar bazında herhangi bir şey
söylemeyi amaçlamıyorum. Ama bir tarihî gerçeği açıklama
gereği doğmuştur, onu yerine getirdim. Yoksa hani denilmiş
ya, Sayın Cindoruk'u tarife hacet yok, bütün millet çok iyi
bilir.
Aksiyon Dergisi |