| . |
|
|
.AİHM - Merve Kavakçı
Kararı

Dr. Merve Kavakçı'nın AİHM mahkemesinde
görülen davası neticelendi. Türk
vatandaşlığı hakkını kazanan Kavakçıya
pasaport verilmiyor. ABD pasaportu ile
yurtdışı seyahat edebiliyor
AİHM - Merve Kavakçı Kararı
HUKUKİ BAKIŞ | 26 Mart 2009 22:58
AİHM'in 5 Nisan 2007 tarihli Merve
Kavakçı-Türkiye Davası kararı
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
KAVAKÇI-TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:71907/01)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG, 5 Nisan 2007
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine
açılan ve (71907/01) başvuru no’lu
davanın nedeni bu ülke vatandaşı Merve
Safa Kavakçı’nın (başvuran) Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne 28 Mayıs 2001
tarihinde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AİHS) Temel İnsan
Haklarını güvence altına alan 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu
başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) önünde Strazburg barosu
avukatlarından L. Hincker ve Ankara
barosu avukatlarından S. Özdemir
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1968 doğumlu olup Ankara’da
ikamet etmektedir.
18 Nisan 1999 tarihinde başvuran Fazilet
Partisi’nden (Fazilet) Türkiye Büyük
Millet Meclisi’ne (TBMM) milletvekili
seçilmiştir.
2 Mayıs 1999 tarihinde başvuran
TBMM’deki yemin törenine türban takarak
gelmiştir. Fakat bir grup
milletvekilinin protestosu nedeniyle
yemin etmesi engellenen başvuran, Meclis
Genel Kurul salonunu terk etmek zorunda
bırakılmıştır.
7 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı, Fazilet
Partisi’nin kapatılması talebiyle
Anayasa Mahkemesi’ne dava açmış ve
gerekçe olarak sözkonusu partinin
laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı
haline geldiği ve Anayasa Mahkemesi’nin
kararıyla kesin olarak kapatılan Refah
Partisi’nin devamı olduğu
belirtilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,
başvuranın milletvekilliğinin
düşürülmesi ile sözkonusu kişilerin beş
yıl süreyle herhangi bir siyasi partinin
kurucusu, üyesi, yöneticisi veya
denetçisi olmalarının yasaklanması
talebinde bulunmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, talebini
desteklemek üzere özellikle ilgili
kişinin bazı eylem ve beyanlarını
hatırlatmıştır.
13 Mayıs 1999 tarihli Bakanlar Kurulu
kararnamesi ile başvuranın Türk
makamlarının iznini almadan Amerikan
vatandaşlığına geçtiği gerekçesiyle, 403
sayılı Vatandaşlık Kanunu’nun 25.
maddesinin a) bendi uyarınca Türk
vatandaşlığından çıkarılmasına karar
verilmiştir.
17 Mayıs 1999 tarihinde Yüksek Seçim
Kurulu, vatandaşlığın kaybettirilmesi
kararının Resmi Gazete’de 16 Mayıs 1999
tarihinde, yani 18 Nisan 1999 genel
seçimlerindeki aday listelerinin
kesinleşmesinden sonra yayımlandığını
belirtmiştir. Dolayısıyla başvuranın
milletvekilliğinin düşürülmesine,
Anayasa’nın 84. maddesi uyarınca
TBMM’nin karar vermesi gerekmiştir.
28 Ekim 1999 tarihinde başvuran Türk
vatandaşı olan Yıldırım ile evlenmiş ve
bu yolla yeniden Türk vatandaşlığına
geçmiştir.
Başvuran Danıştay’a, Bakanlar Kurulu
kararının iptali için dava açmıştır.
Başvuran diğerlerinin yanı sıra,
milletvekili seçilmesine bağlı olan
dokunulmazlık ve diğer haklarının altını
çizmiştir.
8 Şubat 2000 tarihinde Danıştay, Türk
vatandaşlığının kaybettirilmesi için
gereken koşulların oluştuğu gerekçesiyle
yapılan başvuruyu reddetmiştir. Danıştay
başka bir Devletin vatandaşlığına
geçerken Türk vatandaşlığının
korunmasının öncelikle ilgili makamların
iznine bağlı olduğunu, fakat başvuran bu
koşulu yerine getirmediğini
kaydetmiştir. Teksas Eyaleti Göçmen ve
Vatandaşlık Servisi tarafından
Türkiye’nin Houston Başkonsolosluğu
aracılığıyla Türk makamlarına
ulaştırılan belgelerden, ilgili kişinin
5 Mart 1999 tarihinde Amerikan
vatandaşlığına geçtiğinin tespit
edildiğini belirten Danıştay, başvuranın
Amerikan vatandaşlığına geçtiğini hiç
bir şekilde inkâr etmediğini de
eklemiştir.
Anayasa’nın 83. maddesi uyarınca
milletvekili dokunulmazlığının ancak
cezai bir takibat durumunda geçerli
olduğunu vurgulayan Danıştay, dosyada
yer alan unsurlardan hiçbirisinin,
mevcut davada idarenin kendi takdir
yetkisini aştığını göstermediği sonucuna
varmıştır.
16 Haziran 2000 tarihinde Danıştay İdari
Dava Daireleri Genel Kurulu, sözkonusu
kararı onamış ve 1 Aralık 2000 tarihinde
düzeltme talebini reddederek, bunu 30
Ocak 2001 tarihinde tebliğ etmiştir.
14 Mart 2001 tarihinde TBMM Başkanı
Meclis Genel Kurulu, başvuranın
vatandaşlıktan çıkarılmasının
kesinleşmesi nedeniyle milletvekili
sıfatının düşürüldüğünü açıklamıştır.
22 Haziran 2001 tarihinde Anayasa
Mahkemesi partinin “laiklik karşıtı
faaliyetlerin odağı” haline geldiği
gerekçesiyle, Anayasa’nın 68. ve 69.
maddeleri ile 2820 sayılı Siyasi
Partiler Kanunu’nun 101. ve 103.
maddelerine dayanarak Fazilet
Partisi’nin kapatılmasına karar
vermiştir. Anayasa Mahkemesi bu karara
varırken, aralarında başvuranın da
bulunduğu bazı parti yöneticileri ile
üyelerinin eylem ve beyanlarını dikkate
almıştır.
Anayasa Mahkemesi ek ceza olarak,
Anayasa’nın 69 § 9. maddesi uyarınca
diğer dört parti üyesi ile birlikte
başvuranın beş yıl süreyle herhangi bir
siyasi partinin kurucusu, üyesi,
yöneticisi veya denetçisi olmalarını
yasaklamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6, 9,14 VE EK 1 NO’LU
PROTOKOL’ÜN 3. MADDESİ’NİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS’nin 9. maddesine gönderme yapan
başvuran, dini inançlarından ve bu
inançlarını TBMM’de türban takarak
göstermesinden ötürü vatandaşlığının
kaybettirildiğini ve milletvekili
sıfatının düşürüldüğünü ileri
sürmektedir. Başvuran türban takma
yasağının yasal dayanaktan yoksun
olduğunu iddia ederek,
milletvekillerinin kılık kıyafet
yönetmeliğinde, bayan vekillerin
giyimine hiçbir yasak veya kısıtlama
getirilmediğini belirtmektedir.
Başvuran dava konusu müdahalenin
AİHS’nin 9. maddesinin 2. paragrafı
bakımından haklı bir gerekçeye
dayanmadığını ileri sürerek, dini
sembollerin takılması ve giyilmesi
nedeniyle milletvekilliği görevine
getirilmenin, makul ölçülerde
kısıtlanamayacağını belirtmektedir.
Ek 1 no’lu Protokol’ün 6 § 1. ve 3.
maddelerine atıfta bulunan başvuran,
dini bir sembol kullandığı, yani TBMM’de
türban taktığı için milletvekilliği
sıfatının düşürülmesinden ve siyasi
haklarına geçici olarak kısıtlama
getirilmesinden şikayetçi olmaktadır.
Başvuran, milletvekili olarak
yararlandığı dokunulmazlığın idari
işlemleri de kapsadığını belirtmekte ve
vatandaşlıktan çıkarılma kararının,
Teksas Eyaleti Göçmen ve Vatandaşlık
Servisi tarafından verilen ve üzerinde
Amerikalı yetkililere ait ne imza ne de
mühür taşıyan bir belgenin fotokopisine
dayandığını eklemektedir.
Başvuran vatandaşlığının kaybettirilmesi
kararının, Anayasa’nın 84. maddesinde
şart koşulduğu gibi TBMM’de salt
çoğunlukla alınmadığını ve yalnızca
Meclis Genel Başkanı’nın sözkonusu
kararı imzaladığını belirtmektedir.
Son olarak başvuran, yerel mahkemelerin
evlendiği tarihte otomatik olarak
yeniden vatandaşlığa geçtiğini gözönünde
bulundurmadıklarını ileri sürmektedir.
Başvuran aynı olgular temelinde,
AİHS’nin 14. maddesinin ihlal edildiği
iddiasında bulunmaktadır.
AİHM, yapılan şikayetlerin tamamının Ek
1 no’lu Protokol’ün 3. maddesi başlığı
altında incelenmesini uygun görmektedir.
A. Tarafların görüşleri
1. Hükümet
Hükümet AİHS hükümleri ve AİHM
içtihatları ile uyum sağlaması amacıyla
yasalarda yapılan değişiklikleri
hatırlatmaktadır. Hükümet bu doğrultuda
Anayasa’nın 69. maddesinde öngörülen
değişiklik ile Anayasa Mahkemesi’nin bir
siyasi partiyi kapatmak yerine dava
fiillerinin ağırlığına göre ilgili
partiyi devlet yardımından kısmen veya
tamamen yoksun bırakmaya karar
verebileceğini belirtmektedir.
Hükümete göre bir siyasi partinin
kapatılmasından daha hafif yaptırımların
getirilmiş olması, ülke açısından siyasi
partilerin özgürlüğü alanında
gerçekleştirilmiş önemli
reformlardandır.
2. Başvuran
Başvuran Anayasa’nın 69. maddesinin
değiştirilmesinin, Türk Hükümetinin iyi
niyetini açığa vurmakla birlikte, bunun
aynı zamanda olayların meydana geldiği
dönemde AİHS’nin 9., 10. ve 11.
maddelerinin 2. paragraflarında
belirtilen koşulları, özellikle de
orantılılık ilkesini karşılayamadığının
bir göstergesi olduğunu” ileri
sürmektedir.
Başvuran ayrıca 403 sayılı Kanun’un 25
a) bendine dayalı olarak vatandaşlıktan
çıkarıldığını, yetkililerin önceden
keyfi kararına bırakılarak başka bir
ülke vatandaşlığına geçmek durumunda
olmadığını öne sürmektedir. Başvuran
milletvekilliği yemini sırasında
başörtüsü takması nedeniyle
milletvekilliğinin düşürüldüğünü ve Türk
vatandaşlığını kaybettiğini iddia
etmektedir.
Başvuran Türk hukukunun vatandaşlığın
kaybedilmesini müteakip
milletvekilliğinin düşürülmesinde bir
boşluk oluşturduğunun altını çizerek,
Anayasa’nın 84. maddesinde yer alan
hükümler gereğince milletvekilliğinin
düşürülmesinin sınırlı olduğunu ifade
etmektedir.
Zira, seçimlerin ardından vatandaşlığın
kaybedilmesi hususu yer almamaktadır.
Anayasa’nın 76. maddesi
milletvekilliğinin devam edip
etmeyeceğini değil seçilebilme
koşullarını düzenlemektedir. Başvurana
göre TBMM Anayasa’nın 84. maddesinde
öngörülen haller dışında
milletvekilliğinin düşürülmesi kararını
alamaz. Üstelik, Anayasa bu doğrultuda
hiçbir organı yetkili kılmamıştır.
Başvuran TBMM’nin usulen yetkili
olmamasına karşın milletvekilliğini sona
erdirdiğini ve kararının hukuki hiçbir
dayanağının bulunmadığını iddia etmekte,
düşürme kararında oylama yapılmadığını,
TBMM Başkanı’nın kararının itiraza
elverişli bulunmadığını eklemektedir.
Başvuran çifte vatandaşlığa sahip tek
milletvekilinin kendisi olmadığını,
seçildiği sırada hem Türk hem Amerikan
vatandaşı olan bir milletvekilinin
bulunduğunu ileri sürmektedir.
Başvuran ayrıca Yüksek Seçim Kurulu’nun
yasal olarak aday olmadan gerekli
incelemeleri ve düzenlemeleri yaptığını,
buna göre çifte vatandaşlığın yerine
getirilen diğer koşulların yanında aday
olmasına engel teşkil etmediğini
belirtmektedir.
Başvuran son olarak Türk vatandaşlığını
kaybederek milletvekilliğinin
düşürülmesi gerekçesinde iç hukuk
mahkemelerinin evlendiği tarihten
itibaren tekrar vatandaşlığa geçmesini
dikkate almamaları ile hakkaniyet
ilkesine uygun hareket etmediklerini,
alınan bu kararın öngörülen meşru
amaçlarla orantılı olmadığını, sözkonusu
bu önlemlerin özü itibariyle bile Ek 1
no’lu Protokol’ün 3. maddesinde yer alan
seçme ve seçilme hakkına yönelik bir
ihlali oluşturduğunu ileri sürmektedir.
B. Üçüncü taraf
Parlamentolararası Birliği,
milletvekilliği sıfatının düşürülmesinin
ilgili parlamentonun vekiline tanınan
temsil görevini yerine getirmede geriye
dönülemez bir biçimde ağır bir yaptırım
altında bıraktığının altını çizmektedir.
Benzer bir müdahalenin yalnızca ciddi
gerekçelerle yasayla tam uyumlu olarak
alınması gerektiğini ifade etmektedir.
Parlamentolararası Birliği, Hükümetin
çift vatandaşlığı bulunan Türk
vatandaşlarının yetkili mercilerden izin
almaksızın yalnızca gerekli işlemleri
yerine getirmek üzere çağrıldığı
hususuna karşı çıkmadığını
gözlemlemektedir.
Başvuranın bu imkândan yararlanamaması
eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması
ilkesine aykırı bulunmaktadır.
Parlamentolararası Birliği, Türk
Hukuku’nda seçilebilme sıfatının sona
ermesi halinde otomatik olarak
milletvekilliği sıfatının sona ermesini
öngören hiçbir hükmün yer almadığını
gözlemlemekte, bu bağlamda Yüksek Seçim
Kurulu’nun TBMM’nin bu yönde çağrıda
bulunmadığı halde milletvekilliği’nin
düşürülmesi konusunda yetkiyi TBMM’ye
verdiğini ifade etmektedir.
C. AİHM’nin değerlendirmesi
1. Genel ilkeler
AİHM, Ek 1 no’lu Protokol’ün 3.
maddesinin oy verme ve seçimlerde aday
olma hakkı gibi hukuken korunan
menfaatleri güvence altına aldığını
hatırlatır (Bkz. Mathieu-Mohin ve
Clerfayt-Belçika kararı 2 Mart 1987,
Hirst-Birleşik Krallık (no2) no:
74025/01, son olarak Zdanoka-Letonya no:
58278/00, 16 Mart 2006 ve Lykourezos-Yunanistan
no: 33554/03 kararları).
Hukukun üstünlüğünü esas alan gerçek
demokrasinin temellerinin oluşturulması
ve korunması bakımından bu haklar mutlak
değildir, «üstü örtülü» sınırlar
mevcuttur ve Sözleşmeci Devletler bu
doğrultuda kendilerine tanınan takdir
yetkilerini kullanmak durumundadır (Bkz.
Matthews-Birleşik Krallık no: 24833/94,
Labita-İtalya kararı no: 26772/95).
Bununla birlikte AİHM’ye Ek 1 no’lu
Protokol’ün 3. maddesinde yer alan
hükümlerin uygulanmasını gözetmek
düşmekte; seçimlerde oy vermeye ve aday
olmaya bağlı hakların özüne dahi
dokunulmaması, etkinliğini yitirmemesi,
meşruiyetini koruması ve kullanılan
araçların orantısız olmaması gerekir.
Özellikle, yasama organlarının seçiminde
halkın hür iradesini sekteye uğratacak
hiçbir engel yer almamalı-başka bir
deyişle, genel oylama halkın isteğini
yansıtmalı, etkin olmalı ve bütünlük
önünde bir engel oluşturmamalıdır. Yine,
halkın hür iradesiyle yaptığı ve
demokratik olarak ortaya koyduğu seçim,
demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin
mevcut olması haricinde seçim sisteminin
düzenlenmesinde hiçbir değişikliğe
uğramamalıdır. Kaldı ki AİHM’nin daha
önce de ifade ettiği üzere bu hüküm
herkese seçimlerde aday olma ve bir kez
seçildiğinde temsil hakkını güvence
altına almaktadır (Bkz. Selim Sadak vd.-Türkiye
no: 25144/94, 26149/95, 26154/95,
27100/95 kararları ve sözü edilen
Lykourezos kararı). Ek 1 no’lu
Protokol’ün 3. maddesi gerçek bir siyasi
rejimin temel ilkesini benimsemektedir
ve AİHS sistemi içinde temel bir önemi
haizdir.
2. Mevcut başvuruya uygulanması
Anayasa Mahkemesi 22 Haziran 2001
tarihinde Anayasa’nın 69 § 6. maddesine
dayalı olarak Faziletin “laiklik karşıtı
faaliyetlerin odağı” haline geldiğine
karar vermiş, bu bağlamda Anayasa
Mahkemesi’nin Faziletin kapatılması
yönünde aldığı kararda yer alan
gerekçeler aralarında başvuranın da yer
aldığı kimi başkan ve yöneticilerin
fiillerine etki etmiştir. İkinci bir
yaptırım olarak da başvuran da dahil beş
siyasetçiye beş yıllığına siyasi
kısıtlamalar getirmiştir.
AİHM, başvuranın siyasi haklarına
getirilen geçici kısıtlamaların netice
itibariyle Türk siyasi rejiminin laik
yapısının korunmasını amaçladığını not
etmektedir. Bu ilkenin Türkiye’deki
demokrasi açısından önemi dikkate
alındığında, AİHM sözkonusu önlemin
mevcut düzenin sağlanması ve
başkalarının hak ve özgürlüklerinin
korunması bakımından meşru amaçları
içerdiğine itibar etmektedir.
AİHM, sözkonusu tedbirin orantılılığı
hususunda başvuranın siyasi haklarından
geçici olarak yoksun bırakılmasında
demokratik düzeni zorlayıcı gerekçelerin
mevcut olup olmadığını incelemeye
alacaktır.
Bu itibarla AİHM, Faziletin kapatılması
sonucunda başvuranın siyasi haklarının
sınırlandırılması doğrultusunda siyasi
bir partinin feshine ilişkin anayasal
gerekçelerin de dikkate alınması
gerektiği kanısındadır (Selim Sadak vd.
kararı ile karşılaştırınız). Olayların
meydana geldiği dönemde yürürlükteki
haliyle 69 § 9. maddenin kapsamı oldukça
genişti.
Parti üyelerinin tüm görüş ve fiilleri
fesih kararına zemin hazırlayan
Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı
haline geldiği görüşünü destekler
mahiyettedir. Sözü edilen faaliyetlerin
derecelendirilmesinde bir ayrıma
gidilmemiştir. Bu bağlamda, bazı parti
üyelerinin ve özellikle parti genel
başkanı ve yardımcısının başvuranın
maruz kaldığı şekliyle bir yaptırıma
uğramadıklarını belirtmek gerekir.
AİHM’nin daha önce de ifade ettiği üzere
siyasi hakların kısıtlanması ağır bir
yaptırımdır.
Yukarıda bahse konu saptamalar ışığında
AİHM, Anayasa Mahkemesi tarafından
başvuran hakkında verilen kararın
öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda
orantılı olarak nitelendirilemeyeceği
neticesine varmaktadır. Bu durumda,
sözkonusu müdahale başvuranın seçilme
hakkının özü itibariyle ihlalini
oluşturmaktadır.
Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesini
ihlal edilmiştir. AİHM ayrıca
Anayasa’nın 69 § 6. maddesinde “siyasi
bir partinin bu nitelikteki fiilleri
parti yöneticileri ve üyeleri tarafından
zımnen veya açıkça benimsendiği yahut
doğrudan doğruya anılan parti
organlarınca işlendiği takdirde
sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş
sayılmaz” yönündeki değişikliğini not
etmektedir. Bununla birlikte,
Anayasa’nın 69 § 7. maddesi Anayasa
Mahkemesi’ne siyasi bir partinin temelli
kapatılması yerine dava konusu fiillerin
ağırlığına göre Devlet yardımından
kısmen veya tamamen yoksun bırakılması
yetkisini tanımıştır. Kuşkusuz bir
kimsenin siyasi haklarının kısıtlanması
daha az sıklıkla olacak ve siyasi haklar
güçlenecektir.
Yukarıda varılan sonuç ışığında AİHM,
başvuranın milletvekilliğinin
düşürülmesine ilişkin şikayetinin ayrıca
incelenmesini gerekli görmemektedir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran maddi tazminat olarak 150.000
Euro talep etmekte, maruz kaldığı manevi
zararın giderilmesi için ihlal kararının
tespitinin yeterli olacağını
belirtmektedir. Hükümet bu konuda görüş
bildirmemiştir.
AİHM öne sürülen maddi zarar talebi ile
ihlal kararı arasında hiçbir illiyet
bağı kurulamadığından bu talebi
reddetmiş, başvuranın maruz kaldığı
manevi zararın giderilmesi bakımından
ihlal kararının yeterli olacağını
kaydetmiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde
yapmış olduğu giderler için 50.000 Euro
talep etmektedir.
Hükümet görüş bildirmemiştir.
AİHM, mahkemeye sunulan deliller ve bu
yöndeki yerleşik içtihat ışığında yargı
gideri olarak başvurana 4.000 Euro
ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez
Bankası’nın marjinal kredi
kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3
puanlık bir artış eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM,
OYBİRLİĞİYLE,
1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 3. maddesinin
ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 6, 9 ve 14. maddeleri
hakkındaki şikayetlerin ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına;
3. Başvuranın uğradığı manevi zarar için
mevcut kararının başlı başına adil bir
tazmini oluşturduğuna;
4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince
kararın kesinleştiği tarihten itibaren
üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz
kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve
her türlü vergiden muaf tutulmak üzere
Savunmacı Hükümetin başvurana yargı
gideri olarak 4.000 (dört bin) Euro
ödemesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten
itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez
Bankası’nın o dönem için geçerli olan
faiz oranının üç puan fazlasına eşit
oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin
reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış
ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddesine uygun olarak 5 Nisan 2007
tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Kaynak: Yargıtay İnternet Sitesi
|
|
EMNİYET YARGI ANA SAYFASINA DÖN |
YORUMLAR:
|
Av.Yaşar Metehanoğlu
MERVE KAVAKÇI OLAYI
Ecevit hışımla meclise girdi
Merve Kavakçı'yı kapalı gördü
"Atın dışarıya,, diye köpürdü
Bu Millet neleri neleri gördü..
Saldırıya kimse karışamadı.
Erbakan da dahil sükuta vardı.
Nazlı Ilıcak'sa birden şahlandı.
Bu Millet neleri neleri ggördü..
Ne Ecevit ne de Erbakan kaldı
Eden buldu meydan yiğit'e kaldı.
Sahte kahramanlar kara saplandı
Bu Millet neleri neleri gördü..
|
|
|
|
|