MİLLİ
Tepki mi? , Faşizan Eylemler mi?
Taç Giyen Baş akıllanır. derler amma!
Siyasi hayatında Kasımpaşalı lakabından
rahatsız olmayan, halk adamı rolüne
soyunan başbakanın son sözleri halkın
çok canını acıttı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Yakın
tarihimizde bilhassa 1. Dünya savaşı
sırasında ve sonrasında
İmparatorluğumuzun haksız ve vahşice
içten ve dıştan saldırıya uğraması
sonucu 40.000.000 km2 bir vatandan
814.578 km2 bir toprağa sıkıştırıldık ve
üç milyondan fazla yurttaşımız şehit
oldu. Onlarca milyon yurttaşımızın
Sakat, dul, yetim kaldı. Ülkenin
tamamına yakını yakılıp yıkıldı.
Bu yıkıntılar üzerine kurulan Türkiye
Cumhuriyeti, Çok acı çeken halkının
çeteler yoluyla tekrar iç savaşlara
çekilmek istenmesi sonucu yurt içinde
güvenliği sağlamak amacıyla. İşgal
yıllarında düşmanlara yardım eden,
Düşman saflarında milletimize kurşun
sıkan Ermeni ve Rum asıllı yurttaşların
kendilerinin can sağlığını korumak
amacıyla yurtdışına tehcir edilmesi,
günümüzde soykırım adı altında akla
hayale sığmayacak iftiralarla propaganda
yapılmaktadır.
Ne gariptir ki Siyasi ve İlmi otorite
iddialara açıklık getireceğine sadece
inkâr etmektedir.
Tarih içinde gelişen olaylara gerçek
açıdan değinen birkaç akademik kişinin
ise sesleri duyulacak destek kendilerine
verilmemiştir.
Şimdilerde Başbakanımız Recep Tayyip
Erdoğan, bu gerçekleri görmemezliğe
gelerek Bu vatan için şehit olan
milyonlarca ecdadımızın kemiklerinin
sızlamasına maalesef vesile olmuştur.
Osmanlının ve Genç Cumhuriyetimizin
azınlıklara uyguladığı politikanın
Faşizan bir uygulama olduğunu söyleyerek
Türk milletinin Çok canının yakmıştır.
Gönül isterdi ki Sayın Başbakan savaş
yıllarında Türk ve Müslüman Halkların
uğradığı zulmün, acıların neticesinde
insani doğal bir refleks olarak
yüzyıllardır barış içinde yaşayan
birbirlerinden kız alıp veren Rum ve
Ermeniler, Yunan ve Rus İşgallerinde
işgalcilerin saflarında en önlerde
uyguladıkları vahşeti de beyan etmiş
olsaydı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, siyasi
tarihinde en büyük gaf’ı işlemiştir. Bu
millet onu asla af etmeyeceğini
sanıyorum.
Her ne kadar “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”
vecizesi doğrultusunda her kademedeki
tarih kitaplarımızdan Çanakkale’de,
Yemende, Kafkaslarda, Balkanlarda,
Filistin’de şehit ve gazi olan
milletimizin çektikleri detaylı
anlatılmamış olsa da, daha yakın tarihte
Rus ve Yunan ordularına kılavuzluk
yaparak çocuk ve kadın demeden yüz
binlerimizi şehit eden Rum ve Ermeni
komitacıları bu milletimizin unutması
imkânsızdır.
Elbette ki içimizdeki azınlıklarla
dostane yaşamayı öncelikle Türk milleti
istemektedir, azınlıklar Türkiye’nin
zaaflarından faydalanarak, batılı
dostlarının umut vermesiyle Milletimiz
aleyhine hep hainlik etmişlerdir. Karşı
çıkan pek olmamış, en azından susarak
komitacıların saflarında görülmelerine
sebep olmuşlardır.
Halen Ağrı dağını milli sembol, Van
bölgesine kadar olan bölgeyi anavatan
kabul etmeye 1915 zulmü adına anıtlar
dikmeye, yıl dönümlerinde Türkiye’ye
hakaretler ve düşmanlıklar yağdırmaya
devam etmektedirler.
Hâlbuki bu gün dahi Türkiye sayesinde
karınlarını doyurmaktadırlar. Bizim
aymaz politikacılarımızın
tedbirsizlikleri nedeniyle Ülkemizde
Azeri’yiz, Gürcü’yüz adı altında iş
bulmakta işyeri kurmaktadırlar.
Devletimizde her nedense bunları ısrarla
hudut dışı etmemeye devam etmektedir.
Günümüzde ortaya çıkan Kürt sorununun
altında gerçek sebep Ermeni meselesidir.
Bir “Ararat” efsanesi uğruna,
Batılıların oyununa gelerek, kendilerine
de bizlere de hayatı zindan
etmektedirler. Rusya’nın savaştan
çekilmesi ile ortada kalan Ermeniler,
Savaş yıllarında yaptıkları acımasız
ihanetin bedeli kendilerinden sorulmaya
başlayınca. 1918 yılında büyük guruplar
halinde Din hanelerine “İslam” yazdırma
teşebbüsleri hükümet tarafından kabul
edilmemiştir. Bu din değiştirme
talebinin siyasi olduğu apaçık
ortadadır.
Komünist Rusya içinde kalan Ermeni
muhtariyetine gitmek istemeyen Ermeniler
Türkiye’de kalarak genellikle alevi ve
Kürt kimliğine bürünerek dağılmış,
Tarumar olmuş Yeni Türkiye’de
kendilerine yeni yurtlar edinerek bu
kimlikle günümüze takiyye yaparak
gelmişlerdir.
Yakın tarihimize kadar saklandıkları
yerel kimlik altından Demokrasi, insan
hakları, özgürlük yaftaları ile daima
bölücülük yapmışlardır.
Bu gün Kürt meselesini ortaya atanların
kahhar çoğunluğunun şeceresine bakılacak
olsa bunların 1918 öncesi Ermeni
ailelere mensup olduklarını
göreceksiniz.
Yüzyıllardır Türk - Kürt aynı inanca,
aynı kadere bağlı olarak artık ayrılması
imkânsız bir akrabalık, inanç, kültür
bağı ile bağlanmışlardır. Bu
birlikteliğe Hiçbir Kürt’ün itirazı
olmamıştır. Laz, Gürcü, Çeçen, Pomak,
Zaza, Tatar, Kazak vs. gibi Bu milletin
ve Devletin kurucu unsurları
olmuşturlar.
Rumların ülkemizdeki mazileri ise daha
çok siyasi entrikalar yoluyla varlığını
hissettirmektedir. Daima Güçlü ülkelerin
dümen suyuna giren Yunanistan hiç
savaşmadan bağımsızlığını kazanmış ve
300 yılda ülkelerini Osmanlıdan
aldıkları topraklarla üç misli
büyüterek, kadim tarihlerinde hiç
olmadığı şekilde büyük bir devlete sahip
olmuşlardır.
Yakın tarihimizde ve Günümüzde
Avrupa’nın, Rusya’nın el altı
kışkırtmaları ile Türkiye’nin asla kabul
etmediği Mondros ateşkes anlaşmasını
Nihai savaş antlaşması kabul ederek,
Boğazlara kadar Trakya’yı ve Ege
bölgesini hudutlarına katma hayali ile
yaşamaya devam etmektedir.
1930'da Atatürk ile Venizelos'un
imzaladıkları, Rumlara ikamet etme,
ticaret yapma gibi haklar tanıyan Seyri
Sefanin Anlaşması İki taraflı idi.
Türkiye’den iş ve işveren adamlarımız
Yunanistan’a giderek işyeri
açabileceklerdi.
Yüzyıllarıdır Rumlarla birlikte yaşayan
Türkiye halkı Yunanistan’dan gelen
yatırımcılara asla tavır almadılar ve
kısa zamanda bu kişiler İstanbul, İzmir,
Bursa,Trabzon gibi büyük illerde büyük
işletmeler kurdular. Kazandıklarını
Türkiye’de yatırıma dönüştüreceğine
Yunanistan’a yatırım yapmaya başladılar.
Türkiye’den Yunanistan’a giderek ticaret
yapmak isteyen pek çıkmadı.
Heveslenenler ise Yunan halkının
kendilerine soğuk bakması sonucu
başarılı olamayarak geri döndüler.
Devletimizin aleyhine çalışan bir sistem
haline gelen bu anlaşmayı 16 Mart 1964
günü İsmet İnönü, son verdi. 1930'da
Atatürk ile Venizelos'un imzaladıkları,
Yunan Uyruklu Rumlara ikâmet etme,
ticaret yapma gibi haklar tanıyan Seyri
Sefanin Anlaşması'nı feshettiğini
duyurdu. İnönü, Yunan kökenli Rumları
kovmak için anlamlı bir tarihi seçmişti:
16 Mart, hem İstanbul'un "düşman
işgalinden" kurtulduğu tarihti, hem de
İnönü tarafından konan Varlık Vergisi
yine kendi kararıyla 16 Mart 1944'te
tasfiye edilmişti.
Günümüzde 1964 uygulamasının Osmanlı
devri Rumlarına uygulandığı şeklinde bir
kanaat vardır. Bu yanlıştır, yurttaşımız
olan Rumlar değil 1930 yıllarından sonra
Türkiye’ye gelerek yerleşen
Yunanlılardır. Bunların hepsinin Rum
olduğunun iddiasının da acı bir
aldatmacadır.
Tarih böyle söylerken Birileri hepimiz
Ermeniyiz, hepimiz Eleniyiz diye
bağıranların Türk kimliğine bakarak
aldanmayalım.Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan,ın bu gerçekleri bilmediği
varsayımını asla düşünemiyorum. Bu gün
ağzından çıkan kelimler Kimlere büyük
umut vermiştir izliyoruz.
Şimdilerde etekleri zil çalanlar
maalesef Kendini Türkiyeli sayanlar
değil, yaşadıkları topraklara Rum ve
Ermeni bayrağı asma hayaliyle
yaşayanlardır.
Acilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,dan
sözlerinin yanlış anlaşıldığını, bu
sözlerdeki amacının ne olduğunu deklere
etmesi gerekmektedir. Başbakan bu vesile
ile birkaç bin bölücüyü sevindirmiştir.
72 milyonun gönlünde kanserden beter
yara açmıştır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
özelleştirmeleri savunmak amacıyla
“Burada İzak çalışmayacak ya, Ahmet,
Mehmet çalışacak” demesini de çok sığ
bir politika ürünü olduğunu görmesini
bekliyoruz.
Atatürk’ün “Ülkemizin fabrikaları,
Tersaneleri, işgal edilmiş olabilir”
vecizesini tekrar düşünmesini istiyoruz.
Birkaç yıllık kârı karşılığında
yabancılara satılarak özelleştirilen dev
şirketlerimizi satın alanlar karlarını
Türkiye’de mi yatırıma dönüştürüyor,
hayır. Kendi ülkesine gönderiyor.
Bu işin sonu nereye varacak?
Görünen köye kılavuz gerekir mi?
Milli bir dönüşüm olmaz ise Milleti ne
olursa olsun sermayenin kölesi durumuna
düşen milletler gibi olmamızı ne
önleyecektir.
Türkiye’nin Nijerya’yı, dev Hindistan’ı
ve benzer ülkeleri iyi tanıması
gerekiyor, sermayeye kendini teslim
etmiş ülkelerin akıbeti hep aynı çünkü!
Abdullah gözaydın fatihten@gmail.com
|
Ben de A.K.P.. Liyim. Biz Millet olarak İsrail isminden tiksiniyoruz,iğreniyoruz,kusuyoruz..Osmanlıyı yemişler,Arabistan’ımızı yemişler,Kudüs’ümüzü yemişler Kitabımız Kur’anı Kerim onlar için bozguncu,yalancı,mel’un diyor.Halifemizi tekme ,sille tahtından indirmişler,Menderesimizi astırmışlar..Ecevit’in zehirlenmesinde,hafıza zayiinde bile onların elinin olduğu söyleniyor.
Daha dün Başbakan’ımız PEREZ için çocuk katili diye az kalsın elinin tersi ile ağzını burnunu dağıtacak değimliydi?.Allah aşkına şov mu idi?
Suriye sınırdaki mayınları biz temizleyelim diyor..
Bir emekli paşa bana 5,6 tabur verin 2 ayda temizleyelim. Tek kuruşumuz gitmez. Toprakları belki zararlı unsurlara da kaptırmış olmayız.İşsizliğe ve fakirliğe ve Devlet eli ile yapılacak bazı araştırmalara tahsis edebiliriz,.
İsrail’i T.C. topraklarına sokma uygulaması sanıyorum iç harbe sebebiyet verebilir. M.H.P. gibi düşünen her partide binlerce insan çıkabilir.
Ne diye böyle birçok tehlikeli dedikodulara mahal veriliyor?
Ben 5 çocuk babasıyım.Torunlarım var..
Vergi veriyorum..
Korkular içinde yaşamaya zorlanmamalıyız.
Bu güne kadar Kur’an ile çelişen söz pek büyüklerden duyulmuyordu.Kur’ana apaçık ters bir uygulama ile bu Milletin yamacına dikilmek doğru olmasa gerek..Hani tarihte hiç beklenmedik zamanda Kanuni 2 oğlunun boynunu birden vurdurmuştu da İslam dünyası donup kalmıştı ya..Beklenmedik söz ve uygulamalar insanı korkutuyor..
Bir vatandaş olarak kuşkularımı, korkularımı, endişelerimi iletmek istedim.
İlginizi istirham ederim.
Bilvesile selam ve saygılarımı sunarım.
27 – 05 – 2 0 0 9
Av.Yaşar M E T E H A N O Ğ L U