|
MÜBAREK BİR ZAMAN
VE MÜSLÜMANLARIN YILBAŞISI
Muharrem İslam
inancında önemli bir yeri vardır, Ramazan ayına verdiğimiz
önemi bu ayada vermek zorundayız, Öncelikle Hicreti temsil
ettiği için, yılbaşımız olduğu için. Nedir Hicret?
Hicret Müslümanlar İslam dinini kendi öz vatanlarında dahi
yaşamaktan mahrum bırakıldığı vakit, mücadele edecek güçleri
olmadığı haldeyken, oradaki zillet içinde yamalarına müsaade
edilmemiş, hicret etmeleri emredilmiştir.
Yaşadığımız şu
vakitte İslam adına tarihinde görülmemiş bir şekilde Din
emperyalistleri tarafından kuşatılmış vaziyetteyiz, İslam
yeryüzünde Haksız ve komple oyunlarla "Terör" etiketiyle
anılır olmuştur. Bu emperyalist kuşatılma bizim
ülkemizi de azami etkilemekte, emperyalistlerin kurmaya
çalıştığı "Dünya imparatorluğu" tesis etme uğruna on
yıllardır ülkemizde Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi birçok dini
veya kavmi unsurlar üzerinden düşmanlıklar tesis edilerek
"Böl-Parçala-Yönet" oyunu sahnelenmektedir.
Hicretin 1432.
yılında Hicretin anlamını doğru analiz etmeli, bu kadim
ülkemizde bizleri yok etmek isteyen güçlerin oyunlarına
gelmemeliyiz, ülkemizde kendilerini Alevi-Bektaşi olarak
tanımlayan, aslında hayat ve yaşam tarzı olarak İslami
hassasiyeti olmadığını gözlemlediğimiz, Ne hz. Ali Ra. Nede
Hacı Bektaşı veli hazretlerinin hayat nizamını benimsememiş
olan birileri, Öz be Öz Türk olan Alevi vatandaşlarımızı
maksatlı yönlendirerek , Tarihteki bazı olayları gündeme
taşıyarak Bu asil vatandaşlarımızın Sünni vatandaşlarımızla
arasına düşmanlık tohumları ekmeğe çalıştıklarını
görmekteyiz.
Ne ondört asır evvel Arap yarımadasında olanlar, ne Osmanlı
İmparatorluğunda meydana gelen ayaklanmalar, nede
Cumhuriyetin kuruluşunda meydana gelen isyanlar ve son
Sivas-Maraş olayları Alevi-Sünni çatışması değildir. Bu
ülkeyi bölerek parçalamak isteyen emperyalist güçlerin
oyunlarıdır. Bu ülkenin parçalanması düşmanlarımızı
sevindirmekten başka hiçbirimize fayda getirmeyecektir.
Son pişmanlıkta fayda etmeyecektir.
Bu mübarek
günde Alevi-Sünni vatandaşlarımızın Aslımız bir olan Kürt
vatandaşlarımızın bu oyunlara gelmeyeceğini umuyor,
geçmişteki hataları kaşıyarak geleceğimizi karartmamalarını
Bu güzide vatandan Hicret etmek mecburiyetinde
kalmayacağımızı niyaz ediyorum.
Bu vesile ile 10 Muharrem günü Sümbülü Sinan hazretlerin
kabri başında bu ülkenin bölünmesine çanak tutan, Aleviyi,
Sünniden koparmak isteyen, aslında Din diye bir kaygıları
olmayanların dikkatle toplumsal hoşgörü ile uyarılmalarını,
gafletten uyanmalarını sağlamak için öncelikle dinimizi
orijinal kaynağından doğrudan Kuran ve Sünnetten
öğrenmeyi, araştırmayı tavsiye ediyoruz. Allaha emanet
olunuz.
10 Muharrem ve Aşure
Günü
"Şehrullahi'l-Muharrem" "Allah'ın ayı Muharrem" olarak
adlandırılan bu ay, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan
ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine
ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz
tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah
katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on
peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini
arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura
Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri
olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha
mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin
olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin
olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine
kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve
bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu
gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine
göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde
Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği
içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan
etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura
Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü
kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü
çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya
yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı
kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya
kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha
önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu
mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep
kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman
ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır
hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde
yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair
hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır.
Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve
Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim,
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret
buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu
olduklarını öğrendi.
"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı
Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak
bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz,
Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak
sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da
emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh
Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam
öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim
Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve
oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu
bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu.
Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve
başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca
kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra
Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı."
'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için
Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç
tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı,
bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen
tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura
orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler
zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç
tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki,
Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde
başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle
buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce
bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit
ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan
Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu
günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî
senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir
temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha
fazla ümit edilir" demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe
denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on
birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun
için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce
veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel
âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır.
Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına
ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri
hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat
alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına
Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını
tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine
ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin
tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9)
Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler,
konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla
külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur.
Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela
karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının
Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55
yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından
Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün
arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad
vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber
verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet
gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır.
Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir
şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen
her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve
soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve
taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar
ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas
merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve
inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.
|