Muhsin Yazıcıoğlu son röportajında ne
demişti.
Büyük
Birlik Partisi Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatı sadece
Türkiye'yi değil, Türk-İslam ülkelerini de derinden sarstı.
Özel röportajında Habervaktim'e ne demişti?
Yaşadığı tüm acılara rağmen dürüstlüğü ve dik duruşu ile
dillere destan bir yaşam tablosuna sahip olan Yazıcıoğlu,
Habervaktim'e verdiği özel röportajında bakın neler
söylemişti?
"TÜRKİYE UYUMLU BİR AKTÖR OLDU"
*Ne oluyor Türkiye'ye? Elimizi kolumuz neden bağlı?
*Yaşanan büyük ekonomik kriz herkesin üstünde büyük bir
psikolojik baskı oluşturdu. Bu da şu: Türkiye uluslararası
sorunlara müdahale edemez, çünkü çok borcu var. Ekonomisi bu
kadar kırılgan olan bir ülke çevresindeki sorunlara
bulaşamaz. Bulaşırsa daha büyük sıkıntılar yaşar. Bu bir
hazırlıktı. Çünkü ABD, Afganistan ve Irak'ı işgal edecekti,
bu işgal operasyonunda Türkiye ekonomik krizden ötürü başını
kaldıramaz durumda olmalıydı. Çevresindeki sorunlara
müdahale etmek yerine bu sorunların akışına kendini
bırakmalıydı. Nitekim seçimin sonuçları bunu sağladı. Tek
başına bir iktidar geldi. Ortadoğu'daki işgal operasyonu
sırasında Türkiye'de her kesim 'bu kadar borcunuz var,
içeride kriz yaşıyorsunuz, bu sebeple kime kafa
tutacaksınız? Siz ancak olup biteni seyretme pozisyonunda
olun, etliye sütlüye dokunmayın, 'kırmızı çizgiler' diye
iddialarınız olmasın. Ve Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP)
içinde uyumlu bir aktör olarak yerinizi alın' demeye
başladı. Nitekim öyle de oldu.
*Seçimler öncesinde ekonomik göstergeler pozitif olsa da AK
Parti iktidarı özgürlükler noktasında beklentileri
karşılayamamıştı. Bu arada BBP'de iyi bir rüzgar
yakalamıştı. Sonra birden gündem değişti, rüzgar farklı
esmeye başladı ve AK Parti daha da güçlenerek her iki
seçmenden birisinin oyunu alarak yeniden iktidara geldi.
Peki, sizin açınızdan ne oldu da rüzgar yön değiştirdi?
*28 Şubat süreci, milliyetçi sağ ve milliyetçi sol
koalisyonunu sağladı ve PKK'nın siyasallaşma sürecinde en
önemli kırılma noktası olan eşkıyabaşını affetme görevini
yaptı. Sonra Türkiye'yi 21 Şubat krizi ile başbaşa bırakarak
gitti. 21 Şubat 2001 krizi, Türkiye'de her kesimde
istikrarsızlık korkusu oluşturdu. 'Aman Türkiye bir
istikrarsızlığa daha uğramasın, yeni bir kriz dalgası
gelmesin. Onun için de tek başına yönetecek bir iktidar iş
başına gelsin' havası oluşturuldu. Bütün olup bitenlerin
koalisyondan kaynaklandığı, bunun için de tek başına bir
iktidarın istikrar açısından daha uygun olacağı kanaati
yerleştirildi.
"FELLUCE'YE SES ÇIKARAMADIK"
*Acıya sessiz kaldık…
*Evet. Coni'ler, Felluce'de camilere postallarıyla girip,
insan katliamı yaparken Türkiye'de doğru dürüst bir tepki
gösterilmedi. Neden, çünkü 'Türkiye'de iktidarda bulunanlar;
‘Sen daha mı Müslümansın? Onlar da bunu görüyorlar. Onların
yapmadığını sen niye yapacaksın? Onlar bilmiyor mu senin
bildiklerini?' gibi sözlere muhatap oldular. Böylece Türkiye
daha olumlu, daha ılımlı ve daha uyumlu bur ülke olmak
noktasına getirilmiş oldu. Aynı şekilde içeride ekonomik
olarak da neyi yüklerseniz onu taşıyacak pozisyona geldi
insanlar. İki bürosu varsa bire indirdiler. Parçalı aileler
birleşti. 21 Şubat'ın etkisiyle tasarrufa yöneldik.
Tasarrufu öğrendi insanlarımız o zorluklar içerisinde.
Dolayısıyla da IMF'ye dayalı ekonomik modelin getirdiği tüm
külfeti sessiz ve uyumlu bir şekilde taşıdı. Onun için
içeride ekonomik olarak da bir sorun çıkmadı. Sendikalar
grev yapmadılar. Özelleştirmeler istendiği gibi yapıldı ve
toplumun her kesimi ılımlı ve uyumlu hale geldi. Bu 4 buçuk
yıl bu şekilde hem iktidarı rahatlatan hem de Türkiye'nin
içeride ve dışarıda ılımlı ve uyumlu davrandığı bir dönem
olarak geçti.
"ARAYIŞLARIN ADRESİ BBP OLDU"
*Ama rahatsızlık veren noktalar da vardı, arayışlar
sürüyordu…
*Elbette. Tek başına iktidardan beklentisi olan önemli bir
kesim de hayal kırıklıkları oldu. İnanç özgürlüğü için bir
adım atılmadı. YÖK ve katsayı gibi sorunları yaşayan meslek
liseliler ve imam hatipliler gibi kesimler sorunlarına
hiçbir çözüm getirilmemiş olmasının getirdiği hayal
kırıklıklarını yaşadılar. Yavaş yavaş insanlar itiraz
etmeye, başını kaldırıp gerçekleri görmeye başladığı sırada
toplumda yeni arayışların oluşması gayet doğaldı. Bu
arayışların yöneldiği siyasi parti de BBP idi çünkü tutarlı,
istikrarlı, milli, yerli ama aynı zamanda demokratik,
özgürlüklerin yanında olan, devletin güvenliği ve milletin
özgürlüğünü uyumlu bir şekilde bir arada götürmeye çalışan
Büyük Birlik Partisi, toparlanan büyüyen gelişen bir siyasi
parti olarak gündeme geldi.
CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ
*Ama seçmenin yolu yine değişti…
*Evet, Cumhurbaşkanlığı seçimi birçok şeyi değiştirdi.
CHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimini hedef göstererek toplumu
meydanlara çağırması, buna paralel olarak yapılan Cumhuriyet
mitingleri, arkasından TBMM'nin Cumhurbaşkanını seçememesi
ve bir erken seçime mecbur kalması, gece yarısı bildirisi…
bunlar AK Parti'nin bütün defosun kaybettirdi toplum
nezdinde. Ve vatandaş büyük fotoğrafa baktı, ayrıntılara hiç
aldırmadı. Ayrıntıları görmedi. çiftçi çok zorda olduğunu,
sorunlarının olduğunu söyledi, ürettiğinin, emeğinin
karşılığının girdi maliyetlerini bile karşılamayacağını
ifade etti ama 'kime oy vereceksin' dendiğinde 'AK Parti'ye
dedi. 'Neden' diye sorulduğunda o büyük fotoğrafa bakarak
'bunlara bu fırsatı vermeyeceğim' dedi.
MİLLETİN ŞİFRESİNİ ÇÖZDÜLER
*Bunlar derken neyi kast ediyordu millet?
*Bunlar' derken CHP ve o çizgideki zihniyeti kastetti. Gece
yarısı bildirisi de (27 Nisan) toplum da ters tepki yaptı.
Bunlar bilinçli mi yapıldı bilinmeden mi, onları tartışmak
lazım. Artık bu milletin bütün kodlarına giriyorlar ve
şifrelerini çözdüler. Dayatmalar karşısında bu millet tam
tersini yapıyor. 27 Mayıs darbesi olmuş, ilk fırsatta seçim
sandığında halk onun karşılığını almış. 12 Mart muhtırası
olmuş ilk fırsatta onun karşılığını vatandaş sandıkta almış.
12 Eylül olmuş, darbe ile iş başına gelenler Turgut Özal'a
karşıtlıklarını açıklamışlar, halk Turgut Özal'ı daha güçlü
şekilde iktidara getirmiş. 28 Şubat post modern darbesi
yapılmış o darbe Büyükşehir belediye başkanını görevden
almış, bir iktidarı görevden uzaklaştırmış ama sonunda iş
başından uzaklaştırdığı iktidarın devamını halk daha güçlü
bir şekilde iktidara getirmiş. Yıpranmış defolu hale gelmiş,
temel sorunu çözmemiş olan AKP iktidarını da CHP'nin ve 27
Nisan bildirisinin daha güçlü şekilde iktidara getirdiğini
söylememiz hiç yanlış olmaz. Bunun birçok açıdan ispatını
yapmaya da hazırım. Asgari 12 puan etki yapmıştır.
BİLİNÇLİ Mİ YAPILDI?
*CHP ya da 27 Nisan muhtırasını yayınlayanlar bunu bilinçli
mi yaptı diyorsunuz?
*Yani CHP bunu bilinçli yapmamışsa da kendi tabii çizgisiyle
bunu yapmış olabilir ama medyayı yönlendirenler, daha
küresel hedefleri gerçekleştirmek isteyenler, onlar
kesinlikle bilinçli hareket ediyor diye düşünüyorum. Bu
toplumun tepkileri, refleksleri nerede vereceğini, toplumun
atar damarlarının hangi noktada olduğunu gayet iyi
biliyorlar. Bu bir karamsarlık değil ben sadece bir tespiti
yapıyorum.
"ASLAN PAYINI KİMLER ALIYOR?"
*Peki, kimin işine yarıyor bu gelişmeler?
*Toplum mühendislerinin işine yarıyor. Mesela Doğan grubu bu
süreçte 168 basamak yükselmiş, ancak halka baktığımız zaman
asgari ücret ortada. Hayat standardında bariz bir yükselme
gözlenmiyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Asgari
ücretlinin, çiftçinin yaşam standardında, emeklinin, memurun
hayat standardında bir değişiklik yok geriye gidiş var ama
buna karşılık Türkiye ekonomisinin makro düzeyde büyüdüğü
ifade ediliyor. Bu kadar büyükse çiftçinin tarlasına,
esnafın tezgahına, çalışanların ücretine yansıması lazım.
Ama böyle bir durum yok. Bu pay kime gidiyor? Aslan payını
kimler alıyor buna bakmak lazım. Buna baktığınızda yabancı
sermaye çok ciddi bir şekilde kazanıyor. Türkiye'de
medya-sermaye-siyaset ilişkisi ile iş çevirenler daha çok
kazanıyorlar ve büyüyorlar. O bakımdan da toplum
mühendislerinin istedikleri oluyor. Kendilerine göre yönetip
yönlendirebiliyor ve istedikleri sonucu çıkarabiliyorlar.
*BBP'nin seçim öncesinde yakaladığı hava neden bir anda
kesildi ve yön değiştirdi? Sonra bağımsız olarak seçime
girme kararı aldınız…
*Evet… BBP olarak seçim öncesinde böyle bir havayı
yakalamıştık. Önümüzde iki ay daha vakit lazımdı, iki ay
daha olsaydı şartları bir hayli değiştirebilirdik ama
Cumhurbaşkanlığı seçimine dayalı olarak bir erken seçime
gidilmiş olması milletvekili seçimlerini cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin gölgesinde bıraktı. Bundan dolayı da bazı
kesimlerle konuştuğumda aldığım cevap, tepkiler dolayısıyla
seçimin sonucunu tahmin etmekte beni pek yanıltmadı. Öylesi
anlarda bir kör nokta oluşuyor, o kör noktalara takılıyor
her şey ve seçmen ayrıntıları dinlemek bile istemiyor.
İktidarın eksiklikleri, hataları bunlara hiç bakmıyor.
Mesela 'Cumhurbaşkanını halk seçsin' diyorum 'evet.' O zaman
'4 buçuk yılda bu iktidar bunu değiştirebilirdi. Bu imkanı
vardı, gücü vardı. Cumhurbaşkanı seçiminin olacağını
biliyordu' diyorum, 'Bilmiyorum' diyor. Çünkü
cumhurbaşkanlığı seçimiyle oluşturulacak gerilimden bir
siyasi iktidar projesi çıkaracaklardır. Onun için yaptılar.
Yar başında yaka paça olup birileriyle, sonra da aşağı
düşerken halka bıraktılar. Yine mağduriyet politikası takip
ettiler. Mağduriyet siyasetinden bir iktidar ortaya
çıkacağını bilen kesimler de gayet güzel iş tuttular.
"MHP SEÇİMDEN DERS ALDIĞINI SÖYLEDİ"
*MHP ve Devlet Bahçeli'nin seçim öncesi ve seçim sonrası
politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bahçeli'nin şansını
iyi kullanamadığından söz ediliyor. Bu anlamda Muhsin
Yazıcıoğlu ismi sürekli ön plana çıkıyor. Bir birleşmeden de
söz ediliyor. Var mı böyle bir şey?
*Neticede MHP seçim öncesinde çok keskin sonrasında çok
yumuşak bir çizgiye geldi. Seçim öncesindeki keskinliği
seçim stratejisi olarak, seçim sonrasındaki uyumlu ve ılımlı
yaklaşımını da seçimden ders almış olmakla sağladıklarını
ifade ettiler. Ya da böyle bir yol izlediler. O bakımdan
tabi ki her şeye 'hayır' diyen her şeye karşı çıkan bir
muhalefet yaklaşımını ben de doğru bulmuyorum. Mutlaka
olumlu şeylerde de takdir edebilmek o istikamette katkı
sağlamak gerekiyor. Siyaset siyah ve beyaz gibi yapılması
mümkün değildir, doğru da değildir. Siz bir proje ortaya
atarsınız iktidar devamını getirebilir. İktidar olmadan
sizin ortaya koyacağınız bir proje mümkün değildir. Neticede
iktidarla iş birliği yapacaksınız. Bu açıdan MHP'nin
cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrı olumludur.
"SANDIKTAN ÇIKANA SAYGI DUYULMALI"
*MHP ne yapar?
*Sandıktan yeni çıkmış bir siyasi partiye, cumhurbaşkanı
seçebilecek imkanı olduğu halde 'bunu sen yapamazsın' diye
dayatmak mümkün değildir. Vatandaş yönlendirilmiştir bu ayrı
bir konu ama en azından sandıktan çıkana razı olmak, saygı
göstermek gibi bir yaklaşım demokratik bir yaklaşımdır,
doğru bir yaklaşımdır. MHP'nin her şeye rağmen güçlü bir
grubu var. 70 kişi ile çok şey yapılır. İstendiği an
mecliste gündem oluşturulabilir. İktidarın olumsuz
politikaları karşısında çok ciddi gündemler ortaya
konulabilir. Buna imkanları var.
"BİRLEŞME ÇABALARI OLMALI"
*Bir birliktelik için ne söyleyebilirsiniz?
*Bir birlik beraberlik oluşturulmalı mı, oluşturulmalı
elbette. Bunum yolu nasıl bulunur, tabi ki neler yapılması
gerekiyor. Fikri lider yaparak kişilere takılmadan
oluşturulacak birliktelikler daha istikrarlı bir yapı
oluşturur. Biz bu seçimlerde halkın bu tarafını bildiğimiz
için Cumhurbaşkanı seçimine takılacaklar, yine 'aman
cumhurbaşkanı seçmesine engel olacak bir zaaf ortaya
çıkartmayalım' düşüncesiyle oy verecekler dedik. Vatandaş
bir kere 'barajı geçemeyecek' düşüncesine kapıldıysa kolay
kolay oy vermiyor. Sağlıklı, güven veren, bizim
fikirlerimizle çatışmayacak, bizi zora sokmayacak, ama aynı
zamanda meclise girmeyi de sağlayabilecek bir ittifak
projesi oluşmadı Bu tarzda bir ittifak mümkün olamadı. Bu
olmayınca biz de bağımsız aday olarak girdik. Ama bu dönemde
böyle arayışlar olabilir. Önümüzdeki süreç içerisinde
şartlar ne getirir ona bakmak lazım. Oturup bekleyelim diye
bir şey yok. Herkes üzerine düşeni yapmaya çalışıyor,
yapıyoruz da.
"TBMM'DE ÇOK İŞ YAPTIK"
*TBMM'de neler yapıyorsunuz?
*TBMM'de bir milletvekili olarak temsil ediliyoruz ama bu
dönem içerisinde gençliğimiz ve öğrencilerimize yönelik
girişimlerimiz oldu. Öğrenci affını gündeme getirdik. Türk
dünyası ve Kıbrıs'ta, daha çok entegrasyona gitmemiz
gerekirken oradaki diplomalara Türkiye'de denklik
verilmiyordu, onunla ilgili bir çalışma gündeme getirdik.
Öğretmenlerimizin sorunlarını, Bağ-Kurluların sorunlarını
gündeme getirdik. Çevreyi, tabiat varlıklarımızı koruyacak
denetim görevimizi yaptık. Kısa zaman içerisinde mecliste bu
tarzda gündemler oluşturduk ama önümüzdeki süreç meclis
genelini de iyi değerlendirerek milletin milli refleksini
milli beklentilerini gelecek umudunu organize edecek,
yönlendirecek girişimlerde bulunacağız.
"YAŞ KARARLARI YARGI DENETİMİNE AÇIK OLMALI"
*YAŞ kararları hakkında ne düşünüyorsunuz? Cumhurbaşkanımız,
Başbakan iken söz konusu kararlara şerh düşmüştü. Şu anki
Başbakanımız ve Milli Savunma Bakanımız da aynısını yaptı.
Dolayısıyla Sayın Gül'ün, geçmişte kendisinin ve şu anki
hükümet üyelerinin şerh düştüğü bu kararları onaylamasıyla
bir tezat görüntüsü ortaya çıktı. O dönemde dünyanın da
gözleri üzerimizdeydi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
*YAŞ kararlarının yargı denetimi altına girmesi gerekir.
Tabi bu TSK'nin terfi sisteminin yargı denetimi altına
girmesi demek değil. Çünkü terfi sistemi mutlaka kendi
disiplini içerisinde, kendi kurallarına göre olmalıdır.
Disiplin ve ordudan ilişiğin kesilmesi konusunun denetim
altına girmesi gerekir. Yaş kararlarının yargı denetimine
girmesi ordudaki disiplini de ortadan kaldırmaz. Eğer
askerlik mesleğine uygun olmayan tutumlar varsa, askerlik
kurallarına uygun olmayan bir yaklaşım tarzı ortaya
konuluyorsa, askeriye bu kuralları deklere ettikten sonra
bunlara uygun olmayanlar yargıya gittiği zaman zaten bu
doğrultuda yargı kararını verir. Burada mutlaka yargı
denetiminin olması gerektiğini düşünüyorum.
"SEÇMENE SELAM YOLA DEVAM"
*Peki, koyulan şerhleri nasıl değerlendirdiniz?
*İlk sene şerh konmasını takdir etim, ikinci sene kuşku ile
baktım şimdi saygı da duymuyorum çünkü yasa koyucu konumda
olan birilerinin yasayı değiştirmek yerine sürekli şerh
düşerek hareket etmesini samimi bulmuyorum. Biraz da
'seçmene selam yola devam' anlayışıyla hareket edildiği
kanaatindeyim. Birinci sene yeni iktidara geldiler diye hak
verdim, ikinci sene şerh koydular, henüz düzeltemediler
dedim ama üçüncü sene, dördüncü sene beşinci sene olmadı.
Çok samimiyeti yok. Madem karşısın, getir meclise 125.
maddeyi değiştir. Genelkurmay başkanı da kendisine
sorulduğunda dedi ki 'biz kanunlara göre hareket ediyoruz.'
Anayasanın 125. maddesi bu imkanı veriyor onlara. Asker yasa
dışı bir şey yapmıyor. Ama bu yasa vicdani değilse
değiştirip uygun hale getireceksiniz. Hukuka uygun değilse
hukuka uygun hale getireceksiniz. Bir tarafta yasa duracak
diğer taraftan yasayı değiştirmesi gerekenler sürekli şerh
koyacak. Yanlış bir şey.
"YAŞ KARARLARINI DENETİME AÇMAK İÇİN 125. MADDEYİ DEĞİŞTİRİN
BİTSİN"
*Atılanlar…
*Onlara gelince, netice itibari ile TSK kendi iç denetimini
kendine göre yapıyor. Bir YAŞ kararı dönemi var, bir kurul
karar veriyor. Bu kurul karanını verdikten sonrası
uygulamaya geçiyor. Başkanlığını Başbakan yapıyor. Orada
ceza alanları bilmiyor, sadece önüne gelen dosyadan
aldıkları cezayı görüyor. Her sene şerh düşüyor. Tanıyor mu
atılanları tanımıyor. Atılanların hangi gerekçelerle
atıldığını biliyor mu, önüne dosyalar geliyor. Ama 'yargı
denetimine tabi olmalıdır' diyor. TSK da diyor ki madem öyle
bunun için 125. maddesini değiştir. Bunu sormak lazım. Şimdi
başörtüsü meselesinde aynısını yapmıyorlar mı?
Rahatsızlıklarını ifade etmiyorlar mı? Değiştir o zaman.
Dolayısıyla milleti bu kadar şeye sokmanın anlamı yok.
Millet sana niye verdi bu yetkiyi? Benim tavrım gayet açık.
Çok netim. O bakımdan bu alandaki davranışlarını
onaylamıyorum. İlle de şerh koyuyorsanız ikinci sene TBMM'ye
getirip değiştireceksiniz.
KUZEY IRAK OPERASYONU VE TERÖRLE MÜCADELE
*PKK'ya karşı yürütülen operasyonları da değerlendirir
misiniz? Sınır ötesi operasyon, sorunun çözümünde tek başına
yeterli mi? Başka neler yapmak gerekir?
*Sınır ötesi operasyon Nisan ayından bu tarafa gündemde. Biz
de bir an evvel yapılmasından yana olduğumuzu sürekli
gündeme getirdik. Çünkü Tunceli'de karakol basılıyor. Askeri
birliklerimize saldırılıyor. Topraklarımıza mayın döşeniyor.
Yine sınırlarımız ihlal ediliyor. Terör kol geziyor ve bu
teröristlerin eğitim yaptığı, lojistik destek aldığı yerler
de sınırımızdan dürbünle görülebiliyor. Böyle bir şeyi
sürdürmek mümkün değil. Bunun için de bir an evvel bu
yuvalar dağıtılmalı ve teröre destek olanlar üzerinde
caydırıcı bir tavır ortaya konmalıdır. Bir irade ortaya
konmalıdır. Netice itibari ile gecikmiş de olsa beklenilen
ve olması gereken bir hareketti yapıldı. Zaten hedef insan
katliamı yapmak değildi. Dolayısıyla da amaç, bu kamplarda
barınma imkanını ortadan kaldırmak, lojistik alt yapıyı
ortadan kaldırmaktı. Başarılı bir operasyon yapıldı. Devamı
gelmeli ve herhangi bir şekilde tavizkar davranılmamalı.
Arkasında siyasi irade olduğunda TSK'nin her türlü
operasyonu yapabilecek kabiliyete sahip olduğu anlaşıldı.
Dışarıya da iyi bir mesaj oldu.
"TSK SIRTINI GABAR'A YASLAMALI"
*Bundan sonra yapılması gerekenler noktasında önerileriniz
nelerdir? Terörle mücadelede zaaflar yaşandığı yönündeki
yorumları da göz önünde bulundurarak, ne tür adımlar
atılmalı?
*Buradan hemen gevşeyerek direkt ya da dolaylı bir af
kanununa bunu dönüştürmek doğru değil. O zaman yeniden terör
örgütüne umut verilmiş olur. Umutlarının tamamen kırıldığı
noktada teslim olmaya zorlanmalı, devlet pazarlık yapamaz.
Türkiye bu sınırlarını korumakta zorlanmaktadır. Fiziki
şartlar uygun değildir. Bu nedenle mutlaka bir tampon bölge
oluşturulmalıdır. TSK Gabar dağına sırtını yaslayarak
Türkiye'yi savurma noktasına gelmelidir. Uydu vasıtasıyla
sınırlarımız kontrol altına alınmalı ve istihbarat toplama
imkanı uydu vasıtası ile yapılabilmelidir. ABD'den bağımsız
olarak topraktaki metal yoğunluğunu tespit edecek sensörler
konmalı ve mayın hareketlerini uydudan kontrol edecek
imkanlar olmalıdır. Ve özel birlikler vasıtası ile bu
mücadele sürdürülmeli. Ciddi bir istihbarat-bilgi toplama ve
o bilgiyi değerlendirerek terör hareketlerini etkisiz hale
getirecek mobil birlikler oluşturulmalı. Ekonomik sosyal ve
kültürel olarak da milli birliği sağlayacak tedbirler
alınmalıdır.
ERBAKAN'A VERDİĞİNİZ DESTEĞİ NEDEN ERDOĞAN'A VERMİYOSUNUZ?
*Siz her dönemde zalimlerin karşısında, mazlumların yanında
olduğunuzu dile getiren birisiniz. Ancak burada, AK
Parti'nin bazı konuları istismar ettiğini söylüyorsunuz, 28
Şubat sürecinde Sayın Erbakan Hoca da mağdurdu ama onu
samimi bulmuştunuz. Bu noktada AK Parti'ye aynı desteği
vermiyorsunuz. Nedeni nedir?
*O dönemde bizim de destek vererek iş başına getirdiğimiz
bir iktidar vardı. Bu iktidar dış odakların tepkisine rağmen
oluşmuştu. İçeride de, kapalı rejimlerden istifade ederek
palazlanmış büyümüş sermaye, kapalı rejimlerden istifade
ederek yer tutmuş olan bürokratik bazı kesimler o iktidarı
istememişlerdi. Dolayısıyla da en fazla o dönemde yine baskı
görenlerden biri bendim. Bunu bizzat hissediyordum
görüyordum. O sebeple birilerinin tezgahlayarak getirdiği
bir iktidar değildi. Spontane olarak gelen tabii olarak
oluşan bir hükümetti Refah-Yol hükümeti. Dolayısıyla o
hükümete, daha ne yapacağını bile beklemeden müdahale edildi
ve çok açık bir şekilde demokrasi dışı, insan haklarına
aykırı bir proje ile yargıyı yürütmeyi yasamayı hepsini tek
elde toplayarak Türkiye'de bir dönüşüm yaşatmak istediler. O
zaman demokrasi dışı bir müdahale olduğu için de biz
demokrasinin yanında yer aldık. Onurlu bir duruş sergiledik.
Onlar başardılar o zaman için. Sanki o zamandan başlamış
olan bir süreç Türkiye'yi bu günlere getirdi ve o post
modern darbenin ezdiği kesimlerden bazıları ile el altından
iş tuttular. Sonunda bir iş birliği, güç birliğine gittiler.
*Sizce burada da bir iyi niyet aramak gerekmez mi? Mukayese
yapacak olursak her darbeden sonra Anadolu insanı kendine
düşeni yapmış. Menderes, Demirel, Özal. Ancak Demirel, her
dönemde yaptığı gibi, 'Siyaset at üstünde durabilme
sanatıdır' diyor. Tayyip bey de siyaseti at üstünde durma
sanatı olarak mı görüyor sizce?
*Zaman zaman böyle düşünülebilir. Bu, 'o beni kullanacağına
ben onu kullanayım' hesabıyla hareket de edilmiş olabilir
ama sonuçlarına baktığımız zaman önemli olan kimin burada
fayda temin ettiği. Buna baktığımızda Türkiye özelleştirme
programıyla, sermayenin yer değiştirmesi operasyonuyla, yani
milli sermayeyi dışarıya atan, yabancı sermayeyi daha
avantajlı hale getiren politikalarla Türkiye'nin içeride
milli kimlik açısından yaşamış olduğu dejenerasyonla,
terörün meydana getirdiği tahribatla meseleye genel olarak
baktığımız zaman Türkiye bu geçtiğimiz süreç içerisinde bu
tür operasyonlara da maruz kaldı. Sonuçlara bakmak
gerekiyor.
"KAVGA EDEREK SONUÇ ALAMAYIZ"
Elbette bunlar içerisinde böyle bakanlar çok, böyle
dendiğini de düşünüyoruz. Kavga ederek bir sonuç alamayız.
Bekleyin görün. Biri başörtülü çocuklarımıza 'aman sabırlı
olun, bekleyin, bak cumhurbaşkanını seçeceğiz, anayasayı
değiştireceğiz' diyerek bekliyorlar, bekletiyorlar. Bunların
soncunda bir düzelme olmazsa sorun olur. Türkiye er geç bu
noktaya gelmek zorunda. Yasakları sürdürerek, bu anlayışı
devam ettirerek bir yere varılamaz. Artık toplum gerçekten
fikir inanç özgürlüğünü istiyor, ayrımcılıklara son verelim
istiyor. Hem dünya bu istikamette gelişiyor hem de
Türkiye'de taban bu istikamette politikalar istiyor.
"HİÇ VAKİT GEÇİRİLMEMELİ"
*Peki ne zaman çözülecek bu sorunlar, ya da kim çözecek,
hangi iktidar bunu başaracak?
*Daha fazla direnileceği kanaatinde değilim. Bu bakımdan da
bu iş değişecek. Başörtülü ile açık birlikte yaşayacak,
birlikte hayal kuracak. Ben temenni ederim ki, hiç vakit
geçirmeden olsun. Bu meseleler bir an evvel çözülsün. Kimin
çözeceğine bakmayız. Önemli olan çözülmesidir. Türkiye'nin
menfaati buradadır. Bu konuda atılacak her adıma destek
oluruz. Bu iktidar da atsa destek oluruz, başka bir iktidar
da atsaydı destek olurduk. Biz doğru adımlar atıldığında
destek oluruz, yanlışlarında karşısında oluruz.
"MEDYA TELEVOLE KÜLTÜRÜ İLE İLGİLENİYOR"
*Neticede yine Anadolu insanının bu birlikte yaşama isteği
yerine getirilmemiş durumda. Buna karşılık bir organizasyona
da rastlanmıyor. Bunu nasıl görüyorsunuz?
*Bir organizasyon yok değil ama bu projeyi dinleyen yok şu
anda. Genellikle bir seçimin arkasından halk kolay kolay
harekete geçmiyor. Çünkü yeni bir seçimden çıkmışız. Bir
siyasi parti çok güçlü bir şekilde iktidara gelmiş, her
istediğini istediği şekilde yapabilme imkanına sahip ama
iradesine sahip mi o belli değil. Böylesi ortamlarda bir
bekleyiş oluyor. Doğal olarak görmek lazım. Çok fazla
dinlenmiyor, çünkü medya daha çok televole kültürü ile
ilgileniyor. Bazı sansasyonel haberlere önem veriyor.
Oluşturulan gündem istikametinde söylem bekliyor millet.
Onun için de şimdi düğmeye basıldığında herkes aynı anda
'vatan elden' gidiyor havasına giriyor. Ve davul da öyle
çalıyor, zurna da öyle çalıyor, herkes de öyle oynuyor. Bir
düğmeye basılıyor her şey sanki süt liman olmuş, 'uçtuk
gidiyoruz' havasına giriyor.
"MEDYANIN PSİKOLOJİK BASKISI VAR"
*Çukurca baskınını da böyle mi değerlendiriyorsunuz?
*Evet, Ne oldu da 33 erimiz kurşuna dizildiğinde bile
gösterilmeyen tepkiler çukurca olayından sonra bir anda
Türkiye'nin her köşesinde gösterildi. Ondan sonra meclisin
asker gönderme kararının arkasından, yediğimiz Dağlıca
baskını, askerlerimizin rehin alınıp götürülmesi, Türkiye'yi
rencide ederek teslim edilmesi daha büyük tepkiyi
gerektirirken bir anda her şeyi söndü gitti. Dağlıca olayı
hepsinden daha ağır bir olaydı. Ama aynı tepki gösterilmedi.
Şimdi medya bir şekilde psikolojik etki ve baskı altına
alabiliyor toplumu ama böyle mi gider, böyle gitmez. Şu anda
yeni seçimden çıkmış bir Türkiye var, bu kadar güçlü çok oy
alarak gelen bir iktidar var, ağırlıklı bir şekilde iş
başına gelmiş iktidar varken proje-mroje dinlemez millet.
"SAĞIR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ"
*Değişir mi bir şeyler?
*Burası Türkiye üç beş günde her şey değişir. Ondan sonra
arayış da başlar, beklentiler de oluşur. Ortaya atacağımız
formüller de tartışılır. Sürdürülebilir projeler geliştirmek
lazım. Dönemsel olarak değil, tabii olarak süreklilik arz
edecek, tabana dayalı ciddi projeler geliştirmek lazım.
Milli olacak, yerli düşünecek, mutlaka ülkenin bölünmez
bütünlüğünden yana olacak ve demokratik olacak. Bu çerçevede
sağlam, ayağı yere basan, kısa-orta-uzun vade hedefleri olan
bir siyasal projeye ülkenin ihtiyacı var. Biz bunlarla
ilgili çalışmalar yapıyoruz ama bazı sağır dönemler oluyor.
O sağır dönemlerde çok fazla duyulmuyor. Yaptığımız
teşebbüsler karşılık bulmuyor. Ama netice itibari ile
Türkiye'nin böyle bir siyasi projeye ihtiyacı var, o siyasi
projeyi gerçekleştirecek kadrolar da var. Ben hep böyle
gitmeyeceği kanaatindeyim.
*Sağır dönem'den bahsettiniz... Belki de Türkiye'nin
sağduyulu kesiminin en sağır olduğu dönem... Mesela
yeryüzünün en büyük kongresi yapıldı Mekke'de. 4 Milyon
Müslüman aynı anda bir araya gelerek Hacı oldu. Malum
medyada hiç bahsedilmedi. Kötü şeyleri anlattılar. Noel'le
ilgili haberlere ise haftalar öncesinden başladılar. Buna
benzer bir örnek de, Fazıl Say Türkiye'yi terk edeceğim
diyor; ancak öz vatanında parya muamelesi gören kızlarımız
var. İsrail'deki Museviler 'Noelcileri istemiyoruz'
diyorlar. Bu bizim ülkemizde olsaydı nasıl karşılanırdı?
*Orası şeriatla yönetiliyor. İsrail şeriatla yönetiliyor ona
uygun olmayan bir dini istemeyebilir. Ama bize şu mesaj
veriliyor: Burada o da diyor ki siz de Müslümanlar olarak
aklınızı başına alın, ona göre medya gücünü elde edin,
siyasal gücün etki alanını arttırın. Kendi doğrularınızı
koyun. Geleneklerinize, göreneklerinize göre önemli
saydığınız günleri toplumsallaştırın. Uluslararasılaştırın.
Siz de bunların yapın demektir bu.
"KABAHATİ KENDİMİZDE ARAYALIM"
Tabi kahir ekseriyeti Müslüman olan bir ülkede iktidar
gücünün, belli bir düşünce ekseninde oluşmasının belli bir
vadede çok daha keskin virajlara Türkiye'ye getireceği gibi
iddialarla bunları yapıyorlar. Netice itibari ile toplum
mühendislerinin istediklerini yapabildiğini ifade ettim. Bu
küresel siyaset mühendislerinin başarısıdır dedim. Bunu
kabul ettik, bir başarı var ortada. Ancak, tabi her olup
biteni dış güçlere bağlamak ve onların bunu yaptığını
söyleyerek işin içinden sıyrılmak büyük kabahattir. Çok
büyük kabahatlerimiz var. Onlar büyük proje hazırlıyorlar,
istikrarla uyguluyorlar, sonuç da alıyorlar. Başarılı da
elde ediyorlar. O zaman bizde bir kabahat aramamız
gerekiyor. Bunu da bir özeleştiri olarak yapmamız lazım.
Nerede hata yapıyoruz, nerede eksiklerimiz var, niçin
birlikte uzun vadeli projeler uygulanamıyor.
"FİTNEYE DEDİKODUYA ÇABUK KANIYORUZ"
*Bu neden kaynaklanıyor olabilir?
*Bu biraz da bizim tabi yetişme kültürümüz ve dış telkinlere
daha çok açık olan ve kendi doğrularını kararlılıkla savunma
direnci olmayan tarzda yetişmiş olmamızdan kaynaklanıyor
olsa gerek. Daha çok fitneye dedikoduya çabuk
kanabildiğimiz, çabuk ayrışabildiğimiz, çabuk terk
edebildiğimiz, kırılabildiğimiz bir gerçek. Bunlardan da
yine onlar istifade ediyor. Her şeyi dış güçlere bağlayıp
kolaycılığa kaçmamak lazım. Oluşturacağımız think-tank
lobilerinde bu tartışmaları sağlıklı yaparak oralardan uzun
vadeye dayanan iktidar projeleri ortaya çıkarmamız lazım.
Türkiye'yi aşan, daha küresel düşünebilen, daha küresel
projeleri üretebilen, bunların arkasında duracak iradeyi
ortaya koyabilen yapılar ortaya koymamız lazım.
Yener Dönmez - Engin Kaşdaş / HABERVAKTİM
|