Çile’nin şairi 105
yaşında

‘Kaldırımlar’ ile
şiirin doruklarından
birini resmeden
büyük şair, 105 yıl
önce bugün 25
Mayıs'ta doğmuştu.
Necip Fazıl
Kısakürek, şiir ve
düşünceleriyle hala
yaşıyor.
TÜRK şiirinin büyük
ustası105 yıl önce
bugün, yani 26 Mayıs
1904’te doğmuştu.
Şairane hayatı,
dizeleri kadar
hayranlıkla
izlenmiş, karizması,
düşünceleri ve
ifadedeki kıvraklığı
da, kitleler
üzerinde en az
şiirleri kadar
etkili olmuştur.
Şu günlerde yurdun
dört bir yanında
anma toplantıları
tertip edilen Necip
Fazıl’ı, 25 Mayıs
1983’te ebediyete
uğurlamıştık.
Reddettiği ilk dönem
şiirleri ile hala
çok okunan şair,
Türk şiirinin
zirvesi olarak hala
dimdik ayaktadır.
Büyük şairi, 105.
doğum gününde Türk
edebiyatının önemli
isimlerine,
şairlere,
akademisyenlere ve
fikir mirasını
yaşatmaya çalışan,
bunu eserlerinin
yayımını sürdürerek
yapan oğlu Mehmet
Kısakürek’e sorduk.
HECENİN ŞEHİRLİSİ
RASİM ÖZDENÖREN:
Üstad, günümüzde de
sevilerek okunuyor,
mirası sürdürülüyor.
Ancak onun şiiri ve
düşüncesinin değeri
ile, söylediklerinin
günümüze etkisi
farklı şeyler.
Fikriyatı İslam
çizgisine yakınlığı
itibariyle, takdir
görüyor. Şiiri de
öyle. Ancak şiir
günümüzde onun gibi
mi yazılmalı,
düşünceleri bire bir
günümüz meselelerine
uyarlanmalı mı?
Bunlar farklı
şeyler. Türk
şiirinde ilk kez
onun dizeleri hece
veznine şehirli
özellik kazandırdı.
DİZELERİ HALA
YAŞIYOR
AHMET OKTAY: Necip
Fazıl, Türk şiirinin
en önemli
isimlerinden
biriydi. Şiiri hala
sevilerek okunuyor.
Düşünceleri de onun
çizgisine yakın
çevreler tarafından
elbette
sürdürülüyordur.
Günümüzdeki
dergilere dikkat
edersek yeni kuşak
şairlerin onun gibi
şiir yazmadığını
görüyoruz. Ancak,
kendisinin
sağlığında
reddettiği
şiirlerinin bile
günümüzde yeni
kuşaklar tarafından
sevilerek okunması,
onun şair olarak
gücünü kanıtlıyor.
DAHA ÇOK OKUNUYOR
HAYDAR ERGÜLEN:
Necip Fazıl’ın
öneminin giderek
artığına tanık
oluyoruz. Çünkü onun
bohem dönemlerinde
yazdığı şiirler
daima okunurken daha
sonra ‘üstad’ olarak
nitelendirildiği
yıllar, sadece onun
ideolojisine
inananlarca
benimsenmişti. Nazım
Hikmet de öyleydi.
Yıllarca kendi
fikrinde olanlarca
okundu. Şimdi ise bu
anlayış aşılıyor.
İki şairin bütün
şiirleri geniş
kitlelerce kabul
görülüyor ve
okunuyor. Bu
bağlamda bu iki
büyük ve bilge
şairin kader
birliğinden de söz
edilebilir. Artık
günümüzde bu
şairlerin kadri
kıymeti daha çok
biliniyor.
MAVERANIN ŞAİRİ
BEŞİR AYVAZOĞLU:
Şüphesiz Necip
Fazıl, Türk şiirinin
ve düşüncesinin
dönüm noktalarından,
yol ayrımlarından
biridir. Onsuz bir
Türk şiiri düşünmek
mümkün değildir. O,
şiirin maverayla
ilişkisini kuran en
büyük isimdir. Halen
en çok okunan
şairlerimizin
başında gelmektedir.
ŞAİRLERİN SULTANI
TURAN KARATAŞ:
Hafızamı
yokladığımda, dilime
en kolay ve
hemencecik geliveren
dizeler Necip
Fazıl’a ait. Demek
ki bir neslin şiiri
tanımasında,
sevmesinde ve
estetize olmasında
Necip Fazıl’ın büyük
emeği geçmiş. Bugün
öğrencilerimin
okuduğu şiir
kitaplarının başında
‘Çile’ var. Yani
Üstad’ın eserinin
kıymetinde bir
eksilme yok; demek
ki ona láyık görülen
‘Şairler Sultanı’
unvanı boşuna
değilmiş. Kim ne
derse desin,
Cumhuriyet Sonrası
Türk şiirinden iki
isim sorulsa biri
mutlaka Necip
Fazıl’dır. Ama
birinci, ama ikinci.
‘İKTİDAR SAHİPLERİ’
İLGİSİZ
MEHMET KISAKÜREK:
Necip Fazıl’ın
ideali, merhum
Cumhurbaşkanı Turgut
Özal’a ve bugünün
iktidar makamının
siyasi aktörlerine
kadar, Cumhuriyet
sonrası yetişen
bütün nesilleri
yönlendirici ve
besleyici
niteliktedir. Ancak,
genç nesiller
üzerindeki tesiri
giderek artmasına
rağmen, kültürel,
sosyal ve en
önemlisi siyasi
alanda iktidar
sahibi olanlar,
Üstadları’nın,
beklediği alakayı
göstermekte
iktidarsız
kalmaktadırlar.
İsterdik ki gücü
elinde
bulunduranlar, büyük
hizmetleri geçmiş
şair ve fikir
adamımıza sahip
çıksınlar.
ŞİİRİMİZİN
KURUCULARINDAN
METİN CELAL: Necip
Fazıl çağdaş Türk
şiirinin kurucu
şairlerindendir.
Hece ile yazımda
önemli bir devrim
gerçekleştirmiş.
işlediği konularla
ilgi çekmiştir.
Kaldırımlar şiiri
hala dillerdedir.
Hem şiiriyle hem de
görüşleriyle günümüz
şairlerinin bir
bölümünü de
etkilemiştir.
Günümüz şiirinin
muhafazakar,
maneviyatçı kanadı
üzerinde etkisi
büyüktür. Necip
Fazıl Kısakürek her
zaman okunan,
sevilen
şairlerden...
Kitapları bugün de
okuyucu ile
buluşuyor, çok
okunuyor. SONER CAN
O DAİMA BİR iDOL
HİLMİ YAVUZ: Bazı
şairler eserleriyle
fikirleriyle kült
haline gelmiştir.
Necip Fazıl
Kısakürek de bu
şairlerden biriydi.
Onun gibi şairlerin
karizması asla
kaybolmaz. Şiir
artık onun yazdığı
gibi yazılmıyor.
Tarzı tekrar
edilmese de, eğer
şiir söz konusu ise
onu sevenlerin
gözünde o hep bir
idol olarak
kalacaktır.
----------------
DURUN KALABALIKLAR,
BU CADDE ÇIKMAZ
SOKAK!
“Bir dava sahibi
olan adam, deniz
kenarında bir ev
yapmış bir kimse
gibi, yaşadığı
sürece dalga
seslerini duyar
durur; buna
mecburdur da…” diyor
Hz. Mevlana. Bu sözü
ilk duyduğumda,
elbette ki aklıma
başka bir kimse
gelemezdi. Üstad
belki de daha
korkuncunu
yaşamıştı. Evi
kasırgaların,
fırtınaların,
karayellerin tam
ortasında idi.
Sadece çocukluk ve
gençlik yılları
değil ömrünün son
günleri bile
fırtınalıydı. Hatta
borçlu gitti, öte
tarafa; çünkü
hakkında kesinlemiş
hapis kararları
vardı!? Lakin o
bütün dalgalar
karşısında sonuna
kadar dimdik ayakta
kalmayı başarmıştı.
Dalgalar ona bir şey
yapamazdı. O korkunç
şaklamalarıyla
insanların çoğunu
korkutan dalgalar,
üstada dokunamadı
bile. Eserleri,
şiirleri, Büyük
Doğusu, yetiştirdiği
gençlik, Anadolu’yu
ayağa kaldıran
konferansları,
tiyatroları, keskin
konuşmaları ve hatta
esprileri ile
karşısında değil
dalgalar, dağlar
bile duramadı.
Şiirde, edebiyatta,
düşünce ve atılımda
hatta siyasette öyle
büyük bir mücadele
verdi ki… Bir
Fransız
ansiklopedisi onun
için “Hapiste geçen
bir hayatı dışında
özgür olarak geçen
yaşantısından fazla
olan Türk şairi”
tanımlaması
yapmıştır.
* * *
Ruh iklimimizin en
büyük mimarları
arasında anılmaya
layık olan üstad,
metafizikçi bir
İslam aydını idi.
Yetiştiği ve
yaşadığı zamanın
şartlarına uygun
olarak daha çok
psikolojik yönüyle
mücadele verdi yani
uyandırmaya,
harekete geçirmeye
yönelik tavırlarıyla
dikkat çekti. Her
yeri özellikle
sanat, edebiyat,
düşünce ve hatta
siyaseti kaplayan
yabancılığa,
batıcılığa karşı
koydu. İslam,
ehlisünnet,
tasavvuf, Hz.
Peygamber (s.a.v.)
ve dostlarının
sevgisi, Osmanlı’ya
saygı konularında
çok titiz ve çok
şiddetliydi. Şeyh
Seyyid Abdülhakim
El-Arvasi (k.s.)
Hazretlerine büyük
bir sevgiyle
bağlıydı. Değer
verdiği hususlarda
taviz vermedi;
Hakkındaki dıştan ve
içten gelen haksız
eleştirilere,
acımasız alaylara
karşı bir kale gibi
durdu. Üstad,
“Kınayıcıların
kınamasına”
aldırmayan gerçek
bir dava eriydi.
Her insan gibi bir
takım hataları,
eksiklikleri veya
zaafları yok muydu?
Elbette vardı ama
yaşadığı ve mücadele
ettiği dönemde
bunları öne çıkarıp
onu ve hareketini
engellemeye
çalışanların
ellerine ne geçti?
Şunu veya bunu
bahane edip ona
ihanet edenler,
sağlığında onu yok
sayanlar, vefatından
sonra daha da
devleşen üstad
karşısında iyice
küçüldüler gittiler.
Böyle insanların
kaderi de maalesef
böyle oluyor:
Yaşarken düşman
olanlar ölünce dost
oluveriyorlar. Bu
ayrı bir konu; Peki
vefatından sonra
yapılması gerekenler
yapılabildi mi?
Necip Fazıl
Kısakürek’in Türk
şiir tarihinde çok
önemli bir yeri olan
şiirleri, hâlâ
yeterince tanıtılmış
ve anlaşılmış değil.
Tiyatroları da öyle;
dünya çapında bir
eser olan Bir Adam
Yaratmak bile öyle.
Düşünce yönü hele
hiç anlaşılmış
değildir. Üstadın
onda biri kadar bir
adam, herhangi bir
milletin elinde olsa
o millet onun en
küçük bir mısraını,
en zayıf bir
cümlesini dahi bütün
dillerine çevirmek
için elinden gelen
her çabayı sarf
ederdi. 25 Mayıs
1983’ün üzerinden 25
koca sene geçti.
Yazık ki üstad
hakkında daha doğru
dürüst bir yaşam
öyküsü (biyografi)
dahi yok.
Ne yapalım, iki
elimiz iki yanımıza
mı düşsün...