.

                                              REÇELLERİN FAYDALARI

Reçeller kahvaltılarımızın vazgeçilmezleri arasındadır Fakat tatlı doğal olursa faydalıdır , Günümüzde piyasada pek çok doğal olmayan tatlandırıcılar icat edilmiştir, Bunlar besin değildir. Vücut tarafından emilmezler lakin şeker tadı beyinde bazı metabolizmaları harekete geçirerek zararlı neticelere yol açmaktadırlar.

Yapay Tatlandırıcılar, Yapay şeker, Yapay tatlandırıcılar zararlımı, Zararı var mıdır, Yapay tatlandırıcıların fayda ve zararlarının anlatıldığı güzel bir yazıyı sayfanın sonunda okuyabilirsiniz.

Yapay tatlandırıcılar kilo aldırabilir
Kilo vermek için kullanılan yapay tatlandırıcıların, kilo verdirmediği gibi alınmasına yol açabildiği belirtildi.

Araştırmacılar, insan vücudunun kalorisiz yapay tatlandırıcılarla gerçek şekeri ayırt edemediğini, bu tatlandırıcıların da tıpkı şeker gibi, glikozun emildiği bağırsaklardaki sensörleri harekete geçirerek şekerle aynı etkiyi gösterdiği bildirildi.

Bu nedenle rejim yapan bir kişinin kilo kaybetmediği gibi zaman içinde kilo bile alabileceği belirtildi.

Daily Mail gazetesinin haberine göre, Liverpool Üniversitesi profesörü Soraya Shirazi-Beechey, ince bağırsaklardaki sindirim süreci üzerinde yaptığı incelemede, şekeri tanıyarak bağırsaktan kana geçmesini sağlayan hormonları salgılayan hücreleri tespit etti.

Araştırmada, bu hücrelerin yapay tatlandırıcılarla karşılaştığında da aynı hormonları salgıladığı anlaşıldı.

Shirazi-Beechey, “Yapay tatlandırıcılar da glikoz sensörünü harekete geçiriyor ve bağırsağın daha fazla şeker emme kapasitesini artırıyor. Zayıf kalmak için diyet kola içersiniz ancak, yapay tatlandırıcılar bu sensörü harekete geçirebildiği için daha fazla şeker almış olursunuz” dedi.

Prof. Shirazi-Beechey, “Yapay tatlandırıcıların kilo kaybetmek isteyenlerin işine yarayacağını düşünmüyorum. Benim tavsiyem doğal gıdalar alsınlar, ancak bunları az miktarda tüketsinler” diye konuştu


Kekik balı ve reçelinin faydaları


*Mide ağrısını giderir.
* Grip ve öksürüğü keser.
*Cilt hastalıklarını iyileştirir.
*Egzama ve çeşitli kaşıntıları giderir.
*Mide şişmelerini önler.
*İştah açar. Bağırsak kurtlarını döker.
*Mide, akciğer ve göğüs üşümelerine iyi gelir. Her türlü kalp ağrısını giderir.
*İç hastalıklardan meydana gelen vücut terlemesini önler. Baş ağrısını keser.
*Romatizmaya iyi gelir.

 

 

 


Ceviz reçelinin yaraları

Cevizin,
özellikle yeşil cevizle yapılan reçelin faydaları saymakla bitmiyor. B1 ,B2 C,E vitamin zenginliği ile bilinen ve düzenli tüketildiğinde çocukların ve yetişkinlerin sağlıklı beslenmesine yardımcı olabilmesi için sabah, öğlen ve akşam tüketilmesi yeterli.

 

 


 


Kapari reçelinin faydaları :


*Kan tablosunu düzenler.
*Tüm kan
hastalıklarını hızlı bir şekilde iyileştirir.Kandaki tronbositeneli, lokositleri ve diğer hücreleri çok hızlı bir şekilde arttırır

 

 

 

 


Bluebery reçelinin faydaları

* Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller.
* Gut ve Romatizma hastalıkları için önerilir.
* İshal durdurucu
özelliğe sahiptir.
* Kan şekeri ve kolestrolü düşürür

 

 

 

LİKARBA
* Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri çalıştırır
* Kalp krizi riskini azaltır. Damar sertliği oluşumunu engeller
* Sağlıklı bağ dokusu ve yeni kılcal damar oluşumuna yardımcı olur.
* Taze olarak yenildiğinde kanı
temizlerYaban mersini reçeli

gece görüşü arttırı ve yorgun gözlerini dinlendirir. Pilotlar, yabanmersini reçeli yedikten sonra gece uçuşlarına çıktıklarında gece görüşlerinde bir düzelme ve iyileşme hissettiklerini sık sık rapor ediyorlar. 1960’ ların ortalarında yukarıdaki gözlem ve duyumlar, önce bir laboratuarda daha sonraları da klinik çalışmalarda yabanmersini meyve ekstrelerinin gözler ve damar sistemi üzerine etkileri üzerine yapılan çalışmalara yol gösterdi.

 

Ağaç kavunu reçelinin faydaları

Bronşit hastalığında nesef darlığına iyi gelir.
Kabuğunun suyu ile yaralar pansuman yapıulırsa şifalı gelir
Yılan sokmada suyu içilirse iyi
gelir.
Kabuğu hazmı kolaylaştırır

 

 

 

 

Ayva reçelinin faydaları

Gögüs hastalıklarında çok faydalıdır. Tüberküloz olanlara ayva tavsiye edilir.
Birçok hastalığa şifa olan ayva reçeli, kalp, akciğer, boğaz, mide, göz, bağırsak ve ağız rahatsızlıklarının tedavisinde faydalısır.
-Her yaşta sinir sistemini güçlendirir
-Mide ve bağırsakları zararlı mikroplardan koruyarak hazımsızlık gibi sorunları önler.
Grip ve nezle de iyileşmeyi hızlandırır.

 

 

 



 

Ananas reçeli

*Vücuttaki yağı azaltarak kanser riskini azaltır.
*Lifli bir besin olduğu için kroner kalp
hastalıkları riskini azaltır. *Doymuş yağ oranını ve kolestrolü düşürdüğü için yine kroner kalp hastalığı riskini azaltır;
*Vücuttaki sodyum oranını azalttığı için de yüksek tansiyon riskini azaltır.
*Sindirim sistemine Yardımcı ve Doğal İltihap Önleyici;

Taze ananas içinde bulundurduğu protein sindiren enzim olan bromelain sayesinde sadece sindirime yardımcı olmakla kalmaz, vücutta meydana gelebilecek iltihapları ve şişkinlikleri de mucizevi bir biçimde azaltır,
*
Özellikle sinüzit, bademcik iltihabı, gut hastalığı, mafsal iltihabı yada yaralanma veya ameliyatlardan sonraki iyileşme dönemlerinde ananasın faydalı olduğu görülmektedir. *Bromelainin iltihap önleyici etkisini artırmak için ananas öğünler arasında tek başına yenilmelidir. Bu sayede ananasın içinde bulunan enzimlerin tamamının sadece sindirime yardımcı olacak biçimde kullanılmasının önüne geçilmiş olunur.
*C vitamini vücudun suda çözünebilen başlıca antioksidanıdır ve vücudun suyla dolu olan bütün bölümlerini, hücrelere saldıran ve zarar veren serbest radikallerin saldırılarından korur.
*Serbest radikallerin, damarların tıkanmasını ve kalp hastalıklarını artırdığı, solunum yollarının spazm geçirmesi olasılığını artırarak astım nöbetlerine yol açtığı, kolon hücrelerine zarar vererek kolon kanserine ortam hazırladığı, eklem
ağrılarını artırdığı, osteoartrit ve romatizmal artrit rahatsızlıklarında sakatlanma riskini artırdığı ortaya çıkarılmıştır.
 


Elma reçeli

*Böbreklerin temizlenmesine yarar,
*Baş ağrısına iyi gelir,
*Kolesterolü düşürür,
*Yüksek tansiyonu düşürür,
*Kan şekerini kontrol altında tutar,
*Romatizma ve gut hastalığına iyi gelir,
*Uykusuzluğa iyi gelir,
*Bağırsaklardaki parazitlerin dökülmesini sağlar.

 


İncir reçelinin faydaları

* İçerdiği yüksek lif oranı sayesinde sindirimi hızlandırır ve kolaylaştırır. Bağırsakları yumuşatır.
*Kabızlığı giderir.
*Vücuda kuvvet ve enerji verir.
* Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir.
*Halsizliğe ve unutkanlığa iyi gelir. Öksürük ve boğaz ağrılarına iyi gelir. Nezle ve bronşite faydalıdır. Özellikle Kuru incir balgam söktürür.
*İncir, kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp ve damar hastalıklarına karşı vücudu korur.
*Kansere karşı da koruyucudur.
*Basura iyi
gelir. Bakteri ve virüslerin çoğalmasını önleyerek hastalıklara karşı direnci arttırır..


Karpuz reçeli

*Böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır.
*Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır.

 

 


Kestane reçelinin faydaları

* Vücuda kuvvet ve enerji verir.
*Cinsel gücü arttırır.
* Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir. *Hastaların iyileşmelerini hızlandırır.
*Kandaki kolesterol oranını düşürür. Kan dolaşımını düzenler ve hızlandırır.
*Varis ve basur şikâyetlerini azaltır. Karaciğere ve mideye de faydalıdır. İshali keser..

 


Patlıcan reçelinin faydaları

*Sinirleri yatıştırır ve tansiyonu düşürür. Kalp çarpıntısını giderir. Bağırsakları yumuşatır ve idrar söktürür.
*Kandaki kolesterol seviyesini düşürür ve damar tıkanıklığına iyi gelir.
*Kansızlığı giderir. Karaciğerin ve pankreasın çalışmasını düzenler.
*Böbrek ağrılarını ve yanmasını azaltır. Basura iyi gelir. Kilo vermeye yardımcı olur..

 

 

 


Portakal reçeli

*C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor.
*Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın
damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor.
*Vücuttaki direnci arttırıyor.
* Kanın durulmasına ve
temizlenmesine yardımcı oluyor.
* Hazmı kolaylaştırıyor.
* Enerji veriyor.
*Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırıyor.
* Yapılan araştırmalar, bacaklarda meydana gelen periferik damar hastalığının

(Peripheral artery disease-PAD),
*
Damarlarda meydana gelen yağ birikmesinden kaynaklandığı ve kalp ile felç riskini de körüklediğini ortaya çıkardı.


Vişne reçelinin faydaları

*Mide ve karaciğerin düzenli şekilde çalışmasına yardım eder.
*
Vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını sağlaması vişne yararları arasındadır.
*Sindirim sistemi sağlığı için yararlıdır.
*Kalp ve damar sorunlarına karşı koruyucudur.
*Damar sertleşmesini önler. Kan basıncını düzenler.
*Kanser riskini azaltır. Vişnede bulunan antosiyanin kolon kanseri olasılığını azaltır.
*Kas ağrılarının hafifletilmesinde olumlu etkileri bulunur.


Armut reçeli

Sindirim sistemini güçlendirir, hazmı kolaylaştırır.
*Böbreklerin düzenli çalışmasına, böbrek taşlarının ve kumunun dökülmesine yardım eder.
*İdrar söktürücüdür.
*Kanı temizler.
* Kansızlığa iyi gelir

 

 

 

 

 


Çilek reçelinin faydaları

Vücuda kuvvet verir.
* Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler.?
* Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir.
*Kansere karşı kuruyucudur.
*Sindirim sisteminin düzenli çalışmasına çok
faydalıdır. *Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır.

 

 


Kayısı reçelinin faydaları

*Besleyici ve iştah açıcıdır.
*Bol miktarda demir içerdiğinden kansızlığa iyi gelir. Vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasına yardımcı olur. *Başta akciğer ve cilt kanseri olmak üzere kansere karşı koruyucudur.
*Vücuda kuvvet verir. Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir.
Özellikle gelişme çağındaki çocuklara faydalıdır. *Raşitizm gibi  gelişme bozukluklarını önler. Hastaların iyileşmesini hızlandırır. Sinirleri sakinleştirir ve uyku verir. *Migrene  karşı da iyi gelir. Ayrıca cildi besler, nemlendirir ve yumuşatır..

 

 


Gül reçelinin faydaları

*İshali keser.
*Bademcik ve boğaz iltihaplarını giderir.
*Mikrop öldürücüdür
Gül reçelinin faydaları

*İshali keser.
*Bademcik ve boğaz iltihaplarını giderir.
*Mikrop öldürücüdür


 

SİZ SİZ OLUN REÇELİNİZİ DOĞAL ŞEKERDEN KENDİNİZ YAPIN
Mutlaka yerli şeker kullanın, yerli ve ithali ayırma konusunda bilginiz yoksa iri taneli hafif esmer şeker yerlidir, çok beyaz ince taneli şeker ithaldir, Şimdi Konya şeker fabrikasının piyasaya sürdüğü şeker pancarından elde edilen sıvı şeker kullanırsanız daha rahat reçel yaparsınız. Afiyet olsun.

DİKKAT EV HANIMLARI REÇELİ YANLIŞ YAPIYORSUNUZ
Sağlıklı reçel içeriğinde en az zararlı maddeler barındıran reçeldir. Hanımlar genelde meyvayı doğrayıp bir kaba koyarlar, üzerine yeteri kadar şeker dökerler, akşamdan sabaha beklerler, sabaha kadar meyvenin suyu ile eriyen şeker doğrudan ateşin üzerine konur, Bu şekilde meyvelerin pişmesi beklenir. Bu arada ateşe maruz kalan şeker yanar, Yanık şeker kansere sebep olan karamel demektir. Bu şekilde şeker yandığı için açık renkli meyvelerden yaptığınız reçeller bile kırmızı renkte olur. Bu çok sağlıksız reçel yapımını lütfen terk edin.

SAĞLIKLI REÇEL NASIL YAPARIZ
 Öncelikle Meyveleri iyice yıkıyarak üzerlerine sinmiş tarım ilaçları kalıntılarını çıkarınız, meyveleri dilediğiniz boyutta doğradıktan sonra bir santim yükseklikte kaynamış su olan tencereye meyveleri dökün, Ocağın ateşi en küçükte en kısık ayarda olsun, yavaş yavaş kaynayan meyvelerin suyu bitmeden pişmiş olması lazım, bazı meyveler pişmeyebilir, meyveler dilediğiniz yumuşaklığa gelene kadar çok az su koyarak meyveleri kısık ateşte pişirin,
meyvelerin piştiğine kanaat getirdiğinizde Tencereyi en büyük ocağa alın sonuna kadar ateşi açık ve kaynayan meyvelerin üzerine yavaş yavaş şeker dökün, Bu arada meyvelere zarar vermeyecek naziklikte meyveleri devamlı karıştırın ki dibi tutmasın, şeker eridikçe bir kepçe daha dökün, reçel gittikçe koyulaşacak köpürmeye başlayacaktır, Bu sırada 2-3 kilo reçele yarım limon suyu sıkarak kesilmesini sağlayın, Reçelin kabarması artıp ve kıvam çoğaldığında ateşi söndürün, ılımasını bekleyin, kavanozlara doldurun. Afiyet olsun.
sorularınız için fatihten@gmail.com

Yapay Şeker Doğal Şeker;
Yapay Şeker Doğal Şeker şekerlerini içindeki maddeler ve özellikleri - şeker çeşitleri - şeker hakkında bilgiler

Prof. Dr. Erkan Topuz, geçtiğimiz hafta Star TV’de yayınlanan Arena programında, kansere karşı korunmak için önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Topuz, bilim adamlarının “şeker pancarını” doğrudan doğruya lapa haline getirerek, fareler üzerinde kansere karşı koruyucu etkisi olup olmadığını test ettiklerini belirtti. Yapılan deneyde, 65 fareye radyasyon verip aynı zamanda şeker pancarı lapası vermişler, diğer 65 fareye sadece radyasyon vermişler. Şeker pancarı verilen farelerde, toksidenin yüzde95 oranında azaldığını görmüşler. Prof. Topuz, “Bu çalışma hayvanlar üzerinde yapılmış olsa da ümit verici bir çalışmadır. Doğal şeker pancarının hiçbir zararı yoktur, faydalı bir besindir, tüketilmesi çok faydalıdır” dedi.


Peki, şeker pancarı çok faydalı ve masum bir gıda ise şeker pancarından elde edilen rafine şeker neden zehir? Eskilerin altın değerini biçtikleri şeker, neden günümüzde hemen hemen tüm hastalıkların sebebi olarak gösteriliyor? Şeker mi suçlu, yoksa şekerin rafine işlemi sırasında gördüğü işlemler mi? Gerçekte şeker nedir? Hayatımıza ne zaman ve nasıl girdi? Kaç çeşit şeker var? Atalarımız şekeri nasıl üretip, tükettiler? Şekerin tarihi hangi gerçekleri ortaya çıkarıyor? Yaşamımız için şekerin önemi ne? Hiç şeker tüketmezsek ne olur? Doğal şekeri doğru tüketmenin yolu ne?

Şeker Pancarı

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, sorularımızı cevapladı.

Eskiden atalarımız şekeri nasıl üretip tükettiler?

“İnsanlar geçmişte asırlar boyunca, hurma, üzüm, elma ve armut gibi yoğun şekerli meyvelerin suyunu sıkarak “şeker” niyetine kullanmışlar. Kimi zaman da meyvelerden elde ettikleri suyu kaynatıp, pekmez yaparak şeker ihtiyaçlarını karşılamışlar. Bu asırlardır dünyanın her yerinde var olan bir gelenek. Kısaca meyveler, bal ve pekmez, insanların “doğal şeker” olarak tanıdıkları, vücutları ile tamamen uyumlu ve faydalı etkileri olan gıdalar.

Kristal şekerin elde edilmesinde hareket noktası ise “şeker kamışı” olmuş. Geçmişte tarih boyunca şeker kamışından hareketle şeker elde edilmiş.

Tropikal ülkelerde yetişen şeker kamışı, çok su ve çok sıcak seven bir bitki. İnsanlar şeker kamışının boğumları arasındaki sıvıyı fark ettikten sonra, mengenelerde taşın arasında suyunu sıkıp, ya hemen tüketmişler, ya daha uzun ömürlü kullanmak amacı ile kaynatıp konsantre etmişler ya da geleneksel yöntemlerle konsantre olan sıvının dibindeki kristalleşmiş tortuları buharlaştırarak kristal şeker haline getirip kullanmışlar. Şeker kamışının içindeki su miktarı ne kadar fazla ise çabuk bozulma ihtimali de o kadar çabuk olur! Bunun için, bildiğimiz pekmez usulü kaynatıp konsantre ettikten sonra buharlaştırmışlar ve kristal şeker halinde kullanmışlar.”

Şeker Kamışı

Son yıllarda zehir ilan edilen üç beyazdan biri şeker biri tuz. Ancak zehir ilan edilen tuz konusunda gerçekler ortaya çıkıyor. Rafine tuz, insan vücudunda zehir etki yaparken, kristal deniz tuzu vücudun dengeli çalışmasını sağlıyor. Tabiat, deniz tuzunu en sağlıklı şekilde tuz mağaralarında saklıyor. Ve bu tuzun insan doğası ile birebir uyumlu olduğunu biliyoruz.

Peki, tabiat “doğal şekeri” nerede saklıyor ve bize nasıl sunuyor?

“Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen kristal şekerin içinde “sükroz” diğer adıyla “sakkaroz” denilen bir madde vardır. Meyveler “früktoz” içerirken, bal hem früktoz, hem glikoz hem sükroz hem de maltozu bir arada içermektedir. Yani balda tüm şekerler “doğal” olarak mevcut.

Bütün şekerli bitkiler fotosentez ile topraktan aldıkları su ve mineralleri kendi içinde sentezleyerek şekere dönüştürüyor. Örneğin elma, topraktan su ve mineral alıyor, güneşten aldığı ışınlarla kendi fabrikasında doğal kimyası ile şeker imal ediyor. İmal ettiği bu şeker insana birebir uyumlu.

İnsan da tabiatın bir parçası meyveler de kısacası topraktan elde edilen her şey tabiatın bir parçası, arılar da tabiatın bir parçası onların çiçeklerden imal ettiği bal da, kısaca tabiatta var olan doğal gıdaların tümü insan doğasına birebir uyumludur ve bu gıdalarda bulunan maddelerin insan vücudu için önemli etkileri vardır. Ancak, tabiattan gelen doğal gıdalar dıştan müdahale ile başka bir şekle dönerse işte o zaman insana zehir etkisi yapıyor.

İşte insan hayatı için hayati önem taşıyan şeker de dıştan müdahalelerle zehire dönüşmüştür. Bu noktada şeker kamışının tarihine baktığımızda her şey net olarak ortaya çıkmaktadır.”

Şeker kamışı ne zaman ve nerede ortaya çıkmış?

Şeker kamışı, M.Ö. 3000’li yıllarda Hindistan’da fark edilmiş. Çok önemli bir medeniyet merkezi olan ve birçok alanda tarihe damgasını vuran Hindistan’da, kutsal sayılan “veda”larda “şeker kamışı” yer almaktadır. Veda, Hintlilerin kutsal saydıkları tarihi metinlere verdikleri ad. Bu tarihi metinlerde şeker ve şeker kamışı önemli bir yere sahiptir.

Hintliler şeker kamışı tohumlarını ekip yetiştirdikten sonra, elde ettikleri şeker kamışını sıkmışlar, sıvısını alıp ya hemen kullanmışlar ya da konsantre ederek daha uzun dayanmasını sağlamışlar. Konsantre edilen yani bizim bildiğimiz pekmez kıvamındaki şeker kamışının bir müddet sonra kristalleştiğini keşfettikten sonra da dibe çöken bu kristalleri alıp suyunu buharlaştırıp kristal şeker elde etmişler.

İşte bugün bildiğimiz “kristal toz şekerin” geleneksel doğal yolla elde edilme şekli budur. Ve bunun insan üzerinde zehir etkisi yoktur, insana birebir uyumludur. Çünkü herhangi bir kimyasal katkı görmeden doğal yolla elde edilmiştir.”

Doğal kristal şeker dünyaya nasıl yayılmış?

Şekerin dünyaya tanıtılması, İslam Medeniyeti aracılığı ile gerçekleşmiştir. 8. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar dünyanın en büyük medeniyeti, Ortadoğu’daki İslam Medeniyeti olmuştur. Bütün Ortadoğu, Afrika ve Anadolu topraklarını içine alan İslam Medeniyetinde şekerin çok önemli bir yeri vardır. Hindistan’da keşif edilen ve üretilen şeker, İslam âlimleri tarafından Anadolu topraklarına getirildi, imalathaneler kuruldu ve seri olarak şeker üretimi başladı. İslam âlimlerinin şekere bu kadar önem vermesinin çok önemli bir sebebi vardı!

Hz. Muhammed’in sav. İslam dinini ilan etmesinden sonra 30 yıl içerisinde İslamiyet çok büyük bir coğrafyaya yayılıyor ve burada ilim ve bilimde büyük ilerlemeler oluyor. Aynı dönemde batı medeniyeti ise karanlık çağını yaşıyor. Avrupa’nın bu karanlık çağı yaşamanın sebebi ise Hıristiyanlığın yanlış yorumlanması! Bu yanlış yorumlamalar, “Bu dünyayı bırakın, öbür dünyaya bakın!”, “Yemeyin, içmeyin, vücudunuza ne kadar ıstırap verirseniz öbür dünyada cennete girersiniz” şeklinde oluyor. Yeme, içme, giyinme, temizlenmeyi terk ediyor, hekimlik ve ebelik gibi ilimleri de geri bırakıyorlar. İşin arkasında ise bu gidişattan faydalanan bir kilise var. İnsanlara sözde cennet anahtarı veriyor, onları cennete gönderiyor ve günahlarını çıkarıyor. Bu çalışmadan inanılmaz paralar kazanan kilise, para kazandıkça güç kazanıyor ve güç kazandıkça da bilim çalışmalarını donduruyor.

İslamiyet ise bu çağda büyük bir gelişme içinde oluyor. Ve bilim müthiş bir ilerleme gösteriyor. Bu ilerleme içinde şeker de yer alıyor.

İslam âlimleri, şekere neden çok önem veriyorlardı?

İslam dünyasında hekimler için bir numaralı madde şekerdir. İslam âlimleri şekeri keşfettikten sonra önemini de ortaya çıkarmıştır. O dönemde bütün ilaçlar bal veya şekerle yapılmıştır. Osmanlı hekimleri de ilaç yapımında şekere çok önem vermiştir. Bunun sebebi, doğal şekerin bitkilerdeki etken maddenin hızla kana karışmasını sağlamasıdır.

Diascorides’ten itibaren ilaç yapımında şarap, sirke veya kurutma yöntemi kullanılmıştır. İslam âlimleri ise ilacı macun veya şerbet ile ilaç yapmışlar ve tüm dünyaya bu kültürü yaymışlardır. “Nabza göre şerbet vermek” atasözü de buradan gelmektedir. Hekim, hastanın nabzına bakar, hastalığı teşhis eder ve ona göre şerbet vererek hastayı tedavi ederdi. Bu uygulama Hint tıbbında da vardı. Günümüzde Tibet tıbbında halen uygulanmaktadır. Tibet tıbbının kaynağı ise İbn-i Sina’dır. İnsanın nabzı ile hastalığın ne olduğu ve nerede olduğunu tespit etmek mümkündür. Kadının gebe olup olmadığı, bebeğin cinsiyeti, hastanın ölüp ölmeyeceğini bile nabız üzerinden tespit ederlerdi. Ancak hekimler, ölüp ölmeyeceğini asla söylemezler, Allah’tandır, Allah bilir derlerdi.

Şeker o dönemde nerede üretiliyordu?

Şeker ihtiyacının artması ile imalathaneler geliştirildi ve zaman içinde beyaz şeker imal edilmeye başlandı.

“Doğal şeker” nasıl beyazlatılıyordu?

Atalarımız, ilk önce günümüzde sülfürleme yolunu denediler, yani bugün kayısı beyazlatmada da kullanılan kükürt dioksit ile şekeri beyazlattılar. Daha sonra da kireç sütü kullanarak şekeri beyazlatmışlar. Kireç sütü ile beyazlatırken, şeker kamışının suyunu sıktıktan sonra kaynatıp konsantre ediyorlar daha sonra kireç sütü ile karıştırıp tortular aşağı inince yukarıdaki sulu kısmı alıyor, tortuları tekrar kaynatıp suyunu buharlaştırarak beyaz kristaller elde ediyorlardı. Ayrıca, şekerli meyvelerden de aynı yöntemle çeşitli türlerde şeker üretimi yapıyorlardı.

Avrupa yani batı medeniyeti şekeri nasıl tanıdı?

Banyo yapmayan, çul gibi elbiseler giyen, tahta tabaklarda yemek yiyen karanlık çağ insanları, 12. yüzyılda yapılan haçlı seferleriyle, mis gibi güzel kokan, renkli ipek elbiseler giyen, banyo yapan, cam kadehlerde şerbetler içen insanlarla karşılaştılar.

Doğal şeker, nasıl rafine şeker oldu?

İslam dünyasındaki şeker üretimi ile bilgiler, 14. yüzyıl başlarında Venedikliler yolu ile Avrupa’ya geçti. Haçlı seferleri zamanında gördükleri şekeri, bugünkü bavul ticareti anlayışı ile Venedik üzerinden Avrupa’ya sattılar. O dönemde şeker altın kadar kıymetliydi. Avrupa, şeker kamışını keşfetti ama büyük bir sorun vardı. Avrupa ikilimi çok soğuktu ve şeker kamışı üretimi için uygun bir ortam yoktu. Uzun yıllar sıcak ülkelerden şeker aldılar. Ancak, 17. yüzyıl başlarında Alman kimyager Marggraf tarafından şeker pancarından şeker üretilebileceği keşfedildi.

O dönemde şeker pancarı, soğuk ülkelerde kolay elde edilen bir bitkiydi ve sadece hayvanlara yediriliyormuş. Avrupa, şeker pancarından şeker elde etme yolu keşif ettikten sonra daha çok ve daha çabuk para kazanmak amacı ile 19. yüzyıl başlarında fabrikasyon şeker üretimine başlıyor. İşte bu noktada şeker rafine olarak “zehire” dönüşmeye başlıyor. Eğer, İslam dünyasının şeker kamışından şeker elde etme usulünü, şeker pancarına uygulamış olsalardı hiçbir zararı olmayacaktı. Ama tam bir fabrikasyon üretim, fabrikanın “ne kadar çok şeker üretirsem, o kadar çok kazanırım” anlayışı ile işlediği için, önce şeker kamışını birçok işlemden geçirerek rafine ettiler, istedikleri verimi alamayınca, şeker pancarına ağırlık verdiler.

Beyazlatma işlemini, kömür veya hayvan kemiği külü kullanarak yaptılar. Üretimi daha da hızlandırmak ve daha çok ürün almak için yıllar ilerledikçe sentetik beyazlatıcılar kullanmaya başladırlar.

Örneğin, Türkiye’nin en büyük şeker fabrikalarından biri, bundan birkaç yıl öncesine kadar odun kömürü kullanırken, bugün sentetik reçine ile beyazlatıyor!

Kısaca, daha çabuk ve daha çok ürün almak için, “en ucuz şekilde ve en çok nasıl üretirim” anlayışı ile şeker pancarı fabrikaya girdiği andan itibaren, çok fazla işlem gördü ve kimyasal katkı maddeleri arttıkça, rafine edilmiş şeker zehir etki ile sofraların “tatlı zehiri” oldu. Bugünkü şeker üretim teknolojileri, o masum şeker pancarını zararlı hale getirdi ve her geçen gün kötüye gidiyor.

O zaman asıl suçlu doğal şeker değil, şeker pancarı ve şeker kamışının kimyasal katkılarla rafine işlemine uğrayıp yapaylaşması veya rafine şekerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmesi diyebilir miyiz?

Evet, eski tıptaki bilgilere göre kısaca böyle özetleyebiliriz. İşin içine yapay kimyasallar girdikten sonra, her ne kadar buharlaştırıp kimyasalları ayrıştırıyoruz deseler de kimyasal madde üretim sırasında şekerin içine işliyor ve tüketen insanın da içine işlemiş oluyor! Aynen filtre edilmiş kahve gibi.

Ayrıca, daha çok şeker pancarı elde etmek için, bitkinin toprakta gelişimi sırasında suni gübre kullanılıyor, eskiden küçük boyda olan pancarlar şimdilerde eskinin 5-10 katı büyüklükte. Şeker pancarı, fabrikaya girdikten sonra yıkanıp, parçalanıyor ve şeker imalatına giriyor. Topraktaki tüm zararlı kimyasallar pancar aracılığı ile şekere işliyor, şeker rafine edilip beyazlatılırken ayrıca kimyasallar alıyor ve tüm bu zararlı kimyasallar şeker aracılığı ile inan vücuduna işliyor. İşte rafine şekerdeki zarar böyle oluşuyor! Bugün sofralarımıza giren rafine toz şeker böyle iken, kesme şekerin içine ayrıca yapıştırıcılar ilave ediliyor be durum daha da vahim hale geliyor.

Şeker pancarı, koyun gübresi ile organik olarak üretilse, şeker üretimi de eski geleneksel yöntemlerle yapılsa zararı olmaz.

Rafine kristal şeker ambalajları üzerinde %100 “pancar şekeri” yazması herhangi ne ifade ediyor?

Yüzde100 pancar şekeri, nişasta bazlı şeker riskini ortadan kaldırıyor. Mısırdan, özelliklede genetiği değiştirilmiş mısırdan, şurup elde edilirken, mısır kimyasallarla parçalanıyor, içindeki nişastayı ayırıp ondan şeker üretiyorlar ki bu rafine şekerden çok daha zararlı! Pancar şekeri 100 kuruşa imal ediliyorsa mısır şekeri 5 kuruşa imal ediliyor. İşte bu yüzden yüzde100 pancar şekeri olması, kısmen daha az zararlı olduğunu ifade ediyor.

Esmer şeker, halk arasında en sağlıklı şeker olarak biliniyor. Peki, esmer şeker doğal mı?

Şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen şeker, eğer atalarımızın usulü ile elde ediliyorsa sorun yok. Şeker kamışı çok çabuk böceklenen bir bitki, böceklenmeyi önleyici kimyasal ilaç kullanıyorlar mı sorusunu sormamız gerekiyor. Şeker kamışı veya şeker pancarı yetiştirilirken, daha fazla ürün elde etmek amacı ile kimyasal ilaçlar ve suni gübre kullanılıyorsa o zaman sağlıklı diyemeyiz.

Glikoz üretimi nasıl yapılıyor? Glikoz neden insan sağlığı açısından çok tehlikeli?

Glikoz korkunç bir madde, nişastanın kimyasallarla parçalanmasından elde edilen bu ürün özellikle kan için çok zararlı. Çünkü olduğu gibi kana karışıyor. Doğal şeker, insülin ile parçalanarak kana geçerken, glikoz direk kana karıştığı çok zararlı. Mısır şurubu da aynı şekilde… Glikoz, kahverengi ve bal kıvamında bir madde, bu sebeple piyasada ucuz balların çoğuna maalesef glikoz katılıyor. Bal alırken çok dikkatli olmak gerekiyor.

Früktoz, gerçekten meyveden mi elde ediliyor?

Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isim. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında zararı yok. Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır!

Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz var. Bunların içinden früktozu ayırmak hem çok zor hem de çok pahalı.

İnsan doğasına aykırı olduğu için şeker zehir oldu.

İnsan vücudu niçin doğal şekere ihtiyaç duyuyor? Düzenli ve dengeli bir şekilde doğal şeker tüketmeyen bir kişinin vücudunda ne gibi tahribatlar ortaya çıkabilir?

Eski tıbba göre, doğal şeker karaciğer için çok önemli, şeker olmazsa karaciğer sentez yapamaz ve ölür! Ayrıca, beynin çalışması için de yine doğal şekere ihtiyaç var. Tabi burada eski tıbba göre uygulanmış, tamamı ile insan doğasına uyumlu olan doğal şekerden bahsediyoruz. Rafine şekerin, insan doğasına uyumlu olmadığı ve organlarımız bu şekeri tanımadığı için vücudumuzda zehir etkisi ile büyük tahribatlar yaptığını tekrar hatırlatalım.

İnsanlar sağlıklı şeker tüketimini nasıl yapabilir?

Güvendikleri bal ve pekmezi rahatlıkla kullanabilirler. Kuru ve yaş meyveleri tüketebilirler. Reçel yapımında konsantre edilmiş meyve suyundan yararlanabilirler. Rafine şekeri önermiyoruz ama mutlaka kullanacaklarsa çok az miktarda pancar şekeri kullanabilirler.

Suni tatlandırıcılar, mısır şurubu ve glikoz içeren tüm ürünlerden uzak dursunlar. Fabrikasyon reçeller, bisküvi ve şekerlemeler, hazır tatlı ve baklavalar çok riskli.

Geleneksel tatlarımızdan biri olan “reçelin” ana malzemelerinden biri “şeker”. Peki, evde reçel yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Görünüşe önem vermiyorlarsa, eskiden atalarımızın da yaptığı gibi “pekmez” kullanmaları en sağlıklı uygulama olur. Ayrıca, reçel yapılacak meyvenin türüne göre elma, üzüm gibi meyve sularının konsantresi de olabilir. Rafine şekeri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz, ama çok az miktarda ve pancar şekeri olmak kaydı ile tercihi yine kendilerine bırakıyoruz.

Tarih, bugünü birçok konuda aydınlatıyor, siz de okuyucularımızı şeker konusunda aydınlattınız. Verdiğiniz tüm bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Son olarak, alışverişlerimizde rehber olması açısından kısa bir şeker sözlüğü elimize almak istesek. Bugün piyasada satılan şeker nedir, ne değildir?

Rafine şeker: Şeker kamışı, şeker pancarı veya nişasta bazlı (mısır gibi) bitkilerden, fabrikasyon ortamda ileri teknoloji ve kimyasal katkılarla üretilen kristal şeker.

Sofralarda kullanılan beyaz toz şeker: Yukarıda tanımladığımız rafine şekerin, kimyasallarla beyazlatılmış toz hali.

Sofralarda kullanılan beyaz kesme şeker: Rafine beyaz toz şekerin, kimyasal yapıştırıcı ve sıkıştırma sistemleri ile şekillendirilmiş küp hali.


Sofralarda kullanılan kahverengi toz şeker: Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen rafine toz şekerin beyazlatılmamış hali. Ancak bazı hilelerle rafine beyaz toz şeker karamel ile renklendirilerek kahverengi şeker haline getirilebiliyor, ambalajında hangi bitkiden üretildiğine dikkat etmek gerekiyor!


Sofralarda kullanılan kahverengi kesme şeker: Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen rafine toz şekerin beyazlatılmamış, ancak kimyasal yapıştırıcılarla şekillendirilmiş hali. Kahverengi toz şekerdeki hileler kesme şeker için de geçerli.

%100 pancar şekeri: Sadece şeker pancarından elde edilen rafine beyaz toz şeker.

Hazır gıdalarda kullanılan glikoz şurubu: Nişastanın kimyasallarla parçalanması yolu ile elde edilen, nişasta bazlı, yapay ve insan sağlığı açısından rafine şekerden daha riskli kahverengi bal kıvamında olan bir şeker.

Hazır gıdalarda kullanılan mısır şurubu: Mısırın kimyasallarla parçalanması yolu ile ediliyor. Hem genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde ediliyor olması hem de direk kana karıştığı ve üretim esnasındaki tüm kimyasalları da kana karıştırdığı için rafine şekerden çok daha riskli, glikoz kıvamında bir şeker.

Hazır gıdalarda kullanılan früktoz: Früktoz, meyvelerdeki şekere verilen isim. Doğal yolla, yani meyveden ve dozunda alındığında zararı yok. Ancak, piyasada satılan ve hazır gıdalarda kullanılan früktoz, kimyasal yolla elde ediliyor. Maalesef kaynağı meyve değil, mısır!

Aspartam: Tamamen yapay, kanserojen etkiye sahip bir madde. Tatlandırıcı özelliği var ama tamamen yapay olduğu için vücutta tahribat yapıyor. Petrol türevi maddelerden üretiliyor.

Doğal meyve şekeri: Meyvelerde hem früktoz hem glikoz hem de sakaroz bulunuyor. İnsan doğasına birebir uyumlu. Früktoz, yaş veya kuru meyveler aracılığı ile doğal yolla kolaylıkla alınabilir. Ayrıca, şeker oranı yüksek meyvelerin kaynatılıp, pekmez yapılması ile de doğal meyve şekeri elde edilebilir.

Baldaki doğal şeker: Arıların doğal olarak ürettiği balın içerisinde, sakkaroz, glikoz, früktoz ve maltoz türünde tüm doğal şekerler bir arada bulunmakta. Ancak baldaki bu özellikler saf “doğal” balda bulunuyor. Fabrikasyon ortamda, yapay katkılara maruz kalmış bal için aynı şeyler geçerli değil!

Stevia bitkisi: Yendiği zaman tat veren, tatlı ihtiyacını gideren yani tatlandırıcı özelliği olan ama şeker içermeyen bir bitki.
Read more: http://www.anadolutayfasi.net/alternatif-saglik/69824-yapay-seker-dogal-seker.html#ixzz19d9KDzxQ

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com