|
Yargı Yasama'nın yerine geçerse
ne olur?
28.05.2007, 11:04
Halk iradesini temsil edenlerin işlemlerini
denetledikleri için, özellikle anayasa
mahkemelerinin yetkileri, anayasalarda özenle
belirlenmiş ve sınırlanmıştır. Bu sınırlar
aşılamazlar. Oysa Yüce Mahkememiz, zaman zaman
‘eylemli içtüzük yaratma’ gibi kendinden menkul
kavramlarla ve 1991’den bu yana örnekseme (kıyas)
yöntemiyle Anayasada olmayan ve sadece idari
yargıya tanınan yürütmeyi durdurma (m.125)
kararlarıyla anayasal sınırları zorlamış; yasa
yapma tekelinin yasama erkine ait olduğunu göz
ardı etmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------
Sami Selçuk-STAR
Yargının hukuk sınavı
Anayasa Mahkememizin kararlarından, bu kararlar
dolayısıyla verdiğim örnek yargı kararlarından
kimi sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
A-Bütün yargı organları, kuşkusuz anayasa
mahkemeleri ya da anayasal yargıyı da üstlenen
yüksek mahkemeler, devletin birer organıdırlar.
Hukukun üstünlüğünü benimsemiş bir düzende, her
devlet organı gibi, hukuka bağlıdırlar.
Bunun anlamı ise açıktır ve bellidir. Yargı
organları da yürürlükteki yazılı hukuka uymakla ve
sadece hukukun ne dediğini söylemekle (potere di
jus dicere; jurisdictio). yükümlüdürler. Yorum
bahanesiyle ne yazılı bir hukuk normu
yaratabilirler ne de yazılı normun bir kesimini
dışlayabilirler. Hukukun dediğini söyleme görevini
yaparken, mahkemeler, yorumun ontolojik temeli
olan ve ‘sözcüklere kazınan’ yasal metinden yola
çıkmak zorundadırlar. Yorumun altın kuralı budur.
Bu kural, genetik, sistematik, amaçsal dahil,
bütün yorum türleri açısından ortay paydadır.
Aşağıda sergilenen hukukun temel ilkeleri ancak bu
altın kurala uyulduğu takdirde yaşama
geçirilebilirler:
1-Yazılı hukuk normunun normokratik, telokratik,
etokratik işlevlerinin gerçekleştirilmesi,
2-Erkler ayrılığı,
3-Yargının/yargıcın; a-üçüncü kişiliği, yanlar
üstülüğü (super partes), özneler dışılığı,
b-yasama, yürütme dahil bütün organlar, kamuoyu,
kendine özgü kişisel inançlar/görüşler/ideolojiler
karşısında nesnel (görevsel, kurumsal, maddi)
yansızlığı,
4-Herkesin yasa önünde eşitliği,
5-Çoğunluğun ya da azınlığın baskısına yol açmama,
6-Hukuka güven,
7-Hukukun üstünlüğü.
Dileğim şudur: Anayasa Mahkememiz, günlerden beri
sergilenen gerekçelerin dışında doyurucu bir
gerekçeyle karşımıza çıksın, hepimize bir hukuk
şöleni versin.
Yeri gelmişken belirteyim ki, hiç kuşkusuz
gerekçesi ne olursa olsun, Yüce Mahkemenin her
kararı bağlayıcıdır.
B-Anayasa Mahkememiz, bilinen gerekçelerle
karşımıza çıkarsa, onulmaz yaralar açacak; ister
istemez şu eleştiriler dile getirilecektir:
Verilen kararlar, yetersayıya ilişkin kavramları,
yani toplantı yetersayısı ile karar yetersayısını
birbirine karıştırmıştır. Bu bir.
Olayla ilgili olmayan özel hüküm-genel hüküm
ilişkisi ile olayın dayanağı bulunan temel
hüküm-yardımcı hüküm ilişkisini yalnızca birbirine
karıştırmamış, üstelik bu sonuncu ilişkiyi
dışlamıştır. Bu iki.
Anayasada hiçbir boşluk olmadığı halde, yasal
metinde olmayan ‘toplantı yeter sayısı’nı 102. ve
dolayısıyla 84, 87, 94, 99, 100, 105, 111, 175.
maddelere eklemleyerek ve yasa koyucunun yerine
geçerek erkler ayrılığı ilkesini çiğnemiş, yetki
aşımıyla sakat kararlar vermiştir. Bu üç.
Bu eklemleme ile küçük bir azınlığın söz konusu
maddeleri işlemez kılmasına kapı açmış; azınlığın
çoğunluğa baskı yapmasına olanak tanımıştır. Bu
dört.
Yasal metnin normokratik, telokratik, etokratik
işlevlerini gerçekleştirmesini engellemiştir. Bu
beş.
Halk iradesini temsil edenlerin işlemlerini
denetledikleri için, özellikle anayasa
mahkemelerinin yetkileri, anayasalarda özenle
belirlenmiş ve sınırlanmıştır. Bu sınırlar
aşılamazlar. Oysa Yüce Mahkememiz, zaman zaman
‘eylemli içtüzük yaratma’ gibi kendinden menkul
kavramlarla ve 1991’den bu yana örnekseme (kıyas)
yöntemiyle Anayasada olmayan ve sadece idari
yargıya tanınan yürütmeyi durdurma (m.125)
kararlarıyla anayasal sınırları zorlamış; yasa
yapma tekelinin yasama erkine ait olduğunu göz
ardı etmiştir.
Unutulmamalıdır ki, anayasa mahkemelerinin var
olma nedeni ve meşruluk gerekçesi şunlardır:
Devlet, daha doğrusu yasama erkindeki çoğunluk
iktidarına karşı bireysel hak ve özgürlükleri
güvence altına almak için;
1-Yasama erkinin anayasal çerçevede kalmasını
sağlamak,
2-Anayasal güç dengesini sağlamak.
Yetkilerini bu sınırların ötesine taşıyan bir
mahkeme, hukuk düzeni içinde kendi yetkileri
açısından hem bir iç çelişkiye, hem de var olma
nedeni ile meşruluk gerekçesine ters düşmüş olur.
Bunun en yeni örnekleri, işte bu son kararlardır.
Bu altı.
|