|
ACİL: SULUKULE'DE ARKEOLOJİK ALAN KÜLTÜR BAKANI FERMANI İLE
TARUMAR EDİLDİ...
BASIN AÇIKLAMASI:
Sulukule’de yasalar ve hukuk bir kez daha kepçeler altında
çiğnendi hem de bu kez Kültür Bakanı’nın “ferman”ıyla...
TOKI ihalesiyle inşaatı üstlenen Özkar şirketi, arkeolojik
çalışma yapılan alanı inşaat makineleriyle dümdüz etti.

12 Haziran Cumartesi günü alana makinelerini getiren Özkar
şirketi, kazı alanında çalışmakta olan Arkeoloji Müzesi’ne
bağlı arkeologların karşı çıkmasına rağmen, alanı tarla gibi
kazdılar. Makineleri engellemeye çalışan arkeologlar ciddi
yaşamsal tehlike atlattılar. Arkeologların polis çağırıp
tutanak tutturması sırasında bir süreliğine duran makineler,
polisin gitmesinden sonra işlerine devam ettiler, hem de
kepçelere takılan tarihi objelere rağmen.
Sulukule Kentsel Yenileme Projesi kapsamında Mart 2010’da
başlayan kurtarma kazısı, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin
sorumluluğunda yani kazının sahibi Müze. Arkeolojik kazının
hızlandırılması için başlangıçtan beri Müze’ye baskı
yapıldığı biliniyor. Ne var ki 12 Haziran günü yaşanan olay,
inşaat şirketinin yürürlükte olan koruma mevzuatını hiçe
saydığını ve Müze görevlisi arkeologların üstünde bir
yetkiyle hareket edebilme cesaretine sahip olduklarını
gösterdi.
Bu cesaretin kaynağı ise açıktır: Olaydan iki gün önce, 10
Haziran Perşembe günü, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, yanında
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü ile kazı
alanında boy gösterdi. Alanı göz kararı bir çırpıda
inceleyiveren “ikili” buradan bir şey çıkmayacağına (ki
çıktı ve çıkmaya devam ediyordu) karar verdi ve Bakan
“ferman “ buyurdu”: Buraya makineler gire!

Yani, İstanbul tarihini ve alanın Dünya Miras Listesi’nde
yer alması nedeniyle bütün dünyayı ilgilendiren koskoca bir
bilimsel araştırma bir çırpıda “gözle” yapılıverdi ve ferman
Bakan’dan çıktı. Oysa, yasalara göre karar tabii ki Bakan
fermanıyla değil, Arkeoloji Müzesi’nin yürüttüğü bilimsel
araştırma sonucunda vereceği rapora göre, ilgili Koruma
Kurulu’nca verilecektir. Ve Koruma Kurulu’nun, 12.02.2010
tarih ve 1304 sayılı kararına göre (ek 1) bu nihai karar
Kurul’dan çıkana kadar alanda her türlü inşai faaliyet
yasaktır. Yani Bakan da, yanındaki Genel Müdür de yasalarla
belirlenmiş bu mevzuatın üstüne çıkamaz, arastırma yöntemi
üzerine söz söyleyemez, söylerse de açıkça suç işlemiş olur.
Kültür Bakanı’nın “ferman”ı ile ilgili son olarak şunu
hatırlatalım: Sulukule’de, yani tarihi yarımadada 12 Haziran
günü yaşanan tahribatın benzeri yakın tarihte, ABD’nin Irak
işgalinde, Afganistan’da Taliban emriyle havaya uçurulan
tarihi anıtlarda ve Sırpların Bosna’ya saldırılarında
yaşanmıştır. Bu tahribatların her biri, insanlık tarihi
açısından geri dönülmez kayıplara neden olmuştur...
5366 sayılı yasaya göre ilerleyen Sulukule kentsel yenileme
projesinde yaşananlar, aynı yasaya göre hazırlanan başta
Fener-Balat ve Tarlabaşı olmak üzere sıradaki yenileme
projelerinde de tekrarlanacağı ve dahası “ferman” devri
başlatıldığı için çok büyük bir tehlikeye işaret etmektedir.
SULUKULE PALTFORMU
Ek bilgi için notlar:
1-Türkiye’de kültürel miras alanında çalışan meslek
kuruluşları ve STK temsilcilerinden oluşan bir heyet 13
Mayıs 2010 günü Sulukule arkeolojik kazı alanına bir ziyaret
yaptı ve bu ziyaretin izlenimlerini, önerilerini bir rapor
halinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fatih Belediyesi,
İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
ve İstanbul Yenileme Kurulu’na gönderdi. Bu alandaki en
yetkin bilim insanlarının ve uzmanların imzasını taşıyan
raporu ekte bulabilirsiniz.(Ek.2)
2- Makinelerin alanı tahrip etmesi ve görevli arkeologların
itirazlarıyla ilgili görüntüler de hazır olduğu anda
tarafımızdan servis edilecektir.
3-Olayla ilgili daha geniş bilgi için :
http://www.habervesaire.com/haber/1875/

SULUKULE ARKEOLOJİK KAZI ALANINA İLİŞKİN GÖZLEMLER VE
ÖNERİLER
13 Mayıs 2010 günü, İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Müdürlüğü’nden sağlanan izinle, Sulukule Yenileme Alanında
sürdürülen “arkeolojik kurtarma kazıları”na, ICOMOS Türkiye
Milli Komitesi (Prof. Dr. Nur Akın, Doc. Dr. Deniz Mazlum,
Prof. Dr Zeynep Ahunbay), TMMOB Mimarlar Odası İstanbul
Büyükkent Şubesi (Prof. Dr Deniz İncedayi, Niyazi Duranay,
Sami Yılmazturk, Yildiz Uysal), Arkeologlar Derneği (Yard.
Doc. Necmi Karul), Europa Nostra Türkiye Temsilciliği (Orhan
Silier), ve Sulukule Platformu (Derya Nuket Ozer)
temsilcilerinin katılımıyla bir inceleme gezisi
düzenlenmiştir. İnceleme gezisinin amacı, İstanbul kentinin
bu önemli, değerli ve UNESCO Dünya Miras Listesine kayıtlı
tarihi alanında uygulanacak kentsel dönüşüm projesi
çerçevesinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi edinmek,
süreci izleyebilmek ve karşılıklı diyaloğu geliştirebilmek,
olası katkıları sağlamaktır. Ancak, araştırma ziyaretinin
henüz başlangıcında, şantiye alanına girişte “asayişi
sağlamak” üzere orada bulundukları anlaşılan özel güvenlik
görevlileri tarafından inceleme heyeti üyelerinin kimlik
belgelerine, fotoğraf makinelerine ve cep telefonlarına el
konulması büyük tepkiyle ve esefle karşılanmıştır. Günümüzün
diyaloga ve tartışmaya açık olması beklenen proje ve
uygulama süreçlerinde böylesine güvensizliğe dayalı bir
yaklaşım yalnızca bu ziyaret adına değil, ülkemiz ve
yöneticilerimiz adına da kaygı vericidir. Ayrıca Avrupa
Birliğinin bir organı olan Avrupa Arkeologlar Birliği (EAA)
tarafından belirlenen Etik Kodlar tüzüğünün 1.3. maddesinin
amir hükmü, arkeolojik alanlarda yapılan her türlü çalışma
ve uygulamanın kamuoyu ve bilim dünyasına açık olması ve
bilgilendirmenin zorunluluğu kuralını getirmektedir.
İnceleme öncesinde, Fatih Belediye Başkanı Danışmanı ve
Sulukule Projesi koordinatörü Sayın Mustafa Çiftçi, mevcut
proje ve planlar üzerinde açıklamalar yaparak, ziyaret
ekibinin gerek koruma gerekse kentsel planlama açısından
dile getirdikleri endişeleri ve soruları yanıtlamıştır.
Hazırlanan projede;
-
19. yüzyıldan beri süregelen mevcut sokak dokusunu
dikkate almayan,
-
Alanda bulunan tarihi bostanı yoğun yapılaşmaya açan,
-
Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Karasurları koruma
bandını ve yaklaşma mesafelerini gözardı ederek,
Sulukule Kapısının görsel ve algısal etkisini yok
edecek yapıların inşaatına başlayan,
-
Adeta kent dışında, kırsal bir alanda yeni yerleşme
planlarcasına getirilen yaklaşım
İnceleme Heyeti’nin temelde itiraz ettikleri önemli konular
olmuştur.
Proje koordinatörü Sayın Çiftçi ise, alanda 620 hak sahibi
bulunduğunu açıklayarak, proje ölçek ve yoğunluğunu bu
sayının belirlediğini öne sürmüş, yapılaşmaya açılan kamusal
yeşil alanların konutlar arasında düzenlenen iç bahçelerle
kazanıldığını savunmuştur. Kişisel çıkarlar açısından haklı
olduğu savunulan bu yaklaşım, kentin bütünlüğü içinde
değerlendirilmesi gereken bir kültür mirası varlığının tüm
kentliler açısından taşıdığı önem, somut ve somut olmayan
değerler, koruma, hak ve hukuk kriterleri açısından uygun
değildir. Bunun da ötesinde, dünyada çevreye ve tarihe
duyarlı mimarlık ve çok boyutlu eko sürdürülebilirlik
anlayışının yaygınlaştığı bir çağda bostan alanını inşaat
metrekareleriyle karşılaştırmanın çağdaş tasarım dünyasında
kabul göreceği de pek söylenemez.
Alanda, kazı çalışmalarını sürdüren ekibin bir temsilcisi
rehberliğinde yapılan incelemede, yaklaşık 1 m.
derinliğindeki açmanın ve alanın kuzeyinde daha derin
açmaların yapıldığı alan gezilmiş, eski suyollarına ait
pişmiş toprak künkler ile bir bina altyapısı görülmüştür.
Kazılar sırasında gün ışığına çıkan ve Hellenistik dönemden
geç Osmanlı’ya uzanan bir zaman dilimine tarihlenen çanak
çömlek parçaları da İnceleme Heyetine gösterilmiştir.
Kazıların Yenileme Kurulu’nun görüşü doğrultusunda
yapıldığı; ana toprağa inmenin öngörülmediği, otopark ve
sığınak inşa edilecek alanlarda ise, geo-radar incelemesi
yapılarak Yenileme Kurulu kararlarına göre uygulama
yapılacağı bilgisi alınmıştır.
DEĞERLENDİRME
Öncelikle Türkiye’de korumacılık alanındaki belli başlı
uzman kuruluşların çoğu akademisyen olan temsilcilerinin
alana girişlerinde takınılan tutum, alanın kazı sonucu
ortaya çıkan ve çıkacak olan değerlerinin kentliler ve
uzmanlar tarafından paylaşılmasına karşı olumsuz bir
yaklaşıma sahip olunduğunu göstermektedir. Sulukule Kentsel
Yenileme Projesi , başta da belirtildiği gibi, Dünya Mirası
Alanı içinde yer almaktadır. Bu alan 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası, Türkiye’nin imzalamış
olduğu UNESCO Dünya Doğal ve
Kültürel Mirası Koruma
Sözleşmesi
, UNESCO Somut
Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, ICOMOS
Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü (1990),
Avrupa Konseyi’nin Arkeolojik
Mirasın Korunmasına Yönelik Avrupa
Sözleşmesi (1969), Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye
Devletlere Arkeolojik Mirasın Şehir ve Ülke Planlama
Çalışmaları Çerçevesinde Korunması ve Geliştirilmesine
İlişkin R (89) 5 Sayılı Tavsiye Kararı, Avrupa Arkeolojik
Mirasın Korunması Sözleşmesi (Valetta-1992) ve diğer. ulusal
ve uluslararası korumacılık mevzuatı çerçevesinde korunması
gereken çok boyutlu bir kültür mirası alanıdır. Ayrıca
Avrupa Birliğinin bir organı olan Avrupa Arkeologlar Birliği
(EAA) tarafından belirlenen Etik Kodlar tüzüğünün 1.3.
maddesinin amir hükmü, arkeolojik alanlarda yapılan her
türlü çalışma ve uygulamanın kamuoyu ve bilim dünyasına açık
olması ve bilgilendirmenin zorunluluğu kuralını
getirmektedir.
Yenileme projesinin geldiği aşamada alan bir arkeolojik
kazı alanıdır. Yeraltındaki verilerin bilimsel olarak
incelenmesi ve değerlendirilmesi kamu adına İstanbul
Arkeoloji Müzesi tarafından yapılmaktadır. Sulukule’de
sürdürülen arkeolojik kazılar yalnızca Türkiye’de değil,
dünyada arkeoloji camiası tarafından dikkatle
izlenmektedir. Dolayısıyla yerel uzmanların kentte olup
bitenlerden haberdar olmak istemeleri, bilimsel bir merak
ve Dünya Mirasını koruma sorumluluğundan gelmektedir. Bu
tür yerlerde kazı heyetlerinin ara raporlarla kamuoyunu
bilgilendirmeleri bir gelenektir. Ülkemizin ulaştığı
uygarlık düzeyinin yanlış değerlendirilmemesi için, Dünya
Mirası ile ilgilenen ve bundan sonra alanı ziyaret etmek
isteyecek yerli ve yabancı bilim insanlarına, daha uygar
davranılması tavsiye edilmektedir.
Sulukule Kentsel Yenileme Avan Projesi 2007 yılında
hazırlanmıştır. Projenin hazırlık evresinde UNESCO Dünya
Miras Komitesi’nin Dünya Miras Alanları için şart koştuğu
Alan Yönetim Planı henüz hazırlanmamıştı. Yenileme projesi
için Dünya Mirası Alanları için yönlendirici olan bu temel
belgenin tamamlanması beklenmemiş, ilkelere bağlı kalmadan
serbest hareket etme yolu seçilmiştir. Bu eksiklik, projenin
ele alışında,
gerek somut gerekse de somut
olmayan (özgün sosyal yapının korunmaması) açısından
kendini göstermektedir. Adeta boş bir arsa için proje
hazırlanmıştır. Avan proje sürecinde bölgenin arkeolojik
özelliklerine dair hiçbir öngörüde bulunulmadığı dikkat
çekmiş ve bu durum bilim çevrelerince eleştirilmişti. TOKİ,
mülk sahipleri ile yaptığı sözleşmede inşaat teslim tarihini
2011 yılı ortaları olarak göstermiştir. Bu taahhüt de
arkeolojik çalışmaların adeta yok sayıldığını
göstermektedir. Bu durum alandaki arkeolojik kazının çok dar
bir zamana sıkıştırılmaya çalışılacağını açıkça ortaya
koymaktadır. Bu noktada mülk sahiplerinin tedirgin olmaya
başladıkları görülmekte, giderek bunun bir baskıya
dönüşeceği hissedilmektedir. Hata başta yapılmıştır ve bu
hatanın faturasının İstanbul’un sahip olduğu arkeolojik
değerlere ve bunları ortaya çıkarmak, korumak konusunda
gerekli titiz çalışmayı yapmaya çalışan arkeologlara, bilim
insanlarına kesilebileceği konusunda kaygı duymaktayız.
Bu konuda Fatih Belediyesi, TOKİ
ve diğer kurumların şimdiden gerekli önlemleri alması,
kamuoyunu ve mülk sahiplerini bilgilendirmesi, teslim
tarihinin gecikmesi, arkeolojik buluntular nedeniyle
projenin değişmesi, hatta Yenileme Kurulu gündeminde olan
alanın arkeolojik sit olarak ilan edilmesi halinde mülk
sahiplerinin mağduriyetini giderme konusunda gerekli
çalışmaları yapması gerektiğine inanıyoruz.
Arkeolojik bulguların önemi insanoğlunun geçmişine dair
bilinmeyenleri ortaya koymasındadır. O nedenle bazı mikro
boyutta buluntular, ortaya çıkabilecek anıtsal yapılar
kadar, bazen onlardan daha da önemlidir. Sulukule’de elde
edilen Hellenistik buluntular bilim çevrelerinde bu nedenle
heyecan yaratmıştır. Lykos Deresi’nin geçtiği bu bölge
prehistorik buluntular vermeye de adaydır. Bu nedenle bu
alanda yapılacak arkeolojik çalışmalar özen ve sabır
gerektirmektedir. Bu özen ve sabır gösterilmediği takdirde
İstanbul’un geçmişine ait bilinmeyenler bir daha geri
getirilemeyecek biçimde yitirilecektir.
İnceleme gezisinde kazının ada bazında yapıldığı
anlaşılmıştır. Oysa kazı, alanın bütünü için planlanmalıdır.
Bunun en önemli nedeni birbiri ile ilinti kalıntılar ile
karşılaşılabilecek olmasıdır. Örneğin Topkapı Sarayı gibi
bir alan kazılsa, kısmi kazıda boş olarak görülen bir alana
inşa edilecek bir site kazı ilerledikçe olasılıkla çıkacak
bir saray kalıntısının bahçesine inşa edilmiş olacaktır.
Sulukule’de ortaya çıkmaya başlayan su kanalları çok geniş
bir su sisteminin parçalarıdır. Ada bazında verilecek
kararlar devamında sarnıçlar ve galerilerin ortaya çıkacağı
bu su sisteminin bütünlüğünü tahrip edecektir.
İnceleme heyetinin gezmesine izin verilen alanın oldukça
eğimli olduğu dikkati çekmiştir. Açığa çıkarılan ve daha
önce kaldırıldığı söylenen tabanlar ve suyollarının olası
eğimleri dahi göz önünde bulundurulduğunda kazıların bu
düzlemler hesaba katılarak yapılması daha doğru bir yöntem
olacaktır. Aksi takdirde dikine yapılan dağınık kazılar
yukarıda izah edilmeye çalışıldığı gibi yine bütünün
anlaşılmasını engelleyecektir. Başka bir anlatım ile, aynı
noktada Osmanlı dönemine ait bir bahçe, Bizans dönemine ait
bir saray, Hellenistik döneme ait bir konutla
karşılaşılabilir; hattâ alanlar çok küçük olduğu ve her bir
parça bütünden kopuk olduğu için bunların anlaşılmadan
kaldırılmasına karar verilebilir.
Arkeolojik kazıların alanın büyüklüğüne göre birkaç yerde
anatoprağa inilinceye kadar devam etmesi, bu çalışma
tamamlanmadan hiçbir insai faaliyet yapılmaması gerekir.
Yenikapı örneğinde olduğu gibi aralarda bos katmanlar dahi
olabilir, bu nedenle kültür dolgusu içermeyen dolgular ile
karşılaşılsa bile, bu daha altta kalıntı olmadığı anlamına
gelmez.
Mevcut arkeolojik buluntular göz önüne alındığında alanın
Osmanlı döneminden Hellenistik döneme kadar kullanıldığı,
sura bitişik yapıların bulunduğu da kesin olarak
anlaşılmaktadır.
Ayrıca sur dipleri kent içinde rastlama şansının daha az
olduğu kalıntılar barındırabilir. Bunlar, bir savaşın
izlerinden (silah, iskelet vs), atık malzeme gibi
farklılıklar içerebilir. Alan, konumu ile Yenikapi limanini
dolduran Lykos Deresi’ne yakın bir mesafededir. Bu haliyle
yalnızca yukarıda sıralanan dönemler değil daha eskiye ait
kalıntılar da içerebilir. Ayrıca derenin taşma dönemlerinde
arkeolojik malzeme içermeyen dolguların kültür dolgularını
kesintiye uğratabileceği, dolayısıyla yine yukarıda
değinildiği gibi, boş katmanlara rastlanabileceği, bunun
kültür dolgusunun bittiği anlamına gelmeyeceği bilinmelidir.
Yenileme Kurulu’nun 18. Şubat 2010 tarihli kararında otopark
ve sığınak alanlarında georadar taraması yapılacağı, bu
çalışmanın sonuçlarının dikkate alınacağı belirtilmektedir.
Georadar, geomanyetik ölçümler toprak altındaki kalıntılar
ve yayılımları hakkında fikir verebilir. Ancak, bu
yöntemlerden elde edilen sonuçlar, arkeolojik kazı ile
denetlenmedikçe sonuçları kuşku ile karşılanan
çalışmalardır. Bu bağlamda uygulama yapan geofizik ekibinin
arkeolojik alanlardaki deneyimi de ön plana çıkmaktadır.
Nitekim Istanbul’da metro güzergahı üzerinde geofizik
çalışmaların negatif veri verdiği belirtilen alanlarda
anıtsal yapı kalıntıları ortaya çıkmıştır. Ayrıca özellikle
georadar, hassas ölçüm derinliği oldukça sığ, topraktaki her
türlü su sızıntısı, madeni tel, çivi gibi nesnelerden
etkilenen, bu nedenle bu tür kentsel alanlarda
kullanılmaması gereken bir yöntemdir. . Bu yöntemlerin nihai
karar konusunda yetersiz olduğu tüm uzmanlarca ve pratikte
yaşananlar ile kabul edilmektedir. Küçük bir su sızıntısı,
metal bir nesne vb. bu ölçümlerde sapmalara neden
olmaktadır. Katmanlar içerisindeki taş, pişmiş toprak tuğla
gibi düzlemler daha alttaki kalıntıların görülmesini
engellemektedir. Ayrıca bu tür ölçümlerde ahşap, hendek
gibi kalıntıların ayırt edilmesi neredeyse olanaksızdır;
bunları ayırt edebilmek önemli bir birikim gerektirir, hattâ
bu durumda bile mümkün olmayabilir. Dolayısıyla arkeolojik
dolguların kesin olarak bulunduğu bilinen alanlarda bu tür
ölçümler ancak yönlendirici olabilir. Bu durumda, ölçüm
yapma talebinin kurulu ikna, ya da inşaatların yapılacağı
yerlerin projeyi engellemeyecek şekilde seçilmesi için bir
araç olarak kullanma niyetinin arkeolojik tespitten daha
önde geldiği düşünülebilir.
Yenileme Kurulu’nun arazide bulunan kalıntıların inşaata
engel oluşturmadığı yönündeki kararı da İnceleme Heyeti
tarafından sorgulanmaya değer bulunmuştur. İnceleme gezisi
sonrasında yapılan değerlendirmede, alanda sürdürülen
arkeolojik çalışmanın, daha geniş bir ekiple ve tüm alanda
ana toprağa inilerek, daha ayrıntılı bir biçimde yürütülmesi
gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır. Öte yandan,
UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan surlara aşırı
yaklaşan ve arkeolojik araştırmalar için engel oluşturan
yeni yapı inşaatının derhal durdurulması gereği de
saptanmıştır.
İnceleme Heyeti, Sulukule Yenileme Projesinin, sorumluların
ve ilgili bütün uzmanlık kesimlerinin katılımı sağlanarak
bütün boyutları ve sonuçlarıyla yeniden tartışmaya
açılmasının bir zorunluluk olduğuna dikkat çekmektedir.
ICOMOS Türkiye Milli Komitesi
Arkeologlar Derneği
TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
EUROPA NOSTRA Türkiye Temsilciliği
Sulukule Platformu |