|
.
İstanbul'da Bugün Rant İçin Talan Var, 5366 sayılı bir kanun icat
ettiler, on yıllarca tarihi eser gerekçesiyle çivi
çaktırmadılar, şimdi evleriniz, dükkanlarınızın yıkılma
tehlikesi var tehdidi ile mülk sahiplerinin haberi olmadan
binalar sokaklar, mahalleler, ilçeler üzerinde planlar
yapılıyor, İhaleler düzenleniyor. İşin garip tarafı ise bu
eylemleri belediyeler bazen Toki ve Kiptaş üzerinden hayata
geçirirken, şimdilerde başta çalık Gurubunun GAP inşaat gibi
özel sektör üzerinden hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Bazı
belediyeler kamusal projeleri devlet eli ile kendileri
uygulamak mecburiyetinde olmalarına rağmen, devletin hukuki
ve maddi güçlerini özel sermaye holdingleri menfaati adına
kullanıyor!
TMMOB İstanbul şubesi konferans salonunda toplanan sivil toplum
kuruluşu üyeleri, Şehir planlayıcıları, Mimar ve
mühendisler, sosyolog ve deneyimli yerel memurlar, bazı
ilçelerin il ve ilçe meclis üyeleri, Öğretim görevlileri
toplandılar. Belediyelerimizin son yerel seçimlerden sonra
hararetle hayata geçirmeye çalıştığı "Yenileme projeleri
hakkında fikirlerini seslendirmeye çalıştılar.
Kimler, fikirlerini nasıl beyan ettiler:
Yenileme projelerinden doğrudan etkilenen birçok farklı
mağdur var, Bu mağdurlardan gecekondu sahipleri adına söz
alan mahalle dernek temsilcisi katılımcıların savunma
sunumları;
Yaşadığımız alanlar mülkiyet haklarına tecavüz edilmiş özel
mülkiyet değil devlet arazisidir. Devletimizin
vatandaşlarına karşı barınma imkanı sağlama mecburiyeti
vardır. Devlet hukuki yollardan bu görevini vatandaşlarına
sağlayamadığı için bizler kendi başımızın çaresine bakarak
derme çatma da olsa bir ev sahibi olduk. Biz devletimizden
tapu hakkımızın verilmesini istiyoruz, proje istemiyoruz
diyerek, ortada on yılların uygulaması bir hak var, bize
haklarımız verilsin, biz imar kanunları doğrultusunda
başımızın çaresine bakalım diyerek tek çözümün aslında imar
affı olduğunu vurguladılar.
Bazı
katılımcı sivil toplum örgüt temsilcileri yaşadıkları semtin
kültürel zenginliğinin yok edilmesine karşı, tarihi
binaların, sıcak komşuluk ilişkilerinin yok olmasına
tahammül edemiyor. çok katlı beton binalarda insani
duyguların yok olduğunu, İnsanın biyolojik bir varlık olması
nedeniyle, yaşamsal alanın toprak-Hava-Su-ateş'ten mahrum
kalınması durumunda başta sağlık olmak üzere insani
duyguların da yok olduğunu savunuyor.
Bazı
katılımcılar gecekondularına biçilen değerin az olduğunu, on
yıllardır buraların çilesini çektiklerini, şimdi değer
kazanan evlerin rantının kendilerine verilmesini talep
ediyorlar.
Sadece
yenileme projelerine karşı olanlar bu konuyu siyasi bir
tavır olarak kullanmak isteyenlerde var, CHP Kartal meclis
üyesi ilçede ürettikleri projelerle gecekondu semtlerinin
rehabilitasyonunu sağladıklarını, Mülk sahiplerinin kabul
etmediği hiçbir projenin kendilerine dayatılmadığını iddia
etti.
Kendisinin de bahçeli bir gecekonduda yaşadığını, bu
gecekondu alanlarının doğal sit alanı olarak ilan
edilmesini, buradaki doğal hayatın doğru bir tercih
olduğunu, bunu yaygınlaştırmak gerektiğini savundu.
Genel
Yaklaşım: Sempozyumu organize edenlerin amacı,
akılcı ve gerçekçi projeler üreterek iktidar ve
sermaye güçlerine karşı avantajlı duruma geçmekti. Fakat
çözüm ve proje üretme noktasında toplantının verimli
olduğunu söyleyemeyiz, biz dahil konuşmalarımızda
şikayetlerimizden bahsettik, çözüm projesi ortaya atan
olmadı.
Görünen tek çözüm önerisi İktidar olanlar bizlerin
gecekondu ve tarihi evleri yenileme projelerinden vazgeçsin,
biz kendi başımızın çaresine bakarız, önümüzdeki hukuki
olmayan engeller kaldırılsın şenlinde tezahür etti.

Bizlerin burada gördüğü reel yaklaşıma göre burada kabahat
veya suç öncelikle devlete ait, Devlet bu
vatandaşlarımızın köylerinden kalkarak büyük şehirlere akın
etmesinin önü kesmeliydi. Köylerdeki iş gücünün
rehabilitasyonu gerekiyordu. Bu yapılmadı üstüne üstlük sık
sık çıkarılan imar afları ile gecekondulaşma teşvik edildi.
Başta Tarihi yarımada olmak üzere evvelki yüzyılların hayat
tarzını ortaya koyan canlı tarih semtlerimiz gerektiği gibi
korunamadı. Burada on yıllardır çaresizlik üreten anıtlar
kurulları bu tarihi yapıların çürümesine sebep olduğuna
inanıyoruz. halbuki çağdaş dünyada bu mimari ve sosyal
öğeleri yaşatmak adına devletler büyük hibe teşvikler
sunmaktadır. Biz hibe değil vatandaşın kendi evini imar
etmesinin önünü gereksiz formaliteler ve masraf kalemleri
ile kestik. Not: en basit bir tadilat için
dahi, mimari proje yapılacak, anıtlar kurulundan
onaylatılacak, belediye imar komisyonunda onaylanacak,
harçları ve vergileri yatırılacak vs.
Şimdi bu binaların korunması 5366 sayılı yasa ile Belediye ve İl
özel idarelere devredildi, ortaya daha vahim bir durum
çıktı. belediyeler bu kıymetli alanları holdinglere peşkeş
çekerek, Hem bu çöküntü alanlarından kurtulacak, hem de
semtin yenilenerek daha zengin bir kitlenin iskanını
sağlayacak projelerle mülk sahiplerinin karşısına çıkmaya
başladı.
Belediyeler bu konuda en karlı taraf oluyor, hiçbir yatırım
yapmadan birkaç kalem menfaate sahip oluyorlar.

Çözüm hukuki olmalı, İnsani olmalı;
Devletimiz on yıllardır yanlış yapıyor. Son yüzyılın başında
Planlı Bir Türkiye oluşturma çabaları 1945'lerden sonra
plansız Türkiye şekline sokularak, bu plansız uygulamalar bütün hayatımızı kuşattı.
Toplumsal yaşam alanlarımız İnsani olmaktan çıkarıldı. medeni
dünyada pratiğini gördüğümüz gibi, Şehrin sanayisi, ticaret
merkezleri, konut alanları ayrışmış olmalıydı.
Bilhassa konut alanları insani ihtiyaçlar göz önüne
alınarak planlanmalıydı, müstakil, bahçeli, sosyal tesisleri
ile kişiler arası diyaloga imkan veren yaşam alanları
olmalıydı.
Başta TOKİ ve KİPTAŞ olmak üzere Belediyeler 10-20
katlı beton bloklardan oluşan siteleri yaşamsal alan olarak
benimsedi. Bu uygulama nedeniyle betonun soğuk yüzü
milletimizin karakteri oldu, sosyal ilişkiler koptu,
mutsuzluklar arttı, insanlar bireyselleşerek gerçek
güçlerini kaybettiler.
Halbuki devletimizin asli görevi toplumu millet
yapmanın, sevgi-kardeşlik-hoşgörünün hayatı kuşatmasını
sağlayacak gerçeklere uygulama alanı tesis etmeliydi.
Bu
plansızlıktan ve imarsız yapılaşmaktan dolayı mümkün olmadı.
Burada vatandaşın suçu yok, yol veren imkan tanıyan Devlet!
Aynı sokakta konutlar, Küçük büyük sanayi tesisleri ve
ticaret merkezi marketler, plazalar, konaklama ve eğlence
merkezleri sosyal hayatımızı esir aldı.
Şimdi 2B adı altında çıkarılmaya çalışılan orman
vasfını yitirmiş arazilerin işgalcilerine satılması projesi
aslında bugün sorun olan yenileme alanları ile ilgili değil, Çünkü bu
yenileme alanları hiçbir zaman orman değildi, 2B Acar kent, Zekeriya
köy villaları, Kemerburgaz villaları, kilyos villaları, Koç
üniversitesi ve benzeri uygulamalar için çıkarılmaya
çalışılıyor, burada hukuki bir aldatmaca ile vatandaşımız
aldatılmaktadır.
Türkiye'nin sorunları iyi niyet ve vatanseverlik
özverisi ile aşılabilir, Bu ülkede iyi niyet artık görülmez
olmuş, vatanseverlik konusunda ise en şovenlerin bile
tutarsız davrandıklarını görüyoruz. (Kahrolsun AB ve ABD,Yak bi
Malbora)
Deveye sormuşlar, Boynun neden eğri? Deve
cevaben demiş ki; Nerem doğru ki?
Bizlerin hayatını en güzel bu vecize açıklıyor.
neremiz hukuki, neremiz İnsani, neremiz vicdani ki?
Türkiye
Toplumsal olarak Kültürel bir cinnet geçiriyor. her şey
pazara çıkarılmış yok pahasına satılıyor. Onurumuz,
Namusumuz, Gururumuz, Doğruluk, Sevgi, Özverinin varlığı
bilinmiyor. Vatan, Millet, Bayrak gerçek sahiplenilme
duygusu ile sahip çıkılmıyor. Kocaman okulları bitirip,
Doktor, Mühendis, Asker, Eğitim kadrosuna dahil olup
toplumsal hizmet üretenler, Kendilerinin menfaatlerinden çok
önde Devletin, milletin Alî menfaatini düşünmesi gerekirken,
her fırsatta devleti zaaflara uğratacak eylemlerden
vazgeçmiyorlar.
Bizlerde
sadece umut varız, heyecanımızın artarak çoğalmasını temenni
ediyoruz, toplumsal ve insani haklarımızı ranta yedirmeyelim
ama hakkımız olmayanı, işgalcilikle, gecekonduculukla ,
işportacılıkla, kayıt dışı ekonomi ile temin etmeye hiç
çalışmayalım. Yağmacılık ve rüşvet ekonomisi ile bu
ülke kalkınamaz,
Bütçesi fazlalık veren en büyük ekonomilerden olan
Japonya'da halk hala Devlet adına her gün 2 saat ücretsiz
çalışarak devletlerine sahip çıkarlar, bizde ise 365 gün
tatil olmasını beklemek en doğal! hayalimiz. Elimize geçen
imkanları yaşatarak büyütüp ülke ekonomisine faydalı olmamız
gerekirken, bu rantı faiz ve kira gelirleri gibi atıl
yatırımlarla hazıra konma, rizikosuz yaşam gibi argümanları
tercih eder olduk.
Faiz ve kira geliri tercihi başkalarının rizikolu
ticari emeğini, rizikosuz paylaşmaktır. Ülke ekonomileri
için gerçek yatırım değildir. Bu sektörde üretim yoktur,
üretim olmayan yerde ise devamlı erime gerçekleşmektedir.
Behlûl Dane fatihten@gmail.com |