Kürt Meselesinin Çözümü: Türkiye
Modeline Doğru”
Uzun zamandır ülkenin
gündemini oluşturan yirmi yıldır kanayan
bir facia olarak Türkiye'nin milli,
maddi, manevi gücünü sömüren "Kürt
Meselesi"
Türkiye'nin
"Kadim" düşmanları vardır, Bu
düşmanlara karşı hiçbir barış planı işe
yaramamış, istikbalde de yaramayacaktır.
Bu düşmanları caydıracak tek yol
Türkiye'nin birlik, beraberlik içinde
güçlü olmasından başka bir yol değildir.
Bu "Kadim" düşmanlar her fırsatta
Osmanlı ve Türkiye'nin içten zaafa
düştüğü ortamları kollayarak
saldırılarını gerçekleştirmişlerdir.
Misal:Osmanlı
Devleti'nde
III.Selim
tarafından kanlı bir şekilde kaldırılan
Yeniçeri ocağının, sonucu ortaya çıkan
kaostan faydalanan Ruslar Yeşilköy'e
kadar işgal etmiş "Ayastafanos"
anlaşması ile birçok toprağımızı
elimizden almışlardı. Meclis-i
Mebusan'ın Sevr Dayatmasını imzalaması
üzerine Yunanistan'ın Anadolu'ya asker
çıkararak Ege ve iç Anadolu'yu işgal
etmesi gibi.
Özetle izah edecek
olursak, Yunanlılar İstanbul, Ege ve
Doğu Karadeniz üzerindeki ezeli hak
iddiaları. Ermenilerin; ARARAT
efsanesi inancı ile Ağrıdan Van'a, doğu
Anadolu'yu içine alan Büyük
Ermenistan hayali. Perslerin (İran) Şah
İsmail ve Şiilik sendromları. Suriye'nin
Hatay davası bahanesi ile güney doğumuz
üzerindeki hayalleri, Rusların Akdeniz
ve Avrupa'ya çıkmak için boğazlar hayali
gibi "Kadim" düşmanlıklar çevremizi
sarmış.
Bu "Kadim" Düşmanların şerrinden
kurtulmanın yolu iç istikrarın
sağlanması, birlik ve bütünlük içinde
olmamızla mümkündür.
Burada izah edilen niyetler düşmanlık
olarak algılanmasın, milletler arası
dostlukta iyi niyet asla yoktur, her
devlet yaşamak için diğer devletlerin
üzerinden geçinerek hayatta kalabilir,
Üretmeyen devamlı tüketen devletler
yaşamak için elde avuçta kalanı
satarlar, elde bir şey kalmayınca köşede
bucaktakini satmaya başlarlar. köşe
bucak boşalınca ölmemek için bağ bahçe
satılmaya başlar ki, sonunda oturacak
eviniz de kalmaz, yeryüzünde bi çare
mekansız (Vatansız, Bayraksız,
Devletsiz) kalıverirsiniz.
Bundan sonra
bireysel olarak hesap verme devri
başlar, yaşadığınız toprakların yeni
efendileri yüzlerce hatta binlerce
yıllık tarihin hesabını sizden sormaya
başlar, Ya köle gibi aşağılanarak zelil
bir hayat yaşarsınız, yada yaşamanıza da
müsaade etmezler.
Dünyanın binlerce
yıllık tarihi bu acı vesikalarla
doludur. İbret alınmaz ise başa geleceği
kaçınılmazdır.
Türkiye'nin Kürt sorunu yoktur, Türkiye
halkı "Osmanlı" birçok kavimden
oluşmaktadır, bunların sayısının 52
olduğunu söyleyen tarihçilerimiz vardır.
Bu kavimlerin içinde Kürtlerin özel bir
konumu vardır. Bu nedenle Kürtler Türk
devletinin asli unsuru kabul edilerek
tarih boyunca hiçbir ayrıma tabi
tutulmadan devletin ve toplum içinde
kabul görmüştür.
Bu kaynaşma her türlü devlet görevinde
bulunmak, diğer kavimlerden sorunsuz kız
alıp verme, önyargısız iş ortaklıkları
gelişmiştir. Hiçbir Kürt kabilesi son
yüzyıla kadar Türkler içinde Kürt
kimliğini ayrımcılık olarak
kullanmamışlardır.
Tarihi gelişim
içinde araştırıldığında açıkça
görülecektir ki Türk tanımı bir ırkı
değil Bir milleti ifade etmektedir.
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye'de "Türk"
millet kavramı olarak tanımlanmış,
hiçbir zaman ırk ve kavim anlamında
kullanılmamıştır.
Tarih boyunca "Türk" milleti tabasını
oluşturan kavimlerin kimliğine, diline,
örf ve adetlerine müdahil olmamış,
binlerce yıllık hükümranlığında
bünyesinde barındırdığı kavimler
özelliklerini korumuşlardır.
Dünyadaki
emperyalist devletler bunun aksini
yaparak işgal ettikleri topraklarda
yaşayan kavimlerin Dinlerini, dillerini,
örf ve adetlerini asimile yaparak
kendilerine benzetme yolunu
seçmişlerdir. Bu nedenle bilhassa Avrupa
devletlerinin sömürgelerinde ana diller
ve dinler unutulmuş, sömürgeci din ve
diller yaygınlaşmıştır.
Türkiye'deki Kürt
sorunu Osmanlının gerileme ve yıkılma
devirlerinde sahneye konmuş yüzlerce
senaryodan biridir, 1. Dünya savaşında
genelde tutmayan senaryo, savaş sonrası
kurulan Türkiye Cumhuriyetinin laiklik
açılımı ve bu konuda devrin
yöneticilerinin hiçte milli olmayan
uygulamaları sonucu oluşan bir tepki ve
bu tepkinin sebep olduğu karşı duruş
nedeniyle maya tutmuş, zaman zaman
bastırılan tepkiler dış desteklerle
büyüyerek yeni bir anlam kazanarak
günümüze kadar gelmiştir.
Önceleri milli
kimliğin "İslam'a" müdahale nedeniyle
oluşan tepki, Sonraları Kürt kimliği
meselesi haline getirildi. Başlangıçta
bu tepki bütün muhafazakar Anadolu
insanı tarafından ortaya konmuş olsa da,
Kürt coğrafyasında yaşayan
vatandaşlarımıza içten ve dıştan yapılan
müdahaleler neticesinde dini, manevi
hassasiyetlerin yerini ırk , kavim
şovenizmi almıştır.
Bu değişimin
köklerinde Kürtlerin "Türk" devletine
başkaldırı değil, İçimizdeki "Kadim"
düşmanlarımızın ihaneti vardır. Bilhassa
1. Dünya savaşı sonrası tarumar olan
Türk coğrafyasından Anadolu'ya
milyonlarca göç geldi. Bu göçler kontrol
altına alınamadı, göç eden ailelerin
güvenlik araştırması yapılamadı, Osmanlı
döneminde Rum ve Ermeni kimliği ile
vatandaşımız olan kişiler savaş
yıllarında Ermeniler Ruslarla, Rumlar
Yunanlılarla birlikte bize karşı
savaşmışlardı.
Savaş sonrası bunların büyük bir kısmı
işgalci askerlerle birlikte Rusya ve
Yunanistan'a kaçtı, Bir şekilde
kaçamayanlar bu savaş kaosundan
faydalanarak yeni bir kimlik arkasına
saklanarak, Ermeniler Müslüman ve Kürt
kimliği ile topluma karıştılar. 1918 de
zamanın hükümeti Ermenilerin topluca
Müslüman olarak nüfus kütüklerine
yazılmak istemesi üzerine bir genelge
çıkararak Ermenilerin Müslüman olarak
tescil isteklerinin dini değil siyasi
nedenlerden olduğuna hükmederek,
Ermenilerin Müslüman olarak tescilini
yasakladı.
Bu gelişme üzerine
Ermeniler Kürt kimliği altında Alevi
söylemi ile Alevi yurttaşlarımız arasına
sızdılar. Bu sızma kısa zamanda amacına
ulaşarak, Alevilerin dış maddi destek
ile devlete karşı örgütlenmesi sonucu
birçok ayaklanma gerçekleştirildi. Yeni
T.C. bu ayaklanmaları mecburen kanlı bir
şekilde bastırdı.
Zaman içinde içten
içe faaliyetlerine devam eden bu ihanet
çeteleri, Türkiye'yi bölme, iç savaşa
sürükleme heveslerinde büyük merhaleler
kat ettiler. Asala terör örgütü ile
dünyada itibar kaybeden Ermeniler son
yıllarda Kürt kimliğini kaşıyarak PKK
örgütünü kurup, Yunanistan,Suriye,
Avrupa, ABD maddi ve siyasi desteği ile
bölgede bir iç savaş başlattılar.
Bu savaşın yayılmasında zamanın iç
politikacılarının, bazı askeri
sorumluların yanlış kararlarının da
etkili olduğunu şimdilerde öğreniyoruz.
Bilhassa ABD'nin Irak müdahalesi sonucu
bölgedeki savaş ortamından faydalanan
bölücüler, ıraktaki savaşın Güneydoğuya
yayılması için büyük çaba sarf ettiler.
Fakat Allah'ın hikmeti bunda başarılı
olamadılar.
Bilhassa "Çekiç
Güç'ün" Pkk teröristlerine yaptığı
yardımların canlı şahitleri olayı
yaşayan bölgede vatani görevini yapan
erler olmuştur. Bu konuda
hepimizin yakınındaki bölgede sıcak
çatışmalara giren erlerimizin yaşadığı
hatıraları bilmeyen yoktur.
Türkiye'nin Kürt
sorunu asla Kürt sorunu değil, bir
Asala, Diaspora, Büyük Ermenistan
sorunudur.
Bu meselenin bitmesi böyle Kürt
açılımları ile değildir. Meseleye Ermeni
meselesi olarak bakmak
mecburiyetindeyiz. Osmanlıyı yıkıp
parçalayan güçler şimdi Türkiye'yi aynı
akıbet içine sürüklemeye çalışmaktadır.
Bu oyuna gelmeyelim.
Acilen yapılması
gerekenler;
Türkiye'de yaşayan etnik soyların
araştırılması, ve tanımlanması son
günlerde çıkarılan bir yasa ile
yasaklandı. Bu yasak Türk milletine
hainlik etmek isteyenlerin işine
yarayacaktır. acilen kimliklerimizdeki
Din hanesi silinerek yerine etnik köken
ibaresi yazılmalıdır.
Din gerçek bir
tanım değildir. Kimliklere resmi olarak
yazılamaz, çünkü din tercihi
değiştirilebilir, ırk tanımı inkar
edilemez bu yazılmalıdır.
Dinimizde insanların kavimlere
ayrıldığını, herkesin kendi kavmini
korumasını, kavim düşmanlığı
yapılmamasını, kavmiyet iddiasının din
ve millet kavramları üzerinde
görülmesini de yasaklamıştır.
Osmanlı 600 yıl
kimlikleri inkar değil, kimliklere saygı
ile o büyük coğrafyada yaşadı, ne zaman
kavmiyetçilik icat oldu, dünyada birçok
savaş çıktı. dünya kana bulandı. Bu
savaşlardan sadece İsrail karlı çıktı,
İsrail dışındaki bütün devletler,
milletler büyük bedeller ödediler.
Türkiye ve Türkler
tanımı Bir ırkı, kavmi ifade
etmez, eski Yugoslavya'da Arnavut,
Hırvat, Boşnak, Sırp, Pomak, Bulgar,
Çingene gibi kavimlerden olup,
Müslüman olanlara "Türk " derler.
Almanlar dualarında "Allah'ım bizi
Türklerden koru" diye dua ederken bir
ırktan değil bir milleti(Osmanlı'yı)
düşünürlerdi.
Günümüzdeki dünyada var olan İngilizler
bir ırk değildir, Galler, İrlanda,
İzlanda, iskoçya gibi kavimlerden
oluşurlar.
Almanlarda Fransızlarda da durum
aynıdır, Ruslarda çeşitli kavimlerden
meydana gelmiştir. İngiliz, Alman, Rus
tanımları bir ırkı değil Bir milleti
ifade eder.
Asya'da ve doğu
Avrupa'da yaşayan birçok kavmin
birliğinden oluşan Türk tanımı da bir
ırkı değil bir milleti ifade eder.
Bu gerçeklerin unutturularak Büyük Türk
Milletini aslında olmayan Türk ırkı
aldatması ile bölmeye Bu necip milleti
yok etmeye azmeden hainlerin çabasını
boşa çıkarmanın yolu bellidir. İhanet
çeteleri bellidir.
Bu Gün çeşitli
açılımlarla Kürt kavmine bir millet
anlamı yüklemeye çalışanlar Kürtler
değil, Kürt kimliğini kullanan Asala
kırıntılarıdır. Acilen bunlar ifşa
edilmeli, milletimizin vazgeçilmez Kürt
mensubu kardeşlerimiz yaşadığımız bu
kanlı olayların vebalinden
kurtarılmalıdır.
Sahnelenen bu
oyunda kandırılmış Kürt kardeşlerimizde
olabilir. Fakat Bu gizli kimlikler
ortaya çıktığında bu aldatılanların
tamamı nadim olacak hiçbiri ermeni Asala
saflarına değil Türkiye saflarındaki
yerlerini alacaklardır.
Biz Türk milleti
olarak asırlardır, Türk tanımını
oluşturan Kürt, Laz, Çerkez, Çepni,
Kırmançi, Zaza, Azeri, Kırgız, Kazak,
Türkmen, Özbek, Gagavuz, Tatar, Çeçen,
İnguş vb. gibi kavimler olarak
kurduğumuz devletler eliyle dünyaya
nizam vermişiz, Bizim milletimizin alnı
açıktır, Birçok milletin alnındaki kara
leke bizim alnımızda yoktur.
Türk milleti
kurduğu 17 devlet yeryüzünde daima
adaleti esas almış, birçok milletin din
ve ırk eksenli gerçekleştirdiği
katliamları asla uygulamamış, kendi
ülkesinde böyle kıyım yapan milletlerin
korkulu caydırıcı unsuru olmuştur.
Son yüzyılda
düştüğümüz bu iç kargaşa, bölücü
emperyalist oyunlar nedeniyle tarihi
misyonumuzun gereğini yapamaz olduk.
Olayları objektif düşünerek
emperyalistlerin oyununa gelmeden karar
verebilirsek bu oyununu tekrar bozacak,
şanımıza layık yeni ufuklara kardeşçe,
milletçe güçlü ve mutlu olarak
ulaşacağımızdan kimsenin kuşkusu
olmasın.
İbret:
Emperyalizmin oyununa gelen kuzey
ıraktaki Kürt kardeşlerimiz, Saddam'ında
içeriğine dahil olduğu İsrail ve ABD'nin
sahnelediği oyuna gelerek kuzey ırakta
bir buçuk milyon ıraklının ölmesine 2-3
milyon Iraklının sakat kalmasına sebep
oldular.
Bu gün Saddam kendi milletine ihanetinin
bedelini kendi hayatı ile ödedi.
Emperyalizm akrep gibidir, asla ahde
vefası yoktur. Emperyalizmin oyununa
alet olan Saddam önce İran'ı, sonra
Kuveyt'i hedef alarak bölgeyi İsrail
menfaati gereği kana buladı. 750.000 ABD
askerinin Arap yarımadasına girmesine
ortam oluşturdu. akabinde yalnız
bırakıldı. ve sonu Kürtler kullanılarak
çizildi.
Şimdi akan bu
kanın vebali Saddam'dan değil bölgedeki
Kürt halkından sorulmak isteniyor.
Barzani ABD'nin bölgeden çekilmesiyle
Sünni ve Şii Iraklıların kendilerini yok
edeceklerini biliyorlar. Gündeme Musul
vilayeti adı altında 1. Dünya savaşı
sonrasındaki bazı haklarımız bahane
edilerek 36. paralelin kuzeyinin
Türkiye'ye bağlanması bazı mahfillerde
konuşulmaya başlandı.
Bu senaryo
Türkiye'nin Ermeniler lehine
bölünmesinin önünü açan bir oyundur.
Türkiye bu oyuna gelmemelidir.
Güneyde Musul vilayeti özerk bölgesine
kısa zamanda kuzeydeki sözde Kürt
bölgesi dahil edilmek istenecektir.
uluslar arası müdahalelerle bu özerk
bölgede yapılacak sözde referandumla
bağımsız bir Kürdistan olarak tescil
edilmesi vaat edilmektedir. bu hayal
Kürtleri kullanmak amacıyla
uydurulmaktadır. Olayın boyutları buraya
gelmeden bu özerk bölge Ermenistan
olarak tanımlanacak, Müslüman Kürt halkı
bu bölgeden tehcir edilecektir.
Günümüzde Kürt
meselesini öne süren toplum önderlerinin
tamamı Ermeni kökenlidir. Devletimizin
bu gerçeği resmen açıklaması
gerekmektedir.
Yasaklanan etnik kökenlerin açılımı
tersine çevrilerek, Kimliklerimize etnik
kimliğimiz açıkça yazılmalıdır. Bu asla
bölücülüğe sebep olmayacaktır, Türk
açılımının doğru yapılması ile Binlerce
yıllık şanlı bir tarihe sahip Türk
milletinin asli unsuru olmak bütün Türk
kavimlerin onur vesilesi olacaktır.
Allah bizi bir
kavmin mensubu olarak yarattı, bunda
övünülecek veya utanılacak bir taraf
yoktur. Övünülmesi gereken tenimiz,
kanımız değil ortaya koyduğumuz
medeniyettir, insanlığımızdır.
Türkler bu kimlikleri koruyarak
dünyanın en büyük imparatorluklarını
kurdu. bu mirasın bırakıldığı yerden
alınarak ileriye götürülmesi Türkleri
oluşturan kavimlerin boynunun borcudur.
Bu bilinçle mutlu yarınlar dileriz.
Behlûl Dane
fatihten@gmail.com
Çalıştaya İçişleri Bakanı Beşir
Atalay'ın yanı sıra Polis Akademisi
Başkanı Zühtü Arslan, Polis Akademisi
Araştırma Merkezleri Başkanı İhsan Bal,
bazı akademi yetkilileri ile gazetemiz
yazarlarından Fehmi Koru ve Ali
Bayramoğlu, Deniz Ülke Arıboğan, Hasan
Cemal, Cengiz Çandar, Oral Çalışlar,
Mustafa Karaalioğlu, Ruşen Çakır,
Muharrem Sarıkaya, İbrahim Kalın, Okan
Müderrisoğlu, Nasuhi Güngör, Mithat
Sancar, İhsan Dağı ve Mümtaz'er Türköne
katıldı. İçişleri Bakanı Atalay, 15
gazeteci yazarın Kürt sorununa ilişkin
görüşlerini dinledi. 5 saat süren
toplantıda katılımcılar görüşlerini
açıklıkla dile getirirken, Atalay tüm
görüşleri dikkatle dinledi ve notlar
aldı.