.Vahdettin'in Kuva-yı
Milliye'ye desteği...

Atatürk, İstanbul'dan Anadolu'ya kaçarak
mı gitti yoksa gönderildi mi? Vahdettin
Kuva-yı Milliye'yi destekledi mi
engelledi mi?
Mustafa Armağan yine çok tartışılacak
bir yazı yazdı. /Zaman Pazar
İşte Vahdettin'in Kuva-yı Milliye'yi
destekleyen hatt-ı hümayunu
2006 yılında bir çağrıda bulunmuştum bu
köşeden. Gelin, demiştim, Milli
Mücadele'nin Sivas'ta çıkan ilk yayın
organı "İrâde-i Milliye" gazetesinin
tamamını yeni harflere çevirip
yayımlayalım. Doğrusu gösterdiğiniz
alaka, heyecan aşılıyor meyus kalbime.
Hâlâ cevap verenler, hazır olduklarını
söyleyenler oluyor.
Şimdi size ve o gönüllülere buradan
duyurmak boynumun borcu oldu: Çağrımız
Sivas'ta yankılandı ve bir grup öğretim
üyesi elbirliği etmek suretiyle 40 kadar
"İrade-i Milliye" nüshasını Latin
harflerine çevirdiler, Sivas Belediye
Başkanı Sami Aydın Bey'in destekleriyle
Buruciye Yayınları tarafından Osmanlıca
orijinaliyle birlikte 2007 yılında
yayınlandı. Yani eksik de olsa bu ilk
resmi yayın organının bir koleksiyonuna
sahibiz. Emeği geçenlere teşekkür
ediyorum. Keşke diğer gazete
koleksiyonları da aynı bahtiyarlığı
yaşayabilse.
Yine de bir iki noktaya dikkatinizi
çekmek istiyorum. Birincisi, kronik
problemimiz olan ciddi okuma hataları.
En basiti, kapı, eşik anlamına gelen 'südde'
kelimesinin ısrarla 'sedde' yazılması (msl.
s. 19) ya da "istiksâratımızın" (s. 159)
kelimesinin doğrusunun "istiksar
etmezler" olması gibi. Bunlar ufak tefek
kusurlar gibi görünüyor ama yapılan işin
önemi karşısında daha ciddi olunması
gerekirdi.
"İrade-i Milliye" gazetesinin maalesef
tam bir koleksiyonu hiçbir yerde yok.
İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde de sadece
mikrofilmleri mevcut. Asıllarını
isteyince yok diyorlar. Nasıl yok olur?
Anlamak mümkün değil. Allah'tan
Amerikalılar var da, gazetenin
Türkiye'de dahi bulunmayan bazı
nüshalarını Chicago Üniversitesi
Arşivi'nden temin edebiliyorsunuz.
Benim asıl üzerinde durmak istediği
nokta, şeklinden şemailinden ziyade
"İrade-i Milliye" gazetesinde
yazılanlar. Kuva-yı Milliye dönemine ait
çok önemli ve dikkatlerden kaçmış
beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı
sıcağına tepkiler, en azından Ankara'ya
gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından
yazılan başyazılar. Her biri önemli
bizim için.
Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada
daha önce de dile getirdiğim bir telgraf
yer alıyor. Çeken "Üçüncü Ordu
Müfettişi, Yaver-i Hazret-i
Şehriyarileri Mustafa Kemal", çekilen
kişi "Zat-ı Şahane" yani Sultan
Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14
Haziran 1919.
Burada Mustafa Kemal Paşa, son
görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve
şöyle diyor: Huzurdayken İzmir'in işgali
karşısında "pek mahzun olan" kalbinizin
"bu nokta-i necâta ait ilhamatı"nı, yani
ülkenin sizin öncülüğünüzde millî
mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair
verdiğiniz ilhamları şu an gibi
hatırlıyorum. Sizin "ilkâ"nızdan, yani
Şemseddin Sami'nin "Kamus-i Türkî"sine
bakılırsa, benim fikrimi çelmenizden
aldığım imanın azmiyle görevime devam
ediyorum.

Sivas'ta çıkan İrade-i Milliye
gazetesinin 14 Eylül 1919 tarihli ilk
sayısında çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın
Vahdettin'e çektiği telgrafın orijinali.
Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın
bu şeklini başka kaynaklarda
bulabileceğinizi sanıyorsanız
aldanıyorsunuz. "Nutuk" dahil diğer
kaynaklarda "ilkâ" kelimesinin "ilham"a
dönüştürüldüğünü görüp hayrete
düşüyorsunuz (mesela "Atatürk'ün Bütün
Eserleri", c. 2, s. 375). Meğer,
diyorsunuz, Atatürk'ün kendi sözleri de
zamanla kitabına uydurulmuş.
Peki sonradan tamamen unutulacak olan bu
"fikir çelme" hadisesi neyin nesiydi?
Ona dair de bazı ipuçları bulabiliyoruz
aynı telgrafta. Mustafa Kemal Paşa,
Samsun'a çıktıktan bir ay kadar sonra şu
gerçeği itiraf ediyor:
"İstanbul'da iken milletin bu kadar
kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu
derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu
tahayyül edemezdim."
İlginç değil mi? Devam ediyor Paşa:
"Millet baştan aşağı uyanık olup
istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i
âliye-i saltanat ve hilafeti teyid için
kavi bir azim ve iman ile mücehhez
bulunuyor." Yani uyanmış olan millet,
milletin ve devletin bağımsızlığı ile
saltanat ve hilafetin yüce haklarını
desteklemek için sağlam bir kararlılık
ve imanla donanmış durumda.
Mustafa Kemal Paşa'nın bir ay içerisinde
çektiği bu net resim çok mu çok önemli.
Neden? Piyasadaki inkılap tarihlerinde o
yıllarda milletin yere serilmiş olduğu
ve sonra Atatürk'ün gelip onu dirilttiği
anlatılır da ondan. Oysa gerçek hiç de
öyle değilmiş. Üstelik bunu bizzat
kendisi söylüyormuş.
Daha neler söylüyormuş? Devam edelim
okumaya.
Mustafa Kemal'e göre Vahdettin son hatt-ı
hümayunuyla bütün milletin azim ve
mücadele gücünü uyandırmış imiş. Peki
kime karşıymış bu mücadele? Cevabını
telgraf sahibi veriyor zaten:
Milletin beka ve varlığına düşman
olanlara karşı. Yani İngilizlere ve
İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen
zayıf karakterlilere karşı.
Şimdi düşünelim:
Beni Anadolu'ya ikna ettiniz diyen kim?
Atatürk.
Anadolu'ya geçmeden önce milletin bu
kadar uyanık ve mücadeleye hazır
olacağını hayal bile edemezdim diyen
kim? Yine Atatürk.
Uyanmış olan milletin bağımsızlık
ateşiyle tutuşmuş olduğunu ve saltanat
ve hilafetin haklarını desteklemek için
kararlılık içinde olduğunu söyleyen kim?
Yine Atatürk.
Vahdettin'e, hatt-ı hümayununuz milletin
mücadele gücünü uyandırdı diyen de o,
İngilizlere ve onların destekçilerine
karşı mücadele etmek üzere
anlaştıklarını söyleyen de.
Peki Turgut Özakman neyi savunuyor:
Canım Vahdettin gönderdi ama Atatürk'ün
ne için gittiğini bilmiyordu ki. Bilse
asla göndermezdi.
Şimdi Havza telgrafıyla görüyoruz ki,
ikna eden de, gönderen de, hatt-ı
hümayunuyla halka direniş mesajı veren
de, İngilizleri barışa ikna etmek için
Mustafa Kemal'le gizlice mutabakat
sağlayan da Vahdettin'den başkası değil.
Aralarında bütün bunlar önceden
konuşulmamış olsa Mustafa Kemal ne diye
anlatsın ki derdini sultana?
Üstelik Vahdettin'in Anadolu halkına,
yanınızdayım mesajını veren bir
beyannamesi var ki, gazete sütunlarında
alkışla karşılanmış. Mustafa Kemal, 28
Eylül 1919 tarihli nüshada bu
beyannamenin Osmanlı tarihinde her
bakımdan benzersiz olduğunu yazıyor.
"Padişahımız" diyor, "Anadolu
harekâtının tamamiyle meşru olduğunu
ilan ederek mevcut cereyanı, yani Kuva-yı
Milliyeyi lütfen teşvik etmekte ve hatta
katılarak kuvvetlendirmektedir."
Daha ne desin?
|