HASTALIK YAYAN SİVRİ SİNEKLER FATİHİ FENA SARDI

İSTANBULDA ve FATİHTE YAYILMACI KAPLAN SİVRİSİNEGİ HAYATİ TEHLİKELER İÇERİYOR MÜCADELE ÇOK BASİT YAPILIYOR

HASTALIK YAYAN SİVRİ SİNEKLER FATİHİ FENA SARDI
12 Eylül 2022 - 01:34 - Güncelleme: 12 Eylül 2022 - 01:46

72 Yıllık hayatımda böyle sinek görmedim, Zaten son üç beş yıldır İstanbulda ve İlçemizde görülmeye başladı. Bu yaz bahçeye çıkamaz oldum, Soktuğu yeri kesinlikle yara yapıyor, Bir hafta yanarak kaşınıyor, kaşıttıkça yara dahada büyüyor.

Benim bildiğim Sivrisinekler Açık kahverenginde olurdu, Vücutları çok nazikti, Çok kolay ezilirdi.
Bu salgın Sivrisinekleri siyah renkte Oldukça sert yapısı var, Gece gündüz faaller, kara sinekten daha sert, ezmek gerekiyor.

Bu konuda yıllardır araştırma yapan akademisyenler Ülkemizde ve Dünyada devlet eli ile mücadele eden yayılmacı kaplan sivrisinekleri ile gereği gibi mücadele edilmiyor diyorlar .
Fatihte Bilhassa sur boylarındaki bahçivanların üstü açık su havuzları sivrisinek kaynıyor, Belediye parklarındaki havuzların ilaçlanması lazım yapıldığını görmedim duymadım.

Silivrikapı mahallesine haftada bir gün belediye ilaçlama yapıyor, Buda etkili olmuyor.

SÖZ KONUSU SALGIN SİVRİSİNEĞİ HAKKINDA BİR MAKALE

26 Temmuz 2019’da yayınlanan “Asya Kaplan sivrisineği ve Sarı humma sivrisineğinin Türkiye’deki durumu” 

Geçen seneden beri İstanbul, Adalar’da bir istilacı sivrisinek [1, 2] türüne rastlanıyor.  Görünümleri ve davranışlarından sarı humma sivrisineği (biyolojik sınıflandırılması Aedes aegypti) ve “kaplan sivrisineği” (Aedes albopictus) alt türlerine ait olduklarını düşündüğümüz bu siyah, ya da siyah-beyaz sivrisinekler, gündüz de ısırmaları, sessiz uçmaları, ısırıklarının yara olup zor iyileşmeleri ile ayırt edilebiliyorlar.  Sadece rahatsız edici birer zararlı değil, aynı zamanda sarı humma başta olmak üzere bir dizi salgın hastalık taşıma potansiyelleri [3,4] ile de önemli bir sağlık sorunu oluşturuyorlar.

On yıl önceki bir Brezilya seyahatimde, yaygın internet uyarıları sayesinde tanışmış olduğum için  Heybeliada’daki bahçemde gördüğümde fark ettiğim bu siyah-beyaz sineklerle mücadele için geç kalınıyor. Hem geçen sene hem bu sene çok sayıda Ada sakininin aradığı il ve ilçe sağlık müdürlükleri yalnızca “Beyaz masayı arayıp belediyeye söyleyin, ilaçlasınlar” yönlendirmesinde bulundular. Oysa başka ülkelerde  bu saldırgan sivrisineklerin kontrol altına alınmaları  ancak halkın bilgilendirilmesi, yaygın katılımı ve çoklu, bilimsel  mücadele yöntemleriyle mümkün olabiliyor.

Yayılım ve taşıdığı riskler

Bilimsel makale taramalarından görüyoruz ki, daha 1997 yılında Antalya -Belek civarında hepimizin tanıdığı harcıalem sivrisinek (Culex türü) oradaki sivrisineklerin sadece %50’sini teşkil ediyor. Geri kalanların %44’ü Aedes türü. [5]

2016 yılında yayınlanmış bir diğer makalede [6]  “Aedes aegypti ve Aedes albopictus istilacı sivrisineklerinin Karadeniz Bölgesi’nde yayılımı, Avrupa’da chikungunya, dengue ve Zika salgınlarının ortaya çıkma riskini arttırıyor,” deniyor.  Sarı humma virüsünü, adını aldığı sarı humma  sivrisineği (Ae. Aegypti) taşıyabiliyor.  Dengue (denge diye söyleniyor) hastalığı ise, genelde Aedes tipi, ama özellikle Ae. aegypti ve albopictus sivrisinekleri tarafından taşınabiliyor. Denge’ye neden olan virüsün sarı humma virüsü ile akrabalığı ve semptomlarının benzerliği nedeni ile sarı humma ile karıştırılabiliyor. Ancak “kanamalı dengue hastalığı” sarı hummadan çok daha tehlikeli olabiliyor.

Akdeniz havzasına kıyısı olan tüm ülkelerde yaygınlaşmaya başlamış olan Aedes tipi sivrisineklerin, en son yayılım istatistiklerini Avrupa Hastalık önleme ve Kontrol Merkezi’nin yayınladığı haritada izlemek mümkün [7]. Akdeniz’in Afrika kıyılarından veri kapsamayan bu haritada, İstanbul’un Asya yakasına sivrisineklerin varmış olduğunu, ayrıca Akıner ve arkadaşlarının  makalelerinde [6] saptamış oldukları gibi, Doğu Karadeniz bölgesinde  ve Yunanistan sınırı civarında yerleşik hale gelmiş bulunduklarını görüyoruz. Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında çok daha önce saptanmış olan [5]  Aedes tipi  sivrisinek  varlığının  (Ae. caspius 23.4%, Ae. cretinus 10.7%, Ae. dorsalis 8.7%) bu haritada görülmemesi ise izaha muhtaç.

Sarı humma ve diğer hastalıkların sivrisinekler tarafından yaygınlaştırılabilmeleri için o insan topluluğunda bu mikropları taşıyan bireyler olması gerektiği muhakkak.  Ancak ülkemizde bu hastalıklara hiç rastlanmadığını, , turizm, ticaret ve diğer insan faaliyetleri sonucu bu tür vakaların hiç olmayacağını söylemek zor. 1950’lere kadar hem Yunanistan hem de Türkiye’de sarı humma gayet yaygın; 1927-28 yılında Yunanistan’da binden fazla kişinin ölümüne neden olan bir salgın yaşanmış. [6]  Yani bu sinekler bu alanı ilk defa işgal etmiyorlar.

Mücadele

Türkiye’de adi sivrisinek  (Culex pipiens) üzerinde yapılan çalışmalar da gösteriyor ki [8], başta DDT olmak üzere havaya sıkılan ve yetişkin sineklere yönelik mücadele araçlarına karşı sineklerde oldukça büyük bir direnç gelişmiş durumda. Bu nedenle, özellikle Avrupa ülkeleri, çoklu müdahale stratejileri kullanarak sinekleri tamamen yok etmek mümkün olmasa da kontrol altında tutabiliyor [9].

Başarılı mücadele örneklerinde en önemli unsur, yerel yönetimler tarafından mahalle mahalle, ev ev, bahçe bahçe titiz bir çalışma yaparak, halkı bu mücadeleye dahil ederek, başka canlılara, özellikle de bu sineklerin doğal düşmanlarına zarar vermeden, ya da en az zarar vererek yürütülmesi.

Mücadeleyi güçleştiren bir unsur,  Aedes tipi sivrisineklerin yumurtalarını nemli bir zemine ya da toprağa bıraktıktan sonra, o yer kurusa da yumurtaların hayatiyetlerini koruyup, ortam tekrar ıslandığında çatlayabilmeleri.  Yumurtaların çatlaması ile ortaya çıkan kurtçukların itlafı için, en yaygın yöntem, yumurta bırakıldığı tahmin edilen yerlere, kurtçukların sindirim organlarını tahrip ederek onları öldüren bir tür bakteri (Bacillus thuringiensis israelensis) salınması. Salgınlar arası zamanlarda, bu tür sivrisinekler yumurtaları aracılığı ile  virüsü bir sonraki kuşağa aktarabiliyor (buna “transovarial transmission” – yani yumurtalıktan bulaşma tabir ediliyor) ve böylece yıllar boyu kaybolmadan var edebiliyorlar. [10]

Yetişkinlerle mücadelede ise, ormanlardaki zararlılar için kullanılan tuzaklara benzer düzenekler işe yarıyor. Sokak sokak gezgin araçlardan ilaçlama yapmanın herhangi bir yararı olmadığı çok açık.  Sorunlu alanlar genellikle duvarlarla çevrilmiş bahçeler ya da evlerin arka bahçeleri. Bu tür ilaçlamalar bu böceklerden çok, arılar, örümcekler gibi yararlı hayvanları öldürüyor, asıl zararlıları ise daha çok azdırıyorlar.

Bu yaz sona ererken hafifleyecek olan şikayetlerin, önümüzdeki yaz başında yeniden, daha da yaygın biçimde ortaya çıkmasını beklemeden, yerel yönetimlerin ve sağlık kurumlarının bilgilendirme kampanyaları açmaları ve doğru mücadele yöntemlerin araştırılması ve benimsenmesi büyük aciliyet taşıyor.

Adalılar hem belediyeye hem de İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne  bu taleplerle 500’e yakın imzalı dilekçeyle başvurdular. İlçe Hıfzıssıhha Kurulu’nun toplanarak bu sağlık tehdidini kontrol altına almak ve yayılmasını önlemek için gerekli çalışmaları yapmasını bekliyorlar.

Ayşe Erzan
Bilim Akademisi üyesi

******************************************

BİR BAŞKA  YAYINLANAN ARAŞTIRMA YAZISI

Asya kaplan sivrisineği (Aedes albopictus) ve Sarıhumma sivrisineği (Aedes aegypti) asıl alanlarından diğer bölgelere yayılabilen sivrisinek türleri olup bu türlerden Asya kaplan sivrisineği en önemli 100 istilacı canlı türü içerisinde üst sırlarda yer alan türlerden biridir. Özellikleri açısından Antarktika ve Kuzey Kutup dairesi hariç olası her bölgede bulunabilecek biyotik potansiyele sahip olan Asya kaplan sivrisineği aslında Güneydoğu Asya kökenlidir. Doğal yayılım alanında zoofilik (hayvanlardan kan emen) özellik sergileyen orman türü olup günün her saatinde aktif olarak kan emme özelliği sergileyen agresif bir türdür. Türün yayılım alanını genişletmesinde zoofilik davranışından antropofilik (insanda kan emen) davranış sergilemeye kayması ve her alanda bulunabilen yapay ve yarı yapay çevreleri yumurtlamak için kullanmaya adapte olması etkili oldu (Scott ve ark. 2000; Powell ve Tabachnic 2013). İnsan popülasyonunun aşırı hareketliliği ve ticaret hacminin artması ise kendi kendine düşük yayılma kabiliyetine sahip olan bu türün hızla yayılmasına aracılık etti ve etmeye devam ediyor.

Aynı durum sarıhumma sivrisineği için de geçerli ve bu tür de Afrika ormanlarından dünyanın pek çok alanına yayılmış durumda. Bu iki tür birbirine çok benziyor fakat ayırt etmesi oldukça kolay. Asya kaplan sivrisineği scutum (baş kısmının gerisinde göğüs bölgesinin üst kısmı) bölgesinde düz çizgiden kolaylıkla ayırt edilebilir (Şekil 1). Sarı humma sivrisineğinin (Aedes aegypti) ise aynı bölgede ortada iki hat halinde ince beyaz çizgisi ve bu orta çizginin yanlarında yer alan iki kavisli beyaz çizgisi var (Şekil 2)
Şekil 2. Aedes aegypti ergini

Yayılma hikayesi

Ae. albopictus, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yarısında Hint Okyanusu’nun batısı ve pasifik okyanusunun doğusundaki adalara kadar yayıldı (Knudsen, 1995). Daha sonraki dönemlerde yayılım hızı ve şekliyle ilgili bilgi olmamasına karşın 1980’lerden günümüze kadar Ae. albopictus dramatik bir şekilde yayılmaya devam etti (Benedict ve ark. 2007). Bu tarihten sonra ilk olarak 1979’da Arnavutluk’ta, (Adhami and Reiter, 1998), 1985’te Teksas’ta, (Sprenger ve Wuithiranyagool, 1986) ve 1986’da Brezilya’da (Forattini, 1986) rapor edildi. Takip eden yıllarda ise, Amerika kıtasının genelinde, Avrupa’da pek çok ülkede, Pasifikteki bazı adalarda ve Avustralya’da yerleşik hale geldiği bildirildi (Gratz, 2004; Paupy ve ark. 2009).

2011 yılında ülkemizde Edirne’de tespit edildi (Öter ve ark. 2013) fakat yerleşik popülasyon varlığı gösterilemedi. 2015 yılında Artvin, Rize ve Trabzon illerinde ise yerleşik popülasyonların varlığı tespit edildi (Akiner ve ark. 2016). 2016 yılından itibaren sürdürülen çalışmalarda türün Doğu-Batı düzleminde Karadeniz sahil boyunca yayılmaya başladığı ve Giresun ilimizde dâhil yerleşik hale geldiği gözlendi. Diğer taraftan ise Bulgar sınırında yer alan İğneada, İstanbul’un hem Avrupa hem Anadolu yakası ve Adalar ile Kocaeli ilinin genelinde yayılış gösterdiği ve halkı ciddi anlamda rahatsız ettiği belirlendi.
Aşırı agresif davranış sergilemesi nedeniyle ev dışı alanlarda hane halklarını günün tümünde dinlenme veya aktivite esnasında rahatsız ettiği bölgede yaşayanlar tarafından belirtiliyor. Özellikle 2017 ve 2018 yıllarında Kocaeli ilimizde gazetelere haberlerine kadar yansıyan bu durum olayın ciddiyetini daha da ortaya koyuyor. Kan emme sonrası aşırı alerjik reaksiyonlar oluşturduğu ve oluşan bu reaksiyonlar sonunda bireylerin bu bölgeleri kaşıması sonucunda gelişen yaraların uzun süre iyileşmediği de gazete haberlerine yansıyor.

Sarıhumma sivrisineği olarak bilinen ve Zika virüsünün ana taşıyıcısı olan Aedes aegypti türü ise ülkemizde ilk olarak 2015 yılında tespit edildi (Akıner ve ark. 2016). Türün Doğu Karadeniz bölgesinde Artvin, Rize ve Trabzon illerinde yayılım gösterdiği gözlemlendi. O tarihten günümüze kadar yapılan araştırmalarda bu illerde yerleşik popülasyonlar oluşturduğu belirlendi ancak yayılım olarak bu üç il ile sınırlı kaldı. Bu üç ilde yayılım alanlarında yapılan gözlemler türün Kaplan sivrisineğinin aksine ev içi ya da kapalı alanlarda kan emme aktivitesi gösterdiği gözlemlendi ve Kaplan sivrisineği kadar agresif bir davranış biçiminde olmadığı tespit edildi.

Her iki tür de ülkemiz için ciddi tehdit unsuru olup Sarı humma, Deng, Zika, Chikungunya, Batı Nil ensefaliti gibi ölümlere ve ciddi kalıcı hasarlara neden olabilecek hastalıkların taşınmasından sorumlu. Turizm potansiyeli yüksek olan ülkemize her bölgeden turist geldiği düşünüldüğünde anılan hastalıkların endemik olduğu bölgelerden gelen turistler riski artırıyor. Ayrıca Aedes aegypti’nin gözlendiği Doğu Karadeniz bölgesinde turist profili daha çok Arap ülkelerinden ve bu ülkeler deng ve sarıhumma gözlenen alanlar. Bu durum riski daha da artıran etmenlerin arasında sayılabilir. Her ne kadar ülkemizde anılan bu hastalıklardan sadece Batı Nil Ensefaliti yerli vaka olarak gözlense de diğer hastalıkların gözlenmeyeceği anlamına gelmiyor. Son haftalarda İstanbul’da gözlenen Batı Nil Ensefaliti vakaları da bu durumun ciddiyetini bir kez daha ortaya koyuyor.

2016 yılından başlamak üzere Sağlık Bakanlığı’yla yürüttüğümüz ortak çalışmada hem larva hem ergin mücadelesi gerçekleştirildi hem de alanda türlerin durumu takip ediliyor (Akıner ve ark. 2018). Ayrıca yürütülmekte olan “İstilacı vektör (hastalık taşıyan) türlerden Aedes aegypti ve Aedes albopictus’un Türkiye’deki yayılım alanlarının ve vektörlük durumlarının araştırılarak kontrol stratejilerinin belirlenmesi” başlıklı Tübitak 1001 projesiyle 2018 yılından itibaren anılan iki türün tüm Türkiye’de olası yayılma alanları, insektisit (öldürücü) direnç durumları ve virüs taşıyıp taşımadığı ile ilgili çalışmalar yürütüyoruz.
Tübitak projesi kapsamında yapılan çalışmalar ve mücadele çalışmaları sonucunda elde edilen veriler Asya Kaplan sivrisineği’nin bu yayılma hızı ile çok kısa sürede tüm ülkeye yayılacağını ve bazı alanlara ciddi popülasyon yoğunluğuna ulaşacaklarını gösteriyor. İnsektisit direnç durumları incelendiğinde ise ülkemizde kullanılan pyrethroid grubu insektisitlerin mücadelede etkin olduğu belirlendi. Şu ana kadar yapılan arazi ve laboratuvar gözlemleri Asya Kaplan sivrisineğinin ülkemizde Doğu Karadeniz hattında Ordu ilimize kadar, Batı Karadeniz ve Marmara’da Bulgaristan sınırından Sakarya hattına kadar Ege bölgesinde ise Aliağa limanı etrafında yayıldığını gösteriyor. Bu yayılım biçiminde etkili faktörün ülkemizin iklim yapısı ile yurtdışı ile ilgili ticaretin yoğun olduğu sınır kapıları, liman ve havalimanları gibi alanlar olduğunu  ve bu alanlardan iç bölgelere hızla yayılmaya başladığını görüyoruz. Özellikle bu alanlarda yer alan yapay su dolu kaplar ve yarı yapay alanlar bu türün üreme için yumurta bıraktığı alanlar olarak göze çarpıyor. Bu iki türle ilgili bireysel mücadele çalışması zor olsa da alınacak küçük önlemlerle yaşanılan alanı üreme alanı olarak kullanmalarını engellemek popülasyon seviyesini düşürme anlamında etkili olabilir. Bu açıdan kendi ev, bahçe gibi alanlarımızda larva gelişim alanı olabilecek kapların kaldırılması, içi su dolu kapların uzun süre bekletilmemesi, pencerelere sineklik kullanımın yaygınlaşması hane halkını koruma anlamında yeterli destek sağlayacaktır. Ayrıca sinek kovucu (repellent) olarak bilinen ve ticari olarak satılan ürünlerin dışarıda oturulacak ise kullanılması bireysel anlamda kendimizi ve etrafımızdakileri koruma anlamında ve vektör türle insan temasını kesme bağlamında önemli.

Anılan her iki tür de pek çok hastalığın taşıyıcısı vektör türler olması hasebiyle önemli. Bunlar ülkemize giriş yaptıkları anda tespit edildi ve türlerle ilgili çalışmalar devam ediyor. Bu anlamda vatandaşlarımızın hem bireysel çabalarıyla hem de belediyeler eliyle popülasyon seviyeleri düşürülerek rahatsızlık ve risk seviyesi kontrol altına alınabilir.

Mustafa Akıner
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi


Not: Metinde bahsi geçen türler üzerine ülkemizde yapılan çalışmalarla ilgili belirtilen kısa sonuçlar TC. Sağlık Bakanlığı ve TUBİTAK KBAG 117Z116 nolu projeler tarafından desteklenen proje verilerinden derlenmiştir.

Kaynaklar: 
Adhami J, Reiter P (1998) Introduction and establishment of Aedes (Stegomyia) albopictus skuse (Diptera: Culicidae) in Albania. J Am Mosq Control Assoc 14: 340–343.
Akıner MM, Demirci B, Bedir H, Öztürk M, Demirtaş R, Doğan AF, Gökdemir A, Topluoğlu S, Altuğ Ü, Kurtcebe ZÖ, Irmak H. (2018) Surveillance and control of invasive Aedes species in the Eastern Black Sea area of Turkey. Turk Hij Den Biyol Derg, 75(3): 225-238
Benedict MQ, Levine RS, Hawley WA, Lounibos LP (2007) Spread of the tiger: global risk of invasion by the mosquito Aedes albopictus. Vector Borne Zoonotic Dis 7: 76–85.
Forattini OP (1986) Identification of Aedes (Stegomyia) albopictus (Skuse) in Brazil. Rev Saude Publica 20: 244–245.
Gratz NG (2004) Critical review of the vector status of Aedes albopictus. Med Vet Entomol 18: 215–227.
Knudsen AB (1995) Global distribution and continuing spread of Aedes albopictus. Parassitologia 37, 91–97.
Paupy C, Delatte H, Bagny L, Corbel V, Fontenille D (2009) Aedes albopictus, an arbovirus vector: From the darkness to the light. Microbes Infect 11: 1177–1185.
Powell, J. R. & Tabachnick, W. J. (2013) History of domestication and spread of Aedes aegypti—a review. Mem. Inst. Oswaldo Cruz 108 (Suppl. 1), 11–17.
Scott, T. W. et al. (2000) Longitudinal studies of Aedes aegypti (Diptera: Culicidae) in Thailand and Puerto Rico: blood feeding frequency. J. Med. Entomol. 37, 89–101.
Sprenger D, Wuithiranyagool T (1986) The discovery and distribution of Aedes albopictus in Harris County, Texas. J Am Mosq Control Assoc 2: 217–219.


Bu haber 332 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • adil serap
    2 ay önce
    Sarı Humma Virüsü Bu hastalık, bulaştan altı gün sonra belirti vermeye başlar. Bu belirtiler arasında, baş ağrısı, halsizlik, ateş, titreme ve eklem ağrısı yer alır. İlerleyen dönemde, ciddi karaciğer yetmezliği ile beraber, karın ağrısı, idrarda azalma, epileptik nöbetler, yaygın kanama ve kalp ritim problemleri de görülebilir. Hastalığın ölümcül sonuçlara yol açabileceği unutulmamalıdır.