KORUNAMAYAN OSMANLI MİRASI: SÜLEYMANİYE

Sulukulede, Ayvansaray Türk mahallesinde, Yedikule konaklarında, Projesi gündeme gelen Yalı mahallesi ve Yenikapı, Gedikpaşa, Balat-Fener-Ayvansaray gibi projerde yeniliyoruz, Tarihi koruyoruz diye yapılanların doğru olmadığını gördük. Ancak Süleymaniye’den yansıyan fotoğraflar henüz bu amacın çok uzağında kalındığını gösteriyor.

KORUNAMAYAN OSMANLI MİRASI: SÜLEYMANİYE
09 Şubat 2015 - 11:49

İstanbul’un yedi tepesinden birinin üzerine kurulu. Yüzlerce yıllık geçmişiyle zamana meydan okumaya çalışan bir semt Süleymaniye. Ama başarılı olduğunu söylemek güç. Gerektiği gibi korunamayan tarih yok oluyor.

 

Adını, ustaların ustası Mimar Sinan’ın “Kalfalık eserim” dediği ve Osmanlı mimari dokusunu en iyi yansıtan örneklerden Süleymaniye Camii ve külliyesinden alıyor. Tarihi, 16’ncı yüzyılda Osmanlı’nın yükselme dönemiyle başlıyor. Günümüze ulaşabilen birçok külliye, medrese ve cami de yine o döneme ait.

 

Hem Süleymaniye Camii’nin hem de şeyhülislâmlık makamının Süleymaniye’de bulunması, 16’ncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren semti, devrin bilhassa ilmiye sınıfına mensup ileri gelen kişilerinin konaklarıyla doldurmuş. Adetâ bir âlimler semti meydana gelmiş.



semte ismini veren Süleymaniye Camii. 

Mimar Sinan’ın “Kalfalık eserim” dediği Süleymaniye Camii, Osmanlı mimarisinin en iyi örneklerinden.

 

Kapalıçarşı’nın etkisiyle seçkin ve zengin zümrenin de tercih ettiği yer olmuş.

Tarihi yarımadada karakteristik Osmanlı mimarisini yansıtan bir semt. Evler ahşap, üç katlı ve cumbalı.

 

20’nci yüzyılın başlarından itibaren, zamanın ruhu yeni semtleri popülerleştirirken, Süleymaniye eski önemini yitirmeye başlıyor ve elit tabaka Nişantaşı, Osmanbey gibi semtlerin yolunu tutuyor. Boş kalan evlere de göçle İstanbul’a gelen nüfus yerleşiyor. Süleymaniye yavaş yavaş yoksullaşıyor.

 

1980’li yıllarda, semtin genel görünümü ve demografik yapısı tamamen değişiyor. İlgisizlik ve nüfus hareketliliği, zaman içinde tarihi semti deyim yerindeyse harabeye dönüştürüyor. Eski evler bakımsızlıktan yıkılmaya ya da çıkan yangınlar yüzünden yok olmaya başlıyor. Kül olan evlerin bulunduğu arsalar bir bir otoparka dönüştürülüyor. Bu işlerin arkasında, otopark mafyası olduğu iddiası hâlâ dillendirilir.

 

İstanbul Üniversitesi tarafından restore edilmiş tipik bir Süleymaniye evi. 



Hüzünlü hava

Süleymaniye’yi gezdiğinizde içiniz cız ediyor. Afallıyor insan. Siyah beyaz fotoğraflarda gördüğünüz Süleymaniye ile karşınıza çıkan semt tam bir tezat içinde. İnsanın içini kaplayan sadece acı ve terkedilmişlik hissi.

 

Tarihi ahşap evlerin bir kısmı, evsiz barksızların mekânı. Hurdacılar mesken tutmuş. Evlerin bodrum katları artık depo. Kağıt ve plastik toplayıcıları, el arabalarındakileri evlerin bodrum katına boşaltıyor.

 

Tüm bu sessiz çığlığın ortasında küçük mutluluklar, küçük sürprizler de yaşatmıyor değil, Süleymaniye. Daracık sokaklarında soluklandığınız bir anda, tüm haşmetiyle duran bir Osmanlı yapısı karşınıza çıkıveriyor. “Keşke korunabilseydi.” demekten başka bir şey gelmiyor dilimizin ucuna.



 

UNESCO, 2008 ve 2009 yıllarında yayınladığı iki ayrı raporda, Süleymaniye’nin korunmadığı uyarısı yaptı.

 

Süleymaniye aslında koruma altında

Süleymaniye ve civarı, 1985’te ‘İstanbul’un Tarihi Alanları’ adıyla Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi.

 

İlk olarak 5366 sayılı ‘Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması’ hakkındaki yasa çıktı. Ardından 24 Mayıs 2006 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Süleymaniye ‘yenileme alanı’ ilan edildi. Kararla, yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması amaçlanıyordu.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne göre, alanda yürütülen çalışma kentsel dönüşüm çalışması olarak tanımlanamaz. Bölgede sürdürülen çalışma, ‘Kentsel Koruma Çalışması’.

 

Tam sekiz mahalle belirlendi: Süleymaniye, Yavuzsinan, Mollahüsrev, Demirtaş, Hacıkadın, Hocagıyasettin, Sarıdemir, Kalenderhane mahalleleri.



Yenilenmek üzere kayıt altına alınan tescilli yapı sayısı 728, henüz tescillenmemiş bin 239 yapı var.

 

Bugüne kadar 45 yapının restorasyon ve onarımı yapıldı, iki yapının restorasyonu da sürüyor.

 

UNESCO: Yıkılan binalar yeniden yapılsın

 

2004-2009 yılları, İstanbul’un Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ile randevusunun bol olduğu yıllardı. İstanbul’un Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılıp çıkarılmayacağı tartışılıyordu.

 

Bu, geçmişte üç imparatorluğa başkentlik yapmış ve 2010 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmiş İstanbul için ciddi prestij kaybı demekti.

 

O zamana dek, eleştrilerini daha çok Bizans yapıları üzerinde yoğunlaştıran UNESCO, 2006’da Osmanlı yapılarını gündeme aldı.

 

2008 tarihli UNESCO raporunda , Süleymaniye’de koruma altındaki dokuz tarihi evin 18 Kasım 2007’de belediyeye ait KİPTAŞ (İstanbul Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret A.Ş.) tarafından yasadışı şekilde yıkıldığını yazıyordu. Zeyrek’te bulunan dört tarihi ahşap binanın Fatih Belediyesi’nce yıkılmasını da eleştiriyordu.

 

Raporlarda, yıkılan binaların geçmişteki fotoğraflarına da yer veriliyor ve orijinal malzeme ve mimariyle yeniden yaptırılması isteniyordu.

 

Mayıs 2009 tarihli UNESCO raporu da sert Süleymaniye uyarılarıyla doluydu. UNESCO “Kaygı duyuyoruz.” diyordu.



Bu kez yıkıldığı belirtilen ev sayısı dokuzdan 10’a çıkıyordu raporda. KİPTAŞ’ın hâlâ yıktığı evleri yeniden yapmadığı yazıyordu. Yine KİPTAŞ’ın önceliğinin de yenilemeden çok arazi geliştirme olduğu tespiti yapılıyordu.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin verilerine göre, bugüne kadar 45 yapının restorasyonu ve onarımı yapıldı, iki yapının restorasyonuysa sürüyor.



 

KİPTAŞ’a rapordaki tespit ve eleştirileri sözkonusu binaların hangi gerekçeyle yıkıldığını sorduk.

Gelen yazılı cevapta “KİPTAŞ, koruma altındaki hiçbir binayı yıkmamıştır.” deniyor.

 

Çoğunluğu ahşap olan binalardan bir kısmının, önceki maliklerince gerekli bakımlarının yapılmamış olması, hor kullanılmış olması nedeniyle geçen sürede yıpranmalarından, üçüncü şahısların müdahalesinden dolayı yangınlar vb. iç ve dış nedenlerle yıkılmış olduğu söyleniyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Al Jazeera’ye hem süreci anlattığı hem de eleştirileri cevapladığı yazılı açıklamada da, “Restorasyon ve koruma amaçlı yürütülen proje ve uygulama çalışmalarımız bütününde her hangi bir yıkım gerçekleştirilmemiştir.” deniyor.

 

Fatih Belediyesi’ne de kendileriyle ilgili raporda yer alanları sorduk ama yanıt vermediler.



Süleymaniye evlerinin karakteristik özellikleri üç katlı ve cumbalı oluşları. Ama artık Süleymaniye'den bu karedeki gibi yıkık dökük evler yansıyor. 

Süleymaniye evlerinin karakteristik özellikleri üç katlı ve cumbalı oluşları. Şimdiki halleriyse çok farklı.

 

UNESCO’ya göre, kentsel dönüşüm Dünya Mirası Listesi’ndeki önemli bölgeler için uygun değil ve kentsel yenileme projeleri dünya miras varlığı ile bağdaşmıyor. Hatta miras alanları için potansiyel tehdit.

UNESCO yeniden inşa etmek ya da yeni bina yapmak yerine neden mevcut tarihi yapıların korunmadığına anlam vermekte güçlük çektiğini söylüyordu.

 

Belediyenin bu eleştirilere yanıtı da şöyle: “Dünya Miras Alanı Süleymaniye bölgesinde yürütülen çalışmalar bir kentsel dönüşüm çalışması değildir. Bu bölgede bulunan tescilli kültür varlığı, mevcut ya da yok olmuş sivil mimarlık örneği yapıların; 2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında, yerinde özgün kontr gabari cephe biçimlenişi malzeme detay ve yapım tekniği ile restorasyon projeleri hazırlanarak korunmaları amaçlanmaktadır.”

 

Kentsel yenileme çalışmaları kapsamında yenilenen evler de uzmanları pek tatmin etmiyor.



Bazı evler restore edilse de, yıkılmaya yüz tutmuş olanlar çoğunlukta.

 

Türkiye’de bu alanda önde gelen isimlerden Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Can Binan, tarihi evlerin restorasyon yapıldıktan sonra pastaya benzemesinden şikâyetçi.

Yapılan müdahalelerle tarihi yapıların üzerindeki tüm yaşanmışlıkların silindiğini, ortadan kaldırıldığını söylüyor. Yeni malzeme kullanılarak binaların tamamen değiştiği, kültürel mirasın da değerinin düştüğü görüşünde. Aynı zamanda Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi Başkanı olan Binan: “Özgünlüğünü koruyan yapılar yerine, taklit yapılar koyduğunuz takdirde ortada tarihi miras da kalmaz.” diyor ve ekliyor: “Dünya Miras Alanı mizansenle olmaz!” Yani, pasta gibi yapılar çıkmaya devam ettiği müddetçe tarihsel kimlik ve geçmişe ait referanslar kayboluyor ve olan kültürel mirasa oluyor.

 

Can Binan’a göre, ilk başlarda çok büyük hatalar yapıldı. Yıkımlar yüzünden Süleymaniye’nin ölü bir kent parçasına döndüğünü düşünüyor. Binan, Süleymaniye’de kentsel dönüşümle birlikte nüfus yapısı değişmeye, değiştirilmeye devam ederse Süleymaniye’nin Sulukule’den bir farkı olmayacağını söylüyor. Sulukule örneğinden kastettiği devlet eliyle soylulaştırma yapıldığı eleştirisi, boşaltılan bölgelere orta ve üst gelir grubundan insanların yerleştirileceği kaygısı.

 

Belediye’nin bu eleştiriye verdiği cevabı aktarıyoruz: “Süleymaniye bölgesi sit alanı olarak tanımlanmıştır. Alandaki çalışma tamamen bir koruma projesi olarak gerçekleştirilmektedir… Bu süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce herhangi bir istimlak çalışması yapılmamıştır. Mülk sahibi, Koruma Kurulu onaylı restorasyon uygulama projesini bila bedel alarak uygulamayı gerçekleştirebilmektedir. KİPTAŞ ise rızaen satın alma yoluyla gerçekleştirdiği kendi mülkü yapıların projelerini hazırlamaktadır.”

 

Sit alanında yalnızca tarihi evler yok. Sonradan yapılmış betonarme evlerde de yaşam sürüyor. 

 

KİPTAŞ aldığı binaları ne yapıyor?

KİPTAŞ 2005’ten bu yana, dokuz yıldır Süleymaniye’de bazıları tarihi eser olan evleri satın alıyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) KİPTAŞ marifetiyle 2005’ten beri Süleymaniye’de, parsel ölçeğinde 228 ayrı parseli, maliklerinden satın aldı. 

Aralarında tarihi eser niteliği de olan birçok ev var.

 

Peki sonra alınan yerlere ne yapıldı?

 

KİPTAŞ, “Restore ettiğimiz yapı yok.” diyor. Neden dokuz yıldır hiçbir binanın restore edilmediği sorusununsa yanıtı yok.

 

Süleymaniye bölgesindeki Hacı Gıyasettin ve Süleymaniye mahallelerinin muhtarları da KİPTAŞ’ın satın aldığı evlere hiçbir şey yapmadığını, evlerin kaderine terk edildiğini söylüyor.

 

Mimar Ali Kurultay, Süleymaniye’deki tarihi ahşap evlerden birinin sahibi. Restore ettiği evde iki yıl yaşadı, şimdi ofisi olarak kullanıyor bu evi. Süleymaniye’de neler olduğunu kendi gözünden anlatıyor: “KİPTAŞ neredeyse 10 yıldır buradan ev topluyor. Topladıkları evlerin önemli bir kısmı ya yıkıldı ya da yandı. Bölgenin bu şekilde insansızlaştırıldığını görüyoruz. Son dönemde ise yarı yıkıntı halinde olanlara Suriyeli mülteciler yerleşiyor.”

 

Kurultay, aynı zamanda Fatih Belediyesi üzerinden yürüyen yenileme projesi ile mülkünü KİPTAŞ’a satmayanların binaları için de proje hazırlandığından, genelde parsel bazlı olmakla birlikte, Küçükpazar tarafında ada bazlı (Tarlabaşı modeli) projelendirildiğinden söz ediyor: “Burada KİPTAŞ’ın alımlarıyla aynı zamanda bir de yenileme projesi söz konusu. Belediye, mülk sahipleri adına projeler yaptırıyor ama değil katılımcılık aramak, kurul onayından önce mal sahiplerine gerçek bir bilgi vermiyor. Proje kurulca onaylanıp kesinleştikten sonra da bu projeyi kabul etmekten başka seçeneğimiz kalmıyor.”

 

UNESCO Süleymaniye'de koruma değil, tarihi evlerin yıkıldığı tespitini yapıyor.  bölgede 'Kentsel Koruma Çalışması' yürütüldüğünü söylüyor. [GÜRAY ERVİN/AL JAZEERA] 

 

“Kabuğu yık yeniden yap”

Yine Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Prof. İclal Dinçer de, yasanın telafi edilemez hatalara zemin oluşturduğunu, 2006’da çıkarılan Yenileme Yasası’yla hedefin şaştığını söylüyor.

 

Prof. Dinçer: “Adı üzerinde Yenileme Yasası. Hâlbuki, tarihi yapılar yenilenmemeli; eski ayağa kaldırmalı. Pratikte tarihi yapıların yıkılıp yeniden yapılması yöntemi sıklıkla kullanılan bir yöntem. Bu da özgünlüğü tahrip ediyor. En büyük yanlış da, bu.” diyor. Dinçer’e göre, yasa kabuğu yık, yeniden yap, diyor ve bu da kabul edilebilir bir şey değil.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi “Yenileme” adı altında yürütülen çalışmanın tarihi mirasa ağır fatura ödettiği yönünde eleştirilerini kabul etmiyor. Belediye, çalışmaların tamamen tarihi belgeler ve rölöveler ışığında, özgün malzeme ve tekniklerle hazırlandığını ifade ediyor.

 

İBB, projelerin Koruma Kurulu’nun onayından sonra gerçekleştiğinin altını çiziyor. Bu bölgedeki tescilli kültür varlığı, mevcut ya da yok olmuş sivil mimarlık örneği yapıların; özgün cephe biçimlenişi, malzeme detay ve yapım tekniği ile restore edildiğini belirtiyor.

 

Amaçlarının sadece, kentin tarihi ve özgün niteliklerini yaşatarak tarihsel referansların yok olmasının önüne geçecek şekilde tarihi dokunun korunması olduğunu söylüyorlar.

 

Sulukulede, Ayvansaray Türk mahallesinde, Yedikule konaklarında, Projesi gündeme gelen Yalı mahallesi ve Yenikapı, Gedikpaşa, Balat-Fener-Ayvansaray gibi projerde yeniliyoruz, Tarihi koruyoruz diye yapılanların doğru olmadığını gördük.

Ancak Süleymaniye’den yansıyan fotoğraflar henüz bu amacın çok uzağında kalındığını gösteriyor.

 

 

Önceki haberlerimizden: 

http://www.fatihhaber.com/fatihhaber/index-enkaz.html

http://www.fatihhaber.com/fatihhaber/suleymaniyeevleri.htm

http://www.fatihhaber.com/fatihhaber/seleymaniyedegec.htm

http://www.sivilhareket.com/?p=634

http://www.fatihhaber.com/suleymaniye-projesinde-kiptas-uygulamalari_h381.html

 

Kaynak:http://dergi.aljazeera.com.tr/2014/04/01/korunamayan-osmanli-mirasi-suleymaniye/ 
Bu haber 6668 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum