<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>GÜNCEL</title>
         <link>https://www.fatihhaber.com/guncel/</link>
         <description>gündemi takip edin.en güncel haberler</description><item>
			<title>BARTHOLOMEOS YÖK YASASINI DELDİMİ?</title>
			<description><![CDATA[1971'de YÖK yasasının Çıkması ile (TC. Eğitim sisteminden bağımsız müfredatı olan okulun YÖK'e bağlanması YÖK kurallarına uyması istendi.
Patrikhane yönetimi YÖK’e bağlanmayı kabul etmedi ve papaz- Ruhban Okulunu kendileri kapattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 1971’den beri kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu'nun Cumhurbaşkanı RT. Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrasındaki gelişmeler ile yeniden açılmasına yönelik yoğun çalışmalar devam etmektedir. 
Fener Rum Patriği Bartholomeos, okulun eylül ayında faaliyete geçeceğini duyurmuştur. Ancak okulun hangi statüde ve ne zaman resmen eğitime başlayacağına dair nihai yasal süreç ve müzakereler sürmektedir

KONU HAKKINDA ZAFER PARTİSİNİN BASIN AÇIKLAMASINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Konu hakkındaki gelişmelerin satır başları şöyledir:
-TC. Yüksek eğitim kurumları Kanunen YÖK yasasına bağlıdır, Heybeliada Ruhban okulu Bütün dünyadan öğrenci alacak Ortodoks dünyasının evrensel merkezi olacak deniyor. Bu durum T. Anayasasına Eğitim kanunlarımıza aykırı.
Burası evrensel Yüksek okul olarak açılamaz sanıyorum Ülkemizdeki (Kuran kursu medreseleri formunda) Gayri resmi “Kiliseler gibi” STK din eğitimi formunda açılabilir.
- Fakat Patrik Bartholomeos bunu kabul etmiyor. Okulun Doğrudan Dünya Ortodoks Üniversitesi unvanı ile açılmasını istiyor.
Bu durum hem Rusya olan siyasi ilişkilerimizi oldukça ağır zedeleyecek, Ayrıca iç hukukumuza aykırı bir uygulamaya kapı açacaktır.  

Yarın başka din mensupları da böyle bir din üniversitesi talebi ile karşımıza çıkabilir.
Ayrıca Müslüman Türk vatandaşları aynı statüde TC ve YÖK yasalarından bağımsız Resmi diplomalı Bir İslam İlahiyat (Tarikat) üniversitesi talebi ile karşılaşacağımızdan eminim. Mesele Adıyaman cemaati bu konuda öne çıkabilir., Nur cemaatleri talepte bulunabilir. O zaman ne yapacağız?  

Her fırsatta Türkiye’den İstanbul merkezini Fatihi “New Roma” Ekümenik (Bağımsız) Patriklik talepleri dillendiren Bartholomeos Yarın Bağımsızlığını ilan ederse devlet olarak ne yapacağız?
Bu uyarıları yaptıktan sonra halkımızın konu hakkında daha detaylı bilgilendirmek konusunda gelişmeleri takip ediyoruz…

	Patrikhane'nin Açıklaması: Patrik Bartholomeos, Yunanistan'da yaptığı açıklamalarda okulun Eylül ayında görkemli bir açılışla eğitime başlayacağını ifade etmiştir. 
	 
	Statü ve Yasal Durum: Yarım asırdır kapalı olan kurumun Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde hangi statüde (örneğin; özel üniversiteye bağlı bir ilahiyat fakültesi olarak) açılacağı kilit konulardan biridir.]
	 
	Siyasi Gündem: Okulun statüsü, hem Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki mütekabiliyet (karşılıklılık) tartışmaları hem de uluslararası diplomasi gündeminde yer almaya devam etmektedir. 


Akp hükümetinin okulun hangi statüyle açılacağını açıklaması gerekir!!!
1)MEB denetimi mi olacak?
2)YÖK bağlantısı olacak mı?
3)Özel statü mü verilecek?
4)Müfredat ve vatandaşlık şartları ne olacak????

ABD Başkanı Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında Beyaz Saray'da gerçekleşen buluşmanın, kamuoyuna yansıyan gündem maddelerinden biri, her zaman olduğu gibi Heybeliada Ruhban Okulu idi. 
Görüşme öncesi bir basın sorusuna verdiği yanıtla Erdoğan, "Heybeliada Okulu ile ilgili üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız. Dönünce de Sayın Bartholomeos ile bu konuyu görüşme fırsatı bulacağım" dedi. Bu yanıt, bugüne kadar gerçekleşen görüşmeler dikkate alındığında bir sürpriz sayılmalıydı.

Peki bu noktaya nasıl gelinmişti?
Bululuşmadan bir hafta Beyaz Saray'ın bir başka ziyaretçisi daha vardı. O da Fener Rum Patriği Bartholomeos idi. Patrik ile Trump arasında geçen görüşme, iktidar yanlısı basın tarafından, Patrik Türkiye'yi şikayet etti biçiminde yansıtılmıştı. 

Akşam gazetesinde yer alan haber şöyleydi: "Fener Rum Patriği Bartholomeos, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. Görüşmede Heybeliada Ruhban Okulu, Ukrayna krizi ve Fener Rum Patrikhanesi'nin ‘ekümenik' iddiasının korunmasına yönelik çabaların konu edildiği dile getirildi. Türkiye'de 'zulüm gördükleri' iftirasını atan Bartholomeos; Başkan Erdoğan'ın girişimiyle Heybeliada Ruhban Okulu meselesi üzerine Patrikhane ile Türk hükümeti arasında bir diyalog başladı. Bu sürecin mümkün olduğunca hızlandırılmasını istiyoruz. Sadece biz Rum Ortodokslar değil, Türkiye'de yaşayan tüm Hıristiyanlar olarak çok az kaldık. Türkiye nüfusu yaklaşık 84 milyon ve Hristiyanlar bunun belki yüzde 1'ini oluşturuyor. Okyanusta bir damlayız' dedi."
**********************

BENZER HABERLERİMİZ :
https://www.fatihhaber.com/patrikhanenin-dayattigi-bagimsiz-okul/2569/
TARİHSEL OLARAK FENER RUM PATRİKHANESİ RUHBAN OKULU
https://www.fatihhaber.com/heybeliada-ruhban-okulunda-neler-oluyor/1192/ 

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/06/yok-yasasi-deliniyormu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/06/yok-yasasi-deliniyormu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/06/yok-yasasi-deliniyormu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/06/yok-yasasi-deliniyormu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bartholomeos-yok-yasasini-deldimi/4096/</link>
			<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 22:30:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ord. Prof. Ali Fuat Başgil anmak</title>
			<description><![CDATA[Cumhuriyet tarihimizin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Ord. Prof. Ali Fuat Başgil Genç Türkiyenin demokratik tarihine Altın harflerle yazılacak bir mücadele içinde yaşamıştır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[1940 sonrası kendisinin domokratik islamcılığını, İmparatorluktan kalan son vatan parçamızın elimizden kaymaması, Yurdun her tarafındaki etnik kimlikli vatandaşlarımızı bir pota içinde İslam sancağı altında birleştiği takdirde mümkün olacağını biliyordu. 
Bu nedenle Devletin Din işlerine karışmaması gerektiğini yazdığı eserlerinde Diyanetin Resmi değil sivil bir kurum olarak İbadet özgürlüğü ile mümkün olduğuna inanıyor Bu konuda fikri ve siyasi mücadelesini veriyordu.
Merhum siyasette hile ile gayri yasal Devlet gücü ile önü hep kesildi, Ölümle tehdit edildi, partisi kapatıldı, Seçimlere girmesi engellendi.
Merhum, eserlerine aktardığı fikirlerini devlet ricali olarak hayata uyguylama fırsatı  bulmuş olsaydı Türkiye bu günkü acziyetine asla düşmeyecek Belkide 2. Dünya savaşı vesilesi ile kaybedilen ivmesini yeniden telafi edebilecekti 

Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik adlı eserinde laikliği, din ve vicdan hürriyetinin teminatı olarak görür. 
Başgil'e göre laik devlet, ibadetlere karışmayan, ancak inanç özgürlüğünü koruyan, dini taassup ve siyasallaşmadan ayıran bir yapıdır. 
İbadet özgürlüğü, kamu düzeni ve genel ahlak çerçevesinde sınırsız bireysel haktır. 


Ali Fuat Başgil'in "Din ve Laiklik" Görüşleri:

Laiklik Tanımı: Başgil, laikliği dinsizlik değil, devletin inançlara müdahale etmediği, dinin de devlete karşı muhtar (özerk) olduğu bir sistem olarak tanımlar.

İbadet Özgürlüğü: Fertlerin diledikleri dine inanması ve ibadetlerini yerleşmiş usullerle serbestçe yapması temel bir haktır.

Devletin Rolü: Laik devlet, dini duyguları sömürüden ve siyasi baskıdan korumalıdır.
Sınırlar: İbadet özgürlüğü, genel emniyet, huzur ve genel adap kaidelerine aykırı olamaz.
Din ve Siyaset: Din, "Mâbed hariminden" çıkarak siyasallaştığında laiklik devreye girer; Başgil, dinin ahlâkî nizam olarak kalmasını savunur. 


Başgil'e göre gerçek laiklik, inançlı insanların ibadet özgürlüğünü tam teminat altına alan modern bir düzenlemedir





 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/org-prof-ali-fuat-basgil-anma-panelinden.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/org-prof-ali-fuat-basgil-anma-panelinden.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/org-prof-ali-fuat-basgil-anma-panelinden_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/org-prof-ali-fuat-basgil-anma-panelinden.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ord-prof-ali-fuat-basgil-anmak/4095/</link>
			<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 00:09:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TBMM 1923 açılış ilkeleri</title>
			<description><![CDATA[1. MECLİS KURAN AYETİ İLE AÇILMIŞTI “İşlerini istişare ile yürütürler” AYETİ EĞEMENLİK MİLLETİNDİR ŞEKLİND EDEĞİŞTİRİLDİ ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
1- TBMM ilk açıldığı gün Meclis’in kürsü arkasındaki duvarına Kur’an-ı Kerim’in 42. suresi olan Şûrâ suresinin 38. ayetinde geçen ve “İşlerini istişare ile yürütürler” anlamına gelen “Ve emruhum şûrâ beynehüm” kelâmı işli bir siyah tablo asılmıştır.


SONRADAN SÖZ KONUSU AYET SİLİNEREK DEVLETİ YÖNETMENİN ALLAHA DEĞİL MECLİS ÜYELERİNE VERİLMİŞTİR

2- 30 Kasım 1925 tarihinde ise TBMM kürsüsünün arkasındaki duvara siyah zemin üzerine Hattat Mehmed Hulusi Yazgan tarafından kaleme alınan “Hakimiyet Milletindir” sözünün yazılı olduğu levha asılmıştır


3- Mustafa Kemal Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün Üzerinde “Hakimiyet Milletindir” Yazılı Levha Yer Alan TBMM Kürsüsündeki 15 Ekim 1927 Tarihli Fotoğrafları


ve 2025 1. meclisin duvarının hali şimdi böyle 

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/tbmm-1923-acilis-ilkeleri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/tbmm-1923-acilis-ilkeleri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/tbmm-1923-acilis-ilkeleri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/04/tbmm-1923-acilis-ilkeleri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/tbmm-1923-acilis-ilkeleri/4094/</link>
			<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:28:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>EMEKLİYİ ÖLMEDEN ÖLDÜRDÜLER</title>
			<description><![CDATA[En düşük SSK ve Bağ-Kur aylıklarının da 16 bin 881 TL'den 18 bin 938 TL'ye çıkması bekleniyordu. Fakat bunun düşük bulunması üzerine, hükümet en düşük emekli maaşının 20 bin TL'ye yükseltilmesi için hazırladığı yasa tasarısını 9 Ocak'ta Meclis'e sundu.

Bu miktarlar geçinmek için yetersiz olduğu gerekçesiyle YOĞUN eleştiriliyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2025'in TÜİK enflasyon verilerini açıklanmasıyla birlikte 2026 için emekli aylıkları da belli oldu.

2026 Ocak memur zammı %18,6, emekli zammı ise %12,19 olarak açıklandı
En düşük memur emekli maaşı 22 bin 671 TL'den 27 bin 772'ye çıktı.

Devlet Memurları Konfederasyonu Başkanı Osman Kaya, "Kirasını ödeyemeyen emekli, barınmak için en ucuz pansiyon köşelerinde konaklıyor" ifadelerini kullandı.

Öte yandan memur emeklilerinin aylıkları, memurların toplu iş sözleşmelerinin getirdiği haklardan da faydalanabildikleri için diğer emeklilerden daha fazla.

BİR ŞAİR EMEKLİMİZİN FERYATLARI ARŞA YÜKSELDİ

Nasıl yasa, nasıl tüzük
Vurduğunuz demir kazık
Bunu mu reva gördünüz
Yazık emekliye yazık
Ahmet Arif'in "Adiloş Bebe" şiirinde dediği gibi:
"Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü…"

Biz emekliler büyüyemeyeceğiz belki lakin ölüme en yakın insanlar olduğumuz muhakkak.!
Ömrümüzün sonunda bu adaletsizliği bize layık görenlere helal olsun.!
"EYT Vatana ihannettir" dediğinde yandaşları alkışladı Reis'i, EYT'yi çıkardı yine alkışladılar. Be mübarekler.! Aklınızı kiraya mi verdiniz? Hangisi doğru?
Biz avrupadan daha mı akıllıydık? Onlarda 65 yaş, 67'ye çıktı. Bizde ise; ben yeni emekli olmam gerekirken, iki oğlum emekli oldu. İşte bu oy kaygısı ile yapılan eylem, sistemi çökertti.! Şimdi de; "seyyanen, ek maaş, kök maaş" işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Yakın gelecekte seçimler olmasa inanın bir kuruş vermezlerdi ki; ek maaş ve seyyaneni kaldırır, verdikleri zammı taban maaş üzerinden hesaplar, işi geçiştirirlerdi.!
Bir de Hz.Ömer'in adaletinden dem vururlar. Siz varya siz; Hz. Ömer'in abdest-taharret aldığı atık sudan bile kirlisiniz.!
Kendinize zam alma sırası geldiğinde bütün partiler sessizce birleşip anında görüntü yapıyorsunuz.! Açlık sınırının çok altında maaş alan emekliye sıra gelince; komisyonlar kuruluyor, bakanlardan görüş alınıyor, bir türlü netice çıkmıyor.
Bakalım bu insanların inançlarını kullanarak daha ne kadar zirvede kalacaksınız. Duvara çarpmak anı çok yakın...!
Yani, "bu ülkede muhalefet yok" sözü de bir gerçek. Muhalefet hiç bir zaman halkın değerleriyle koşut bir söylem geliştiremedi. Kitaplardan okuduğu teorik siyasi bilgilerle konuştu ki, bizim türkümüz öyle her saza uymaz. Avrupa veya başka kıtalarda bu teorileri uygulamaya dökebilirsiniz belki, lakin ülkemizde asla.!
Peki, sizler biliyor muydunuz; ana yasada; "emekli maaşı asgari ücretin altında olamaz" diye bir madde vardı. 2008 yılında bu madde kaldırıldı. Onu da muhalefet kaldırmadı ya, 2008 kimin iktidarı ise o kaldırdı. Kendileri deveyi hamuduyla götürürken garibin aldığı 3 kuruş bir yerlerini acıttı sanırım...
Gelir dağılımındaki adaletsizlik bakımından dünya lideriyiz. 85 milyonun çoğu geçim sıkıntısı çekerken %10 veya 20'lik kaymak tabaka zevk-ü sefa içinde yaşıyor. Bunlar bir türlü devletle arayı yapıp işi kotaranlar...
Bir de "faiz löbisi" var elbet; bütçenin yarısından fazlası onlara gidiyor..!
Şöyle geziyorum İstanbul'u; gökdelenler, lüks kafeler, eğlence yerleri tıklım tıklım.! Bir de Anadolu'ya, şehirlerin varoşlarına bak; 2 ayda 1 kilo dahi et alamayan insanlar.! Bunları sallamıyorum, gözlemliyorum.
Hani, komşusu açken tok yatanlar bizden değildi?
Yok-yok, şimdi anladım bunlar bizden değil; olamazlar da.!
Eskiden belki, lakin şimdi lavel atladılar. Olmasınlar zaten.!
Bakmayın bu iktidarın ilk zamanlarındaki asr-ı Saadet'e; O zaman elde avuçta devletin birkaç parça fabrikaları, malları vardı. Hepsini "batan geminin malları" diyerek kelepir fiyatına elden çıkardılar. Şimdi satacak bir şey kalmayınca araplara toprak ve daire satmaya çalışılıyor.
Bu durum karşısında
şairin şu dizelerini geliyor aklıma:
"Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.!
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; yaşasın, kefenimin kefilim karaborsa.!"
Ey emekli kardeşim.!
Size, bize reva görülenin bir kısmını yukarıya yansıttım.
Bizim birçoğumuz başka seçim göremez.!
Köprüden önce son çıkış bu.!
Göreyim sizi; emekliye açlığı reva görenlere sizler de iktidarsızlığı reva görün ki, anlasınlar "iktidarsızlık" Ne demektir.!!!
Tahir Bulut

NOT: Bu yazıda kimseye iftira yok, tamamen Vicdanımın imbiğinde damıtıp öyle yazdım...
Biz asırlık zeytinleriz
Meyve de, yaprak da bizim
Ancak dalımız budanır
Kökümüz Toprakta bizim tb.


2026 Ocak SSK emekli zammı ne kadar?
Aralık ayı enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından, 2026 Ocak döneminde uygulanacak zam oranı da netlik kazandı. Açıklanan verilere göre SSK ve Bağ-Kur emeklileri, Ocak ayı itibarıyla maaşlarına %12,19 oranında zam almış olacak. Bu artış, altı aylık enflasyon farkının tamamını yansıtacak şekilde hesaplandı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/01/emekliyi-olmeden-oldurduler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/01/emekliyi-olmeden-oldurduler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/01/emekliyi-olmeden-oldurduler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2026/01/emekliyi-olmeden-oldurduler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/emekliyi-olmeden-oldurduler/4091/</link>
			<pubDate>Sun, 11 Jan 2026 08:28:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Timüs bezi ne İşe yarıyor?</title>
			<description><![CDATA[TİMÜS BEZİ HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ ÇOK SINIRLI, FAKAT BİLEMEDİKLERİMİZ TIPTA BİR DEVRİM YAPACAK GERÇEKLERDİR
Aklımız İrademiz, Ruhumuz vücudumuzun neresindedir diye sorsanız hemen Beyin cevabını alırsınız Aslında Betin Sinir sisteminin merkezidir, Beyin komutları aslında Timüs bezinden alır, Ruhu kabul etmeyen Tıp bilimi gerçeği ıskalıyor, Gerçek burada ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[GÜNÜMÜZ MODERN TIBBINDA TİMÜS BEZİ

Timüs bezi, troid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde durur.
Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Ne kadar çok titreşirse insan o kadar genç, sağlıklı ve neşeli olur, ayrıca o kadar geç yaşlanır.

Zihin olumsuz ve karamsar düşüncelerle stres haline gectiğinde timüs bezi ya düzensiz çalışır ya da tamamen durur. Bu da tüm bedenin hem fiziksel hem de psikolojik hastalanma sürecini başlatır.

İnsanın üzüldüğünde elini göğsüne götürmesi ya da bir acı hissettiğinde göğsüne vurması sıradan bir hareket değildir. Bu, beynin bu tür durumlarda timus bezinin titreşmesi için bir refleksidir. Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçer. Göğsünüzün ortasına parmaklarınızla yapacağınız ufak vuruslarla bu bezin hareketini sağlayabilirsiniz. Bu bezi harekete geçirmenin ikinci yolu, gülmek. Olumlu düşünceler bu titreşim sürecini hızlanır. Diğer bir yolu da dilin üst dişlerin arkasındaki damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi.

Timüs’un sağlığımız üzerindeki önemli etkilerinden biri de T hücrelerini üretiyor olması. Bu hücreler bedendeki zararlı hücreleri etkisiz hale getirir. Timüs’un titreşme hızına göre insan tüm hastalıklardan iyileşebilir.


Merhum Prof. Dr. Beyin ve Sinir uzmanı Ayhan Songarın ömrünün son günlerinde keşfettiği gerçek ...

Aslında Timüs bezi Bedenin Ruh ile irtibat kuran organıdır
Düşünsel olarak sevinçlerimizde Mutluluklarda göğsümüzde bir titreşim Bir kıvılcım Bir heyecan hissederiz
Üzüntü, Sıkıntı, Kötü haberlerde gene göğsümüzde acı sızlanma hatta nefes almada zorlanma yaşarız.
Bu nedenle bu fiziksel, duygusal tepkilerin vucut kanını pompalayan Yüreğimizle karıştırırz, 
Ayrıca Kalbimizi yürekle karıştırıyoruz, Kalp Ruhumuzu ifade eder. Kalp- Yürek aynı organ değildir.
Bu karışıklık iksininde aynı yerde olmasından kaynaklanıyor
Anne karnında cenin 120 günlük olunca Berzah aleminden  Melekler bir ve birkaç tane Ruh getilip Annenin rahmindeki ceninlerin göğüslerine yerleştirirler, Bu nedenle bazı doğumlar ikiz, üçüz, dördüz gibi gerçekleşir.
Anne bu ruh yerleştirme olana kadar rahminden bir tepki almaz, Ne zaman Ruh Rahime yerleşince Ceninler düşünmeye hareket etmeye başlar ve Anne bunu tepkilerden fark eder.
Ölüm anında Ölüm Meleği Azrail, Bedendeki o ruhu alınıp tekrar berzah alemine götürür.
Göğüs boşluğunda bu Timüs bezinin önünde yumruk kadar bir boşluk vardır, Kalp ile Akciğer ile ilgisi yok, Aslı  latif bir anti madde olan ruh buradan Timüs bezine komutlar verir, Timüz bezi yoğun sinir ağları sayesinde Ruhun "Aklın" kararları bedene ulaştırılır, Beynimiz bu komutlar ile harekete geçer durumu idare etmeye başlar, Emirler ve Komut Ruhtan gelir Timüs üzerinden bedenin ilgili organına ulaştırılır

Bu iddia Prof. Dr. Beyin Sinir uzmanı Rahmetli Ayhan Songar'ın üzerinde çok yoğun çalıştığı bir konu idi, Ömrünün son yıllarında Timüs bezi sinir sistemi Ağını keşfetmiş fakat Timüze komut verenin Cismi latif Ryh olduğu aklına hiç gelmemiş.

Bir toplantıda Dostu olanbir İslam araştırmacısı hocaya bu durumu açınca Hoca ona Ruhun mekanı göğsümüzdür, O Boşlukta herhalde Ruh barınıyor olmalı dediğinde Ayhan Songar İnsanın düşünsel merkezinin beyin olmayıp Ruh olduğunu, Ruhun Timüs bezi üzerinde vucuda hükmettiğini keşfetti.

Bu buluşunu birçok alanda dillendirdi, fakat Materyalist bilim Dünyasına Madde olmayan ruhu nasıl formulüze edeceğini düşündüğü sırada emri hak geldi Aramızdan ayrılıp ebedi aleme göç etti.

Şimdi bu konu üstünkörü iddialarla geçiştiriliyor, Timüs bezinin Mutluluk hormanu yaydığı iddiaları son yıllarda dile getiriliyor.
İşin aslı Aklımız İrademiz Doğrudan Ruhumuz ve Aklımızla ilgilidir, Ruh ile bedenin irtibatı Göğsümüzdeki Timüs bezidir, Bu nedenle üzerinde binlerce Sınaps sinir alıcıları barındırmaktadır.
Materyalis TIP dileriz bu gerçeği yakın zamanda kabul eder. Vesselam.

KONU HAKKINDA GÜZEL BİR TARTIŞMA VİDEOSU 

BU VİDEONUN DEVAMI İÇİN BU LİNKE TIKLAYINIZ
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/timus-bezi-ne-ise-yariyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/timus-bezi-ne-ise-yariyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/timus-bezi-ne-ise-yariyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/timus-bezi-ne-ise-yariyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/timus-bezi-ne-ise-yariyor/4089/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Dec 2025 23:39:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>zeyrek sarnıcı ve çevre düzenlemesi</title>
			<description><![CDATA[ZEYREK SARNICINDA RESTORASYON PROJESİ İPTAL EDİLDİ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[     Fatih belediyesinin AB ve UNESCO gözleminde, il özel idaresinin finanse etmesiyle yürüttüğü Tarihi Zeyrek sarnıcı restorasyon projesi uygulanan yanlış mimari düzenlemeler nedeniyle Anıtlar kurulları tarafından iptal edildi.     Tarihi sarnıcın çatısındaki yapılaşmayı yok eden yeni betonarme düzenleme Anıtlar tarafından engellendi. Tarihi sarnıç çatısındaki binlerce yıllık taş yapı temelleri sökülerek imha edildi. yerine betonarme yatay beton kirişler döken belediye ve müteahhit anıtlar kurulunun olayı fark etmesiyle durdurularak, beton yatay kirişlerin sökülme işlemine başlandı.    Yandaki tarihi resimde açıkça görüldüğü üzere Geçmiş yıllarda sarnıcın üstünde Bir cami, bazı binalar ve içinde tokadi hazretlerinin bulunduğu mezarlar bulunduğu biliniyor. Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi Mezarlığın bir bölümü hala mevcut olmasına rağmen Sarnıç üstündeki Cami ve mezarlığın bu kazılarda kısmen yok edilmek üzere olduğunu görüyoruz. 2010 Kültür başkenti İstanbul'da tarihi ve kültürel yapıların orijinal özellikleri ve ölçüleri yok edilerek yerlerine imitasyon sahte, kaplama malzeme ile betonarme binaların belediyemizin yönlendirmesiyle inşa edilmesi kabul edilemez bir uygulama olduğunu, Dünya kültür mirasını koruma kurulları ve UNESCO tarafından he fırsatta kınanmakta, Uluslararası kurumlarda Türkiye'mizin imajı birkaç yönetici tarafından  zor durumda bırakılmaktadır. Yeni uygulamaya konulmak istenen Fener-Balat-Ayvansaray yenileme projesi, Yenikapı Yalı mahallesi projesi, Ayvansaray Türk mahallesi projesi, Sulukule projesi, Mollaaşkı mah. projesi gibi 20 civarındaki proje Restorasyon olarak değil böyle betonarme şeklinde yenileme projeleridir. Bu projeler 8 bin yıllık İstanbul'u dünya kültür mirası listesinden çıkaracak mahiyettedir. Medeni dünyada 400-500 yıllık şehirlerde bile böyle uygulamalar asla görülmez. Toplumsal reflekslerimiz devreye giremeyecek olursa bu yönetimler işlerini yaparken güvenceleri olacak yerli  hukuki düzenlemeleri yaptıklarını görüyoruz. Bu yerli hukuki düzenlemeler UNESCO,AB ve Dünya kültür mirası konseyi, ikili anlaşmalar, nezdinde hukuki değildir. Devletimiz ve belediyemiz çıktığı bu yoldan vazgeçmelidir. Aksi takdirde çok büyük para ve manevi cezalarla karşı karşıya kalacağımızdan şüpheniz olmasın.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/zeyrek-sarnici-ve-cevre-duzenlemesi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/zeyrek-sarnici-ve-cevre-duzenlemesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/zeyrek-sarnici-ve-cevre-duzenlemesi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/12/zeyrek-sarnici-ve-cevre-duzenlemesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/zeyrek-sarnici-ve-cevre-duzenlemesi/4087/</link>
			<pubDate>Fri, 03 Jan 2025 17:48:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>CEZALAR İKİ KATINA ÇIKIYOR</title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda bilhassa gençlerin trafikte can ve mal güvenliğini tehlikeye soktuğunu görüyoruz. Ölümlü kazalar arttı, Bilhassa motosiklet sürücüleri yaya kaldırımlarında ve meskûn mahallerde sokak aralarında çok süratli ve gürültülü bir şekilde can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. Öncelikle Motosiklet kullanımına yoğun denetim rica ediyoruz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2026 yılı ocak ayında uygulamaya girecek cezalar

 İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek trafik cezalarının artırılmasına ilişkin 36 maddelik kanun teklifinin 1 Ocak 2026’dan itibaren yürürlüğe gireceğini açıkladı.
36 maddelik teklifin öne çıkan bazı düzenlemeleri şöyle:
-Saldırı amacıyla araçtan inmeye: 180 bin TL para, 60 gün ehliyete el koyma ve trafikten men
-Düğün konvoyuyla yol kapatmaya: 90 bin TL para, 60 gün ehliyete el koyma ve trafikten men (köprü, tünel ve otoyolda 2 katı ceza)
-Makas atmaya: 90 bin TL para, 60 gün ehliyete el koyma ve trafikten men
-Drift atmaya: 140 bin TL para, 60 gün ehliyete el koyma ve trafikten men
-‘Dur’ ihtarına uymamaya: 200 bin TL para, 60 gün ehliyete el koyma ve trafikten men
-Araçta yüksek sesle müzik: 3 bin TL
-Mevzuata aykırı ses sistemi taktırma: 21 bin TL + 30 gün trafikten men
-Cep telefonu kullanma: 1. ihlalde 5 bin TL, 2. ihlalde 10 bin TL, 3. ihlalde 20 bin TL + 30 gün ehliyete el koyma
-Alkollü araç kullanma: 1. ihlalde 25 bin TL ve 6 ay ehliyete el koyma; 2. ihlalde 50 bin TL ve 2 yıl; 3. ihlalde 150 bin TL ve 5 yıl ehliyete el koyma
-Emniyet kemeri takmama: 2 bin 500 TL
-Ambulans ve itfaiyeye yol vermeme: 46 bin TL + 30 gün ehliyete el koyma
-Diğer geçiş üstünlüğü olan araçlara yol vermeme: 15 bin TL
-Kırmızı ışık ihlali: İlkinde 5 bin, ikincisinde 10 bin, üçüncüsünde 15 bin TL
-Sosyal medyada kural ihlalini övme: 25 bin TL]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/10/cezalar-iki-katina-cikiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/10/cezalar-iki-katina-cikiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/10/cezalar-iki-katina-cikiyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/10/cezalar-iki-katina-cikiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/cezalar-iki-katina-cikiyor/4083/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Oct 2025 13:45:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>ABD'den Ekümenik Ortodoks devleti</title>
			<description><![CDATA[KÜRT AÇILIMI İLE UĞRAŞIRKEN ŞİMDİ BAĞIMSIZ RUM DEVLETİ DAYATMASI İLE KARŞI KARŞIYA KALDIK 
20 yıldır açıktan açığa sık sık Ekümenik devlet olduklarını ilan eden Fener patrikhanesine gerekli cevap verilmediğini görerek şaşırıyorduk. Artık dolaylı konuşmuyorlar doğrudan İstanbul'un merkezini devlet olarak istiyorlar]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tom Barrack’tan yeni skandal… 
Fener Patriği Bartholomeos’u ‘ekümenik’ ilan etti!
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ziyaret etti. Barrack, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda ve Lozan Antlaşması’nda yer almayan “Ekümenik” ifadesini kullandı.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı Fener Rum Kilisesi’nin papazı Bartholomeos ile görüştü.
Ziyaretinin ardından açıklama yapan Barrack, Bartholomeos’u “Ekümenik” ilan etti. Barrack’ın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Lozan Antlaşması’nda yer almayan “Ekümenik” unvanını kullanması tartışma konusu oldu.

Barrack, mesajında şunları kaydetti:

“Bugün Ekümenik Patrik I. Bartholomeos ile bir araya gelmekten onur duydum. Trump ile görüşmek üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne yapacağı seyahati ve Türkiye, Suriye ve bölge genelinde geniş kapsamlı bir ekümenik diyaloğu destekleme konusundaki kararlılığını konuştuk; ne kadar büyük ve bilge bir lider.”
Tom Barrack, İsrail’in Suriye’ye saldırılarının zamanlamasının kötü olduğunu ve güçlü bir merkezi devlet tarafından kontrol edilmesindense Suriye’yi “parçalanmış ve bölünmüş” görmeyi tercih edeceğini söylemişti. Barrack, “Güçlü ulus devletler bir tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail için bir tehdit olarak görülür” ifadesini kullanmıştı.

Barrack, Anadolu Ajansı’na (AA) 30 Haziran’da verdiği röportajda da “Dedem 1900’lerde Osmanlı pasaportuyla ve cebinde 13 lira ile Amerika’ya gitti. DNA’mın geldiği yere dönmek ayrıcalık ve onur. Osmanlı İmparatorluğundaki ‘millet sistemi’ yüzlerce yıl farklı grupların merkezi sistemde varlıklarını sürdürmelerine imkân verdi. Türkiye, tüm bunların merkez noktası olabilir, Suriye’de gördüğünüz üzere” diyerek Osmanlı millet sistemini övmüştü.

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Selçuk Erenerol, Fener Rum Patrikhanesi’nin ‘ekümeniklik’ inadına karşı sürdürdükleri mücadeleyi Veryansın Tv’ye anlatmıştı: 

DİPNOT: Ekümenik patrik ifadesinin anlamı, Kimseye bağlı olmayan Evrensel Ortodoks devletin başkanı ve Ruhani lideri anlamına gelmektedir.

Alıntı: https://www.veryansintv.com/tom-barracktan-yeni-skandal-fener-patrigi-bartholomeosu-ekumenik-ilan-etti]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/abd-den-ekumenik-ortodoks-develeti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/abd-den-ekumenik-ortodoks-develeti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/abd-den-ekumenik-ortodoks-develeti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/abd-den-ekumenik-ortodoks-develeti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/abd-den-ekumenik-ortodoks-devleti/4081/</link>
			<pubDate>Tue, 12 Aug 2025 13:06:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Toplumdaki yozlaşmanın sebepleri</title>
			<description><![CDATA[Toplumsal çöküş hızlanarak devam ediyor, Son 300- 400 yıldır Yönetimlerimizde, Çarşı-Pazarda, Komşuluklarda Aile içinde İslami ölçüler birer birer terk edildi Ve kaos bir düzensizlik hayatımızı elimizden aldı. kavga saygısızlık Haksızlık her yerde]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Herkesin Yanılgısına, Seviyesizliğine, Kalleşliğine, Nankörlüğüne bir yere kadar tahammül edebilirim Ama!

İslam Dininden geçim sağlayan DİB personeline, Tarikatler üzerinden geçim sağlayanların  kötü hallerine asla tahammül edemem. 

Çünkü Dinden geçinenler bir kabahat suç işlediğinde Falanca suç işledi denmiyor, Müslümana bak neler yapıyor diyorlar.

Diyanette-tarikatlerde İslamın Temizlik ve Güzel ahlak prensiplerini yaşamak yaşatmak zorundasınız. 
Kim İslama kötü örnek oluyorsa Allah cc. onu kahretmiştir zaten...

" Allahım! Kötü ahlaklı olmaktan, fena işler yapmaktan ve yanlış inançlara sapmaktan Sana sığınırım... " | Tirmizi, Davaat 126 - Hadis-i Şerif

Peygamber Efendimizin ifadesiyle, “Temizlik, imanın yarısıdır.” (Müslim, Tahâret, 1) Temizlenme imkânına sahip olduğu hâlde kirli, bakımsız ve düzensiz olan kişi, insanların yanında olduğu gibi Allah indinde de makbul değildir. Çünkü Allah'a hakkıyla ibadet ederek O'nun rızasını kazanmak ancak temizlikle mümkündür.


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/toplumdaki-yozlasmanin-sebepleri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/toplumdaki-yozlasmanin-sebepleri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/toplumdaki-yozlasmanin-sebepleri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/08/toplumdaki-yozlasmanin-sebepleri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/toplumdaki-yozlasmanin-sebepleri/4080/</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2025 18:12:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Gazze'de Katliam devam ediyor</title>
			<description><![CDATA[İsrail, Gazze’de 1000’den fazla sağlık çalışanını şehit etti

Gazze’de soykırım suçu işleyen işgalci İsrail’in hastanelere ve sağlık çalışanlarına yönelik saldırıları, sağlık sistemini tamamen durma noktasına getirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de sağlık tesisleri ve ambulanslar en az 516 kez saldırıya uğradı. Apartheid rejiminin saldırılarında 1000'den fazla sağlık çalışanı şehit oldu, yaklaşık 300 sağlık çalışanı da İsrail hapishanelerinde esir bulunuyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gazze’de insanlık dışı saldırılarda bulunan terörist İsrail, yaralanan Gazzelilerin sağlık hizmeti alamaması için de sağlık merkezlerini bombalıyor, ambulansları vuruyor ve sağlık çalışanlarını katlediyor. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail, Gazze şeridinde 164 sağlık kuruluşunu hedef aldı, 81 sağlık merkezi ile 38 hastaneyi hizmet dışı bıraktı. Saldırılar İşgalci İsrail’in doğrudan hedef aldığı sağlık tesisleri arasında, Gazze’nin en büyük hastaneleri olan Şifa Hastanesi, Endonezya Hastanesi, Kudüs (Al-Quds) Hastanesi ve el-Ehli Arap (Baptist) Hastanesi de bulunuyor. Özellikle el-Ehli Hastanesi, savaş süresince tam 5 kez saldırıya uğradı. Ekim 2023’teki bombardımanda hastane bahçesinde aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce sivil şehit edildi. 

“Sağlık sistemi tamamen çöküşün eşiğinde”

Uydu görüntüleri ve saha raporlarına göre Gazze’deki sağlık merkezlerinin yüzde 94’ü hasar görmüş veya yıkılmış durumda. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), sağlık altyapısına verilen bu zararların Gazze sağlık sistemini “tamamen çöküşün eşiğine” getirdiğini belirtiyor. Bombardımanlardan kurtulan az sayıda tesis de elektrik, su ve güvenlik yokluğu nedeniyle normal işlevini sürdüremiyor. 

1000’i aşkın sağlık çalışanı şehit edildi

Ambulanslar ve sağlık ekipleri de yüzlerce defa İsrail saldırılarının hedefi oldu. Filistin Kızılayı (PRCS) ve diğer sağlık kuruluşlarının ambulansları, yaralıları tahliye etmeye çalışırken defalarca kez vuruldu. 7 Ekim 2023 tarihinden 2024 yılı sonuna kadar 144 ambulans saldırılarda zarar gördü ya da kullanılamaz hale geldi. Sahadaki Filistinli yetkililer, tüm sağlık sektörü çalışanları da dahil edildiğinde 1000 sağlık çalışanının şehit edildiğini belirtiyor.

Gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muamele

Sağlık çalışanları aynı zamanda esir alınıp kötü muamelelere de maruz kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Nisan 2025 itibarıyla İsrail ordusunca 297 sağlık çalışanının esir alındığını doğruladı ve akıbetleri hakkında ayrıntı verilemediğini açıkladı. Bu kişiler arasında, Gazze’nin en deneyimli cerrah ve uzman doktorları da bulunuyor. Serbest bırakılan bazı Filistinli doktorlar, İsrail’in gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belgeledi.

Gazze dışında tedaviye ihtiyaç duyan binlerce hasta var

Dünya Sağlık Örgütü, şu anda Gazze’de acil olarak farklı ülkelerde tedaviye ihtiyaç duyan 10 bin ile 12 bin 500 arasında hasta bulunduğunu, ancak sınır geçişlerinin kapalı olması nedeniyle bu insanların hayati risk altında olduklarını belirtiyor. Bu hastalar arasında kanser hastaları, organ nakli bekleyenler, ağır yaralı siviller, yanık hastaları ve kalp-damar cerrahisi gereken hastalar bulunuyor.  

1 aydan kısa sürede 400 binden fazla kişi yerinden edildi

Nisan 2025 itibarıyla Gazze topraklarının yüzde 69’u ya “tahliye emri” altında ya da “girilemez bölge” ilan edilmiş bulunuyor. Bu da yüz binlerce kişinin evlerinden çıkmak zorunda kalması ve sağlık hizmetlerine erişememesi anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre 2025 yılının Mart ayı sonu ile Nisan ayı ortası arasında 400 binden fazla kişi yeniden yerinden edildi. Sürekli yer değiştiren, derme çatma çadırlarda veya açık alanda yaşayan bu sivillerin düzenli sağlık hizmeti alması da mümkün değil. 

120 bini aşkın Gazzeli saldırılarda yaralandı

Gazze’de 7 Ekimden 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sebebiyle 53 binden fazla Gazzeli şehit oldu. Enkaz altında da hâlâ ulaşılamayan binlerce şehidin olduğu belirtiliyor. Saldırılar sebebiyle Gazze’de 120 binden fazla kişi ise yaralandı. Bu yaralanmaların birçoğunun ağır nitelikte olması sebebiyle acil cerrahi müdahale ve uzun süreli rehabilitasyon tedavisi gerekiyor. Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından verilen bilgilere göre, yaralananların en az yüzde 25’i kalıcı sakatlığa yol açabilecek nitelikte hayat değiştiren yaralar aldı. Yani yaralıların dörtte biri uzuv kaybı, omurilik hasarı, ciddi yanık veya benzeri travmalarla yaşam boyu bakım ihtiyacı olan engelliler haline geldi. Pek çok yaralı, uygun tıbbi müdahale alamadığı için enfeksiyon kaparak hayatını kaybetti veya yanlış kaynayan kemikler, tedavi edilemeyen yanıklar sebebiyle kalıcı sakatlıklarla karşı karşıya kaldı. 

Kronik hastalar tedavi göremiyor

Yaralıların yanı sıra Gazze’deki kronik hastalar da İsrail’in saldırganlığı sebebiyle birçok zorluk yaşıyor. İşgal ve yerinden edilme yüzünden böbrek yetmezliği, kanser, diyabet gibi kronik rahatsızlığı olan binlerce kişi tedavi göremiyor. Gazze’deki yaklaşık 1000 böbrek hastası haftada birkaç kez diyalize girmek zorunda olmasına rağmen yakıt ve elektrik krizi nedeniyle diyaliz merkezlerinin neredeyse hiçbiri çalışamadığı için tedavi göremiyor. Bu sebeple çok sayıda böbrek hastasının diyaliz alamadığı için hayatını kaybettiği belirtiliyor. Kemoterapi ilaçlarının bitmesi ve radyoterapi cihazlarının elektriksiz kalması nedeniyle kanser tedavileri de yapılamıyor. Abluka yüzünden ilaç temin edilemediği gibi hastalar dışarıya da sevk edilemiyor. Gazze Sağlık Bakanlığı, tedavisi yarım kalan kanser hastalarının sayısının bini aştığını belirtiyor.

50 bin hamile kadının sağlık hizmetlerine erişimi yok

Kronik hastalıkların yanı sıra, gebeler, bebekler ve engelliler de ciddi mağduriyet yaşıyor. Kızıl Haç’ın hesaplamasına göre Gazze’de yaklaşık 50 bin hamile kadın bulunuyor. Bu kadınların çoğu evlerinden edilmiş durumda ve sağlık hizmetlerine erişimleri yok denecek kadar az. Birçok hamile kadın, yetersiz beslenme ve tıbbi takip eksikliği nedeniyle riskli doğumlar yapıyor. 

Gazze’de birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da büyük desteğe ihtiyaç duyuluyor.

İHH’dan 357 Gazzeliye ameliyat desteği

Uzun yıllardır Gazze’de insani yardım çalışmalarında bulunan İHH, 7 Ekim sonrasındaki süreçte de Gazzelilere birçok farklı alanda destek ulaştırdı. Vakıf, sağlık çalışmaları kapsamında, 12 adet ambulansı Gazze’ye gönderdi. Çalışmalar çerçevesinde ayrıca, 588 adet ilaç ve tıbbi malzeme, 167 adet tıbbi yatak ve muayene dolabı, 40 adet tekerlekli sandalye, 100 adet hasta yürüteci, 100 adet koltuk değneği, 18 adet hasta yatağı, 9 bin 274 adet hasta bezi ve 124 bin 644 adet hijyen paketi desteği verdi. Ayrıca; ultrason cihazı, röntgen cihazı, oto refraktometre cihazı, dişçi koltuğu ve hasta monitörü de İHH tarafından hastanelere teslim edildi. Gazze’de ameliyat desteği projesi de uygulayan İHH, şu ana kadar 357 ameliyat gerçekleştirdi. Proje kapsamında, ameliyat imkânı bulamayan ve acil tedavi bekleyen yüzlerce Gazzelinin ameliyat edilmesi hedefleniyor.

İHH’nın Gazze’ye yönelik çalışmalarına ve Gazze Ameliyat Projesi’ne destek olmak isteyen bağışçılar, vakfın internet sitesi üzerinden destek ulaştırabiliyor. Ayrıca, GAZZE yazıp 3072’ye SMS göndererek 30 TL, 4072’ye SMS göndererek ise 180 TL’lik katkı sunulabiliyor. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/gazze-de-katliam-devam-ediyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/gazze-de-katliam-devam-ediyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/gazze-de-katliam-devam-ediyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/gazze-de-katliam-devam-ediyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/gazzede-katliam-devam-ediyor/4077/</link>
			<pubDate>Wed, 21 May 2025 23:48:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>DEPREM , KENTSEL DÖNÜŞÜM ve GÖÇ</title>
			<description><![CDATA[İLKE Vakfı Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) tarafından yayımlanan Toplumun Görünümü 2024 raporu, Türkiye’deki iç göç hareketlerinin temel dinamiklerine ışık tutuyor. 2023 yılında özellikle doğal afetler ve yaşam maliyetlerindeki artış, kentler arası göç tercihlerinde önemli değişimlere yol açtı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SÖZ KONUSU GÖÇ HAREKETLERİNİN ÖNEMLİ BİR SEBEBİ DEPREM RİSKİ NEDENİYE GİRİŞİLEN KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARINDA MALİKLERİN %50'Sİ DÖNÜŞÜM MALİYETİNİ KARŞILAYAMADIĞI İÇİN KÖYÜNE DÖNMEK ZORUNDA KALIYOR

6 Şubat depremleri sonrasında sadece 9 ilden toplam 651.151 kişi göç etti. Bu iller içinde Malatya’nın %9’u, Hatay’ın %8’i ve Kahramanmaraş ile Adıyaman’ın yaklaşık %4’ü başka illere taşındı. Deprem bölgesinin toplam net göç kaybı -290 bin kişi olarak kayda geçti.

İstanbul'dan Göç Başladı
Raporda dikkat çeken bir diğer veri ise İstanbul’un net göç vermeye başlaması. 2023 yılı itibarıyla İstanbul’un net göçü eksi 168.623 oldu. Yüksek yaşam maliyetleri, ulaşım zorlukları ve barınma krizi, İstanbulluları çevre illere yönlendirdi. Özellikle Tekirdağ, Yalova ve Kocaeli, İstanbul'dan göç alan başlıca iller arasında yer aldı.

Mersin, Antalya ve Ankara Deprem Göçü Aldı
Afet sonrası göçün sadece deprem bölgesi dışına değil, iç bölgelere de yayıldığı görüldü. Mersin, Antalya, Ankara, Kayseri ve Konya, aldığı göçün %20’sinden fazlasını doğrudan deprem kaynaklı göçten elde etti. Bu durum, afet sonrası şehir içi ve şehirler arası yer değiştirme eğilimlerinin ne denli güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

Göç Nedenleri Dönüşüyor
Rapora göre, göç nedenlerinde ailevi sebeplerin oranı azalırken, bireysel tercihler ve ekonomik gerekçeler daha belirleyici hâle geldi. Emeklilik nedeniyle göç edenlerin sayısı ise yaklaşık 50 bine ulaştı. Bu kişilerin büyük bölümü İstanbul’dan ayrıldı. Göç nedenlerinin başında artan maliyetler ve yaşanabilirlik sorunları yer aldı.



Toplumun Görünümü 2024 raporu; göç, demografi, aile, eğitim, refah, işgücü gibi alanlarda Türkiye'nin mevcut toplumsal durumunu analiz ediyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/deprem-ve-kentsel-donusum_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/deprem-ve-kentsel-donusum_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/deprem-ve-kentsel-donusum_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/deprem-ve-kentsel-donusum_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/deprem-kentsel-donusum-ve-goc/4076/</link>
			<pubDate>Fri, 16 May 2025 21:31:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Halk ABD elçiliğine yürüdü</title>
			<description><![CDATA[04.05.2025 - Pazar günü İstanbul’da on binler Gazze için ABD konsolosluğuna yürüdü Apertheid rejimi İsrail’in Gazze’deki soykırımına tepki göstermek amacıyla İstanbul’da yürüyüş eylemi düzenlendi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İHH İnsani Yardım Vakfı’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu tarafından işgalci İsrail’in Gazze’deki soykırımına tepki göstermek amacıyla İstanbul’da yürüyüş düzenlendi. On binlerce kişinin katıldığı yürüyüş, öğlen namazının ardından İstinye Mahmut Çavuş Camii önünden başlayıp ABD’nin İstanbul Başkonsoloğu’nda sona erdi.



Apertheid rejimi İsrail’in Gazze’deki soykırımına tepki göstermek amacıyla İstanbul’da yürüyüş eylemi düzenlendi. İHH’nın da aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının organize ettiği yürüyüşte katılımcılar, öğlen namazının ardından İstinye Mahmut Çavuş Camii’nden ABD’nin Sarıyer’deki İstanbul Başkonsoloğu’na kadar yürüdü. 

On binler yürüyüş boyunca, “Katil İsrail Filistin’den defol”, “Katil İsrail İşbirlikçi ABD”, “Nehirden Denize Özgür Filistin”, “Gazze Halkı Yalnız Değildir”, “Mehmetçik Gazze’ye” sloganları attı, tekbirler getirdi. Yürüyüşe, çevredeki vatandaşlar da destek verdi. Yürüyüş, ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda sona erdi.

“ABD bu vahşetin suç ortağıdır”

Yürüyüşün varış noktasındaki program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Tilavetin ardından konuşma yapan Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, "Siyonist çete yalnızca Gazzelileri değil, tüm insanlığı tehdit ediyor. ABD, bu vahşetin suç ortağıdır. Siyonistler katlediyor, ABD onlara para yağdırıyor. Siyonistler soykırım suçu işliyor, ABD onlara silah yığıyor. Siyonistler katliam yaparken, ABD onlara finansal ve askeri destek sağlıyor” dedi. 

Kaya’nın ardından çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafından konuşmalar yapıldı. Konuşmalarda, işgalci İsrail’in yaptığı katliamlar ve saldırılar telin edilirken, Filistin’e destek mesajları verildi. Katılımcılar, ABD'nin İsrail'e verdiği desteği sonlandırmasını istedi. Eylemde, Filisten’e destek verdiği gerekçesiyle ABD’de tutuklanan Rumeysa Öztürk’e de özgürlük talep edildi. 

Eylem, Filistinliler için dua edilmesinin ardından sona erdi.

İsrail Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürüyor 

İşgalci İsrail, Gazze’ye yönelik insanlık dışı saldırılarını sürdürüyor. Apertheid rejiminin saldırılarında şu ana kadar çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılar olmak üzere 60 bine yakın Gazzeli şehit oldu. 125 bine yakın kişi ise yaralandı ya da sakat kaldı. 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/halk-abd-elciligine-yurudu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/halk-abd-elciligine-yurudu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/halk-abd-elciligine-yurudu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/05/halk-abd-elciligine-yurudu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/halk-abd-elciligine-yurudu/4074/</link>
			<pubDate>Wed, 07 May 2025 00:59:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title> İstanbul'da Okullar 2 Gün Tatil Edildi</title>
			<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, İstanbul'da okulların deprem nedeniyle 2 gün tatil edildiğini açıkladı. Kentte bulunan üniversitelerde de eğitime ara verildi.

İstanbul Valiliği, kamuda 10 yaşından küçük çocuğu olanlarla birlikte, engelli, hamile ve malül gazi olan kamu çalışanlarının da 2 gün izinli olduğunu duyurdu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, deprem nedeniyle okulların 2 gün tatil edildiğini açıkladı. 

24 Nisan Perşembe ve 25 Nisan Cuma günü okullarda eğitime ara verildi.

Ayrıca kentte bulunan üniversitelerde de eğitime ara verildi.

İstanbul Valiliği, kamuda 10 yaşından küçük çocuğu olanlarla birlikte, engelli, hamile ve malül gazi olan kamu çalışanlarının da 2 gün izinli olduğununu duyurdu.

Değerli Beyazıt Ford Otosan Velileri,

Bugün İstanbul’da yaşanan ve hepimizi derinden etkileyen deprem sonrası alınan önlemler doğrultusunda okullar iki gün süreyle tatil edilmiştir.

Rehberlik servisi olarak, bu tür olağanüstü durumlarda çocuklarımızın ruh sağlığını korumak ve kaygı yaşamalarını önlemek adına siz değerli velilerimize birkaç hatırlatmada bulunmak istiyoruz:
• Önce Sakinlik: Çocuklar, duygusal durumlarını çoğunlukla ebeveynlerinden alır. Bu nedenle sakin ve kontrollü kalmanız, onlara güven verecektir.
• Bilgi Dengeyle Verilmeli: Deprem hakkında yaş düzeyine uygun, doğru ve sade bilgiler vermek önemlidir. Bilmedikleri şeyler, hayal gücüyle daha korkutucu hâle gelebilir.
• Güvende Olduklarını Hissettirin: Sarılmak, birlikte vakit geçirmek, rutinleri sürdürmek çocukların kendilerini güvende hissetmesini sağlar.
• Sürekli Haber Takibi Yapmayın: Sürekli haber izlemek veya konuşmalarınızda olumsuz senaryolara odaklanmak çocukların kaygısını artırabilir.
• Soru Sorarlarsa Cevaplayın: Çocukların sorduğu sorulara kısa ama doğru yanıtlar verin, korkularını küçümsemeyin.

Yaşanmasını hiç istemediğimiz bu gibi durumlarda da bir aile olduğumuzu unutmadan, birbirimizden haberdar olalım.

Sevgi ve saygılarımızla, Sahra Köksal
Beyazıt Ford Otosan İlkokulu Rehberlik Servisi]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-okullar-2-gun-tatil-edildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-okullar-2-gun-tatil-edildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-okullar-2-gun-tatil-edildi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-okullar-2-gun-tatil-edildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/istanbul-da-okullar-2-gun-tatil-edildi/4073/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Apr 2025 01:10:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İstanbul'da Yüzbinler İsrail'e Lanet</title>
			<description><![CDATA[Yapılan bütün ateşkesleri bozan, Normalleşme sözleri veren, sonra bunları bozan İsrail Siyonistleri Çoluk çocuk silahsız mazlumları öldürmeye devam ediyor.  Gazze'de bu zulme dur diyen yok. Bu katliam, Soykırımı durdurmak için 
İHH organizesinde İstanbul Fatihte yüzbinlerin katılımıyla büyük Gazze yürüyüşü yapıldı, Terörist devlete lanetler yağdırıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde, işgalci İsrail’in Gazze'deki soykırımına tepki göstermek amacıyla yürüyüş düzenlendi. Beyazıt Meydanı’nda başlayıp Ayasofya Camiî önünde sona eren ve yüze yakın sivil toplum kuruluşunun destek verdiği yürüyüşe 300 bini aşkın kişi katıldı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-yuzbinler-israil-i-kinadi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-yuzbinler-israil-i-kinadi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-yuzbinler-israil-i-kinadi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/04/istanbul-da-yuzbinler-israil-i-kinadi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/istanbul-da-yuzbinler-israil-e-lanet/4072/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Apr 2025 00:48:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Allah'ı Görebilecek miyiz?</title>
			<description><![CDATA[İnsan ve Cinler olarak öncelikle Allah'ı bilmek ve İman ile teslim olmakla yükümlüyüz. Çünkü bu hayat bize Kâlu-Belâ günü teklif edildi, Hepimiz kabul ettiğimiz için Dünyadayız.
Sınav olan bu hayatın sırrı Allah'ı idrak etmek ile başlar. Allah'ı Dünya içinde veya uzayda fark etmez ikisi de aynıdır, Şirke düşmek demektir.
Aklımız ile Allah'ın var olduğunu ilim ile anlarız ve İman ederiz.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[En’âm Suresi 103. Ayet : Gözler O’nu(n Zatını görüp kavrayıp) idrak edemez; O ise bütün gözleri (ve gönülleri kapsayıp kuşatıp) idrak eder. O, (her şeyin içyüzünü ve inceliklerini ayrıntılarıyla bilen) Lâtif’tir, Habîr’dir.
***************
Kâf suresi 16. ayeti: Yemin olsun ki insanı biz yarattık. [Nefs]inin ona neler fısıldadığını bilmekteyiz. Biz ona şah damarından daha yakınız. [*]
Benzer mesajlar: Bakara 2:186; Enfâl 8:24; Hûd 11:61; Vâkı‘a 56:85; Mücâdele 58:7.

"Göz Allah’ı görür ancak idrak ve ihata edemez."

Bakın, ayette “görmemekten” değil, “idrak edememekten” bahsediliyor. Görmek başkadır, idrak başkadır. Aralarındaki farkı büyük müfessir Fahreddin er-Râzî şöyle izah ediyor:

Görme ikiye ayrılır. Birincisi, sınırları ve sonu olan bir şeyi görmektir. Bir şey sınırları ve sonuyla görüldüğü zaman o şeyin görülmesi idrak ile ifade edilebilir. Bu durumda, görme ile idrak aynı şeydir.

İkincisi görme ise hudutsuz ve nihayetsiz olan bir şeyin görülmesidir. Bu görme onun idrak edilmiş olduğu anlamına gelmez. Hudutsuz ve nihayetsiz bir varlık görülür ancak idrak edilemez.
Her idrak görmedir fakat her görme idrak değildir. 
Eğer Allah görülmekle idrak edilseydi mahlukatından farkı kalmazdı. Ayet-i kerime bu farka işaret etmektedir.

Daha basit anlatmak istersek, Hiç insanın yaşamadığı bir çölde, Dağların zirvesinde, Yerin derinliklerinde Taş/Demir bir heykel bulsak Bunun kendiliğinden olduğunu iddia etmeyiz. Bu hassas kıvrımları olan heykeli bir insanın veya Cinnin yaptığına karar veririz.
Aynı şekilde sadece kendimize baksak Böyle bir canlı tesadüflerle olamaz, Çünkü tesadüflerde istikrar yoktur, Canlıların nesli istikrarlı bir şekilde devam ediyor (Evrimcilerin Mutasyon, Adaptasyon, Sekesiyon) iddiaları desteksiz palavradır.Bu iddialar 18-19.yy masalları olarak kalmıştır.

Günümüzde teknolojik gelişmelerle yapay nesiller oluşturuluyor (DNA) üzerinde oynamalarla Genetik şifre değiştirebiliyor, Fakat bu değişim kalıcı değil. Genetiği değiştirilmiş bir bitki veya hayvan nesli 3-4 nesil sonrası doğal yaratılış fıtratına döndüğü bir gerçektir.

Evet Allah'ı cc. maddeden yaratılan beden azalarımız ile değil, Allah'ın zatından bize üflediği ruhumuzun bir azası olan Akıl ile bilebilmekteyiz.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/allah-i-gorebilecek-miyiz.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/allah-i-gorebilecek-miyiz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/allah-i-gorebilecek-miyiz_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/allah-i-gorebilecek-miyiz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/allah-i-gorebilecekmiyiz/4068/</link>
			<pubDate>Mon, 24 Mar 2025 15:08:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İMAMOĞLUNA GÖZALTI </title>
			<description><![CDATA[İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da aralarında bulunduğu 100'den fazla isim hakkında çeşitli suçlardan gözaltı kararı verildiğini açıkladı.
Ayrıca dün Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul üniversitesinden aldığı diploması İptal edilmişti

BU ARADA İNTERNETTE BANT DARALTMA UYGULANIYOR 
BU NEDENLE İSTANBULDA SOSYAL HAYAT DURDU HERKES TEDİRGİN]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gözaltı kararları İBB'ye yönelik "kent uzlaşısı" ve "CHP'de para sayma görüntüleri" olarak anılan yolsuzluk iddialarıyla bağlantılı olarak verildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre, İmamoğlu hem Terör Suçları Soruşturma Bürosu hem de Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

İmamoğlu'nun da aralarında olduğu şüpheliler, "suç örgütü, irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırmak" ile suçlanıyor.

KONU HAKKINDA SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARI

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/imamogluna-gozaiti_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/imamogluna-gozaiti_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/imamogluna-gozaiti_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/imamogluna-gozaiti_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/imamogluna-gozalti/4067/</link>
			<pubDate>Wed, 19 Mar 2025 13:14:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Tarihi Zeyrek su sarnıcı Müze olarak açıldı</title>
			<description><![CDATA[Tarihi Zeyrek su sarnıcı Müze olarak açıldı, Mesai saatlerinde ziyaretçi kabul ediliyor.

Çocukluğumuzda Muz ve Limon deposu olarak kullanılan sarnıç Mülkiyeti bir vakfa ait olan sarnıç, Restore edilmek üzere önce Fatih belediyesine kiraya verildi Bu gün vakıf yetkilileri tarafından özel müze olarak ziyarete açıldı ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fatih’te Cibali Mahallesindeki Fatih Bulvarı kenarında yer alan ve Üç cephesi toprak üstünde olan Zeyrek Sarnıcı,  1105’li yıllara uzanan bir geçmişe sahip.  Pantokrator manastırı ile birlikte inşa edilen sarnıç Pantokrator olarak da adlandırılmaktadır. 61x25 lik dış ölçülere sahip olan Sarnıcın iç alanı 900 m2dir.

Bu sarnıç, Osmanlı döneminde de 18.yyla kadar kullanılmış ancak sonra bilinmeyen bir nedenden kurumuştur. Zaman içinde tonozları toprak kayması ile dolmuş, bunun yanında dışarıda kalan yüzeyine pencereler açılarak Muz Limon deprosu olarak kullanılmış. 
Fatih belediyesi tarafından 2006 yılında restarosyana alınan sarnıç, "Mülkiyet sorunu nedeniyle" restorasyonu bir müddet durdurulmuş Mülük sahibi vakıf yetkilileri tarafından 2025 yılında bitirilerek ziyarete açılmıştır.

2011 yılında Arkitera tarafından yapılan bir haber.
İstanbul’un yer altı müzesi Zeyrek’te
Bizans döneminden kalma eşsiz bir tarihî eser olan Zeyrek Sarnıcı'nın restorasyonunda sona yaklaşılıyor. Restorasyonu yıl sonunda bitecek olan Zeyrek Sarnıcı'nın İstanbul'un yer altı müzesi olması bekleniyor.

YER ALTI ŞEHRİ
Restorasyon çalışmalarından önce, Zeyrek Sarnıcının galerileri tümüyle toprak ile doluydu. Bu topraklar ve çöp yığınları tamamen temizlendi. Sarnıca akan sular kesildi. İstanbul’un yer altı şehrinin mücevher parçası olarak görülen Zeyrek Sarnıcı’nın turizme önemli katkıda bulunması bekleniyor.

Zeyrek Sarnıcı aslına dönüyor
Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnemos (1118-1143) tarafından yaptırılan Zeyrek Sarnıcı’nın restorasyonunun yıl sonunda bitmesi bekleniyor. Cumhuriyet döneminden beri ihmal edilen bu eşsiz eser yıllarca limon, portakal deposu olarak kullanılmıştı. Zeyrek Sarnıcı’nın galerileri restorasyon çalışmalarından önce, tümüyle toprak ile doluydu. Tinercilerin uğrak yeri olan mekânın çehresi 2005 yılında Fatih belediyesinin devreye girmesiyle değişti.

Atatürk Bulvarı üzerinde yer alan, mülkiyeti Piri Mehmet Paşa Vakfına ait olan sarnıç Fatih Belediyesi tarafından restorasyonu yapılmak üzere kiralandı. Zeyrek Sarnıcı için 2005 tarihinde İl Özel İdaresi katkılarından faydalanılarak proje ihalesi yapıldı ve 2006 yılında restorasyonu başlatıldı. Restorasyonu yılsonunda bitecek olan Zeyrek Sarnıcı’nın İstanbul’un yer altı müzesi olması bekleniyor. İstanbul’un yer altı şehrinin mücevher parçası olarak görülen sarnıcın bölge turizmine önemli katkıda bulunması bekleniyor.

Arkitera Bahar Bayhan haberidir. 26 Temmuz 2011
Fotoğraflar: Sanat tarihçisi İnanç Kırana aittir.

Dip Not: Zeyrek Sarnıcı Açıldı…

12.yüzyılda Pantaktaror Manastırı ile birlikte yaptırıldığı tahmin edilen sarnıç, bölgedeki sarnıçların en büyüğü, İstanbul’daki üçüncü büyük su sarnıcıdır.

Duvar örülerek ve kazılarak inşa edilen yapının caddeye bakan kısmındaki duvarının kalınlığı 5 metreden fazladır.

50 metre uzunluğunda 18 metre genişliğinde olan bu yapı, 18.yüzyıla kadar su deposu olarak kullanılmıştır.

Bugün ziyaret ettiğimiz Zeyrek Sarnıcı’nın şahıs tarafından işletildiğini giriş ücretinin yerli 50 TL, yabancı 100 TL olduğu ve ziyaretçilere çay ikram edildiğini söylediler.

Zeyrek Sarnıcı hayırlı olsun…]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/tarihi-zeyrek-su-sarnici-muze-olarak-acildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/tarihi-zeyrek-su-sarnici-muze-olarak-acildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/tarihi-zeyrek-su-sarnici-muze-olarak-acildi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/03/tarihi-zeyrek-su-sarnici-muze-olarak-acildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/tarihi-zeyrek-su-sarnici-muze-olarak-acildi/4066/</link>
			<pubDate>Mon, 10 Mar 2025 16:06:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Depremler ve Kuranı kerim uyarıları</title>
			<description><![CDATA[Dünya'nın kendi etrafında dönme hızı saatte yaklaşık 1650 kilometredir Yani Ekvator'daki bir kişi durduğu yerde Dünya'yla birlikte saniyede yaklaşık 460 metre yol alır.
 Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesel hızımız yaklaşık 107,000 km.
Bununla beraber Dünya ve Güneş Samanyolu galaksi çevresinde saatte 804 bin km/saat, hızla hareket ediyor. 
Samanyolu galaksisi ise evrende saatte yaklaşık 2.4 milyon km hızla hareket ediyor. Bu döngü hep böyle devam eder.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gördüğünüz gibi Dünyamızın dönüşü sadece kendi ve güneşin etrafında değil (Bilebildiğimiz kadarı ile 93 milyar ışık yılı) mesafesindeki kainat içinde de çılgın bir hızla dönmektedir.
Bu hareketlerin yeryüzünde hissedilmemesi ayrı bir mucizedir.

Şunu kesin biliyoruz ki Dönen her cisimin kontrollü bir balansı olmak zorundadır, Balansı bozulan dönme kendini parçalar. Balansı bozulan Otomobil tekerinin, Bir makinenin dönen milinin parçalanması gibi.

Bu nedenle Dünyamızın mutlak bir balansa ihtiyacı vardır.
Dünyamızın merkezinin eriyik, mağma olduğunu biliyoruz.

Dünyamızın 4/3 ü suyla kaplıdır, Bu suyun dibinde gene dağlar vardır. Yeryüzündeki dağların, Kıtaların hareket ettiğini biliyoruz
Bu hareketlerin Dünyanın balansını bozması kaçınılmazdır, Ayrıca yeryüzündeki erozyon da bu balansın bozulmasına sebep olur. 
Burada Mağma derinliklerine kadar inen dağların kökleri kıtalarla birlikte hareket ederek Dünya balansını devamlı kontrol eder. 

Yeryüzündeki Deprem fay hatlarıda Dünyanın balansını korumaya hizmet etmektedir. 1999 Düzce depreminde Bir restoranın ortasından geçen fay binanın iki parçasının birbirinden 7 metre ayrılmasına sebep olmuştu.  

Allah cc. Kuranda söz konusu yer hareketleri hakkında birçok ayette bizleri uyarmaktadır. 

1450 sene evvel Dünyanın döndüğü,yuvarlak olduğu dahi bilinmediği zamanda bu ayetler üzerinden bu devasa cisimlerin nasılda bozulmaz bir uyum içinde varlığını sürmesi Allahın kudreti karşısında düşünmemizi secde ederek teslim olmamızı sağlamaktdır.

Aklını kullanmasını bilmeyen bazı zevatlar Kuran ile hayatlarına düzen getirmek yerine aslı astarı olmayan belirsiz beyanlarla hayatı anlatmaya çalışmaları sonucu ne kadar aciz olduklarını görüyoruz.

KONU İLE İLGİLİ BAZI AYETLER

Neml suresi 88. ayeti: Sen (yeryüzündeki) dağları görürsün de, onları donmuş (yerinde sabit durur) sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi yürümektedir ve hareket halindedir. Bu Her şeyi "sapasağlam ve yerli yerinde yapan" Allah’ın sanatı (kudretidir). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır.

Nahl, 16/15 ayeti: “Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi.” 

Enbiya, 31 ayeti: “Yerin insanları sarsmaması için oraya dağlar yerleştirdik. Maksatlarına ermeleri için orada geniş yollar, geçitler yaptık.” 

Lokman, 10. ayeti: “O gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yarattı. Yere de sizi sarsmaması için, ağır baskılar, yani ulu dağlar koydu ve orada her türlü canlıyı üretip yaydı. Gökten de bir su indirdik, orada her güzel çifti yetiştirdik.” 


Enam 65 ayeti: De ki: “O’nun size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp birbirinizin öfkesini tattırmaya da gücü yeter.” Bak, anlasınlar diye ayetleri nasıl açıklıyoruz!

Mülk Suresi - 16. Ayeti: Göktekinin sizi yerin dibine batırmayacağından emin misiniz? Bir de bakarsınız yeryüzü altüst olmuş!

Sebe' Suresi - 9 . Ayeti: Kendilerini her yönden kuşatan göğe ve yere bakıp düşünmezler mi? Dilesek onları yerin dibine geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Kuşkusuz bütün bunlarda Allah’a yönelen her kul için alınacak bir ders vardır.

 İsrâ Suresi - 68. ayeti: Peki O’nun sizi karada yerin dibine geçirmeyeceğinden yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.

A'râf Suresi - 91. Ayeti: Nihayet o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında yere serilip kaldılar.

Nahl Suresi - 26. Ayeti: Bunlardan öncekiler de tuzak kurmuşlar, ama Allah da onların evlerini temellerinden sökmüş, üstlerindeki tavan tepelerine inmiş, böylece hiç farkında olmadıkları bir yerden kendilerine ceza ansızın gelmişti.

A'râf Suresi - 78. Ayeti: Bunun üzerine onları o dehşetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yere serildiler.

DOĞRUDAN LİNK
https://youtu.be/zx1_C0qMRwc?si=Zfa8RzjWpBViHYAm

BİR UZAY ARAŞTIRMASI İÇİN TIKLAYINIZ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/02/depremler-ve-kurani-kerim-uyarilari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/02/depremler-ve-kurani-kerim-uyarilari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/02/depremler-ve-kurani-kerim-uyarilari_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2025/02/depremler-ve-kurani-kerim-uyarilari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/depremler-ve-kurani-kerim-uyarilari/4065/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Feb 2025 22:07:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kanal İstanbul için yeniden keşif</title>
			<description><![CDATA[Kanal İstanbul ÇED raporu iptal davasında yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılacak

YA KANAL YA İSTANBUL diyenleri 14-15 Kasım’da İstanbul İdare Mahkemesine çağırıyoruz.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul’u ranta, kanala teslim etmeyeceğiz. 
İstanbul’un ölüm fermanı Kanal ve Yenişehir projesine karşı açtığımız ÇED iptal davasında mahkeme neredeyse 5 yıl üzerine yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırmaya karar verdi. 14-15 Kasım tarihlerinde iki gün olarak yapılması planlanan keşif için Ya Kanal Ya İstanbul diyenlerin orada olacağını bir kez daha ilan ederiz. 

2011 yılında Erdoğan’ın “çılgın proje”si olarak gündemimize giren Kanal İstanbul’a karşı çok geniş kesimlerin, İstanbul halkının mücadelesi projenin yapılmasını bu süre boyunca durdurdu. Ne var ki kanal yapılacağı söylenen bölgede imar rantı yaratmak için iktidarın yangından mal kaçırır gibi her gün yeni arazi satışları yaptığını, yeni ihaleler açtığını biliyoruz. Bütün bu betonlaşma faaliyetleri Yenişehir Rezerv Yapı Alanı imar planları mahkeme tarafından iptal edildiği halde yapılıyor!

KANAL İSTANBUL PROJESİ GERÇEKLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

Kanala karşı mücadelemizin bir ayağı da Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu’na karşı açtığımız davalar. Özetle; 2020 yılının başında verilen ÇED olumlu kararına karşı Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu olarak 14 kurum ve 190 kişiyle birlikte ÇED olumlu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle bir yurttaş davası açmıştık. Bizim davamızla birlikte birçok kurumun açtığı dava aynı idare mahkemesinde toplanarak davayı açmamızın üzerinden iki yıl geçtikten sonra bilirkişi incelemesi yapılmıştı. 

Bu süreçte bilirkişilerin geçmişleri ve bazı akademisyenlerin siyasi baskı nedeniyle bu görevi almak istemediği epey gündem olmuştu. Bütün itirazlara rağmen yapılan keşif sonucunda açığa çıkan bilirkişi raporunda, Kanal İstanbul’un çevresel, tarihi, kültürel, kentsel ve ekonomik açıdan sakıncaları ortaya konulmuştu. Bu bilirkişi raporunun ardında davamız uzunca bir süre mahkemeler arasında git gel yapmış, son olarak Danıştay 4.Dairesi mevcut bilirkişi raporuna rağmen geçtiğimiz yıl yürütmeyi durdurma konusunda karar vermeksizin daha önce alınan yüklü yargılama giderine ek olarak yürütülen davalardan tekrardan ayrı ayrı keşif-bilirkişi parası talep etmişti. Şimdi dava açılışının üzerinden neredeyse 5 yıl geçmişken yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi kararıyla karşı karşıyayız.

Bu projenin İstanbul’a, doğaya, Marmara Bölgesi’ne, halka zararlarını daha önce defalarca anlattık. İstanbul daha fazla yapılaşamaz, daha fazla nüfus taşıyamaz, son kalan suyu, oksijeni, tarım alanları sermayenin daha fazla kar hırsına kurban edilemez. Bunu bütün ülke söylerken kulaklarını tıkayanlar er ya da geç bu proje ile birlikte tarihe karışacaklar.

Şimdi bizlerin yapması gereken farklı yollarla, mahkeme kararlarının arkasından dolanarak yapılmaya çalışılan bu betonlaşma projesine karşı Küçükçekmece Lagünü - 
Arnavutköy/Yeniköy sahili arasında kalan geniş doğal yaşam alanını korumak, kanal ve Yenişehir projesini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yaptırmamak.
İkinci bilirkişi incelemesi gününde, 14 Kasım’da bütün İstanbulluları Mahmutbey’deki İstanbul İdare Mahkemesi’ne çağırıyoruz.

YA KANAL YA İSTANBUL KOORDİNASYONU]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/kanal-istanbul-icin-yeniden-kesif.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/kanal-istanbul-icin-yeniden-kesif.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/kanal-istanbul-icin-yeniden-kesif_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/kanal-istanbul-icin-yeniden-kesif.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/kanal-istanbul-icin-yeniden-kesif/4058/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 15:32:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fatih'te Yeşilay Faaliyetleri</title>
			<description><![CDATA[Yeşilay'ın amacı, insan sağlığını bağımlılık doğurucu risk faktörlerinden korumak ve insan onuruna saygı duyulmasını sağlamaktır. Yeşilay tüm çalışmalarında insanlar arasında karşılıklı anlayışı, kardeşliği, dostluğu, iş birliğini ve kalıcı barışı destekler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[YEŞİLAY
Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında işgal güçlerinin gemilerle ülkemize getirip; halkımıza dağıtarak millî mücadele ruhunu yıkmayı amaçladığı alkole karşı dönemin Şeyhülislam'ı İbrahim Haydarizade'nin himayesinde, Dr. Mazhar Osman ve arkadaşları tarafından Sultan Vahdeddin'in izniyle 5 Mart 1920'de İstanbul'da "Hilal-i Ahdar" adıyla kurulmuştur.
"Hilal-i Ahdar" ismi daha sonra "Yeşil Hilal" ve "Yeşilay" olarak değiştirilmiş, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı, İsmet İnönü'nün Başbakanlığında, Bakanlar Kurulu kararıyla Yeşilay'a "Kamu Yararına Çalışan Dernek Statüsü" verilmiştir.
Kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri arttıkça Yeşilay'ın da tüzüğünde çalışma alanları çeşitlenmiş, alkolden sonra tütün, madde, kumar ve yakın tarihte teknoloji bağımlılığı Yeşilay'ın mücadele alanına dâhil olmuştur.
Yeşilay'ın kurulduğu 1-7 Mart tarihleri ülkemizde Yeşilay Haftası olarak kutlanmaktadır.
Türkiye’nin en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olarak; alkol, tütün, madde, kumar ve teknoloji bağımlılıkları ile ilgili bilimsel ve kanıta dayalı yöntemler kullanarak araştırma, geliştirme faaliyetleri yürütüyoruz. 
Bugün Türkiye genelinde 120 şubemiz bulunmaktadır.
 
97 Ülke Yeşilayı ile bağımlılıklara karşı uluslararası alanda da mücadele etmekteyiz. 

YEŞİLAY DANIŞMANLIK MERKEZİ (YEDAM)
Yeşilay Danışmanlık Merkezlerinin (YEDAM) ilk adımları 2015 yılında atılmıştır.
Tamamı bağımlılık alanında çalışan uzman psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan ekibi, bağımlı bireylere ve bağımlı bireylerin yakınlarına ücretsiz psikolojik ve sosyal destek hizmeti veriyor.
Türkiye genelinde ve KKTC’de olmak üzere toplam 107 YEDAM bulunmaktadır. 
Danışanların bağımlılık türünü değerlendiriyor ve derecesini saptıyor. Alkol, tütün, madde, kumar ve internet ile ilgili sorunlar yaşayan kişilere bu davranışını bırakması konusunda ücretsiz psikolojik ve sosyal destek sağlanarak yeniden hayata kazandırılmaları için yardımcı oluyor. 
Arındırılan bireyin zararlı alışkanlıklara tekrar başlamaması için yöntemler öğreterek danışanları evlerinde ziyaret edip, gidişatı takip ediyor. 
Mahremiyet ilkesine büyük önem veriliyor ve görüşmelerde elde edilen bilgiler, kesinlikle başka kişi veya kurumlarla paylaşılmıyor.

Türkiye’nin her yerinde 115 YEDAM Danışma Hattı üzerinden ücretsiz olarak da ulaşılabiliyor. 115 YEDAM Danışma Hattı kurulduğu günden bugüne 1 milyonun üzerinde çağrı almıştır. 
Bağımlılıklarından kurtulmak isteyenlere cesaret vermesi ve ilham verici olması için “Renklerini Yeniden Kazananlar” kitabı hazırlandı. YEDAM’da tedavi gören bir bağımlı annesinin “Oğluma hayatın renklerini tekrar kazandırdığınız için teşekkür ederim” notuyla gönderdiği çiçekten ilhamla adını alan kitapta, YEDAM’a başvurarak bağımlılığın çıkmazından kurtulan danışanların kurgulanmış hikâyeleri yer alıyor.

İstanbul’da Fatih başta olmak üzere 17 noktada hizmet veren Yeşilay Danışmanlık Merkezi, Yedikule’de 3 yıldır bağımlılara ve yakınlarına ücretsiz psikososyal destek vermektedir. Yedikule Yeşilay Danuışmanlık Merkezi’nden randevu almak isteyenler 115 YEDAM Danışma Hattını arayabilir ve randevusunu oluşturabilir. Merkezin açık adresine ve daha fazla bilgiye https://www.yedam.org.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.

 
Yeşilay Tezini Destekliyor
Yeşilay, bağımlılık çalışma alanlarına katkıda bulunacak yüksek lisans, doktora ve tıpta uzmanlık öğrencilerine burs desteği sağlıyor...

Zeynep Akkol Yılmaz
Yedam İstanbul Yedikule
Kıdemli Uzman
TÜRKİYE YEŞİLAY CEMİYETİ
Sepetçiler Kasrı - Sirkeci / İstanbul
T +90 212 527 16 83 Dahili: 2418
F +90 212 522 84 63
zeynep.akkol@yesilay.org.tr
yesilay.org.tr
twitter/1920yesilay
facebook/1920yesilay

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/fatih-te-yesilay-faaliyetleri.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/fatih-te-yesilay-faaliyetleri.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/fatih-te-yesilay-faaliyetleri_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/fatih-te-yesilay-faaliyetleri.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/fatih-te-yesilay-faaliyetleri/4056/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Oct 2024 21:31:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bir sanat yıldızı daha kaydı hayatımızdan</title>
			<description><![CDATA[Bir sanat yıldızı kaydı kayboldu hayatımızdan
Evet, Ressam Mehmet Kanık, hasta olarak Bir yıldır yattığı özel huzur evinde hayatını kaybetti.
Fatih camiinde eda edilen Cenaze namazına ailesi ve yakın arkadaşları icabet etti, Dualarla Kasımpaşa asri mezarlığında aile kabristanlığına defnedildi. Allah cc. taksiratını af eylesin, sevenlerine sabrı cemil niyaz ederiz.
Aşağıda sağlığında kendisi ile yaptığım bir röportajı izleyebilir ve duygularını okuyabilirsiniz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Küçükpazar’dan Unesco Sanatçılığına

Sanat ve Sanatçılık Hayata tutunacak bir kulp bulamayan Âşıkların, Dertlilerin sığındığı tek liman. Sanat ve Sanatçılık olduğunu keşfettim

Bir ata sözü vardır; Evlenin, İyi Kadınlar; Erkeği eder mutlu bir vezir, Kötü Kadınlar ise Sanatçı,Filozof.
Evlenin, Anlaşırsanız mutlu olursunuz, Anlaşamazsanız Filozof.

Hayatın karşımıza çıkaracağı kısmetler hep sürprizdir, Kimimiz mutlu kimimiz değil, Kimimiz özürlü kimimiz değil. Bazımız akıllı bazısı deli, Kimimiz demir atmış bir limana gidici değil, Kimi liman bilmez. Kıyıya dönücü değil.

Mehmet Kınık, Konya'nın bozkırlarından koparılarak İstanbul'un taşı toprağı altın diyerek gelen bir ailenin sekiz yaşındaki çocuğu.
Gözünü Küçükpazar sokaklarında, Mimar Sinan ilkokulunda açtığında henüz sekiz yaşındaydı. o küçücük belleği, Hatıraları Konya'yı unutmasa da Büyük şehrin karmaşık sokaklarında kaybolup, yuvarlanıp yıkılan nice insanlardan olmamak için direndik.

Küçükpazar, Süleymaniye, Unkapanı, Vefa, Tahtakale semtimiz
Sinemalarımız Şehzadebaşı, Yaz gelince denizimiz önce haliç biraz palazlanınca Sarayburnu, Yenikapı, Menekşe.

Bir çocukluk yaşadık ki filmlere pek çok senaryo, Bir yanda İbrahim Sadri'nin seslendirdiği sokak kavgaları, diğer yanda candan arkadaşlıklar ölesiye. Birçoğumuz henüz baharında girdi kara toprağa, bir kısmı da mahpuslara.
Gerçekten zordu bizim coğrafyada var olmak, dik durmak zorundaydık ezilmemek için.

Belli kurallar şekillendiriyordu hayatımızı, bize ise rol yapmak kalıyordu itiraz etmeden, sorgulamadan. Bir rüzgârdı işte arkamızdan koltuklarımızı şişiren, Bizi kâh oraya kâh buraya sürükleyen.
Pek çoğumuz okuyamadı ve hatta yaşayamadı hayatının baharını, aklınıza ne gelirse vardı bizim sokaklarda. Tarihimize girmiş kabadayılar ve sanatçılar. 
Politikacı, büyük esnaflar, Küçükpazar sokakları bir üniversiteydi vasat insan yoktu aramızda.

Ben arkadaşlarımın düştüğü yanlışlığa düşmedim, Birkaç meslekte çıraklıktan sonra okulu sürdüremedim oto elektrikçiliğinde karar kıldım.

Evliliğim iyi gitmedi, mutsuzdum, boş vakitlerimi değerlendirmek için şiir hikâye yazmaya başladım, kesmedi beni. Sonra hayalini kurduğum güzelliklerin resmini yapmaya başladım Hiçbir ustadan ders almadım, kara kalem ile başladığım çizimlerim üzerine boya çalışması yapmaya başladım.

Gerçekten fırça tuval nedir bilmeden tablolar yapmaya başladım, önce çevremdeki abilerimize hediye tablolar yaptım bedava vermeye devam edince çok zorlanıyordum ama insanların ilgisi beni mutlu ediyordu.

Küçükpazarda bir atölye kurdum yarı aç yarı tok tablo yapmaya devam ettim, sonra fark edildim bazı eğitimli ressamlarla birlikte çalıştım, tablolarım beğeniliyordu, İstanbul sosyetesi içinde tablolar yapıyordum ama parasal olarak iki yakam hiçbir araya gelmedi.
Bundan sonrasını Abdullah arkadaşımın çektiği videoda anlattım bu videoyu izlemenizi dilerim.

Sonra hayat hikâyem ressamlığa nasıl başladığım haber konusu oldu Hiçbir eğitim almadan önemli bir ressam olmamın UNESCO tarafından takdire şayan görüldü, Türkiye’nin İlk alaylı ressamı olarak tarafıma tanıtma kartı verildi.
Bu kart ile Avrupa’ya gidebilirdim ama ülkemden ayrılmak istemedim. Çok ağır hastalıklar geçirdim, 1. Sınıf hasta hanelerde, Uzman doktorların tedavisi ile kanserden kurtuldum. Hayat buraya kadarmış kalanlara selam olsun, Arkadaşlarım ve Binlerce olan tablolarıma bakanlardan hayır dua beklerim şeklinde vasiyet ediyorum.

Mehmet Kanık kimdir?
1957 yılında Konya’da doğan sanatçının resim sanatına olan merakı çocukluk yıllarında başlamıştır.
Oto elektrikçisi olarak çalıştığı atölyenin bir köşesinde resim çalışmaları yaptı ve daha sonra resim sanatı diğer mesleğinin önüne geçti. Tekel Genel Müdürlüğü’nün düzenlemiş olduğu 9. Geleneksel
Resim ve Türkiye Jokey Kulübünün 3. ve 5. Resim yarışmasına katılan sanatçının birer eseri sergilenmeye değer görüldü Rotary Kulübünün Deniz Müzesinde Düzenlemiş olduğu Karma Resim Sergisine 6 eserle katıldı.
İlk olarak Ord. Prof. Ressam Ali Verdiyev’den bir süre ders aldı. Daha sonraki yıllarda Davit Nabırzade Ali Eminoğlu, Zemfira Akman, Faruk Ferahmaz, Muhammet Tahmaz, Namık İsmail, Malik İsmail, Sadık
Babayev, Vagıf İbrahimov, Tariyel Hasanoğlu gibi sanatçılarla hem fikirleşti hem de arkadaş oldular.
Halen çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürmektedir. 
Birçok hobici çalışan bayanlara, 10 senelerce ders vermiştir.
Son beş yılda kanserle mücadeleyi resim sanatı ile yenmiştir.
Mehmet "Kaybolan Geçmiş" adı altındaki bu sergi, Türkiye'nin son 60 yılının hem mekânsal hem de otomobil görseli olarak özeti gibi. Ressam Mehmet Kanık'ın oto elektrikçiliğinden ekolü olan bir ressama dönüşümünde aynı zamanda aynası bu sergi.
Ayrıca Mehmet Kanık, Upsd sanat derneği üyesi Unesco tescilli geçmişe özlem duyan bir ressamdır.
Kişisel Sergileri
1997 Basın Müzesi
1998 Tekel Sanat Galerisi
1998 Akatlar Kültür Merkezi
1999 Basın Müzesi
2001-2002 Star Mar Görüntüleme Merkezi Sergi Salonu
2004 Müzayede Sanat Galerisi
2005 Basın Müzesi
2008-2009-2010-2012 Florence Nightıngale Hastanesi Sergi Salonu
2011 Akatlar Kültür merkezi Art depo ve ( Bir çok karma sergiye katılmıştır )
HABER: Muhammet Akosman

MEHMET KANIK HABERLERİ
HABER BİR  --  HABER İKİ  --  HABER ÜÇ  -- HABER DÖRT
VİDEO 1 --  VİDEO 2 -- VİDEO 3  -- VİDEO 4]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/bir-sanat-yildizi-kaydi-kayboldu-hayatimizdan.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/bir-sanat-yildizi-kaydi-kayboldu-hayatimizdan.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/bir-sanat-yildizi-kaydi-kayboldu-hayatimizdan_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/bir-sanat-yildizi-kaydi-kayboldu-hayatimizdan.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bir-sanat-yildizi-daha-kaydi-hayatimizdan/4055/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Oct 2024 02:10:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Valens kemerinde ölüm tehlikesi</title>
			<description><![CDATA[Fatihte Eski adı Valens olan Bozdoğan kemeri İBB Miras tarafından onarıldı, Projeden sorumlu İBB Miras sorumlusu Mahir Polat seçim sırasında Valens kemerinin seyir terası olarak hizmete açılacağının duyurusunu yapmışlardı.
Geçen gün uyuşturucu bağımlısı Semih Çelik, iki kız arkadaşını peş peşe ördürdükten sonra kendi de Edirnekapı surları üzerinden aşağıya atlayarak intihar etti.
İntihar eğilimlerinin bu kadar arttığı bir zamanda bozdoğan kemerine kolayca çıkışlar neden engellenmiyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Benim sorularım Sayın Mahir Polat'a olacak
Yıllardır kemerin restorasyonu ile uğraştınız, Vatandaşların kontrolsüz olarak kemere çıkmasını engelleyecek önlemler neden almadınız.
Kemerin doğu cephesinde merdiven gibi kemere çıkış yolu var.

Vefa benimde eski semtindir, çocukluğum bu kemerin üzerinde oynamakla geçti. Bundan 50-60 sene evvel kemere çıkan yollar dikenli teller ile örülmüştü, Kemerin başında Buradan çıkanların ileriye gitmemesi için 3-4 metre yükseklikte duvar vardı. o duvarı yıktınız yerine hiç bir şey yapılmadı.

Günümüzde bilhassa gençler arasında "sentetik Uyuşturucu sebebiyle" intihar girişimleri hızla artıyor, İBB nin bunca uzmanı buraya çıkmayı engelleyecek bariyer, jilet tel gibi engelleyiciler neden yapmadınız.
Gençler buradan Valens kemerine adeta yürüyormuş gibi çıkıyorlar lütfen buradan ve diğer alanlardan kemere çıkılmasını engelleyecek  engeller oluşturun

Bozdoğan Kemeri'nin seyir amaçlı olarak kullanımına yönelik olarak Tarihi Çevreyi Koruma Müdürlüğü’nce hazırlanan Alternatifli Projelere göre, Atatürk Bulvarı’nın her iki yakasında yer alan parklarla kemer gezi-seyir amaçlı olarak kullanılabilecek. Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu projede istediği revizeleri tamamlarken kurul onayını müteakip yenileme çalışmalarına başlanabilecek. Projeyle  İstanbul  ’un en eski sukemeri ve 15 asrı aşkın bir süreyle kentin su ihtiyacının karşılanmasında su şebekesinin en önemli parçalarından biri olan Bozdoğan Kemeri’nin tarihi doku içerisinde, kültür fonksiyonyla birlikte korunması ve sürdürülebilirliği amaçlanıyor. 

1993'TE ÖZGÜN HALİNE KAVUŞTU

Kemer, Roma İmparatoru Valens tarafından 4. yüzyılın sonlarında tamamlandı.  Farklı dönemlerde Osmanlı sultanları tarafından restore ettirildi. Bugün ayakta kalan bölümü 921 metre ve deniz seviyesinden 63 metre yükseklikte. 1988 yılında İstanbul Belediyesi tarafından kemerin Atatürk Bulvarı üzerindeki kısmı temizlenerek, güçlendirildi. 1990-1993 yılları arasında yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında toprak altında kalan bölümlerin ortaya çıkartılmasıyla, kemerin özgün hali ortaya çıktı. 

Bozdoğan kemerinde ölüm tehlikesi devam ediyor

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/valens-kemerinde-olum-tehlikesi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/valens-kemerinde-olum-tehlikesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/valens-kemerinde-olum-tehlikesi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/10/valens-kemerinde-olum-tehlikesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/valens-kemerinde-olum-tehlikesi/4054/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Oct 2024 21:33:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Selahattin Eyyubî'nin Nesebi</title>
			<description><![CDATA[Türk tarih Kurumundan Selahaddin Eyyübü hayatı savaşları valilik ve hükümdarlıkları hakkında detaylı bilgileri yetkili uzmanların kaynaklarından öğrenelim ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Selahattin Eyyubî'nin Nesebi




Uzun zamandır tartışılan ve polemik konusu yapılan bir konu var. O da Haçlılara kan kusturan ve onları Kudüs’ten söküp çıkaran ve Eyyubî Devleti’nin ünlü sultanı Selahattin Eyyubî’dir. Peki Selahattin’in nesi tartışılıyor? Tek kelimeyle kimliği ve nesebi ve buna dayanarak kurduğu devletin bir Türk Devleti olup olmadığı tartışma konusu yapılıyor. Yaygın rivayetler onun baba tarafını Kürt olarak gösterirken, birkaç kaynak da Arap olduğunu söyleyerek ona şecere isnat etmektedir. Birçok kaynak da onun Türk kökenli olduğunu belirtmektedir. Onun kimliğini ve nesebini tayin etmede kaynaklar ne derece güvenli, dönemindeki tarihi ve kültürel veriler ne derece incelendi? Selahattin kendini ne olarak hissediyor? Bunların belgeleri var mıdır? İşte cevabını aramamız gereken sorular bu ve bu nevi sorulardır.

Selahattin Eyyubî Kimdir?

Mısır, Suriye, Fırat havzası (Irak) ve Yemen bölgelerinin hükümdarı, Eyyubî Devletinin kurucusu, Hıristiyanların 88 yıl egemen olduğu Kudüs’ü Hıttin savaşıyla Haçlılardan geri alan ve III. Haçlı seferini etkisiz hale getiren tarihe mal olmuş büyük bir kahramandır. Mehmet Akif ’in ifadesiyle “Şarkın en sevgili Sultanı”, Fransız tarihçi Champdor’un beyanıyla “İslam’ın en saf kahramanı”dır.

Asıl adı “El-Meliku’n-Nâsır, Ebu’l-Muzaff er Selahattin Yusuf bin Necmettin Eyyup bin Şazi el-Eyyubî’dir. El-Meliku’n-Nâsır. Yardıma koşan Sultan anlamında olup I. lakabıdır. Ebu’l-Muzaff er= Galip gelenlerin babası anlamında olup künyesidir. Selahattin= Dinin iyileştiricisi anlamında olup II. lakabıdır. Yusuf asıl adıdır. Necmettin Eyyub babasımn lakabı ve adıdır. Şazi (Bazı kaynaklarda Sadi okunmuş) de dedesinin adıdır. El-Eyyubî ise şöhretidir.

Selahattin H. 532/M.1138 yılında Selçukluların Tikrit Valisi olan Necmettin Eyyub’un oğlu olarak Tikrit’te dünyaya gelir. Babası Musul Atabeği İmadüddin Zengi ile yakın dostluk kurduğundan aynı yıl Musul’a gider ve Zengi’nin hizmetine girer. Zengi de 1139’da Ba’lebek’i zapt eder ve Necmettin’i buraya vali olarak atar. Kardeşi Esedüddin Şirkuh’u da kumandanları arasına alır. İmadüddin Zengi ölünce oğlu Nurettin Mahmud, Halep ve civarının hükümdarı olur ve Şirkuh’u yanına alır. Necmettin Eyyub da Dımeşk Atabegliğine yani Tuğtekinliler’e bağlanır. Gerek Necmettin ve gerekse Şirkuh iki kardeş, Nurettin’in Haçlılara karşı mücadelesinde ve Dımeşk’i ele geçirmesinde yardım eder. Böylece Nurettin, Necmettin’i Dımeşk valisi, Şirkuh’u da ordu komutanı yapar. İşte Selahattin böyle bir ortamda yetişir, iyi bir eğitim görür, genç yaşında Haçlılara karşı seferlere katılır.

Fatimîler devleti zayıfl adığından ülke vezirlerle yönetilmekte ve iktidar sık sık el değiştirmekteydi. 1163 yılında Fatimîlerin Veziri Şâver iktidardan uzaklaştırılınca, Nurettin’den yardım ister. Böylece Nurettin’e Mısır’da kriz içinde bulunan Fatimîlere müdahele etme imkanı doğar. Amcası Şirkuh kumandasında 1164-1169 yılları arasında yapılan üç sefere katılan Selahattin iyi bir komutan ve devlet adamı olarak sivrilir. Amcası Şirkuh, 1169’da Kahire’ye girince, Fatimî Halifesi Adid-Lidinillah tarafından öldürülen Şâver’in yerine vezir olur. Böylece ordusunun büyük bir kısmı Oğuzlar’dan oluştuğu için Mısır’da tekrar Türk, hâkimiyeti devri başlamış olur. İki ay sonra amcası Şirkuh ölünce Selahattin “elMeliku’n-Nâsır” unvanıyla vezir olur. Nurettin Zengi’nin komutanı olan Selahattin aynı zamanda Fatimî veziridir. Bu arada Haçlılarla mücadeleye başlar ve çıkan isyanları da önler. Selahattin Mısır’da orduyu yeniden teşkilatlandırır, medreseler açar ve bürokrasiyi kademeli olarak tasfiye eder. Bilahare Nurettin Zengi’nin emri üzerine 1171’de Fatımîlerin hilafetine son verir[1 ].

Selahattin, Kudüs Haçlı Krallığına karşı pek çok mücadeleye girişir. Ağabeyi Turanşah komutasında Hicaz ve Yemen’e seferler yapar. Nurettin Zengi ölünce oğlu Meliku’s-Salih’e bağlı kalır. Çıkan kargaşayı önlemek amacıyla 1174’de Kahire’den Dımeşk’e (=Şam’a) sefer düzenler. 1176’da Musul-Halep kuvvetlerini yenilgiye uğratır. Bu arada sultanlığı Abbasî halifesi tarafından tanınır. Suriye ve Mısır hâkimiyeti onaylanır. Selahattin, 1176’da Haşhaşîleri de bozguna uğratır. Daha sonra Urfa, Harran, Rakka, Habur, Nusaybin ve el-Cezire bölgelerini alır. Artuklu Emiri Nurettin bin Muhammed bin Karaarslan’ın isteği üzerine Diyarbakır (Amid)’ı da alır. Daha sonra Halep üzerine yürür ve orayı da alır ve böylece ona Kudüs yolu açılır[2] .

Selahattin bir yandan devleti dağılmaktan kurtarmak ve Ortadoğu’da İslam birliğini sağlamak isterken diğer yandan da Haçlılarla mücadele etmek zorunda kalır. Birkaç kez Haçlılarla çarpışan Selahattin gerçek büyük zaferini 1187’de Hıttin denilen yerde elde eder ve onları büyük bir bozguna uğratır. Haçlı ordusunu imha eder ve pek çok esir ve ganimet ele geçirir. Bunun üzerine Selahattin Akka, Taberiye, Askalan, Nablus, Remle ve Gazze kalelerini zapt eder. Cem’an 52 şehri fetheden Selahattin 02 Ekim 1187’de (27 Recep 583=Miraç olayının yıldönümünde) Kudüs’e girer. Batılılar Kudüs’ün düşmesi üzerine yeni bir Haçlı ordusu düzenlemeye girişirler. İngiltere Kralı I. Richard (Aslan Yürekli Richard) komutasında 1189’da Akka’yı kuşatırlar. 1191’de Akka Haçlıların eline geçer. Akka ve Yafa sahil şeridini geri alırlar. Selahattin Haçlılarla anlaşma yapar ve kısa bir süre sonra 4 Mart 1193’te Şam (=Dımeşk)’da vefat eder. Türbesi Şam’dadır[3] .

Nesebi Hakkındaki Tartışmalar

Selahattin’in nesebi hakkındaki tartışma onun Kürt, Arap ya da Türk olması temelinde dönmektedir. Bu tartışmalara Ortaasya’da yetişen her ünlü kişiye sahip çıkan İranlılar dâhil olmuyor. Eğer İran’la küçük bir bağlantısı olsaydı, çoktan İranlı yapılmıştı. Selahattin hakkında yapılan araştırmaların birçoğu maalesef bilimsel olmaktan uzak, yakıştırma ve rivayetlere dayanarak yapılan tahmini yorumlar içermektedir. Hele günümüzde silahlı isyana kalkışan ve ayrı bir devlet kurmak hevesinde olan etnikçilerimize göre o tartışmasız Kürt’tür. Çünkü kendilerine yazılı bir tarih, övünecekleri kahramanlar ve büyük simalar gerekmektedir. Kısaca ayrılıkçı bir tarih inşası peşinde olduklarından sahipleniyorlar. Bu sahiplenmede dayandıkları kaynaklar var mı? Varsa ne derece güvenilir? Bunları inceleyeceğiz. Ancak şunu öncelikle söylememiz gerekiyor ki, Selahattin hakkında Kürt, Arap ve Türk diyen kesimlerin her birinin ister orijinal, ister düzmece olsun dayandığı rivayet, kaynak veya belgeleri mevcuttur.

Şunu her şeyden önce belirtelim ki, “Eyyubî ailesinin Kürt kökenli olduğunu ileri süren kaynaklarla, Arap kökenli olduğunu ileri süren kaynakların aynı dönemde yazıldığını göz önünde bulundurmak gerekir”. Bunlar 13. Asır kaynakları olup Selahattin’in vefatından en az çeyrek asır sonra yazılmış eserlerdir. Mesela İbnü’lEsir’in (öl. 1233); İbn Halikan’ın (öl. 1282), İbn Haldun’un ise ölümü 1406’dır. Bunlardan “İbn Haldun, kendisinden önce yaşamış tarihçilerin eserlerinde bir takım yanlışlıklar bulunduğunu özellikle XII. Asırdan sonra yetişmiş hemen hemen bütün tarihçilerin de benzer hatalara düştüklerini, bunun da bir takım tarihi olaylar hakkında kendilerinden öncekilerin eserlerini sorgulamaksızın kaynak olarak kullanmalarından ve oradaki rivayetleri eserlerine aktarmalarından ileri geldiğini söyler. Onların düştükleri bu hatalar elbette tarih ilminin saygınlığına zarar vermiştir.”[4]

Kürt Olduğunu İddia Edenlerin Görüşleri

1- Selahattin Eyyubî’yi Kürt telakki edenlerin en büyük dayanağı İbnü’1-Esîr başta olmak üzere ondan alıntı yapan kaynaklardır. Bazı kaynaklar, Selahaddin’in dedesi Şazi’nin Tifl is yakınlarında Duvin (=Devin=Debil)’de yaşadığını, büyük Kürt aşiretlerinden Hezbânilerin bir kolu olan Ravâdilere mensup olduğunu belirtirler[5] .
İbnü’1-Esîr, Necmeddin Eyyub ve kardeşi Şirkuh’un Şazi’nin çocukları olduğunu ve Azerbaycan’ın, Belûdin bölgesinden geldiğini ve Zevadiye (herhalde Revâdiye demek istiyor) kabilesine mensup olduğunu ve bu kabilenin de Kürtlerden olduğunu söylüyor[6] .
Gerek İbnü’1-Esîr ve Gerekse İbn Hallikan aileyi Kürt asıllı gösterseler de hiçbir yazılı kaynak göstermemektedirler. Mesela İbn Hallikan bu konuda “... Ehl-i tarih ittifak etmiştir ki..” sözüyle genel ifadeler kullanır. Bu tarihçilerin kimler olduğunu beyan etmez. Öte yandan İbnü’1-Esîr, meşhur tarihini yıllara ve o yıllarda olan olaylara göre tasnif etmesine rağmen Selahattin’in dedesi ve babasının ve amcasının hangi yılda Belûdin’den veya Duvin/Debil’den ayrıldığını, kaç yaşlarında olduklarını, hangi yılda Zengi’nin hizmetine girdiklerini göstermez. Buradan anlaşılıyor ki, Ahsen Batur’un da dediği gibi “Selahattin ve ailesi hakkındaki bilgiler, belgelere değil, kulaktan dolma rivayetlere dayanarak yazılmıştır.”[7]

2- “Eyyubî ailesinden bahseden eski kaynaklar İbn Şeddâd’ı kaynak olarak kullanırlar ve ailenin Revvâdi(Revâdiye) Kürtleri’nden olduğunu belirtirler. Hâlbuki Selahattin’in çağdaşı olan İbn Şeddâd da Selahattin hakkında şu kısa bilgiyi verir: “Doğum yeri Tikrit kalesidir. Babası Eyyub b. Şazi Tikrit valisiydi. O, Duvin’de doğmuş, sonra Musul’a gelmiş. Oradan da Tikrit’e gitmiştir vb.” İbn Şeddâd Selahaddin’in ve ailesinin etnik kökeni hakkında kesinlikle bilgi vermez, Selahattin’in babasının çöğen (=çevgan)[8] oynarken attan düşerek öldüğünü anlatır. Ayrıca, Selahattin’in yaptığı savaşlara ve mücadelelerine hatta başta cömertliği olmak üzere kişiliğiyle ilgili çeşitli yönlerine ağırlık verir[9] . İbn Şeddâd’ın çağdaşı Selahattin’in etnik mensubiyetinden bahsetmemesi son derece normaldir. Çünkü “o dönemde Türk, Kürt, Arap etnik adları değil, ortak kimlik olan Müslümanlık öncelikli kriterdi”.[10]

3- İbn Hallikan, İbnü’1-Esîr hemen hemen birbirinin kopyası gibi aynı rivayetlere yer vererek Selahadin’in Revadiye Kültlerinden olduğunu yazarlar, ancak İbn Hallikan ailenin kökeni hakkında daha değişik görüşlere de yer verir. Hatta Melikü’1-Muiz İsmail Tuğtekin’in kökenlerinin Ümeyye oğullarına dayandığını iddia etmesi üzerine amcası El-Melikü’1-Âdil’in ona mektup göndererek “gerçek nesebine dön” diye yazdığını söyler. İbn Şeddâd da Selahattin’in böyle bir şeyi reddettiğini ve bunun kesinlikle gerçekle alakasının olmadığını belirtir[11]. İbn Hallikan bu rivayetini “Ne söylediğini bilen fakih biri bana dedi ki” (Ve kale lî raculun fakîhun’ârifun bimâ yekulu) sözüyle bunu bir belgeye değil, ismini bile vermediği birinin sözüne dayandırır[12].

4- Selahattin’in Kürtlüğü hakkında bir diğer kaynak 1597’de tamamlanan ve Kürtlerin Soy kütüğü için kaleme alınan Şerefname adlı kitaptır. Bu iddiayı adı geçen kitap, “tarih bilginlerinin ve araştırmacıların rivayetlerine” bağlamaktadır. Ancak bu bilginlerin ve araştırmacıların kim olduklarını söylemez. Zaten bugüne kadar hiçbir İslam tarihçisi ve bilim adamı bu kitabı teyit etmemiştir. Bu eseri birkaç Batılı yazar ciddiye almış ve onları Kürtlerin siyasi emelleri doğrultusunda yaptıkları yorumlarla desteklemişlerdir. Bunlardan en meşhurları: René Grousset, Claude Cahen ve Minorsky’dir.

5- Bunlardan Grousset, 1192-1193 yıllarındaki Şam yöresindeki iç karışıklıkları, Cahen ise, 1187’deki el-Cezîre Türkmenleriyle Kürtler arasındaki otlak kavgalarını “etnik uyuşmazlık” olarak nitelemişlerdir. Hâlbuki bu nevi ihtilaflar aynı aşiretin muhtelif oymakları arasında bile tarih boyunca vukua gelmiştir[13].

Minorsky de, şunları söylemektedir:

“Tarihçiler Selahattin Eyyubî’nin babası ve ailesinin Azerbaycan’ın en ucunda bulunan Duvin şehrinden olduğunda anlaşmışlardır. Burası Gürcüler ve Arran yolundadır. Onlar Kürttü ve Revadiye aşiretine mensuptular ki bunlar da büyük Hezbaniye aşiretinin bir koludur. Babası Duvin’de doğmuştur. Dedesi Sadi, Şirkuh ve Necmettin Eyyub adlı iki oğluyla önce Bağdat’a sonra Tikrit’e yerleşmiştir. Dedesi Tikrit’te ölmüş ve türbesi oradadır. Onların soyağacını dikkatlice inceledim ama Sadi’den daha öteye gidemedim”[14] demektedir.

Görülüyor ki, Minorsky Selahattin’in babası ve ailesinin Kürt olduğunda tarihçilerin anlaştığını söylemektedir. Böyle bir anlaşma söz konusu değildir. Bazı tarihçiler hep birbirinden aktardığından Minorsky onu genelleştirmektedir. Kürdolog Minorsky’nin kaynağı, 16. Asırda Şerefhan Bitlisi tarafından yazılmış “Şerefname” isimli kitaptır. Minorsky Selahattin’e şecere veremediğine göre demek ki, İbn Halikan’daki ve İbn Haldun’un Mukaddime’sindeki bilgilerden haberi yok. Çünkü “Soyağacını inceledim ama Sadi’den öteye gidemedim “ demektedir.

6-Bugün siyasi Kürtçülerin ellerinde bulunan Şerefname isimli kitap, Bitlisli Şerefhan tarafından Farsça kaleme alınmış ve 1597’de tamamlanmış devrin Osmanlı Padişahına sunulmuş, belgelerden ziyade rivayetler üzerine yazılmış Kürt toplulukları ve tarihleri üzerine bilgi veren bir kitaptır. İstanbul’da pek çok yazma nüshaları vardır. Şerefname’nin 1860’da Rusça’ya; 1868’de Fransızca’ya 1958-1962 de de Arapça’ya çevirileri yapılmıştır.

Türkçe çevirileri; 1971’de M. Emin Bozarslan tarafından Arapça’dan ve 2007’de de Fransızca’dan C. Kabadayı tarafından yapılmıştır. Türkçe çevirileri, bir başka dile yapılan çevirilerden yapılmıştır. Örnek verecek olursak; C. Kabadayı’nın çevirisinde F. Bernard Charmoy’un Fransızca çevirisi esasa alınmıştır. Onun notlarına ek birçok notların ilave edildiği görülmüştür. Şöyle ki toplam 5 ciltte yayımlanan bu tercüme cem’an 2000 sayfayı geçmektedir. Bunun sadece 500 sayfası Şerefhan’a aittir. Bu açıklamalarla kitap, adeta ideolojik bir Kürt tarihine dönüştürülmek istenmiştir. Kaldı ki, Şerefhan, kendisi Osmanlıya bağlı, bağımsızlık talebi olmayan hatta hiç de Kürtçü olmadığı anlaşılan biridir.

Çevirinin orijinalinden değil de Batı dillerindeki tercümelerinden yapılmasının sebebi acaba nedir? Türkiye’de bir Kürt devleti kurulmasını isteyen Batılıların kendi dillerine yaptıkları tercümede ne derece orijinaline sadık kaldıkları veya tahrifatta bulunup bulunmadıkları doğrusu merak konusudur. Türkçe tercüme de “Kürt ulusunun tarihi” alt başlığıyla yayımlanmıştır. Ulus/millet kavramının günümüzdeki anlamda kullanılmadığı bir dönemde yazılan Şerefname’de böyle bir ifade yoktur. Orada “Kürtlerin tarihi” ibaresi vardır. Ulus karşılığı kullanılan kelime “taife“ kelimesidir. Taife Arapçada hatta Farsçada bile kabile, bölük, grup anlamına gelir. Şerefname, taife sözcüğünü grup, bölük, kabile aşiret anlamında kullanmıştır[15].

Arap Olduğunu İddia Edenlerin Görüşleri

1- Selahadin’in Arap olduğunu iddia eden kaynakların başında İbn Vâsıl (öl: 1298) gelir. O, Müferricü’l-Kulûb fi Ahbâri Benî Eyyûb adlı eserinde; Musullu tarihçi İbnü’l-Esîr’in, Eyyubîlerin aslının Hezbanilerin aşiretinden olan Ravvâdi Kürtlerine dayandırmasına karşı çıkar ve der ki: “Eyyub oğullarından bir hükümdar Kürtlerden olduklarını reddetti ve şöyle dedi: ‘Biz, Arabız, Kürtlerin yanına konduk ve onlardan kız aldık’.[16]

2- Eyyubîlerin Kürt olmadığını belirten bir diğer kaynak Halepli İbn Ebu Tayyip’tir. O şöyle yazmaktadır: “Şu Emir Necmettin Eyyub b. Şazi’(nin).. nesebi konusunda babası Şazi’den ötesi bilinmez. Seyfülislam’ın oğlu Yemen’e kral olduktan sonra Emevilerden geldiklerini iddia etti. Fakat Eyyub ailesi bunun yalan olduğunu söylediler ve Şazi’den önceki atalarını bilmediklerini belirttiler. Bunu bana Melikü’n-Nâsır da bu şekilde bildirmişti”[17] Melikü’n-Nâsır’dan kasıt Selahattin Eyyubî’nin kendisi olduğuna göre, demek ki o bile dedesinden öte isnat edilen şecereleri kabul etmemektedir.

3- Eyyubîler sülalesinden Hasan b. Davut el-Eyyubî Fevâidü’l-Celiyye fi ’lFerâidi’n-Nâsıriyye adlı eserinde dedelerinin soyuyla ilgili söylenenlere açıklık getirerek, onların Kürt olmadıklarını, aksine onların yaşadıkları yere konduklarını, bu yüzden onlardan biriymiş gibi zannedildiklerini kesin bir dille belirtmiş ve şöyle demiştir: “Sülalemizin büyüklerinden yetişebildiklerimden hiç kimsenin bizim Kürtlerden olduğumuzu söylediğini görmedim”. Hasan b. Davut bunu söyler ama akabinde Hasan b. Garib’in Emevilere kadar ulaşan şeceresini kabullenir[18].

4- Selahattin Eyyubî’yi Arap kökenli gösteren bir diğer kaynak Ünlü bilgin İbn Haldun’un Mukaddime’sidir. İbn Haldun bu eserinde, Selahattin’in büyük atalarının Yemen’in Himyeri vilayetine mensup Araplardan olduğunu ve aşiretinin Himyeri bölgesini yüzyıllarca yönetmiş Devs hanedanına akraba olduğunu da belirtir. Sonra bunların Azerbaycan bölgesine geldiğini ve oradan da tekrar Kuzey Irak’a yerleştiklerini kaydeder. Aynı İbn Haldun Eyyubîler ve Memluklular için “Türk Devleti” tabirini kullanır[19]. Buradan anlaşılan Türkleşmiş bir Arap olabileceğidir.

5- İbn Haldun’un yanı sıra Zeki Velidi Togan da, bazı İslam Tarihi kaynaklarına, özellikle Aksarayî’nin eserine dayanarak Selahaddin Eyyubî’ nin soyunu, 758 yılında Basra’dan Azerbaycan’a sürgün edilen (nakledilen veya göçen), Yemen Araplarından Ravvad bin el-Müsenna el-Ezdi’nin soyuna dayandırır. Bu bağlamda naklettiği rivayete göre; bu aile Azerbaycan’daki Hezbaniyye Kürtleriyle karışmış, daha sonra da Kuzey Irak’a dönerek Selçukluların ve Zengilerin himayesine girmişlerdir. Buradan hareketle o, Eyyubîler’in önce Kürtleşmiş sonra da Türkleşmiş bir Arap sülalesinden olduğunu yazar[20].

6- Bazı Arapça kaynaklarda, Eyyubî ailesinin soy kütüğüyle ilgili kayıtlara ve şecerelere rastlanır. Her ne kadar Eyyubîler, Şazi’den öteye dedelerini bilmeseler de onlara Emevilere kadar, Hatta Hz. Âdem’e kadar uzanan şecereler de izafe etmektedir. Şecere uydurmak, uydurma hadislerde olduğu gibi eski bir Arap geleneğidir. Bu şecerelere kendini kaptıran Seyfülislam Tuğtekin’in oğlu Ebu’lFida İsmail, Yemen’de kendisi için el-Mehdi unvanı alır, halifelik elbisesi giyer ve soylarının Emevilere dayandığım iddia eder. Bunun üzerine amcası El-Melikü’lAdil Seyfeddin Ebubekr b. Eyyub’un: “Bu gibi gülünç şeyleri bırak asıl nesebine dön” diye mektup yazdığı, etrafındakilere de “İsmail yalan söylemiş, biz kesinlikle Emevilerden değiliz.” Dediği kaynaklarda zikredilir[21]. Ancak, asıl neseplerini belirtmez[22].

7- Yemen’den Basra’ya, Basra’dan Azerbaycan’a oradan da tekrar Kuzey Irak’a göç hikâyesi, bilimsel anlamda pek itibar edilecek bir olay değildir. Çünkü bu göçün sosyal ve siyasi sebepleri ortaya çıkarılamamıştır. Öte yandan yüzlerce yıl geriye giderek aile sicilini tespit etmek de pek mümkün değildir.

8- Ancak Emeviler’in zulmünden, Ehl-i Beyt’in Horasan, Harezm Maveraünnehr bölgelerine göç ettiği biliniyor. Hatta Arap fetihleri dolayısıyla bazı Arap kabilelerinin Kafkaslara, Horasan’a yerleştikleri, oralarda Arapça ve Farsça konuştukları tarihen sabit olan olaylardır. Ünlü gezgin ve coğrafyacı İstahrî’ye göre; Azerbaycan, Ermenistan ve Aran’da[23] Arapça ve Farsça konuşulduğunu Düvin/Devin/Debil ve Barda civarında ve çevresinde Ermenice ve Arran (=Aran) dili konuşulur şeklindeki kaydı önemlidir[24]. Aran dilini, Azeri araştırmacılar, TürkAlban (=Arnavut) dili olarak tespit etmişlerdir. Nitekim:

“Aran dili, tarihi Aran coğrafyasında konuşulan dildir. Aran dilinin eski Udi dili olduğunu iddia etmek için bazı sebepler vardır. Birçok uzmanın Aran dili ile Türk-Alban dilini kastettikleri belirtilmektedir. Uzmanlar bu fi kirlerini Arap araştırmacılarının IX-X. Yüzyıllarda bile Berde etrafında Aran dilinin yerli ahali tarafından korunması ile açıklıyorlar. Bu devirde ise Berdelilerin Türkler (bugünkü Azerbaycan Türklerinin ecdadları) olması gerçeği şüphe götürmüyor”.[25]

Görülüyor ki, Selahattin’in ailesinin geldiği bölgede konuşulan diller, Arapça, Farsça, Ermenice ve Aran (Türkçe-Alban) dilleri şeklinde sıralanabilir. İstahrî niye Kürtçe demiyor? Herhalde öyle bir dil konuşulmuyordu.

Türk Olduğunu İddia Edenlerin Görüşleri

1- Konuyu biraz önceye götürelim: Selçuklu Sultanının hizmetinde bulunan Atabeg’lerden Zengi, Bağdat Halifesinin askerlerini mağlup ederek ün kazanmış bir komutandır. Mezopotamya ve Suriye’de bir devlet kurar ve akabinde 1144 yılında o zaman Haçlıların elinde bulunan Halep Kontluğunu ele geçirir. Zengi, iki sene sonra vefat edince yerine oğlu Nurettin Zengi geçer. O vakitler Mısır’da Şii Fatimî devleti vardır ve eski gücünde olmadığından Haçlıların tehdidi altındadır. Fatimî iktidarının Başveziri olan Şâver, Nurettin Zengi’den yardım ister. Nurettin Zengi, Fatimî Halifesine yazdığı cevabi mektupta, kendisini değil ama yardıma Türkleri göndereceğini, onlara güvendiğini ve Frankların mızraklarına karşı koyabilecek gücün Türklerin oklarında olduğunu açıkça belirtir. Türklerden teşekkül etmiş bu ordunun komutanı Şirkuh’tur.

Şirkuh (anlamı dağ arslanı demektir), Selahattin’in öz amcasıdır ve kendisi de amcasıyla beraber ordunun başındadır. Uzun muharebelerden sonra Fatimî Şâver ölür yerine Şirkuh geçer, sonra Şirkuh da ölünce yerine Selahattin geçer ve böylece Mısır’da Eyyubî iktidarı başlamış olur. Şu halde Zengi’nin kendisinden yardım isteyen Şâver’a yazdığı mektupta “Türklerden bir ordu göndereceğini” söylemesi ve Selahattin’in amcasının emrinde Selahattin’i de göndermesi onun Türk olduğunun delilidir. Nitekim Selahattin devrindeki tarihçiler Mısır’ın, Yemen’in, Trablusgarp’ın ele geçirilmesini bir Oğuz hareketi olarak görürler. Amcası Esedüddin Şirkuh kumandasında Mısır’a giden 7000 civarındaki süvariden 6000’den fazlasının Türk olduğunu kaydederler[26].

2- Bütün tarihî kaynaklarda Eyyubî devleti için Arapça “ed-Devletü’l-etrâk” (Türklerin devleti) tabiri kullanılmaktadır. Sözgelimi o dönemin tarihçilerinden İbn Attar : “Fatimîlerden sonra Mısır’da saltanatın Türklerin eline geçtiğini” yazar. Eğer kurucuları Türk olmasaydı, ünlü tarihçi niye böyle bir tabir kullansın? Hatta Eyyubîlerden sonra kurulan Memluklular için de bu tabir kullanıla gelmiştir. Devletin ismi, onu kuranlarla alakalıdır. “Eyyubîleri bir Kürt devleti gibi gösterenler Türklere muhalif olan veya mutaassıp Kürt olan sonraki birkaç tarihçi ve bugün doğu milletlerini bölmek isteyen batılı bazı tarihçilerdir”[27].

3- Selahattin’in kurduğu Eyyubî devletinin dili Türkçedir. Kaldı ki Mısır’da halk Arapça konuşmaktadır. Türk olmayan bir sultanın kurduğu devletin dili niye Türkçe olsun ki.? Ahmet Ateş’in araştırmalarına göre, Selahattin’in sarayında yani Eyyubî sarayında Türkçe konuşulurdu[28]. Yapılan araştırmalara göre; hemen hemen bütün belgelerde Selahattin’in kurduğu Eyyubîler devletinde günlük hayatta, askerlikte, diplomaside, sanat ve edebiyatta bütün belgelerde Türklük ve Türk gelenekleri ve motifl erinin kullanıldığı açık açık görülmektedir.

4- O dönemde yaşamış şairler, şiirlerinde Selahattin’in ve ordusunun Türk olduğunu, onlarla İslam’ın güçlü ve saygın hale geldiğini anlatır. Bunlardan bazı örnekler verelim: Arap Şairi İbn Sena el-Mülk, Halep’in zaptı üzerine Selahattin’e sunduğu kasidede: “Arap milleti Türklerin devletiyle yükseldi, Ehl-i Salib’in davası Eyyupoğlu tarafından perişan edildi” mısralarıyla başlar. Ayrıca, Şair Arkale, Selahattin’in amcası Esedüddin Şirkuh’un H.562/ M. 1166-1167’de Mısır’a yürüdüğünde durumu anlatan şiirine şöyle başlıyor: “Ekûlu ve’l-Etrâk kad ezma’at Mısra ilâ harbi’l-E’ârîb..” Ben diyorum ki: Türkler Mısır üzerine yürüyerek Araplarla savaşmaya kesin kararlıdırlar...)[29].

5- Kadı Ebu Mehâsin, ikinci defa Mısır’dan başarısız dönüşünün üzerine halk arasında tekrar geleceği şayiası üzerine vezir Şâver korkarak Franklarla haberleşmeye giriştiğini beyan ederek Arapça: “Hatta beleğa Şâver zalike ve dahalehu’l-havfe ala bilâdi mine’l-etrâk” (Bu haber Şâver’e ulaşınca Türkler’in beldelerine istilasından korkuya kapıldı) demektedir[30].

6- Selahattin’in kendisini Türk hissettiğine dair bir örnek: Şair Saadet, Selahattin Mısır’a sahip olduğunda Mısır’a gelmiş ve Selahattin’i bir kasideyle övmüştür. Selahattin de ona bin dinar bağışlamıştır. O, Selahattin’in Mısır’dan hareket ederek, Frankların elinde bulunan Gazze’ yi ele geçirdiğini ve zaferle döndüğünü anlatırken de şöyle demektedir: “Selahattin öyle bir yiğit ki, süvariler ve piyadeleriyle Gazze’nin üzerine yürüdüğünde” diye başlayan şiirinde devamla “O, Gazze’nin etrafında Türklerden ibaret olan askerleriyle onları bozgun ve tahribe uğrattı. Türkler, Nubeliler gibi ahmak ve aşağı olmadıkları gibi Kıpti de değildiler” diyerek Selahattin ve ordusunun Türk olduğuna vurgu yapıyor[31].

7- Katip İmad (İmadaddin İsfehanî) Sultan Selahattin’in katına gelen elçileri şöyle anlatıyor: “Annesi tarafından kardeşinin oğlu olan Rükneddin Tuğrul bin Arslan bin Tuğrul bin Muhammed bin Melikşah’in elçisi Sultan’in katına geldi” diyerek Sultanın annesinin Selçukîlerden olduğunu vurgulamaktadır. Şehabeddin Muhammed bin Tokuş, Şam Selçukîleri’nin evlatlarından olduğu için o da Selahattin’in dayısıdır. Fark birinin nesep cihetinden diğerlerinden daha yakın olmasındadır[32].

8- Ugan, açıklayıcı notlarında: “...Sultan Selahattin’in Türklüğü alçaltan şeylere de tahammülü yoktu... “ diyerek Katip İmad’ın Haride’sinden örnekler verir. Şöyle ki. Sultan, Hamıs’ın dışarısında ordugâhını kurduğu esnada yanına şair Mühezzeb bin Es’ad gelir. Sultanı överek bir kaside söyler. Yanında bulunan Kadı Fazıl, Sultana: “Şiir Türkler nezdinde daima metruk kalmıştır diyen şair işte bu şairdir” dediği zaman, Sultan şairin sözünü yalanlamak ve yapıldığını ispatlamak için onu özellikle ödüllendirir. Ona hil’at ve tarla/arazi bağışlar. Sultan bu davranışıyla, Türklerin indinde şiirin metruk olmadığını ispat eder. Zira Şair Mühezzeb, Mısır Fatimî veziri Salih bin Zürayük’ü övdüğü kasidesinde Türklere “İhsan ve bağışlarını ümit ederek Türkleri mi öveyim? Hâlbuki şiir onlar nezdinde daima metruk kalmıştır” mısralarıyla dokundurmuştu. Buradan anlaşılıyor ki, Ugan’in da dediği gibi “Selahattin kendini Türk sayardı, (yani kendisini Türk hissederdi.) Türklüğe dokunan şeylere tahammülü yoktu”[33].

9- Selahattin’in kardeşlerinin isimleri şöyledir: Muhammed Ebu Bekir, Şemsuddevle Turanşah, Seyfülislam Tuğtekin ve Tâcülmülük Börü (Kurt)’dür. İsimlerin önüne bir lakap almak o zamanlar İslami bir gelenekti. Dolayısıyla Turanşah’ın lakabı Şemsuddevle (=Devlet güneşi), Tuğtekin’in lakabı Seyfülislam (= İslam’ın kılıcı), Börü’nün lakabı ise Tacülmüluk (Ülkelerin tacı)’dır. Şu halde asıl isimleri: Turanşah Tuğtekin ve Börü’dür. Bu isimlerin tamamı Türk isimleridir. Türk olmayan birisi çocuklarına niye bu isimleri koysun ki... bu isimler “Şerefname”de bile aynen kayıtlıdır.

10- Selahaddin’in annesi, Amine Hatun bin Onur, Şehabeddin Mahmut bin Tokuş’un kardeşidir. Türk’tür. Selahattin’in kız kardeşi Rabia Hatun, önce Saadettin Mesut bin Onur (Üner), sonra da Muzaff erüddin Gökbörü ile evlenmiştir. Her ikisi de Türk’tür. Gökbörü Türkçede Bozkurt demektir. Ağabeyi Şahinşah’ın eşinin adı Kutlukız Hatun idi. (Şeşen, 1987: s. 10). Selahattin’in kendi kızının adı Munise Hatun’dur[34]. Görüldüğü gibi, Selahattin’in hanımı, annesi, yengesi, kız kardeşinin ve kızının isimlerinin yanında “Hatun” tabiri yer almaktadır. Hanımların isimlerinin yanına Hatun(=katun) sözü ilave edilmesi Türklere has bir özelliktir. Bu eski bir Türk geleneğidir. Hatun sözcüğünün aslı Öztürkçede “katun” dur. Kadın sözcüğü buradan gelir[35].

11- Selahattin’in danışmanlarından Üsame bin Munkız’in hatıralarını içeren “Kitabü’l-ltibar” isimli bir kitap Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Yazarın asıl adı şu şekildedir: Müeyyedü’t-Devlet Ebu’l-Haris Üsame bin Mürşid bin Ali bin Munkız”. Kısaca “İbn Munkız” diye tanınır. İbn Munkız, Malazgirt Savaşı’ndan 24 yıl sonra, Haçlıların Kudüs’ü işgalinden 4 yıl önce Hama civarında Şayzer’de doğmuş, şair, edip bir tarihçidir ve 93 yıllık ömründe 20’den fazla eser yazmıştır. Selahattin Eyyubî ile birçok savaşlara katılmıştır. Yukarıda adı geçen kitabın 201. Sayfasında şöyle bir anısını nakleder:

“Bu arada Selahattin, buradaki kritik durumumuzu bildirmek üzere Atabek’e bir atlı gönderdi. Sonra, hızla bize doğru ilerleyen on kadar atlı gördük Arkalarındaki ordu da sürekli hareket halindeydi. Geldiklerinde, Atabeg’in komutasındaki öncüler olduğunu anladık Ordu da arkalarından gelecekti. Atabek,‘Ey Musa, mahvolmak için mi otuz atlıyla Şam kapısına kadar geldin! Ne acelen vardı’ diye Selahattin’i eleştirdi. Karşılıklı atıştılar. İkisi de Türkçe konuşuyordu. Bu yüzden söylediklerini anlayamadım.”[36]

Bu konuda değerli dostum merhum Necdet Sevinç’in şu sözlerine katılmamak elde değil: “Farsçanın siyaset, Arapça’nın bilim, eğitim ve din alanında tartışılmaz bir üstünlük kurduğu ve Türk dilini öğreten bir kurumun dahi bulunmadığı böyle bir devirde Selahattin Eyyubî’nin Türkçe konuşması, onun öz be öz Türk olduğunu gösteren en büyük delildir.”[37]

12- Selahattin’in yönettiği devlet Eyyubîler devleti; Selçuklu, ve Selçukluların bünyesinden temayüz etmiş olan Zengiler’in halefi ve kendilerinden sonra bölgede hüküm sürecek olan Memluklar’ın da selefi dir. Zira devlet teşkilatı değişmemiş, millet değişmemiş sadece hanedanlar değişmiştir. Her üç devletin bayrağı da açık sarı zemin üzerine doru kartaldır. Her üç devletin askeri ve siyasi kadroları da aynıdır.

Bu konuda Eyyubîler uzmanı değerli dostum Ramazan Şeşen’in de belirttiği gibi, devlet ve ordu teşkilatları Türk devletlerinde görülen devlet ve ordu teşkilatlarının aynıdır[38]. Hatta İbn Haldun, meşhur Mukaddime’sinde Eyyubîler ve Memluklar devletinin bir tek Türk devleti olduğunu kabul eder. Hatta, Selahattin devrinden beri Türklerin devletinde ilmin ve ilim adamlarının teşvik ve himaye gördüğünü, Kahire’nin dünyanın büyük ilim merkezlerinden biri haline geldiğini belirtir[39]. Bütün bunlara rağmen, birilerinin kalkıp da Eyyubî devleti için “Kürt devleti” demelerinin bilimsel ve tarihi hiçbir mesnedi yoktur. Ayrılıkçı bir tarih inşa etmek isteyenlerin mesnedi olmayan iddialarıdır.

13- Tarihi gerçeklere baktığımız zaman görürüz ki, Selahattin’in kurduğu devletin coğrafyası Mısır ve çevresidir. Burada halkın büyük bir çoğunluğu Arap’tır. Ordu ve idari zümre ise çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır. Zaten daha önce orada hep Türk hanedanlıkları vardı. Mesela Tolunoğulları (868-905) yılları arasında Mısır’da hüküm sürdüler. Yine Ihşidi hanedanlığı olarak bilinen ve Türk komutan Toğaçoğlu Muhammet Ebu Bekir tarafından kurulan hakimiyet (935-969) yılları arasında orada hüküm sürmüştür. Her iki hanedanlık Abbasilerin Türklere askeri alanda yer vermeleri sonucu ortaya çıkmıştır. Ihşidileri de şii Fatimîler 969’da yıkmışlar ama Fatimîleri de Türk komutan Selahaddin yıkmış ve Eyyubîleri kurmuştur. Onları da yıkan Türk Memluk Devletini kuran İzzettin Aybeg’dir. Bu zincirleme gelişme Mısır’da ahali her ne kadar Arap olsa da ordunun ve hanedanın hep Türkler’de kaldığının göstergesidir.

14- Türk devletlerinde en sık görülen özelliklerden biri, hiç şüphesiz “devlet, hanedanın ortak mülküdür” anlayışıdır. Bu sebeple Türk hükümdarlarının vefatından sonra ülke oğulları arasında pay edile gelmiştir. Bunları bazen hükümdarların kendileri de pay etmiştir. Dolayısıyla Selahattin de bu Türk geleneğine sadık kalarak, hayattayken büyük bir Türk-İslam devleti olan Eyyubî devleti hanedanlığını oğulları arasında paylaştırmıştır.

15- Öte yandan başkalarının “Arap kültürü” nün baskın oluşundan dolayı devleti Arap göstermelerinin de hiçbir mantığı yoktur. Çünkü kültürler arası sürekli bir alışveriş ve etkiler tarih boyunca söz konusu olagelmiştir. Roma imparatorluğuna Yunan kültürü hâkim olmuş, Orta Asya Türk devletlerinden Gaznelilere, Selçuklulara Fars kültürü hâkim olmuş, hatta devletin resmi dili bile Selçuklularda Farsça olmuştur. Tıpkı bunun gibi, Zengi, Eyyubî ve Memluklarda Müslüman olduklarından dolayı elbette Arap kültürünün izleri de olacaktır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Selahattin üzerindeki etkin kültür, daha ziyade Türkİslam kültürüdür.

Sonuç

Selahattin, ününü duyduğu ve eserlerini okuduğu Musullu yazar İbn Şeddâd’ı yanına çağırır ve onu yakın sırdaşı ve danışmanı yapar. İbn Şeddâd da ölene kadar onun yanında kalır, savaş ve anılarını yazar. Ayrıca Selahattin hakkında da müstakil bir kitap kaleme alır. Onu en yakından tanıyan İbn Şeddâd Selahattin’in Kürt ve Arap olduğundan hiç bahsetmediği gibi, onu herhangi bir soya veya şecereye de dayandırmaz.

Ancak diğer kaynaklar onu kendisinden sonra bir takım etnik unsurlara bağlamaya çalışmışlardır. Biz bu çalışmamızda onun biyolojik olarak bir ırka aidiyetini belirtmek istemiyoruz. Zaten böyle bir şey mümkün de değildir. Burada asıl olan Selahattin’in, babasının ve amcasının kısaca Eyyubi ailesinin Türk-İslam kültür ve geleneklerine göre yetiştiği, ordusunun ekseriyetinin Türklerden oluştuğu ve kurduğu devletin büyük bir Türk devleti olduğu, zamanında yaşamış şairlerin yüzüne karşı okuduğu şiirlerde Türklüğünü vurgulamış olması ve bundan dolayı kendilerini ödüllendirmiş bulunması, Türklüğü alçaltan hiçbir şeye tahammül edememesi, en azından kendini Türk hissettiğinin açık ve bariz kanıtıdır.

Farz edelim ki Selahattin etnik olarak Türk olmasa bile o, safkan Türküm diyenlerden çok daha Türk’tü. İnsanı insan yapan ve onun şahsiyetine şekil veren ırkı değil, aldığı terbiye ve içinde yaşadığı kültürdür. O Türk-İslam kültürü içinde kimliğini bulmuş ve Müslümanları Haçlıların boyunduruğundan kurtarmış muzaff er bir kumandandır. Onun Kürtlüğüne ve Araplığına dair ileri sürülen etnik iddialara bakıldığında yukarıda belirttiğimiz gibi, vefatından yıllar sonra belgelere göre değil de rivayetlere göre yazılmış ve birbirinden kopyalanarak gelen kaynaklarda görmekteyiz. Bunlara dayanarak isminin yanına el-Kürdî sıfatı yakıştırmak, bu büyük İslam kumandanını Türk milleti ve kültüründen ayrı tutmak isteyen art niyetli batılı bazı tarihçilerin ve bölücülerin bir tuzağından başka bir şey değildir.

İsmail Yakıt
Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü (E.)

Kaynaklar
Arslan, Ahmet, Ibn Haldun’un İlim ve Fikir Dünyası, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1987.
Batur, Ahsen, Kürdoloji Yalanları, Selenge Yayınlan, İstanbul 2011.
Hanbeli, Ahmet b. İbrahim, Şifâu’l-Kulûb fi Menâkıbı Beni Eyyub, Tahkik: Nâzım Reşid, Irak 1978.
İbn Haldun, Veliyuddin Ebu Zeyd Abdurrahman Mukaddime, Çev. Zakir Kadiri Ugan, Şark-İslam Klasikleri, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1986.
İbn Hallikan, Ebu’l-Abbas Şemseddin Ahmed, Vefeyâtu’l-Ayan ve Enbâu Ebnâi’z-Zaman, Dara Sâdır, Beyrut 1972.
İbn Khaldun, Valiyouddin, Discours Sur l’Histoire Üniverselle (Al-Muqaddima),(I-III), Traduction nouvelle, preface et Notes par Vincent Monteil, Sindbad, Paris 1967- 1968.
İbn Munkız, Usâme b. Munkız, Kitabu’l-İ’tibâr, Tercüme: Yusuf Ziya Cömert, (Philippe K. Hitti’nin İngilizce Tercümesinden) Ses Yayınlan, İstanbul 1992.
İbn Şeddâd, Bahaddin, En-Nevâdiru’s-Sultaniyye vel-Mehâsinu’l-Yusufi yye, Siretu Salahaddin, 2 Baskı, Kahire 1994.
İbn Vâsıl, Cemaleddin Muhammed, Muferricu’l-Kulûb fi Ahbâri Beni Eyyub, (I-V), Kahire, 1954
İbnü’l-Esîr, İzzeddin Ebu’l-Hasan, El-Kâmil fi ’t-Tarih, (I-XI), Daru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrouth 2003.
İstahrî, Ebu İshak İbrahim, Mesâliku’l-Memâlik, MJ. de Goeje neşri, L.-Batavorum 1927.
Kaşgarlı, Mahmut, Divanu Lügati’t-Türk, Tercüme: Besim Atalay, TDK, Yay., 3. Baskı, Ankara 1992.
Kuşçu, Ayşe Dudu, Eyyubî Devleti Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2013.
Makrizî, Takiyüddin Ahmet, Kitâbu’s-Sulûk li-Ma’rifeti Düveli’l- Mulük, Nşr: Muhammet Mustafa Ziyâde, Kahire 1956.
Minorsky, Vladimir, The Prehistory of Saladin, Studies in Caucasian History, Cambridge University Press, 1957.
Orkun, H. Namık, Eski Türk Yazıtları, Ankara, 1994.
Özdemir, Ali Rıza, Kürtler ve Türklük, Kripto Yay., Ankara, 2009.
QeybuUahayev, Qiyaseddin, Azerbaycan Türklerinin Teşekkül Tarihinden, Bakı, 1994.
Sevinç, Necdet, Selahaddin Eyyubî Türk’tür, Yeniçağ, 5-12 Ekim, 2004.
Şeşen, Ramazan, Selahaddin Eyyûbi, Maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. 36 /337-340, İstanbul 2009.
Şeşen, Ramazan, Salahaddin Eyyûbî ve Devlet, Çağ Yayınları, İstanbul 1987.
Togan, Zeki, Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul 1983.
Turki, Abdulmacid, De Quelques Affi nités Culturelles Tuniso-Turques, Estrato Delia Rivista “Alifba”, 2, 4, Gennaio-Giugno 1985.
www. tarihtendersler.com. erişim tar. 25.01.2017 Kürt Tarihi Nasıl Uyduruldu?
Dipnotlar
Ramazan Şeşen, “Selahaddin Eyyûbî” Diyanet İslam Ansiklopedisi, C. 36, s. 337
Şeşen, a.g.m., s. 337
Şeşen, a.g.m., s. 337 vd.
İbn Haldun’un bu görüşleri için bkz. Ahmet Arslan, İbn Haldun’un İlim ve Fikir Dünyası, Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1987, s. 51 vd.
İbn Hallikan, Vefeyâtu’1-Ayan ve Enbâu Ebnâi’z-Zaman, Dâru Sâdır, Beyrut 1972, C. VII, s. 139
İbnu’l- Esir, El-Kâmil fı’t-Tarih, Dara’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut 2003, C. X, s. 16.
Ahsen Batur, Kürdoloji Yalanları, Selenge yayınları, İstanbul 2011, s. 382.
Çöğen, At üstünde sopayla yerdeki topa vurarak oynanan bir Türk oyunudur. Farsça çevgan denir. Bugünkü bir nevi polo oyunu gibidir.
İbn Şeddâd, En-Nevâdiru’s-Sultaniyye ve’l-Mehâsinu’l- Yusufıyye, Siretu Salahaddin, 2. Baskı, Kahire, 1994, s. 32 vd.
Batur, a.g.e., s. 382
Batur, a.g.e., s. 375.
İbn Hallikan, a.g.e., C. VII, s. 139
Şeşen, a.g.e., s.11
Vladimir Minorsky, “The Prehistory of Saladin” in Caucasian History, Cambridge University Press, Usa, 1957, s. 125
Krş. www. tarihtendersler.com. erişim tar. 25.01.2017
İbn Vâsıl, Muferricu’l-Kulûb fî Ahbâri Beni Eyyûb, Kahire, 1954, C. I, s. 6; Krş. Batur, a.g.e., s. 377.
Bkz. Fevâidü’1-Celiyye..’den naklen tere. A. Batur, a.g.e., s. 379.
Bkz. İbn Ebu Tayyib’den naklen, A. Batur, a.g.e., s. 379.
İbn Haldun, Mukadime, çev., Zakir Kadiri Ugan, Şark-İslâm Klasikleri, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1986, C. II, s. 622 vd. Mütercimin notu).
Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul 1983, s. 179.
İbn Hallikan, a.g.e., C. VII, s. 140; Makrizî, Kitâbu’s-Sulûk li Ma’rifeti Düveli’l-Mulûk, Nşr. Muhamed Mustafa Ziyade, Kahire 1956, s. 42; Hanbeli, Şifâu’l-Kulûb fi Menâkıbı Beni Eyyub, Tahkik: Nazım Reşid, Irak 1978 s. 174.
Batur, a.g.e., s. 386.
Kaynaklarda geçen “Erran” ı Ermenistan’ın başkenti Erivan olarak gösterenler de vardır. Bize göre Arran=Aran’dır. Aran da Azerbaycan’da bir bölge adıdır.
İstahrî, Mesâliku’l-Memâlik, M.J. de Goeje neşri, L.- Batavorum 1927, s. 6; Batur, a.g.e., s. 382
Qiyaseddin Qeybullahayev, Azerbaycan Türklerinin Teşekkül Tarihinden, Bakı 1993, s. 26
Şeşen, Salahaddin Eyyubî ve Devlet, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s. 10.
Şeşen, a.g.e., s. 10-11.
Ali Rıza Özdemir, Kürtler ve Türklük, Kripto yayınları, Ankara 2009, s. 271.
Merhum Kadiri Ugan’ın bu notları için bkz. İbn Haldun a.g.e., C. II, s. 625.
İbn Haldun, a.g.e., C. II, s. 625 vd.
Bkz. İbn Haldun, a.g.e., C. II, s. 625 vd.
İbn Haldun, a.g.e., C. II, s. 627.
İbn Haldun, a.g.e., C. II, s. 628-629.
Ayşe Dudu Kuşçu, Eyyubî Devleti Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013, s. 41.
Bkz. Kaşgarlı, Mahmut, Divanu Lügati’t-Türk, Tercüme: Besim Atalay, TDK yayınları, 3. Baskı, Ankara 1992, C. I, s. 138, 376, 410, C. II, 20, 240; Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1994, s. 34, 183.
İbn Munkız, Kitâbu’l-İ’tibâr, Tercüme: Yusuf Ziya Cömert, sese Yayınları, İstanbul 1992, s. 201.
Necdet Sevinç, “Selahaddin Eyyubî Türk’tür”, Yeniçağ, 5-12 Ekim, İstanbul 2004.
Şeşen, a.g.e., s. 10.
Ayrıca bkz. Abdulmacid Turkî, “De Quelques Affınités Culturelles Tuniso-Turques, Estrato dela Rivista” Alifba, Gennaio-Giugno1985, s. 4

Kaynak: Türk Tarih Kurumu. 2024]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/selahattin-eyyub-nin-nesebi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/selahattin-eyyub-nin-nesebi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/selahattin-eyyub-nin-nesebi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/selahattin-eyyub-nin-nesebi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/selahattin-eyyub-nin-nesebi/4050/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 20:01:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Allah'ın adı ile Aldatılmayın</title>
			<description><![CDATA[Dünyada bilhassa Müslümanların yaşadığı ülkelerde Devleti Aliye'nin yıkılması ile Başsız kalan ülkeler İslami söylemlerle yönetilmeye devam ediliyor Fakat eğitimden Ticarete sanata Bilime Endüstriye, İslam öncelikli sosyal hayat kurallarından bi haber yaşadıklarını görüyoruz. Aldanmamızın temelinde Namaz Oruç Tesettür  gibi ibadetler kullanılarak Müslümanlar aldatılıyor ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Fatır Suresi, 5. ayet: Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. 
****************
“Verilen söz sorumluluk gerektirir.” (İsra, 17/34)
****************
“Kişinin namazına, orucuna bakmayın; konuştuğunda, doğru konuşup konuşmadığına, kendisine emniyet edildiğinde, güvenilirliğini ortaya koyup koymadığına; dünya kendisine güldüğünde, takvayı elden bırakıp bırakmadığına (menfaat anındaki tavrına) bakıp öyle değerlendirin.” (Kenzul-Ummal, h. no: 8435)
****************
“Kişinin namazı, orucu sizi aldatmasın. 
Dileyen oruç tutar, dileyen  namaz kılar. 
Fakat güvenilir olmayanın dini de olmaz.” (Kenzul-Ummal, h. no: 8436)

İslam Temizlik ve Güzel ahlaktır
Yalan ile İman aynı kalpte bulunmaz
 
Peygamber Efendimizin bizzat yaşayarak, uygulayarak çizdiği bu ahlaki tablo, hiç şüphesiz İslâm ahlâki hakkında bir fikir vermektedir.


	Kendisi için istediğini başkası için de istemek, kendisi için arzulamadığını başkaları için de arzulamamak,
	Olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak,
	Küçüklere sevgi büyüklere saygı,
	Affetmek, hoşgörülü davranmak, başkalarının kusurlarını araştırmamak,
	Öfkeye hakim olmak,
	Sözünde durmak, ahde vefa göstermek,
	Doğruluk ve dürüstlükten zerrece taviz vermemek,
	Güvenilir olmak,
	Kibirden gururdan sakınmak mütevazî olmak,
	Cimrilikten, tamahtan uzak durmak,cömert olmak,
	Her hususta sabırlı olmak,
	Asla adaletten ayrılmamak,
	Maddi ve manevi temizliğe riayet etmek,
	Allah’ın kendisine verdiği sağlığına ve sıhhatine çok dikkat etmek,
	Boş vakitlerini hayırlı işlerde değerlendirmek,


Ve benzeri yüzlerce muazzam ahlâkî prensibe özenle yer veren İslâm ahlakını her yönüyle tanımak için bu konuyu geniş olarak inceleyen eserlere müracaat etmek gerekmektedir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/allah-in-adi-ile-aldatilmayin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/allah-in-adi-ile-aldatilmayin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/allah-in-adi-ile-aldatilmayin_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/allah-in-adi-ile-aldatilmayin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/allahin-adi-ile-aldatilmayin/4049/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Sep 2024 14:23:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>AGD Petrol satışını durdurun dedi</title>
			<description><![CDATA[Adana Cehan'da Anadolu Gençlik Derneğinin düzenlediği yürüyüş ve protesto eylemlerinde Konuşmacılar hükümete   ''Vanaları Kapat, Yaraları Kapat!'' dedi.
************

“Ey iman edenler! Sizden hayra davet eden, iyiliği emredip, kötülükten nehye den bir cemaat olsun.” : Âl-i İmrân, 103

Aşağıda protesto Eylemi Özel Yayını izleyiniz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Anadolu Gençlik Derneği (AGD) öncülüğünde binlerce vatandaş Adana’da bir araya geldi. Gerçekleştirilen eylemde Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Siyonist katil İsrail’e aktarılan petrolün durması için Adana’nın Ceyhan ilçesinde bir araya gelen kalabalık, iktidara seslendi.

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) öncülüğünde binlerce vatandaş Adana’da bir araya geldi. “Vanaları Kapat, Yaraları Kapat” başlığı ile gerçekleştirilen eylemde, Bakû-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Siyonist katil İsrail’e aktarılan petrolün durması için çağrıda bulunuldu. Eylem kapsamında Adana’nın Ceyhan ilçesinde bir araya gelen kalabalık, iktidara seslendi.

TEMSİLİ KEFENLER DENİZE BIRAKILDI
Eylem öncesinde Siyonist İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği katliamlarda şehit olan çocukları temsilen denize kefen bırakıldı. Eylem Muhammed Enes Kıranşal’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından başladı.

ÇALIŞKAN: “YETKİLİLERE SESLENİYORUZ, BU YAKITI DURDURUN”
Filistin’de bir yıla yakın bir süredir katliamın sürdüğünü ifade eden Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan, İslam ülkelerinin tüm gücüne rağmen harekete geçmediğini belirterek, “Bugün bu alanda çok vicdan yarası bir husus için toplandık. Bir yıla yakın bir süredir Filistin’de katliamlar sürüyor. 57 tane İslam ülkesinin ise İHA’ları, SİHA’ları var ama tarihin en zayıf zamanlarından birini yaşıyoruz. Bu soykırımlar İslam dünyasının destekleri ile yaşanıyor. Katil Siyonist işbirlikçi İsrail’e hava sahalarını kapatsalar, deniz sahalarını kapatsalar o katiller nefes bile alamazlar. Bu alandan üzülerek ifade etmeliyiz ki iki devlet tek millet dediğimiz Azerbaycan petrolleri bu limanlardan İsrail’e gönderiliyor. Gidiyor da ne oluyor o katillerin tanklarının, uçaklarının yakıtlarına kullanılıyor. Ne acı ki protestolar bile belli kitleler tarafından yapılıyor. Onu bile kamulaştırdılar. Biz bugün şunu görüyoruz ki önce ticareti inkâr ettiler, sonra dediler ki Filistin’e gidiyor. Gördük ki geçen ay sanki Filistin’e mücevher, porselen gitmiş. Bu İncirlik Üssü, Kürecik faaliyetleri kapatılmadığı sürece, giden yakıt durdurulmadığı sürece katliam sürecek. Yetkililere sesleniyoruz, bu yakıtı durdurun. Bu arkadaşların yaptığı ilk değil. Geçmişte de masa üzerinde karşı gibiydiler, altında ise ticareti sürdürdüler” dedi.
 


TURHAN: “GAZZE SADECE BİR TOPRAK, BİR IRK MÜCADELESİ DEĞİL”
Gazze’de ki mücadelenin önümüzdeki günlerde 1 yılını dolduracağını ifade eden Anadolu Gençlik Derneği (AGD) ve Milli Gençlik Vakfı (MGV) Genel Başkanı Salih Turhan, Gazze’de 50 bine yakın şehidin olduğunu kaydederek, “Biz Müslümanlar oradaki kardeşlerimize sahip çıkmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Birileri diyor ki Filistin meselesi Arapların meselesi, niçin bu konuyu gündemde tutuyorsunuz diyorlar. Gazze’deki mücadele bir toprak, bir ırk meselesi değil, ben Müslümanım diyen insanların kıblegâh, miraç mücadelesi. Biz nasıl olur da bu mücadeleyi bir ırkın mücadelesi olarak görebiliriz. Şu anda biz Ceyhan sınırı içerisindeyiz buradan Gazze 630 kilometre, İstanbul 900 kilometre. Yani Gazze bize kalbimizle de, coğrafi olarak da uzak değil” ifadelerini kullandı.

TEMSİLİ KEFENLER DENİZE BIRAKILDI


TURHAN: “HÜKÜMETTEKİLER VANALARI KESMEK ZORUNDA”
Azerbaycan’dan gelen petrolün Türkiye üzerinden İsrail’e taşındığını ifade eden Turhan, İsrail’e giden yakıtın yüzde 40’ının Türkiye’den gittiğini belirterek, “Bizi hükümetten farklı kılan şey biz gücümüz yettiğince yapmamız gerekeni yaparız. Ancak hükümettekiler bu noktada vanayı kesmek zorunda çünkü iman, inancımız, Gazze’deki yetim bunu ister. Allah aşkına vanaları kapatın. Zulüm başladığı ilk günlerde ticareti kesin dedik aslında ticaret yok denildi, kısmi kesiyoruz dediler. Daha sonra ticareti kestik dediler. Bakın bu mesele kayıtlı. Biz Milli Görüş mensupları 55 yıldır, Erbakan Hoca’mızdan öğrendiğimiz, Siyonist İsrail’in bez parçasında iki mavi çizgi var bu çizgiler Nil ve Fırat nehirleri arasıdır. Bu iki sınırı kendilerinin olduğuna inanıyorlar bunu Erbakan Hoca defalarca anlattı. Biz burada bizim topraklarımıza gelmesinler diye mücadele ediyoruz” diye konuştu.


ÇAĞRICI: “KAPATMAZSANIZ YARIN DAHA BÜYÜK EYLEMLER YAPACAĞIMIZI İLAN EDİYORUZ”
İktidara çağrıda bulunan Saadet Partisi Gençlik Kolları Başkanı Ömer Faruk Çağrıcı, vanaların kapatılmaması durumunda samimiyetlerine inanmayacaklarını ifade ederek, “Buradan Filistin’deki çocukları katleden tankların, uçakların yakıtlarını gönderenlere sus pus olanlara karşı olmak için buradayız ve buradan diyoruz ki vanalar kapatılmadan sizin İsrail karşısında durduğunuza inanmıyoruz. Vanaları kapatmazsanız yarın daha büyük eylemler yapacağımızı ilan ediyoruz. Bizler bu duruşumuz ile Gazzeli mücahitlerin başlattığı Aksa Tufanı yeni bir dünyanın ilanı olmuştur” dedi.




Kaynak alıntı Mehmet Fahri Özkan  MİLLİ GAZETE: ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/agd-petrol-satisini-durdurun-dedi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/agd-petrol-satisini-durdurun-dedi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/agd-petrol-satisini-durdurun-dedi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/09/agd-petrol-satisini-durdurun-dedi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/agd-petrol-satisini-durdurun-dedi/4048/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Sep 2024 00:59:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dünyada ne kadar yaşıyoruz</title>
			<description><![CDATA[İnsanlık nasıl bir evrende yaşıyor, Evrene kıyasla insan ömrü ne kadar? Dünyada İnsanlığın ömrü ne kadar?
EVRENİ TANIDIĞINIZDA DÜNYA HAYATININ HİÇ BİR ŞEY OLMADIĞINI GÖRECEK BU DÜZENLİ DEVASA ALEMİ YARATAN ALLAHA OLAN SAYGINIZ SECDE İLE YÜCELİKLERE ULAŞACAKTIR 
 Dünyamız Güneşin yörüngesinde 365 gün olan bir yılda bir tur dönüyor, Güneşimiz Samanyolu galaksi içindeki bir turunu 225-250 milyon yılda bir tamamladığını biliyormusunuz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HERGÜN GÖKYÜZÜNE HAYRANLIKLA BAKIYORSUNUZ
DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ BU YILDIZLAR DÜNYAMIZA NE KADAR UZAK, BİZE ULAŞAN IŞIKLARI KAÇ YIL EVVEL YOLA ÇIKMIŞ BU GÜN BİZE ULAŞMIŞ?

Güneşimizin Samanyolu içindeki bir yılını 235 milyon Dünya yılında tamamladığını düşürseniz Aklınız durma noktasına gelir.

Asronomi bilgisi sahibi olmanız sizi Allahın varlığına götürür İnsan hayatının zamanlama olarak hiçbir anlamı olmadığını anlarsınız.
Bu kadar kısa bir hayat için Allaha isyan etmek, İtaatsizlik etmek Akla uygun mu?
***********************
Mü'minûn Suresi - 112-113114 . Ayet Tefsiri
﴾112﴿ Allah, “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
﴾113﴿ “Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor” derler.
﴾114﴿ Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!”
*********************
NASA'dan yapılan açıklamaya göre, “gözlemlenebilen” evrende şu ana dek düşünülenden 10 kat daha fazla galaksi bulunuyor. Astronomical Journal'da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, evrende 2 trilyon galaksi bulunuyor.

Güneş'in Samanyolu galaksisinin merkezinin etrafında bir dönüşünü yaklaşık 225-250 milyon ışık yılda bir tamamladığı ve merkeze göre yaklaşık 24.000 ila 28.000 ışık yılı mesafede 828.000 km/s hızda hareket etmekte olduğu bir yörüngesi vardır.

Samanyolu Yaklaşık 200 milyar yıldız içermekte olup kütlesi Güneş'inkinin yaklaşık 600 milyar mislidir. Samanyolu Galaksisi 4 kısımda ele alınır: Karın, ince teker, kalın teker, hale. Disk çapı yaklaşık olarak yüz bin ışık yılıdır. İçerdiği 200 milyar yıldızın büyük çoğunluğu, diskin merkezinde toplanmıştır.

SONUÇ: KURANDAN MUCİZEVİ BİR AYET
Meâric Suresi - 4 . Ayet Tefsiri: Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.

Açıklama; İnsan anarahminde yaratılıp 4 ay 10 günlük olduğunda berzah aleminden Allahın dilediği bir Ruh Melekler tarafından getirilip Bebeğin göğsüne konur, Ceset artık bilinçlidir, Üç karanlık (Rahim zarı) içinde yaşamına devam eder. Dış Dünyadaki olaylardan etkilenir, Annenin ruh hali davranışları Beslenmesi cenini etkiler ve sonuçta doğum olur. 
Allah'ın takdir ettiği ömür bitince Melek (Azrail Diyoruz) tekrar gelir, Kişinin göğsündeki Ruhu alarak tekrar berzah alemine götürür.
Ruhun bu Gidiş- Geliş Süreleri kainat ölçüsünde "Mearic 4"te Allahın buyurduğu gibi Dünyamıza göre 50 bin yıl, evren bazında bir gün sürmektedir. 

Bu bir gün Dünyamızdaki Gün ile mukayese edildiğinde evet "50 Bin yıl" a tekabul ediyor. Bunu bölmeye başladığınızda Dünyada 100 yıl yaşayan kişi Evren takvimine göre 2,5 saniye yaşamış oluyor.
Dünya hayatı işte böyle kıymetsiz ve Ebedi yaşayacağımız ahrete göre yok hükmündedir.
insanlık bunu anladığında, Dünya için ahret hayatından hiçbir şeyi Dünyaya tercih etmeyecektir.

Biz Dünyanın kendi etrafında dönüşüne bir gün, Güneşin etrafında dönmesine Bir yıl diyoruz. 
Evren Güneş sisteminden ibaret değil ki!
Güneşimiz samanyolu galaksisi içindeki bir turunu 230 milyon "Işık Yılında" tamamlıyor. Samanyolu henüz bilemediğimiz 2 trilyon galaksi içindeki bir turunu ne kadar bir zamanda tamamladığını biliyormuyuz?

Kısacası İnsan için Dünya hayatı yok denecek kadar kısa bir zaman birimidir. Ve kainatta şuursuz hiçbirşey yoktur, Herşey bir kanuna göre varlığını sürdürmektedir.

Bana soracak olursanız  sanıyorum Allah indinde gerçek evren takvimine göre kainat henüz bir gününü tamamlamadı, evren ölçüsünde bu bir gününü tamamlamadan kıyamet kopacağını sanıyorum.

Değermi Nefsine uymuş, Şeytana aldanmış olarak Allaha isyan ederek  2-3 saniye sürecek bir hayatı tercih etmenin bir anlamı var mı?

DİPNOT:
Her gece gökyüzüne hayranlık ve merakla bakıyorsunuz, Hiç Düşünüyormusunuz acaba ? Bu yaşadığımız an gökyüzündeki bu yıldızların çoğunluğunun şu an yok olduğunu?,
Bu gün bize ulaşan galaksi ışıklarının çoğunluğunun milyonlarca yıl evvel yola çıktığını ve bu gün bize ulaştığını?

Mesela: Bize ulaşan güneş ışığı 8 dakika önce güneşten ayrıldı
Güneşimize en yakın yıldız proksima Centaru 4,5 ışık yılı uzağımızda ve bu gün bize ulaşan ışığı 4,5 yaşında.
Samanyoluna en yakın galaksi Andromeda 2 milyon ışık yılı uzağımızda ve bize bugün ulaşan ışığı iki milyon yıl yaşında 

Andromeda galaksisi bu gün karadeliğe dönüşse ışığı iki milyon yıl gelmeye devam edecektir. Belkide kara deliğe dönüştü bu gün mevcut yerinde yoktur


İslam ışığında Benim inancım 1450 yıl önce son ahirzaman paygamberi Hz. Muhammed'e As. Kurandan Vahiy gelmeye başladı. Yani ahir zaman başladı.

Bilimcilerin beyanı, Binbang ile genişlemeye devam eden evren genişlemesini 1450 yıl evvet bitirdi ve şimde gerisin geriye toplanıyor, Elbetteki toplanması daha hızlı olacaktır. Bilim insanları evrendeki hareketlerin son yıllarda dahada hızlandığı şeklinde buluşlar açıklıyor, Bu hızın yönünü bilmeleri mümkünse mutlaka beni doğrulayacaklardır. 
ismi üstünde ahir zamanda yaşıyoruz, Allah kuranda  sonuçta  Yeryüzünün Yıldızların galaksilerin tekrar birleşeceğini bir bütün olacağını bize haber veriyor.

Tekvîr Suresi - 1- 14 Ayet Tefsiri
﴾1﴿ Güneş dürülüp karardığında;
﴾2﴿ Yıldızlar dökülüp söndüğünde;
﴾3﴿ Dağlar sökülüp yürütüldüğünde;
﴾4﴿ Doğuracak develer başı boş bırakıldığında;
﴾5﴿ Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiğinde;
﴾6﴿ Denizler kaynatıldığında;
﴾7﴿ İnsanlar (amelleriyle) eşleştirilip (buna göre) şekillendirildiğinde;
﴾8-9﴿ Diri diri gömülen kıza hangi suçundan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda;
﴾10﴿ Defterler ortaya serildiğinde;
﴾11﴿ Gökyüzü sıyrılıp açıldığında;
﴾12﴿ Cehennem ateşi harlatıldığında;
﴾13﴿ Cennet yaklaştırıldığında;
﴾14﴿ Kişi neler yaptığını öğrenmiş olacaktır.
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/dunyada-ne-kadar-yasiyoruz_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/dunyada-ne-kadar-yasiyoruz_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/dunyada-ne-kadar-yasiyoruz_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/dunyada-ne-kadar-yasiyoruz_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/dunyada-ne-kadar-yasiyoruz/4045/</link>
			<pubDate>Sun, 25 Aug 2024 23:13:41 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>ONLARA OF' BİLE DEME</title>
			<description><![CDATA[1 EKİM YAŞLILAR GÜNÜ
ONLARA ÖF BİLE DEME
BÜTÜN ZAMANLARIN MAZLUMLARI
İnsanın Merhameti Çocuklara, Kadınlara ve Yaşlılara Olmalıdır...
HASTAHANE KORİDORLARINDA ÇARESİZ YAŞLILARIN AHI İNDİRİR ŞAHI]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[HAYATI YARATAN ALLAH CC. UYARIYOR, DUYMUYORSAN SEN DÜŞÜN, YARIN SENDE BURADA OLACAKSIN
İsrâ Suresi - 23-24  Ayet Tefsiri
﴾23﴿ Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle.

﴾24﴿ Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et.


Dünya yaşlı nüfusunun giderek arttığı günümüzde gerek sağlık gerekse sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, hak ettikleri değerin ve saygının gösterilmesini vurgulamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 1990 yılından beri 1 Ekim tarihi Dünya Yaşlılar Günü olarak ilan edilmiştir.


Doğum oranlarının azalması ve sağlık alanında yaşanan gelişmelere bağlı olarak ölüm oranlarının düşmesiyle birlikte dünya, küresel olarak demografik dönüşüm sürecine girmiştir. Nüfusun yaşlanma hızı dünya genelinde hiç olmadığı kadar artmış ve doğuşta beklenen yaşam süresi 71.7 yıla kadar uzamıştır. Günümüzde insanlar daha uzun süre yaşamakta ve yaşlıların toplam nüfus içindeki payı ve sayısı giderek artmaktadır. Bu durum, devletlerin istihdam, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri gibi çok çeşitli alanlarda politikalar oluştururken yaşlı haklarını gözetmesini gerektirmektedir.

Yaşlanma olgusu ve yaşlı hakları, nüfus artış hızının azalmasıyla birlikte Türkiye’de de sıklıkla gündeme gelmektedir. Küresel eğilimlere koşut olarak Türkiye’de de yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarına göre daha hızlı artış göstermektedir. Ülkemizde yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2022 yılında %9,9’a yükselmiştir. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030 yılında %12,9, 2040 yılında %16,3, 2060 yılında %22,6 ve 2080 yılında ise %25,6 olacağı öngörülmektedir (TÜİK, 2022).

Yaşlı bireyler, toplumsal hayata tam ve etkin katılımda ve temel hak ve özgürlüklere erişimde toplumun geri kalanına kıyasla dezavantajlı bir konumda olabilmektedir. Ayrıca yaşlılar, yaşlanma ve yaşlılığa ilişkin kalıp yargılara bağlı olarak bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmaksızın yalnızca yaşları nedeniyle yaşlı ayrımcılığına da maruz kalabilmektedir. Bu nedenle artan yaşlı nüfusun güvenlik, sağlık ve esenlik içerisinde yaşamlarını sürdürebilmesi ve temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi için yaşlıların karşılaştıkları zorlukların ve her düzeydeki ihtiyaçlarının hak temelli bir çerçevede ele alınması gerekmektedir. Bununla beraber, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2021-2030 yılları arasındaki dönem “Sağlıklı Yaşlanma On Yılı” olarak ilan edilmişse de yaşlı bireylerin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi haklarını münhasıran düzenleyen ve karşılaşılan sorunların çözülmesini kolaylaştıracak bir uluslararası sözleşme bulunmamaktadır.

Temel misyonu insan onurunu temel alarak kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi olan Kurumumuz; yaşlı haklarını bir bütün olarak ele alan, bu konudaki hakları, yetkileri ve sorumlulukları ortaya koyan bir Uluslararası Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin kabul edilmesi ve her türlü ön yargının ve ayrımcılığın son bulduğu bir dünya temennisiyle 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nü kutlamaktadır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
---------------------------
Dünya yaşlı nüfusunun giderek arttığı günümüzde gerek sağlık gerekse sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, hak ettikleri değerin ve saygının gösterilmesini vurgulamak amacıyla Birleşmiş Milletler tarafından 1990 yılından beri 1 Ekim tarihi Dünya Yaşlılar Günü olarak ilan edilmiştir.

Doğurganlık oranları düşmeye ve ortalama yaşam süresi yükselmeye devam ettiği sürece yaşlılarımızın sayısı ilerleyen yıllarda istikrarlı şekilde artacaktır. Günümüzde dünya yaşlı nüfusun 780 milyona yaklaştığı tahmin edilmektedir. 65 yaş üstü bireylerin dünya genelinde 2050 yılında 1,5 milyarı ulaşması ve nüfusun yüzde 22'sini oluşturması beklenmektedir. Yaşlı nüfusa doğru evrilen ülkemizde de nüfus projeksiyonlarına göre bu oranın artması kaçınılmazdır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de yaşlı nüfus son beş yılda yüzde 24 artarak 2021 yılında 8 milyon 245 bine ulaştığı, toplam nüfus içindeki oranının ise yüzde 9,7 olduğu saptanmıştır.  Bu oranın 2025 yılında yüzde 11, 2040 yılında yüzde 16,3 olması beklenmektedir. En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke sırasıyla yüzde 34,3 ile Monako, yüzde 28,8 ile Japonya ve yüzde 22,8 ile İtalya’dır. Türkiye ise dünya genelinde 66. sırada yer almaktadır. Türkiye'de 65 yaşına ulaşan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18 yıla yükselmiştir. İnternet kullanan yaşlı bireylerin oranı son beş yılda yaklaşık 5 kat artmıştır. Türkiye'de her 5 yaşlıdan biri tek başına yaşamaktadır. Yaklaşık her 4 haneden birinde en az bir yaşlı birey bulunmaktadır.  Ülkemizde yaşlılarımız için gerek sağlık hizmeti veren geriatri merkezlerinin gerekse huzurevlerinin sayısı giderek artmaktadır.

Yaşlılık yaşamın bir süreci olmakla birlikte, diğer tüm organ sistemlerinde olduğu gibi solunum sisteminde de birçok biyolojik ve fizyolojik değişiklik ortaya çıkmaktadır. Solunum fonksiyon parametrelerinde ve solunum kas gücünde azalma beklenen durumlardır. Yaş ilerledikçe doğal ve kazanılmış immün yanıt değişir, immün sistemin fonksiyonları azalır. Enfeksiyon, malignite ve otoimmüniteye duyarlılık artar, aşıya yanıt düşer ve yara iyileşmesi bozulur. Belirli moleküler ve hücresel değişiklikler de ortaya çıkmaktadır. Kısalmış telomerler, artmış DNA hasarı, oksidatif stres, kök hücrelerdeki bozukluklar bu değişikliklerden bazılarıdır. Çevresel maruziyetler de akciğerlerde hasarını arttırmaktadır.

Yaşlı hastaya yapılacak tüm tedavilerde çok daha özenli ve dikkatli olunmalıdır. Artan yaşlı nüfusun solunum sistemi de dahil tüm sistem hastalıklarına cevap verebilecek yeni hizmet modellerinin geliştirilmesi, yaşlı bireyin yakınlarının geriatrik hastayla yaşama konusunda eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, danışmanlık ve destek hizmetleri artırılmasına ihtiyaç vardır.
Yaşlanmayla birlikte meydana gelen fiziksel değişikliklerin sonucu olarak akut ve kronik hastalıkların ortaya çıkması, bireysellikleri, özgüvenleri ve bağımsızlıklarının azalması hayatlarında kısıtlamalara neden olmaktadır.  Yaşın ilerlemesine engel olmak mümkün değildir, ancak sağlıklı yaşlanma için gereken özenin gösterilmesi gereklidir. Toplumsal ve kültürel unsurlarımızı geçmişten geleceğe taşıyan yaşlılarımız için elbette ki biz hekimlerin hedefi sağlıklı yaşlanmaları, yaşlanma ile ortaya çıkabilecek olan önemli sağlık sorunlarından başarılı şekilde korunmalarını sağlamaktır. 

Mustafa Kemal Atatürk’ ün ‘Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Mazide muktedirken bütün kudretiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur’ sözlerini de hatırlayarak, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği Geriatri Çalışma Grubu olarak ülkemizin bugünlere gelmesinde büyük emeği ve çabası olan yaşlılarımızın 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nü kutluyoruz. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/onlara-of-bile-deme.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/onlara-of-bile-deme.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/onlara-of-bile-deme_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/onlara-of-bile-deme.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/onlara-of-bile-deme/4044/</link>
			<pubDate>Sun, 25 Aug 2024 06:06:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bartholemeos Trabzon'a Gitmedi</title>
			<description><![CDATA[ABD destekli Fener Ayayorgi başpapazı Bartholemeos 
Trabzon’da 2010 yılından beri 15 Ağustos’ta düzenlenen Sümela Manastırı’ndaki ayinin bu yıl 23 Ağustos’a alınmasına tepki gösterdi.
Fener Rum Patriği Bartholomeos’tan üstü kapalı tepki. Patrik, bu yıl düzenlenecek ayini kendisi yönetmeyip yardımcısını gönderecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yıllardır Trabzon'un fetih tarihi olan 15 Ağustosta Sumela manastırında ayin yaparak Pontus (Deniz sahili demektir) 15 Ağustos 1461 yılında feth ettiğimiz Trabzon eyaleti (Giresun-Trabzon-Rize- Batum) fethini lanetleyen Pontus Rum devletinin kurulması için Dua/ayin tertip etmesinin bölücülük olduğunu yazdık çizdik .

PATRİK GENE YETKİSİZ İŞLERDE 
İsviçre’de 15-16 Haziran tarihlerinde düzenlenen, Rusya’nın davet edilmediği, Çin’in katılmadığı “Ukrayna Barış Konferansı”nın Türkiye’den iki katılımcı vardı. Biri Türkiye’yi temsilen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, diğeri Fener Rum Patriği Bartholomeos.
Katolik Dünyanın devlet başkanı Papa'nın gözlemci olarak katıldığı toplantıya Patrik bartholomeos nasıl imzacı olarak katılabilmiştir, Bu batının TC. üzerine bir oyunu olduğu açıktır. herhangi bir devletle ilgisi bulunmayan Türkiye vatandaşı bartholomeos İsveç toplantısına nasıl İmzacı olarak katılmıştır? Bunun hesabı sorulmalıdır.

Basından: Yunan hükümeti Bartholomeos'a özel uçak tahsis etmiş?
****************************
Emekli amiralimiz Cihat Yaycı; bu konuda uyarıcı mesajlar atmaya devam ediyor.

❗️papaz Bartholomeosun Ekümeniklik ve Pontusculuk meydan okumasına dönen ayin kılıfına bürünmüş BÖLÜCÜ faaliyetine dur diyeceğiz!!
❗️Lozan’a ve Anayasamızı hançerleyen sözde ayin özde bölücü faaliyetin 15 Ağustos’tan 23 Ağustos’a ertelenmesi yetmez!
❗️Sümela bir manastır değildir, yüzlerce yıldır manastır olarak kullanılmayan tarihi bir ören yeridir!
Cihat Yaycı ;Trabzon’dayız!!!
********************
Artık resmi olarak Trabzonun fethi doğru tarihi olan 15 Ağustos tarihinde kutlandı.
Fener Rum patriği Bartholomeos bu değişikliğe tapki koyarak Trabzona gelmeyeceğini açıklamış. Lozan anlaşmasında Fener patrikhanesi resmi gündem olmamasına rağmen Bartholomeos inadına fener Rum Kilisesi Ayayorgi papazının New Roma Başpiskoposu Ekümenik (Bağımsız) Patriği ünvanını kullanarak uluslar arası toplantılara katılıyor, alınan kararlarda imzacı oluyor, Türkiye Hükümeti bu konuda susmaya devam ediyor.


Son olarak 
Meryem ananın akıbeti hakkında çok farklı inanışlar vardır, Bazıları normal ölüm ile huzurla öldüğünü yazarken bazı kayıtlarda Ölmediğini İsa As. gibi göğe yükseltildiğini yazmışlar, Bu görüşte olanlar her yıl 15 Ağustos'a en yakın Pazar günü ayin yapmaktadırlar. Fener patriği Bartholomeos'un meryem ana ayinini pazar günü değil 15 Ağustos'ta yapmakta ısrar etmesi niyetinin Trabzonun fethini gündeme getirerek Trabzon üzerinde Müslümanların fethini gölgelemeye çalıştığı aşıkardır.

2010 yılından onarımı tamamlanan Sumela Meryem ana manastırında ayin yapılmasına Trabzon STK'ları olarak karşı çıktık, Bu konuda www.ofhayrat.com üzerinden onlarca araştırma ve Tepki yazıları yazdık, İtirazımız patriğin mesnetsiz talebini kabul eden yöneticiler Tranzonun Gerçek tarihi olan 15 ağustos 1461 gerçeğini ink3ar ederek Trabzonun fetih tarihini 26 Ekim 1461 olarak dayatmalarına isyan ettik. Bu tarih Trabzonun fethi değil Trabzon Rum devleti Krali Davitin Trabzonu gemi ile terk ettiği tarihtir dedik yazdık 15 yıl sonra ancak meramımızı anlatabildik, maalesef. 

İncil'de Meryem'in göğe alınmasına özgü açık bir metin yoktur , ancak "göğe alınma" konusunda Eski Ahit patriği Enoch ve peygamber İlyas vakalarında emsaller bulunmaktadır.

Meryem anamızın ölümü:
Kudüs Piskoposu Aziz Juvenal , Kalkedon Konseyi'nde (451), Tanrı'nın Annesi'nin bedenine sahip olmak isteyen İmparator Marcian ve Pulcheria'ya , Meryem'in tüm Havarilerin huzurunda öldüğünü, ancak Aziz Thomas'ın isteği üzerine mezarının açıldığında boş bulunduğunu bildirdi; bundan Havariler, bedenin göğe alındığı sonucuna vardılar.

PATRİK BARTHOLOMEOSUN FAALİYETLERİ TAKİP EDİLMELİ GREK CUM. SÖYLEMLERİ CEVAPSIZ KALMAMALI, ŞAĞIDAKİ DERĞİ KAPAĞI MAYIS 2022 TARİHLİDİR


Fener Rum Kilisesi papazı Bartholomeos, Bahreyn'de  “Uluslararası Diyalog Forumu” adlı toplantıya katıldı. Bartholomeos, toplantıda kendisini "Konstantinopolis - Yeni Roma'nın Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik" diye tanıttı.
******2010 yılı sumela ayini videosu için tıklayınız*****
*****TC İtiraz etti Bartholomeosun imzası geri çekildi****
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/bartholemeos-trabzon-a-gitmedi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/bartholemeos-trabzon-a-gitmedi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/bartholemeos-trabzon-a-gitmedi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/bartholemeos-trabzon-a-gitmedi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bartholemeos-trabzon-a-gitmedi/4043/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Aug 2024 05:10:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TİMÜS BEZİ GERÇEĞİ</title>
			<description><![CDATA[Bedenimizin fonksiyonları her ne kadar sinir sistemi üzerinde gerçekleşiyor gibi görünse de Bilinçli yaptığımız davranışların, Düşüncenin merkezi Ruhumuzdur, Modern TIP Ruhu kabul etmese de varlığı inkar edilemez, Ruhun görevlerinin Beyne yüklenmesi Tıbbın en büyük eksiğidir. Bir gün gelecek Göğsümüzde barınan Ruhumuzun bedeni nasıl kullandığı Timüs bezi üzerinden  olduğunu itiraf edilecek tir.
ESKİLERİN, TİMÜS BEZİNİN HEMEN ÜSTÜNE "İMAN TAHTASI" DEMESİ, BU SÖZ BOŞ BİR SÖZ DEĞİLDİR]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Zekâ Bilinen bilgileri en doğru şekilde yorumlamaya yarar
Akıl Bilinmeyen bilgileri en doğru şekilde keşfetmeye yarar

AYNI ZAMANDA İMAN TAHTASININ HEMEN ALTINDA BULUNAN 
Timüs bezi Anne karnında oluşumunu tamamlıyor doğumla birlikte 30-35 Gr. ulaşıyor.
Günümüzde bu organ genelde yaşlandıkça küçülüyor, 70-80 yaşlara gelindiğinde 3-5 Gr. lara kadar küçülüyor.
Buda gösteriyor ki Genelde maneviyatsız İmansız yaşayan toplumlarda Ruh - Akıl gereği kadar kullanılmadığı için körleşiyor küçülüyor görev yapamaz hale geliyor, Diğer organlarımızı da kullanmadığımızda aynı durum olduğunu biliyoruz.
Bu nedenle Zekâmızı kullanırken Aklımızı devreye sokmaya çalışalım, Akılsız düşünce başa beladır...

Çok zeki insanlar aldıkları kararların sonraki perdesini düşünemedikleri için genellikle parlak bir şekilde çıktıkları yolda, Neticede Hüsrana uğrarlar.
Aklını iyi kullanabilen kişiler anlık zarara uğrasa bile neticede parlak başarılara imza atarlar.

Aklını kullananlar ilk düşünmede Allaha iman eder Cennetlik olurken
Zeki kişiler hayatın gayesini düşünemeyip anı değerlendirdikleri için kaybeder genelde cehennemlik olurlar.

Çok akıllılar müteşebbis değildirler, Bir işe kalkıştıklarında her ihtimali düşünürler ve Kolay kolay Ticaret yapamazlar.
Çok zeki insanlar anlık karar verdikleri için Ticarette her fırsatı değerlendirir fakat akıllarını kullanmadıkları için genelde çoğu başarısız olurlar. 

Zekâ beyin fonksiyorları ile gerçekleşirken
Akıl Ruhumuzun göğsümüzde odaklanmış "Cismi latif)  bir varlıktır.
Akıl Ruhumuzun bir özelliğidir ve vucut ile irtibatı Tümüs üzerinden olmaktadır.

Günümüz materyalist bilim erbabı aklın beyinde faaliyet gösterdiğine inanmış olsa da ellerinde hiçbir somut bilgi belge yoktur.

Maneviyatçıların Kalp dediği göğsümüzde İman tahtası altındaki bir boşlukta var olduğuna inanılır. Duygusal düşüncelerimizin ilk tepki verdiği yer burasıdır.
Göğsümüzün sol yanında bulunan, Kan pompalayan Yüreğimize yanlış bir algı ile Kalp de diyoruz bu yanlıştır.

Duygusal, Düşünsel tepkilerin oluştuğu sinemizde "Timus bezi" vardır, bazı bilim insanları Timüs bezine kalp fonksiyonları vermektedir. Bu doğru değildir. Çünkü Kalp madde değil "cismi latif" denilen madde- enerji ötesi bir şeydir.
Tümüs bezi Ruhun bedene ulaştığı Beyne ulaşmada aracılık yaptığı bir organdır, mahiyeti tam bilinemediğinden Kandaki ak yuvarların üretildiği yer sanılıyor. Bu yanlıştır.
Tümüs bezi alınan, Çalışmayan kişilerin akli kabiliyetleri yok olacağını, Belkide öleceğini varsayabiliriz.

Günümüz tıbbı ve Bilimcileri Ruh'un varlığına inamadığı için Ruhsal hastalıklarda yerimizde sayıyoruz. Birgün gelecek Tümüs bezinin Ruhun uzantısı olduğunu öğrenecekler.

Admin: Abdullah Gözaydın


SOSYAL MEDYADAN: 

Zeka nedir? 
Zeka, öğrenme güdüsüdür. Merkezi beyindir, Bulunduğumuz maddi ortamdan edinilen bilgiler birikimini kazanma aracı olarak da tanımlanabilir.
Zeki olarak tanımlanan kişi ise bilgi birikimi yüksek kişi olarak ifade edilebilir.
************
Akıl nedir? 
Akıl ise problemi çözme kabiliyeti olarak tanımlanabilir. Problem çözümü için tecrübe (bilgi) ya da öngörü gibi yeterliliklere sahip olmak gerekmektedir. Hiç karşılaşılmamış olan bir sorunun çözümü için geçmiş birikimlerimizi kullanırız.
Öğr.Gör. Hüseyin TURGUT / Tefenni MYO
-------------
Göğüs kafesi içinde bulunan ve binlerce sınaps  (Ana sinir ucu) ile Timüs bezine bağlanan  yumruk kadar bir boşluk var, Bu boşluğun ne işe yaradığını çok düşündüm. kalbe yaramıyor, akciğerlere yaramıyor. Birgün tesadüfen bir hoca efendiye bu durumu sorduğumda dediki; Düşüncelerimiz Korku ve heyecanlarımızın tepki verdiği yer beynimiz değil göğsümüzün ortasındaki İman tahtasının altındaki boşluktr ve Ruh burada bulunmaktadır. Söylediğiniz sinir sistemi ile beyne bağlanmaktadır herhalde dediğinde Artık beynin düşünce merkezi olarak görmeyi terk ettim.
Prof. Dr. Ayhan Songar

TİMUS BEZİ NEDİR?

Timus bezi, vücudumuzda iman tahtasının üzerinde, tiroid bezinin altında ve soluk borusunun önünde bulunur. Timüs bezi bir komuta-eğitim merkezidir. Tiroid bezi tarafından salgılanan T hücreleri yani lenfositlerin; vücut hücreleri ile vücuda zararlı olabilecek yabancı hücreleri ayırt etmeyi öğrendikleri yerdir timüs.

TİMUS BEZİ NE İŞE YARAR?

Timüs bezinde meydana gelecek titreşimlerin sıklığı kişinin genç ve sağlıklı yaşamasında paralellik gösterir. Yani Timüs bezi ne kadar çok titrerse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar. Aşırı üzüntü anında atabileceğiniz bir " Kahkaha " veya gögsünüze vurabileceğiniz hafif dokunuşlarla Timüs bezinin titreşmesini sağlayarak direnç kaybını en aza indirebilirsiniz.

Aşırı üzüntü anında özellikle de bayanlarda gögüslerine vurduklarını görmüşüzdür. Bu olay tamamen beyin tarafından yapılan yani refleks kaynaklı bir harekettir. Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir ve üzüntü kaynaklı bağışıklıkta olacak olan direnç kaybının önüne geçer. Kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar. Hayata daima gülümseyerek bakın ve bol bol kahkaha atmayı unutmayın.

***************
Timus nedir?

Timus, bir bez şeklinde bağışıklık sisteminin bir organıdır. İsmi, muhtemelen göğüste, "öznel arzuların ve duyguların hissedildiği yere yakın" konumu nedeniyle "kalp veya ruh" anlamına gelen eski Yunanca kelime olan timos'tan gelir.

Timus, insanın bağışıklık sisteminde önemli bir rol oynar. Bu küçük organda bazı beyaz kan hücreleri (T lenfositleri veya T hücreleri) yabancı hücreleri tanımayı ve onlara saldırmayı öğrenir. Bunu yapmak için, bağışıklık hücreleri, vücudun kendi yüzey yapılarını (antijenleri), örneğin bakteri veya virüsleri yabancı antijenlerden ayırabilecek şekilde şekillendirilir. Bu, bağışıklık hücrelerinin kendi vücudunuza saldırmasını ve sözde otoimmün hastalıkların gelişmesini önlemek için önemlidir.


Timus, her ikisi de bir bağ dokusu kapsülü ile çevrili bir sağ ve bir sol lobdan oluşur. Bu kapsülden, bağ dokusu telleri loblardan çekilir ve timusu, lobüller tirmi adı verilen birçok küçük lobüle böler. Her lobül, daha koyu bir korteks (korteks) ile çevrili hafif bir ilik bölgesinden (medulla) oluşur.
********************************
ADMİN: KONU HAKKINDA BİR MAKALE YAZMAK ZORUNDA KALDIM BURAYA İLİŞTİRDİM

Ruh Başka Can Başkadır.
Ruh İnsanlarda ve Cinlerde vardır,

Akıl Gibi, Akıl sadece İnsan ve Cinlerde var, Zeka; İnsan, Cin ve Hayvanlarda, Bitkilerde vardır.
TIP ta Beyin ölümü, bitkisel hayat dedikleri Beyin fonksiyonlarına devam ediyor ama bedene şuur, bilinç veren Ruh bedenden ayrıldığı için Beden yaşamaya devam ederken Kişi ölür.
Batıda bu Ruhsuz bedenleri 15-20 yıl yaşatılanı vardır, Solunumu ve Beslenmesi suni yolla yapılır fakat o ceset hiç şuurlu hareket edemez.

Bu nedenle TIP'ta fişini çektik tabiri bu Ruhsuz bedenler için kullanılmaktadır.
Maalesef Modern TIP Ruhu, Aklı ayrı bir varlık olarak tanımak istemediği için Ruh ve Akıl kabiliyetimizi beynin bir yerinde olduğuna inanıyor, Hiçbir ilerleme kaydedemiyorlar.

Prof. Dr. Ayhan Songar'ın tespitine göre Ruhun yeri sinemizdir, Göğüs kafesimizin ortası.
Ruh ve beraberindeki Akıl oradan tepki veriyor.

Ayrıca İman tahtası denilen göğüs kafesimizin ortasında çok yoğun "Sinaps" " Algılayıcı Sinir uçları olan Timüs organımız var (Sanıyoruz bu Sinaps'lar yolu ile Ruhumuz bedenin kontrol merkezi beyin ile ortak çalışıyor.)

Ruhsal ve Akli düşüncelerimizin tepkilerini göğsümüzde hissederiz.
Göğüs kafesimizde İman tahtası dediğimiz alanda acıma, heyecan, korku, sevinçlerimiz tepki verir.
Bu nedenle İstiklal marşımıza girmiş "Sinemizde-Göğsümüzde" İman dolu serhaddim var, demiş M. Akif Ersoy.

Ruh+Akıl birliktedir, Tezahürü Düşünme, Bilmediğimizi keşfetme, Vicdan, Merhamet, Allah'a bilerek iman etmek Aklı Kullanmak ile mümkündür. Aklını kullanmayanlar Kuranı kerimde kınanmaktadır. 

DİPNOTLAR:
***Sinaps, nöronların (sinir hücrelerinin) diğer nöronlara ya da kas veya salgı bezleri gibi nöron olmayan hücrelere mesaj iletmesine olanak tanıyan özelleşmiş bağlantı noktaları

***Yunus 100: (Hayır!) Allah’ın izni olmadan (gerçeği araştırıp Hakka teslim olmadan) hiç kimse iman edemez. O (Allah) akıllarını kullanmayan (ve nefsi hevâlarına uyan) ları (imandan ve İslam’dan mahrum ve) murdar kılıp (bırakır).

***İsra 85: Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiştir.”

***Secde Suresi, 9. ayet: Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?

***Hicr Suresi, 29. ayet: “Ben, Onun yaratılışını tamamladığım ve Ona Ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen Onun ("Adem'in" halifelik makamına hürmet) için secdeye varın!”     
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/timus-bezi-gercegi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/timus-bezi-gercegi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/timus-bezi-gercegi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/timus-bezi-gercegi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/timus-bezi-gercegi/4041/</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 14:21:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milli Yastan şikâyetçi olanlar</title>
			<description><![CDATA[SİYONİZMİN KATLİAMLARINA KİM SEVİNİR?  ELBETTEKİ SİYONİSTLER
Bakın dünya Filistin katliamı nedeniyle ayağa kalktı, Devletleri tehdit ettiği halde Çoğunluğu Müslüman olmayan milletlerin  halkları şiddetle katliamları kınadı, Bizim içimizde yaşayan bazıları?, İsrail'i savunuyor olması akıl alır gibi değil. İnanamıyorum]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2 Ağustos 2024 tarihinde neden millî yas ilan edildi? 
Hamas seçilmiş lideri İsmail Heniye'nin siyonistler tarafından şehid edilmesi nedeniyle Cum. Başk. Kararı ile Türkiye'de bir günlük yas ilan edildi.

Ülkemizde alınan bu karara itiraz eden bazı bahtsızlar oldu maalesef. Bu kişilerin profiline baktığımızda Modernist, Milli - manevi duyguları körelmiş, Milletleri millet yapan unsurlardan mahrum bir anlayışının salikleri olduğunu görüyoruz.

İsmail Heniye'nin şehid edilmesi bizleri ilgilendirmeyen bir eylem değil, Merhum Müslüman olduğu için, BOP projesinin önünde önemli bir engel olduğu için şehid edildi. Ve Müslümanlarlar kardeştir. 
Siyonizm'in Filistindeki katliamlarını görüyoruz, Dünya harp ve terör tarihinde görülmemiş bir şekilde çocuk, kadın, yaşlılar hunharca katlediliyor. Bunu seyreden yurttaşlarımızın tepki vermemesi çok manidardır, akıllarımıza hemen "Acaba bunlar o katillerin uzantılarımıdır" sorusu geliyor.
40 yıla yakındır ülkemizde terör estiren Kominist PKK'nın sebep olduğu yüz bine yakın kişinin ölmesinin arkasında BOP projesi salikleri vardır. 
Siyonizmin "vaad edilen topraklar" iddiası içinde bizim vatanımızda vardır, Bunu bile bile İsrail'in katliamlarını hoş görmek, oh olsun demek Ne insanlığa, ne evrensel hukuka, Ne Müslümanlığa sığmayan bir durumdur.

Olayı Müslümanlar başlattı iddiası yalandır, Siyonistler 1948 yılından beri bölgedeki diğer milletlerin tamanına karşı terör estiriyor, Bir siyonistin Yahudi olmayan birini öldürmesi yargı konusu bile olmuyor, 76 yıldır katledilen insanların yaşam alanları adım adım işgal edilerek İsrail devlet alanı beş misli genişletildi, Filistin halkı Müslümanlar Öldürülerek, Diğer devletlere sürgün edilerek bölgeden çıkarıldı, Bu gün bu cinayetler devam ederken TC.'nin bir günlük yas ilan etmesine çeşitli bahaneler ile karşı çıkanların kendini savunacağı bir durum yoktur, Siyonizm durdurulamazsa yarın aynı cinayetler aleni olarak bizim ülkemizde de devam edeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
Son Söz: Düşmanımın Düşmanı Dostumdur, Zulmü yapanın kimliği, İnancı, Dini bizi ilgilendirmiyor, Biz tarihte olduğu gibi Zulme karşı mazlumdan yana olmay devam edeceğiz.
Vahşice şehit edilen bütün Müslüman kardeşlerimize Allahtan rahmet kederli sevenlerine sabırlar dilerim.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/milli-yastan-sikayetci-olanlar_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/milli-yastan-sikayetci-olanlar_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/milli-yastan-sikayetci-olanlar_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/milli-yastan-sikayetci-olanlar_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/milli-yastan-sik-yetci-olanlar/4040/</link>
			<pubDate>Sat, 03 Aug 2024 12:32:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Filistin Gazze katliamları devam ederken</title>
			<description><![CDATA[01.08.2024 - Perşembe günü akşamı İstanbul Fatih'te on binlerce kişi Filistinli şehitler için yürüdü
İHH’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu tarafından, işgalci İsrail’in hain saldırısında şehit olan İsmail Heniye ve Filistinli şehitler için yürüyüş düzenlendi. Fatih Camii önünden başlayan ve Beyazıt Meydanı’nda sona eren yürüyüşe on binlerce kişi katıldı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde işgalci İsrail’in saldırısında şehit olan İsmail Heniye ve Filistinli şehitler için yürüyüş gerçekleştirildi. On binlerce kişinin katıldığı yürüyüş, akşam namazının ardından Fatih Camii önünden başladı, Beyazıt Meydanı’na kadar devam etti. On binlerce katılımcı, yürüyüş boyunca "Yaşasın Küresel İntifada, Katil İsrail, İşbirlikçi ABD, Katil İsrail Filistin’den Defol" sloganları attı, tekbirler getirdi.

“Safları sıklaştırmak zorundayız”

Beyazıt Meydanı’ndaki program, Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Tilavetin ardından sivil toplum kuruluşu temsilcileri tarafından konuşmalar yapıldı. 
Genç İHH Başkanı Cihat Çelik, “Bugün safları daha fazla sıklaştırmak zorundayız. Tefrikadan kaçınmamız gerekiyor. Uzun sürecek bir mücadelenin başlangıcındayız. Bu mücadeleyi ancak safları sıklaştırarak birlikte yürütebiliriz” dedi. 

“Babamın kanı Filistinli bir çocuğun kanından daha değerli değil”

Mavi Marmara Derneği Başkanı İsmail Songür ise, “Gazze’de olanlar sadece izlenirken, Gazzeliler her sabah şehadete uyanıyorlar” dedi. Songür, Gazze’ye gönderilmesi planlanan Özgürlük Filosu ile ilgili gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacaklarını belirtti.

AGD İstanbul İl Başkanı Mehmet Yaroğlu, İsmail Heniye’nin oğlu Abdusselam Heniye ile yaptıkları telefon görüşmesini anlattı. Yaroğlu, oğul Heniye’nin görüşmede, “Benim babamın kanı Filistinli herhangi bir çocuğun kanından daha değerli değildir. Mahsunuz, gözümüz yaşlı. Ancak asla ye’se kapılmıyoruz. Mücadeleden asla ve asla geri durmayacağız” dediğini aktardı.

Düzenlenecek eylemlere katılım çağrısı yapıldı

Siyer Vakfı Kurucusu Muhammed Emin Yıldırım da, “Eğer bir dava en iyilerini Allah yolunda kurban vermeye başlamışsa zafer yakındır. Biz iman etmiş insanlarız, bir davaya gönül vermişiz ve bu yolda kurban olana kadar Filistin davasını, Mescid-i Aksa davasını asla geri bırakmayacağız. Bütün zalimlerle, bütün tağutlarla, bütün işbirlikçilerle, bütün yardakçılarla sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

Eylemde, Filistinli Aktivist Talal Nasır, TÜGVA İstanbul İl Başkanı Beytullah Çiçen, Gazze Dayanışma Platformu Sözcüsü Necmettin Irmak ve Yedi Hilal Derneği Genel Başkanı Samet Paçacı da birer konuşma yaptı. 

3 Ağustos Cumartesi günü tüm dünyada ve Türkiye’nin 81 ilinde yapılacak yürüyüşlere katılım çağrısının yapıldığı eylem, Filistin’in özgürlüğü ve şehitler için yapılan duaların ardından sona erdi. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/filistin-gazze-katliamlari-devam-ederken.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/filistin-gazze-katliamlari-devam-ederken.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/filistin-gazze-katliamlari-devam-ederken_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/08/filistin-gazze-katliamlari-devam-ederken.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/filistin-gazze-katliamlari-devam-ederken/4039/</link>
			<pubDate>Fri, 02 Aug 2024 00:47:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>BARTHOLOMEOSA DAVA AÇILACAKMI</title>
			<description><![CDATA[İsviçre'deki Ukrayna zirvesine 'ekümenik' sıfatıyla katılan Fener Rum Patriği Bartholomeos devlet başkanı sıfatıyla görüşmeler yaptı ve uluslararası bildiriye imza attı.

15- 16 Haziran tarihlerinde İsviçre'de düzenlenen Ukrayna Barış Konferansında skandal bir gelişme yaşandı.

Konferansa Fener Rum Patriği Bartholomeos 'ekümenik' sıfatıyla katıldI]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı Türkiye'yi sarsan "Ekümenik" rezaletini anlattı!
15- 16 Haziran tarihlerinde İsviçre'de düzenlenen Ukrayna Barış Konferansında skandal bir gelişme yaşandı.

Konferansa Fener Rum Patriği Bartholomeos 'ekümenik' sıfatıyla katıldı.

Bartholomeos zirve sırasında bu sıfatla görüşmeler yaptı. Bartholomeos en dikkat çekici görüşmesini Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile yaptı.

Bu görüşmede ağırlıklı olarak Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunun ele alındığı,  ve Miçotakis'in önümüzdeki süreçte bu gündemle Türkiye'ye geleceği ifade edildi.
Gündemde Türk vatandaşı olmayan yeni patriklerin atamöasının önünün açılmasını istiyorlar.

Ukrayna zirvesinin en skandal gelişmesi ise Bartholomeos'un zirvede ekümenik yani Vatikan benzeri bir din devleti lideri sıfatıyla katılması oldu.

Katoliklerin merkezi olan Vatikan'ın, devlet olmasına rağmen gözlemci olarak katıldığı konferansta Bartholomeos'a imza yetkisi verilmesi dikkat çekti.

Dışişleri Bakanlığı bildiri'ye bilahare Fener Rum Patrikhanesi'nin isminin de imzacı olarak eklendiğine dair iddialarla ilgili olarak zirvenin organizatörleri İsviçre ve Ukrayna'dan izahat istendiğini bildirdi.

"Böyle bir hata nasıl yapıldı?"

Konuyla ilgili değerlendirme yapan emekli general Naim Babüroğlu, "Bu durum Yunanistan'ın bir başarısıdır. Ancak Türkiye'nin bunu kabul etmesi stratejik bir geri adımdır " dedi.

Babüroğlu'nun sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirme şöyle;

"Böyle bir hata nasıl yapılır? İsviçre'de, Ukrayna Konferansı düzenlendi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı düzeyinde katıldı.

-Fener Rum Patriği Bartholomeos, tek dini lider olarak "Ekümenik" ünvanı ile davet edildi ve konuşma yaptı. Devlet başkanı gibi imza attı. Bu durum Yunanistan'ın bir başarısıdır. Ancak Türkiye'nin bunu kabul etmesi stratejik bir geri adımdır.

-Ekümeniklik, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, kanunları ve Lozan Antlaşması'na aykırıdır. Patrikhane, Fatih Kaymakamlığına bağlıdır.

-Patrik, kendisine tanınmayan bir unvanı kullanamaz. Ekümeniklik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de bağlar. Tüzel kişiliği ve hukuki tanınırlığı olmayan Fener Rum Kilisesi'nin, Türkiye'yi temsil eden Dışişleri Bakanlığı yanında imza atması ve dünyaya Ekümenik olarak tanıtılması yasalara aykırıdır. Bu adım, Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünün ve egemenliğine zarar verir.

-Ekümeniklik konusunda diplomatik kabulleniş, Türkiye'nin tezlerine ve egemenlik haklarına da tümüyle aykırıdır.

-Türkiye böyle bir toplantıya katılamaz ya da Patrik'in katılışını engeller. Yunanistan'a büyük bir başarı kazandırılmıştır. Türkiye 100 yıldır savunduğu tezden ve yasalarda yer alan hükümlerden geri adım atmıştır."











Bartholomeos'un Bahreyn'deki ''Ekümeniklik iddiası'' tepki çekti



Lozan'a Aykırı!" Fener Rum Patriği'nin Türkiye'ye karşı hareketleri!
YUNAN SİYASİ DERGİ KAPAĞI EKÜMENİK PATRİK
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/bartholomeosa-dava-acacak-savci-varmi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/bartholomeosa-dava-acacak-savci-varmi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/bartholomeosa-dava-acacak-savci-varmi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/bartholomeosa-dava-acacak-savci-varmi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bartholomeosa-dava-acilacakmi/4038/</link>
			<pubDate>Sun, 23 Jun 2024 00:31:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İSLAMAGÖRE  EVLİLİK YAŞI NEDİR</title>
			<description><![CDATA[Son günlerde Sosyal medyada başlayan bir tartışma ülkenin gündeminde birinci sıraya çıktı. 
Arnavutluk doğumlu Ailesi ile birlikte 2 yaşında ülkemize sığınan Diamont tema isimli Youtuber, Arnavutluk'tan katıldığı tartışma paylaşımlarında özellikle İnanmadığı halde İslami konuları eleştiri konusu yaparak açıkça İslam'a Hz. Muhammed'e iftiralar atarak misyonerlik yapıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bu kişinin hayranı olduğu batı ahlakı+inancı Aile değerleri konusunda tek eleştirisini duymadık, Kaldı ki Eski ve Yeni ahitte çocukların 3-12 yaşı arasında evlenmek zorunda olduğunu, Kız çocuklarının (Köle benzeri) bir mülk olarak kabul edildiğini konu etmiyor, Söz konusu çocukların cinsel istismarı batıda en vahşi şekilde yaşandığı halde eleştiri konusu yapmıyor. 

İslam hakkında yetersiz, bilgisiz, cahil kişilerle yaptıkları tartışmalarda asılsız ithamlarına cevap verilemediği için Müslümanlara ithaf ettiği iftiralar ile Müslümanların inanç dünyasında yoğun tepkiler oluşmasına sebep oluyor.

İslam’ın evlilik hukuku hakkında bir şey bilmeden ileri sürdüğü zayıf iddiaları İslam’ın hükmü imiş gibi kullanarak İslam’a pedofili iftiraları atıyor, Ne Diyanetin namaz memurları Ne Din görevlisi öğretim üyeleri bu konuya müdahale etmiyor.

KALDIKİ KİMSE KİMSENİN DİN İNANCINI SORGULAYAMAZ KINAYAMAZ
TC. ANAYASA VI. Din ve vicdan hürriyeti
Madde 24 – Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.



Aslında Batıda çok küçük yaşlarda kızlar cinsel ilişkiye girmekteyken sorun etmeyenler, Müslümanların aslını okumadıkları bu konuyu sanki Kuran hükmü gibi şikâyet konusu yapmasını anlamak mümkün değildir.

Batı Toplumlarında bekâret kavramı anlamını kaybetmiştir.  Kız çocukları çok küçük yaşlarda bekâretlerini kaybettiklerini biliyoruz. Ailelerin bu konuda bir disiplini de yok, Çocuklarının evlilik öncesi cinsey deneyim yaşamasını kabul etmiş durumdalar, 18 ine gelmiş bekekaretini koruyan kızlar aşağılanan özürlü kabul ediliyor.
Ayrıca İslam’da Bekâret çok önemlidir, Allah nice dişiler yaratmış Bekâret kızlık zarını sadece insanlara vermiş, Başka hiçbir canlıda bu zar yoktur,
Buda ayrı bir İslam ahlakı mucizedir.

İSLAM EVLİLİK YAŞI DİYE BİR RAKKAM AÇIKLAMAZ

İslam’a göre evlilik çağı ergenlik yaşı değildir
Kuran-ı Kerimde Allah cc. Çocukların evlenme çağı olgunluğuna erişme şartı olarak  "Büluğ-Rüşt" çağını emretmektedir.

Büluğ, Sözlükte “ulaşma, yetişme, yetişkin olma” anlamlarına tekabül    eder  bulûğ, beleğa “ulaştı, yetişti ” fiilinin bir mastarıdır.
**********************
HER KONUDA ÖNCE KURANA BAKMAK ZORUNDAYIZ AMA BAKMIYORLAR

Zayıf Bir hadis rivayetinden yola çıkanlar Bu konuda kuranı kerim ne diyor hiç merak etmiyorlar.
İslam’da bir hüküm vermek için hakkında mutlaka ayet olması gerekiyor, Konu ile ilgili ayet yoksa hadislere bakılır, Fakat söz konusu edilecek hadisler Kuran prensiplerine uygun olmak zorundadır.
Bir ayetin olduğu yerde ayetin hükmü terk edilip hadisi şerifle amel edilemez.
Bu konuda Allahu teala gençlerin evlenme çağı hakkında Nisa suresinde kesin ölçüyü koymuştur.

NİSA 6 AYETİ
 (Himayenizdeki çocukların mirasını)
Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin; eğer onların yeterli fikrî olgunluk düzeyine eriştiklerini tespit ederseniz hemen mallarını kendilerine verin, büyüyecekler de mallarını alacaklar diye o malları israf ile ve tez elden yiyip tüketmeyin. Zengin olan (veli) yetim malına tenezzül etmesin, yoksul olan da kararınca yesin. Mallarını kendilerine Verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun; hesap sorucu olarak da Allah yeter.

Bu ayet ortada iken maalesef birçok müellif Müslüman toplumlardaki evlilikleri çocukların yaşları üzerinden gündeme getiriyor.
İslam evlilikte adayların yaşlarını konu etmez, Evlilik gibi bir müesseseyi sürdürebilir maddi-manevi imkân ve olgunlukta olmalarını öncelikli olarak şart koşar.

Ayrıca İslam’a göre göre evlilik çağı ergenlik yaşı değildir
Çocukların Ergenliğe ulaşmaları evlilik sorumluluğunu alabilirler demek değildir.
Eş idare etmek, Çocuk yetiştirme olgunluğuna erişme şartı  "Buluğ" çağı, Rüştünü ispat etmeyi Allah emretmektedir
****************************
Erkeğin maddi imkânlarının uygun olup olmadığı çok önemlidir,
Allah Nisa suresi ﴾25﴿ İçinizden mümin ve hür kadınlarla evlenmeye maddi gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan mümin câriye kızlardan alabilir. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir.
Buyurarak ailenin geçim ihtiyaç sorumluluğunun erkeklerde olduğunu beyan ediyor.
Kadının evin geçimi için para kazanma zorunluluğu yoktur.
*************************************
BU KONUDA ÖNEMLİ BİLGİ VE BELGELER
➡ Efendimiz (aleyhisselatu vesselam) Hz. Âişe ile evlendiğinde Hz. Âişe 'nin yaşının 18-19 olduğu tarihi kayıtlarla kesindir.

➡ Cahiliye dönemi araplarında bir kız çocuğu ergenlik çağına girdiğinde dârünnedve dediğimiz yer var, asiller meclisi deniliyor, orada bir tören yapıyorlardı ve törene muhayyız, adı verilmişti muhayyız. Yani hayız gördü hayız törene deniliyordu arap kızları da yaşlarını bu törenden itibaren saymaya başlıyordu. 12-13 yaşına girmiş ergenlik çağına girmiş bir kız yaşını o andan itibaren o törenden sonra sayıyordu. Buna göre Hz. Âişe 9 yaşında evlendim derken gerçek yaşı basit bir hesapla en az 18-19 civarında oluyor.

➡Hz. Âişe 'nin 672 yılında 67 yaşında vefat ettiğini diyor. Hicret 622 yılında vuku buldu. Hz. Âişe 'nin vefatından 50 yıl önce. Hicret ettiklerinde Hz. Âişe yaşı kaç olmuş oluyor? 67 den 50 çıkarın yaşı 17 oluyor. Hicretten bir yıl sonra evlendi takriben. Yani evlilik yaşı 18 geliyor ve yine tarihi kaynaklara göre Hz. Âişe 605 yılında doğmuştur. Hicrette 622 yılında yine 18 yaşına geliyor. 

➡Tüm tarihi kaynaklar Hz. Âişe ile ablası Esma arasında 10 yaş fark olduğunu kaydetmiş, Esmâ 'nın doğum tarihi 595. Hz. Esmâ hicret esnasında kayıtlarda var bu tarihi kayıtlarda 27 yaşında olduğuna göre Hz. Âişe17 yaşında oluyor.

➡ Hz. Âişe 'nin ismi ilk Müslüman olanlar arasında zikrediliyor. Vahiy 610 yılında başlamış. Buna göre Hz. Âişe o tarihlerde en azından bakınız, en azından 5-6 yaşında olması lazım ki bu grup içinde zikredilebilsin. İlk müslümanlardan hatta Esmâ ile birlikte Müslüman alıyor. Çünkü diğer hesaba göre baksanız Diyorlar ya 614 yılında doğmuş. Doğmamış bir bebek ilk müslümanlardan olacak. Ne kadar mantıksız bir şey bu. Yani Hz. Âişe 'nin kendi iradesiyle iman etmesi için en az 56 yaşında olması gerekiyordu.

#hzaişe #hzaişeevlilikyaşı #aişeevlilikyaşı #hzaişeannemiz #aişeannemiz #aişevalidemiz #darunnedve
***********************************************
Söz konusu aşağıdaki bu makale
Din Hizmetleri Uzmanı Suzan YILDIRIM tarafından yazılmıştır
Bu makalenin aslı Yüksek Lisans seminer çalışmasıdır. 
****************************
Evlilik yaşı, evlilik şekli ve kuralları, adet ve uygulamaları kültürlere, toplumlara ve dinlere göre farklılık arz etmektedir.
Hz.Peygamber’in Hz.Aişe ile evliliği, günümüzde özellikle Hz.Aişe’nin yaşından dolayı eleştirilere maruz kalmıştır.
Hz.Aişe ile ilgili açıklamalara geçmeden önce Cahiliyye Araplarında, Yahudilikte, Hıristiyanlıkta ve diğer bazı toplumlarda kadının evlilik yaşı hakkında kısaca bilgi vermemiz, konuya biraz açıklık getirebilir. 
Cahiliyye Arap toplumunda erkekler gibi kadınlar da, hürler ve köleler olmak üzere iki sınıftan meydana geliyordu.

Sosyal hayatta bu iki kadın sınıfı arasında çok büyük farklar bulunmasına rağmen, hür kadınların konumu -Mekke, Yesrib ve Taif gibi şehirlerin eşraf kızları, toplum içinde mevki sahibi olsalar da- erkeklerle eşit seviyede değildi.
 Mekke’de yaşayan Arapların kendilerine mahsus evlenme ve düğün törenleri vardı.

Rivayetlere göre Kusay Mekke’ye hâkim olduktan sonra Kureyş’i toplayarak Mekke’de bir bina yaptı.
Dâru’n Nedve adı verilen bu binada Mekke’nin büyükleri, kabile reisleri toplanır; şehrin işlerini konuşur; savaş-barış gibi önemli konularda kararlar alır; ayrıca rivayetlere göre Kureyş gençlerinin nikâhları burada kıyılırdı.
Hatta Mekkeliler evlilik çağına gelmiş kızlarının, evlilik yaşına geldikleri anlamına gelen elbise giydirme işini Dâru’n-Nedve’de yaparlardı.
Evlenecek erkek veya erkeğin velisi, kızı velisinden ister, kızın verilmesi kararlaştırılırsa mehir tayin edilir, evlenme gerçekleşirdi. Çoğu zaman kızın rızası aranmaksızın babası ya da velisi, kızın bu evliliği isteyip istemediğine, erkeğin yaşlı olup olmadığına bakmadan kızı istediği erkeğe verebilirdi.

Bu bölgede kızlar genellikle 12 yaşına basmadan evlendirilir; ancak çocuk doğurduktan sonra aileye dahil edilir, eğer çocuk doğurmadan ölürlerse kocasına başsağlığı dilenmezdi.
 
Ehl-i Kitaba gelince, Yahudilikte evliliğin sahih olabilmesi için kızların 12, erkeklerin 13 yaşında olmaları gerekmektedir ki bu yaşlar, Yahudilerde büluğ çağına erme yaşlarıdır.

Hıristiyanlarda ise, evlenme yaşı zamana ve ülkelere göre değişmektedir. Roma ve Eski Kilise Hukukunda evlenme yaşı kız için 12, erkek için 14 iken, Yeni Kilise Hukukunda kız için 14, erkek için 16 olarak belirlenmiştir.
 
Bizans imparatoru Yuannis’in 10 yaşındaki kızını Orhan Bey’in oğlu Halil ile evlendirmesi, farklı toplum ve kültürlerde tarih boyunca kadınların küçük yaşta evlendiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Dahası kadınların erken yaşlarda evlenmesi sadece geçmişte, bazı toplumlarda ve dinlerde değil, günümüzde de Asya’da, Avrupa’da, özellikle Portekiz ve İspanya’da, hatta Birleşik Amerika’nın uzak, dağlık bölgelerinde hala görülebilen bir uygulamadır.

Örneğin Ülkemizin doğusunda yakın zamana kadar yaygın beşik kertmesi uygulaması vardı, Çocuklar çok küçük yaşlarda kiminle evleneceğini bilir bu anlayış ile büyütürlerdi.

Doğu Avrupa’da Çingenelerin evlenmeden üç-dört yıl önce, dokuz yaşında çocuklarını nişanladıkları bilinmektedir.

Günümüzde Avrupa’da cinsel deneyim yaşı 12 lerin altına kadar inmiştir, Aileler bu konuda hiçbir endişe taşımıyor, Sadece çocuğun hamile kalmaması için uyarılarda bulunmayı ihmal etmiyorlar.
İslam dışı toplumlarda kızlık zarı olarak bildiğimiz biyolojik uzuv önemsizleşmiş varlığı anlamsızlaşmıştır.
Kaldı ki bekâretin simgesi kızlık zarı sadece insanlarda vardır, Hiçbir dişi hayvanda kızlık zarı benzeri unsur yoktur. Bu İslam’ın nesli korumak için bekâreti teminat altına alan ilahi bir tedbir olarak mucize hükmündedir.

İçimizdeki batı kafalılar Batıdaki çocukların Cinsel ilişkilerini görmezden gelerek tepki koymuyor, Müslüman ülkelerin Nikâh bağı ile başlayan cinsiyet ilişkilerini eleştirmeleri elbette manidardır.

HZ. ZEYNEP, HZ. ZEYT, EVLATLIK, EVLİLİK KONULARI İÇİN TIKLAYINIZ

KONU HAKKINDA BİR VİDEO HABERİMİZ İÇİN TIKLAYINIZ
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/islamda-evlilik-yasi-kargasasi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/islamda-evlilik-yasi-kargasasi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/islamda-evlilik-yasi-kargasasi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/islamda-evlilik-yasi-kargasasi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/islamagore-evlilik-yasi-nedir/4037/</link>
			<pubDate>Sat, 22 Jun 2024 02:47:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>OFLU HOCADAN BAKANIMIZ SAYIN HAKAN FİDANA </title>
			<description><![CDATA[Emekli din görevlisi Yaşar Ayazoğlu son D8 toplantıları hakkında bir uyarıda bulunuyor, Bakanlığımızın ve başkanlığımızın dikkatine sunarız]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan FİDANA Şükran’larımla 

Sayın Bakanım geçte olsa yitiğimizi doğru yerde aramak adına İslam aleminin ümidi olan  D-8 Dışişleri Bakanlarını İstanbul’da  bir araya getirdiniz.
Zati Alilerinize muhabbetle selamlarımızı sunar, hak adına çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Ümidimiz,Gazze’deki vahşetin durması İçin bu güne kadar yapılan sözlü duaların,fiili duaya dönüşerek vahşi,canavar İsrail’e anlıcağı dilden bir cevap verilmesi.

YİTİĞİMİZİ DOĞRU YERDE ARAMAK

Ey İslam Akidesine canı gönülden inanıp Şereflerin en yücesi olan İslam Şeref’iyle şereflenen Müslüman kardeşlerim;

Bizler hep bu gün Gazze’de yaşanan İnsanlık dişi vahşeti ve zulmün boyutlarını konuşuyoruz.

Tepedeki en yetkilisinden sade vatandaşına kadar yaptığımız bu, sadece birbirimizi acındırıp duruyoruz.

Bundan öte bu güne kadar tüm şiddetiyle devam eden vahşi İsrail’in vahşetini durduracak her hangi ciddi bir icraat yapılmış değil.

Oysaki yıllar önce siyası hayatı boyunca Rahmetli Erbakan Hocamız hep bu günleri işaret ederek, Ümmet olarak yapılması gerekenleri her fırsatta bıkmadan usanmadan dile getirdi.

Söylemekle de kalmadı İktidarının ilk fırsatında hemen dünyada gündem olan, Müslümanların yegâne ümidi D-8 İ kurdu.
Şimdi birbirimize soralım;
Türkiye’nin önderliğinde kurulan D-8,kuruluş amacı doğrultusunda aktif olarak faaliyette olsaydı bu gün Gazze’de yaşanan İnsanlık dramı yaşanırmıydı ?

Ümmet için, Ümmetin ve İnsanlığın selameti için canla başla çalışan böyle bir lideri desteklemeyen ve iktidarını alaşağı edenler ise bu gün Filistin’de, Gazze’de yaşanan insanlık dişi vahşetten ve zulümden küllen veballi ve sorumludurlar.

Unutmayalım ki yitiğimizi doğru yerde aramazsak onu hiç bir zaman bulamayız.

Allah muhafaza bu insanlık dişi vahşet devam eder bizlerde sadece kınamakla yetiniriz.

Küresel siyonist güçlerin İslam alemi üzerindeki hain emellerine,Erbakan hocamız yıllar önce yaptığı konuşmasında hep bu günleri gündem etmiş.

İşte Rahmetli hocamızın O konuşması:

ERBAKAN HOCA 1992:Yeni Dünya Düzeni adlı video konuşması günün önemine binaen yeniden gündem edilmeli.

Erbakan hocamızın öngörüsü ve ferasetini anlamak için bu videoyu izleyince son asrımızda eşine az rastlanır bir liderin yeterince kıymetini bilemediğimiz için kendimize hayıflanmamak elde değil.

Yitiğimizi doğru yerde arama şuuru ve eylemiyle,Allah’a emanet olunuz.
Saygılarımla
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/oflu-hocadan-bakanimiz-sayin-hakan-fidana.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/oflu-hocadan-bakanimiz-sayin-hakan-fidana.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/oflu-hocadan-bakanimiz-sayin-hakan-fidana_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/06/oflu-hocadan-bakanimiz-sayin-hakan-fidana.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/d8-hakan-fidan-yasar-ayaz-hoca/4035/</link>
			<pubDate>Sun, 09 Jun 2024 20:13:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kariye camii Yunanı rahatsız Etti</title>
			<description><![CDATA[Kariye Camii ibadete açıldı Komşu Grekler sinir krizleri geçiriyor, Kendileri ülkedeki binlerce camiyi yok ederken amacı dışında kullanırken bakın bizleri ne ile suçlamaya kalkıştılar. 
80 yıl sonra ibadete açılan Kariye camii Grek Hükümetini rahatsız etti.
Ülkesinde İslam ibadethanelerine izin vermeyen Yunanistan Türkiye iç işlerine karışıyor.
Bizans İmparatorluğu döneminde 6. yüzyılda kilise olarak inşa edilen yapı, 1511 yılında II. Bayezid’in sadrazamlarından olan Atik Ali Paşa tarafından camiye çevrilerek ‘Atik Ali Paşa Camii’ veya ‘Kariye Camii’ olarak anılmaya başladı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[14 Eylül 1829 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ve Rus İmparatorluğu arasında Edirne şehrinde imzalanan barış antlaşması, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nı sona erdirirken, Grek Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandından bu güne Osmanlı devletinin inşa ettiği binlerce Cami, Medrese, İmarethanleri yakıp yıkmış, çok azını muhafaza ederken islam İbadethaneleri amacı dışında ilgisiz işlerle iştigal edilmiş, Bu güne kadar Osmanlı eseri camileri ibadete açmazken Yunanistan ile alakası olmayan, Doğu Roma Kostantiyye- Bizans devletine ait olan Kilise ve şapeller üzerinde hak iddia etmesi çok garip.

kaldıki Ülkesinde Anadoludan Mübadele ile gönderilen Hristiyan Ortodoks Türkmenlerin Milli kimliklerini yok etmek için Türkçe konuşma Türkçe ibadet ve eğitimlerini yasaklamaya gitmiş bir hükümet olarak Muktediri olduğumuz Türkiyedeki Rum azınlığın kendi dillerinde özgürce İbadet, Eğitim imkanları  verdiğimizi görmezden gelerek 700 yıllık Osmanlı-Türkiye devletinin dini hayatını sorgulamak haddine değil elbette.

Avrupada camisi olmayan tek başkent Atina'da günümüzde 500 Bin Müslüman yaşarken Osmanlı eseri camiler amacı dışında kullanılıyor, Müslümanların Cami yapmalarına izin verilmiyor. 
Son 14 yıldır evrensel baskılar sonucu Atina yakınlarında deniz kuvvetlerine ait bir depo hangarın camiye çevrilmesine izin verirken 350 kişilik bu camiye Minare, Kubbe, Ezan için Hopörler kullanımı yasaklanmış, 6 Kişilik cami yönetiminin dördü Yunan vatandaşı 2 tanesi Afrika kökenli Müslüman olduğunu görmezden gelmemizi bekliyor.

Yunanistan Kariye Camsini böyle konuşuyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, "Türk yetkililerin Kariye Manastırı'nı Müslüman Camii olarak faaliyete geçirme kararı uluslararası topluma yönelik bir provokasyon teşkil etmektedir" dedi.
Atina, Türkiye'nin, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan İstanbul'daki Bizans döneminden kalma ikonik Kariye Kilisesi'ni İslami Cami olarak yeniden açma kararına sert tepki gösterdi . Kiliseye dönüştürülen caminin açılışı dün Paskalya Pazartesi günü (6/5) Recep Tayyip Erdoğan tarafından başkanlık sarayından video konferans yoluyla doğrudan bağlanan özel bir törenle açıldı.

Dışişleri Bakanlığı, "Türk makamlarının Kariye Manastırı'nı Müslüman Camisi olarak faaliyete geçirme kararı, bu manastırın insanlığa ait UNESCO Dünya Mirası Alanı olma özelliğini bozduğu ve zedelediği için uluslararası topluma yönelik bir provokasyon teşkil etmektedir." kesin bir ifadeyle vurguladı.

Resmi açıklama şunları ekledi: "Anıtların evrensel karakterini korumak ve dini ve kültürel mirasın korunmasına yönelik uluslararası standartlara uymak, tüm devletler için bağlayıcı olan açık bir uluslararası yükümlülüktür."

Göç ve İltica Bakanı Dimitris Kairidis, Yunan televizyon kanalı Skai'ye verdiği demeçte, Erdoğan'ın Kilise'yi Müslüman Camii'ye dönüştürme kararını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

Kararı "kesinlikle içler acısı bir hareket" olarak nitelendiren Bakan, Kyriakos Mitsotakis'in de Dışişleri Bakanlığı gibi konuyu Türkiye'ye yapacağı ziyarette ve Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmede gündeme getireceğini vurguladı. Her şey masada." "Burası UNESCO Dünya Mirası Alanı ve bugün Erdoğan, Ayasofya'da yaşananların ardından aşırı İslamcı seçim grubuna ıslık çalarak geliyor."

Yunanistan'ın Türkiye ile ilişkilerine değinen Göç ve İltica Bakanı, Rum tarafının taviz vermeyeceğini ve karşı tarafı “yatıştırmayacağını” vurguladı. “U dönüşü yaptı, Yunanistan değil Erdoğan. Erdoğan'ın Miçotakis'ten tüm hava sahası ihlallerini (F-16'ların Ege Denizi'nde yasa dışı uçuşları) askıya alması aptallıktır."

Tarihi Kiliseyi Müslüman Camii'ye dönüştürme kararı 2019 yılında alındığından ve 2020 yılında Türk Hükümet Gazetesi'nde yayınlandığından, Türkiye'nin bu hamlesi sürpriz değil. Türk yetkililer son 4 yıldır bakım ve onarım çalışmaları yürütüyor. Cami olarak resmi açılışı yapılacak olan anıtta restorasyon çalışmaları sürüyor.

Kariye'deki İsa Manastırı, kuzeybatı Bizans Konstantinopolis'inde (modern İstanbul, Türkiye), Porphyrogenitus Sarayı'nın (Tekfur Sarayı) güneyinde, Charisios Kapısı'nın (Edirnekapı) yakınında yer almaktadır.

Manastırın ayakta kalan katolikonuna ait iyi korunmuş mozaikler ve freskler Geç Bizans dönemi anıtsal sanatının önemli örnekleridir. Cami olarak hizmet verdikten sonra (Kariye Camii veya Ali Paşa Kenise Camii olarak da bilinir), 1945 yılında müzeye dönüştürülmüştür ve şu anda UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki İstanbul Tarihi Alanları'nın bir parçasıdır.

Yunanistan, geçen ay, Yunanistan'ın kuzeyindeki Selanik'teki Yeni Cami'yi, ibadethane olarak hizmet vermesinin üzerinden 102 yıl geçtikten sonra, Ramazan ayının sonundaki Müslüman Ramazan Bayramı'nda bir defalık namaz için resmen açtı.

İtalyan mimar Vitaliano Poselli'nin 1902 yılında tasarladığı iki katlı Yeni Cami, Yunanistan ile Türkiye arasındaki mübadeleden bir yıl önce 1922'de kapatılmıştı. Başlangıçta Selanik Arkeoloji Müzesi'ni barındırıyordu ve bugün bir sergi merkezidir.

HABERİN KAYNAĞI İÇİN TIKLAYINIZ
----------------------
Atina yönetimi, İstanbul'daki Kariye'nin ibadete açılmasına tepki gösterdi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Kariye'nin camii olarak ibadete açılmasının "UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki statüsüne hakaret niteliği taşıdığı" savunuldu.

Tarihi yapının tüm insanlığa ait olduğu, dolayısıyla Türkiye'nin bu hamlesiyle "uluslararası kamuoyuna meydan okuduğu" ileri sürüldü.

Atina yönetimi, açıklamasında, "Anıtların evrensel karakterinin korunması, dini ve kültürel mirasın korunmasına yönelik uluslararası standartlara riayet edilmesi, tüm devletleri bağlayan açık bir uluslararası yükümlülüktür." dedi.

4. yüzyılda inşa edilen yapı, özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda gerçekleştirilen değişikliklerle bugünkü halini aldı. Bizans İmparatorluğu döneminde kilise olarak kullanılan yapı, 1500-1945 Arasında cami olarak hizmet verdi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/kariye-camii-yunani-rahatsiz-etti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/kariye-camii-yunani-rahatsiz-etti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/kariye-camii-yunani-rahatsiz-etti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/kariye-camii-yunani-rahatsiz-etti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/kariye-camii-yunani-rahatsiz-etti/4031/</link>
			<pubDate>Wed, 08 May 2024 17:19:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fatihte Filistin'e destek yürüyüşü</title>
			<description><![CDATA[Basın Bülteni  07.01.2024 - Pazar
Fatih’te on binlerce kişi Filistin için yürüdü
İHH İnsani Yardım Vakfı öncülüğünde Fatih'te Filistin'e destek yürüyüşü gerçekleştirildi. On binlerce kişinin katıldığı yürüyüş, Fatih Camii önünden başlayıp Edirnekapı’da sona erdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Edirnekapıda bir konuşma yapan İHH Genel Başkanı Av. Bülent Yıldırım, “Daha gemileri aldığımız andan itibaren İsrail medyası, ‘Filoya 100’e yakın ülkeden aktivist katılacak. Bu İsrail için büyük felaket’ dediler. Evet bu sizin için felaket, gemilerimiz gelecek” dedi.

İşgalci İsrail’in Gazze’de 7 ayı aşkın süredir devam eden saldırıları, Fatih’te gerçekleştirilen yürüyüşle protesto edildi. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşunun da destek verdiği yürüyüş, akşam namazının ardından Fatih Camii önünden başladı. Edirnekapı’ya kadar süren yürüyüşe on binlerce kişi katıldı. Yürüyüş boyunca, “Katil İsrail Filistin’den Defol, Katil İsrail, İşbirlikçi ABD, Yaşasın Küresel İntifada” sloganları atıldı, tekbirler getirildi. ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/fatihte-filistin-e-destek-yuruyusu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/fatihte-filistin-e-destek-yuruyusu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/fatihte-filistin-e-destek-yuruyusu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/05/fatihte-filistin-e-destek-yuruyusu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/fatihte-filistine-destek-yuruyusu/4030/</link>
			<pubDate>Wed, 08 May 2024 13:20:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kıyametin vakti geldimi?</title>
			<description><![CDATA[Peygamberimiz Hz. Muhammed As., bazı hadislerinde, ümmetinin ömrünün bin beş yüz seneyi pek geçmeyeceğini söylüyor. 
Ve Ahirzaman olarak belirtilen son safhada da yaşanacak kıyamet alametlerini sıralıyor. Aşağıdaki yazıda, Peygamber Efendimiz’in (Asm) 14 asır önce haber verdiği, bu alametleri okuyacaksınız.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[- Kur’an, dünyalık için okunacaktır. (Ebu Davud)
- Âlimler fitne unsuru olacak, camiler ve hâfızlar çoğalacak, ama hakiki âlim hiç bulunmayacak. (Ebu Nuaym)
- "İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu mutlaka bulaşacaktır."
- Köylüler şehirlere akın edecekler ve ne idüğü belirsiz deve çobanları, bina yaptırmakta birbirleriyle yarışacaklar. Büyük ve gösterişli binalar yapılacak ve bunlardan dolayı sokaklar daralacak.
- Ümmetimin erkekleri şişmanlayacak ve semizleşecekler.
- Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek.
- Allahü Teâlâ apaçık inkar edilecek.

- İnsanların başına bir zaman gelecek ki, onlardan faiz yemeyen kalmayacak, yemese bile tozu onlara bulaşacaktır.
- Birçok kişi, az bir dünyalık karşılığında dinini feda edecek.
- Kazanç, belirli kişiler arasında dolaşacak, dar gelirliler açlık ve sıkıntıya düşecek.
- Kabirler süslenecek ve Kur’an, kazanç getiren bir meta hâline gelecek...
- Fitne her eve girecek ve tecrübesiz gençler başa geçecekler.
- Kur’an’dan bir resim, İslâm’dan bir isim, Müslüman’dan bir cisim kalacak.
- Üç şey çok kıymetlenecek; Helal para, kendisiyle amel edilen sünnet ve candan bir dost.
- Ecnebiler çoğalacak ve müslümanlara galebe edecekler.
- Sonradan gelen nesiller, önceden gelenlere sövüp sayacaklar.
- Mihnet, bela, musibet artacak, rahat ve huzur kalmayacak, kimse eliyle bunları önleyemeyecek.
- Bir Müslüman, koyundan daha âciz olacak, hor ve hakîr görülecek.
- İlim azalacak, cehalet, anarşi ve cinayetler artacak, adam öldürmek, hafif bir suç sayılacak.
- Hilesiz iş yapılamayacak, tacirler ve yazarlar artacak kalem bollaşacak.
- Kişi, elbisesini sakındığı kadar dinini sakınmayacak ve fakirler de namaz kılmayacak.
- Akrabalık bağları kopacak ve selâm, sadece tanıdık olanlara verilecek.
- Zenginler ticaret için, hafızlar riya ve gösteriş için hacca gidecekler.
- Büyükleri merhametsiz, küçükleri hürmetsiz olacak çocukları terbiye, köpekleri terbiyeden daha zor olacak.
- İnsanlar, kötülüklerden birbirlerini sakındırmayacaklar ve iyiliği emretmeyecekler.
- Minareler çoğalacak, camiler süslenip ziynetlenecek (kilise ve havralar gibi) ve içlerinden yüksek sesler gelecek.
- Hainlere emin, emin olanlara hain denilecek ve “şurada emin bir insan vardır” denilecek kadar emin insan sayısı azalacak.
- Kişiye, şerrinden korkulduğu için ikramda bulunulacak. Görünüşte dost fakat esasında düşman insan sayısı artacak, sözler hep yalan ve birbirine muhalif olacak, amir ve memur çok, doğru iş yapan az olacak.
- Yıldızlar (fal) doğrulanacak ve kader yalanlanacak.
- Allahü Teâlâ (cc) apaçık inkâr edilecek.
- Âlicenaplık, izzet-ikram ve cömertlik duyguları kaybolacak ve haklar para karşılığında satılır hâle gelecek.
- Cemaatin inancı zayıf, ibadeti taklit olacak, hafızlar çok, ama âlim bulunmayacak.
- Zenginlere itibar edilecek, cimrilik artacak, zekat ağır bir borç olarak kabul edilecek.
- Âlimler, para ve dünyalık karşılığında ilim öğretecek, âhiret ameli ile dünyalık talep edecekler.
- Dinden gayrı hususlar için öğrenim yapılacak.
- Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da erkeklere benzetecekler.
- Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla münasebetsiz alâkalar kuracak.
- Her tarafta şarkıcı ve çalgıcı kadınlar zuhur edecek.
- Söz kadınlarda olacak ve zina yaygınlaşacak.
- Kadınlar, saçları deve hörgücü gibi, sokaklarda dolaşacaklar.
- Haram işlemeyi kolaylaştıran imkânlar artacak, gençler günah işlemeye ve kötülük yapmaya çok meyledecekler.
- İmanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak, kişi gece mü’min yatacak, sabah kâfir olarak kalkacak veya bunun tersi olacak.
- İçkiyi devletler teşvik edecekler ve muhtelif isimler altında içilecek.
- Dünya işlerine dalınıp âhiret unutulacak, Allah’ın kitabıyla hükmetmek, ayıp sayılacak.
- Büyük ve gösterişli binalar yapılacak ve bunlardan dolayı sokaklar daralacak.
- Yırtıcı hayvanların derileri tabaklanarak çeşitli giyim eşyası yapılacak. (Kürk, manto ve benzeri...)
- Sabah giyilen elbise başka, akşam giyilen elbise başka olacak. Önünüze yemeklerden birisi gelip diğeri gidecek ve Kabe’nin örtüldüğü gibi, evlerinizin duvarları halılarla süslenecek.
- Ümmetimin erkekleri şişmanlayacak ve semizleşecekler.
- Dedikodu, yaygın bir hâl alacak.
- Herkes “kazanamadığından ve geçinemediğinden” şikâyetçi olacak.
- Yalancı şahitlik ve boşanmalar artacak, ani ölümler sık görülecek.
- Mal çoğalıp sel gibi akacak, mal sahibi malına tapacak ve tüccarların çoğu hilekâr olacak.
- Kişi, karısına itaat edip anasına asi olacak ve arkadaşına yaklaşıp babasından uzaklaşacak.
- Gönüller birbirini sevmez olacak, dinde ve dünyalık işlerde muhtelif görüşler belirecek, kardeşler bile dinde ve mezhebde ihtilâf edecekler.
- İmar edilen şeyler harap edilecek, harap olanlar ise imar edilecek.
- Fâsıklar başa geçecek ve konuşmasını bilmeyenler halka hitab edecekler.
- Arap arazisinin çölleri, nehirlere ve yeşilliklere kavuşacak.
- Köylüler şehirlere akın edecek ve ne idüğü belirsiz deve çobanları, bina yaptırmakta birbirleriyle yarışacaklar.
- Faize alış-veriş, rüşvete hediye denecek, tefecilik artacak, helal-haram unutulacak, para gelsin de nerden gelirse gelsin denilecek.
- Zaman kısalacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir hafta gibi, bir hafta bir gün gibi geçecek, bir günün geçmesi ise bir yaprağın yanması kadar çabuklaşacak, hiçbir şeyde bereket kalmayacak.
 
- “Kim Kur’an okursa (karşılığını) Allah’tan istesin. Bir zaman gelecek ki bazı kimseler Kur’an’ı okur ve (karşılığını) insanlardan isterler." (Tirmizi, Fedailu’l-Kur’an, 20)

- “Bir zaman gelecek kariler (alimler, hafızlar) çoğalacak, fakihler (dini doğru bilenler) azalacaktır. İlim kalkacak, hercumerc (katl-u kital) çoğalacaktır.”

“Başı açık yalın ayak (deve-davar güden) çobanların (kırsal kesimde yaşayan, hatta çobanlık yapan fakir kimselerin zamanla zengin olup şehirlere yerleşerek) yüksek binalar yapmada yarışmaları” kıyamet alameti olarak değerlendirilmiştir. (bk. Buhari, İman, 37; Müslim, İman, 1-7)

KAYNAKLAR:

1- Riyâzüs-Salihîn, İmam Nevevi, Terc: Mehmed Emre.

2- Tezkiret-ül-Kurtubî, İmam Şaranî.

3- Kıyamet Alâmetleri Râmuz el-Ehadis’ten Dersler, İst. 1983

4- Kitab ül-Keşf, Celâleddin-i Suyutî, El yazma eser Süleymaniye Kütüphanesi.

5- Kıyamet Alâmetleri, Muhammet! el-Hüseyni, Terc: Naim Erdoğan.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/kiyametin-vakti-geldimi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/kiyametin-vakti-geldimi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/kiyametin-vakti-geldimi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/kiyametin-vakti-geldimi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/kiyametin-vakti-geldimi/4028/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Apr 2024 14:01:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hasan Kılıç hoca Efendi Vefat Etti</title>
			<description><![CDATA[İsmailağa nakşibendi tarikatı şeyhi Hasan Kılıç hoca efendi , 93 yaşında  vefat etti.
 İsmailağa cemaatinden yapılan açıklamada;
Şeyhimiz Hasan Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhû) rahmet-i Rahmân'a kavuşmuştur. Cenazesi, yarın (23 Nisan Salı) ikindi namazını müteakip Fatih Camii'nden kaldırılacak ve Sakızağacı Şehitliği'nde uğurlanacaktır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Allahtan rahmet diler Sevenlerine sabrı cemil niyaz ederiz.

İsmailağa Nakşibendi Tarikatı'nın Halidiye Kolu'nun temsilcisi olan İsmailağa Cemaati'nin liderliğine Mahmut Ustaosmanoğlu’nun 2022 yılında Hakk'a  yürümesinin ardından Hasan Kılıç Hoca Efendi gelmişti. 

HASAN KILIÇ HOCAEFENDİ KİMDİR?
Hasan Kılıç 1930 Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Çaybaşı köyünde dünyaya geldi. İlk talebeliği mahallesindeki camide okudu. Bursa’da askerlik yaptı.


Hasan Kılıç Hocaefendi, 1931 yılında Trabzon’un Dernekpazarı/ Taşçılar Köyü’nde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda babası vefat etti. İlim tahsiline,  erken yaşlarda başladı. Hıfzını Çaykara’nın Şahinkaya Köyü’nde, Hâfız Habeş ve oğlu Hâfız Mahbub Efendi’nin riyâsetinde dokuz yaşında ikmâl etti.

Arapça ve İslâmî ilimler tedrisatına, Lekur Hoca olarak bilinen Muhammed Hanefi Kutluoğlu Hoca Efendi’nin rahle-i tedrisatında başladı. Daha sonra, Osmanlı ulemasından ilim tahsil ettiğini ve ilmî çevrelerde büyük bir şahsiyet olarak temayüz ettiğini duyduğu, Mahmud Efendi (Mahmut Ustaosmanoğlu)'nun da eniştesi ve İslâmî ilimleri tahsil edip icazet aldığı hocası Çalekli Hacı Dursun Efendi (Rahmetullâhi Aleyh)nin Trabzon’un Of ilçesindeki medresesinde tamamlayıp icazet aldı.
Hasan Kılıç Hocaefendi, Mahmud Efendi (Mahmut Ustaosmanoğlu) ile Hacı Dursun Efendi'nin medresesinde tanıştı. HasanKılıç Hocaefendi'nin medreseye başladığı sene, tahsilini tamamlayıp icazetini almış olan Mahmut Ustaosmanoğlu'nun talebe okutmaya başladığı seneydi.

Bursa’da 1954 yılında askerlik vazifesini tamamladıktan sonra Bursa ili Muradiye/Azapbey Camii’nde imam-hatiplik görevine başladı. Burada altı ay boyunca imam-hatiplik yaptı. Bu sürenin büyük yokluk ve imkânsızlıklarla mücadele hâlinde geçtiği ve o sıkıntılar sebebiyle rahatsızlanıp bir süre tedavi gördüğü kaydedilir.
Mahmut Ustaosmanoğlu'nun daveti üzerine İstanbul’a gelen Hasan Kılıç Hocaefendi, Ali Haydar Efendi'ye intisap etti. Mahmut Ustaosmanoğlu'nun İsmailağa Taşmedrese’de ders okuttuğu, ona yakın olup istifade etmek niyetiyle 1955 yılında İstanbul’a gelmek için müftülüğe başvurdu. Aynı sene İstanbul’a tayin olarak Fatih’te Kumrulu Mescid Camii’nde imamlık vazifesine başladı.
Bu arada İsmailağa Camii’nde sabah namazından sonra yapılan hatm-i şerîflerin ardından Mektûbât sohbetlerini ilerleyen yıllara kadar devam ettirdi.
Mahmut Ustaosmanoğlu'nun şehir dışında bulunduğu durumlarda ona vekâleten erkeklere pazar, hanımlara pazartesi günü tertip edilen tekke sohbetlerini sürdürdü.

Hasan Kılıç Hocaefendi, güzel ahlâkı, edebi, hayâsı, tevazuu ve sadakati ile kendisini ve inandığı değerleri çevresindeki insanlara sevdirebilen müstesna insanlardan olan Hasan Kılıç Efendi, sureti ve ahlâkının güzelliğine bağlı olarak, Mahmut Ustaosmanoğlu tarafından “ak-pak hoca” olarak tavsif edilmiştir. Çevresinin kanaat önderi olarak halkın her türlü müşkülüyle yakından ilgilenmiş ve rehber bir şahsiyet olarak her kesimin yüksek muhabbet ve sevgisini kazanmıştır. On çocuğu olan Hasan Kılıç Hocaefendi'nin iki kızı Mahmut Ustaosmanoğlu'nun gelinidir.
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/hasan-kilic-hoca-efendi-vefat-etti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/hasan-kilic-hoca-efendi-vefat-etti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/hasan-kilic-hoca-efendi-vefat-etti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/hasan-kilic-hoca-efendi-vefat-etti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/hasan-kilic-hoca-efendi-vefat-etti/4027/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 19:42:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İstanbul Gazze İçin Yürüdü</title>
			<description><![CDATA[İHH İnsani Yardım Vakfı ve Uluslararası Özgürlük Filosu Koalisyonu tarafından İstanbul’da “Gazze’yi Unutma” yürüyüşü düzenlendi. On binlerce kişinin katıldığı yürüyüş, Beyazıt Meydanı’nda başlayıp Ayasofya Camii Meydanı’nda sona erdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yürüyüş eylemi, saat 14.00'da Beyazıt Meydanı'ndan başladı. On binlerce kişinin katıldığı yürüyüşte, Filistin’e destek mesajı verildi, işgalci İsrail'in Gazze'de altı ayı aşkın süredir sürdürdüğü yoğun saldırıları ve devam eden ablukası protesto edildi. Yürüyüşte, “Katil İsrail Filistin’den Defol, Katil İsrail işbirlikçi ABD, Free free Palestine” sloganları atıldı. Yürüyüş sırasında güzergâh üzerindeki vatandaşlar ve turistler de eyleme destek verdi. Katılımcılar, kortej halinde Ayasofya Camii Meydanı’na kadar yürüdü.

“Gazze’deki katliamı durdurmak amacıyla yola çıkıyoruz”
Yürüyüşün varış noktası olan Ayasofya Camii Meydanı’nda konuşan ABD'li eski diplomat ve Uluslararası Özgürlük Filosu Koalisyonu Sözcüsü Ann Wright, “Gemilerin yola çıkmasına destek vermek için buraya gelen herkese teşekkür ediyorum. Biz Gazze’deki katliamı durdurmak için yola çıkıyoruz. Gazze'de açlık çeken insanlara gıda ve tıbbi malzeme götürmek amacıyla yola çıkıyoruz. Bizler, tüm insanlar adına Filistin'de yapılan zulme tepki göstermek adına yola çıkıyoruz. Ülke liderlerine sesleniyorum. Bizler insani amaçlarla yola çıktık ve yolumuza devam ediyoruz. Türk devletine de sesleniyoruz. Gemilerin yola çıkması için gerekli kolaylıkları gösterin” dedi.

 “Avrupalı liderlerin ikiyüzlülüğü ve vurdumduymazlığından utanç duyuyorum”
Barselona Eski Belediye Başkanı Ada Colau, Barcelona’nın İsrail ile ilişkilerini kesen en büyük şehirlerden biri olduğunu belirtti. Colau, “Bu yeterli değil. Ben de bir Avrupalıyım ve bunu söylemekten üzülüyorum ama Avrupalı liderlerin ikiyüzlülüğü ve vurdumduymazlığından utanç duyuyorum. İşte ben bu yüzden buradayım. Özgürlük Filosu için buradayım.

Bana filoya katılacağım için korkup korkmadığımı soruyorlar. Ben özgürlük için yola çıkan insanlarla beraberim, korkmuyorum. Umut ediyorum ki, biz bu ablukayı kıracağız. Filistin özgür olana dek buradayız” ifadelerini kullandı.  

“Gazze’de durum çok kritik ve acil”
Özgürlük Filosu Koalisyonu’nun Kanada Temsilcisi Nimâ Machouf, “Buraya ambargoyu kırmaya geldik çünkü ambargo illegaldir. Gazze’de binlerce çocuk hayatını kaybetti. Binlerce insan hastalıklarla, açlıkla karşı karşıya. Şu anda durum çok kritik ve acil. Bizler insani yardım kuruluşları olarak bu ablukayı kırmak zorundayız. Ablukayı kırmak birinci vazifemiz ama asıl vazifemiz İsrail işgalini ortadan kaldırmak” diye konuştu. 
“Gazze için yola çıkacağız”

Genç İHH Başkanı Muhammed Cihat Çelik, “Yıllarca esaretten kurtulması için mücadele ettiğimiz Ayasofya Camii’nin avlusunda, hala esaret altında bulunan Mescid-i Aksa için bir araya geldik. Filistin'de üzerlerine fosfor bombaları atılan, zulmedilen Filistinli kardeşlerimiz için buradayız. Gemiler alındı. Yeniden rotamızı Gazze'ye çeviriyoruz. Gazze'ye gidecek ve ateşkesin sağlanmasına vesile olacağız inşallah. Bu gemiler Gazze'nin özgürlüğü için yola çıkacak. İşgalci siyonistlerden ve onların yardakçılarından korkmuyoruz” dedi.
“Filistin’in özgürlüğü için buradayım”

Özgürlük Filosu Koalisyonu Üyesi Uluslararası Sınır Tanımayan Doktorlar Hareketi’nden Arjantinli Carlos Trotta, “Latin Amerikalı insanlar adına, Filistin'in özgürlüğü için buradayım. 
Yıllardır Filistinli insanların acısına şahit oluyoruz. Asıl meselemiz Filistinlilerin onurlarının korunmasıdır” dedi.

“ABD hükümeti soykırımın bir parçası olduğunu bilmeli”
Uluslararası Avukatlar Birliği Temsilcisi Daniel Martin Kovalik, “ABD ve İsrail tarafından katledilen mazlum Filistinlilerin yanında olmak için buradayım. 
ABD hükümetine seslenmek istiyorum. 

Bu soykırımın bir parçası olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Özgürlük Filosu aynı zamanda Uluslararası Adalet Divanı’nın yapması gerekenleri hatırlatmak için harekete geçiyor. 
Eğer İsrail bu gemide bulunanların saçının teline dokunursa uluslararası alanda büyük bir suç işlemiş olacak. Bizler, o filosunu savunmak için hukukçular ordusu oluşturduk” diye konuştu.
“Batı Şeria’yı da unutmayın”

Fransız avukat Dominique Cochain, “Fransa'dan bir avukatım. Dünyanın dört bir yanından avukatlar, elimizden gelen bütün mücadeleyi vermeye devam edeceğiz. 
Batı Şeria’yı da unutmayın. 
Orada da her gün insanlar İsrail tarafından öldürülüyor” dedi.
Program, Filistinliler için dua edilmesinin ardından sona erdi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/istanbul-gazze-icin-yurudu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/istanbul-gazze-icin-yurudu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/istanbul-gazze-icin-yurudu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/istanbul-gazze-icin-yurudu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/istanbul-gazze-icin-yurudu/4026/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Apr 2024 03:11:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>EZANLA MÜSLÜMAN OLANLAR</title>
			<description><![CDATA[İslam'ın en mükemmel uygulamalarından biri namaza davet olarak yaygınlaşan Ezan okumaktır. Ezanın okunuşu, manası , amacı 15 asırdır insanların ilgisini çekmeye devam ediyor. Son yıllardaki Ezan uygulamalarındaki ses kirliliği değil İslam düşmanlarını samimi Müslümanları da rahatsız etmeye başladı. Bilhassa Ramazan ayı boyunca Namazın, Teravih tekbir, Zikir, Salavatlarının minare hoparlörüne yüksek sesle verilmesi yoğun şikayetlerine sebep oldu ama namaz memurları bir adım geri atmadı, Vandallıklarına devam etti, etmeye devam ediyorlar.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Değerli Arkadaşım Cemal Aydın,
2015 yılında bu başlıkla bir gazetenin “Açık Görüş” sayfasında bir makale paylaşarak
Bizim de duygularımıza tercüman olmuştu.
Bir kaç paragrafını paylaşmak istedim:
“Ezanların hoparlörlerle okunmadığı eski İstanbul’da ezan sesi sayesinde
Müslüman olanlar olurdu.
Şimdilerde ise turistler, hoparlör yüzünden kulaklarını tıkıyorlar!
Camilerde cemaate hoparlörlerle işkence ediliyor!
İnsan sesine ve mabet sükûnetine hasret kaldık!

SAYIN DİYANET İŞLERİ BAŞKANI, HOPARLÖR ZULMÜNÜ DURDURUN!” (…..)

“Yıllar önce, Paris Güzel Sanatlar Akademisinden birkaç hoca ile birlikte bir öğrenci grubu gelmişti.
Kendilerine İstanbul camilerini gezdiriyordum.
Bir camiye yaklaştığımızda öyle hoş bir ezan başladı ki bayıldılar.
Neredeyse huşu ile dinlemeye koyuldular.
Bana anlamını sordular. Ben ezanın mânâlarını söylerken talebeler meraklı gözlerle bakıyorlardı.
Ama bir iki hanım profesörün bakışlarında (koyu Hıristiyan oldukları belliydi) öyle bir kıskançlık şimşeği vardı ki inanamazsınız!
Gözlerindeki o kıskanan bakışları hiç unutamam.
Şahit olduğum o ifadeler, fazlası var, eksiği yok şu demekti:
“Sizin bu bâtıl dininizin, nasıl olur da, bu kadar anlamlı bir ibadet çağrısı olabilir!” (…..)
Ezan, dünya dinleri arasında ibadete çağıran en erişilmez, en yüce ve en mübarek sesleniştir.
Muhteşemden de öte olağanüstü ve benzersiz bir davettir.
Nitekim İskandinav ülkelerinden birinde ezana müsaade edilince, ezanda ne dendiğini öğrenen ateistler çılgına dönmüşler ve onlar da belediyelerden izin alarak hâşâ “Allah yoktur!” diye bağırıyorlarmış.
Kilisenin çanına bir şey demeyenler, ezana karşı bu tepkiyi gösterir olmuşlar.
Çünkü ezanın bir mesajı var.
İslâm dininin iman esasları ezanla insanlara ilân ediliyor.
Çan sesinin ayin vakti geldiğini bildirmekten öte ne mesajı var ki! (…) 
Son yıllarda oteller yabancı müşteriler, ezan sesinden daha az rahatsız olsunlar diye pencerelerine çift cam yerine, üçlü cam yaptırıyormuş!
Camiyle burun buruna bazı bina sahipleri de aynısını yaptırıyormuş!
Yazıklar olsun bize!
İnsanları böyle mi ısındıracağız İslâm’a?
Böyle mi kazanacağız kalpleri?(……)
Diyanet İşleri Başkanlığı’na sesleniyorum: Hoparlör meselesi gerçekten dayanılmaz ve katlanılamaz hâle geldi.
“Her minareye ve hatta minarelerin her şerefesine, çalı parçaları veya kaz ya da martı ölüleri gibi çirkin çirkin dizilen o hoparlörler, hem estetik, hem de ses bakımından sizi de rahatsız etmiyor mu?
İstanbul’un o kalem misali minarelerine karşı işlenen bu hoyratlık nedir?
Küçük, büyük camilere gittiğinizde, cumaları hoparlörle bangırdatılarak okunan o iç ezanlar, kametler, tesbih duaları,hutbeler sizin kulaklarınızı acıtmıyor mu? (….)
Bir de Arap ağzını taklide çalışan ve garip sesler çıkaran gâfiller çıktı.
Usûl, erkân bilmeyen bu insanların taklitçilikten vazgeçmeleri için gereken uyarı lütfen yapılsın!
O güzelim İstanbul ağzı mahvediliyor!”
Yazının özeti böyle.. 
Değerli Arkadaşımın yazısına ben de Bir cümleyle katkıda bulunayım isterim:
“Bir zamanlar İstanbullu olan gayrimüslim Kristalya, “İstanbul’un nesini özlüyorsunuz?” sorusuna şu cümlelerle cevap veriyor: "İstanbul'un nesini mi özlüyorum?"
"Beykoz'daki camiden; karşı kıyıdan gelen ezan sesini özlüyorum...”
Yanlış kullanılan hoparlörler, metaliğe boğdurulan ezanlarımız, o özlemleri yitirdi galiba, değil mi?
Siz ne dersiniz?
Şerif Simavi


 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ezanla-musluman-olanlar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ezanla-musluman-olanlar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ezanla-musluman-olanlar_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ezanla-musluman-olanlar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ezanla-musluman-olanlar/4025/</link>
			<pubDate>Mon, 15 Apr 2024 17:23:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ne kadar Müslümanca yaşıyoruz</title>
			<description><![CDATA[Bazıları kabul etmeseler bile bu hayatın bir sahibi var, Trilyonlarca canlı-cansız varlıktan oluşan bu alemde her şey bir HESAP ile, Sadece İnsan ve Cinler kendi iradeleri ile diledikleri gibi yaşıyor. Çoğunluk yaşarken Ne doğayı, Ne hemcinslerinin hakkını düşünmüyor. Dünya sadece kendilerinin yaşaması için var olmuş, tesadüfen düştüğü bu alemde yarın Yok olacağını hayal ederek Biraz özgüven, Oldukça korku ve telaş ile hayatını yaşıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Bu gün gördüğüm bir rüya Yaşadığımız çağda zenginlerin Devleti ve fakir vatandaşları nasıl sömürdüğünü anladım.

Birileri mücavir alanda bir tarlayı "plansız-projesiz" yapılaşmaya açıyor, (Tarım alanı yok oluyor)
Zenginler oradan mülk alıyor, Tarla şehirleşiyor. 
Belediye aldığı harç-vergi ile bu yeni şehrin hizmetlerini sağlamaktan yoksun. 
Kaldıki bu yapılaşmanın önemli bir bölümü kaçak, plansız yapılaşmayla gerçekleşiyor.

Buraya Yol-sonra otoban, Köprüler, Altyapı, Kanalizasyon, Doğalgaz, Elektrik, Su, PTT, Toplu Ulaşım hizmetleri, Eğitim, Sağlık, Güvenlik, Sosyal donatı alanları" yapıyor.

Bütün bu masraflar burada yaşamayan diğer insanların verdiği vergilerle sağlanıyor. 
Mülkü olanın sermayesi bu şekilde artarken Mülkü olmayanların imkânları azalıyor.

Fravunlar devrindeki kölelik sistemi bile bu kadar vahşi değildi diye düşünüyorum.
Zengin muktedirler zenginleşirken, fakir halk fakirleşmeye devam ediyor.

Çağdaş batıda Mülk sahibi olmak çok zor. Çünkü devlet plansız yapılaşmaya izin vermiyor.
Şehirleşecek alanlar devlet-belediye tarafından planlanıyor. Buranın şehirleşmesinin masrafları belirleniyor, Buradaki yapılaşmanın masrafları yeni mülk sahiplerinden alınıyor.
Bu nedenle Avrupada bir evin imalat masrafından çok  ruhsat ve vergiler söz konusu oluyor.

Biz çok gerilerde kalmışız, Cumhuriyet öncesi yapılaşma keyfiyeten değildi, Kırsalda büyük Konak yapmak izne tabiydi paran olsa da konak yapamazdın, Şehir merkezinde ikâmet etmek için validen, padişahtan izin almanız gerekiyordu.

Vahşi kapitalizm bu nedenle en büyük en acımasız fravunluk kölelik sistemidir diyor araştırmacılar, Sosyal hayatı eleştiren yazarlar.

Bu Mübarek Kadir gecesi Allah'a cc. ibadetlerle yaklaşmaya çalışanlar, Bilmiyorlar ki Allah önce kullarının ibadetlerini değil, Hayatını yaşarken mağdur ettiği canlı-cansız mahlükata karşı sebep olduğu mağduriyetlerin hesabını soracak.

Hayatını yaşarken Doğayı ne kadar kirlettin, Suyu, Havayı, Taşı, Toprağı, Bitkileri, Hayvanları ve İnsanları ne kadar mağdur ettin, ne kadar ihya ettin diye sorulacağız. 
O Mukadder gün gelmeden bu gerçeğin muhasebesini yapıyormusunuz?
Gerisi teferruat ve Ölüm ebedi bir hayatın uyanışıdır, Siz ölüler gibi mi yaşıyorsunuz halâ,

Çevrenizi kirleterek, zorlaştırarak, mağdur ederek yol almaya devam mı ediyorsunuz? 
Bu mübarek gece hürmetine toplumun yüzüne bir parmak su serpelim dedik, Elhamdulillah

DİP NOTLAR:

Zâriyât Suresi Tefsiri
﴾47﴿ Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz genişletmekteyiz.
﴾48﴿ Yeri de biz döşedik; güzel de yaptık!
﴾49﴿ Her şeyden çift çift yarattık, inceden inceye düşünesiniz diye.

Nahl Suresi Tefsiri
﴾17﴿ O halde yaratanla yaratamayan bir olur mu? Siz düşünmez misiniz?
﴾18﴿ Allah’ın nimetini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Allah gerçekten bağışlayıcıdır, merhametlidir.
﴾19﴿ Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.

Enbiya Suresi 16 âyeti:
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri, oyuncular (işi, eğlencesi) olarak yaratmadık.

Enbiya suresi 22 ayette verilmek istenen mesaj
Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu. Demek ki arşın rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir. Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar ise sorguya çekileceklerdir.

Bakara 8 ayet ne demek istiyor?
İnsanlardan bir kısmı vardır ki, biz Allah'a ve kıyamet gününe inandık, derler. Halbuki onlar, iman edenler değillerdir. Ve insanlardan bir kısmı da var ki; Allah'a ve ahiret gününe inandık derler, fakat onlar inanacak yapıda değiller. (Bunlar ikiyüzlülükle fıtratlarını tamamen bozmuş olanlardır.).
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ne-kadar-muslumanca-yasiyoruz.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ne-kadar-muslumanca-yasiyoruz.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ne-kadar-muslumanca-yasiyoruz_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/04/ne-kadar-muslumanca-yasiyoruz.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ne-kadar-muslumanca-yasiyoruz/4024/</link>
			<pubDate>Sat, 06 Apr 2024 13:56:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İnternet Hocalarına Dikkat</title>
			<description><![CDATA[Bilhassa genç ve orta yaş neslimiz İslam hakkında fazla bir şey bilmiyor. internet üzerinde İslam adına açılmış sahte hesaplardaki tartışmalarda Müslümanlık aşağılanıyor, ayetler çarpıtılarak anlamsızlaştırılarak alay ediliyor, Diyanetimizin pek çok mensubu bunları görüyor ama müdahale etmekten kaçıyor ÖNCELİKLE BU MÜSLÜMANLIĞA KİM SAHİP ÇIKACAK?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dikkat sosyal medyada takip ettiğiniz profillere dikkat ediniz.
İnternet fırsatçıları popüler kişilerin adını fotoğrafını kullanarak hesap açıyor, Bu hesaplarda bazıları dolandırıcılık yaparken bazıları şöhretli kişilerin pozisyonuna girerek onların adı altında bilgi kirliği oluşturuyorlar. Bu arada reklam geliri olarak ta para kazanıyorlar.

Bu fırsatçılardan birçoğu akademik dünyamızın popüler isimlerinden Prof. Dr. Mehmet OKUYAN / Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı öğretim üyesi. Sayın Okuyan’a whatsAp üzerinden adına açılmış bir sayfada yapılan İslam düşmanlığından söz ettim, Kendisi bu gurupları kuranları “Mahkemeye verdim ama sonuç alınamıyor. Ben de Tv. Programlarımda bunların sahte hesaplar olduğunu söyledim de yazdım da, Başka ne yapılır bilemiyorum” diyerek şikâyetini dile getirdi.

Gerçekten çok vahim bir durum var, Sayın M. Okuyan İslam adına yayılan hurafeleri telafi etmeye uğraş verirken Bilhassa facebook’ta adına açılan sahte hesaplarda İslam ve daha çok peygamber düşmanlığı yapıyorlar.

Hz. Muhammedi itibarsızlaştırmak için atmadıkları iftira yok akıl alır gibi değil Başta diyanet ve ilgili kurumlardan bu konuda tek kelimelik bir gayret göremiyoruz.

Ülkemizdeki İslam dini hocaları sayısının (Diyanet-Milli eğitim-YÖK) 400 bin kişi olduğunu görüyoruz. Fakat İnternet ortamında Sosyal mecralarda bu konuda etkili ve yetkili görevlilerin olmadığını görüp üzülüyoruz.

Kendi inisiyatifi ile olanca gayret göstererek tv. Programları, Sosyal medya paylaşımları yaparak Anlatılmayanları topluma anlatma gayretinde olan Prof. Dr. Mehmet OKUYAN teşekkür ederiz.

Diyanetinde Sosyal medya temsilcileri atayarak dini içerik üreten tartışma sitelerine müdahil olmalarını Sapkınların yalan yanlış paylaşımlarını deşifre etmelerini bekliyoruz.

Halkımız maalesef din adamları sadece camide görüyor, oda namaz kıldırma memurları olarak, Bu namaz memurları günlük periyotlarda cemaati bilgilendirecek sohbetler yapmıyorlar. Okuma alışkanlığı olmayan Müslümanlar internet üzerinde her gün milyonlarca iftira ile karşılaşmada Bilhassa gençlerimiz bunlardan etkilenerek ateist, Deist olmaktadırlar. Tuhaf olan bu gençlerin ateizm-deizm nedir dahi bilmedikleri halde moda deyimlerin peşinde koşuyorlar.

73 yaşımda bunlarla uğraşmaktan sosyal hayatım yok oldu, Bırakmaktan da korkuyorum Sadece bu gün 9 saat bu tür tartışmalara iddialara ayetlerle müdahale etmeye çalıştım, Elbette sert dirençle karşılaşıyorum cevap verdikçe her iftiraya cevap vermek zorunda hissediyorum kendimi. Bu sapık soruları soranlar elbette İslam düşmanı,
Benim amacım tartışmaları okuyan 3. Şahısların bunlara cevap verildiği görmeleri içindir.

Devletimizin bu konularda uzman personel görevlendirerek, Söz konusu İslam Düşmanları safında sahte bilgi-belge paylaşarak İslam’ı itibarsızlaştırmaya çalışan kişileri deşifre etmek gerekiyor.

Bu paylaşımcıların, batılı İslam düşmanı lobilerden maddi destek aldıklarını bilmeyen yok Ama devletimizden önlem alan yok maalsef.

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/internet-hocalarina-dikkat_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/internet-hocalarina-dikkat_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/internet-hocalarina-dikkat_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/internet-hocalarina-dikkat_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/internet-hocalarina-dikkat/4018/</link>
			<pubDate>Tue, 26 Mar 2024 23:44:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Fatih işgal ediliyor haberimiz yok</title>
			<description><![CDATA[DİKKAT ; İSTANBULUN MERKEZ İLÇESİ FATİH İŞGALCİLERİN İŞGALİ ALTINDA YOĞUN KAÇAKLAR İLÇEYİ YAŞANMAZ HALE GETİRDİ, BELEDİYE ÖNLEM ALDIĞINI AÇIKLIYOR FAKAT UYGULAMADA TUTARLI BİLGİ PAYLAŞIMI YOK, 
Fatih ilçemiz yoğun nüfus baskısı altında Eskiden gündüz nüfusu 2-3 milyona çıkan fatihte esnaflar kepenk kapattığında veya pazar günlerinde 550 bin nüfus olurdu, Şimdi 24 saat ilçede nüfus hareketleri kaos oluşturuyor, Görünüşe göre tedbir yok, Aksaray metro önünde yapılan kaçak toplama çalışmaları artık yapılmıyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Apartmanlarda, Toplu ulaşımda, Çarşı ve pazarlarda Türkçe konuşan, azaldı, esnafında önemli bir bölümü Türkçe konuşmuyor. 

ABD ve İngiltere menşeili New Roma projesi tehdidi altında olan İstanbul Fatih adım adım işgal edilmiş durumda
Son Anayasa düzenlemesinde kabul edilen "self determination" Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı gereği yapılacak bir referandumda Fatih'i kaybedebiliriz. Bu şaka değil gerçek Esenyurt’ta tehdit altında, İlçe ve İstanbul nüfus bilgileri sağlıklı değil, güncel değil. Türk halkından ne gizleniyor. Evvelce günlük nüfus bilgileri paylaşılırdı artık paylaşılmıyor

Evvelce 600 binlere yaklaşan Fatih ilçe nüfusu son açıklanan verilere göre yarı yarıya azaldı, Bu nasıl oluyor?

İlçede nüfus azalıyor deniyor Hâlbuki Boş daire yok gibi, Mevcut yerleşik nüfus eskisinden çok daha kalabalık, Nasıl nüfus azalıyor?. 

Fatih belediye ve genel idare ilçedeki kaçakların toplandığını, yabancı sayısının 40 bin civarında olduğunu açıkladı, Buna inanmamızı kimse isteyemez. Gelin Aksaray’ı, Malta civarını, Balat mahallesini, Kocamustafapaşa, Mollagürani semtlerine bakın Türkçe konuşan ne kadar göreceksiniz.

Yabancıların Bir dairede 10-15 kişinin kaldığını yaygın olarak görüyoruz. İŞGAL EDİLDİK HABERİMİZ Mİ YOK Bu seçim bağımsızlığımız bütünlüğümüz için son fırsat


DİP NOT:
Şevket Atalay @msevketatalay
MUHTARI KİM SEÇECEK?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşamadığı İstanbul'un Fatih İlçesi Sarıdemir Mahallesinde muhtarı Suriyeliler mi seçecek, yoksa Burkine Faso'lular mı?
İstanbul'un Fatih ilçesini kim yönetecek?
#Fatih #secim2024 #Istanbul
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/fatih-isgal-ediliyor-haberimiz-yok.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/fatih-isgal-ediliyor-haberimiz-yok.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/fatih-isgal-ediliyor-haberimiz-yok_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/fatih-isgal-ediliyor-haberimiz-yok.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/fatih-isgal-ediliyor-haberimiz-yok/4014/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Mar 2024 14:59:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>ABD Türkiye'de Yatırım patlaması yaptı </title>
			<description><![CDATA[ABD 2023 yılında  Türkiyede 30 milyar dolar üzeri yatırım yapmış, Bu yarırımların hangi alanda olduğu yayınlanmamış, Haber sitemize ulaşan aşağıda basın bildirisinden öğrendiğimiz bunca yatırımın nerelere yapıldığı konusunda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadık.
Sanıyoruz ABD bilhassa Arsa, Arazi, Konut projelerine yaptığı yatırımlarla adından söz ediliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ABD Türkiye'de Yatırım patlaması yaptı, ABD Türkiyede hangi alanda yatırım yapıyor
Ülkenin nerelerini Ne amaçla ABD firmalarına satıyoruz, Ortaklık kuruyoruz bizleri endişelendiriyor.
Bilhassa İstanbul Merkezi Fatihte ABD'li firmaların turizm sektörüne yoğun ilgisinin olduğunu biliyoruz.
Mesela Ayvansaray Türk mahallesi Otel projesi artık Amerikalılarda, Gene Fener-Balat-Ayvansaray yenileme projesi ile ilgilendiklerini biliyoruz. Fatih ilçemizde mahalle ölçeğinde 2006 yılından beri hayata geçirilmek istenen fakat mahkemelerin izin vermediği dönüşüm projeleri ile ilgileniyorlar, Süleymaniye camii çevresindeki 6 mahallede hayata geçirilmek istenen "Diar Süleymaniye" yenileme denilen dönüşüm projesinin arkasında katarlılar görünümü ile ABD merkezli Er Rayyan emlak firması var.
Adım adım satılıyoruz da haberimiz mi yok? Aşağıda söz konusu basın açıklaması


Basın Bülteni 6 Mart 2024

Türkiye’ye 2023’te gelen doğrudan yatırım projelerinde ABD özel sektörü ilk sırada
ABD’nin En Büyük Ticaret Etkinliği Bu Yıl İstanbul’da
Türkiye’yi global pazarlara taşıma hedefiyle 135 üyesiyle faaliyet gösteren AmCham Türkiye’nin (Amerikan Şirketler Derneği), 20. Olağan Genel Kurul Toplantısı İstanbul’da gerçekleşti. Toplantıya ABD Ticaret Müsteşar Yardımcısı Neema Singh Guliani, ABD İstanbul Başkonsolosu Julie Eadeh ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat ve Türkiye’nin Washington önceki dönem Büyükelçisi Murat Mercan onur konuğu olarak katıldı. ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Neema Singh Guliani, ABD hükümetinin en büyük ticaret etkinliği olan Trade Winds’in mayıs ayında İstanbul’da yapılacağını söyledi.

İSTANBUL, 6 Mart 2024 – Türkiye’de 60 milyar doların üzerinde yatırımı olan ve 100 bin kişiye istihdam sağlayan 135 ABD şirketini temsil eden AmCham Türkiye’nin (Amerikan Şirketler Derneği) 20. Olağan Genel Kurul Toplantısı, 5 Mart 2024 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi.

ABD Ticaret Müsteşar Yardımcısı Neema Singh Guliani, ABD İstanbul Başkonsolosu Julie Eadeh, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat ve Türkiye’nin Washington önceki dönem Büyükelçisi Murat Mercan’ın onur konuğu olarak yer aldığı toplantıda 2024 yılına ilişkin beklenti ve hedefler ele alındı.

ABD-Türkiye Ekonomik İlişkileri Olumlu Seyrini Sürdürüyor

Genel Kurul açılış konuşmasını gerçekleştiren AmCham Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Tankut Turnaoğlu, 2023 yılının Türkiye ve ABD arasındaki ikili ekonomik ve ticari ilişkilerdeki potansiyelini ortaya koymaya devam ettiğinin altını çizdi. Turnaoğlu, “Türkiye’nin ABD ile ikili ticaret hacminin 2023’te 30,6 milyar dolara ulaşırken; ABD Türkiye’nin ihracatta en büyük ikinci ithalatta ise en büyük beşinci pazarı olarak konumlandı. Türkiye ve ABD ticari ilişkileri 200. yılına yaklaşırken AmCham Türkiye olarak kuruluşumuzun 20. Yılında Türkiye’de faaliyet gösteren, 60 milyar dolarlık yatırım ve 100 bin kişilik istihdam yaratan 135 ABD’li üye şirketi temsil ediyoruz.” dedi. İkili ekonomik ve ticari ilişkilerde, hayata geçirilebilecek çok daha güçlü bir potansiyel olduğunu vurgulayan Turnaoğlu, “AmCham olarak iki ülke arasındaki yatırım ve ticareti artırarak Türkiye’yi küresel pazarlara taşıyan güç olma hedefimiz doğrultusunda kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz. 2023 yılında Türkiye’ye gelen 126 doğrudan yatırım projesinin 16’sının Amerikan yatırım projeleri olması ABD’yi geçen yıl birinci yıla taşıdı. 2024 yılında ise ‘Balkanlardan Orta Asya’ya Bölgesel İş birliği, Dijital Yatırımlar ve Sürdürülebilirlik’ alanlarına odaklanmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

Türkiye Uluslararası Yatırımcılara Önemli Fırsatlar Sunuyor

Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat, AmCham Türkiye 20. Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda görüşlerini şu sözlerle dile getirdi: “İstikrarlı ekonomisiyle bölgesinde öne çıkan Türkiye yetenekli iş gücü, stratejik konumu ve küresel tedarik zincirine güçlü entegrasyonu ile uluslararası yatırımcılara önemli fırsatlar sunuyor. 20 yılda bölgesinde en yüksek yoğunlukta uluslararası yatırım çeken ülke olması da bunları teyit ediyor. Son 20 yılda 262 milyar dolarlık yatırım çektik, küresel pastadaki payımız şu an yüzde 1, en kısa sürede bunu yüzde 1,5’a çıkartmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde açıklayacağımız “Uluslararası Doğrudan Yatırımlar Stratejisi: 2024-2028” dokümanının çizeceği çerçevede ivmemizi artırarak hem özel hem de kamuda yer alan tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla ülkemizin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacak hedeflerimizi gerçekleştirmeye devam edeceğiz.”

ABD’nin En Büyük Ticaret Etkinliği ve İş Geliştirme Forumu İstanbul’da Düzenlenecek

ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Neema Singh Guliani: “ABD Ticaret Bakanlığı, Türkiye ve Avrupa ve Avrasya Bölgesi genelinde temaslarını sürdürmeyi planlamaktadır. 2024’ün mayıs ayında İstanbul’da Trade Winds Forumu’nu düzenlemeyi sabırsızlıkla bekliyor, başarılı geçmesini temenni ediyoruz. Trade Winds, ABD Hükümeti’nin en büyük ticaret etkinliği ve iş geliştirme forumudur. AmCham Türkiye’nin Trade Winds’e Platin Sponsor olarak destek vermesinden memnuniyet duyuyoruz.”

ABD İstanbul Başkonsolosu Julie Eadeh, “Ticari bağlarımız gelişmeye devam ediyor. 
İkili ticaret ilişkilerimizin gösterdiği etkileyici büyüme Amerikan şirketlerinin Türkiye’ye yaptığı önemli katkıları ortaya koymakta, yaratılan binlerce istihdam olanağını ve ortak refahı yansıtmaktadır ”şeklinde konuştu.

-------------------- o --------------------

Bilgi için:
Amerikan Şirketler Derneği (AmCham Turkey/ABFT) (0212) 243 35 11 info@amchamturkey.com
Mese İletişim Danışmanlığı, Barış Durukan (0212) 245 33 23 baris.durukan@mese.com.tr]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/abd-turkiye-de-yatirim-patlamasi-yapti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/abd-turkiye-de-yatirim-patlamasi-yapti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/abd-turkiye-de-yatirim-patlamasi-yapti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/03/abd-turkiye-de-yatirim-patlamasi-yapti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/abd-turkiye-de-yatirim-patlamasi-yapti/4010/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Mar 2024 13:54:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İNDEPENDANTA KAZA MIYDI?</title>
			<description><![CDATA["Kanal İstanbul" için sebep gösterilen olayda ne olmuştu?
İNDEPENDANTA PETROL TANKERİ OLAYI KAZA MIYDI?
Yaşları kemale ermiş olanlar İndependanta ismini kolayca hatırlayacaktır.
O günlerde olayın kasıt ihtimali konuşulamadı, Çünkü Yunan tankeri mümkün olmayacak şekilde sis olmayan bir havada rotasından çok fazla çıkarak Independenta üzerine giderek çarptı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Günümüzden yaklaşık 45 yıl önce denizlerimizdeki kaza tarihimizin en büyük olaylarından biri gerçekleşmişti. 15 Kasım 1979 tarihinde Yunan bandıralı çelik yüklü M/V Evriali isimli gemi, Haydarpaşa açıklarında Romen bandıralı İndependanta (Özgürlük) isimli ham petrol taşıyan gemiye çarparak korkunç bir patlamaya sebep olmuş ve Marmara Denizi büyük oranda çevre felaketi yaşamıştı.


Medya eliyle senelerce üstünkörü olarak aktarılan olay, daha sonra bir öcü haline getirilerek "Kanal İstanbul" yalanı için sebep olarak kullanılmaktadır. Anlatılmayan detaylara gelince; 

- Olay İstanbul Boğazı’nda değil Marmara Denizi’nde meydana gelmiştir.

- Olay anında İndependanta Haydarpaşa açıklarında kılavuz kaptan beklemektedir.

- Evriali gemisi kılavuz kaptanla İstanbul Boğazı’nı geçmiş ve Yenikapı önlerinde kılavuz kaptanı indirdikten sonra Yunanlı kaptan 260 derece sağa rota izleyerek Çanakkale Boğazı’na yönelmesi gerekirken, 160 derece sola dümen kırarak Romanya'nın en büyük ticari gemisine çarpmıştır. Yunan gemisinden bir arıza bildirimi olmadığı gibi daha sonra da tespit edilen bir yapım hatası bulunamamıştır.


Olayda "uluslararası sabotaj" ihtimali yeterince araştırılmamış veya diplomatik nedenlerle örtülmüştür. Olay tarihinde Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden sadece beş yıl geçmiş olması ve denizcilikte önde gelen ülkelerden olan Yunanistan'ın Romanya'nın ardı ardına yeni gemilerle ticari filosunu güçlendirmesinden olan rahatsızlığı bu ihtimali güçlendirse de konu üzerindeki örtü durmaktadır. Belki de çok başarılı işler çıkartan sinema sektörünün bu olaya el atma vakti gelmiştir.

"Kanal İstanbul" gerekçesi olarak sunulan bu olaydaki bilgi gölgelemesi, şişirilmiş İstanbul Boğazı geçiş projeksiyonu ile yalana yalan ekleyerek sürmektedir.

Kanal projesine göre İstanbul Boğazı’nda trafik artarak devam edecekmiş. 2025 yılında 53.860 gemi geçişi olacakmış. Proje hazırlanırken 2010 yılında 50.871 gemi geçmiş, hedef rakamların söylendiği 2011 yılında ise geçiş 49.798 gemi olarak gerçekleşmişti. Geçtiğimiz 2023 yılında ise kaç gemi geçti biliyor musunuz? 39.000 gemi. 2025 yılı hedeflerine varmak için on üç yılda % 29 azalan gemi trafiği bu yıl şaha kalkıp iki yılda % 27 artar mı?


Projeksiyonlarına baktıkça beni bir gülme alıyor ki, sormayın. Mantardan yaptıkları hedef rakamlardan vazgeçtim, hedef yıllardan bahsediyorum. Projeksiyona koydukları hedef yıllar; 2025, 2035, 2040, 2050, 2060 ve 2071. Bilimsel olduğunu iddia ettikleri projede hedefi Malazgirt'in bininci yılına yerleştirip milliyetçilik sosuna bulamışlar. Tadından yenmez vallahi.

Bir de bana "böyle muazzam bir projeye niye karşı çıkıyorsun" diye soruyorlar. Nasıl karşı çıkmayayım, güzel kardeşim.

Projesinin tenekeden olduğu T.C. Mahkemelerinin atadığı Bilirkişi Raporlarında yer alan projenin gerekçesi de gördüğünüz gibi yalan, dolan.

Yapılmasına gerekçe olarak gösterdikleri İndependanta olayı zaten İstanbul Boğazı’nda olmadı. Olay kaza değil, büyük olasılıkla sabotaj. İstanbul Boğazı’nda gemi trafiği artmıyor, azalıyor. Üstelik İndependanta olayından sonra geçişlerde artık son derece güvenli kurallar uygulanıyor. İstanbul Boğazı’ndan geçişlerde gemilerin kılavuz kaptan alma oranı % 65'e ulaştı.

Bütün bu yalanları düşündükçe, Kanal için kazma vurulursa gerçekten kazaya kurban gidecek diye korkuyorum İstanbul için...

07 Şubat 2024 - M. Şevket Atalay
-------------------------

ADMİN: ABDULLAH GÖZAYDIN

Independentanın yanmaya başladığı O An Bende oradaydım
İlk çarpışma patlamaya sebep oldu, Kadıköy/Moda arası evlerin güney batıya bakan bütün camları kırılmış arabamızın üstüne dökülmüştü. İki sokak arkadaydım sahile çıkıp arabadan indiğimde gemide 2. patlama olduğunda yüzüm yandı, tekrar otomobile girerek kendimi sıcak rüzgardan koruyabildim.

Libya’dan yüklediği 95 bin ton ham petrolü Romanya Köstence limanına götüren Independenta adlı tanker, 15 Kasım 1979 saat 05:30’da İstanbul Boğazı’na girmeden  Haydarpaşa önlerinde klavuz kaptan beklerken,  Karadeniz yönünden gelen Yunan bandıralı “Evriyali” adlı kuru yük gemisi rotasından çıkarak  Independentaya çarpmış yangının başlamasına sebep olmuştu. 
Bakırköy’den Pendik’e kadar hissedilen büyük birçok patlama sonucu alev alan tanker, 27 gün boyunca söndürülememiş, Denize akan petrol yanarken adalara kadar bir ateş koridoru oluşturmuştu.
kazada 43 kişi hayatını kaybederken 70 bin ton ham petrolün çevreye verdiği zarar ürkütücü boyutlara ulaşmıştı. Yangının sebep olduğu duman, İstanbulluları tehdit ederken altı kilometrelik alana yayılan ham petrol denizde yaşayan canlıların tamamına yakını ölmüş sahile vurmuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/independanta-kaza-miydi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/independanta-kaza-miydi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/independanta-kaza-miydi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/independanta-kaza-miydi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/independanta-kaza-miydi/4004/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 12:58:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ramazan Hocayı şehit eden tutuklandı</title>
			<description><![CDATA[Mübarek aylarda Müslümanları kedere boğan Tebliğci Ramazan Pişkin'i öldürdüğü gerekçesiyle gözaltına alınan şüpheli Erkan Baykut, tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. ve tutuklanarak cezaevine gönderildi]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Diyarbakırlı Ramazan Hoca olarak da bilinen Ramazan Pişkin, İstanbul Fatih Cerrahpaşa'da işletiği çay ocağında bıçaklanarak katledilmişti. 

Polisin şehir kamera takip sistemi ile belirlenen sanık kasımpaşa Hacıhüsrevde bir evde yakalandı. 
Soruşturması sonrası Katil Erkan B. tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

Erkan B.'nin savcılıkta verdiği ifade de, Babasının dükkanında çalışarak geçimini sağladığını belirten şüpheli, "Ramazan Pişkin'i tanımıyorum. Ben kendisini Afgan uyruklu Saboor Muradı adlı kişi zannettim. Saboor isimli kişi ile babamın yanında çalıştığı için tanıştım. Kendisi beni evine davet ederdi. Sigara içtiğimi bildiği için bana uyuşturucu hap ve Afgan macunu olarak bilinen maddelerden veriyorlardı. Ben kendimi kaybediyordum. Bu kişiler tarafından 2017-2021 tarihleri arasında cinsel istismara da uğradım. Bu istismara ilişkin herhangi bir şikayetim bulunmamaktadır. Sadece aileme anlattım" dedi.

"KARIN BÖLGESİNE 2-3 DEFA SAPLADIM"
Erkan B., "Olay tarihinde de Ramazan Pişkin'in Saboor Muradı olduğunu bilerek yaralamak amacıyla gittim. Ben gittiğimde kendisine önce taş attım. Taş isabet etmeyince kendisi taşı alarak bana karşılık verdi. Ben de olayın heyecanıyla üzerimdeki bıçağı çıkararak karın bölgesine 2-3 defa sapladım. Daha sonrasına bağrışma seslerini duyunca olay yerinden kaçarak uzaklaştım" dedi.


KATİL ERKAN B. YÜRÜYEREK GELDİ, OTOBÜSLE KAÇTI

Diyarbakırlı Ramazan Hoca olarak da bilinen Ramazan Pişkin'i , İstanbul Fatih Cerrahpaşa'da çay ocağında bıçaklanarak öldüren,  Katil Erkan B., Cinayet Büro Amirliği ekiplerinin çalışmalarıyla,  olay günü Zeytinburnu’ndan tam bir buçuk saat yürüyerek olay yerine geldiği belirlendi. 

Olayın meydana geldiği yerde ve şüphelinin kaçış güzergahı üzerindeki güvenlik kamerası görüntülerini tek tek inceleyen ekipler, zanlının cinayeti işledikten sonra kaçtığı ve bir süre sonra durarak bir kişiden sigara alıp içtiğini belirledi. Güvenlik kamera görüntüleri incelemelerinde, zanlının sigara içtikten sonra Aksaray’da otobüse bindiğini ve Beyoğlu Piyalepaşa’da otobüsten inerek Hacıhüsrev’e girdiği tespit edildi. 

Cinayet Büro ekipleri, Hacıhüsrev’de yapılan sokak çalışmalarının ardından zanlının yaşadığı yeri tespit etti ve Erkan B. kıskıvrak yakalandı.

BU İFADE BAŞTAN SONA HAYAL MAHSULÜ

Şahsen çok amatörce yazılmış bir savunma Ancak yalan söyleyen bir bağımlı bu kadar saçmalayabilir, 4 yıl beraber takıldığı kişiyi Ramazana benzettim demesinin makul bir izahı var mı? 
Husumet gösterip müebbet cezadan kurtulmak istiyor Aklı bu kadar yalan söylemeye yetmiş. idamda edilse bizim gönüllerimizdeki acı dinmez.

Buda bir vesile merhum nasıl yaşadı ise Allah öyle şehadet ile Namazını kılarken ölümünü takdir etti,
Kimseyi itham etmek niyetinde değiliz, Fakat Ramazan hocanın arkasından üzülüp susması gereken "din kisveli" zevatların hiçbir belge kaynak göstermeden, Ramazan hoca için iftralar saydırmaları (MÜSLÜMAN OLMADIĞINI İDDİA ETMELERİ) onların kişiliğine yakışıyor, İslam dinini geçim kapısı yapanları Allah böyle rezil eder. Tövbe edip İftiralardan vaz geçerlerse Allah cc. rahmandır, Devam ederlerse akıbetleri cehennemdir.

Yıllardır merhumun paylaşımlarını izlerim, Ehlisünnet itikadından bir santim saptığına şahit olmadım, Rabbim gazasını mübarek eylesin, kendisine destek olamadığımız için bizleri de af eylesin İnşaallah.

İslam'a göre kimsenin ölümü ertelenmez, Allahın takdir ettiği an gelince kul ruhunu teslim eder. Allah cc. çok sevdiği kullarının ölümüne şehadet nasip eder, Rabbim bizlerede böyle bir makam nasib eyler inşaallah. 

Bu olay böyle kapatılsa bile Müslümanların gönlünde acısı unutulmayacaktır, kendisine rabbimden rahmet dilerken katline sebep olanları, Vesile olanları, Teşvik edenleri kahru perişan eylesin acilen inşaallah.

Ramazan Hocanın sohbetlerinden biri için tıklayınız
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/ramazan-hocayi-sehit-eden-tutuklandi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/ramazan-hocayi-sehit-eden-tutuklandi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/ramazan-hocayi-sehit-eden-tutuklandi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/ramazan-hocayi-sehit-eden-tutuklandi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ramazan-hocayi-sehit-eden-tutuklandi/4002/</link>
			<pubDate>Sun, 04 Feb 2024 01:55:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Diyarbakırlı Ramazan Pişkin katledildi</title>
			<description><![CDATA[Fatih Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa Caddesi'nde kendine ait bir çay ocağında NAMAZ KILARKEN göğsünden aldığı üç bıçak darbesi ile  bıçaklanan Ramazan Pişkin, ağır yaralandı. Hemen yanındaki Cerrahpaşa Tıp fakültesi Acil servisine kaldırılan Merhum Ramazan Pişkin kurtarılamayarak hayata veda etti, Saldırgan katil olay yerinden kaçtı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[merhumun Cenazesini teslim almaya gelen akrabası Ahmet  Arif, ”Rahmetli Ramazan benim öz teyzemin oğluydu. Bende sadece bıçakla yaralandığını hastaneye kaldırıldığını ondan sonra hayatını kaybettiğini duydum. Hastaneden sonra vefat edince Adli Tıp'a getirilmiş. Bundan sonraki süreçte teşhis edilecek. Sonra teslim alıp gerekli işlemlerden sonra Merhumu Diyarbakır'a götürüp cenazesini defin edeceğiz.

Çok acı bir olay. Zararsız bir insandı. Allah rahmet eylesin. Çok üzgünüz. İnşallah katili ortaya çıkar. Sanırım adli konu. Polisler gerekli soruşturmayı yapıyor. İnşallah sonuç alınacak” dedi.

Sosyal medya paylaşımlarında Diyarbakır Ulucami avlusunda yaptığı İslam davetleri ile tanıdığımız Ramazan Pişkin hoca Fatih Kocamustafapaşa caddesi 88 nolu küçük dükkanda çay ocağı açarak bundan sonraki islami irşad hayatını İstanbul fatih'te sürdürmeye karar vermişti. 

Burada ekmek parası için mücadele ederken gelen müşteriler ile doğal olarak dini sohbetler ediyordu. 
Kendisinin islamı çarpıtmadan anlatması, Emri bil maruf yapması "Dinden geçinen" çevreler de şikâyetlere sebep oluyordu.
Başta Diyanetin namaz memurları ve Lâikler, Ateistler ve cahiller ile yaptığı hararetli tartışmalarına sosyal medyada haberlerde şahit oluyorduk.

Bir dönem Diyarbakır Ulucami görevlileri kendisi hakkında şikâyetler yapmış,
Bir seferinde bir kadının iftirası ile Tımarhaneye bile yatırıldığına şahit olduk, İslam işte bu kadar garip kaldı bu ülkede.

Dün işlettiği çay ocağında namaz kılarken bir kişinin bıçaklı saldırısı sonrası göğsünden "üç yerden" bıçaklanarak ağır yaralandı, Hemen TIP fakültesi hastahanesi acile kaldırılan Ramazan hoca Kurtarılamadı.

HASTANEDE HAYATINI KAYBETTİ
İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık görevlilerince hastaneye kaldırılan Ramazan Pişkin, müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polis, şüphelinin yakalanması için çalışma başlattı.


İSTANBUL VALİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA GELDİ
Cinayete ilişkin İstanbul Valiliğinden yapılan açıklamada, "Ramazan Pişkin, 31.01.2024 günü saat 13.50 sıralarında Cerrahpaşa Mahallesi Kocamustafapaşa Caddesi 88 numaralı adreste bulunan ve kendisinin işlettiği çay ocağında, kimliği belirsiz bir şahıs tarafından bıçaklı saldırıya uğramıştır. 
Göğüs bölgesinden üç bıçak yarası alan ve 112 ekiplerince hastaneye kaldırılan Ramazan Pişkin, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir. 
Pişkin'i öldüren şahsın kimlik tespiti ve yakalama çalışmaları devam etmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." ifadelerine yer verildi.

OLAY YERİ ÇAY OCAĞI, MERHUMUN KAN İZLERİ VE SECCADESİ

3 GÜN EVVEL AYHAN  ARKADAŞIMIZLA SOHBET ETMİŞLER

Son sosyal medya paylaşımında bazı tarikat salikleri tarafından yoğun tehditler aldığını, kendisinin bütün tarikatlerin sapık olduğunu söylemediğini, bazı tarikatlerin İslam ile ilgisi olmayan rant şebekleri olduğunu itiraf ettiğini gördük. 


Merhuma Allah rahmet eylesin, Biz kendisini yıllardır sosyal medyadan takip ederiz Binlerce paylaşımında İslamın ehlisünnet itikadına aykırı tek kelime ettiğini duymadık, Genelde tarikat adı altında oluşturulan cemaatlerin takvada eksikliklerinden şikayet ederdi.
Aşağıda yorumlarda yayınladığımız savcılık açıklamasında görüldüğü gibi, Diyarbakır Ulucamide yanına yaklaşan oldukça açık bir kadın kendisi ile tartışmak ister, Ramazan hoca çok açık giyinmişsin seninle tesettürü tartışmak istemiyorum der, kadın ısrarla hesap sorar Ramazan hoca oradan ayrılmak zorunda kalır.

Kadın karakola giderek Ramazan Şişik in kendisini taciz edip saldırdığı şeklinde şikayette bulunur, Bunun üzerine gözaltına alınan Ramazan hoca akıl hastahanesine gönderilir, 15 gün müşehadede tutulduktan sonra serbest bırakılır Kendisi hakkında "deli raporu verilmemiş" olmasına rağmen basında delilikle itham edilir olmuştur. Allah rahmet eylesin

MERHUMUN BİR SOKAK KONUŞMASI


RAMAZAN HOCADAN SORU VE CEVAPLARI İÇİN TIKLAYINIZ
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/diyarbakirli-ramazan-piskin-katledildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/diyarbakirli-ramazan-piskin-katledildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/diyarbakirli-ramazan-piskin-katledildi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/02/diyarbakirli-ramazan-piskin-katledildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/diyarbakirli-ramazan-piskin-katledildi/4001/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jan 2024 21:15:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dönüştürülen fatihte tarih kıyımı</title>
			<description><![CDATA[Süleymaniye Dönüşüm Projesi Semtine Adını veren "UNKAPANI" Osmanlının Buğday-Un merkezi değirmen ve fırınlarını yok edecek.
Fatih belediyesinin yaptığı 1/1000 ölçekli nazım imar planlarda konut alanı olarak belirlenen Eski Unkapanı değirmeni yıkılacağı günü bekliyor.
İBB ve Fatih belediyelerini Ak parti adayı TOKİ'ci adaylar kazanırsa, Yeni hayata geçen Kentsel dönüşümde "Rezerv alanı" uygulaması ile şehrin merkezi yenilenerek modernize edilecek.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[UNESCO tarafından Süleymaniye camii çevresindeki 8 mahalledeki osmanlı dönemi ahşap konakları DÜNYA MİRASI ALANI olarak tescillenmiş olmasına rağmen, 508 ada'nın modern betonarme villa olarak inşa edilmesi, fatih ilçesindeki 2008 öncesi yapıların tamamının yıkılarak yeni bir formatta inşa edileceğinden endişe ediyoruz.
üç imparatorluğa başkentlik yapmış dünyanın en önemli şehri ranta kurban edileceğe benziyor.
AŞAĞIDA SÜLEYMANİYE PROJESİNDE 508 ADA AHŞAP KONAKLAR BU HALE GELDİ

Bu un ve ekmek fabrikasının restore edilerek sanatsal galeriler Restoranlar alış veriş merkezine dönüştürülebilir, Bu konuda yapılmış bir çalışmada var fakat uzun yıllardır hayata geçirilmedi.

Bu vesile ile öğrendim ki İMÇ 6. Blok tarihi değirmenin üzerine inşa edilmiş.
Benim çocukluğumda orada soğan-patates hali vardı, Bunu yıkarak haliç sahilinde yeni yapılan bakkaliye haline taşıdılar yerine İMÇ 6. Bloğunu yaptılar.

508 ADANIN KUZEY CEPHESİ SANKİ EGEDE BİR VİLLA YAPMIŞLAR UNESCO MİRAS UMURLARINDA DEĞİL 

BU KONUDA BİR ARAŞTIRMA 

İstanbul'da Unutulmuş Bir Endüstri Yapısı: Unkapanı Değirmeni
Füsun SEÇER KARİPTAŞ* / 15 Ocak 2010

1840’lı yıllara kadar İstanbul’da çoğunlukla rüzgar, su ve at ile çalışan değirmenler kullanılmışken, bu yüzyılın sonunda bu değirmenler yerlerini buharla ve elektrikle çalışan yeni tesislere bırakmıştır. Bu büyük tesislerden biri de Unkapanı’nda kurulmuş olan “Unkapanı Değirmeni”dir.

Unkapanı Değirmeni İstanbul'da 19.yy.da yapılan endüstri yapılarından bu gün işlevini kaybeden, boş ve bakımsız kalarak hızla harap olan yapılardan biridir. Bu yazı da, her geçen gün biraz daha yok olan Unkapanı Değirmeni'nin bir gün korunacağı umut edilerek yazılmıştır.

508 ADA DA YAPILAN BU AHŞAP GÖRÜNÜMLÜ BİNA ORJİNAL MALZEME İLE YAPILMADI BUDAKLI ÇAM, SUNTA MDF, MODERN MALZEME KULLANILDI

Endüstri arkeolojisi kavramının ortaya çıkışı yirminci yüzyılın ikinci yarısına rastlar. Bu kavram, endüstri çağında üretim – imalat yapılan yapılarını ve aletleri çağrıştırsa da, aslında tüm dönemlerdeki donanımları içerir. Endüstri arkeolojisi kapsamındaki tüm kaynaklar, endüstri mirasını oluşturur. Bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi, ancak yapıların uygun bir işlevle kent hayatına kazandırarak ve özgün kimliklerini korumayla sağlanabilir. Endüstri mirası olarak elde bulunan kaynaklar çok geniş fakat çok parçalıdır. Bunun nedeni de endüstri uygarlığının kendisini değiştirme gayreti ve bütünleşmiş bir işletme stratejisi olmayışıdır. Endüstriyel miras kapsamında yer alan kaynaklar genel olarak sınıflandırılırsa, taşınır kültür varlıkları olarak nitelendirilen aletler ile taşınmaz kültür varlıkları olarak nitelendirilen yapılar ve endüstriyel peyzajlardır.

19.yy şehir haritası üzerinde işaretlenmiş olarak Unkapanı Değirmeninin konumu.

Türkiye'de bilinçsizlik ve yanlış koruma çalışmaları nedeniyle, tarihi endüstri yapıları birer birer yok olmaktadır. Birçok endüstri yapısı teknolojinin gelişmesi ve yeni fabrikaların kurulmasıyla işlevini kaybederek yıkılmaya bırakılmıştır. 1970'lerden itibaren bu yapılar, endüstri mirası olarak kabul edilmeye başlanmış ve koruma kapsamına girmiştir. Batılılaşma devrinde inşa edilen endüstri yapıları, o dönemin teknolojisini ve ekonomik düzenini aktarması, toplumun yaşadığı belirli bir süreci yansıtması açısından büyük bir öneme sahiptir. Bugün harap ve bakımsız olan ve hatta çok az bir kısmı ayakta kalan sanayi yapıları mümkün olduğunca korunmalıdır. Endüstri yapıları hakkında çok fazla bilgi bulunmadığı için bu yapılardan birinin bile belgelenmesi önemlidir.

Unkapanı Değirmeni

Unkapanı Değirmeni 19.yy.ın sonlarında inşa edilmiş ve günümüze kadar çeşitli nedenlerle oluşan bozulmalar ve onarımlar sonucu değişerek gelmiştir. Unkapanı semti adını "un" ve Osmanlılar Dönemi'nde kullanılan bir çeşit tartı aleti olan, toptan satış yapılan yer anlamına da gelen "kapan" kelimelerinden almıştır. Semte "Unkapanı" denilmesinin sebebi ise, İstanbul'a tahıl getiren gemilerin yüklerini Unkapanı'na boşaltılmasıdır. Bizans döneminden beri Unkapanı bölgesi buğday ticaretinin yapıldığı yer olarak gelişmiş, İstanbul'un en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuştur. Bu kadar çok buğday ticaretinin yapıldığı Unkapanı'nda birçok değirmen ve fırın kurulmuştur. 1840'lı yıllara kadar İstanbul'da çoğunlukla rüzgar, su ve at ile çalışan değirmenler kullanılmışken, bu yüzyılın sonunda bu değirmenler yerlerini buharla ve elektrikle çalışan yeni tesislere bırakmıştır. Bu büyük tesislerden biri de Unkapanı'nda kurulmuş olan "Unkapanı Değirmeni"dir.

Unkapanı Değirmeni'ne ait bulunan en eski dokümanlar 1912 tarihli şehir haritaları ve aynı dönemde Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından çizilen haritalardır. Her iki haritada da yapının planı ayrıntılı olarak belirtilmiş ve "Beylik Değirmeni" olarak adlandırılmıştır. 1930 tarihli J. Pervititch haritalarında da Unkapanı Değirmeni'nden "Belediye Değirmeni" olarak söz edilir.

1870 yılında yapım izni çıkan Unkapanı Değirmeni'nin bu dönemde yapılmış diğer değirmenlere göre oldukça büyük olduğu ve birçok binadan oluştuğu görülür. 1940 yılında devlet tarafından satılmış ve yeniden özel mülkiyet tarafından işletilmiştir. Bu dönemde yangın geçirmiş ve daha sonra Umumi Mağazalara satılmıştır. İstanbul Manifaturacılar Çarşısı yapımı sırasında, değirmen yapısı yıkılmıştır. 1980'li yıllarda yapılan ihale ile Unkapanı Değirmeni'ni, Ticaret Borsası satın almış ve otopark olarak kiraya vermiştir.

Unkapanı Değirmeni'nin 4 giriş kapısı vardır. Unkapanı Limanı'na gelen buğday, değirmeninin kuzeydoğu cephesine bakan kapıdan (K02) içeri girer ve içeride bulunan dekovil aksıyla taşınarak depolara getirilir. 19.yy. sonu Unkapanı Değirmeni'nin fotoğrafı ile J.Pervititch ve şehir haritalarında Unkapanı Değirmeni kompleksinde, değirmen binası, depo binaları, fırın, yatakhane binası, dükkanlar, bacalar ve sarnıç açıkça görülmektedir.

Değirmen: Kompleks içindeki esas değirmen binası 19.yy. sonlarında İstanbul'da yapılan ve buharla çalışan diğer değirmen yapılarında olduğu gibi, beş katlı, beşik çatılı ve üçgen alınlıklıdır. Değirmen binasının bulunduğu yerde bugün İstanbul Manifaturacılar Çarşısı Blokları bulunmaktadır.


Depolar: Değirmen binasının yanında iki ve dört katlı iki adet ek yapı ve bir fırın binası vardır. Depo binası olarak kullanılan bu yapılarda değirmen binası gibi, almaşık tuğla duvarlı, üçgen alınlıklı ve beşik çatılı binalardır. Çoğu yok olmuş depo binalarından yalnızca kuzeybatı cephesindeki binanın duvarları ayaktadır.

Fırın: Tek katlı fırın binası, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan, üç bölümden oluşan, kare şeklinde yaklaşık 1000 metrekare büyüklüğünde bir binadır. Üç bölümden oluşan binanın orta bölümü depo ve servis binalarıyla, kenarda kalan bölümleri ise avluyla bağlantılıdır. Fırın binasında bulunan baca nedeniyle burada pişirme işleminin yapıldığı tahmin edilmektedir. Bir bölümü ayakta kalmayı başarmış fırın binasının güneydoğu duvarının tamamı ile güneybatı ve kuzeydoğu duvarlarının bir bölümü mevcuttur. Binanın diğer duvarları, döşemesi ve çatı örtüsü yok olmuştur.

Yatakhane: Kompleksin güneydoğusunda kalan iki katlı binanın zemin katı depo, üst katı yatakhane olarak kullanılmaktadır. Bu binada sarnıç ve birde baca bulunmaktadır. 1930 tarihli J.Pervititch haritasında baca ve sarnıç açıkça görülebilmektedir. Depo ve yatakhane binasının önünden üstü sundurmayla örtülmüş dekovil hattı geçmekte, öğütülen un bu dekovil hattı sayesinde taşınarak depolandığı sanılmaktadır. Diğer depo binası fırın binasının yanında bulunan depo ve idare olarak kullanılan binadır.

Lojman: Unkapanı değirmenine sonradan eklenen bir de lojman binası bulunmaktadır. Üç katlı beşik çatılı lojman binasının cephesi Unkapanı Değirmeni Sokağına bakmaktadır. Binanın zemin katında değirmenin ana giriş kapılarından biri bulunmaktadır. Değirmen kompleksinin kuzeyinde bulunan üç katlı lojman binasının kuzeybatı cephesi İstanbul Manifaturacılar Çarşısı Blokları yapımı sırasında yıkılmıştır.

Sinema: Günümüze kadar oldukça iyi halde korunarak gelmiş bulunan sinema binasının cephesindeki sıvalar dökülmüş, kapı ve pencere doğramaları yok olmuştur.

Bacalar: Değirmenin iki bacasından biri tamamen, diğerinin ise bir kısmı yıkılmıştır.

Servis: Günümüze kadar korunmuş olan tek katlı bir yapıdır. 

KAYNAK https://www.mimarizm.com/haberler/gorus/istanbul-da-unutulmus-bir-endustri-yapisi-unkapani-degirmeni_114311 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/donusturulen-fatihte-tarih-kiyimi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/donusturulen-fatihte-tarih-kiyimi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/donusturulen-fatihte-tarih-kiyimi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/donusturulen-fatihte-tarih-kiyimi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/donusturulen-fatihte-tarih-kiyimi/4000/</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jan 2024 19:24:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yeni Dünya Düzeni Küreselciler</title>
			<description><![CDATA[Hayatı yaratan Allah'tır, Rızkı yaratandan da Allah'tır.  Allah yer yüzünde aç kalacak, açlıktan ölecek insan yaratmaz. Diğer canlılar için söz konusu değil Ama insan için açlıktan ölmek söz konusu değildir. Mevcut dünyamız belki de 80 milyar insanın yaşamasına izin verir, Başta adil paylaşımcı gelir dağılımı, Doğal alanların tarım ve hayvancılık için geliştirmek gerekiyor Fakat İnsanlık buraya harcanacak imkanları savaşlara harcamaya devam ediyor, Maalesef]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Küreselcilerin "Yeni Dünya Düzeni"nde Et tüketimini azaltmak için Yapay et icat edildi, Başta bol et sağlayan büyük baş hayvanlar (Doğayı kirletiyorlar) gerekçesi ile yok etmek istiyorlar.

BU PROJENİNİN ESAS AMACI ÜREMEYİ AZALTMAK, TEPKİSİZ- UYSAL İNSAN MODELİNİ YAYGINLAŞTIRMAK İSTİYORLAR.

Ot yiyen İnsanlar daha uysal, uyumlu olurken, Tetesteronu daha az oluyor.
Sık Et tüketenler daha ağresif, Hırçın, İnatçı, Kavgacı, Testesteronu-üreme hormonu güçlü oluyor.

Yeni Dünya Düzeninde "Çin Modeli" itaatkar, zayıf nesiller oluşturmak istiyorlar, Güç isteyen ağır işleri zate makineler ve robatlar yapacak...

8 Milyarı geçen Dünya nüfusunun "En Fazla" bir milyar seviyesine indirecekleri, Bunu Ebola gibi salgın hastalıklar üzerinden yapacakları söyleniyor.
Bu Konuda daha fazla bilgi için Prof. Dr. Oytun Erbaş ile yapılan bir söyleşiyi izleyebilirsiniz.

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yeni-dunya-duzeni-kureselciler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yeni-dunya-duzeni-kureselciler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yeni-dunya-duzeni-kureselciler_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yeni-dunya-duzeni-kureselciler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yeni-dunya-duzeni-kureselciler/3997/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jan 2024 18:19:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>YEREL DEMOKRASİ KONFERANSI TOPLANIYOR </title>
			<description><![CDATA[YEREL DEMOKRASİ KONFERANSI TOPLANIYOR
ÜLKEDE VE YERELDE SÖZ BİZİM KARAR BİZİM
DEMOKRASİ YERELDEN YÜKSELİR
Bütün demokratik hakların kısıtlandığı, yoksulluğun, hatta açlığın çoğunluk için olağan bir yaşam biçimi halini aldığı koşullarda yerel seçim sürecine girdik.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İktidar, bütün toplumsal itirazları bastırarak, arta kalan hukuki ve anayasal engelleri de yok ederek talan, yağma, rant ve savaş ekonomisini sürdürmek, kentleri, doğayı, tarım alanlarını yok etmek istiyor. Kendini yasalar ve anayasayla bağlı saymayan, her alanda seçilmişlerin yerine atanmışları geçiren aşırı merkeziyetçi yönetim tarzı bu tablonun ayrılmaz bir parçası.

Bu koşullarda çok sayıda hak örgütü, kent savunması, engelli, LGBTİ+, kadın örgütleri, ekoloji örgütü, Alevi kurumları, siyasi parti temsilcileri, yerel demokrasi alanındaki uzmanlar, belediye başkan ve eş başkanları, kent konseyi yöneticileri yerel demokrasi konferansı çalışmaları için bir araya geldi.

Katılımcı kurumların oluşturduğu hazırlık komisyonunun çağrısıyla oluşan atölyelerin raporları 11 Şubat 2024’te İstanbul’da yapılacak konferansta katılanların bilgisine sunulacak.

İstanbul Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde yapılacak konferansın açılış konuşmalarını Demokrasi İçin Birlik sözcüsü, geçmiş dönemler AİHM yargıcı, hukukçu Rıza Türmen ve Gezi Direnişinin simgelerinden Kent hakları savunucusu Mimar Mücella Yapıcı yapacak. Konferans çalışmaları için, “Yerel-Merkez İlişkisinin Demokratik Biçimde Yeniden Düzenlenmesi”, “Kent Hakkı”, “Ekolojik Yerel Yönetimler”, “Halkçı Toplumcu Yerel Yönetim”, “Herkesin Kenti” başlıklarını taşıyan beş atölye oluşturuldu.

Hazırlık toplantılarında:

Seçimlerden halkçı, toplumcu, demokratik yerel yönetimlerin sayısını artırarak çıkmanın, demokrasi güçleri ve halkın mücadele eden kesimleri için moral kaynağı olacağı,

ancak çok sayıda yerel yönetime kayyım atandığı düşünüldüğünde, demokrasi güçlerinin ortak stratejilerini, iktidarın halkın seçme ve seçilme hakkına yöneltebileceği saldırı ve hamlelere nasıl yanıt verileceğini de dikkate alarak oluşturması gerektiği tespiti yapıldı.

KAMU HİZMETLERİNİN PİYASALAŞMADIĞI EKOLOJİK, EŞİTLİKÇİ KENTLER

Atölyelere çağrı metninde ise şu ifadeler yer aldı:

Yaşam alanlarımız kamu hizmetlerinin piyasalaştırıldığı, kimsenin kendini ait ve güvende hissetmediği, bir arada yaşamayı değil gettolaşmayı yaratan, kimsenin eşit hizmet alamadığı,

her gün yeni bir kent hakkı ihlali ve kent suçuyla yıkıma uğrayan, dev tüketim ve atık yaratım merkezlerine, deprem ve diğer afetlerin kader haline geldiği plansız denetimsiz yerleşimlere dönüşmüştür.

Halkı bir yandan artırdığı baskı ve uygulamalarla, diğer yandan kendi seçtikleri yerel yöneticileri kayyımlarla ellerinden alarak ya da mali ve idari zorlamalarla iyice kısıtlayarak etkisizleştiren iktidar, halkın kendi yaşam alanları ve geleceği hakkında söz ve karar sahibi olmadığı bir sistemi zorla dayatmaya çalışmaktadır.

YAŞAM ALANI SAVUNULARI VE GEZİ DİRENİŞİ KONFERANSA YOL GÖSTERECEK

Bu saptamalarla yapılan hazırlık toplantılarında, atölye çalışmalarının,

*Halkı karar ve denetim süreçlerinden dışlayan, kayyım uygulamalarıyla yerinden yönetim ilkesini yerle bir eden, ülkeyle ve yaşam alanlarıyla ilgili her kararın tek bir merkezden verildiği bir yönetim sistemine karşı halkın söz ve karar sahibi ve özne olduğu, katılımcı demokratik bir sistemin hangi araçlarla yaratılabileceği konusunda yol açan,

*Gezi direnişinden başlayarak ülkenin dört bir yanında Karadeniz’den, Akbelen’den Dikmece’ye yaşam alanlarını savunmak için yapılan direnişlerden ve Fatsa gibi halkçı yerel yönetimlerden feyz alan bir perpektifle yapılmasını öngörüldü.

Yerel Demokrasi Konferansı’ndan halkçı, toplumcu, kamucu, eşitlikçi, barışçı, çoğulcu ekolojik bir yerel yönetimin temel ilkeleriyle birlikte yasal ve anayasal değişiklik önerileri ile iktidarın antidemokratik hukuksuz uygulamalarına, kayyım girişimlerine karşı bütün demokrasi güçlerini ortaklaştıracak bir zemin yaratmak amaçlanıyor.

Yerel Demokrasi Konferansı Hazırlık Komisyonu

İletişim: yereldemokrasikonferansi@gmail.com

 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yerel-demokrasi-konferansi-toplaniyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yerel-demokrasi-konferansi-toplaniyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yerel-demokrasi-konferansi-toplaniyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2024/01/yerel-demokrasi-konferansi-toplaniyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yerel-demokrasi-konferansi-toplaniyor/3996/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jan 2024 14:40:24 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>