<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>ULUSAL</title>
         <link>https://www.fatihhaber.com/ulusal/</link>
         <description></description><item>
			<title>Afganlı Pakistanlı göçmen gerçeği</title>
			<description><![CDATA[Tecrübeli bir hukukçu olan Sayın Hulusi Üstün Ülkemize kolaylıkla giriş yapabilen Afgan, Pakistan kaçakları gerçeğine dikkat çeken bir yazı paylaştı. Burada pek çok önemli  detay var ama en önemlisi İran'da bin km. yolu kolaylıkla geçerek Türkiye'ye giriş yapan kaçaklar aynı yol ve yöntemle İran'a giriş yapmaya kalkarlarsa kısa sürede yakalanıyor çok ağır hapis cezalarına çarptırılıyorlar. Hiçbir  kaçak/mülteci İran üzerinden ülkesine gidemez. gerçeğini biliyor muydunuz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SÖYLEME HAKKI
Bugün bir arkadaşım telefon etti. Bayram tebrikini bildirdikten sonra yanındaki karı kocanın birkaç hukuki sorunu olduğunu söyleyip kısa bir ziyaret için izin istedi. 
Tanırım dostumu. İlk münasebetsizliği değildir. Münasebetsizin babasıdır ama kırk yılın hatırı var, dost işte… Bayram günü nasıl reddedeyim, çaresiz ‘buyurun’ dedim. 
On dakika sürmedi yanında bir çift ile kapıyı çaldılar. İçeri girdiler, bu münasebetsiz ziyaretten pek memnun olmadığımızı belli eder bir şekilde dertlerini dinledik. 
. . .
Önce kadın…
Ayağı kot pantolonlu, saçı boyalı, aksanı düzgün ama her halinden köylülük dökülen orta yaşlı bir Karadeniz kızı… İlk evliliğinden bir kızı olduğunu, bu kızın babasıyla görüşmediğini, babanın da yıllardır kızı arayıp sormadığını bildirip kızın nüfusundan babasına ait soyadını sildirip sildiremeyeceğini sordu. 
Bu münasebetsiz soruya kısadan cevap verdimse de elli çeşit alternatifle tekrar tekrar sordu. Her seferinde sabırla ‘olmaz’ dedim. 
. . .
Sonra adam.
Kadına göre genç, karşısındakini çok komik bir şey izliyormuş gibi gülümseyerek dinleyen, spastik tavırlı bir adam. Ağzının içinde dilini döndürerek konuşsa da Türkçesi gayet iyi. Pakistan’da tanınmış bir belediye başkanının en büyük oğlu. Ailesi iki kuşak önce amcaoğullarını kesmiş, bir kısmı Afganistan’a geçmiş, orada mülk sahibi olmuşlar, bir kısmı Pakistan’da kalmış. Sınırın her iki tarafında serveti olan etkili bir ailenin çocuğu.  
Türkiye’ye resmi yoldan gezmeye gelmiş yıllar önce. Gelince hayran olmuş buralara, bir şekilde bu kızı bulmuş. Öykünün kronolojisine göre kadın evliyken olmuş bu buluşma. Birlikte olmuşlar. Ortak çocukları olmuş. 
Delikanlı bir şeyle uğraşmak ihtiyacı duymuyormuş. Babasının yolladığı para ile güzelce geçiniyorlarmış. Yemiş, içmiş, gezmiş, dolaşmış. Antalya’yı, Alanya’yı, Marmaris’i, Bodrum’u biliyor. Bu güzel ülkeye ve güzel insanlarına aşıkmış. 
Sonra kanuni oturum süresi dolmuş, memleketine gitmek zorunda kalmış. Her ne kadar memleketinde bekar olduğunu söylese de anlattığı hikayenin açık yerlerinden Pakistan’da eşi çocuğu olduğu aşikar. Oradaki işlerini hallettikten sonra Türkiye’ye resmi giriş yapamayacağı için kara yoluyla yola çıkmış.
. . . 
İran’ı geçmek zor olmadı. Üzerimde sırt çantam, içinde bisküvi, kıyafet ve bir tomar para olduğu halde İran’ın bir ucundan diğer ucuna kadar kısa sürede geçtim. Tek sıkıntılı tarafı şuydu yolculuğun, Türkiye sınırına yaklaşınca çay içmek imkanı yok, sınırdan içeri girip bir karakola ya da yerleşim yerine ulaşıncaya dek çay içemiyorsunuz, onun dışında zorluk yok, diyor. 
Dört yüz kişilik bir grupla birlikte girmişler Türkiye sınırından. Karşılaştıkları insanlar elleriyle yol tarif ediyor, gruptakiler ise onlara ‘yolu biliyoruz’ diyormuş. 
Eşi onu karşılamak üzere bir araba ve bir adam yollamış. Buluşmuşlar, dinlene dinlene gelmişler kasabaya. 
‘Türkiye cennet’ diyor. Türkiye’den bahsederken gözleri, ağzı, kulakları, burnu… her yeri gülüyor. Bir parodi sahnesini tarif eder gibi anlatıyor Türkiye’yi. 
. . .
Diyor ki adam; ‘Resmi oturumum yok. Yıllardır ikamet iznim olmadan oturuyorum burada. Araba kullanıyorum, polisle karşılaşıyorum, hiç kimseden hiçbir kötü muamele görmedim. Pakistan’da olsam daha çok sıkıntı çekerdim. Burada bize herkes çok çok iyi davranıyor. Birkaç kere yolda kalıp otostop yaptım, insanlar gideceğim yere bırakıyor ve para istemiyorlar. ‘Müslüman kardeş… Müslüman kardeş…’ hepsi bu. 
Ama sorun şu. Resmi oturumum olmadığından bu kadınla resmi nikah yapamıyorum, çocukları nüfusuma işleyemiyorum. Burada iş kuramıyorum, para kazanacak bir faaliyet yapamıyorum. Tamam hastane işlerinde problem yok, ama ben Türk pasaportu almak istiyorum. Tekrar Pakistan’a gitmem gerek… Gidersem resmi oturum sürem dolduğu için resmi yolla giriş yapamam, bana yol göster, ne yapmam lazım, diyor. 
-Önceden yaptığın şekilde yap madem. Karayoluyla dön ülkene. İşlerini hallet ve kara yoluyla geri gel. 
-O olmaz, diyor. Çünkü Türkiye’den İran’a karayoluyla girenleri İran hükümeti tutukluyor, süresiz cezaevine koyuyor ve ancak yüksek meblağlar ödeyerek çıkmamıza izin veriyor. 
Yani diyor ki; İran’dan Türkiye’ye kapısız bir bahçeye girer gibi giren göçmenler Türkiye’den İran’a giremiyor, yakalanırlarsa süresiz hapsediliyor ve ancak yüksek bedeller ödeyerek çıkabiliyorlar. 
Şok oluyorum. 
-Demek İran’dan Türkiye’ye giriş var ama çıkış yok. 
-Aynen öyle diyor. 
. . .
Kadına dönüyorum,
-Çocuklar bu adamın adına mı kayıtlı. 
-Evet, babaları o. Ama benim soyadımı taşıyorlar. 
-Pekiyi resmi evlilik yaparsan bu adamın soyadını alacak çocuklar, buna ne dersin. 
-Alsınlar, çocuklar onun, diyor. 
-Pekiyi bu adam çocuklarını ülkesine götürmek isterse, 
Adam karışıyor söze,
-Ben babamın en büyük çocuğuyum. On bir kardeşiz. Babam beni yanına çağırıyor, orada olmamı istiyor. Eğer oraya yerleşmek zorunda kalırsam çocukları yanıma alırım. 
-Ya kadın?
Eliyle sinek kovalar gibi bir hareket yapıyor. 
-İsterse gelir… 
. . .
-Bak dedim adama. Bu ülke size vatan olmaz. Bak benim pantolonumun kumaşına, bak bu koltuğun kumaşına. Bu pantolona bu kumaştan yama olur mu? Olmaz değil mi? İşte siz de öyle bu ülkeden çok farklısınız, bu ülke size vatan olmaz. 
Gülüyor anlattıklarıma. 
-Öyleyse neden bizi hiç sormadan, engellemeden kabul ediyorlar? 
Şu ara konjonktür böyle. Bilmediğimiz bir nedenle ülkenin sınırları herkese açık ama bu sürdürülemez. 
-Neden böyle sence? Diyor. 
-Bilmiyorum, diyorum.  
-Ben biliyorum, diyor. Sizin ülkede genç yok, sizin ülkede insan az, sizin ülkede iş yapacak adam yok, sizin ülkeyi Yahudiler yönetmek istiyor. O yüzden hükümet şimdi başka ülkelerden Müslümanlar gelsin, burada İslam güçlensin, istiyorlar. 
-Sen bunun için mi geldin?
Adam gayet açık sözlü, gayet özgüvenli cevap veriyor. 
-Yok vallahi. Benim derdim İslam olsa memlekette istediğin kadar var. Bak ben kapalı bir Türk kadınıyla evlenmedim. Müslümanların arasında yaşamak istesem Türkiye’nin doğusunda yaşarım. Ben İslam istemiyorum, ben Avrupalı gibi yaşamak istiyorum. Buraya kaçan insanlar İslam’dan kaçıyor. 
. . .
Sizlere karşı bir tepki uyandı son zamanlarda. Özellikle kadınlara karşı tutumlarınız, cinsel açlığınız yerlileri rahatsız ediyor, dedim. 
-Evet, buraya gelmeden önce hiçbir yabancı kadını örtüsüz görmedik ülkemizde. Burası bizim için bu konuda özgürlükler ülkesi. Bizde Pencaplılar vardır, onlar sadece kadınlar için yaşarlar. Memleketimizde Pencaplıların kadınlara düşkünlüklerine dair öyküler anlatırız. Ama ben Peştun’um. Peştunlar daha açık tenli, daha düzgün insanlardır. Pencaplılar daha çok Hintli. 
-Peştunların da oğlan çocuklarına düşkünlükleri anlatılıyor burada. 
-Doğru, sen bizim memleketi iyi tanıyorsun. O bize İskender’den kaldı, diyor pişkin pişkin. 
-Bunlar size karşı bir antipati uyandırıyor, diyorum. 
-Türkler yumuşak. Türkler kavgacı değil. Ben şimdiye kadar hiç kavga eden Türk görmedim. Göçmenler İran’dan Türkiye’ye girince yanlarında getirdikleri büyük bıçakları, palaları sallar atarlar. Bilirler burada bıçağa ihtiyaç olmadığını, diyor. 
. . .
Uzun uzun konuştuk. Pakistan’da yakında seçim olacağını ve İmran Khan’ın tekrar iktidara geleceğini, şu anda büyük enflasyon olduğunu, pahalılık sebebiyle milyonlarca gencin Türkiye’ye gelmek istediğini anlattı. Güldü. ‘Valla sizde parklarda, yollarda, tarlalarda boş yer kalmaz. Bizim bütün gençler buraya gelecek.’ Dedi.
Canımı sıktı anlattıkları. Bu kadarına izin verilmez, dedim. 
-Verilir, verilecek. Bunu sen de biliyorsun, ben de biliyorum. Bak binlerce kilometrelik Türk sınırından şu anda biz bunları konuşurken en az iki bin kişi geçti. Sadece Pakistan değil, Afganistan’da milyonlarca insan buraya gelecek. Bunu engelleyemezler. 
. . .
Aklım kadının ilk evliliğinden olan küçük kızında. 
-Sizinle mi?
-Evet bizimle. 
-Bu adam ona babalık ediyor mu? 
Başını sallıyor. 
Pakistanlı sohbetin en eğlenceli yerine gelmişiz gibi keyifle cevaplıyor karısının yerine.
-Babası onu senelerdir bir kez, bir kez aramadı. 
-Kızın babaannesi, dedesi, amcası, halası… 
Kadın evdeki kanepeyi soruyormuşum gibi rahat bir şekilde cevap veriyor. 
-Hiç biri bir kez bile aramadı.
Pakistanlı araya giriyor. 
-Hiç kimse aramadı, diyor, hiç kimse aramadı…
. . .
Trakya'da anlatılan bir hikayedir. 
Bir koca Arnavut'un biricik kızı Anadolulu bir gurbetçi delikanlıya gönül vermiş. 
Arnavut da çaresiz o delikanlıyı iç güveyi almış. 
Ev vermiş. iş yeri açmış. kızının hatırına delikanlının bir dediğini iki etmemiş. 
Bir gün at arabasıyla şehre inecek olmuş, dışarı çıkıp bakmış ki damat at arabasına binmiş, atların gemini eline almış. 'Gel baba götüreyim seni şehre' diyor. 
İşte orada atmış Arnavut'un tepesi,
-More demiş, A.nı verdik, damını verdik, yemini verdik, şimdi de atların gemini mi aldın... İn oradan aşağı vurursam berbadını çıkartırım eşşoğlu eşşek. 
Ne alakası varsa o hikaye geldi aklıma. 
. . .
Şimdi beni tanımayan, yazdıklarımı bilmeyen bir kısım okuyucu buraya kadar aktardıklarımın kurmaca olduğunu düşünür. Muhtemelen yazdıklarım uygunsuz bulunur birileri tarafından. Benim adım Hulusi Üstün. Silivri’de avukatım. Yaklaşık 25 yıldır hukukla iştigal ediyorum. Onlarca yayınlanmış eseri bulunan bir yazarım. 
Arşiv siciliyle sabit olduğu üzere altı kuşaktır devlete hizmet etmiş, bürokrasinin çeşitli kademelerinde bulunmuş, maddi ve manevi varlığı ile yıkılmış imparatorluğun altında kalmış bir ailenin çocuğuyum. 
Ailem bana vatan sevgisi anlattı. İstiklal Marşı ezberletti, yurt güzellemeleriyle büyütüldüm. Anam bana 'Tuna boylarında sıra serviler, tan yeri estikçe sessiz ağlarmış' şiirini talim ettirdi. Seneler boyunca her sabah ‘yasam, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir’ diye and içtim. 
Yurduma faydalı bir işler yapmak hedefiyle okudum. Öyle yönlendirildim. ‘Selanik Selanik ıssız kalasın’ Türküsünün de ‘Hey Onbeşli Onbeşli’ Türküsünün de internet sitelerinde dolaşıp duran öykülerini ben yazdım. 
Geriye doğru beşinci dedem Galata Gümrüğünde Katip idi. Onun oğlu 93 Harbi’nde Varna’dan Selanik’e dek telgraf hattı çekti. Seferberlik yıllarında Erzurum’da posta müdürlüğü yaptı. Onun oğlu Şark vilayetlerinde tahsildardı. Onun oğlu Atatürk’ün babasıyla meslektaş olmakla iftihar eden bir tekel müdürü idi. Ben işte o adamın oğluyum. Ailem kuşaklardır devlete verdiği hizmetin karşılığında servet sahibi olmadı. Mülk edinmedi. Küçük apartman dairelerinde yaşadı ve çocuklarına hep onur duydukları geçmişi anlattılar.
Bu memleketin her köşesinde ailemin mezarı var. İstanbul’un büyükşehir belediye binası büyük dedemin istimlak edilen mülkü üzerine inşa edildi. Nazenin İstanbul çocuklarıydılar. Anadolu kıtasının dört bir yanında mezarları kayboldu.
Babaannemin babası Sarıkamış’ta kaldı. Anamın dedesi Sivas şehitliğinde, büyük amcası Yemen’de kaldı. Kayınvalidemin dedesi Şark Cephesinden gelmedi. Kayınpederimin babası Yunan’ı İzmir’de denize döken ordunun içindeydi. İstiklal Harbi belgesi bende mahfuzdur. Yaşıtım kuzenim otuz sene evvel Batman'da PKK kurşunuyla toprağa düştü. Naaşı Bandırma Şehitliğindedir. 
Okumayı öğrenmeden İstiklal Marşı ezberlemiş iki evladım var benim. 
Bu yazıyı o dedelerin torunu, o çocukların babası, bu ülkenin gerçek sahibi olmak dolayısıyla yazdım. 
Bu topraklar Millet-i azizindir. 
O millet-i aziz de yeryüzü durdukça payidar olacaktır. 
Hulusi Üstün
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2022/05/afganli-pakistanli-gocmen-gercegi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2022/05/afganli-pakistanli-gocmen-gercegi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2022/05/afganli-pakistanli-gocmen-gercegi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2022/05/afganli-pakistanli-gocmen-gercegi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/afganli-pakistanli-gocmen-gercegi/3798/</link>
			<pubDate>Thu, 05 May 2022 20:30:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bulgaristan'a Satılan Evrak Meselesi  </title>
			<description><![CDATA[ÖZET: Daha çok “Muallim Cevdet” adıyla tanınan M. Cevdet İnançalp (1883-1935), Ahilik konulu çalışmalarıyla ünlü bir arşivcimizdir.
Adını sık sık gündeme getiren bir hadise ise Bulgaristan’a Osmanlı arşiv belgelerinin hurda kâğıt olarak satılması üzerine başlattığı girişimdir. Bu girişim, Osmanlı arşiv belgelerinin hurda kâğıt olarak satılması sonrasında Türkiye’de arşiv belgelerinin korunması yolunda önemli adımların atılmasını sağlamıştır.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İsmet Paşa’ya gönderdiği ünlü raporunda konunun önemini güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bu vesileyle başlayan çalışmalar ise Devlet Arşivleri konusundaki ilk çalışmaları başlatmıştır. Türk Tarih Kurumu Arşivinde bulunan birtakım belgeler konunun ayrıntılarını içinde barındırmaktadır.

Bu belgeler öncelikle Muallim M. Cevdet’in bu alandaki çabasını görünür kılmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’de ilk arşivcilik çalışmalarının başlatılmasında Türk Tarih Kurumunun katkısına dair de önemli bilgiler sunmaktadır.

Çalışmamız TTK Arşivindeki altı adet belgeye dayanmakta ve makale sonunda bu belgelerin tıpkıbasımları ek olarak verilmektedir. 1931 tarihli ilk belge Muallim M. Cevdet’in Bulgaristan’a Osmanlı Arşiv belgelerinin satılmasının hemen akabinde İsmet Paşa’ya gönderdiği matbu bir rapordur.

Bu rapor M. Cevdet’in konuyla ilgili samimi hassasiyetini bütün açıklığıyla göstermektedir. İkinci belge 1934 tarihi taşımaktadır. İlk belgeden birkaç yıl sonrasında konuyla Türk Tarih Kurumunun ilgilendiğini göstermektedir.

Üçüncü belge ve ekindeki dördüncü belge TTK ve Muallim M. Cevdet’in yeni Türkiye’de arşivcilik alanındaki ilk çalışmalarını net bir biçimde yansıtmaktadır. Özellikle dördüncü belge Muallim Cevdet’in bir ömür boyu çalıştığı Türk Arşivlerini ne kadar yakından tanıdığının ve arşiv belgelerinin korunması yolundaki tavsiyelerinin ne kadar isabetli olduğunun bir delilidir.

1935 tarihli beşinci ve altıncı belgeler ise Muallim M. Cevdet’in başlattığı arşivcilik girişiminin sağlıklı bir biçimde ilerlediğini göstermektedir.

Türk Tarih Kurumunun arşivcilik alanındaki ilk çalışmaları desteklemesi de Muallim M. Cevdet’in çabalarının bir sonucudur. O, bu kurumun aslî üyelerindendi.

Nitekim TTK bünyesinde arşiv belgelerinin düzenlenmesi için oluşturulan heyete başkan olarak getirilmiş ve bu sıfatla yazdığı rapor, Ankara ve İstanbul’da oluşturulan Başbakanlık Devlet ve Osmanlı Arşivlerinin yapılandırılması sürecinde göz önünde tutulan bir dayanak olmuştur.

Anahtar Kelimeler: Muallim M. Cevdet, Osmanlı arşiv belgeleri, Türk tarih Kurumu, Bulgaristan, Türk Devlet Arşivleri. 

ARAŞTIRMANIN TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Önce Yakmak İstediler Tıklayınız
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/08/bulgaristan-a-satilan-evrak-meselesi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/08/bulgaristan-a-satilan-evrak-meselesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/08/bulgaristan-a-satilan-evrak-meselesi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/08/bulgaristan-a-satilan-evrak-meselesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bulgaristan-a-satilan-evrak-meselesi/3734/</link>
			<pubDate>Fri, 27 Aug 2021 14:23:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ermeni yalanları ve Soykırım gerçeği</title>
			<description><![CDATA[Türkçe Gönüllüsü Araştırmacı yazar, Dil bilimci Sayın Hüseyin Movit Ermeni iddiaları ve karşı  açıklamalarda sık sık gündeme gelen Soykırım kelimesinin doğru anlamını paylaşırken Türkçemizi doğru konuşan yazanların azalmasından şikâyet ediyor. Bilhassa basın-Yayın camiasında dil bilgisi, konuşma özürlü kişilerin bilhassa yeni neslin Türkçe kullanımına kötü örnek oluyorlar]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA["SÖZDE" KELİMESİ KULLANILMALI MIDIR?
Ben, resmî söyleme her zaman kuşkuyla bakmış ve o söylemin mümkün olduğunca uzağında bulunmayı tercih etmişimdir.
Bu, "Ermeni soykırımı"nın başına bir, "sözde" kelimesi ekleyerek "Sözde Ermeni soykırımı" denilmesi hususunda da böyle olmuştur.
"Sözde Ermeni soykırımı" diyenler, "Birileri 'Ermeni soykırımı'ndan bahsediyorlar ama aslında böyle bir olay meydana gelmemiştir ve 'Ermeni soykırımı'ndan dem vuranlar yalan söylemektedirler"i dillendirmek istemektedirler öyle değil mi?
Öyleyse bu dillendirmeyi yapanlar mı yoksa "sözde"siz, düpedüz "Ermeni soykırımı" ibaresini kullananlar mı haklıdırlar acaba?
Bu sorunun cevabını öğrenmek için, bazı çevreler aksi iddiada bulunsalar bile; dünyada, Birleşmiş Milletler kararıyla resmen kabul edilmiş tek soykırım konumundaki Almanlarca acımasız bir şekilde
uygulanan Yahudi soykırımına bakmamız gerekmektedir.

Ne olmuştur?
Yahudi soykırımı sırasında Avrupa kıtasının göbeğinde? Zamanın iktidarı, herhangi bir silahlı
örgüt kurarak kendisine karşı direnişe geçmemiş sivilleri, gaz odalarına göndererek sistematik bir biçimde katletmiştir. Yani Birleşmiş Milletler kararıyla resmen kabul edilen
tek soykırımın ayırıcı özelliği, uygulayıcıların karşısında silahlı bir direnişin bulunmamasıdır.

Oysa Birinci Dünya Harbi sırasında, Anadolu'da meydana gelen olaylarda, her iki taraf da silahlıdır. Orada silahlı taraflar çarpışmışlar ve sayısal üstünlüğe sahip olanlar savaşı kazanmışlardır, hepsi budur.
O hâlde orada "soykırım"dan söz edilemez ve "Ermeni soykırımı" ibaresinin baş tarafına "sözde" kelimesini getirenler haklıdırlar. Soykırım deyince akla gelen isimlerin başında Almanlar gelir
500 yıl önce Engizisyon nedeniyle İspanya'yı terk etmek zorunda kalan on binlerce Musevi'ye kucak açan Türkler değil miydi?
Almanlar çoluk çocuk dinlemez. İşte ispatı: 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/05/ermeni-yalanlari-ve-soykirim-gercegi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/05/ermeni-yalanlari-ve-soykirim-gercegi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/05/ermeni-yalanlari-ve-soykirim-gercegi_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/05/ermeni-yalanlari-ve-soykirim-gercegi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ermeni-yalanlari-ve-soykirim-gercegi/3662/</link>
			<pubDate>Sat, 01 May 2021 18:15:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>TC. Tarihinin En Büyük Dolandırıcılığı </title>
			<description><![CDATA[ABD'den faaliyet belgem var diyerek Türkiye'de 400.000 kişiyi 2 Milyar dolandırdı.
2. Tosuncuk vakası; Tek sayfalık bir internet sitesi üzerinden kripto para aracılığı yapan "Tıfıl" Faruk Fatih Özer, 2 milyar doları zimmetine geçirerek yurt dışına kaçtı.
TOPLANAN PARALAR PARÇA-PARÇA TAYLAND'A AKTARILMIŞ
Olayın en vahim tarafı Türkiye'nin henüz kripto para ticareti için bir kanunu yok]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2. Tosuncuk vakası; Tek sayfalık bir internet sitesi üzerinden kripto para aracılığı yapan "Tıfıl" Faruk Fatih Özer, 2 milyar doları zimmetine geçirerek yurt dışına kaçtı

Thodex'in kurucusu Faruk Fatih Özer, yaklaşık 2 milyar dolarlık kripto varlıkla Arnavutluk'a kaçtı. Bazıları ABD'ye kaçtı derken,Bazıları Taylan'da kaçtığını açıkladı. Hakkında Polisin  dolandırıcılık suçundan soruşturma başlatılan şirketin ofisinde polis inceleme yaptı.

Yaklaşık 2 milyar dolarlık vurgun yapan #Thodex'in kurucusu Faruk Fatih Özer'in Arnavutluk'a kaçtığı iddia edildi.

Hakkında dolandırıcılık suçundan soruşturma başlatılan şirketin Kadıköy'deki ofisinde polis tarafından inceleme yapıldı

Türkiye merkezli kripto para borsalarından Thodex'in kurucusu Koinex adlı şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Fatih Özer, yaklaşık 2 milyar dolarlık kripto varlıkla 20 Nisan Salı günü saat 19.50'de Arnavutluk Tiran'a kaçtı.
Yaptığı Son açıklama ile işlemlere birkaç gün süreyle ara verdiğini duyuran borsanın kullanıcıları, savcılığa suç duyurusunda bulundu. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Özer hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan soruşturma başlattı. 

DHA'nın aktardığına göre borsanın kapanmasıyla mağdur olan 391 bin yatırımcının avukatlarından Oğuz Evren Kılıç, "Artık bundan sonra çok zorlu ve uzun bir süreç başlıyor. Allah herkese sabır versin" dedi. Habertürk'e de konuşan Kılıç, Thodex'te birkaç gündür para transferi sıkıntısı yaşandığını, en son sitenin kapatıldığını ve yatırımcılar arasında panik başladığını vurguladı. Av. Oğuz Evren Kılıç, "Mağdurlar bulundukları illerde cumhuriyet savcılıklarına suç duyuruları yapıyorlar" bilgisini de paylaştı.

"CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK DOLANDIRICILIK VAKASI"
Thodex'de yaklaşık 400 bin kişinin hesabının bulunduğunu ve bunlardan 391 bininin aktif hesap olduğunu kaydeden Özer, "Borsada aylık 100 milyar liralık yani yaklaşık 12 milyar dolarlık işlem hacmi olduğunu öğrendik. Yaklaşık 2 milyar dolarlık bir paranın buharlaştığını hesaplıyoruz. Bu cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılık vakası" diye konuştu.

Thodex’deki işlemlerin yarısından fazlasını Space X ve Tesla'nın CEO'su Elon Musk'ın paylaşımlarıyla birlikte son dönemlerde fiyat rekoru kıran Dogecoin işlemleri oluşturuyordu.

Coinmarketcap’in verilerine göre Thodex’te yapılan işlemlerde Dogecoin yüzde 53, Tether yüzde 13, Ripple yüzde 7,4, Litecoin yüzde 3,3 ve Bitcoin ise yüzde 3 düzeyinde paya sahipti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/04/tc-tarihinin-en-buyuk-dolandiriciligi_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/04/tc-tarihinin-en-buyuk-dolandiriciligi_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/04/tc-tarihinin-en-buyuk-dolandiriciligi_t_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/04/tc-tarihinin-en-buyuk-dolandiriciligi_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/tc-tarihinin-en-buyuk-dolandiriciligi/3650/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Apr 2021 13:35:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Devlet-i Aliye'de Kimler Askerlikten Muaftı</title>
			<description><![CDATA[Devlet-i Aliye, Osmanlı Devleti’nde mecburi askerlik hizmeti Sultan II. Mahmud zamanında getirildi. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonra Harbiye kuruldu (1834).   Bu askeri okuldan mezun olan subayların yanı sıra orduda mektepli olmayanların yani Alaylıların da sayısı küçümsenmeyecek kadardı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ Askerlik hizmeti 6 yıldı ve ekseriya 10 yıla kadar uzanabiliyordu. Daha sonra 5 yıla düşürüldü.   Ordu için yalnız Anadolu ve Rumeli'nin Türk halkından asker alınmaktaydı.  
Peki, kimler askere alınmazdı?: 
-Osmanlı ailesi erkekleri askere alınmazdı-  Müslüman olmayanlardan asker alınmazdı- Bosna-Hersek, Arnavutluk, Doğu Anadolu, Dersim ve havalisi, Doğu Karadeniz sahilleri, Arabistan yarımadası memleketleri ve Trablusgarp gibi Müslüman bölge halkından asker alınamıyordu. 
-Doğu Anadolu'da Gavurdağ, Akçadağ ve Dersim bölgeleri- Halep ve Güney Anadolu'nun bazı bölgeleri askere alınma çabalarına karşılık devamlı isyan halindeydi.  
-İstanbul halkı askerlikte muaftı.  Başka yerde otursa bile İstanbul'da doğmuş olanlar askerlikten muaftı.  
-Hicaz'da doğanlar da askerlikten muaftı.  
-Arap Bedevileri, Girit ahalisi ve Arnavutlar, Suriye'nin bir kısmı, Doğu Anadolu'nun bazı vilayetleri bir kısmı askerlikten muaftı.  
-Ülkenin birçok yöresinde nüfusa kayıtlı olmayan aşiretler ve özellikle de Irak topraklarında nüfusa kayıtlı olmayan aşiretlerin çoğu askere gitmiyordu.  
-Osmanlı da bedelli askerlik sadece Müslüman olmayanlar için değil, Müslüman olanlar için de geçerliydi.    
-1846'da zengin Müslüman ya yerine birini buluyor ya da 50 altın vererek muaf oluyordu. Eğer yine kura yani çağrılıma olursa en yakın istediği askeri birlikte 5 ay eğitim görmek şartıyla 50 altın yine vererek muaf oluyordu.  
-Gayrimüslimler 65 altın verip Müslümanlar gibi 5 yıl değil de 60 yıl askerlikten muaf oluyordu.  
-Medrese âlimleri ve öğrencileri de askerlikte muaftı. 
-Osmanlı'da kadılar, müderrisler, imamlar, müezzinler, tekke şeyhleri, muayyen derslerini vermek şartıyla medrese talebesi, Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa hademesi, Peygamber kabirlerinin türbedarları, bizzat padişah hizmetinde on dört sene bulunanlar, mızıka-ı hümayun üyeleri ve hademesi askerlikten muaftı. 
-Devlet memurları da askerlik hizmetinden muaftı.  
-Bir ailenin tek oğlu askerlikte muaftı. 
-Yetim bir kızla evlen askerlikte muaftı.. 
-Sonradan Müslüman olanlar askerlikte muaftı. Beş seneden çok pranga cezası alan cinayet suçluları, askerlikte muaftı. Yetmiş yaşını geçen veya sakat birinin başka kimsesi yoksa askerlik çağına gelmiş ve işe yarar tek oğlu askere alınmayıp tecil edilirdi.  
-Yerine bir başkasını göndermek (bedel-i şahsî) veya askeriyeye iki hayvan beslemeyi taahhüt etmekle de askerlik mükellefiyeti yerine getirilmiş sayılırdı.  
-Askere kendi atıyla gelenlerin askerlik hizmetleri 4 yıldan 2 yıla düşürülüyordu. 
1909 Yılında Rediflik kaldırıldı Müslüman-Gayrimüslim herkes için mecburî askerlik getirildi. Askerlik müddeti 3, bahriyede 5 sene oldu. Liseden yukarı tahsili bulunanlar ihtiyat zâbiti (yedek subay)  edildi 
Kaynaklar: 
Tarihci Necati Aydın.
Prof. Dr. Zübeyir SALTUKLU
Mehmet Arslan: Birinci Dünya Harbinde Çanakkale Cephesine Asker Alım İşlemleri
Kemal Karpat: 1830- 1914 Osmanlı Nüfusu]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/02/devlet-i-aliye-de-kimler-askerlikten-muafti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/02/devlet-i-aliye-de-kimler-askerlikten-muafti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/02/devlet-i-aliye-de-kimler-askerlikten-muafti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/02/devlet-i-aliye-de-kimler-askerlikten-muafti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/devlet-i-aliye-de-kimler-askerlikten-muafti/3582/</link>
			<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 01:35:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kırmızı Mercimek hakimiyetimizi Kaybettik</title>
			<description><![CDATA[Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kırmızı mercimekteki hazin tabloyu soru önergesiyle Meclis gündemine getirdi. Bakan Pakdemirli önergeye yanıt verdi.
Gürer: “Mercimek ithalatı artıyor”
 
Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, anavatanı Anadolu olmasına rağmen, üretimi azalan ve ithalatı artan kırmızı mercimeğin, raf fiyatlarındaki önlenemeyen yükselişini, soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, mercimekteki bu olumsuz tablonun nedenini soran Gürer’in önergesine verdiği yanıtta, mercimek üreticilerine verilen cüzi miktardaki tarımsal desteklerden bahsetti ve “TMO, ton başına 3 bin 500 TL taban fiyatı belirledi” açıklamasında bulundu. Mercimeğin ise yurtiçi borsada ton fiyatı 6300 TL’yi geçti. Bu durumdan çiftçi değil aracılar kazandı.
 
 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son yıllarda kırmızı mercimekte yaşanan sorunlara dikkat çekmek ve bu sorunların nedenlerinin açıklanması için Tarım ve Orman Bakanlığına yazılı soru önergesi verdi. 
ÜRETİM AZALIYOR İTHALAT ARTIYOR 
Ömer Fethi Gürer, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’nin 2017 yılında kırmızı mercimek üretimi 400 bin ton iken, 2020’de 321 bin ton olduğuna vurgu yaparak, “Üretim azalırken ithalat artmaktadır. Türkiye, 2019 yılında yaklaşık 240 bin ton mercimek ithalatı gerçekleştirmiştir. 2020 yılının sadece ilk  9 aylık döneminde 372 bin ton ithalat yaptı. İthalatın yüzde 60 Kanada’dan, yüzde 30’u Kazakistan’dan yapıldığı bilinmektedir. Türkiye, mercimeği işleyerek bir bölümünü iç piyasaya verirken Irak, Sudan, Mısır gibi ülkelere ihraç etmektedir” dedi. 
RAF FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ÖNLENEMİYOR 
Gürer, Bakan Pakdemirli tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, “Ülkemiz mercimek üretimi anavatanı iken, mercimek üretimi ile yeterlilik sağlayıp ihracat yapmak yerine mercimek ithalatı yapmasının nedeni nedir?
Dâhilinde İşleme Rejimi kapsamında mercimek ithal etmek yerine ülkemizde ithal edilen mercimek miktarı kadar üretim yapılamamasının nedeni nedir?
Ülkemizde üretilen mercimek dünyadaki en kaliteli mercimektir. Bu mercimeğin ihracatı yapılmaktadır. İthalatı yapılan mercimeğin düşük kalitede olduğu ve halkımızın bu mercimeği tükettiği iddiaları doğru mudur? Birinci kalite mercimek ithal edilmemesinin nedeni nedir?
Toptan mercimek fiyatının, mercimek taban fiyatından 2 katı yüksek olması ve raflardaki mercimeğin taban fiyattan 3 kat fazlası fiyatla satılmasının nedeni nedir?” şeklinde sorular yöneltti. 
 
BİTKİSEL ÜRETİM GELİŞTİRME PROJESİ
CHP Milletvekili Gürer’in önergesine yanıt veren Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, “Bitkisel Üretimi Geliştirme Projesi" kapsamında 2020 yılında kırmızı mercimek ekilişinin yoğun olarak yapıldığı illerde belirli hibe oranlarında tohumluk temin edilerek kırmızı mercimek ekilişinin yapılması sağlandığını söyledi.
TARIMSAL DESTEKLEMELER 
2020 yılında mercimek üretimi yapan üreticilere 26 TL/da Mazot Gübre Desteği, 50 Krş/kg Fark Ödemesi Desteği, kuru fasulye ve mercimek ürünlerine 30 TL/da Sertifikalı Tohum Kullanım desteği verildiğini belirten Pakdemirli “Tarımsal yeraltı su kısıtı bulunan tarım havzalarında mercimek ve nohut ürünlerine fark ödemesi desteğine %50 ilave destek verilmektedir” dedi. Gürer, Bakan verilen destekleri belirttiğini ancak 2019 yılının kırmızı mercimek sertifikalı tohum desteğinin 2021 yılına gelinmesine rağmen ödenmediğini anımsatıp destekler ya ekerken ya da hasatta verilirse destek olur. İki yıl geç verilen destek enflasyon ile çiftçiye  ulaşmadan eriyor. Sadece desteğin adı kalıyor” diye konuştu.
 
TMO, SON 3 YILDIR MERCİMEK ALIMI YAPIYOR 
Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile 2018 yılından itibaren 25 yıl aradan sonra bakliyat almalarıyla görevlendirilen TMO’nunson üç yıldır nohut, yeşil mercimek ve kırmızı mercimekte fiyat açıklamak suretiyle üreticilerimizden bakliyat alımı yaptığını anımsatan Bakan Pakdemirli, “TMO tarafından kırmızı mercimek üretimini artırmak ve dışa bağımlılığı azaltmak için 2019 yılında 2.500 TL/Ton olarak açıklanan kabuklu kırmızı mercimek müdahale alım fiyatı 2020 yılında bir önceki yıla oranla %40 artışla 3.500 TL/Ton olarak açıklanmıştır” ifadelerini kullandı.  CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer taban fiyatın çiftçi için cazip olmadığını, buna karşın kredi borçları nedeniyle ürettiği ürünü  tüccara sattığına dikkat çekerek  bugün Gaziantep Borsasında mercimeğin tonu 6400 TL üzerinde işlem görmektedir. Çiftçi değil tüccar kazanmakta ve ithalat fiyatları yurt içi borsa fiyatlarını da geçmiş durumdadır. Tüketici ise ithalata rağmen pahalı ürün almak durumunda kalmaktadır. Mercimek market  raf fiyatı bir kilo ambalajlı ürün 15 lira 80 kuruşa satılmaktadır. Ayrıca ithalatta soruna çözüm olamamaktadır.” diye konuştu.
UMUTSUZ VAKA
Önerge sahibi CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise kırmızı mercimekte bu denli sorun yaşanırken Tarım ve Orman Bakanının sadece, üreticilere verilen cüzi miktardaki tarımsal desteklemelerden bahsetmesinin, Bakanlığın sorunun çözümüne yönelik herhangi bir girişimde bulunmayacağının da bir göstergesi olabileceğini belirtti. 
TARIMDA GELİNEN SON NOKTA 
Ömer Fethi Gürer, “Öyle anlaşılıyor ki kırmızı mercimeğin anavatanı olun Türkiye, ne yazık ki yanlış tarım politikalarıyla, bu ürünün tohumunu bile bizden alan Kanada’dan kırmızı mercimek ithal etmeye devam edecek. Bu hazin tablo ülkemizin tarımda geldiği son noktayı göstermesi açısından da önemlidir” ifadelerini kullandı. 
 **********************************
KIRMIZI MERCİMEK GERÇEKLERİ
Türkiye’de kırmızı mercimek üretimi geriledikçe ithalat artıyor. Kırmızı mercimek ithalatı son 6 yılda yüzde 175 artarken, aynı zaman diliminde üretim ise 422 binden 345 bine inerek yüzde 18 geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kırmızı mercimek ekim alanı 2000 yılında 3.9 milyon dekar iken, 2016 yılında 2.35 milyon dekara düştü. Yeşil mercimek ekim alanı da 2000 yılındaki 820 bin dekardan 2016 yılında 167.6 bin dekara düştü.
Türkiye’de çoğunlukla Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Batman’da üretilen mercimeğin ekim alanlarında ve üretimde yaşanan düşüş aynı dönemdeki nüfus artışı ile birleşince ithalat da artmaya başladı.
KANADAYA HEM İHRAÇ EDİYORUZ
KANADA’DAN HEMDE İTHAL EDİYORUZ!
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, bundan otuz yıl önce global mercimek üretiminin yüzde 39'unu ve ihracatın ise yüzde 70'ini Türkiye yapıyordu ve ithalatımız yoktu. Ancak aradan geçen süre zarfında dünyanın mercimek üretimi yüzde 185 artarken, Türkiye'de yüzde 63 geriledi. Böylece ülke olarak üretimden aldığımız pay yüzde 39'dan yüzde 6'ya, ihracatta ise yüzde 70'den yüzde 7'ye düştü. Bu gelişmeler neticesinde Türkiye, dünya kırmızı mercimek piyasasında sahip olduğu belirleyici rolü Kanada'ya kaptırdı. 
 ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/kirmizi-mercimek-hakimiyetimizi-kaybettik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/kirmizi-mercimek-hakimiyetimizi-kaybettik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/kirmizi-mercimek-hakimiyetimizi-kaybettik_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/kirmizi-mercimek-hakimiyetimizi-kaybettik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/kirmizi-mercimek-hakimiyetimizi-kaybettik/3556/</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 18:39:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yüzlerce Altın maden ruhsatı verilmiş</title>
			<description><![CDATA[Vatanın dört bir yanını madenciler kuşatmış
Ülke genelinde 133 altın madeni ruhsatı verilmiş 
Gürer: “Doğamız, maden arayışlarına kurban ediliyor”
Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, madencilik ruhsatı verilerek talan edilen orman alanları, milli parklar, sit alanları ve temiz su kaynaklarını, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına yönelttiği soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Önergeyi yanıtlayan Bakan Fatih Dönmez, ülkemizde 133 altın madeni ruhsatı bulunduğunu belirterek, 2019 yılında 24 ruhsattan 39 ton altın üretildiğini, altın ruhsatlarından 36 milyon 250 bin TL, altın içeren kompleks madenlerden de 262 milyon 355 bin TL devlet hakkının tahakkuk ettirildiğini açıkladı. 
 
Gürer’in konuyla ilgili daha önce yönelttiği soru önergesine ‘ormanlık alanlardan madencilik ruhsatı verilmediğini’ açıklayan Bakan Dönmez, aynı soruya bu kez “Söz konusu orman arazilerine ilişkin izinler Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmektedir” yanıtını verdi. 
 
Bakan Dönmez’in yanıtını değerlendiren önerge sahibi CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Sayın Bakan ruhsatlardan devlete tahakkuk ettirilen paralardan bahsediyor ama, bu ruhsatlar nedeniyle doğanın nasıl katledildiğine değinmiyor” ifadesini kullandı. 
 
GÜRER, ORMAN VE ÇEVRE KATLİAMINI TBMM GÜNDEMİNE TAŞIDI 
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, başta Kaz Dağları olmak üzere, madencilik ruhsatı verilerek adeta talan edilen ormanları, sit alanlarını, milli parkları ve temiz su kaynaklarını TBMM gündemine getirdi. 
KAZ DAGLARINDAKİ AĞAÇLARI KİM KESTİ?
Gürer, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde “Soru önergeme verdiğiniz yanıtlarda, ‘ormanlık alanlarda madencilik ruhsatı verilmediğini’ söylüyorsunuz. Oysa 2019 yılı Ağustos ayında Kaz Dağları’nda Kanadalı şirketin 347 bin ağacı kestiği görüntüler Türk halkının belleğinde çok taze. Şayet açıkladığınız gibi “ormanlık alanlarda madencilik ruhsatı verilmiyor” ise Türkiye kamuoyu Kaz Dağları’nda ne olduğunu merak etmektedir? Bu milletin gözü önünde kesilen yüz binlerce ağacı nasıl adlandırmamız gerekiyor?” diye sordu.
ANAYASAYA AYKIRI 
CHP Milletvekili Gürer, Türkiye’nin pek çok bölgesinde yaşanan benzer manzaralara da dikkat çekerek, devletin temel amaç ve görevlerine ilişkin, Anayasa’nın ilgili maddelerinde yer alan “… tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek amacıyla gerekli tedbirleri almak”, “.. çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek”, “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade etmemek” hükümleri hatırlattı ve “Anayasa’nın tüm bu maddeleri açık ve bağlayıcıyken adına altın madeni denilen ve açıkça insanlarımızın yaşam hakkını “tehdit eden” böyle kimyasal fabrikaların Türkiye’nin en stratejik ormanları, tarım alanları ve su havzalarının dibine veya ortasına kurulmasını nasıl açıklıyorsunuz?” şeklinde soru yöneltti. 
SİYANÜR KULLANILIYOR MU?
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ayrıca, “Türkiye’de bugün hangi illerimizde, faaliyet halinde kaç altın madeni bulunmaktadır? Bu madenlerin her birinin ortaklık yapıları nasıldır? Hangi şirketler veya kişiler bu madenlerin ortağıdır? Yıllık dore altın üretimleri ne kadardır? Devletin bu üretimden elde ettiği “devlet hakkı” adı altında aldığı vergi ne kadardır? Devletin, “devlet hakkı” dışında bu madenlerden hangi kalemler altında, ne kadar gelir elde etmektedir? Bu madenlerde bugün itibariyle istihdam edilen vatandaş sayımız ne kadardır? Bu madenlerin her birinde kullanılan siyanür, sülfürik asit, silika, nitrik asit gibi tehlikeli kimyasalların kullanım oranları nasıldır? Yani bildiğimiz 19 mevcut altın madeninin her birinde günlük, aylık ve yıllık kimyasal kullanımları ne kadardır? Lütfen kalem kalem bildirir misiniz?
-Siyanür madenciliğinde siyanür cevherin tesislerde işlenmesi sırasında ayrıştırma aşamasında kullanıldığı söylenmektedir. Ancak çok iyi bilinmektedir ki, bazı zorlu maden yataklarında cevherin yeryüzüne çıkarılamaması durumunda yerinde siyanür ile uygulaması da olabilmektedir. Bu noktada Türkiye’de yerinde siyanür ile uygulanan maden alanı var mıdır? Varsa ne oranlarda ve hangi noktada bu yapılmaktadır?” sorularına yanıt istedi. 
AÇILMAYI BEKLEYEN DAHA KAÇ MADEN SAHASI VAR?
CHP Milletvekili Gürer, aynı soru önergesinde şu sorulara da açıklık getirilesini istedi:
“Türkiye’nin altın- gümüş madeni rezerv durumu nedir? Mevcut 19 altın madenin yanı sıra açılmayı bekleyen kaç tane daha altın-gümüş madeni projesi vardır? Bu projelerin bölgelere göre dağılımı nasıldır?
Altın madeni işlenen bölgelerde bugüne kadar kesilen ağaç sayısı ne kadardır? Ne kadar daha kesilmesi planlanmaktadır?
Altın madenciliği yapıldığı belirtilen tesislerin çevresinde devletin resmi kurumlan ve elemanları tarafından hangi sıklıkla su, toprak ve hava analizleri yapılmaktadır? Bu incelemelerinizi hangi elemanlarınızla yapmakta ve hangi laboratuvarlarda analizlerini yapmaktasınız? Bu incelemelerinizde kurallara uymadığı için ceza alan şirket var mıdır?” 
İZİNLE  ÇEVRE TAHRİBATI SERBEST Mİ?
CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in önergesine yanıt veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, madencilik faaliyeti yapılacak sahaların izne tabi olduğunu belirtti.  
Gürer’in, konuyla ilgili önceki dönemlerde yönelttiği soru önergelerine “ormanlık alanlardan madencilik ruhsatı verilmediğini’ açıklayan Bakan Dönmez’in, aynı soruya bu kez “Söz konusu orman arazilerine ilişkin izinler Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilmektedir” yanıtını verdi, aynı Bakan’ın aynı konu üzerinde iki farklı yanıt vermesiyle ortaya çıkan çelişki de dikkat çekti. 
Bakan Dönez, “Açılacak sahaların ilgili kurumun veri tabanında; mera, orman, tarım, doğal veya arkeolojik sit alanları veya su havzalarına isabet edip etmediğinin kontrolü yapılmakta ve bu alanlara isabet eden sahalar gerekli izinler alınmadan ruhsatlandırılmamakta veya ihaleye çıkarılmamaktadır” yanıtını verdi. 
GELECEĞİMİZ KARARMASIN
Bakan Dönmez, 3213 sayılı Maden Kanunu ve ilgili mevzuatlar kapsamında maden sahalarının ruhsatlandırılmasıyla yeraltı kaynaklarının ülke ekonomisine kazandırılması, katma değeri yüksek uç ürünlere dönüştürülmesi ve istihdamın artırılmasının amaçlandığını da ifade etti. 
Bakan Dönmez, “Çevre ve insan sağlığına zarar verdiği tespit edilen madencilik faaliyetleri gerekli önlemler alınıncaya kadar durdurulur. Bu ihlalleri tespit eden kamu kurum ve kuruluşu, durumu diğer ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına bildirir. Maden Kanunu’nun 7’nci maddesine yönelik ihlallerin ilk tespit tarihinden itibaren, ilk tespit dahil üç yıl içerisinde üç kez yapıldığının tespiti halinde ruhsatlar iptal edilir” dedi. 
 
Ülkemizde toplam 133 adet altın içeren maden ruhsatı bulunduğuna işaret eden Bakan Dönmez, “ 2019 yılında; 24 ruhsattan 39 ton altın üretimi yapılmış, Altın ruhsatlarından 36,257,570.60 TL, altın içeren kompleks madenlerden ise 262,355,247.61 TL Devlet Hakkı tahakkuk ettirilmiş, Altın içeren kompleks madenlerde çalışmak üzere toplam 9.489 personel istihdam edilmiştir” açıklamasında bulundu. 
ÜRETİLEN ALTIN TÜRKİYEDE SATILIYOR
Ülkemizde üretilen altınların yaklaşık %30’unun devlete doğrudan ve dolaylı vergi olarak ödendiğine işaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “ Ayrıca, üretilen altınlar ülkemizdeki rafinerilerde %99,5 oranında saflaştırılmakta ve Merkez Bankası’na öncelik tanınarak Borsa İstanbul’da satışa çıkarılmaktadır. Merkez Bankası’nın alıcı olmaması durumunda aracı kurumlar tarafından piyasaya sunulmakta olup, üretilen altınların tamamı Türkiye’de satılmakta, yurt dışına satışı yapılmamaktadır.
Altın dahil tüm madenlerin aranması ve çıkarılması süreçlerinin hiçbirinde “siyanür ya da türevleri” bir madde kullanılmamaktadır. Altın madeni işletmelerinde hangi yöntemlerin kullanıldığı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığından bilgi alınmalıdır.
Aktif işletme açısından; altın için 9, altın+gümüş için 12, altın ve/veya gümüş içeren kompleks maden için 13 maden işletme projesi bulunmaktadır” ifadelerini kullandı. 
15 YILDA 124 BİN HEKTAR ORMAN ALANI MADENLERE AÇILDI 
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Doğanay Tolunay’ın hazırladığı “Dünyada ve Türkiye’de Ormansızlaşma” adlı rapora dikkat çekerek, madencilik yapıyoruz diye ormanların nasıl talan edildiğinin rakamlarla ortaya konulduğuna işaret etti.
Gürer, “ Bakanlık verilerine göre son 15 yılda madenlere açılan orman alanı, 124 bin hektardan fazla. Özellikle son yıllarda büyük sıçrama dikkat çekiyor. Rakamlar AKP iktidarları döneminde orman tahsislerinin yüzde 170 ve yüzde 200 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Sadece Ağustos 2020’de çoğu orman arazisi olan 9 milyon dönümlük bir alan madenlere tahsis edildi. 2018 yılının Temmuz ayında 616,2019 yılının Nisan ayında ise 417 sahanın madenlere açıldığını da dikkate alırsak, son üç yılda çoğu orman arazisi ne yazık ki madenlere terkedildi. Sonuçta binlerce ağaç kesiliyor. Bu dengenin doğru tutturulmasını  sağlamak gerekir. Ormanların varlığı ve faydası madenler kadar değerli olduğu unutulmamalıdır” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/yuzlerce-altin-maden-ruhsati-verilmis.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/yuzlerce-altin-maden-ruhsati-verilmis.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/yuzlerce-altin-maden-ruhsati-verilmis_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021/01/yuzlerce-altin-maden-ruhsati-verilmis.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yuzlerce-altin-maden-ruhsati-verilmis/3555/</link>
			<pubDate>Thu, 28 Jan 2021 08:11:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>(2021 iSTİKLAL MARŞI YILI İLAN EDİLDİ)</title>
			<description><![CDATA[Bir toplumu millet yapan Milli manevi değerleridir. Binlerce yıllık tarihimizde gurur duyacağımız milli özelliklerimiz bir Millet yaparken, Düşmanlarımıza karşı gönül ve bilek dayanışması ile Dünyamızda yaşayan en eski ve şanlı bir ulus olarak  ilelebet var olabilmek için bu değerlerimizi hassasiyetle korumamız gerekiyor.   İSTİKLAL MARŞI YILIMIZ KUTLU OLSUN]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İSTİKLAL MARŞI  Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet bu celâl?Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl,Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…Kim bilir, belki yarın… belki yarından da yakın. Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır atanı;Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!Bu ezanlar-ki şehâdetleri dînin temeliEbedî yurdumun üstünde benim inlemeli O zaman vecd ile bin secde eder –varsa- taşım;Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım;O zaman yükselerek Arş’a değer, belki başım. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl;Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!MEHMET AKİF ERSOY 1986 Mehmet Akif Yılı nedeniyle Trabzon Kapalı cezaevinde (900 Mahküm) düzenlenen şiir yarışmasının İki Şiir yazdım ,Birinci olduğum şiirim.Diğer şiirim mansiyon aldı. Trabzon Kapalı ceza evinde MEHMET AKİF ERSOYU ANMA ŞİİR YARIŞMASI Yarışma birincisi seçilen şiiirim AKİFİ ANARKEN Seni anlatmak geliyor gönlümdenNasıl anlatayım hakkını çiğnemedenDestanlara sığmaz taşar hayatınEy milli kurtuluşa ruh veren kahraman Seni anlatamaz bu aciz dillerYetmez kağıtlar,kalemler,kelimelerSen bu milletin,millet senin eserinÖğün dilediğince ey şairi a'zam Senin mücadelenle yıkıldı batıl inançlarHutbelerinle kuruldu milli bütünlükMilli marşınla kazandı bu millet güçRuhun aziz olsun ey büyük kahraman Aydınlattın milleti kurtardın ihanettenCami minber lerinden cephe siperlerindenBu millet genç cumhuriyetSize minnet borçlu ey aziz kahraman Yaşayacaktır var oldukça dünya marşınBir daha yazılmayacaktır benzeriUlaşacaktır en yükseklere milletinİnanç,azim,birlik ile. 24-12-1986Trabzon kapalı ceza eviABDULLAH GÖZAYDIN*************************************Sergilenmeye layık görülen 2. şiirim Milli mücadele bayrağı tevhidBu bayrak altında bir nefer akifYurdumu sarmış zifiri karanlıkBir yıldız,bir hilal,güneşti akif Düşman çizmesi altında yurdumMilletim bitkin milletim şaşkınRazı değil kendine çizilen istikbaleArıyor bir ışık arıyor kıvılcım Doğunca ankarada milli hükümetMilletin kabusu sona eriyorAkifler kemaller ile birlikteAyşeler mehmetler cepheye koşuyor Nice destanlar yazılırkenYazılır türkün istiklal marşıGücüyle azmiyle inancı ileMilli mücadelenin ruhudur akif. Abdullah Gözaydın 1986]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021-istiklal-marsi-yili-ilan-edildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021-istiklal-marsi-yili-ilan-edildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__3818.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/2021-istiklal-marsi-yili-ilan-edildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/2021-istiklal-marsi-yili-ilan-edildi/3512/</link>
			<pubDate>Mon, 28 Dec 2020 16:04:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İnternette çocuk satışını sordu</title>
			<description><![CDATA[Mv. Lütfü Türkkan Amerika'da deşifre edilen kaçırılmış çocukların Organ mafyası uzantısı Türkiye'ye de sıçradı, Sekiz yılda yüzbinden fazla çocuk kaçırılan ülkemizde çocukların akıbeti bu şekilde su yüzüne çıktı. Küçük yaştaki çocukların bir kısmı evlatlık satılırken Çoğunluk alıcı organ mafyası olduğu iddia ediliyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÇOCUK TİCARETİ İDDİALARI MECLİS’TEABD’de kaçırılan çocukların bir internet sitesi üzerinden satıldığına yönelik ortaya atılan iddialar Türkiye’ye de sıçradı. Farklı satıcıların ürünlerinin satışına olanak veren Trendyol sitesi üzerinden kimi kullanıcıların çocuk satışı yaptığı iddia edildi. Son 8 yılda 100 bin çocuğun kaybolduğu Türkiye’de iddialar büyük tepki çekerken İyi Partili Lütfü Türkkan, satışın gerçekleştiği site üzerinden tatmin edici bir cevap verilmeyince konuyu meclis gündemine taşıdı. SATIŞ GERÇEKLEŞTİ Mİ, GERÇEKLEŞMEDİ Mİ? KANITLASINLARABD’de yaşanan Wayfair adlı e-ticaret sitesi üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen çocuk ticareti iddiaları ülke sınırlarını aştı. Türkiye’de ise  Trendyol isimli site üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen skandal üzerine şirket açıklama yaparak iddiaları yalanlarken, iddiaya konu satıcıların hesaplarını kapatarak, ürünleri web sitesinden kaldırdı. Ancak Sami Değirmencioğlu isimli kullanıcının farklı sitelerde de piyasa fiyatının oldukça üzerinde çocuk kıyafetleri sattığı ve ürün çeşitlerinin bir elin parmaklarının sayısını geçmediği görüldü. Piyasada 100 ila 400 lira arasında benzer kıyafetler satılırken web sitesi üzerinde 290 bin lira gibi oldukça yüksek fiyatlardan satış yapılması akıllara ürünlerin paravan olduğunu, arkasında kirli bir ticaretin bulunduğu şüphelerini akıllara getirdi. TÜRKKAN ŞÜPHELERİ MECLİS GÜNDEMİNE GETİRDİ İyi Parti Grup Başkan Vekili ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ise ilgili şirketin açıklamalarının yetersiz olduğunu belirterek, kamuoyunda şüphelerin ve endişelerin ortadan kaldırılması için konuyu meclis gündemine taşıdı. İyi Partili Türkkan, yanıtlaması istemiyle Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’a verdiği soru önergesinde konuyla ilgili geçiştirilen sorulara yanıt aradı. Türkkan; “Trendyol adlı site üzerinden satış gerçekleştiren kimi kullanıcılardan birisi Sami Değirmencioğlu isimli satıcıdır: Adı geçen kişinin satış yaptığı profildeki ürünler çocuklara yönelik basit tekstil ürünleri olmasına karşın belirtilen fiyatlar 70.000, 120.000, 290.000 TL olarak belirlenmiştir. Bu ürünlerin satışına yönelik site üzerinden herhangi bir alışveriş gerçekleştirilmiş midir?” sorusunu sordu.  Türkkan önergesinde Bakan Pekcan’a; Trendyol üzerinden piyasa fiyatlarının oldukça üzerinde satışı gerçekleştirilen ürünlerin gerçekliği ve fiyatları üzerinden herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Sami Değirmencioğlu adlı satıcı üzerinden gerçekleştirilen alışverişlerin elektronik kayıtları bulunmakta mıdır? Satışı gerçekleştirilen ürünlerin sevk irsaliyesi bulunmakta mıdır? Satılan ürünlerin kargo dağıtım kayıtlarına ulaşmak mümkün ise satılan ürünle dağıtıma çıkan ürünler aynı mıdır? Yukarıda adı geçen satıcıdan fahiş fiyatlı ürünleri satın alanlar varsa satın almayı gerçekleştirilen kişilerle ilgili herhangi bir inceleme ve yasal süreç başlatılmış mıdır? E-ticaret siteleri üzerinden çocuk, organ ve insan ticareti gibi yasadışı ticaret faaliyetlerine yönelik herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? E-ticaret sitelerinin suistimal edilmesinin önüne geçilebilmesi ve herhangi bir yasadışı eylemin önlenmesine yönelik Bakanlığınız tarafından herhangi çalışma bulunmakta mıdır?E-ticaret siteleri üzerinden satış gerçekleştiren kişiler gerçek ve dijital ortamlarda denetlenmekte midir? Denetlenmekteyse web sitelerinde satışı yapılan ürünlerle, ürün fiyatları arasındaki çelişkiler hakkında neden herhangi bir işlem başlatılmamıştır?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/internette-cocuk-satisini-sordu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/internette-cocuk-satisini-sordu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__3579.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/internette-cocuk-satisini-sordu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/internette-cocuk-satisini-sordu/3411/</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 20:38:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İstanbul Üzerinde Yeni Roma Kara Bulutları</title>
			<description><![CDATA[Yıllardır yazıyoruz Belgelerimizi yayınlıyoruz Bütün devlet erkanına soruyoruz PATRİK BARTHOLOMEOS kendini yeni roma Başpiskosu ilan etmiş, Yeni roma diye bir devlet var mı? Bu unvan hangi hakla kullanılıyor, Tarihi sur içi Fatih özerk devlet oldu da bizim haberimiz mi olmadı, Fatihteki kentsel dönüşümler ilçeyi ranta açarak insansızlaştırmaya yöneliktir Oyun içinde oyun var bunun yereldeki mimarı Mustafa demirdir...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yunan´ın, merkezi İstanbul´da olan Bizans - Yunan İmparatorluğu düşü, ya Yunan kültürel ve ekonomik egemenliği sağlanıp, Osmanlı´nın içten yıkılmasıyla ya da dışardaki Yunanlıların üzerinde yaşadıkları toprakları almasıyla gerçekleşecekti. Çünkü İstanbul Yunanistan´a kuvvetli bağlarla bağlanmadıkça Yunan milleti ülküsüne erişemeyecekti. Pontus´ta kurulacak devlet ise Ermenistan ve Gürcistan´la işbirliği yapıp, İslamlığa ve gerektiğinde Rus emperyalizmine karşı sağlam bir engel oluşturacaktı. İngiltere´nin hesapları ise düşten öteydi.6 Ocak 1920´de İngiliz Bakanlar Kurulu´na sunulan "Yakın Doğu ve Anadolu Projesi"nde neler yoktu ki; Türkler İstanbul´dan çıkarılınca yeni Türk devletinin başkenti Konya mı, Bursa mı olmalı, Sultan´a İstanbul´da İslamlığın Vatikan´ı gibi özel bir bölge verilmeli mi, Türkiye´nin siyasal merkezi ile manevi merkezi ayrılmalı mı, Ayasofya Camii; kilise mi, camii mi, yoksa bir müze mi olmalıdır?..İngiltere´ye göre, Paris Fransız, Londra Britanyalı, Roma İtalyan´dı ama İstanbul Türk değildi. ABD de, yıllarca süren incelemelerden sonra Türklerin Avrupa´daki varlıklarına son verilmesi gerektiğine inanmıştı... Bu büyük projeler birleşmiş, 20. yüzyılın süper gücü İngiltere´nin başbakanı Lloyd George, Yunanistan´a, "Çölleri aşması, kayalardan toplanmış kudret helvasıyla yaşaması ve bugünün çetin sınavından geçmesi halinde ´Vadedilmiş Topraklar´ı kazanabileceği" taahhüdünde bulunmuştu.Tüm bu düşler ve projeler, Yunanistan´ın Milli Mücadele´den 43 yıl sonra heykelini dikip, aziz ilan ettiği İzmir Başpiskoposu Hrisostomos´un feryadındaki gibi "en azından 100 yıl için ellerinden" alındı. Bunu başaranlar, Churchill´in ifadesiyle; Anadolu´nun çorak tepelerinde ve ovalarında, bu işin böyle düzenlenmesini kabul etmeyen adamlardı, bunların ordugahlarında yaktıkları ateşler, o sıra paçavralara bürünmüş yoksul bir göçmen gibi duran soylu, hakça mücadele ruhunu tutuşturmuştu...Bugün ABD ve AB, 20. yüzyılda yarım kalan hesapların 21. yüzyılda tamamlanacağı mesajını vermekte, Irak´ta başımıza çuval geçirilmekte, İstanbul´un ortasında Fener Rum Patrikhanesi ve Ruhban Okulu merkezli ´Ortodoks Vatikanı´nın temelleri atılmakta, ABD, AB, Dünya Bankası, Dünya Kiliseler Birliği ve UNESCO´nun elbirliği ile İstanbul´un "Dünya Kültür Başkenti" adı altında üçe bölünmesi projeleri geliştirilmekte, Clinton ve Rahmi Koç İslam dünyasının bir başının olmamasından şikayet etmekte, Boğazlar´ın uluslararası bir statüye kavuşturulması konuşulmakta, AB eliyle Türkiye´de yeni azınlıklar yaratılmakta, Kıbrıs ve Ege Yunan tezleri doğrultusunda çözüme kavuşturulmakta, Ermenistan´a ambargoyu kaldırmanız için baskı yapılmakta ve de ABD ile AB ülkelerinin büyükelçileri teker teker Karadeniz ve Doğu Anadolu turuna çıkmaktadırlar.Hrisostomos´un "100 yıl" kehaneti beklenenden önce mi gerçekleşiyor yoksa? ...KONU HAKKINDA ÖNEMLİ BİR MAKALE TIKLAYINIZPatrikhane ve siyaset: KavramlarSevr ve Lozan’dan bugüne patrikhaneDevletlerüstü bir güç: Patrikhane]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/istanbul-uzerinde-yeni-roma-kara-bulutlari.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/istanbul-uzerinde-yeni-roma-kara-bulutlari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__2567.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/istanbul-uzerinde-yeni-roma-kara-bulutlari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/istanbul-uzerinde-yeni-roma-kara-bulutlari/3060/</link>
			<pubDate>Sat, 18 May 2019 11:10:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Türk Yunan İlişkileri İhtilaflar</title>
			<description><![CDATA[Yunanistan bir avuç nüfusu ile Türkiyenin başına dert olmuş bir millettir. Mevcut topraklarını hiç savaşmadan batılıların ve Rusların himayesinde elde etmiş olması kendilerini şımartmış, Türkiyenin en sıkıntılı yıllarında fırsatçılık yaparak Egeyi işgale kalkışmış Bu ilk savaşının sonucu kendilerinin denize dökülerek hazin bir şekilde kursaklarında kalmıştı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk halkı mecbur kalmadıkça kendini savunamaz oldu1960-1964 yıllarında Türkiye’den sınır dışı edilen Yunan uyruklu kişilerin Dramı! Yunan tarafında oldukça hazin gündemde tutulmaya devam ederken, Mübadele yıllarında Yunanistan’ın ellerindeki bütün mal mülkleri alınarak Türkiye’ye gönderilen Müslüman Osmanlı tebaasının yaşadıkları Edebiyat Dünyamızda işlenmedi, hiç şikâyet konusu yapılmadı!Büyük devlet olmamız, Asil duruşumuz, Yunanı ciddiye almayışımız bu ciddiyetsizliğin nedeni olur mu? Bilmiyorum, Ama yanlış yaptığımızı yeni yeni anlıyoruz.Ne denirse tepki göstermeyince Yunan tarafı şimdilerde Nüfus mübadelesinde Doğu Karadeniz’den Yunanistan’a gönderilen Hristiyan Ortodoks Osmanlı Tebaası hakkında “Soykırım iddiaları” ortaya atılmasına sebep oldu. Yunan sivil toplum kuruluşları 2018 yılını Pontus soykırım yılı, hak arama yılı ilan etti, Aslı Astarı olmayan bu iddia rağbet görmemiş olmalı ki fazla ses duymadık.Selanik’te birkaç tatsız ve hukuksuz hakaret girişimleri, Türkiye’den gelen turistlere saldırı ve hakaretle sınırlı kalan girişimler Yunanistan devleti, Halkı tarafından ret edilerek kabul görmediğini umuyoruz.Olayın özünün çok basit bir gerekçesi var Atatürk ile Venizelos arasında varılan mutabakat sonucu imzalanan anlaşmaya göre karşılıklı ikamet – dolaşım kararı uygulamaya girdi. (14 Eylül 1933 tarihinde Ankara’da Türk ve Yunan yetkililer Türkiye ile Yunanistan arasında Samimi Misak’ı imzaladılar.)Bu misakın imzasından sonra Yunanistan’dan Türkiye’ye oldukça çok kişi göç ederek İstanbul ve İzmir’de ticari faaliyetlere başladılar. Türkiye’den Atina ve Selanik’e giden çok az sayıdaki Türk halkın olumsuz tepkileri sonucu barınamayarak geri dönmüşlerdi.1958 sonrası Kıbrıs’ta meydana gelen siyasi gerginlikler ve darbe bahane edilerek “Samimi Misak” anlaşması tek taraflı iptal edilerek Türkiye’de sonradan yerleşmiş Yunan vatandaşları sınır dışı edildi, Bu konu istismar edilerek Türkiye’deki Rum vatandaşların tehcir edildiği gibi asılsız ithamlara maruz kalmış olduk.Bu konudaki araştırmalarımız devam edecek, Bizi izlemeye devam ediniz KONU HAKKINDA ÖNEMLİ ARAŞTRMALARSayfa 1   -  Sayfa 2   -  Sayfa 3]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-yunan-iliskileri-ihtilaflar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-yunan-iliskileri-ihtilaflar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t_turk-yunan-iliskileri-ihtilaflar.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-yunan-iliskileri-ihtilaflar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/turk-yunan-iliskileri-ihtilaflar/2881/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 06:15:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yunan Saldırmaya Devam ederken!</title>
			<description><![CDATA[Kalıbına, Encamına bakmadan ülkemize karşı her türlü saldırıyı yapan Greekler, Yunanistan Yalanlarıyla Dünyayı ülkemizin üzerine kışkırtıyor.
İşin garibi bu Yunan yalanlarına cevap vereni göremiyoruz
Herkes sus pus, Üç gün sonra 19 Mayıs Anadolu'nun düşman işgalinden kurtuluşunun mücadelesinin başlamasını kutlayacağız
Batı Komşumuz Greekler bakın neler yapıyor neler...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Greek'li Yunanlılar 19 Mayısı Bütün Dünyada "Sokırım günü" yalanıyla kutluyor.üçbuçuk milyon Pontuslunun 1916-1923 yılları arasında katledildiği gibi akıl almaz yalanlarla Dünyayı yalanlarına ortak etmeye çalışıyor.Ve Türkiye düşmanları bu yalanları seve seve kabul ediyor, Onaylıyor.Dün Osmanlıyı "Hasta Adam" ilan ederek saldırıp kırk parçaya bölenler, Şimdi Türkiye Cumhuriyetimizi Hasta adam ilan edip birçok koldan saldırılarını sürdürüyor.Dün Osmanlı bu konuda suskun kaderini bekliyordu, Akıbet kaçınılmaz oldu, Şimdi Biz bu çalışamları ciddiye almayarak görmezlikten geliyoruz.İktidarımız, Muhalefetimiz, Tarihçilerimiz, Entellektüellerimiz, Medyamız üç maymunu oynuyor.Dünyada Pontus yalanları uçuşurkenSusmak nasıl bir politikadır. Utanmaz, Arlanmaz Greek Yunanlıları, Anadolunun Asya kökenli (Çoğunluğu Türk Boylarından) Pontusları, Liu'leri, Karamanoğullarını, Germiyanoğlullarını, Çuvaşlar, Yakutlar, Batı Kumanlar, Peçenegler, Gagavuzlar tarihte  Hristiyanlığı benimseyen Türk kavimleri olarak yerlerini almışlardır.Şimdi Eğede yaşamış Anadolunun yerlisi Yunanlıları soy kökeni yapan Batılı Greekler Osmanlı içinde eriyen Yunanlıları istismar ettiği gibi Öz be Öz Türk boylarını da Yunanlı, Yani Greek soylu kabul ediyor, Bu gün bile bir avuç nüfusu olan Yunanistan 1916-1923 yıllarında 3.500.000 yunanlı Hristiyanın katledildiğini iddia ediyor.Bu kadarda yalan olurmu diye hayret edenleriniz vardır, basın son yıllarda Türk milletinin kültürünü, Örf ve adetlerini, Tarihi değerlerini kopyalayarak "Bunlar Bizim" iddiası ile telif hakları alıyor, Türkiyeyi 19yy.'da Asyadan gelen barbarlar diye tanıtmaya çalışıyor.Biz Türkler 1071'de Alparslanın Anadoluyu yurt yapmasından bin yıl önce Anadoluya gelmiştik, Orta Asyadaki kuraklık nedeniyle oluşan  Açlık ve savaşlar batıya göçleri hızlandırdı, Bu Türk kavimleri gittikleri yerlerde semavi dinleri benimseyip çoğunluğu Şamanizmi terk etmiş Hristiyan olmuşlardı. Fakat milli kimlikleri daha ağır basınca Müslüman Alparslanın tarafına geçerek Bizansın mağlubiyetini sağlamışlardı.Ne Alparslan ne sonradan gelen padişahlar halkının dibi inancına müdahale etmediler, Soy birliği ile birbirlerini hoş gördüler.18. yy. Batının güçlenmesi ile içimize sızan misyonerler Hristiyan tebamızı tahrik etmeye çalışmış, Birçok münferit olay sonucunda Hristiyan teba askere alınmamaya başlanmış, Askerlik vergisi olarak bilinen "haraç vergisi" alınmış kendilerinden.Bu konuyu tarihçilere bırakıp Aslı Greek olan Yunanlıların son 3-5 yıldır ortaya attıkları ve Dünyaya yaymaya çalıştıkları yalanlara karşı bir kampanya başlatılmalı, Politikacılar belgelerle cevap vermeli, tarihçi araştırmacılarmız yurt içi ve yurt dışı konferanslarla Dünyaya gerçekleri duyurmalıdır.Sahte Yunanlı Greeklerin lobi faaliyetlerinden bazılarıPonsiyen N. Evia "Komnenoi" Derneği Pontos Yunanlılar, Soykırımı'nın uluslararası tanınması için Pontus Helenizm yıllık mücadelesini devam ettiriyor, üç günlük anma törenlerine düzenlemektedir.On Çarşamba 16 Mayıs , at 20:00 , belediye salonu olayını düzenlenecek "Pontus Helenizm Chalamoni. Bir kitap ve bir yıldönümü bellek, bilgi ve iddia" kitap sunulacak Antonis Pavlidis Chalamoni ve Pontuslu eylemler bugün ve yarının temelini oluşturan soykırım tarihsel bilginin kilit yönlerini analiz edecektir konuşma yazar izleyecektir.Cumartesi 19 Mayıs Chalkida plajında Pontus Soykırımı geçenler bilinçlendirmek kulübün bir bilgi standı olacak.On Pazar, 20 Mayıs St John Kilisesi'nde Baptist Soykırım kurbanları için bir anma töreni düzenlenecek.GREK YALANLARI NASIL YAYILIYOR TIKLAYINIZYunanılın Pontus yalanları kabak tadı verdiKonu hakkında Tarihçi Dr. Haşim Albayrak ile kısa bir söyleşi yaptıkAşağıdaki videomuzda bu söyleşiyi izleyebiliriniz ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunan-saldirmaya-devam-ederken.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunan-saldirmaya-devam-ederken.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__1619.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunan-saldirmaya-devam-ederken.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yunan-saldirmaya-devam-ederken/2749/</link>
			<pubDate>Tue, 15 May 2018 10:51:37 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ekonomi Dar Boğaza Giderken</title>
			<description><![CDATA[Basına ve kamuoyuna duyurulur
Progıda sendikal örgütlenme ile ilğili yürütülen ve hali hazırda devam eden çalışmalarla ilğili gelişmeler]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[1-Progıda nın hizmet sağladığı Türkiye'deki ulusa/uluslararası işletmelere konuyu detaylıca aktaran ve sorunun çözüm için progıda ile iletişime geçmelerini talep ettiğimiz mektuplar e-posta yoluyla gönderildi.2-Mektupların bir benzeri de bu konuyu uluslar arası alana taşımaları ve işletme üzerine uluslar arası bir baskı oluşturulması için IUF ve EFFAT'a gönderildi.3-EFfAT ve IUF sekreteryalarından kısa Zaman içerisinden dönüş aldık.EFFAT yönetim adına progıdanın derhal sendikamız ile ilişkilerini düzeltmesini ve işten çıkarılan işçilerin geri alınması gerektiğini içeren bir mektubu Olamgroup Singapur genel müdürlüğüne ve progıdanın Türkiye genel müdürlüğüne gönderdi.4-IUF bizden istediği süreçle ilğili tüm bilgiler gönderildi.IUF genel sekreteri Sue longeley konuyu Nestle yönetimiyle görüşüp kendilerinde destek talep etti ve Nestlede Sue longley konuyu kendilerininde araştıracaklarını ve gerekeni yapacaklarını iletti.Ayrıca IUF Alman GIDA işçileri sendikası NGG ve Finlandiya gıda işçileri sendikası SEL de durumu aktardı ve NGG ve SEL konuyla yakından ilgileneceklerini belirtti.5-Son olarak IUF düye Finlandiya'dan Fazer grup Dr.Otker ve Litter group işletmelerine konuyu detaylı bir şekilde mektup yolladı.Ayrıca konu üzerinde IUF -EFFAT-TEKGIDA İŞ ortak çalışma yürütmektedir.6-FLA(Adil çalışma birliği) temsilcisi genel merkezimizi ziyaret etti ve kendisiyle progıda süreci üzerine sendikamız uzmanları ile genel bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi.FLA temsilcisi konuyu birde işveren tarafından dinleyeceğini ve ona göre birkaç hafta içerisinde bir rapor hazırlayacağını söyledi.Daha sonrasında ise OECD ye bir şikayet mektubu hazırlayıp raporla birlikte göndereceklerini ifade etti.Progıda sürecini IUF-EFFAT-TEKGIDAİŞ birlikte yürütmektedir.Her yeni gelişme IUF ve EFFAT'a aktarılmaktadır ve yapıla bilecekler üzerine devamlı istişare yürütülmektedir.Durumdan anlaşılacağı üzerine sendikamız progıda örgütlenmesinde işyerindeki üyelik kayıtlarına devam etmek için çalışmalarını sürdürmekte.Ancak iş yerinde bu örgütlen menin önüne geçmek için şefler vasıtasıyla baskı yapmayı sürdürmekte ,bu işletmeye sendikanın giremeyeceğini yine şefler vasıtasıyla insanlara söyletmektedir.Bize gelen duyumlara ve şikayetlere göre bazı erkek çalışanlara telefonlardan istifa ettiklerini göstererek çalışmaya devam etmelerini istemektedirler.İş yerinde çalışanlar gerek çalışma ortamlarının ağırlığından gerekse bazı şeflerin tutumlarından dolayı işlerini tazminatı yakma pahasına bırakmakta yada bırakmayı düşünmektedirler.İnsan kaynakları hiç bir şikayeti dikkate almamakta ve çıkmak isteyenlere zaten tazminat Hakkı'nız yok çıka bilirsiniz demektedir.Son dönemlerde çalışma günleri şeflerin insiyatifine bırakılmış keyfe keder veya adamına göre listeler hazırlanmaktadır.Birazcık Hakkı'nı arayanlar veya sendikaya üye olduklarında şüphelendikleri bayanları daha az çalışma günü ile cezalandırma yöntemine gidildiği ile ilgili şikayet ler artmıştır.İş yerinde adalet duygusu ve amirlere güven duygusu tamamen bitmiş çalışma baskı ve korku üzerine devam etmektedir.İş yerinde 5/6/7/8 yıllık çalışanlar tazminatlarını yakıp tekstil firmalarına girmektedirler.Tekgıda iş sendikası olarak şirketle olan ve olacak endüstiriyel ilişkileri bozmamak adına bütün gayretimizi göstermekteyiz .Bu konu tarafların bir araya gelmesiyle çözülecektir.Basına ve Kamuoyuna duyurulur.SaygılarımlaAli ÖNERTekgıda iş sendikasıŞube Başkan'ı]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/ekonomi-dar-bogaza-giderken.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/ekonomi-dar-bogaza-giderken.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__1548.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/ekonomi-dar-bogaza-giderken.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/ekonomi-dar-bogaza-giderken/2724/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Apr 2018 18:58:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Marmara Afet Koordinasyon Merkezi açıldı</title>
			<description><![CDATA[İHH İnsani Yardım Vakfı’nın acil durumlarda Türkiye ve dünya genelinde meydana gelebilecek afetlere hızlı müdahale edebilmek amacıyla Bursa’da inşa ettiği Marmara Afet Koordinasyon Merkezi, Marmara Depremi’nin yıl dönümünde dualarla hizmete girdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Basın Bülteni  17.08.2017 - PerşembeİHH İnsani Yardım Vakfı’nın Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri ile Osmangazi’de inşa ettiği Marmara Afet Koordinasyon Merkezi, Marmara Depremi’nin yıldönümü olan 17 Ağustos’ta geniş bir katılımla açıldı. Kur’an’ı Kerim tilaveti ile başlayan açılış törenine AFAD ve UMKE ekiplerinin yanı sıra Yalova Milletvekili Fikri Demirel, Uşak Milletvekili Alim Tunç, Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, Bursa Vali Yardımcısı İbrahim Avcı, AK Parti Yalova İl Başkanı Yusuf Ziya Öztabak ve çok sayıda davetli katıldı. “Bugüne gelene kadar çok sıkıntılar çektik”Konuşmalarını yapmak üzere kürsüye ilk olarak Bursa İHH İnsani Yardım Derneği Başkanı Hasan Hüseyin Kaptan çıktı. Selamlama konuşması yapan Kaptan, 18 yıl önceki dramı unutmadıklarını söyledi. Kaptan, 1999 yılında yaşanan depremde devlet ve STK’ların sınıfta kaldığını ve olası bir depremde tekrardan bu tablo ile karşılaşmamak amacıyla bu merkezi inşa ettiklerini belirtti. 2011 yılında meydana gelen Van depremi sonrasında bu projenin mutlaka hayata geçmesi gerektiğine kanaat getirdiklerini anlatan Kaptan, bugüne gelene kadar çok sıkıntılarla karşılaştıklarını ama Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla bu sıkıntıları da aştıklarını ifade etti. “Aradan yıllar geçti ve bugün buradayız”Daha sonra ise kürsüye İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım çıktı. Afet Merkezi’nin açılışını yapabiliyor olmaktan dolayı Allah’a hamd ettiğini belirten Yıldırım, sözlerine şu şekilde devam etti: “Marmara Depremi sonrasında Pakistan’da da bir deprem meydana gelmişti. Bizler de bölgeye giderek ülkeyi havadan tarama imkânı bulmuştuk. Marmara depremi sonrasında edindiğimiz tecrübe ile Pakistan depreminde birçok çalışmaya öncülük etmiştik. Aradan yıllar geçti ve bugünlere geldik. Şimdi bugün burada da eğitimler yapılacak ve dünyanın her yanında meydana gelen gönüllülerimiz, afetlere hızlı bir şekilde müdahale etme imkânı bulacaklar. Bundan dolayı mutluyuz. İnşallah hayırlara vesile olacaktır.” “İHH’ya ‘iyi ki varsınız’ diyoruz”Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ise Marmara Bölgesi’nin deprem bölgesi olduğunu belirterek afet merkezinin Bursa’da inşa edilmiş olmasından dolayı projeyi oldukça anlamlı bulduğunu belirtti. Altepe, “İşlerini en iyi şekilde yapan İHH’ya ‘iyi ki varsınız’ diyoruz. Biz biliyoruz ki onlar bu işi ibadet niyetiyle yapıyorlar. Katkı sağlayan tüm kuruluşlara teşekkür ediyorum” dedi.   “Gücümüze güç katıldı”Bursa Vali Yardımcısı İbrahim Avcı da Bursa’da AFAD ve UMKE haricinde faaliyet gösteren 30’a yakın STK olduğunu ve İHH’nın açtığı merkezle birlikte bu güce güç katılmış olduğunu belirtti. Avcı ayrıca İHH’nın yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerinden ötürü vakfa teşekkürlerini sundu. “Eğitim için Ankara’ya gidiliyordu”Merkezin önemine vurgu yapan Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan daha önce Bursa’daki İHH Gönüllülerinin eğitim almak için Ankara’ya gittiklerini ve çok zorluklar çektiklerini fakat artık buna gerek kalmadığını söyledi. Birkan, Bursa’da ve komşu illerdeki gönüllülerin bundan sonra kolaylıkla Marmara Afet Koordinasyon Merkezi’nde eğitimlerini tamamlayabileceklerini ifade etti. “Bu işler kolay değil”“Açılışını yaptığımız bu merkez, devletle milletin el ele olduğunun bir kanıtıdır” diyen Yalova Milletvekili Fikri Demirel, “İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yaptığı faaliyetler burada saymakla bitmez. Dünyanın her ülkesine uzanıyorlar. Bu işler kolay işler değildir” dedi. “Toplumumuz bilinçlenecek”Uşak Milletvekili Alim Tunç ise şöyle konuştu:“Siz de biliyorsunuz ki geçmişte sadece Kızılay vardı. Kızılay hala var elbette lakin buna ek olarak da bir sürü STK’mız var hamd olsun. İşte bugün de burada açılışı yaptığımız merkez, başta büyükler ve çocuklarımız olmak üzere toplumun tüm kesimlerini deprem konusunda bilinçlendirme hususunda var gücüyle çalışacaktır. Bundan dolayı mutluyuz.” Köpekli arama birimiKonuşmaların ardından İHH Köpekli Arama Birimi alanda bir gösteri düzenledi. 2016 yılında faaliyetlerine başlayan birimde eğitimleri devam eden enkazda canlı arama köpeği Labrador cinsi Marsi ve iz takip köpeği Duman, izleyicilerine hünerlerini sergiledi. Olası afetlere hazırlık17 Ağustos Depremi, Türkiye’nin afetle mücadelesi açısından önemli bir dönemeçti. Devlet kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin algısını ve afetlere bakışını büyük oranda değiştiren Marmara Depremi, olası afetler için yeni, kapsamlı hazırlıklar yapılmasını sağladı. Afetlerin gerçekleşmesinin kaçınılmaz olduğundan hareketle, önlemler almayı ve afet etkilerini azaltmayı amaçlayan İHH da bu doğrultuda hareket ediyor. Kurulduğu günden bu yana herhangi bir afet durumunda, en az zarar için en hızlı ve etkin şekilde bölgeye ulaşmayı hedefleyen İHH’nın son olarak hayata geçirdiği projelerden biri ise Bursa’da inşa edilen Marmara Afet Koordinasyon Merkezi. İHH olası bir Marmara depremini de göz önüne alarak, acil durumlarda, başta İstanbul olmak üzere Türkiye ve dünya genelinde meydana gelebilecek afetlere müdahale edebilmek amacıyla Bursa'da Marmara Afet Koordinasyon Merkezi’ni inşa etti. Afet yönetiminin önemli unsurlarından olan planlama ve zarar azaltma süreçlerinin hızlandırılmasına katkı sağlayan Marmara Afet Koordinasyon Merkezi, İHH’nın afetlere müdahale gücünü artıyor. STK bazında ilk proje Afet koordinasyon ve acil yardım eğitim merkezi olarak kullanılması planlanan Marmara Afet Koordinasyon Merkezi, sivil toplum kuruluşları bazında hayata geçirilen ilk proje olma özelliğini taşıyor. Afet durumunda, insanlara ulaşabilmek, zararlarını azaltabilmek için yönetim ve koordinasyon sağlanabilecek eğitimli bir ekip ve gerekli ekipmanların var olması gerekiyor. 2013 yılında temeli atılan Marmara Afet Koordinasyon Merkezi’nin amacı, gerekli olan ekip ve ekipmanlarla olası afet durumunda acil yardım ve arama kurtarma faaliyetleri için hazırlıklı olmak. Acil durumlara hızlı müdahale 4,2 dönüm arazi üzerinde inşa edilerek 7200 metrekarelik kullanım alanına sahip olan Marmara Afet Koordinasyon Merkezi, gıda, giyecek ve diğer temel ihtiyaç malzemelerin, acil yardım ve arama kurtarma ekipmanları gibi lojistik hizmetlerin, acil yardım ve arama kurtarma eğitimlerinin verebileceği donanıma sahip. Merkezde, verilmesi planlanan eğitimler için 3 ayrı derslik de bulunuyor. Binada ayrıca 60 kişilik misafirhane ve 2 adet de konferans salonu bulunuyor.   Merkez, bulunduğu konum itibariyle olası bir deprem esnasında hem ana arterlere hem de kara, deniz ve hava yolu ulaşımına yakınlığıyla ilk müdahalenin hızlı bir şekilde yapılmasına imkân tanıyor.İçerisinde barındırdığı sınıflarda, AFAD ve Valilikler ile koordine halinde eğitimlerin verilmesi planlanan merkezde, her dönem, yeni acil yardım ve arama kurtarma ekiplerinin kurulması hedefleniyor. 7/24 hizmet35 TIR’lık malzeme kapasiteli depo, 200 kişilik sığınak, 2000 kişilik yemek hazırlama kapasiteli mutfağa sahip olan merkez, herhangi bir afet durumunda ilk müdahalelerin sağlanmasına öncülük edecek güvenli bir yapı.Isı, duman ve yangın dedektörleri, kör noktasız kameralar ve tam güvenlik sistemiyle donatılan merkez 24 saat 365 gün hizmet verebiliyor.Acil durumlarda AFAD, Valilik, Emniyet gibi kurumlarla koordinasyon kurabilecek telsiz sistemleriyle donanımlı.Olası afet durumundaki kesintilere karşı 33 ton temiz kullanım suyu ve 150 ton yangın söndürme suyu kapasiteli su deposu bulunuyor. Tüm yurdu kapsaması planlanıyorToplantı, konferans salonları ve kriz odasıyla, bir taraftan yeni önlemlerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılırken, öte yandan bölgelerdeki afetlerin yönetimi ve koordinasyonu sağlanıyor. Halkın ve özellikle gençlerin konuyla ilgili bilinçlendirilmesine yönelik eğitim planlamaları da çalışmalar arasında yer alıyor. 11 ilde Arama Kurtarma Birliği İHH İnsani Yardım Vakfı Acil Yardım Birimi’nin hâlihazırda 11 ilde Arama Kurtarma Birliği, 45 ilde Acil Müdahale Gücü, 135 kişiden oluşan Acil Durum Yöneticisi ve 2 bin 215 kişilik de Afet Gönüllüsü bulunuyor.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/marmara-afet-koordinasyon-merkezi-acildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/marmara-afet-koordinasyon-merkezi-acildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__1132.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/marmara-afet-koordinasyon-merkezi-acildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/marmara-afet-koordinasyon-merkezi-acildi/2506/</link>
			<pubDate>Sat, 19 Aug 2017 08:29:04 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu Gün 17 Aralık 1999 saat 03:03</title>
			<description><![CDATA[1999 Marmara depremi için neler konulmadı neler!
Depremin gerçek nedeni resmiyette hiç konu edilmedi, Deprem denildi geçildi, Halbuki Dünyada ve Ülkemizde yüzlerce sorular soruldu, Hükumet işine gelmeyen hiç bir şeye cevap vermedi..
Dünyadan  Depremzedelere yardım yağdırıldı, gerçek anlamda halka yansıtılmadı.
Depremin zayiatına sebep olanlar hakkında açılan davalar sonuçları ile fiyasko oldu. Hesap sorulamadı..]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[17 Ağustos 1999- 03.03Vatan cad. Vatan int. kafede Edirneli bir sapıkla mücadele ediyorum.. Mırç'ta yüzlerce küfürü yapıştırıyor. Atamıyoruz da. Bu telaş içinde yeraltından bomba patlıyor gibi titreşimler gelmeye başladı, Cam masa üstündeki koca monitör zıplıyordu.5-6 kişiyiz kimse deprem zannetmedik, Bir patlama gibiydi. 10-15 saniye sonra ayakta duramayacak şekilde sallanmaya başladık ve aha deprem dedik. Dışarıdan binaların yıkılması gibi sesler geliyordu.Tek katlı Bahçe içinde sağlam bir binadaydık, Arkadaşlar dışarı kaçışmaya başladı. ben kaçmadım biter dedim ama baktım bitmiyor bende dışarı çıktım.Parkın içinde yürüyemiyordum.Üç dakika sürmüş bittiğinde arka mahalleye gittim bina yıkılmışmı, yardıma ihtiyaç olabilir diye.Hiçbir bina yıkılmamıştı, O yıkım sesleri çatılardaki kiremitlerin aşağıya akmasından dolayı imiş, sokak parçalanmış kiremit  dolu idi.Aynı gün Yedikule barınak çay bahçesi personeli  ile konuşuyoruz Bu olayı , Deprem anında Yalova tarafında deniz kıpkırmızı oldu, Sonra benzin alev alması gibi gökyüzüne doğru büyük bir alev dalgası yayıldı ve sarsıntılar başladı --Biz denizde büyük bir patlama yada volkan patlaması oldu zannettik dediler.Dip Notlar: Çınarcıklı balıkçılar deprem önceki günlerde suların anormal ısındığını, Deprem sonrası ağlarında metal çapak parçalarının olduğunu söylemişlerdi. Deprem ertesi günü sabahleyin gölcükteydik, Halka Ekmek dağıtıyorduk. İstanbulda deniz suları bir karış yükselmemişken Gölcük vapur iskelesi sular altındaydı, yani gölcükte deniz 3-4 metre yükselmişti, "Bu ilmen mümkün olmayacağı için" demekki Gölcük zemini 3-4 metre çökmüştü. İskele meydanındaki binaların birinci katları suların içinde kalmıştı.Günler Sonra su çekildi İskele meydana çıktı, Binalar sudan kurtuldu.Dün sordum cevap almadım, gene soruyorum; --Depremden önce gerçekleşen o yeraltı patlamaları neydi bir açıklama gelmedi,--Marmara denizindeki denizin içinden gökyüzüne yükselen o ateş topundan herkes bahsettiği halde resmi ağızdan hiç bir zaman bir açıklama gelmedi.--Depem öncesi suların ısınması, balıkçı ağlarındaki metal çapaklar ve yanmalar konusunda açıklama yapılmadı.Bu konuda yoğunlukla HARP sistemi ile ABD'nin sun'i gerçekleştirdiği kontrollü bir deprem olduğu yazıldı çizildi. Bu şekilde ABD'de olacak olan bir deprem Marmaraya kaydırıldı dendi, Bu ara Rus araştırma gemileri Marmaraya sokulmadı, Neden?Her ne ise olan Türk halkına oldu, Halkımızdan ve Dünyadan toplanan yardımlarla Ecevit-Bahçeli hükümeti açıklarını kapattı, Depremzade halkımızın yılları çadırlarda geçti.Sakaryada dozerlerle ceset gömüldüğü kameralara yansıdı, Binlerce kişi kayboldu, İlk günler 22.000'e kadar çıkan ölü sayısı sonra geri çekildi, ve 18.000'den yukarı çıkarılmadı..Artık zaman aşımına uğramış durumda, bu konuda gerçekleri bilenler lütfen elindeki bilgileri belgeleri paylaşsın artık, başımıza ne geliyorsa Kol kırılır yen içinde anlayışından geliyor, Suçlular cesaret alıyor, Adalet tecelli etmiyor..--1999 yılında Türkiye’de meydana gelen ve 7,2 şiddetinde olan depreme birçok isim verilmektedir. Bunlar;Marmara depremiGölcük depremi17 Ağustos depremiİzmit depremiBu isimlerin hepsi bir tane depremi ifade ediyor. O da 17 Ağustos 1999 yılında gerçekleşen depremi. 17 Ağustos 199 yılında meydana geldi ve saat gece 3 gibiydi. Depremin derinliği 17 km civarında olarak açıklandı. Şiddeti bakımından da Türkiye’nin belkide %50’si hissetti. Merkezi Kocaeli’nin Gölcük ilçesi idi ve toplamda 17 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Çünkü hem depremin şiddeti çok yüksekti hemde deprem tam 45 saniye sürdü. Buna birde dayanıksız binaları ekleyince sonuç bu oldu.Yaşanan bu depremde resmi raporlara göre hayatını kaybedenlerin şehirlere göre dağılımı şu şekildedir:Kocaeli de 9.477 kişi hayatını kaybetti.Sakarya da 3.891 kişi hayatını kaybetti.Yalova da 2.504 kişi hayatını kaybetti.İstanbul da 981 kişi hayatını kaybetti.Bolu da 270 kişi hayatını kaybetti.Bursa da 268 kişi hayatını kaybetti.Eskişehir de 86 kişi hayatını kaybetti.Zonguldak da 3 kişi hayatını kaybetti.Kocaeli’nin tarihine baktığımız zaman yaklaşık 30 yılda bir büyük bir deprem yaşanmış. Bu depremde toplamda 52 ülke Türkiye’ye yardım göndermiştir. Bunlardan bazıları şöyle;Azerbaycan, Pakistan, Finlandiya,  Japonya, Bangladeş, KKTC, Kıbrıs Rum Kesimi, Fas, Cezayir, Almanya, İtalya, , Ürdün, Fransa, Rusya, İngiltere, Mısır, Yunanistan, Gürcistan, İsveç, Macaristan, Malezya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, İsrail.Depremle ilgili diğer bilgiler ise şu şekilde; depremde 130 binden fazla bina çöktü ve yaklaşık 600 bin insan evsiz kaldı. 275 binden fazla bina ve 40 binden fazla işyeri hasar gördü. Resmi kayıtlara göre 17.480 insan hayatını kaybetti, 23.781 yaralı vardı.Bu sonuçlardan sonra birçok müteahhitlere mahkemelerde davalar açıldı ama bir çoğu zaman aşımına uğradı. 2 binden fazla dava açıldı fakat yaklaşık 300 davanın dışında geriye kalan bütün davalar cezasız kaldı. Yaklaşık bu 300 civarındaki davalar da  ise büyük bir çoğunluğu ya zaman aşımına uğradı yada verilen cezalar ertelendi.BU HABERİMİZE KATKI SAĞLAMAK İSTEYENLER YAZILARINI fatihten@gmail.com email adresine gönderebilirler.---------Halim KüçükaliBugün Marmara DEPREMİNİN Yıl dönümü.....!!!!Başbakan diyor ki;''2030 yılına KADAR 7 milyon Riskli konutu kentsel dönüşümle yenileyeceğiz.''Vurdumduymazlığa bakın....!İyi güzelde 1999 depreminden sonra da bu rakam ZATEN 7 milyondu.15 yıllık iktidarınızda ne yaptınız...?Uyudunuz mu...?99 depreminden öncede aynı vurdumduymazlık vardı.Yöneticiler,belediye başkanları;Ne KANUN dinlerlerdi ne MÜHENDİS ,,ne profesör, İşleri güçleri yandaşlarına RANT sağlamaktı aynı BUGÜNKÜ gibi.Sonra ne oldu...?O çürük binalar milletin kafasına ÇÖKTÜ ve 17 bin 480 insanımız hayatını kaybetti,20 milyar dolar civarında da maddi ZARARIMIZ meydana geldi.O'da bitmedi halen orada ölen DUL ve YETİMLERE ve ENGELLİ kalanlara maaş ödüyoruz.Neden....?Vurdum duymaz ,RANT için gözü dönmüş YÖNETİCİLER yüzünden.17 Ağustos depreminde BASİRETSİZ YÖNETİCİLER yüzünden ölen insanlarımıza allahtan rahmet,yakınlarına takrar sabır diliyorum.Milletimizdende Bir daha BU ACILARI YAŞATMAMAK için bu konuya çok DUYARLI olmalarını,HER platform da TEPKİ göstermelerini,yöneticileri UYARMALARINI rica ediyorum.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bu-gun-17-aralik-1999-saat-03-03.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bu-gun-17-aralik-1999-saat-03-03.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__928.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bu-gun-17-aralik-1999-saat-03-03.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bu-gun-17-aralik-1999-saat-03-03/2504/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Aug 2017 09:47:00 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Geçmişimizin derinliklerini ondan öğrendik</title>
			<description><![CDATA[Geçen yıl hayata veda eden tarih bilimci Prof. Dr. Halil İnalcık'ın Fatih camii haziresindeki kabri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla “ulema kabri” tarihi bir şekilde düzenlendi.
Gerçek ilim insanlarına verilen bu değer yeni nesli motife edecek, Yeni İnacıkların yetişmesine zemin hazırlayacaktır.
Hocamızın Fatih camii haziresine gömülmesi takdire şayan bir karardır, tebrik ederiz. Teşekkürler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Geçtiğimiz yıl 25 Temmuz’da vefat ettikten sonra Fatih Camii Haziresi’nde Fatih Türbedârı ve “Melâmî kutbu” Ahmed Âmiş Efendi, din âlimleri ve Türk tarihçiliğinin önemli isimlerinden Cevdet Paşa'nın yanına defnedilen Tarihçilerin Kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık’a geleneksel tarzda ‘ulema kabri’ inşa edildi.Gelenek uyarınca kabirlerin baş kısmındaki taşa yazılması gereken târih kitâbesini günümüzün önemli hattatlarından Sabri Mandıracı yazdı ve Mandıracı’nın hattı günler süren bir çalışmanın neticesinde mermere yine eski usulle, yani el ile işlendi. İstanbul Kültür Müdürlüğü Halil İnalcık’ın mezartaşı kitâbesini altın varakla kapladı.Masrafları İstanbul Türbeler Derneği karşıladı ve İstanbul Valiliği ile İstanbul Kültür Müdürlüğü’nün koordinasyonu ile yapılan kabir, tamamlandı.MEZAR TAŞINDA NE YAZILDIHattat Sabri Mandıracı tarafından “tâlik yazı” ile kâğıda yazıldı ve kalıp olarak kullanılan bu yazı, mermer mezartaşına nakşedildi“Kutb-ı aktâb-ı müverrîhîn idi / Cümle âsârı buna muhkem delîl // Rıhletiyle artık öksüzdür ilim / Böyle emretti bunu nazm-ı celîl // Şimdi mutlak Fatih’in bağrındadır / Fethi ondan dinliyorken biz melîl // Hüzn içinde söyledim tarih-i tâm / Kalbi yıkdı hicr göçdü Mîr Halîl-1437”.Türkçesi: “O, tarihçilerin kutublarının kutbu, hepsinden yüksek mertebede idi ve yazdığı bütün eserler bunun böyle olduğunun delilidir. Vefatıyla ilim artık öksüz kalmıştır, herkesin günü geldiğinde öleceğinin bir emir olduğu da Kur’an’da zaten geçmektedir. Halil İnalcık, şimdi mutlaka Fatih Sultan Mehmed’in yanında, onun bağrındadır; İstanbul’un fethini bizzat ondan dinliyordur ama bizler burada üzgün ve boynu bükük haldeyiz. Böyle bir hüzün içerisinde tarih düşürdüm ve hicrî 1437’ye karşılık gelen ‘Ayrılık kalbi yıktı, Halil Bey göçtü gitti’ sözü vefatının tarihi oldu”.İnalcık hocanın ölüm yıldönümünde mezarı başında tören düzenlendiFatih Camii Haziresi’ndeki kabri başında düzenlenen Anma törenine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Vasip Şahin, ünlü tarih bilim İnalcık’ın kızı Gülhan İnalcık, Sanatçı Yavuz Bingöl ve çok sayıda seveni katıldı. Anma töreninde ünlü tarih bilimci için Kuranı Kerim tilavet edildi. Daha sonra ünlü profesör için dualar edildi.Kuranı Kerim Tilaveti’nin ardından konuşan İnalcık’ın kızı Gülhan İnalcık, çok kısa sürede muhteşem bir kabir yapılmış. Her yönü ile babama layık bir kabir olmuş. Her geçen gün daha çok onur veriyor bana babamın kızı olmak. Onunla yetmiş sene yaşadım. Hala da onunla yaşıyorum. Herkese çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise, “Ben Halil hocayı ilk okumaya başladığımda, ben de tarih okumuş birisi olarak eserlerinin derinliği kapsamı karşısında hakikaten büyük heyecan duymuştum. Eserlerini 40’lı yıllardan yayınlamaya başlamış bir ilim çınarı olarak yıllarca hep okuduk okumaya devam ettik. Kendisi sadece Osmanlı- Türk tarihi araştırmakla kalmadı, Tarihin dünya tarihi içindeki yerini de ortaya koyan bir ilim adamıydı. Sık sık söylerdi; ’Osmanlı tarihini anlamadan Avrupa tarihini anlayamazsınız’ ’Osmanlı tarihini incelemeden Dünya tarihini yazamazsınız’ diyen büyük bir tarihçiydi. Kendisinin naaşının buraya defnedilmesi konusunda sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları direktifleri ve himayeleri çerçevesinde ortaya çok güzel bir eser koydular. Hocanın ilmine kişiliğine yakışır bir şekilde defnetme imkanı oldu. Bundan dolayı da ben emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.Vali Şahin, “Gerçekten çok önemli bir tarihçi, çok önemli bir insan. Halil İnalcık hocamızın manevi huzurundayız. Biz bir nebze hatırasına hizmet etme şerefine bugün nail olmuş olduk. Ben kendilerini 1998’de tanıma fırsatı bulmuştum” dedi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/gecmisimizin-derinliklerini-ondan-ogrendik.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/gecmisimizin-derinliklerini-ondan-ogrendik.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__856.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/gecmisimizin-derinliklerini-ondan-ogrendik.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/gecmisimizin-derinliklerini-ondan-ogrendik/2479/</link>
			<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 07:26:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milletçe 20 Temmuzu Unuttuk mu?</title>
			<description><![CDATA[Dünya Savaş Tarihine Örnek olay tanımlamasıyla geçmiş bir tankın, hiçbir yolu ve geçidi olmayan, tümüyle kayalık tepelerden oluşan yüksek bir dağın tepesine çıkarılması olayı, 2 Ağustos 1974 tarihinde, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Onbaşı Gürler Erdağ, Er Abdulkadir Kurt veEr Recep Doğanyiğit adlı üç Mehmetçik tarafından gerçekleştirilmiştir. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kimselerin çıkamayacağını bildikleri Beşparmak Dağının en üst noktasını kendilerine siper seçerek, dağın eteklerindeki Türk birliklerine bomba yağdıran Rum askerlerinin ateşini, bu üç Mehmetçikin çıkardıkları tankın açtığı ateş söndürebilmiştir. Rum askerlerin ateşi söndürüldükten sonra Türk birlikleri Beşparmak Dağlarından kolaylıkla geçebilmişler, Kıbrısın iç kesimlerine daha kısa sürede gidebilmişlerdir. Tank Birliği Komutanı Mahmut Şanlıtürk, bir tankın Beşparmak Dağlarının tepesine çıktığını duyunca bu habere önce inanmamış, belirtilen yere kendi çıkınca, inanılmaz olayla karşılaşmıştı. Dağın en yüksek tepesinde tonlarca ağırlıkta bir tank duruyor, yanında da üç Mehmetçik hazır ol konumunda, komutanları karşısında selam duruyordu. Yalnızca hayretini gidermek için sordu komutan: Üç askerin en kıdemlisi olan Onbaşı Gürler Erdağ yanıt verdi;Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz, dümdüz bir yol göründü. Rumlar kaçıyordu; ben de ateş ederek onları kovaladım, kovaladım, sonra baktım buraya gelmişiz.Komutan Mahmut Şanlıtürk, yerine getirilmesinin imkansız olduğunu bile bile,Onbaşı Gürler Erdağa emretti; Haydi şimdi indir bakalım o tankı. Onbaşı Gürler Erdağ, çevresindeki kayalıklara baktı ve şunları söyledi. Yol yok ki çevrede, komutanım hangi yoldan indireyim. Komutan gülmesini belli etmemeye çalışarak sesini yükseltti; Buraya hangi yoldan çıktıysan, yine aynı yoldan aşağıya indir. Onbaşı etrafına sağına soluna baktı; O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım Komutan yine dudaklarını ısırarak konuştu;Bir gün önce koskoca tankın geçebildiği, koskoca yol bir gün içinde mi yok oldu evladım? Hani nerede bu tankı çıkardığınız yol. Komutan fazla üstelemedi; tepede, bir gün önce yazılmış bir destan vardı. O destanın kanıtı ise işte şimdi dağın tepesinde, karşılarındaydı. Komutan, onbaşı ve iki er, başlarını zaman, zaman arkalarına çevirip, dağın tepesinde bıraktıkları tanka bakarak dağdan aşağı yürüyorlardı. Yolunuz Kıbrısa düşerse yarım gününüzü ayırın, Beşparmak Dağlarının tepesindeki bu kahraman tankın kalıntısının bulunduğu yere gidin, bir kez daha kabartın göğsünüzü.. Orada bir de üzerinde şunlar yazılı bir levha göreceksiniz; BU TANK TÜRKE HAS ATILGANLIK VE CÜRETKARLIĞİN ANITLAŞMIŞ BİR ÖRNEĞİ VE SİMGESİDİR Tank Komutanı: Mahmut Şanlıtürk Tank mürettebatı: Onb. Gürler Erdağ Er Abdulkadir Kurt Er Recep Doğanyiğit... 43.YILINDA KIBRIS'TA YASANAN O MEŞHUR BEŞ PARMAK DAĞLARINI TEKRAR HATIRLAYALIM VE 191. FİLONUN KAHRAMAN LİGİNİ TEKRARDAN KUTLARIMBeşparmak Dağları dümdüz Kıbrıs (Meserya) ovasında sarp ve duvar gibi tek dik engeldir.Dağdan, Girne sahili uçaktan görünüyormuş izlenimi verir. Bu doğal engeller üzerinde kurulu Rum mevzileri ve beton korunakları ağır ateş altında 24 saatte ele geçmiştir.Batılı askeri uzmanlar mevcut mevzilerin mükemmel tahkimatı nedeniyle 6 aydan önce düşmeyeceği raporunu vermişlerdir. Bu tank, Türk'e has atılganlık ve cüretkârlığın kanıtlanmış bir örneği ve simgesidir.2 Ağustos 1974 günü yapılan Lapta muharebelerinde düşmanı yan ve gerisinden vurmak için görevlendirilen özel kuvvette görevli olan bu tank; sarp araziyi aşarak görevini yerine getirmiş ancak düşman ateşi ile ağır hasara uğrayarak yanmış ve burada kalmıştır. Birliğin komutanı, tankın sürücüsü kahraman askere:-Evladım bu tankı buraya nasıl çıkardın? diye sorar;-Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz dümdüz bir yol göründü, Rumlar kaçıyor... Ateş ede ede buraya çıktım!Komutan Mehmetçik'e emreder. - Tankı indir!Er cevap verir; -O yolu(O günkü şartlar) görmeden nasıl indirebilirim komutanım?!Ve o tank halâ o dağın zirvesinde durmaktadır.Tank komutanı: Tnk. Ütğm. Mahmut ŞANLITÜRK, Tank Mürettebatı: Onbaşı Gürler ERDAĞ, Er Abdülkadir KURT, Er Recep DOĞANYİĞİT.KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI ŞEHİT VE GAZİLERİNİ SAYGI İLE ANIYORUM. I. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) 164 orjinal fotoğrafAdada gerçekleşen Enosis darbesi sonucu askeri müdahale şart olmuştu. Tarihler 20 Temmuz 1974 tarihini gösterdiğinde Türk uçakları Kıbrıs semalarını süslemeye başladı. Yunan birlikleri bir yandan bombalanırken bir yandan da adaya havadan ve denizden indirme yapılıyordu. Komando birlikleri adaya sevk edilirken 33 donanma gemisi de yola çıkmıştı. Bir yandan Gönyeli ve Kırnı bölgelerine komando indirme yaparken bir yandan da Girne Pladini plajına sevkiyatlar sürüyordu. Girne plajına çıkan ilk birlik olan SAT Komandoları güvenliği sağladıktan sonra Geçitköy (Panağra) Boğazına doğru ilerleyerek ana yola ulaştılar.HAREKÂTIN KRONOLOJİSİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-20-temmuzu-unuttuk-mu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-20-temmuzu-unuttuk-mu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__807.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-20-temmuzu-unuttuk-mu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/milletce-20-temmuzu-unuttuk-mu/2460/</link>
			<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 20:38:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milletçe neyi Unuttuk Biliyormusunuz?</title>
			<description><![CDATA[İktidar 15 Temmuz zaferinin sarhoşluğunda Kıbrıs zaferinin 43. yıldönümünü unuttu.!
Ne İktidar, ne Muhalefet, "MİLLİ GAZETE ve SAADET PARTİSİ  HARİÇ" ne ulusal basın Kıbrıs çıkartmasının yıl dönümünden tek kelime etmedi NEDEN?

Tamda bu günlerde Kıbrısın Rumlara verilmesi için yoğun baskı yapılır iken ülkemizdeki bu duyarsızlığa anlam veremiyoruz.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[TÜRKİYEDEN SES SEDA YOK AMA KIBRISTA BARIŞ HAREKATININ YIL DÖNÜMÜ COŞKUYLA KUTLANIYOR..Bugün 20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatının 43.YıldönümüAdadan Türk varlığını silmek isteyenlere ufak bir hatırlatma Türküm Cesurum Geldim AldımKKTC'de 20 Temmuz bayram olarak kutlanırken Türkiyeden hiçbir ses gelmedi neden?Milliyetçi Demokrasi Partisi, Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği, KKTC’yi Koruma Derneği ile KKTC Vatanseverler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği de 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle mesaj yayımladı.Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) Başkanı Buray Büsküvütçü mesajında, “Bugün sahip olduğumuz devletin işleyişindeki hatalardan dolayı geçmişi yok saymak yerine, bunları düzeltmek ve hak ettiğimiz devlet idaresinde yaşamak için mücadele edelim” dedi. Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te hem Türklerin hem de Rumların can ve mal güvenliklerini sağlamak üzere adaya çıktığını kaydeden Büsküvütçü, “63 - 74 mücadelesini ve 15 Temmuz 1974'ü bilmeyen, EOKA faaliyetlerinden habersiz insanların 20 Temmuz'u haksız ve insafsızca eleştirmelerini hayretle izliyoruz” diye ekledi. ÇİFTÇİLER Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Çavuş Kelle de, 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı’nın sadece Kıbrıs adasına değil, Yunanistan’a da barış getirdiğini kaydetti. 20 Temmuz 1974’ün Kıbrıs Türk halkının özgürlüğüne kavuştuğu gün olduğunu ifade eden Kelle, özgürlük mücadelesinin ise 1963 olayları ile başlamadığını, daha İngiliz Sömürge yönetimi altındayken ada üzerinde kendi kendini yönetme isteğinin bulunduğunu, bunun en net örneklerinden birinin de Çiftçiler Birliği’nin kuruluş serüveni olduğunu belirtti. KKTC’Yİ KORUMA DERNEĞİ KKTC’yi Koruma Derneği Başkanı Hatice Şahin ise, “Türkiye Cumhuriyeti, Rumların saldırı, baskı, kuşatma ve katliamlarına karşı 1960 Garanti ve İttifak antlaşmalarına dayanarak 20 Temmuz 1974'te Mutlu Barış Harekatını gerçekleştirerek Kıbrıs'ta barışı sağlamıştır” dedi Türkiye Cumhuriyeti’ne teşekkür eden Şahin, halkın Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutladı, şehitlere rahmet diledi. VATANSEVERLER DAYANIŞMA… KKTC Vatanseverler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Uğur Güler de, “Müzakereler yoluyla Kıbrıs sorununa çözüm bulunamayacağı apaçık ortadadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hâlâ entrika peşinde koşmakta, uzlaşmaz tavrını sürdürmekte ve samimiyetten uzak davranışlar sergilemektedir” dedi. KKTC'nin ve Kıbrıs Türkü’nün eşit varlığını, Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünü tanımayan bir anlaşmanın kabul edilmemesi gerektiğini belirten Güler, halkın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutladı, şehitlere rahmet diledi.I. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) 164 orjinal fotoğrafAdada gerçekleşen Enosis darbesi sonucu askeri müdahale şart olmuştu. Tarihler 20 Temmuz 1974 tarihini gösterdiğinde Türk uçakları Kıbrıs semalarını süslemeye başladı. Yunan birlikleri bir yandan bombalanırken bir yandan da adaya havadan ve denizden indirme yapılıyordu. Komando birlikleri adaya sevk edilirken 33 donanma gemisi de yola çıkmıştı. Bir yandan Gönyeli ve Kırnı bölgelerine komando indirme yaparken bir yandan da Girne Pladini plajına sevkiyatlar sürüyordu. Girne plajına çıkan ilk birlik olan SAT Komandoları güvenliği sağladıktan sonra Geçitköy (Panağra) Boğazına doğru ilerleyerek ana yola ulaştılar.HAREKÂTIN KRONOLOJİSİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-neyi-unuttuk-biliyormusunuz_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-neyi-unuttuk-biliyormusunuz_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__813.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/milletce-neyi-unuttuk-biliyormusunuz_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/milletce-neyi-unuttuk-biliyormusunuz/2459/</link>
			<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 10:27:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Danıştay Bütün olumsuz kararları görmedi</title>
			<description><![CDATA[Rize İdare Mahkemesi’nin bölgede madencilik yapılabileceğine dair verdiği karar Danıştay tarafından onaylandı. Verilen bu kararla Cerattepe’de madencilik faaliyetlerinin önü açıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[“DANIŞTAY’IN CERATTEPE KARARI ÜZÜNTÜ VERİCİ”TEMA Vakfı Danıştay’ın Cerattepe kararıyla ilgili yazılı bir bildiri yayınlayarak “Cerattepe’nin madenciliğe açılması dönüşü olmayan zararlar verecek. Danıştay’ın Cerattepe kararı üzüntü verici” dedi.Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Danıştay’ın Cerattepe kararıyla basın bildirisi yayınlayarak, kararın üzücü olduğunu belirtti. Bildiriye iki adat Artvin’in eşsiz güzelliklerini hatırlatan fotoğrafta eklemiş. Yapılan bildiride şu ifadelere yer verildi;Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe Mevkii’nde madencilik faaliyetleri için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verdiği ‘Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu’ kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan Türkiye’nin en büyük çevre davasında, Rize İdare Mahkemesi’nin bölgede madencilik yapılabileceğine dair verdiği karar Danıştay tarafından onaylandı. Verilen bu kararla Cerattepe’de madencilik faaliyetlerinin önü açıldı.Cerattepe madenciliğe kurban edilmemeliKonuyla ilgili konuşan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “TEMA Vakfı olarak davacısı olduğumuz ve hukuki sürecini yakından takip ettiğimiz Artvin’in Cerattepe mevkiinde yapılması planlanan madencilik faaliyeti için Danıştay kararını açıkladı. Maalesef karar bölgenin madenciliğe açılması yönünde. Verilen bu kararı üzüntüyle karşıladık. Çünkü Cerattepe çok kıymetli ve eşsiz doğal varlıklara sahip bir bölge. Bu değerin bilincinde olan Artvinliler 1987’den bu yana yaşam alanlarını korumak ve doğal varlıklara sahip çıkmak amacıyla madencilik faaliyetlerine karşı hukuki çalışmalar yürütüyordu. 30 yıldır devam eden hukuki süreçte bölgede madencilik yapılamayacağına dair verilen kararlara rağmen Danıştay böyle bir karar aldı.Ancak bir kez daha altını çizmek istiyoruz. Artvin’in doğal varlıkları yer altı kaynaklarından çok daha değerlidir. Artvin ve doğası, korunduğu takdirde Türkiye’nin ekonomik gelişimine büyük katkılar sağlayacak bir potansiyele sahiptir. Artvin’e ve doğasına zarar verecek, geleceğini karartacak madencilik faaliyetleri yerine ormanlarını, biyolojik çeşitliliğini, toprağını, suyunu koruyacak politikalar ve uygulamaları konuşmalıyız. Ülkemiz doğal varlıklarını koruyarak ekonomik değer yaratma konusunu gündeme getirmekte ve uygulamalar geliştirmekte çok geç kaldı. Gelecek nesillere de ait olan bu varlıkları çok kısa vadeli kazançlar için kullanmaya hakkımız yok” dedi.-------------ARTVİN’DE MADEN İLE NELERİ KAYBEDERİZ?1.ARTVİN HALKININ YAŞAM ALANINIMaden ruhsat alanı, Artvin ili yerleşim yeri alanının yaklaşık 15 katı büyüklüğünde yamaç üzerinde bir alan (10.000 futbol sahası, 4.156,25 ha). Artvin şehir merkezinin üst mahallelerine kadar iniyor.2.ARTVİN’İN KÜLTÜR VE GELENEKLERİNİCerattepe Artvinlilerin kültür ve geleneklerine bağlılığının da simgesi. Geleneksel Kafkasör şenliklerinin yapıldığı alan bu bölgenin içinde.3.ARTVİN HALKININ TEMİZ SU HAKKINIMaden arama ve işletilmesi faaliyetinden yer altı ve yer üstü suları etkilenecektir. Şehrin içme ve kullanma suyu kaynaklarının bir kısmı, maden ruhsat alanını da içine alacak şekilde Kafkasör bölgesi ile bu alanın Genya Dağı ile birleştiği alandan gelmektedir.4.HATİLA MİLLİ PARKI’NDAN FAZLASINIArtvin’de madene karşı mücadele başladığı yıllarda, 1995’te Hatila Vadisi Milli Park olarak ilan edildi. Ancak Hatila Vadisi Milli Parkı’nda madenin olduğu alan, vadi içinde kalmasına rağmen milli park sınırları içine alınmadı. Topoğrafik haritada havzanın su ayrım çizgileri çizildiğinde, maden alanı Hatila Vadisi havzası içinde yer aldığı görülmektedir. Vadinin bütünlüğü bozularak, maden işletme alanı Milli Park sınırı dışında bırakılmıştır. Havza tümüyle milli park ilan edilse idi, maden işletme ruhsatı verilirken milli park olması nedeniyle engel ortaya çıkacaktı.5.BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ, BİR DAHA ASLA GERİ AZANAMAYACAĞIMIZ TÜRLERBölgede madencilik faaliyetleri, Avrupa’dan Orta Asya’ya uzanan bu geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemlerini ve sadece ülkemizde bulunan nadir endemik türleri ve zengin biyoçeşitliliği tehdit ediyor. Biyolojik çeşitlilik bir kez kaybedilince bir daha geri kazanılamıyor.Kafkasör Yaylası, Camili Havzası, Hatila ve Çoruh vadileri ile Artvin’in ılıman kuşak ormanları, biyolojik çeşitlilik açısından olağanüstü bir zenginliğe sahip. Bunlardan proje sahasında hem endemik hem de nesli tehlike altında olan yani yok olmak üzere olan, ismini Artvin’den alan Crocus biflorus subsp artvinensis türünün proje alanında bulunduğu, yine iki adet nadir ve endemik olan türün de Tehlike Altına Girebilir kategorisinde yer aldığı ÇED raporunda belirtilmektedir. Ayrıca proje alanında 7 adet nadir bulunan tür bulunmaktadır ve sadece teleferik hattında 6 endemik tür yer almaktadır. Bu türler istisnasız mutlak koruma altına alınması gereken türlerdir.Bu bölge maruz kaldığı tehditler nedeniyle konunun uzmanı uluslararası kuruluşlara göre (Conservation International, WWF International, IUCN) dünyanın doğa koruma açısından en önemli ekolojik bölgelerinden biri olan “Kafkasya Sıcak Noktası” içerisinde yer alıyor.Bölgede 21 memeli hayvan türünün varlığı saptanmıştır. Yine Bern Sözleşmesinin Ek Liste ll’de yer alan “Kesin Koruma Altına Alınan Fauna Türleri” içinde çok sayıda tür Cerattepe-Kafkasör –Genya bölgesinde yaşamını sürdürmektedir.Artvin, 200’ü sadece bu bölgede yetişen (endemik) 305’i ise nadir bulunan yaklaşık 1900 bitki türü ile Antalya ve İstanbul’dan sonra, ülkemizin en zengin üçüncü ilidir. Artvin’de uluslararası sözleşmelere göre risk altında olan ve korunması gereken çok sayıda bitki türü ve habitatları da mevcuttur.Uluslararası Doğa Koruma Birliği (International Union for Conservation of NatureIUCN) ve WWF tarafından desteklenen ve dünya üzerinde endemik ve nadir bitkilerin çok sayıda bulunduğu koruma değeri yüksek alanların tespiti amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde dünya üzerinde 234 “Bitkisel Çeşitlilik Merkezi” tespit edilmiştir. Ülkemizden 5 alan bu kapsamdadır. Artvin ilindeki maden sahası “Kuzeydoğu Anadolu Bitkisel Çeşitlilik Merkezi (SWA.19)” olarak tanımlanan kesim içerisinde yer almaktadır.Maden alanında 2 adeti kibritotugiller, 20 adeti eğrelti türü, 337 adeti tohumlu bitkilerden olmak üzere toplam 359 tür tespit edilmiştir. Bunların 60 kadarı ağaç ve çalı türleri oluşturmaktadır. Bunlar arasında Doğu Karadeniz Göknarı, Papaz külahı, hanımeli ve çınar yapraklı akçaağaç, beş parmak akçaağacı, üç loblu akçaağaç, aslan pençesi gibi türler sadece bu bölgede yetişir. Endemiktir. Dağ gülü ve Doğu Karadeniz meşesi ise alanda bulunan en önemli kalıntı (relik) türlerdir.6.DÜNYANIN EN BÜYÜK EL DEĞMEMİŞ, DOĞAL, YAŞLI ORMAN EKOSİSTEMİNİKafkasör, Hatila Vadisi ve Çoruh Vadisi, dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en önemli 25 karasal ekolojik bölgesinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik, Avrupa ve Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük doğal yaşlı orman ekosistemine burada rastlanıyor. Maden sahası, aynı zamanda, Batı Avrasya’daki Üçüncü Zaman’a ait ormanların en önemli sığınak ve relikt (kalıntı) alanıdır.Dünya üzerinde ılıman yaprak döken ormanların Üçüncü Zaman’dan bu yana kesintiye uğramadan varlığını sürdürdüğü nadir bölgelerdendir. Avrupa ile Orta Asya’yı içine alan geniş coğrafyadaki en büyük “doğal yaşlı orman” ekosistemlerine burada rastlanmaktadır. Doğal yaşlı orman ekosistemi; insan müdahaleleri ile değişime uğratılmamış, biyolojik çeşitlilik zenginliği ve değişik türde yaban hayvanlarına barınak sağlaması açısından özel önemde olan korunan ormanlardır. Bundan dolayıdır ki, bölgenin koruma açısından önemini kabul eden Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu kesimin ılıman kuşak ve doğal yaşlı ormanlarını Dünya üzerinde korumada öncelikli “200 Ekolojik Bölge”den biri olarak ilan etmiştir.7.BÖLGEDEKİ ORMANLARIN GELECEK NESİLLERİNİTürkiye’de tanımlanan 144 “Önemli Bitki Alanı”ndan 4’ü (Karçal Dağları-Çoruh VadisiDoğu Karadeniz Dağları ve Yalnızçam Dağları) Artvin il sınırları içerisinde kalmaktadır. Maden sahası da taşıdığı bitkisel zenginlik ile Çoruh Vadisi ve Doğu Karadeniz Dağları Önemli Bitki Alanları içerisinde kalmaktadır. Çoruh Vadisi Önemli Bitki Alanı bünyesinde yer alan Fıstıklı Köyü civarındaki yaklaşık 100 ha’lık Pinus pinea (Fıstık Çamı) ormanı ile birçok Akdeniz kökenli kalıntı bitki de Artvin’in, bitkisel tür zenginliği açısından oldukça büyük bir öneme sahip olduğunu gösteren kanıtlardır. Bu alan aynı zamanda Gen Koruma Ormanı olarak ilan edilmiştir ve öncelikli korunması gereken alanlar arasındadır.8.GÖÇ EDEN KUŞLARIN KONACAĞI YUVALARIBölgenin hayvan çeşitliliği de (fauna) çok önemlidir. Yırtıcı kuşların ülkemizden geçen 2 ana göç yolundan birisi Kafkasör – Genya Dağı bölgesidir. Birçok uluslararası sözleşmede göç yollarının korunması hüküm altına alınmıştır.-------------CERATTEPE MADENİ KRONOLOJİ•1980’lerin başlarında MTA gözlem ve sondaja başladı. •1987’de (kimi kaynaklara göre ise 1988’de) ilk arama/çıkarma ruhsatı alındı.•1992’de ruhsat Cominco isimli Kanada’lı bir şirkete devredildi ve şirket arama ve sondaj çalışmalarına başladı.•1994 yılında sondaj çalışmaları sonrasında ilk olumsuz etkiler görünmeye başlandı ve ölen bazı ineklerin arama çalışmaları sırasında kullanılan kimyasal maddelerin sulara karışması sonrası öldüğü iddia edildi. Konunun araştırılması amacıyla alınan ve Erzurum’a gönderilen su örneklerinin kaybolduğu iddia edildi.•1995’te Artvin halkı maden çalışmaları ile ilgili daha iyi bilgi sahibi olmak ve sürece katılabilmek için Yeşil Artvin Derneği’ni kurdu.•1996 yılında Artvin Valiliği Mahalli Çevre Kurulu’nun olumsuzluklar içeren görüşleri Resmi Gazete’de (13.02.1996 tarih 22553 sayılı) yayınlandı. •1998 yılında Maden Tetkik Araştırma Genel Müdürlüğü “Artvin İli Çevre Jeolojisi ve Doğal Kaynakları” adlı kapsamlı bir araştırma ile heyelan risklerine dikkat çekti ve Şubat 1998’de Artvin halkının 10.000 imzalı metniyle Çevre Bakanlığı’na müracaat edildi ve proje tekrar incelenmek üzere durduruldu.•2002’de Cominco Şirketi projeden çekildi ve ruhsatını başka bir Kanada şirketi olan INMET Mining isimli şirkete devretti.•2005’te Yeşil Artvin Derneği ve Artvin Barosu projeye karşı dava açtı ve hemen yürütmeyi durdurma verildi.•2009 yılının sonunda Rize İdari Mahkemesi maden ruhsatını iptal etti. Ardından Danıştay da aşağıdaki gerekçe ile bu kararı onadı.« …maden ruhsat alanlarının milli park ve turizm alanları ile iç içe olduğu, maden işletmeciliğinin ülke ekonomisine esasen bir katkısının olamayacağı, bölgenin eşsiz doğal güzellikleri ve varlıklarının zarar göreceği, Artvin’in jeolojik olarak heyelan riski taşıyan bir alanda bulunduğu, aktif heyelan alanları bulunduğu, bu konuda birçok bilimsel rapor bulunduğu, bölgede yapılacak madencilik faaliyetinin bitki ve hayvan türlerini olumsuz etkileyeceği, ruhsatların verildiği tarih itibariyle faaliyetin ÇED yönetmeliği kapsamında olduğu, hukuka aykırı olarak ruhsatlandırma işleminin yapıldığı, ÇED olumlu raporu aranmadığı, bu nedenle işletme izni ve ruhsatların iptali”Bu karar üzerine INMET Mining şirketi projeden çekildi.•Mart 2011’de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı içinde Artvin Cerattepe ve Genya’nın da olduğu ülke genelinde 1343 alanın ihale yoluyla ruhsatlandıracağını duyurdu•Şubat 2012’de Artvin’deki sivil toplum örgütleri, siyasi parti il başkanları, Belediye Başkanı vs. ile beraber Ankara’da Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile görüşme yapıldı.•17 Şubat 2012’de yapılan ihalede bu alanlar Özaltın İnş. Tic.ve San.AŞ.’ye verildi•2012 yılında ihalenin feshi ve ÇED Raporu olmadan çalışmalara başlandığı gerekçesi ile Rize İdare Mahkemesi’nde iki ayrı dava açıldı. İhale ile ilgili dava reddedilirken, ÇED davasında iptal kararı alındı.•2013 yılında da Özaltın A.Ş. ruhsatını Etibakır A.Ş.’ye (Cengiz İnşaat) devretti.•26 Eylül 2013 tarihinde ÇED Olumlu Kararının iptali için dava açıldı.•20.11.2014 tarihinde Rize İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi.•24 Aralık 2014 tarihinde Rize İdare Mahkemesi ÇED Olumlu kararını iptal etti. Ardından firma yeni bir ÇED başvurusunda bulundu.•02 Haziran 2015 tarihinde yeniden ÇED Olumlu Kararı alındı. •10 Temmuz 2015 tarihinde yeni ÇED Olumlu Kararının iptali için 751 Kişinin imzaladığı, 61 avukatın yer aldığı Türkiye’nin şimdiye kadarki en büyük çevre davası açıldı. •ÇED Olumlu Kararının iptali davası devam ediyor. 14 Mart 2016 tarihinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldı. Bilirkişi raporu aleyhte geldi.•TEMA Vakfı’nın da aralarında bulunduğu, 751 kişi ve kuruluşun 61 avukat aracılığıyla açtığı, Türkiye’nin en büyük çevre davası olan Artvin Cerattepe Davası, Rize İdare Mahkemesi’nde 19 Eylül 2016 tarihinde gerçekleşti.•”Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu” raporunun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davada karar verildi. Rize İdare Mahkemesi ÇED olumlu raporunun iptalini 20 Eylül 2016’da reddetti.•Davacılar kararı temyiz etmek için üst mahkemeye başvurdular. Danıştay, Rize İdare Mahkemesi’nin ÇED olumlu kararının iptalini reddetme kararını 3 Mayıs 2017 tarihinde onadı. Karar Temmuz ayında tebliğ edildi. Umut YeşertiyoruzSami ÖzçelikArtvin]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/danistay-butun-olumsuz-kararlari-gormedi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/danistay-butun-olumsuz-kararlari-gormedi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__794.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/danistay-butun-olumsuz-kararlari-gormedi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/danistay-butun-olumsuz-kararlari-gormedi/2447/</link>
			<pubDate>Wed, 12 Jul 2017 07:44:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Limandaki Balçık maden Cıva mı?</title>
			<description><![CDATA[Çevre illerden Trabzon limanına getirilen bir maden belediye meclisinde soru önergesi oldu.
Trabzonluların Liman yetkililerinden bilgi alamayışı olayı esrarengiz hale getirdi.
Bu şekilde bazı ağır metaller işlenirken siyanür ve cıva kullanılıyor, bu madenin kendisi de cıva olabilir, Radyoaktif bir maden olması muhtemel, Olayın KTÜ'den incelenmesini siyasi irademi engelliyor soruları cevap arıyor.
Olayın peşini bırakmayan MHP Ortahisar meclis üyesi Davut Çakıroğlu olayı çözeceğine inanıyoruz]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Trabzon liman görevlileri MHP'li Davut çakıroğlundan ne saklıyor.Liman yetkililerinin bilgi vermek istemediği söz konusu maden içeriğinde Siyanür ve  Cıva'mı var? Radyoaktif bir maden mi?On yıldır Trabzon limanına getirilen madenler, ham haliyle buradan Dünyanın çeşitli ülkelerine ihraç ediliyor, Son yıllarda doğu Anadoludan getirilen, balçık şeklinde taşınılan ve bir metre küpü 9 ton olduğu söylenen maden nedir, Çevre kirliliğine sebep oluyormu konusunda ortahisar belediye meclis üyesi MHP'li Davut  Çakıroğlu yetkilerden bilgi alamayınca olayı belediye meclisine taşıdı.Oncetrabzon.com ve Fatihhaber.com olarak yaptığımız araştırmada Trabzon limanından Çin'e maden taşıyan firmayı bulduk. Arkas Denizcilik bu taşımayı gerçekleştiriyor, manifosto bilgilerinde ise Karadeniz illerinden çıkarılan bakır, kurşun ve çinko madenleri olduğu beyan ediliyor.KARADENİZ BÖLGESİNDE GÜMÜŞ-ALTIN MADENLERİ VAR, Bu mandenlerin işlenmesinde Cıva kullanılıyor.Civa 39 derecede katılaşır ve 357 derecede kaynar. Normal sıcaklıkta buharlaşabilir, dumanları civa zehirlenmesi adı verilen zehirlenmeye sebep olur. Civa; soydun, potasyum, kalay, bakır, altın, gümüş gibi birçok madeni çözerek malgama adı verilen sıvı alaşımlar meydana getirir. Burada aklımıza takılan soru, Liman neden gerekli açıklamayı yapmıyor?Korktuğumuz şekliyle buradan Çine gönderilen madenlerin arasında çevreyi oldukça zehirleyecek Siyanür ve Cıva varmı? Yada Siyanür ve  cıva marifetiyle ayrıştırılmış madenlermi ihraç ediliyor. Olayın aydınlığa kavuşturulması için KTÜ tarafından bu analizlerin acilen yapılmasını diliyoruz, Bazı yetkililerin bu analizi biz yapamayız, Numunelerin kanadaya gitmesi gerekir ifadesi komik bir iddia, Numunelerde Siyanür, Cıva yada Radyoaktif maddelerin olup olmadığını KATÜ basit aygıtlarla tespit edebilir.Araştırmamızda Trabzon limanından yapılan maden ihracat bilgileriArkas Denizcilik, Karadeniz illerinden çıkarılan bakır, kurşun ve çinko madenlerini Trabzon Limanı üzerinden ağırlıklı olarak Çin’e taşıyor.Arkas Denizcilik Trabzon ve Samsun’da bulunan ofisleriyle Karadeniz’de faaliyet gösteriyor.Özellikle Trabzon’daki ofisi bölge madenlerinin dünyaya ihraç edilmesi için önemli bir hizmet sağlıyor. 2006 yılından bu yana Trabzon Limanı’ndan Türk bayraklı M/V MSC Şebnem gemisi başta olmak üzere MSC gemileri kullanılarak bugüne kadar 30.500 TEU’luk ihracat yükü taşındı.Trabzon limanından Çin’e maden taşıyorErzurum, Erzincan, Tunceli, Kars ve Bayburt’tan çıkarılan krom madeni ile Rize, Giresun ve Artvin illerinden çıkarılan bakır, kurşun ve çinko madenleri Trabzon Limanı üzerinden ağırlıklı olarak Çin’e taşınıyor.Arkas Trabzon ofisi bu tür yüklerde ihracatçının ihtiyaçlarını optimum şekilde karşılıyor. Buradan gerçekleşen maden sevkiyatlarında firmalara depolama hizmeti vererek maden ocaklarında oluşabilecek birikmeleri de ortadan kaldırıyor. Ön taşıma ve mermer yüklemelerinde lashing hizmetleri ile ihracatçıya lojistik alanında komple çözümler de üretiyor.Kaynak: LojiportBir haftadır Trabzon yerel medyasında konu olan haber metniMHP’nin Ortahisar Belediye Meclisi Grup Başkanvekili Davut Çakıroğlu, Trabzon Limanı’nda ağır metal işlendiğini ileri sürdü. Çakıroğlu, “Normalde bu tür ağır metaller çıkarıldığı yerde işlenir ve konteynıra koyulur ve nakliyesi yapılmak üzere limana getirilir. Trabzon Limanı’nda tam tersi yapılıyor.Açık kamyon kasalarında getirilen ve 1 m3’ü 9 ton yapan bu malzeme limanda kurutulup suyu denize akıtılarak konteynıra konulup gönderiliyor. Bu olaya el konulmalıdır” dedi. Mecliste MHP Grup Başkanı Davut Çakıroğlu,  Trabzon Limanı ile ilgili ciddi iddialar ortaya attı. Çakıroğlu, limanda ağır metal depolandığını kaydederek, “Limanın Trabzon şehri için ne anlama geldiğini bilenlerdenim.Limanın şehrimize ekonomik olarak sağladığı katkıyı sadece ekonomimize bu kadar katkısı var diye bir takım yanlışları gözardı edemeyiz. Limanda bir ağır metal depolanıyor, cinsini bilmiyorum. KTÜ Maden Bölümü ve Kimya Bölümünden hoca ile görüştüm. Kendisine numuneleri verdim.KTÜ bünyesinde bu analizlerin yapılamayacağını, içeriğinin tam olarak ne olduğunun anlaşılabilmesi için Kanada’ya gitmesi gerektiği yönünde bilgi verildi. Bir ihraç malı, bir maden ya da ağır metal diyebiliriz. Bir yerden Limana geliyor. Geliş şekli ortada. Kamyonlardan balçık halinde geliyor.Üzeri açık kuruyor toz haline geliyor. Sahada ki artıklar, Limanın kendi kabiliyeti ile yıkanıyor denize aktarılıyor. Ne olursa olsun, hiçbir ticari kaygı şehrin suyunu havasını bu şekilde hoyratça kullanma yetkisini kimseye vermez” dedi.DİPNOT: LİMANDA ÇALIŞAN İŞÇİ VE PERSONELE HER ÖĞÜN YOĞURT-SÜT VERİLİYOR. BU ZEHİRLENME ETKİLERİNİ MİNİMUMA İNDİRMEK İÇİN KURŞUN CIVA KULLANILAN İŞLETMELERDE UYGULANIR.BURADAKİ ZEHİRLENME TEHDİDİ KURŞUN MU? YADA MADEN AYRIŞMASINDA KULLANILAN SİYANÜR, CIVA ATIKLARI MI?]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/limandaki-balcik-maden-civa-mi_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/limandaki-balcik-maden-civa-mi_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__719.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/limandaki-balcik-maden-civa-mi_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/limandaki-balcik-maden-civa-mi/2437/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Jul 2017 17:25:32 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>CERATTEPE’DE YAS- KAFKASÖR’DE BAYRAM!</title>
			<description><![CDATA[Artvin Cerattepe’de neler oluyor? Maden Şirketinin vahşi çalışması artık Artvin’in karşı taraflarından Varyant’tan Karşı tepelerden görünecek şekilde gözükmeye başladı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Madende çalışanların bile sesini çıkaramadığı ama içten içe, “böyle çalışma mı olur?Böyle vahşi bir çalışma Artvin’i gerçekten yok eder, çevreciler, Artvin’e sahip çıkan insanlar, bilim insanları ne doğru söylemişler, ne çok haklıymışlar” şeklinde düşündüklerini çünkü esasında bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda beslenmiş, buranın suyu, havası ile büyümüş gençlerin içi yanıyor.Mecburiyetten çalışmak zorunda kalan bu gençler gerçekten çok üzülüyor. Hele işin en başındayız!.Ne yazık ki Artvinli STK, oda siyasi partilerden oluşacak bir komisyonun kurulmadığı, hiç olmasa ayda bir genel kontrolü yapamadığı, içeriye giremediği Cerattepe şirketin insafına terk edilmiş durumda. Maalesef Cerattepe’de yas Kafkasör’de bayram var. Bunun adına cenazede düşün dernek denir!. Bunu neden mi söylüyorum? Çünkü Kuzey Galeri denilen Hatila tarafındaki rezaleti, katliamı, felaketi gördüm!.Bilim insanları ve bilimsel raporların 25 yıldır haykırdığı tehlikelere ve dikkat çektiği kırmız çizgileri görmezden gelen ve tam tersi hareketlerde bulunan Cengiz i İnşaat, tek hedefi olan madene ulaşmak ve işletmek için önüne gelen her şeyi, ağacı, taşı, toprağı, mikro, makro tüm canlıların yaşam alanlarını dengeyi sağlayan tüm doğa unsurlarını birbir yok etmeye başladı… Hatila tarafından açmaya başladıkları adına Kuzey galeri dedikleri yerde hesapsız patlatmalar ve vahşi çalışma nedeniyle büyük bir heyelan koptu. Burada yapılan çalışmalarda oluşan pasa yer yer 85-90 derece eğimi bulunan derelere boca ediyorlar.Yukarıda bu vahşi çalışma devam ederken Artvin Belediyesi 37. Kafkasör Turizm, Kültür Sanat Festivali’ne hazırlanıyor. 4 bin 406 hektar maden sahasının büyük bölümü aynı zamanda belediye sınırlarında olmasına rağmen Belediye Başkanı Kocatepe’nin yukarıda neler olduğuna dair en küçük bir açıklaması bulunmuyor. Cerattepe’ye çıkıp nasıl bir çalışma yapıldığını kontrol etmiyor.Zaman zaman suyun bulanması, Kafkasör ve Hatila tarafında, maden şirketinin çalışmaları Artvin Halkını tedirgin ediyor. Ama başkan çok rahat, Belli ki Artvin yansa kaybedecek bir şeyi yok!.Hatila tarafındaki doğa katliam vahşetini Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan video çekerek görüntülerken gazeteci olarak ben de vahşeti fotoğrafladım. Başkan Karahan, Gördüğü vahşet üzerine bulların çekimini yaparak bunları ilgili kurumlara hem video olarak, hem de fotoğraflar halinde gönderdi.Başkan Karahan;” Hükümet bize mahkeme süreci bitene kadar bu bölgede herhangi bir çalışma yapmayacağı sözü vermişti. Bu söz dönemin başbakanı Davutoğlu’ndan öte devlet sözüydü. Ama görüyorum ki devletin sözü maden şirketi için bir anlam ifade etmiyormuş. İnmet Mining maalesef aynı şeyi yapmış, 3 günde binlerce ağacı katletmişti. Ancak kısa sürede çıkan mahkeme kararıyla bu vahşeti durdurabilmiştik. Nasıl bir zarar verdiğini hepimiz biliyoruz.Şimdi bunlar daha korkunç zarar veriyorlar. Bütün pasayı derelere, yamaçlara basmışlar. Buradan Hatila Deresine inen bu kimyasal ve çamurlu sular aşağıda sulara karışıyor. Bunlar daha madene başlamadan doğayı öldürmeye başladı bile! Biz de çok güzel bir atasözü var. Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olur. Bunların başımıza nasıl felaket artık getireceğini çok net görüyoruz. Biz dernek olarak bu görüntü ve fotoğrafları ilgili kurumlara gönderdik.“dedi.Öte yandan benzer rezalet, Teleferik ayakları için yapılan çalışmada da görüldü. İş makinesi kökünden söktüğü ağaçları pasa ile birlikte Fıstıklı (Nacviya)Köyü’nün üstünden aşağıya boca etti. Yağışlar sonucunda bu toprak ve ağaç kökleri aşağıya doğru akıp gidecek. Hangi yöntemle olursa olsun, ne kadar dikkatli olunursa olynsun, bu bölgede madenciliğin çok sakıncalı olacağı bilimsel olarak kesin iken, bu vahşi çalışma ile Artvin’i çok daha yakın tarihlerde büyük felaketler bekliyor.Maden Şirketi ise doğayı vahşice ve acımadan katletmesini örtmek, perdelemek için direnci kırmaya yönelik reklam çalışması yapıyor. Artvin’de bazı evlere Ramazan (!) paketi yardımı yaparak “ Sosyal Sorumluluk Projesi adı altında(!) duygu sömürüsü yaparak kendisini şirin gösteriyor. Fıkranın sonunu bilirsiniz. Reklamlar bitti, kafalar kaynar suya!...Bütün bunları Cerattepe ve civarında yapacağı vahşi madenciliğe karşı çıkan insanların direncini kırmak için yapıyor. Yoksa zırnık vermez bilensiz!. Her şeye rağmen bu madencilik yapılırsa sonuç değişmeyecek!. Bilenler cenazeye mahsus duayı, bilmeyenler Fatiha’yı okusunlar. Şimdi soruyorum; Kaçınız göz göre göre Artvin’in ölmesine razısınız. Bir adım öne çıkında sizi görsünler!..CERATTEPE İÇİN CEVAPLANMASI    GEREKEN HAYATİ SORULAR1-devlet sözü olduğu halde Mahkeme süreci neden beklenmiyor? Mahkemelerin iç hukuk yolları tükenmeden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidilmeden kısaca hukuk sona ermeden? Altın, bakır çürümediğine göre bu acelenin nedeni nedir? Cerattepe ve 4 bin 406 hektar alan için arama ruhsatı var. İşletmeye basıl geçiliyor? Açık işletme başvurusu ne oldu? Daha kaç yeri delik deşik edeceksiniz?2-Cerattepe’de nasıl bir çalışma yapılıyor? 1 yıldır doğaya nasıl zarar verildiği, bundan sonrası olası yaşanacaklarla ilgili oluşturulacak tarafsız bir bilim heyeti bu katledilmekte olan alanda inceleme yap(a)mayacak mı?3-Cerattepe’de yapılan patlatmaların Artvin’in üst mahallelerinde özellikle zaten hassas olan heyelanlı Atmaca Mahallesi’nde gözle görülecek şekilde artan toprak kaymaları, evlerin duvarların hızlı bir şekilde artarak çatlamasında nasıl bir etki ediyor.4- Buradaki Yeraltı sularının hareketi ile ilgili bir çalışma var mıdır?5- Cerattepe’de tam olarak ne yapılıyor, aşağıda ve yerüstünde neler oluyor??6-Burada konkasör tesisinin kurulması söz konusu... Buradan çıkacak toz ve diğer etkileri ne olacak?7- Cerattepe’de madenciliğin yapılması demek, aşağıda bulunan Artvin’den vazgeçmek demek... O zaman bu insanların gerek sosyal, gerek sağlık, gerek çevresel anlamda olumsuz etkilenecekleri açık iken konuyla ilgili gerek kamu kurum ve kuruluşlarının gerek STK’ların bir çalışması var mıdır?8-Maden şirketinin başvuru yaptığı açık alan altın işletmeciliği ile ilgili olarak, bu ruhsat iptal edilmiş midir? Yoksa buzdolabında mı bekletilmektedir?9- son olarak, Artvin'in havasını, suyunu, doğasını, yaşam alanlarını bozup, buradaki insanları bu şekilde buradan göç ettirme politikası mı uygulanıyor?ESEN KALINTC Sami ÖzçelikADMİN DİP NOT: ETİ MADEN PARÇA PARÇA CENGİZ HOLDİNGE DEVREDİLMİŞCENGİZ HOLDİNG TARAFINDAN 2004 YILINDA SATIN ALINAN İNEBOLU KÜRE BAKIR MADENİ SAHASINA BAKINCA ARTVİN CERRAHTEPENİN AKIBETİNİ TAHMİN ETMEK ZOR DEĞİL SANIYORUMKure Madencilik Alanları Eti Bank teşvikleri ile 1939 yılında Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ile birlikteydi, İnebolu Küre 1987 yılında konsantratör tesisi inşa edildi faaliyetinin ilk yıllarında bakır cevheri üretti ve Küre üreten ve bakır ve pirit konsantreleri satmaya başladı. 1998 yılından bu yana, bitki Eti Bakır A.Ş. bünyesinde çalışmalarını sürdürmekteyken 2004 yılında, Tesis ve Maden Cengiz Holding tarafından satın alındı ​​ve o zamandan beri Holdingin bir parçası olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.Eti Bakır İnebolu Küre Tesisi 1.100.000 ton bakır cevheri, 110.000 ton bakır konsantreleri ve yılda 400.000 ton pirit konsantresi üretebilir. Özelleştirme kapsamında 2004 yılında satılanEti Bakır A.Ş. Samsun İzabe, Ham madenden cevher üretilen Türkiye'nin tek fabrikası olan Eti Bakır A.Ş. ticari unvanı altında Cengiz Holding bünyesinde faaliyetlerine devam etmektedirEti Bakır A.Ş. Samsun İzabe maden tesisleri bu Ürünler içermektedir:- Smelter ve Anot Döküm Tesisi- Sülfürik Asit Tesisi- Konsantratörü maden- Elektroliz / Bakır Katot Tesisi- Amonyum Sülfat Gübre Fabrikası- LaboratuvarTürkiye'nin fosfat gübre ihtiyacının bir kısmını karşılamak ve ithalata onu bağımlılığını azaltmak için 1974 yılında kurulmuştur.  Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile Özelleştirme İdaresi'ne devredilen ve Temmuz 2011'de 2011 yılında ihaleye konulmuştur Daha sonra Cengiz Holding tesisini satın alarak cengiz holding bünyesine dahil etmiştirEti Bakır Mazıdağı Bitki aşağıdaki ürünler / niteliklerin bir araya:- Madencilik Alanları- Konsantratörü- LaboratuvarHalıköy. Emirli Antimon Mine ilk 1870 yılında tespit edildi ve 1929 O zaman bunun üretim faaliyetlerine yeniden 1974'e kadar bir çıkmaz kadar girdi dek kullanıldı. 1977 yılında, bitki Etibank nakledildi ve 2007 yılında da Cengiz Holding bir parçasıdır Eti Bakır A.Ş. nakledildi. Bitki 0,26 ton% 69 Sb dereceli antimon günde konsantre üretir. Eti Bakır Halıköy Antimon Bitki aşağıdaki bitkiler / niteliklerin bir araya:- Yeraltı madenlerinin- Konsantratörü- Laboratuvar]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/cerattepe-de-yas-kafkasor-de-bayram.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/cerattepe-de-yas-kafkasor-de-bayram.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__693.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/cerattepe-de-yas-kafkasor-de-bayram.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/cerattepe-de-yas-kafkasor-de-bayram/2431/</link>
			<pubDate>Wed, 28 Jun 2017 10:20:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Boğazın temiz berrak suyu kirlendi</title>
			<description><![CDATA[İstanbul Boğazındaki berrak ve soğuk su yerini Sıcak, bulanık garip Turkuaz bir suya bıraktı.
Ramazan nedeniyle denize girememiştik, Bayramın birinci günü Sayburnundan denize girelim dedik 55 yıldır görmediğimiz bir manzara ile karşılaştık, O Buz gibi berrak su gitmiş yerine hiç olmadığı kadar sıcak, Bulanık, Turkuaz rengine bürünmüş.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Boğazdaki akıntı hattında görülen açık renk, Akıntının etkili olmadığı Marmara sularında etkili değildi. Bizde hala berraklığını koruyan Cankurtaran tarafında denize girdik. Burada ayrı bir tuhaflıkla karşılaştık; On yıllardır buradan denize gireriz eve geldiğimiz zaman tatlı su ile duş almamız gerekmezdi, Bu gün denizden çıkıp eve gelene kadar yoğun bir kaşıntıya maruz kaldık, Evde hemen sıcak bir duş alarak kaşıntıdan kurtulduk.Bazı uzmanlar bu bulanıklığın nedenini "planktonik algler" adında küçük canlılar olduğunu açıkladı, Biz bu planktonik canlıları Marmarada çok sıklıkla görüyoruz, Kırmızı-pembe renkte oluyorlar ve kaşıntıya sebep olmuyorlar, Ayrıca su yüzeyinde oluyor, Bir metreden aşağıda yoktular.Bu nedenle ben bu açıklamalara inanmıyorum.Bilhassa Avrupa tarafından Karadenize akan Tuna gibi büyük nehirlerin aktığı sahillerde görülen açık renkli bulanık su o kadar yoğun ki İstanbul boğazını geçerek eğeye doğru yol aldığını izliyoruz.Rus haber sitesi superomsk karadenizde görülen bu renk değişimine sebep olan unsurların Tuna nehri akıntıları olduğunu yazdı, Haberde;NASA uzaydan çekilmiş Karadeniz'in görüntülerini yayınladı. Eğer fotoğrafta görebileceğiniz gibi, deniz suyu turkuaz renkli görünüm var. Özellikle güçlü renklı sıvı boşanmaları Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna kıyılarında görülüyor.Bilim adamları tarafından belirtildiği gibi, fenomen yılın bu zamanı için olağandır. Ancak, böyle bir belirgin içinde, öyle değildi. kalsiyum karbonat yüzeyi üzerinde biriktirilir planktonik algler, - çiçek Kokkolitoforitlerın ile bağlantılı olarak değişir.http://superomsk.ru/news/49229-chernoe_more_stalo_biryuzovom/ Karadenizin Romanya sahillerinde oldukça yoğunlaşan Turkuaz renkli kirlenmenin sebebi Gene Kimyasal bir kaza mı?Bilindiği gibi 2010 yılı 4 Ekim tarihinde Macaristan'ın  Veszprem bölgesinde Devecser'deki bir alüminyum fabrikasının Açık kimyasal atık havuzu setlerinin yıkılması sonucu çevreye yayılan binlerce tonluk zehirli kızıl çamur, Tuna Nehri'ne ulaşmış, Bu yolla Karadenize akan kimyasal zehirler nedeniyle Karadenizdeki doğal hayatın büyük tahribatına sebep olmuştu.Çevre Koruma Teşkilatı WWF’in Macaristan yöneticisi Gabor Figeczky, felaketin sonuçlarının uzun süreli zararlara yolaçacağını, Macar tarihinde eşi görülmemiş bir felaket yaşandığını, ökolojik dengenin bozularak, nehir çevresindeki tarım alanlarında ve içme suyu rezervlerinde büyük tehlike yaşandığını bildirdi.Avrupa Tarihinin en büyük bu çevre felaketi sadece Macaristanı değil, Tuna'nın geçtiği diğer ülkeleri ve Karadeniz'i yoğun etkiledi, Türkiyede uzun zaman Karadeniz balığı tüketimi olmadıMilliyet gazetesinin haberindeHacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Cemal Saydam, bu renk değişiminin son 10 gündür bütün Karadeniz'de yaşandığını söyledi. Saydam" bu bir berekettir "dedi. KARADENİZ'DE "EMİLİANİA HUXLEYİ" PATLAMASIDHA'nın sorularını telefonla yanıtlayan Saydam, sözkonusu renk değişiminin kaynağının  bilimsel adı "Emiliania huxleyi" olan kalsiyum karbonat zengini mikro organizmalar olduğunu, Karadeniz'de bu organizmaların yoğunluğunda büyük bir patlama yaşandığını belirtelerek şunları söyledi,  " Son 10 gündür Sahra'dan gelen yağmurlar bunu tetikledi. Bütün Karadeniz'de bu var. Boğazdaki üst akıntı Karadeniz'den geldiği için İstanbullular bunu net olarak görebiliyor"   AŞAĞIDAKİ FOTO GALERİDE BOĞAZIN DOĞAL HALİNİ İZLEYEBİLİRSİNİZ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bogazin-temiz-berrak-suyu-kirlendi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bogazin-temiz-berrak-suyu-kirlendi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__689.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/bogazin-temiz-berrak-suyu-kirlendi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/bogazin-temiz-berrak-suyu-kirlendi/2426/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Jun 2017 11:03:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sözleşmede “5 kez zehirlemeye izin var”</title>
			<description><![CDATA[Manisa piyade tugayında meydana gelen zehirlenmede, Askerin sağlığını hiçe sayan Yemek firmasını koruyan akıl almaz sözleşme ortaya çıktı.
MSB yemek firması ile yandaş sözleşmesi yapmış
Firmanın sicili bozuk, Sık sık zehirlenmeler olmuş, birçok sözleşmesi bu nedenle iptal edilmiş bir firma neden tercih edilir?
MSB Tugayın komutanını görevden almış Yemek firmasına ne yapılıyor henüz bilmiyoruz! 
Çıkan haberlere göre erat içinde suçlular aranıyormuş, Biz nasıl bu duruma geldik diye soruyoruz?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[MANİSA'da BİNBAŞI KONUŞTU...Yemek şirketiyle sözleşmede “5 kez zehirlemeye izin var” maddesiBinbaşı A.A.’nın ifadesine göre; yemek şirketiyle yapılan sözleşmede şirkete “5 kez zehirlenme” vakasına kadar izin verildiği ortaya çıktı.Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı Albay Arif Seyhun Kışlası'ndaki gıda zehirlenmesi şüphesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Binbaşı A.A.’nın ifadesine göre; yemek şirketiyle yapılan sözleşmede şirkete “5 kez zehirlenme” vakasına kadar izin verildiği ortaya çıktı.“AÇIK MADDE OLARAK 5 KEZ ZEHİRLENME VAKASI OLMASI DURUMUNDA…”Yemek kontrolünün başındaki isim olduğuna Emniyet ifadesinde dikkat çeken Binbaşı A.A., ilk zehirlenme olayının ardından bir yazı ile sözleşmenin feshinin yapılması gerektiğini komutanlarına bildirdiğini söyledi. Sözleşmede yer alan bir madde nedeniyle fesih yapılmadığını komutanlarının anlattığını belirten Binbaşı A.A. ifadesinde şunları söyledi:“Zehirlenme vakaları ile ilgili olarak ilk zehirlenme vakası olduğunda, üst rütbedeki komutanlarıma durumdan dolayı zehirlenme vakası gereği sözleşmenin feshedilmesi ve ceza işlem için bilgi verdim ve yazı yazdım. Ancak üst rütbeli komutanlar sözleşmede açık madde olarak 5 kez zehirlenme vakası olması durumundaReklamlar   veya yemeklerin kötü çıkması durumunda sözleşmenin feshedilebileceği şeklinde kesin amir hüküm var diye bana söylediler. Ben de bu amir hükmü sözleşme maddeleri arasında okudum. Yemek hizmeti sunan şirket ile Milli Savunma Bakanlığı sözleşmeyi yapmıştır.”“BİZLER DE SÖZLEŞMENİN DIŞINA ÇIKAMADIĞIMIZ İÇİN…”Binbaşı A.A. ifadesinde ayrıca yemek şirketinin sözleşmeye aykırı davrandığını da vurgulayarak “Yapılan bu sözleşme maddelerinde 3000 kişiye yemek çıkartılacağı ve personel olarak 202 kişinin çalıştırılacağı belirtilmesine rağmen yemek miktarı yaklaşık olarak 7000 kişiliktir. Bu durum da personel üzerinde bir takım yorgunluk ve işin özen dışı yapılmasına neden olmaktadır” açıklamasında bulundu.Firmalardan gelen tüm malların analiz ettirilmediğini de iddialarına ekleyen Binbaşı A.A. ifadesini şu çarpıcı sözlerle sonlandırdı:“Ayrıca günlük tüketime tabi mallar içerisinde farklı firmalardan alınan mallar arasından sadece bir tanesi sözleşme gereği analize gönderiliyor ve bu ürünün analizinin uygun sonuç olarak gelmesi ile diğer firmalardan gelen mallara da uygun raporu verilmiş oluyor. Her farklı mal için uygun analiz yapılması gerekir. Bizler de sözleşmenin dışına çıkamadığımız için böyle bir durumla karşı karşıya kalıyorduk. Bu zehirlenme olayında benim ve başkanlığını yaptığım kontrol teşkilatı üyelerinin bir sorumluluğu, kusuru yoktur.”HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZİşte o ifade:]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/sozlesmede-5-kez-zehirlemeye-izin-var.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/sozlesmede-5-kez-zehirlemeye-izin-var.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__678.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/sozlesmede-5-kez-zehirlemeye-izin-var.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/sozlesmede-5-kez-zehirlemeye-izin-var/2425/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Jun 2017 08:41:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Vakfiye Yağması Lanet Getirir</title>
			<description><![CDATA[Ayasofya hileli bir şekilde müze yapıldı, Atatürk'ün imzası taklit edildi, Kapatmayı Atatürk'ün üstüne atanlar bir vakıf eserini ibadete kapatmanın yanında büyük bir iftiraya da sebep oldular.
Yunanistan'ın Ayasofya üzerinde hak iddia eder gibi açıklamalar yapmasına son vermek için Ayasofya acilen ibadete açılmalı, Egemenliğimizin gereği yapılmalı.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SULTAN FATİH’İN AYASOFYA VAKFİYESİ“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse; Allâh’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.Allâh’ın azabı onlaradır.Allâh işitendir, bilendir. (Fatih Sultan Mehmed Han / 1 Haziran 1453)Ayasofyada Cuma namazı kılmak!http://www.fatihhaber.com/fatihhaber/ayasofya-cuma.htmlAyasofya'nın orijinal tapusu bulundu!TAPU KADASTRO MÜDÜRLÜĞÜNDE BULUNAN AYASOFYA  VAKFİYESİVakıflar Genel Müdürlüğü’nün yaptığı araştırmada Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya’yı kendi üzerine mal varlığı olarak geçirdiği ortaya çıktı.Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, devletin tapu kayıtlarında Ayasofya’nın tapusunu bulduklarını açıkladı. Yusuf Beyazıt, Ayasofya’nın mal varlığının “Ebulfetih Sultan Mehmet” adına olduğunu kaydederek “Orijinal tapuya ilk kez ulaştık. Çok heyecanlandık” dedi. Ayasofya’nın asırlardır süren tartışmaların aksine, tarihte iddia edildiği gibi, hiçbir zaman Hz. İsa, Hz. Meryem ya da Kutsal Ruh gibi “Nam-ı Müstear” veya “Nam-ı Mevhum” denilen, şu anda hayatta olmayan ruhani varlıklar üzerine kayıtlı olmadığı da orijinal tapu kaydının ortaya çıkmasıyla kesinleşti.Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt şunları söyledi: “Ayasofya’nın, Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olduğuna dair orijinal tapusunu bulduk. Bu çalışma sırasında habersiz olduğumuz 27 bin gayrimenkulümüze de bu araştırma sırasında ulaştık. Bu tapu kayıtlarından biri de Ayasofya ile ilgiliydi. Tapuda mal varlığı kaydı, ‘Ebulfetih Sultan Mehmet’ adına görülüyor.”VAKIF DA KURMUŞFatih Sultan Mehmet Vakfı’nın Fatih Sultan Mehmet’in isteğiyle, Ayasofya’nın ihtiyaçlarını karşılamak için kurulduğu da belirlendi. Fatih Sultan Mehmet, vakfa akar olarak da İstanbul’un Okmeydanı semti dahil şehrin muhtelif yerlerindeki 2 bin gayrimenkulü bıraktı. Fatih’in “Ayasofya Vakfıyesi”ndeki 2 bin gayrimenkulün tespit edilmesi için de çalışma başlatıldı.‘Biliniyordu belgesi bulundu’DEVLET Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı, Osmanlı Arşivleri Uzmanı Prof. Dr.Mustafa Budak, belgenin çok açık olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çok açık bir belge var. Üzerinde Fatih Sultan Mehmet’in adının yer alması, bu mülkün onun adına kurulan vakfa ait olduğunun kanıtıdır. Bu mülkün Fatih Sultan Mehmet’e ait olduğunu gösterir. Ayasofya’nın bu vakfa ait olduğu tarihçilerce biliniyordu. Şimdi belgesi bulundu. Bu tapunun bulunması ve üzerinde de adının yazması, tarihçilerin tespitini de doğruladı.”10 Mayıs 2010, Gazete HabertürkYazar: Adem YAKUT --------------------------------------------------------------------------------Ayasofya’nın İbadete Açılan Bölümü Kulağa hoş geliyor görünse de, bir milletin kendi tarihinde bocalayışını gösteren ve Batı’nın yüzyıllar öncesine dayanan kuyruk acısının, “çağdaşlık”la paketlenip, “medeniyet ve hoşgörü” tabağıyla önümüze servis yapıldığının güzel bir numunesi…Kendi tarihimizi, yine kendimize kısıtlayışımızın hazin öyküsüdür bir nevi…Başlı başına bir “ibadethane” olan mekânın, bir “bölümle” sınırlandırılıp toplumsal manifestonun sesini kesme çabası…Açlıktan ağlayan çocuğun, susması için birkaç kırıntıyla yetindirilmeye çalışılması…Tabi tüm bunlara karşılık milletimizin, âfâki ve enfüsî tefekkürden uzak, imanından bîhaber ve yaşantısı da hasbelkader olunca, sonucun da bu şekilde olması kaçınılmaz oluyor. YETERİNCE CAMİ YOK MUDUR?Artık iyiden iyiye milletimiz de bu sözün büyüsüne kaptırmış kendini. “Sahi, gerçekten yeterince cami yok mu?” düşüncesiyle, müze olarak kalmasını destekleyenler yok değil.“Öyle bir yerdeki tarihi eserin cami olmasına gerek yok. Zaten o mevkide yeterince cami var. Sonuçta insanlar ibadetlerini evde de yapabilir.” demek, bazı “turizmsever”lerin kulağına hoş geliyor olsa da, işin aslı öyle değil. Bizim sorunumuz cami kıtlığı mı ki?Oranın “câmi” hüviyeti kazanması için yapılan tüm çalışmaları, “yer yokluğu” ile kıyaslayan zihniyete ne denebilir? Yok, gerçekten sorun yer yokluğu ise ve yeterince cami varsa, acaba Ayasofya’nın biraz ilerisine neden Sultanahmet Cami yapılmıştır? Keza yine biraz bu tarafına Firûz Ağa Camisi…Ecdat bunu düşünememiş midir?Tarihi eserleri bir ağaca benzetip, oraların camiye çevrilmesini yeşil alanları yok etmek olarak algılayanlar, bu hassasiyetlerini yabancılara peşkeş çekilip plazalar yapılan yurdumuzun yeşil alanlarına gösterselerdi, muhakkak daha faydalı bir iş yapmış olurlardı. “İbadete açılırsa turizme kapanır” endişelerinden kendini alamayanların, Sultanahmet Cami’nin de ibadete açık olup, hiç turistin eksik olmadığını görmezden gelmeleri de gariptir. “İbadethaneler sadece ihtiyaç doğrultusunda yapılır” şeklindeki maddeden manaya geçememiş bir anlayışıyla, o bölgede kimsenin yaşamadığını dolayısıyla Ayasofya’nın cami olmasının gereksizliğini savunanların ya Sultanahmet’in gündüz nüfusunu görmemiş olmaları veya günde 5 vakit namaz kılındığını bilmiyor olmaları gerekir.Yine aynı mantıkla “Burada kimse yaşamıyor, buraya neden olimpiyat stadı yapıldı, ihtiyaç var mıydı?” denebilmesi lazım. Yılda bir maç için olimpiyat stadı yapılmasına nasıl ki karşı çıkılamıyorsa, Ayasofya’nın câmi olması konusunu, o mekanın “darlık-genişlik” veya “yeterlilik” kriterleriyle kıyaslanması ne kadar mantıklı olabilir?“Namazını herkes evinde de kılabilir” diyenler için: “Ne gereği var olimpiyat stadının! Veya Fenerbahçe trafiğini alt-üst eden stadyumun…O halde gitsin herkes evinde seyretsin maçını. Hem orada daha rahat küfreder. Veya kahvehanede…Nasıl namaz için câmiye gerek yoksa maç için de tribünlere gerek yoktur.” denebilir bu mantığa göre…Gidin bir bayram sabahı Sultanahmet Meydanı’ndaki mahşeri kalabalığı görün. Geçiniz bayram gününü, bir Cuma gününde dahi yer kalmayacak endişesiyle erkenden Sultanahmet’e yollanmıyor muyuz? Sadece bu günde safların kaldırımlara taştığı nasıl görmezden gelinebilir? Bu insanlar yine bu ülkenin vatandaşı, başka yerden takviye yapılmıyor.“İhtiyaç yok” diye kestirip atmadan önce bizim dinimiz ve milli gururumuz için taşıdığı önemi idrak etmemiz lazımdır. Bugün bile kiliseye çevrilmesi için imza toplanıldığı da göz önüne alınarak, “Dinler ve Kültürler Arası Diyalog” gölgesinde, Ayasofya’da opera ve bale düzenlendiği gerçeği iyi irdelenmelidir. Zira Hıristiyanların zamanında orada dansöz oynattığı gerçeğiyle şimdiki oluşum arasındaki bezerliklerin getirisi, herhalde zamanla kilise olmasına göz hoş gözle bakanların türemesine bile yol açacaktır.***VAKFİYENİN HÜKMÜVakfın dini hükmü şudur: “Bir yer, ne şartla vakfedildiyse kıyamete kadar o iş için kullanılır. Vakfedenin istediği şart, Allâh'ın emri gibidir…” Peki bu vebalin altından kim kalkabilir?Bugün Avrupa’nın değişik ülkelerinde cemaatsiz kalan kiliseler satılmaktadır. Satılan kiliselerin Müslümanlarca alınıp câmiye çevrildiğini hepimiz duyuyoruz. Bunun gibi İstanbul fethedildiğinde de, Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri de Ayasofya’yı kendi parasıyla alıp vakfetmiş ve bu vakfiyenin hükümlerini de açıkça belirtmiştir:“Nefis kilise Ayasofya, kıyamete kadar cami olarak vakfedilmiştir. Bunu, Allâh’a, ahirete, O’nun heybetine inanan hiçbir mahluk, sultan olsun, hakim olsun, bir mütegallibe olsun, değiştiremez. Vakıf şarlarını kim değiştirirse, Allâh’ın, meleklerin, bütün insanların lâneti onların üzerine olsun. Yüzlerine bakan ve onlara şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın.”Atatürk’ün Ayasofya’yı müze yapması stratejik amaçlıdır. Elbette ki o da hata yapmaktan münezzeh değildi.Ayasofya'nın Hukuki durumu İstanbul'un fethinden hemen sonra, doğrudan Ayasofya'ya giden Fatih Sultan Mehmet, buranın camiye dönüştürülmesini istemişti. Türk-İslam medeniyetinin, fethedilen bir bölgelin vatanlaşabilmesi için ön plana çıkardığı imgelerden biri hiç şüphesiz camilerdir. Fethedilen bir bölgenin en büyük ibadethanesi, camiye dönüştürülür ve bu cami etrafında vakıflar oluşturulurdu. Fakat burada unutulmaması gereken en önemli konulardan biri, camiye dönüştürme eylemi, şüphesiz o bölgede daha önce yaşayan insanların dinlerine müdahale etmek anlamına gelmiyordu. Fetih hakkının dışındaki bir çok ibadethane, bizzat sultanın çıkardığı fermanla korunur, bölgede daha önce yaşayan insanların inançları da güvence altına alınırdı. Bugün yaşanan bir çok tartışma bu gerçek görmezden gelinerek yapılmakta. Ve maalesef ilim ve hukuktan yoksun siyasi kararlar, durumu daha da içinden çıkılmaz hale sokuyor. Burada, İstanbul'un Türk vatanı olmasının en büyük simgesi Ayasofya olduğu unutulmamalı. Bizim Ayasofya hakkındaki tutumumuz, dış güçleri daha da cüretkar hale getirmekte. Bu noktayı belirttikten sonra, bugün Ayasofya hakkındaki en karanlık noktanın, yani onun kapatılmasının, hukuka göre incelemesi yapılacak. Bunu yaparken de bazı çelişkiler ortaya konulmaya çalışılacak. Ayasofya'nın başına gelenler gerçekten de kara mizah örneğidir.Zira onun tapulara kaydı, İstanbul Mazbut Kütük defterine göre camiidir. İstanbul Mazbut Hayrat Kütük defteri Ayasofya hakkında şunları söylemektedir: "57 pafta, 57 ada 7 parsel Ebulfatih Sultan Mehmet vakfı, akaret muvakkithane ve medreseyi müctemil Ayasofya Kebir Cami şerifi olarak kayıtlı. Akaret ve medrese 1934'ten sonra yıkılıp temizlenmiştir.” Bugün bahçesi ile Ayasofya 26664 metre kare bir alan üzerindedir. (İstanbul Mazbut Hayrat kütük defteri kaydı VGM, EML 1967:1/71-139). Fatih vakfiyesi ise:” VGM/Fatih Mehmet II Vakfiyesi 1938:38-370/2001-296 şeklinde kayıtlıdır. Bu adanın 6 nolu parselinin 11 metre irtifadan ve 8.9 nolu parsellerinin 7.80 metrekare istifadan ve 10,11,12,13 parsellerinin 5.50 metre irtifadan sonra havaları iş bu 7 nolu parsele aittir şerhi” vardır. Kaynaklardan anlaşılacağı üzere burası bir camidirÜstelik tapu da ekleriyle beraber külliye konumundadır. Bu tapu senedi 19/11/1936 tarihini taşımaktadır. Literatür cami görevlilerinin durumu, maaşları, Osmanlı'dan kalan adeti (imamlar ölünceye kadar görevlidir. Görev yapmayanlar mezun edilir, ama her yıl berhayat belgesi verirlerse maaşları aynen devam ederdi.), ayrıca Ayasofya cami'inde tamir devam ettiği için tamirat bitinceye kadar cemaatle ibadete ara verilmiş (tamirat esnasında yukarıdan düşen büyük parçaların cemaatin başına isabet edip tehlike meydana getireceğinden) ama imam ve müezzin Camii’nin bir köşesinde cemaatle namaz kılmışlardır. Yani Ayasofya’nın ibadet bölümü cami olarak görevini yapması sağlanmıştır.Ayasofya camii olarak 1950 yılına kadar imam ve müezzin kadrosu, 1950'den sonra ise yalnız imam kadrosu hiçbir zaman ilga edilmemiştir. Hatta 1931-1974 arasındaki imamların isimleri de liste olarak mevcuttur. (Evkaf Genel Müd. İstanbul Bölge Müd.). 1931-1932 bütçe kanunu ve 4 Kanunisani 1332 tarih ve 670 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre (1950 yılına kadar) Evkaf genel müdürlüğü imamların tayin ve azilleri ile ilgilenir, maaşları ise vakıf gelirlerinden karşılanırdı ve kesinti yapılmazdı. Berhayat olmak kaydıyla maaşları devam ederdi. Halen bu kadrolar mevcut olup 1980'de Ayasofya'nın bir kısmının ibadete açılması ile imam görevine geri dönmüş, çok kısa bir ara dışında bu güne kadar görevi devam etmiştir. Yine 1950 yılına kadar Sultan Camii’lerinin bakım onarım ve diğer masraflarını Evkaf Umum Müdürlüğü üstlenmişti.* *Gördüklerim Duyduklarım Yaşadıklarım Hatıralar Kitabı’nın yazarı Bayram SARICAN’ın sohbetindenEvkaf Umum Müdürlüğünün yetkisinin sınırlarıAyasofya Camii'nin müzeye çevrilmesi konusundaki Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 04.11.1934 tarihli ve 94041 sayılı teklifinde "Şark alemini sevindirmek ve beşeriyete yeni bir ilim müessesesi kazandırmak için müzeye çevrilmelidir" denilmekte. Ancak Evkaf Umum Müdürlüğü'nün bu teklifi, 4 Kanunisani ve 670 sayılı (resmi gazete ile neşir ve ilanı 9 Kanunisani 1932-sayı :1997) cami ve medreselerin hademesi ve bunların idaresi hakkında heyeti umumiye kararında:Şeriye ve Evkaf Vekaletinin ilgasına dahil olan 429 numaralı kanunun 5. maddesi hükmünün ilgasında amir ve mutezammım olduğu bedihi bulunduğundan mevzu bahis nizamnamenin sadece tayin ve azle müteallik merasim itibariyle ahkamının Evkaf Umum müdürlüğünce icrası mezkur bütçe kanunun (1931 senesi 6. maddesi) ahkamı sarihası icabındandır denmektedir.Yani; 670 sayılı Bakanlar Kurulu ve 1931 bütçe kanununa göre; Evkaf Umum Müdürlüğünce ancak tayin ve azle müteallik işler icra ve tasdik olunur. İleri görüşlü Atatürk bu Yasa ve Kararname ile vakıfların amacı dışında kullanılmasını önlüyordu.BAKANLAR KURULU KARARININ KANUNLAR KARŞISINDAKİ DURUMU29.05.1926 tarih ve 864 sayılı kanunun 1.maddesinin 1. bendinde kanuni medeninin meri olmaya başladığı tarihten evvelki hadiselerin hukuki hükümleri mezkur hadiseler hangi kanun mer'i iken olmuş ise yine o kanuna tabi olur.2. bendinde ise binanaleyh 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel vuku bulmuş muameleler hukuken lazımulifa olup olmamaları ve neticeleri mezkur tarihten sonra dahi vukuları zamanında mer'i olan kanunlara tevfikan tayin olunur denmektedir. Yani Ayasofya camii F. S. Mehmed'in kurduğu zaman kurallarına göre değerlendirilmesi gerekir. Devamında ise 4 teşrinievvel'den sonra vuku bulmuş hadiseler kanunda muayyen olan müstesnaları mahfuz olmak şartı ile kanun-i medeninin hükmüne tabidir.Aydın TUNCAY Vakıflar Genel Müdürlüğü (Eski Hukuk Müşaviri) Emekli Danıştay ÜyesiYıldız Sarayı Vakfı Yayınları IBugünkü dildeki karşılıkları bazı açıklamalarla Eski Vakıf Hükümlerimiz (Ömer Hilmi Efendi) ve Vakıflarla İlgili Bazı inceleme ve Sorunlar isimli kitabının 293. sayfasının 2. paragrafında:MEDENİ KANUN SURETİ MER'İYET VE ŞEKLİ TATBİKİNE GÖSTEREN KANUNUN BİRİNCİ MADDESİNDE YENİ VE ESKİ HUKUKUN TATBİKATA ŞÜMÜL DERECELERİ GÖSTERİLDİĞİ GİBİ 8. Cİ MADDESİNDE DE (KANUNU MEDENİNİN MERİYETE VA'ZINDAN MUKADDEM VÜCUDA GETİRİLEN EVKAF HAKKINDA AYRICA BİR TATBİKAT KANUNU NEŞROLUNUR) DENİLMEK SURETİYLE GEREK BU TATBİKAT KANUNU GEREKSE DİĞER KANUNLARLA MEN VE TEBDİL EDİLMEMİŞ OLAN VAKIF HİZMETLERİYLE ŞARTLARININ AYNEN TATBİKİNE DEVAM EDİLECEĞİ, DAHA AÇIK BİR TABİRLE (KANUNA AMME NİZAMINA VE UMUMİ ADABA MUGAYERET ARZ ETMEYEN VAKFİYE HÜKÜMLERİN MUTEBER OLDUĞU) KABUL EDİLMİŞ BULUNMAKTADIR. Kanun-i medeni 80. maddesinde ise ibadeti müteallik bir hizmetin ifası için münhasıran diyani olan tesisler teftiş ve murakabeye tabii değildir. Mezkur tesislerin hukuki hususiyeye müteallik itilaflarının merci hali mahkemelerdir demektedir. Yani vakıflarla ilgili kararı mahkemeler verir, bakanlar kurulu değil. Bakanlar kurulu kararı kanun hükmünde kararname ise:Bu kanun ise Anayasa'nın 26. maddesine göre; Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak... gibi görevleri Büyük Millet Meclisi kendisi yapar.TC. Anayasası (491 sayılı teşkilatı esasiye kanunu)Madde 3: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.Madde 4: Türk milletini ancak TBMM temsil eder ve millet adına egemenlik hakkını kullanır.Madde 5: Yasama yetkisi ve Yürütme yetkisi TBMM'de toplanır.Madde 6: Meclis yasama yetkisini kendi kullanır denmektedir.Anayasanın bu maddelerine göre Bakanlar kurulunun olmayan yetkisini kullanma selahiyeti yoktur. Bu yetki ancak meclisindir. Meclisin de Ayasofya'nın müze olmasıyla ilgili hiçbir kararı yoktur.Bu konuyla Muadil Mahkeme Kararı:Temyiz mahkemesi genel kurulunun 26.05.1935 gün ve 78-6 tevhidi içtihad kararında (Resmi Gazete ile neşir ilanı 29.06.1935 sayı 3041 düstur 3. tertip 26. cilt sayfa 751) mali vakıfların emvali Devletten olmadığı (devletin vakıflara tasarruf edemeceği) kabulünün ekseriyetle karar verilmiştir. Böyle bir kararname olsa bile muadiliyetten bu tarihten sonra geçersiz sayılması iktiza eder.Nitekim Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar İdare Hukukunun Umumi esasları adlı eserinde (cild 2 sayfa 6709) vakıf tekamül ettikten sonra vakf edeni ve vakfı idare edecek organlar ve şahısları, vakıftan istifade edecek kimseleri, 3. şahısları ve devleti bağlar, yani devleti de bağlayan tam ve kuvvetli hukuk kaidesidir. Bu sebeplerden dolayı vakıfname hükümlerini hiç kimse değiştiremez denmektedir.Anayasanın 103. maddesinde Anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsaklanamaz ve işlerlikten alı konamaz; hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz maddesinden:-Bu kararname yok hükmünde sayılma ve böyle bir kararnamenin fiiliyattan alınmadığı kabulü gerekir.-Bu Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olduğu bakanlar kurulunun hukuka aykırı bir iş yapması mantıksızdır. Zaten hiçbir muktedir güç kendi yaptığı kanunlara uymamazlık yapamaz. Veya uymayacağı kanunlar çıkaramaz.Bu cumhuriyeti kuran, Cumhuriyetin Anayasasını kanunlarını yapan bağımsız mahkemeleri faaliyete geçiren Atatürk ve arkadaşlarının hukuka aykırı böyle herhangi bir davranışa farkında olarak göz yummayacakları aşikar ve tartışmasızdır.Diğer taraftan Yargıtay'ın İctihad-ı Tevhid kararı vardır 30 Mart 1949 tarihle , bunda da “HÜKÜMETİN KARAR VE KARARNAMELERİNİN MEVCUT KANUNLARA UYMASI, SARİH, KANUNA UYGUN HAREKET EDİLMEMESİ HALİNDE GEÇERLİLİĞİ YOKTUR” diye sarih hükmü vardır. Yine Anayasa Mahkemesinin diğer bir hükmü vardır: “KANUN HÜKMÜ ÇIKARMAK SURETİYLE DE OLSA DEVLETİN HAZİNEYE AİT OLMAYAN MALLARA MÜDAHALE ETMESİNİN İMKANI YOKTUR” 31.1.1969 tarih ve 967/47 E., 969/9 K.***Kararnamenin 2. sayfasında MUAMELÂT MÜDÜRLÜĞÜ 1. sayfasında ise Kararlar Müdürlüğü yazmakta ve kararname numarası olarak 1589 (22 Kasım 1934’te son kararname numarası 1606 Yazıldığı halde) olarak belirtilmektedir. 1.Prof. Tuncer Gülensoy'a göre Atatürk'ün soyadı ilk kez 1594 sayılı hükümet kararnamesinde görülmüştür. Cemal Kutay Atatürk'ün soyadını 26 Kasımdan sonra kullandığını yazmaktadır. Keza soyadı kanunu 27 Kasım'da resmi gazete yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.Oysa Ayasofya'nın müze olmasıyla ilgili bakanlar kurulu karar 24 Kasım tarih ve 1589 sayılı olup yukarıda verilen tarih ve sayılardan öncedir ve soyadı kanununa göre muteber değildir. (Kanun No: 2487 Neşir Tarihi 27 Teşrinisani 1934 Sayı 2865)Kaligrafi durumu da göz önüne alındığı zaman ilgili kararname de Atatürk'e ait olduğu iddia edilen imzanın tartışmalı olduğu açıktır. (30.01.1997 tarih ve B.05.1. EGM.0.34.96/007 sayılı İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü yazısı.)2. Ayasofya Camii'nin müzeye çevrilmesi konusundaki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 04.11.1934 tarih ve 94041 sayılı teklifinde Şark alemini sevindirmek ve beşeriyete yeni bir ilim müessesesi kazandırmak için müzeye çevrilmesi istenmektedir. Ancak Evkaf Müdürlüğünün bu teklifi:A- 4 Kanunisani ve 670 sayılı (resmi gazete ile neşir ve ilanı 9 Kanunisani 1932-sayı:1997) cami ve medreselerin hademesi ve bunların idaresi hakkında heyeti umumiye kararında:Şeriye ve Evkaf Vekaletinin ilgasına dahil olan 429 numaralı kanunun 5. maddesi hükmünün ilgasını da amir ve mutezammım olduğu bedihi bulunduğundan mevzu bahis nizamnamenin sadece tayin ve azle müteallik merasim itibariyle ahkamının Evkaf umum müdürlüğünce icrası mezkur bütçe kanunun (1931 senesi 6. maddesi) ahkamı sarihası icabındandır, demektedir.Yani evkaf Umum Müdürlüğü'nün kararı: 670 sayılı Bakanlar Kurulu kararı 1931 ve 1932 bütçe kanununa göre; Evkaf Umum Müdürlüğü ancak tayin ve azle müteallik merasimler yapar. Vakıfları müze yapmakla ilgili görüş bildiremez.B) Bakanlar Kurulu Kararı29.05.1926 tarih ve 864 sayılı kanunun 1. maddesinin 1. bendinde kanuni medeninin meri olmaya başladığı tarihten evvelki hadiselerin hukuki hükümleri mezkur hadiseler hangi kanun mer'i iken olmuş ise yine o kanuna tabi olur.2. bendinde ise binaenaleyh 4 teşrinievvel 1926 tarihinden evvel vuku bulmuş muameleler hukuken lazımulifa olup olmamaları ve neticeleri mezkur tarihten sonra dahi vukuları zamanında mer'i olan kanunlara tevfikan tayin olunur denmektedir. Yani Ayasofya camii F. S. Mehmed'in kurduğu zamanın kurallarına göre değerlendirilmesi gerekir. Devamında ise 4 Teşrinievvel'den sonra vuku bulmuş hadiseler kanunda muayyen olan müstesnaları mahfuz olmak şartıyla kanun-i medeninin hükmüne tabiidir.Kanun-i medeninin 80. maddesinde ise ibadete müteallik bir hizmetin ifası için münhasıran diyani olan tesisler teftiş ve murakabeye tabii değildir. Mezkur tesislerin hukuki hususiyeye müteallik ihtilaflarının mercii hali mahkemelerdir demektir. Yani vakıflarla ilgili kararı mahkemeler verir, bakanlar kurulu değil.3. Bu bir nizamname ise: 1924 tarih ve 491 sayılı teşkilatı esasiye kanunun (anayasanın) 52. maddesinin 1. fıkrasına göre Danıştay'dan görüş alınması ve Reis-i Cumhur'un imzasını müteakip ilanı gerekir. Oysa konuyla ilgili TBMM Başkanlığına 07.06.1995 tarihinde verilen dilekçemize, T.C. Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünün 14.06.1995 tarih B.02.0MGY.0.13-2076-02560 sayılı cevabında 24.11.1934 tarihli 2/1589 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesinin resmi gazetede yayınlanmadığı tespit edildiği tarafımıza bildirilmiştir. Yani ilan edilmediği için anayasanın 52. maddesinin 1. fıkrasına göre geçersizdir.4.Bu kanunsa; Anayasanın 26. maddesine göre kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak... gibi görevleri Büyük Millet Meclisi ancak kendisi yapar.5. Temmiz mahkemesi genel kurulunun 26.05.1935 gün ve 78-6 sayılı tevhidi ictihat kararında (resmi gazete ile neşir ve ilanı 29.06.1935 sayı 3041- düstur 3. tertip 16. cilt sayfa 751) mali vakıfların emvali devletten olmadığı kabulünün aynının hacz ve furuh edilemeyeceği ve yalnız varidat ve hasılatının haczi iktiza eyliyeceği suretinde tevhidine ekseriyetle karar verilmiştir. Böylece bir kararname olsa bile muadiliyetten bu tarihten sonra geçersiz sayılması iktiza eder.6. Anayasanın 103. maddesinde anayasanın hiçbir maddesi hiçbir sebep ve bahane ile savsaklanamaz ve işlerlikten alı konamaz; hiçbir kanun anayasaya aykırı olamaz maddesinden:A. Bu kararname yok hükmünde sayılma veya böyle bir kararnamenin fiiliyatta bulunmadığının kabulü gerekir.B. Bakanlar kurulunun: 670 sayılı kararını; kanunları, Anayasayı ihlal ettiği kabul edilmelidir. Bu, Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olduğu bakanlar kurulunun hukuka aykırı bir iş yapamayacağından mantıksızdır. Zaten hiçbir muktedir güç kendi yaptığı kanunlara uymamazlık yapamaz. Veya uymayacağı kanunlar çıkarmaz.Bu Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet'in anayasasına kanunlarını yapan, bağımsız mahkemeleri faaliyete geçiren Atatürk ve arkadaşlarının hukuka aykırı böyle bir davranışa göz yummayacakları aşikar ve mantığa uygundur.C. Cami tamirat işlerinin yapılabilmesi için bu sırada ibadet etme imkansız-lığı sebebiyle geçici olarak ibadet durdurulmuştur. Atatürk'ün vefatında Vhittemore çalışmalarına devam etmekte idi. (İslam, Haziran 1987, sayfa 19)Ziyad Ebuziya adı geçen makalesinde Şükrü Kaya'nın ağzından "ibadet bölümünün Bizans müzesi yapmak fikrine Atatürk de (vakfın mütevelli heyeti başkanı olarak vakfına yapılan bu saygısızlığa) kızdığını nakletmiştir. (Fatih Sultan Mehmet Vakfiyesinde Vakıflarına: Osmanlı Sülalesi son bulursa o günkü devlet başkanının devam etmesini şart koşmuştur- bugün ise devlet başkanı konunun muhatabıdır.)** İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi s. 862’ (Tercuman Nisan 1983) ve Vakflar Genel Müdürlüğü Fatih Sultan Mehmet 2 Vakfı 349-350-351. Maddeler.Esasen buranın cami olduğu değişik zamanlarda resmi makamlarca dile getirilmiştir.1- İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğ’ünün 1936 tarih ve 187678/1539 sayılı vakıflar umum müdürü F. Kiper imzasıyla 1936 tarihi başlangıcından itibaren yarı hizmet ve yarı maaş alacağını yarısını ise müzede tesdiye edileceğini bildirir.Camii 4.2.1941 de Ciheti Askeriyece işgal edilmiştir. (2. Dünya Savaşında asker sevkiyatı sırasında askerlerin durak yeri olarak.)İmam Hakkı ile Kayyım Muhiddin'in 1947 senesi V.G.M. defterine böyle bir kadronun olmadığını ancak 12.11.1946 gün ve 17695/2957 sayılı emirleriyle verildiğini yazar. 2. İkinci Dünya savaşı batı cephesi 1945 tarihinde bitmişti. Şükrü Saraçoğlu Mayıs 1945 sonunda başvekil oldu. Tasvir gazetesini çıkarıyordum. Başvekil Saraçoğlu; gazeteci ve yazarları davet ederek bir basın toplantısı yaptı. Konuşma sırasında: harp yüzünden tamir edilmemiş olan abidelerden söz edildi. Arkadaşlardan merhum Yeni Sabah sahibi Celaleddin Saraçoğlu "Ayasofya'nın henüz düzenli bir müze halini alamadığını ve daha ne kadar ibadete kapalı kalacağını sordu."Başvekil “biraz nefes alalım hepsini düzenleyeceğiz ve tabii ibadete açılacaktır” dedi. Bu sözler en selahiyetli bir ağızla Ayasofya'nın ibadete açık bir müze sayıöldığını bildirmiş oluyordu.(agm)3. 1971 yılında Avrupa Birliği'nin Ayasofya'nın statüsü sorusuna 12 Mart dönemi MEB. Kültür Müsteşarı generalin tamirat altında mabet cevabı ve-rilmiştir. Belge Aytunç Altındal'a göre Brüksel'de vardır.Kültür Bakanlığı da cevabi yazılarda tamirat altında ma'bed olduğunu vurgulamaktadır. (T.C.K.B. Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü 19.01.1995 tarih ve B.16.O.AMG.0.10.00.01/709 (34) sayılı yazısında restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü belirtilmiştir.)4. 19.11.1936 tarihinde verilen tapuda türbe, akaret ve medrese-i müctemil Ayasofya Kebir Cami denmektedir.1975 yılında TBMM Diyarbakır Milletvekili Hasan Değer'e verilen cevabı yazıda Ayasofya'nın tekrar camiye çevrilmesi işinin Vakıflar genel Müdürlüğ’ünce sağlanması gerektiği açıklanmakta olup bu beyan hukuki görüşümüze uymaktadır demekte ve mal sahibinin Vakıflar Genel Müdürlüğü olduğunu belirtmektedir. Ayrıca 1988'de Isparta Milletvekili Ertekin Durutürk, caminin ibadete açılması ve Topkapı Sarayı kutsal emanetler dairesinde sürekli Kur'an okunmasına ilişkin kanun teklifini TBMM Başkanlığına vermiştir. (VGM-HYİŞL, 1988:7044-12A-1/4-5) Hükümetin isteği üzerine konuyu değerlendiren ilgili kamu kurumu temsilcilerinden oluşan bürokratlar Ayasofyanın "idari ve tasarrufla yeniden ibadete açılabileceğini" bir rapor halinde hükümete bildirmişlerdir. (VGM/HAYİŞL 1989:7044-12A-1/5) (Prof.Dr. N. Öztürk Türk yenileşme çerçevesinde vakıf müessesesi Diyanet Vakfı Yayınları- İstanbul-s.145) (Prof. Dr. H. Döndüren Günümüzde Vakıf Meseleleri, Erkam Yayınları-İstanbul- 1998-s.145)5. İmam kadrosu hiçbir zaman geri çekilmemiştir. (20.01.1995 tarih sayılı dilekçemize verilen 20.01.1995 tarih B.021. DİB.4.34.47.02-031-67 sayılı ce-vabi yazıda ve İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğünün imam kadrolarına dair tutanakları, yine Diyanet İşleri Başkanlığı ile İstanbul Müftülüğü arasındaki resmi yazışmalar, Mahmud Toptaş'a ait personel hareketleri onayı)14.06.2003 tarihli Milliyet Gazetisi'nin 14. sayfasında Diyanet İşleri Yüksek Kurulunun, Fener–Rum ve Ermeni patriklerinin "Ayasofya'nın mabed olduğunu" söylediğini yazmıştır. Sonuç:Anılan kararnamenin hukuksuz olması, tapusunun Ebü’l-Feth Sultan Mehmed vakfına ait Ayasofya'yı Kebir Cami Şerifi olması ve imam kadrosunun şu ana kadar devam etmesi cami olduğu görüşümüzü teyid etmektedir. Hukuk tapuya göredir. Fiiliyatın da hukuka göre olması gerekir.Müze yapma kararı Ayasofya camiinin bahçe kısmıyla ilgili olup ibadethane ile ilgisi bulunmamaktadır.Nitekim bu konuda Şükrü Kaya'nın, komisyonunun camiinin ibadete kapatılması kararı Atatürk'e iletildiğinde ibadet bölümünün Bizans müzesi yapma fikrine Atatürk fena halde kızdı* dediğini yukarıda belirtmiştik. Bunlara rağmen Atatürk'ün Ayasofya'nın hem bahçesinin müze, ibadethane kısmının cami olması arzusuna aykırıdır.* İslam Dergisi Haziran 1987---------------------------------A. Ermurat: Osmanlıların fetihler sonucunda bazı kiliseleri camiye çevirmesini nasıl karşılıyorsunuz?M. Ağırman: Osmanlılar fetihler neticesinde elde ettikleri şehirler ve kasabalar da ki kiliselerden en büyüğünü bir bakıma fetih alameti olarak camiye çevirmişlerdir. Camiye çevrilen bu kiliselerin kıble istikametine bir mihrap yapılırdı. Minber ve kürsü gibi gerekli olan şeyler ilâve edilir ayrıca minare ve şadırvan inşâ edilirdi. Kiliseden çevrilen camiler bazen devrin padişahının, bazen de vezirlerin vakfettiği varidat ile ekonomik bağımsızlığa kavuşturulurdu. Fethedilen şehirlerden gayri Müslim olan halk zamanla İslâm'ı benimser ve Müslüman olursa mahallelerde var olan kiliselerde camiye çevrilirdi. Ama hiçbir zaman büyük kilisenin haricinde ki diğer kiliseler zorla camii yapılmazdı. Büyük kilisede fethin sembolü olarak camiye çevrilirdi ki, bu çok normal bir şeydir. Ecdadımız, cemaat bulunmayan kiliseleri camiye çevirerek oraları; mahzun olmaktan, terk edilmiş olmaktan, yıkılıp harap olmaktan kurtarmış ve bu mabetlere daha güzel statüler kazandırmıştır.(Doç. Dr. Mustafa Ağırman ile mescitler üzerine söyleşi, Vuslat Dergisi)Ayasofya'da Cuma namazı kılmak!TAPU KADASTRO MÜDÜRLÜĞÜNDE BULUNAN AYASOFYA  VAKFİYESİ ]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/vakfiye-yagmasi-lanet-getirir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/vakfiye-yagmasi-lanet-getirir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__3565.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/vakfiye-yagmasi-lanet-getirir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/vakfiye-yagmasi-lanet-getirir/2424/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jun 2017 18:23:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yunanlı politikacıları Fena Rahatsız Etti</title>
			<description><![CDATA[
YUNANİSTAN AYASOFYADA KURANI KERİM OKUNMASINA TAHAMMÜL EDEMİYOR AMA ONLAR BİZİM CAMİLERİMİZİ NE YAPMADILAR Kİ?
400 yıl Osmanlı idaresi altında özgür yaşayan Yunanlı Grekler hadlerini aşmaya devam ediyor.
Her fırsatta Ayasofya üzerinde hak iddia etmeleri kabul edilemez.
İstanbul tarihinde hiçbir zaman Yunanlıların yönetiminde olmadı, Doğu Romalı halkının çoğunluğu Rum dediğimiz Asyalı kavimlerden oluşmaktaydı.
Roma ile Greklerin hiçbir alakası yoktur, Bizans ile ise sadece din birliği vardır]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[22 Haz 2017 tarihinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, TRT Diyanet tarafından Ayasofya’da düzenlenen ‘Kadir Gecesi Özel Programı’na katıldı.Teravih namazından sonra başlayan ve imsak vaktine kadar süren program, meşhur hafızların Kuran’ı Kerim tilavetleri ile başladı. Salat ve selamların getirildiği, duaların edildiği programa katılan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, bütün İslam aleminin Kadir Gecesini tebrik ederek, “Allah, İslam aleminin kadrini yüceltsin. Kadir Gecesini izzete varış secdelerine dönüştürmeyi nasip etsin” duasında bulundu.Haberin devamı için tıklayınız  YUNANİSTAN AYASOFYA PROĞRAMINA KARŞIAyasofya’da dün Kadir Gecesi nedeniyle düzenlenen etkinliğin ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye, Ayasofya’nın ekümenik karakterini korumalı. UNESCO anıtı olan bir yerde Kuran okunması kabul edilemez” ifadesini kullandı.Sputnik, dün gece düzenlenen etkinliğin TRT Diyanet’ten canlı yayınlandığını ve Ayasofya’dan okunan sabah ezanının da Diyanet’in Twitter hesabından paylaşıldığını ifade etti.Deutsche Welle Türkçe’nin haberinde Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın, “Dünyadaki bütün Hristiyanların dini duygularına ve bu kültürel mirası yüceltenlere yönelik açık, kabul edilemez bir meydan okuma söz konusu. Böyle bir dönemde dinlerarası diyaloğun zayıflatılmak yerine teşvik edilmesi gerekir” ifadesini kullandığı kaydedildi. Yunanistan 400 yıl Osmanlı toprağı olarak yaşadığı yıllarda bir tek kilisenin yıkılmadığını, Mevcut kiliselerde ibadetin serbest olduğunu, Yeni kilise yapmakta özgür oldukları halde   3 Şubat 1830 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalanan yeni bir "Londra Protokolü" ile bağımsız Yunanistan Devleti'nin kurulduğundan sonra mevcut camilerin hızla yıkıldığı, Kimilerinin ibadet dışı amaçlarla kullanıldığı, Bazı camilerin kiliseye dönüştürüldüğünü biliyoruz, Günümüzde Atinadaki 120 camiden bir tanesinin dahi bırakılmadığınıda biliyoruz.Bu kadar Din faşizmi uygulayan Yunanlı yöneticilerin Ayasofya üzerinde hak iddiasında bulunur gibi şikayet etmesi kabul edilemez.Türkiye bağımsız bir devlettir, Günümüzde şaibeli bir kararla müzeye dönüştürülmüş olsa bile Ayasofya Camidir, Cami olarak hizmete girmesi milli bir duruş ve vazifedir.Yunanistan önce ülkesindeki Müslüman vatandaşlarına karşı yaptığı Anti demokratik baskılardan vaz geçmeli, Cami yapılmasının önünü açmalı, Kiliselerde olduğu gibi Müftülerinde bağımsız seçilmesini sağlamalıdır.İstanbul gibi Doğu Romanın ve Osmanlının başkenti üzerende Yunanistanın hiçbir hukuki hakkı olmadığı halde, Ayasofyada Kuranı kerim okunmasında şikayet etmesi kabul edilemez.YUNANLILARIN FEVERANLARIMuhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi'nden yapılan açıklamada, “Bu hareket kışkırtıcı, anlaşılmaz ve dünyanın dört bir yanındaki Ortodokslara karşı saygı eksikliğinin bir göstergesidir; bu da Türkiye'nin Avrupa süreciyle uyuşmamaktadır" denildi.Nehir Partisi'den (Potami) yapılan açıklamada da, “Ayasofya'nın kullanımının değiştirilmesi için binlerce imza toplanıyor ve bunun Türkiye'nin resmi olarak düşmanca olarak algıladığı Batı'nın girişimlerine karşı yapılan hamleler olduğuna dair yoğun söylentiler bulunuyor.Bu yönlendirmelerin hedefinde ise 900 yıl boyunca Ortodoksluğun en yüksek kilisesi sayılan, 500 yıl boyunca cami 1934 yılından bu yana ise Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal'in kararıyla müze olarak işleyen bir anıt bulunmaktadır" ifadelerine yer verildi.916 YIL KİLİSE, 482 YIL CAMİ OLARAK KULLANILDIYapımına 23 Şubat 532'de başlanmış, 5 yıl 10 ay gibi kısa bir sürede tamamlanarak büyük bir törenle, 27 Aralık 537' de ibadete açılan ve 916 yıl kilise olarak hizmet veren yapı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un fethiyle camiye çevrilerek 482 yıl cami olarak kullanıldı.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunanli-politikacilari-fena-rahatsiz-etti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunanli-politikacilari-fena-rahatsiz-etti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__1203.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/yunanli-politikacilari-fena-rahatsiz-etti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yunanli-politikacilari-fena-rahatsiz-etti/2423/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Jun 2017 11:51:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mavi Marmara Mağdurlarına Tazminat ödenmiyor</title>
			<description><![CDATA['Maliye, sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle Mavi Marmara tazminatını ailelere vermiyor'

İsrail'in Mavi Marmara'da ölen Türkiye vatandaşlarına ödenmek üzere verdiği 20 milyon dolar, mahkemeye taşındı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[CHP milletvekili İbrahim Özdiş, Maliye Bakanlığı'nın İsrail'in verdiği 20 milyon doları ailelere ödemeyi reddettiğini söyledi.Mecliste basın toplantısı düzenleyen Özdiş, Maliye Bakanlığı'nın tazminatı 'sebepsiz zenginleşme' gerekçesiyle ailelere ödemediğini açıkladı.İSRAİL, 20 MİLYON DOLARI HÜKÜMET HESABINA 1 EKİM 2016'DA YATIRDIÖzdiş, İsrail'le yapılan sözleşmeyi hatırlatarak, sözleşme gereği yakınlarını kaybeden 10 aileye ödenmek üzere hükümet hesabına 1 Ekim 2016 tarihinde 20 milyon dolar yatırıldığını söyledi. Ancak geçen sürede ailelere ödeme yapılmadı.'MALİYE BAKANLIĞI ÖDEME YAPMAYIP AİLELERE MAHKEME YOLUNU GÖSTERDİ'Özdiş, ödeme yapmayan bakanlığın ailelere mahkeme yolunu gösterdiğini belirtti: "Ailelerce açılan davalarda, davalı olarak hükümeti temsilen Maliye Bakanlığı taraf olmuş ve maalesef ya davacıların sebepsiz zenginleşmesinden bahsederek ya da tamamı ile davanın reddini isteyerek skandal bir yaklaşım sergileyebilmiştir. Oysa her aileye ödenecek miktar bellidir ve 2 milyon dolara karşılık gelmektedir. Para her aileye mutlaka ödenmek zorundadır."'İDARENİN BU DURUMDA TAKDİR YETKİSİ BULUNMUYOR'Bu durumda idarenin takdir yetkisi bulunmadığını, idare hukukundaki 'bağlı yetki kuralı' gereğince bu ödemenin yapılması gerektiğini söyleyen Özdiş şöyle devam etti: "Hükümeti temsilen eski davalarda dahili davalı olan ya da yeni davalara davalı olarak cevap veren Maliye Bakanlığı, enteresan bir şekilde sanki ortada bir anlaşma yokmuş ve hesaplarına, muhataplarına ödenmek üzere tazminat parası havale edilmemiş, sıradan bir tazminat davasına cevap verir gibi davanın reddine hüküm kılınmasını isteyebilmektedir. Yani adeta 'Biz anlaştık, paraları aldık ama siz gidin uğraşın' demişlerdir."]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/mavi-marmara-magdurlarina-tazminat-odenmiyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/mavi-marmara-magdurlarina-tazminat-odenmiyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__634.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/mavi-marmara-magdurlarina-tazminat-odenmiyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/mavi-marmara-magdurlarina-tazminat-odenmiyor/2400/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 16:07:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Türk Ordusu Katar Ambargosu ortasında</title>
			<description><![CDATA[Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, Türk askerlerinin tüm bölgenin güvenliği için ülkesinde konuşlanacağını söyledi.
Bakan es-Sani Türk askerlerinin daha önce üzerinde anlaşılan tarihten önce Katar'da olmayacaklarını belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-SaniBazı Arap ülkelerinin tüm ilişkilerini kestiği Katar'a Türk askerinin konuşlanmasının önünü açacak kanun tasarısı Çarşamba akşamı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda kabul edilmişti.Katar tezkeresi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildiSuudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in başını çektiği bazı ülkeler Katar ile ilişkilerini kesme kararlarına gerekçe olarak bu ülkenin "terörizme destek vermesini" göstermişlerdi.Başkent Doha'da gazetecilere konuşan Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani ise bu iddiaları yalanladı.Es-Sani, "Barış platformuyuz, terör değil…Bu anlaşmazlık bütün bölgenin istikrarını tehdit ediyor" dedi.Trump'tan Katar Emiri'ne diplomatik krizi çözmek için yardım teklifi6 soruda Katar kriziKatar krizinin 4 nedeni'İran gıda yardımına hazır'Şeyh Muhammed bin Abdurrahman es-Sani ayrıca İran'ın ülkesine gıda yardımı yapmaya hazır olduğunu ve üç limanını Katar için tahsis ettiğini ancak bu teklifin henüz kabul edilmediğini söyledi.Katar'a en fazla gıda ürünü ihraç eden ülkelerin başında, Doha yönetimi ile tüm ilişkilerini kesme kararı alan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan geliyor. Katar yetkilileri daha önce ülkede 4 hafta yetecek tahıl stoğu olduğunu söylemişti.Es-Sani ise Birleşik Arap Emirlikleri ile imzaladıkları gaz anlaşmalarına sadık kalacaklarını kaydetti.'Askeri yolla çözülemez'Kendileriyle ilişkileri kesen ülkelerin Katar'a talepler listesi sunmadığını söyleyen es-Sani, "Bu sorun asla askeri yollarla çözülemez" dedi."Bağımsız" dış politikalarının değişmeyeceğinin altını çizen es-Sani, "Teslim olmaya hazır değiliz. Asla da hazır olmayacağız" diye konuştu.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-ordusu-katar-anlasmazligini-ortasinda.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-ordusu-katar-anlasmazligini-ortasinda.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__632.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turk-ordusu-katar-anlasmazligini-ortasinda.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/turk-ordusu-katar-ambargosu-ortasinda/2399/</link>
			<pubDate>Thu, 08 Jun 2017 14:39:26 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Mimar Koca Sinanı Meslektaşları Unutmadı</title>
			<description><![CDATA[Büyük Usta Mimar Sinan’ı ölümünün 429. yılında saygıyla anıyoruz. 
Balkanlar’dan Yakındoğu’ya çok geniş bir coğrafyada Osmanlı kültür dünyasının en özgün mimarisini yaratan Usta, bir yandan evrensel bir tasarım dili geliştirirken bir yandan da yere özgü biçimleniş kaygısıyla mimarlığın öznelliğini ortaya koymuştur. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Süleymaniye ve Selimiye Külliyeleri ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Sinan’ın mimarlığı, günümüzde tüm Dünya tarafından “üstün evrensel değer” olarak tanınmaktadır.Mimar Sinan uzun askerlik hizmeti döneminde çok farklı coğrafyalarda bulunmuş, farklı kültürler tanımış, Anadolu’nun, Balkanlar’ın ve üç imparatorluğun başkenti İstanbul’un mimarlığını özümsemiştir. Bu büyük içselleştirmenin sağladığı görgü, taklit edilemez bir biçimleniş duyarlılığı ortaya koymuştur. Sinan, geliştirdiği tasarım yaklaşımı ile sonraki yüzyılların mimarlığını da belirleyen bir önder olmuş ve denebilir ki tek başına 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun yapılı çevre kültürünün simgesi olmuştur.Ancak, kuşkusuz Sinan sonrası yalnızca Büyük Usta’ya öykünen, onun sınırları içinde kendine bir yol bulmaya çalışan Osmanlı mimarlığı ülkenin yapılı çevre kültürünü modern çağa taşıyamamıştır. Günümüzde halen ısrarla çağın ruhunu hiç anlamadan tekrar tekrar üretilen Sinan taklidi cami mimarlığı, ne yazık ki bir toplumsal söylenceye indirgenmiş uzak geçmişin anılarını diriltmeye çalışan hayalet görüntüsünden öteye gidememektedir. Oysa ki çağdaş yaşam çağdaş mimarlığı da gerektirir.Çağdaş yaşam, “eşit ve özgür yurttaş” kavramı ile yalnızca hukuksal çerçeveyi tanımlamaz, mimarlığı ve kent kültürünü de belirler. Modern Dünya’da mimarlık bir yandan bireyin özgür kimliğini bir yandan da toplumun kamusal duyarlılığını gözetir. Bu bakış açısı yerelde farklı tasarım dilleri geliştirse de, küresel ölçekte egemen unsur Modern kültürdür. Nitekim Türkiye Cumhuriyetini kurulduktan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde çağdaş yaşam kültürünün gelişmesi için mimarlığa özel bir önem verilmiştir. Başta başkent Ankara olmak üzere ülkenin her yerinde çağın ruhuna uygun yeni yapılar inşa edilmeye başlanmıştır. Sergi Evi, İller Bankası, Bakanlıklar, Liseler, Atatürk Orman Çiftliği yapıları yalnızca Modern yapılar değildir, aynı zamanda çağı yakalamaya çalışan bir toplumun kendini ispatıdır. Ankara’nın, Adana’nın, İstanbul’un ve daha pek çok kentin planlanması, Modern kamusal yapılarla ve Modern konut mahalleleriyle bezenmesi, fabrikalar ve onlarla bütünleşik işçi-memur lojman yerleşimlerinin kurulması, eşit ve özgür bireyi temel alan ve toplumun iradesini yönetici güç olarak tanımlayan yeni rejimin yeni mimarlığıdır. Bu süreçte Batılı mimarlar kadar yeni yetişen Türk mimarları da etkin görev almışlardır.Günümüzde başkent Ankara’nın birçok değerli Cumhuriyet dönemi yapısının yıkılmış olması ve birçoğunun yıkım tehdidi altına bulunması düşündürücüdür. Uzun yıllardır mimarlık tarihçileri bu yapılarla ilgili pek çok araştırma yaparak, Türkiye ve Dünya ölçeğinde bu mimarlığın değerini ortaya koymuş ve bunları kültür mirası olarak tanımlamışken ardı ardına yıkımların yaşanması salt kentsel rant kaygısı ile açıklanamaz. Başta İller Bankası ve AKM olmak üzere Cumhuriyet’in simge binalarının yıkım tartışması aynı zamanda bir çağdaşlık tartışmasıdır da. Nasıl ki Mimar Sinan’ın eserleri görkemli bir imparatorluğun mimarlığını simgeliyorsa, Cumhuriyet yapıları da 20. yüzyılda büyük bir savaşla bağımsızlığını kazanmış bir ulusun kültürünü simgeler.Büyük Usta Mimar Sinan’ı, kültürümüze ve uygarlık tarihine yapmış olduğu katkıları nedeniyle saygıyla anarken, 94. yılına ulaşan Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde çok önemli yeri olan Modern mimarlık mirasımızın hak ettiği saygıyı görmesini diliyor, başta karar vericiler olmak üzere herkesi Cumhuriyet’e ve onun mimarlık değerlerine sahip çıkmaya davet ediyoruz.TMMOB Mimarlar OdasıMimar Sinan’ı Anma ve Cengiz Bektaş KonferansıMimar Sinan’ın 429.ölüm yıldönümü nedeniyle, 9 Nisan Pazar günü saat: 11.00’da üyelerimizin katılımıyla bir anma yapıldı. Ardından “2016 Mimar Sinan Büyük Ödülü Sahibi” Cengiz Bektaş ile bir konferans düzenlendi.]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/evrensel-mimar-koca-sinani-meslektaslari-unutmadi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/evrensel-mimar-koca-sinani-meslektaslari-unutmadi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__461.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/evrensel-mimar-koca-sinani-meslektaslari-unutmadi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/mimar-koca-sinani-meslektaslari-unutmadi/2341/</link>
			<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 17:12:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yiğit Bulut'a  850 bin TL’lik AUDİ.! İsraf, İsraf..</title>
			<description><![CDATA[Allah cc. Araf 31 Ayetinde İSRAF ETMEYİN, Allah İsraf Edenleri Sevmez dediği halde, maneviyatçı bu iktidar Varlık Fonu yönetimine getirdiği bir kişiye böyle milyarlık otomobil neyin nesidir. Siz Allahın sevgisinden mahrum kalmaktan korkmuyormusunuz?]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[CHP’li YARAYICI, YİĞİT BULUT’UN LÜKS MAKAM ARABASINI SORDU CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı olan Türkiye Varlık Fonu A.Ş Yönetim Kurulu üyesi Yiğit Bulut’a tahsis edilen 850 bin TL’lik lüks makam aracını TBMM gündemine taşıdı.CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına konuyla ilgili yazılı soru önergesi verdi.Yarayıcı, Sayıştay denetimi dışında tutularak kurulan ve Türk Hava Yolları’ndan Ziraat Bankası’na kadar birçok kuruluşu bünyesinde barındıran Türkiye Varlık Fonu’nun gelirlerinin net bir şekilde belirtilmesine karşın giderlerinin net bir şekilde belirtilmediğini ifade etti.Yönetim Kurulu Başkanlığına Cumhurbaşkanı danışmanı Yiğit Bulut’un, diğer yönetim kurulu üyeliklerine de Cumhurbaşkanına yakın isimlerin atandığına dikkat çeken Yarayıcı bu durumun “Cumhurbaşkanı denetiminde bir fon oluşturulduğu” algısını güçlendirdiğini belirtti. 850 BİN TL’YE MAKAM ARACIYarayıcı, bu fonun Türkiye ekonomisine katkısından çok, keyfi yapısıyla ekonomide bir kara delik olacağı endişesini dile getirerek “Nitekim bu keyfiliğin ilk örneklerinden birisi Fona devredilen şirketlerden biri üzerinden Fon başkanı Yiğit Bulut’un kullanımına sunulmak amacıyla piyasa değeri 850 bin TL olan Audi A8 marka bir aracın tahsis edildiği iddiasıdır” dedi.Yarayıcı Başbakan Yıldırım’a şu soruları yöneltti:-Türkiye Varlık Fonu’nun kuruluşundan bu yana giderleri ne kadardır ve bu giderler nerelere harcanmıştır?-Fon bünyesinde bulunan kuruluşlarca makam aracı olarak kaç araç alınmıştır?-Fon bünyesinde bulunan bir kuruluş üzerinden Fon Yönetim Kurulu Başkanının kullanımı için  piyasa değeri 850.000,00 TL olan Audi A8 marka bir aracın alımı yapılmış mıdır?-Yapılmış ise aynı zamanda Cumhurbaşkanı danışmanı olması sebebiyle zaten bir makam aracına sahip olan Yiğit Bulut’a bu kadar lüks bir aracın daha alınması hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır?SORU ÖNERGESİDenetimsiz fonların yarattığı 2001 ekonomik krizinin restorasyonu sürecinde iktidara gelen AKP, denetimsiz fonların yarattığı tahribatı unutmuş olacak ki, geçtiğimiz Ağustos ayında Türk Hava Yollarından, Ziraat bankasına kadar bir çok kuruluşu bünyesinde barındıran Türkiye Varlık Fonunu kurdu. En az 18 kanun ve KHK’dan muaf tutulan Fon Sayıştay denetiminin dışına çıkarılarak, hukuku ve denetimi hiç sayan bir mekanizma kuruldu. Fonun gelirleri net bir biçimde sıralanırken, “Yönetim kurulunca yapılması uygun görülen diğer harcamalar.” ibaresiyle giderlerinin sınırları açık bırakılması kamuoyunda yoğun eleştiriye maruz kaldı. Yönetim Kurulu Başkanlığına Cumhurbaşkanı danışmanı Yiğit Bulut’un atanması, diğer yönetim kurulu üyeliklerine de Cumhurbaşkanına yakın isimlerin atanması “Cumhurbaşkanı denetiminde bir fon oluşturulduğu” algısını güçlendirmiştir.Ekonomistlerce Sayıştay denetiminin yanı sıra ihale kanunundan, Sermaye Piyasası Kanununa kadar denetim mekanizmalarından bağımsız tutulan bu Fonun, ülkemiz ekonomisine katkısından çok, keyfi yapısıyla ekonomide bir  kara delik olacağı olarak değerlendirilmektedir. Nitekim bu keyfiliğin ilk örneklerinden birisi Fona devredilen şirketlerden biri üzerinden Fon başkanı Yiğit Bulut’un kullanımına sunulmak amacıyla piyasa değeri 850.000,00 TL olan Audi A8 marka bir aracın tahsis edildiği iddiasıdır.2017 yılı Şubat verilerine göre Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin ortalama gıda ve barınma harcamaları toplamının 1.951,07 Lira olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kamu kaynaklarının bu tür lüks araçlara harcanması düşündürücüdür.Yukarıdaki bilgiler ışığında;1.    Türkiye Varlık Fonu’nun kuruluşundan bu yana giderleri ne kadardır ve bu giderler nerelere harcanmıştır?2.    Fon bünyesinde bulunan kuruluşlarca makam aracı olarak kaç araç alınmıştır?3.    Fon bünyesinde bulunan bir kuruluş üzerinden Fon Yönetim Kurulu Başkanının kullanımı için  piyasa değeri 850.000,00 TL olan Audi A8 marka bir aracın alımı yapılmış mıdır?4.    Yapılmış ise aynı zamanda Cumhurbaşkanı danışmanı olması sebebiyle zaten bir makam aracına sahip olan Yiğit Bulut’a bu kadar lüks bir aracın daha alınması hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır?DÜZELTME:Alıcı: GAZETELERYiğit Bulut'a alınan lüks makam aracı haberinde Yiğit Bulut sehven Fon Yönetim Kurulu Başkanı olarak yazılmıştır. Ancak Bulut yönetim kurulunda üyedir. Düzeltir. Özür dileriz. Aracın Yiğit Bulut için alındığı gerçeği değişmemiştir.Hilmi Yarayıcı İletişim: hilmiyarayici34@gmail.com]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiye-bu-kadar-zengin-mi-israf-israf_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiye-bu-kadar-zengin-mi-israf-israf_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__377.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiye-bu-kadar-zengin-mi-israf-israf_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/yigit-buluta-850-bin-tl-lik-audi-israf-israf/2313/</link>
			<pubDate>Thu, 23 Mar 2017 08:33:19 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Merkez Bankası stoklarımız hakkında</title>
			<description><![CDATA[Hükumet ve politikacılar sık sık merkez bankası stoklarından bahseder. Şu kadar rezerv paramız var şeklinde açıklama yaparlar.

Gerçekten merkez bankamızda böyle bir para var mı yok mu? 
Bu yazıda bunu anlatmaya çalıştık...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Merkez Bankası Döviz Rezervleri Hakkında“Merkez Bankamızın en son döviz rezervleri açıklandı ve yeni rakamlarla tarihimizin yeni ve çok yüksek bir rekorunu elde ettik. Yılsonu itibariyle 100 milyar dolar hesabını yaparken, 2002 yılında, biz göreve geldiğimizde 27,5 milyar dolar olan Merkez Bankası rezervlerimiz, şu an itibariyle 103 milyar 114 milyon dolara ulaştı. Bu, Türkiye’nin gücünü, Türkiye ekonomisinin gücünü ve krizlere karşı dayanıklılığını ifade eden rekorun da ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.”Bir konuşmasında böyle diyordu Başbakanımız. Peki, ama nedir bu Merkez Bankası döviz rezervi? Ne işe yarar? Bu rezervler hangi amaçla tutulur? Maliyetleri nedir? Bu ve benzeri soruların yanıtları verilmeden, söz konusu rezervler arttı ya da azaldı demek yanlış olur. O halde bu soruların cevabını verip, Merkez Bankası rezervlerini de bu cevaplar ışığında değerlendirmemiz gerekir.Öncelikle bu döviz rezervi nedir ve ne işe yarar sorularının cevabını vermekte yarar var. Rezerv portföyü, ülkenin kendi parasının dışında sakladığı yabancı paralardan oluşur. Döviz rezervi tutulmasının ana nedeni, sabit kur rejimin uygulandığı ekonomilerde krizlere karşı bir garantör olarak kullanılmasıdır. Kriz dönemlerinde ithal edilmesi gerekli malların ithal edilebilmesi açısından önem taşır. Yani devlet, kriz dönemlerinde özel kesimin döviz eksikliğinin olduğu durumlarda hayati önem taşıyan ürünlerin ithali için bu rezervleri kullanır. Ya bizzat kendisi ithalat ederek bu ürünleri piyasaya satar ya da dövizi piyasa satarak ithalatçı kesimin döviz açığını kapatır.Her ne kadar kriz dönemlerinde müdahale amaçlı rezerv saklansa da teorik açıdan bizim gibi dalgalı kur rejimini izleyen ülkelerin fırsat maliyeti nedeni ile yüksek düzeyde uluslar arası rezerv biriktirmesinin bir anlamı yoktur. Bu açıdan Türkiye’nin Merkez Bankası rezervlerinin yüksek tutulmaya çalışılması kriz ya da şok beklentilerinin yüksek olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Temel amaç kriz dönemlerinde oluşacak şokların etkisini minimize etmektir dedik. Ancak bu amaçların dışında da döviz tutulabilir. Şimdi bu amaçlara bakalım:1-Ülkenin ithalatını gerçekleştirebileceği düzeyde ihracat yapamaması durumunda…Daha sonra sıkça bahsedeceğimiz ‘’Cari Açık’’ denen ve bizim gibi kalkınma hamlesini gerçekleştirmeden büyüme hamleleri yapmaya çalışan ve bunu da özellikle ihracat eliyle gerçekleştirmeye çalışan ülkelerin temel sorunudur. İthalatın yeterli düzeyde olmaması, ülke için hayati önem taşıyan ürünlerin ithal edilememesine neden olur ki hiç de arzu edilen bir durum değildir. Bu açıdan bakıldığında MB rezervlerimizin bizim gibi cari açığı son derece yüksek olan ülkelerde aslında pek bir anlam teşkil etmediği ve ithalatı etkilememek için uygulanan ‘’Düşük Kur-Yüksek Faiz’’ politikasıyla beraber oldukça yüksek riskler barındırdığı da gözden kaçırılmamalıdır.2-Dış borçlanması yüksek olan ülkeler mümkün olduğunca fazla rezerv bulundurmak zorundadırlar. IMF borcunu ödemiş fakat IMF dışında pek çok uluslar arası kuruma borçlanmış bir ülke olarak elbette ki çok fazla rezerv para bulundurmamız gerekmektedir. Daha doğrusu borç veren ülke verdiği borcun bir kısmını, geri ödemenin teminatı olarak borç verdiği faiz tutarının da altında kendi ülkesindeki bir bankada garantör olarak tutar. Çünkü vadesi gelen borcun ödenebilmesi temerrüde düşmemesi için elinizde vadesi gelen borcu ödeyebilecek düzeyde döviz rezervinin olması gerekmektedir.Sayısal bir örnekle durumu izah etmeye çalışayım: Herhangi bir uluslar arası kurumdan yıllık %20 faizle 5 yılda ödenmek üzere 100 miyar Dolar borç aldığımızı düşünelim. Borç veren kuruma her yıl bu borcun anaparasının 1/5’i olan 20 milyar doları ve anaparanın faiz tutarının yıllık taksiti olan 4 milyar doları ödememiz gerekmektedir. Yani her yıl 24 milyar Dolar ödememiz gerekmektedir. Şu halde borç veren kurum verilen borcun asgari 1 yıllık taksit tutarını faiziyle birlikte kendi ülkesinde ki Türkiye adına açılan herhangi bir bankada borç verdiği yıllık %20 faiz tutarından da daha düşük bir faiz oranıyla (örneğin %10) teminat olarak alıkoyar.Böylelikle Türkiye aldığı 100 milyar Dolarlık borcun sadece 76 milyar Dolarını kullanabildiği gibi kullanamadığı kısmından da faiz farkı nedeniyle zarar eder. Borç veren ülke hem faizden, hem faiz farkından hem de borcun teminat olarak ülkesinde sakladığı kısmını ülkesinde sermaye olarak kullandırarak kar elde eder.Bu nedenle dış borcumuzun 350 milyar Dolar civarında olduğu gerçeğini göz önüne tutarsak, merkez bankamızın döviz rezervlerinin artması ya da artıyor olması doğal karşılanmalıdır.Diğer taraftan merkez bankası rezervleri yukarı bahsi geçen ‘’Cari Açık’’ denen ve ödemeler bilançosunda önemli bir yer tutan ekonomik kalemin finansalı açısından da önemli bir rol üstlenmektedir. Yani cari açık ya da daha da açık tabiriyle ‘’Cari Zarar’’ bu rezervlerle finanse edilir. Bu durumda Türkiye’nin toplam cari açığını ve bu cari açığın nasıl finanse edildiğini iyi bilmemiz gerekmektedir. Türkiye’nin toplam cari açığı (son 10 yılın katlanmış toplamı) 300 milyar doların üzerinde seyretmektedir. 2013 itibariyle yıllık cari açık son 10 yıla göre 76 kat artarak 47,7 milyar dolar olduğu görülmektedir.Rezervlerin bu açıkları finanse etme ihtimali olmadığına göre bu açıklar yıllık bazda finanse edilirken farklı yöntemlerin kullanılmış olacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Yani Türkiye’nin son 10 yılda ortalama olarak 30 milyar Dolarlık cari zararı merkez bankasının rezervleri dışında finanse etmiş olması gerekmektedir. Bunu rezerv artış hızıyla, cari zararın artış hızı arasındaki farktan anlamamız mümkündür. Şu halde son on yılda ortalama olarak verdiğimiz 30 milyar dolarlık cari zarar nerelerden kapandı, sorusuna yanıt bulmamız daha da ehemmiyet taşır hale gelmiştir.Cari zararı kapatabilmeniz için elinizde dövizin olması gerektiği gerçeğinden hareketle ve ülkelerin sadece borçlanma, yabancıların tahvil ve hisse senedi satın almasıyla ya da DİBS satışlarıyla döviz elde edebileceğini de düşünerek sorunun cevabını aramaya devam edelim. Cari zararın finanse edilebilirliği borç veren ülke ya da kurumun uyguladığı ve yukarıda aktardığım politikadan ötürü borçlanma ile mümkün olmadığını aynı zamanda alınan borç için hiçbir ödemede dahi yapılmasa yıllık ortalama 30 milyar doların tamamını borçlanma ile finanse edebilmenin imkânsız olduğunu görüyoruz.Bu durumda açığı finanse edebilmenin yabancıların tahvil ve hisse senedi satın almasıyla ya da DİBS satışlarıyla olması gerektiğini düşünebilirsiniz. Ancak hiçbir ülke her yıl ortalama 30 milyar Dolarlık açığı üstelik 10 yıl boyunca bu şekilde finanse edemez. Çünkü DİBS gibi belgelerin fazla çıkarılması değerlerini düşürecek bu da devlete olumsuz yansıyacaktı. Ayrıca iç borçlanma senetleriyle parasal daralma gerçekleşeceği için ekonominin olumsuz etkilenmesi söz konusu olacaktır. Tüm bu açıklamalar bize Türkiye’nin cari açığını finanse etmek için başka bir yöntem kullandığını göstermektedir. Bu yöntemin adı da özelleştirmedir. Yani devlet sırf cari açığını kapatabilmek, ödemeler dengesini tutturabilmek için kar eden kuruluşlarını özelleştirmiştir. Özelleştirme konumuz dışında kaldığı için bahis açmayacağım.Ayrıca merkez bankası döviz rezervlerinin 3-4 aylık ithalatı karşılayabilecek düzeyde olması da gerekmektedir. Ama tekrar ediyorum: Yukarıda anlattıklarımın gerçekleşebilmesi için öncelikle sabit kur rejiminin uygulanıyor ve aynı zamanda devletin piyasada tüm ekonomik organlarıyla aktif bir rol oynuyor olması gerekmektedir. Teori bunu söyler.Yeri gelmişken bir noktanın daha altını çizmek istiyorum: Rezerv ile dış borç arasında da belirli oranların tutturulmuş olması gerekmektedir. Esasen merkez bankalarındaki rezervler tıpkı işletmelerin bilançolarındaki aktiflere benzerler. Ve bu aktiflerin bilançonun pasif kısmında yer alan yabancı kaynakları (borçları) ne derece karşılıyor olabildiği de önemli bir göstergedir. Yoksa tek başına rezervler yine bir anlam teşkil etmemektedir.Rezerv/Kısa Vadeli Dönem Borçları oranının‘’1’’e mümkün olduğunca yaklaştırılabilmesi merkez bankası rezervlerinin lehte anlam kazanması olduğu gerçeğinden hareketle Türkiye’nin durumunu bakıldığında bu oranın sıfıra daha yakın olduğu görülecektir. Esasen bu oran dış borçlanmanın faiz oranını da etkiliyor olması nedeniyle, uygulanan ekonomik politikalar bizim için asla ve asla olumlu yönde işlemeyecektir. Aldığımız her borcu söz konusu orandan dolayı borç veren kurum açısından ‘’risk pirimi’’ yüksek olduğu için yüksek faiz oranıyla alacağız. Bu durum borçlanma maliyetimizi yükselttiği için dönem içi borçların faiz ve anapara ödemesi merkez bankasının döviz rezervini olumsuz etkileyecektir. Bu durum söz konusu oranın pay kısmında küçülmeye neden olacağı için, oranı her dönem ‘’0’’a daha da yaklaştıracaktır.Yani borçlanmadaki artış hızı merkez bankasının rezerv artış hızından fazla olduğu müddetçe söz konusu rezervin hiçbir hükmü olmayacaktır.3-İhracatla büyümeyi hedefliyorsanız rezerv para tutarsınız. Merkez Bankamızın döviz rezervlerindeki aşırı artışın esas nedenlerinden birisi de esasında ülke ekonomisin ihracat ile büyümesinden kaynaklanmaktadır. Esasında bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin büyümeden bahsetmeden evvel kalkınmadan bahsetmeleri gerekmektedir. Yani öncelikle ağır sanayi hamlelerinin yapılması, istihdamın arttırılması ve iş gücü devir hızı ile ülke nüfusunun artış oranı eşitlenmiş (ki bu mümkün değildir) en azından bir birine yakın olması lazımdır.İhracat-ithalat arasında gidip gelen bir ülke, enerjisini ve kaynaklarını hafif sanayileşmeye yani montaj sanayisine harcarsa dış ticaret arasındaki dengenin ithalattan yana bozulması kaçınılmaz hale gelir. Bu da beraberinde ekonomik yozlaşmayı getirir. Her tarafta alış-veriş merkezleri açılır, küçük imalat işlerinde ve ya tarım sektöründe birikmeler olur. Zaten özelleştirme ile satılan kurumların ayak işlerinde ve hizmet sektöründe çalışan insanların çalışma koşulları da gittikçe kötüleşir. Orta kesimin alım gücü düşer. Vatandaşın banka borçları artar. KOBİ’ler kapanmaya başlar…Burada altı çizilmesi gereken husus yukarıda da adı geçen ‘’Düşük Kur-Yüksek Faiz Politikası’’dır. Bu politika aslında küresel sermayenin az gelişmiş ya da bizim gibi daha kalkınma hamlelerini yapmadan büyümeden bahseden ülkeleri sömürmek için kullanılan bir yalandır. Bu politikayı uygulayan her ülke ama her ülke küresel elitin elinde oyuncak olmaya mahkûmdur.Peki, nedir bu politika?‘’Başkan Eishenhower, 1953 yılına ilişkin yıllık raporunda der ki: Dış politikamızın açık amacı, yabancı ülkelerde yatırımlar için uygun bir ortam hazırlamaktır.’’1‘’Çünkü önemli olan, ABD’nin asıl gücünün (özel sermaye sahibi girişimcilerin) öteki ülke ekonomilerine egemen olmasıdır. ABD’nin bu politikasında öncü ve etken örgüt AID/Uluslararası Kalkınma Teşkilatıdır. AID her ne kadar ihracata doğrudan doğruya yardım yapmıyorsa da, ABD’nin izlediği yardım politikası, ABD ihracatçılarına dolaylı yollardan yardım yapılmasını mümkün kılmaktadır. ’’2Emin Değer’in Oltadaki Balık Türkiye adlı eserinden aktardığım yukarıdaki iki alıntı aslında bahsi geçen politikaya günümüz ekonomilerinde kılıf hazırlayan politikalara öncülük etmektedir. İşin bu boyutu daha stratejik bir anlam kazanıyor. Sadece ekonomide oynanan oyunun ne olduğunu görebilmemiz açısından bir ara bilgi olarak sıkıştırıyorum yazıya. Düşük kur-yüksek faiz politikası esasen II. Dünya Savaşı ile ortaya atıldı diyebiliriz. Bu politika kalkınma için yeterli sermaye birikimine sahip olmayan ülkeleri yabancı sermaye eliyle kalkındırmayı (!) amaçlıyor. Yani Türkiye’de Amerikalı ya da İngiliz iş adamının yatırım yapması. Lakin yabancı parayı ülkeye çekmek hiç de kolay bir iş değildir. Ekonomik ve politik riskleri, sosyo-kültürel riskleri minimize etmeniz ve hatta ortadan kaldırmanız gerek ki, yabancı sermaye ülkeye girmek istesin. Bir de yukarda adı geçen politika uygulanıyorsa her açıdan yatırıma değer bir ülke oldunuz demektir. İşin buraya kadar olan kısmı yani teorik kısmı gayet güzel. Lakin uygulamada bir sürü aksaklıklar ve rantlar oluşuyor. Kısaca bunlardan bahsederek rezerv konusunu bağlayacağım.Düşük kur-yüksek faiz politikasının getirdiği zararlar. Her ne kadar siyasi ve ekonomik ortamınızı yatırıma elverişli hale getirmiş olsanız da yatırımcı milyon Dolarlarını reelini bilmediği bir ülkeye kolay kolay bağlamaz. Onun için yatırımcıya faiz üzerinden bir getiri sunarsanız işi iyice cazip hale getirmiş olursunuz. Yapacak olduğu işten zarar etmesi halinde en azından faiz üzerinden bir kazanç sağlasın ki, kaybını telafi edebilsin. Ülkemiz açısından bakıldığında, Dünyada en yüksek reel faizi veren ülke maalesef Türkiye. Bununla yetinmediğimiz gibi kuru da düşük tutuyor bu haliyle zaten sorunlu olan bir ekonomi politikasını evrime ediyor, adını ‘’Sıcak Para Politikası’’ olarak resmen olmasa da fiilen tescilliyoruz. Parası olan pek çok spekülatör, milyon dolarlarla borsamıza giriyor ve hiç uğraşmadan parasına para katarak ayrılıyor. Para giriş ve çıkışlarında ‘’stopaj’’ oranını da neredeyse sıfırlamış olmamız, bu ülkede reel yatırım yapanların verdiği vergiden daha az vergi vererek para kazanan spekülatörlerin iştahını kabartıyor olduğunu da söylememiz gerek. Şartlar o kadar müsait hale geldi ki; normal şartlarda fabrika, baraj, köprü gibi yatırımlar için gelmesini istediğimiz yatırımcılar (!) para üzerinden para kazanmak için sisteme dâhil olmaya başladılar. Lakin yine de bazı büyük yatırımlar, getirilerinin yüksek olması nedeniyle birde yap işlet modeliyle uzun süre ve inanılmaz paralar kazandıracakları için bu yatırımların peşinde koşanlar da olmuyor değil. (3.Köprü örneğinde olduğu gibi.)Bu politikanın bir takım belirgin sonuçları vardır. Yani kaçınılmaz olarak bu politikayla ortaya çıkan bu sonuçlardır bunlar. Bu sonuçlardan belki de en önemlisi yukarıda da bahsettiğimiz ‘’yüksek cari açık’’tır.Yerli üretimde kullanılan girdilerin maliyetinin yüksek olması, teknolojik gelişmişliğin az olması nedeniyle seri üretimde zorlanan ve dolayısıyla dış üretici ile rekabet edemeyen yerli firmaları üretimden ziyade ithal mallara yöneltiyor, ithal edilen ucuz mal içeride göreli olarak enflasyonun düşmesine neden oluyor. Yanı bu politikanın kaçınılmaz sonucundan birisi de ‘’düşük enflasyon’’ olarak göze çarpıyor. Bu politikanın bir nihai sonucu olarak da ‘’istihdam yaratmayan büyüme’’ diyebiliriz. Bunun da temel nedeni ülkenin gittikçe ithalat cenneti haline gelmesidir. Yerli üretimin girdi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle yabancı üreticiyle rekabet edemiyor olması, bu işletmelerin gittikçe küçülmeye gitmesine neden oluyor. Ülke ithalatla sanal bir büyüme yaşıyor, reel yatırımlarda bir değişiklik olmuyor. Hatta çoğu zaman küçülme yaşanıyor. KOBİ’ler rekabet edemiyor ve kapanıyor. Kimi durumlarda çok uluslu şirketlerce ‘’damping’’ deneniyor, zaten iyice beli bükülmüş olan yerel üretici sektörün tamamen dışına itilebiliyor ve sektörde uluslar arası bir tekelleşme yaşanabiliyor.Tabi bu politika GSMH’de ve KBGSMH’da sanal bir büyümeye de neden oluyor. Bu politikanın uygulanıyor olmasının temel nedeni de zaten enflasyonu düşürüp milli gelirde sanal bir büyüme yaratmaydı. Uygulama açısından doğal olarak hükümet bu hedeflerini gerçekleştirdi. Lakin bu politika başka sorunların oluşmasına neden oldu.Son olarak rezerv tutmanın maliyetinden bahsedeceğim. Rezerv tutarak elinizdeki parayı yatırıma dönüştürmüyor olmanın ithalat ve yatırım maliyeti vardır. İthalat maliyeti üzerinde zaten yeterince durduğumuz için yeniden bir şeyler söylemenin anlamı yok. Lakin yatırım maliyetinden birkaç kelime ile de olsa bahsetmekte yarar var. Bu maliyetten kasıt elde tutulup reel yatırıma dönüştürülmeyen sermayenin, paranın zaman değerini de hesaba katarak, atıl kalmasıdır. Bu durum hem GSMH’yi hem de istihdamı etkileyeceği için aslında ekonomiye büyük ölçüde negatif etki de yapabilir.Bu satırları yazarken borsanın 65 binlerde olduğunu, Euronun 2,7 civarında Doların ise rekor kırarak 2,08’i de geçtiğini ve önümüzde bir Olası Suriye operasyonu olduğunu düşünerek söylemem gerekir ki, Doların daha da yükselme ihtimali hayli yüksek. Hele de bu müdahale İran-Lübnan ve Türkiye üçlüsünü de Suriye’deki kaosun içine çekerse ekonomik göstergeler reele çok fazla yansıyacak dolayısıyla yaklaşık 11 yıldır şişirilen ekonomimiz tarihimizin en büyük krizine yelken açabilecektir. Umarım bu süreçten en az yara ile hatta ve hatta hiçbir yara almadan çıkarız.Mehmet Ayaz]]></content:encoded>
		    <image>https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiyenin-milli-sermayesi-banknot-olarak-nerede.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiyenin-milli-sermayesi-banknot-olarak-nerede.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/t__252.jpg"/>
<enclosure url="https://www.fatihhaber.com/images/haberler/turkiyenin-milli-sermayesi-banknot-olarak-nerede.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.fatihhaber.com/merkez-bankasi-stoklarimiz-hakkinda/2270/</link>
			<pubDate>Mon, 20 Feb 2017 05:27:42 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Gurbetçi Öğrenciler nasıl Oy Kullanacak</title>
			<description><![CDATA[Referandum yaklaşıyor, Bilhassa milyonlarca öğrenci oy kullanacak, Bunların çoğunluğu resmi ikametgahından uzakta yaşıyorlar.
Bu öğrencilerin ne yapması gerektiğini bu haberimizden öğrenebilirsiniz..]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Referandumda okuduğu şehirde oy kullanmak isteyen öğrenciler ne yapmalı?Nüfus kaydının bulunduğu şehirden farklı bir şehirde okuyan öğrencilerin başkanlık referandumunda oy kullanabilmesi için çeşitli belgeler ile en kısa sürede İlçe Nüfus Müdürlüğüne başvurması gerekiyor. Başkanlık referandumunun takvimi bu hafta içerisinde netleşecek. Hükümet kanadından yapılan açıklamalara göre referandumun nisan ayının ortalarında yapılması bekleniyor. İki ay gibi kısa bir süre kala seçmenlere seçmen kütük kayıtlarının kontrol edilmesi yönünde uyarılar yapılıyor. Nerede oy kullanacağı öğrenmek isteyen seçmenlerin 'Seçmen Sorgulama' adresini ziyaret etmesi gerekiyor. FARKLI BİR ŞEHİRDE OKUYAN ÖĞRENCİLER NE YAPMALI?Nüfusa kayıtlı olduğu ilden farklı bir şehirde üniversite okuyan öğrencilerin başkanlık referandumunda okudukları şehirde oy kullanabilmeleri için acil olarak atılması gereken bazı bürokratik adımlar var. Yurtta ikamet edenler: Yurtta kalındığına dair Yurt Müdürlüğünden alınan belge ve üniversiteden alınan öğrenim belgesi ile İlçe Nüfus Müdürlüğüne başvuruda bulunulması gerekiyor. Evde ikamet edenler: İkamet edilen eve ait kira sözleşmesi, muhtardan ikamet belgesi ya da kendi adlarına kayıtlı bir fatura ile İlçe Nüfüs Müdürlüğüne müracat edilmesi gerekiyor.Bir yakınının evinde kalanlar: Yakınları ile birlikte İlçe Nüfüs Müdürlüğüne gidilmesi gerekiyor. ]]></content:encoded>
			<link>https://www.fatihhaber.com/gurbetci-ogrenciler-nasil-oy-kullanacak/2238/</link>
			<pubDate>Wed, 01 Feb 2017 17:55:04 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>