Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Yevmul Cum'a eşsiz, Benzersiz bir ibadettir.

02 Kasım 2023 - 20:53

Yevmul Cum'a,ya Namaz denilse de Aslı Hutbedir. Ve Hutbe Özgürlüğü olmayan yerde Cum'a eda edilmez.
Yevmul Cum'a Müslümanlar için Özgürlük demektir. 

Bu nedenle Yevmul Cum'a ibadet bayramı anlamını taşımaktadır

Zamane din adamları her ne kadar ilk Cum'ayı Resulullah Sav. Cum'a Mescidinde eda etti desede, Hicretten önce  Zürâre'nin Medine yakınlarında cuma namazı kıldırdığını kaydetmektedir. 
Bazı rivayetlerde Mus'ab b. Umeyr'in de bu dönemde Medine'de cuma namazı kıldırdığı belirtilir. 

Genel inanca göre Cum'a Sûresi'nin inmesi ile hicret sırasında Müslümanlara farz kılınmış olan bir ibadettir. 
Muhammed As., Medine'ye yakın bir yer olan Salim bin Avf yurdundaki Ranuna denilen vadi içerisinde Beni Salim Mescidi'nde ilk cuma hutbesini okumuş ve ilk cuma namazını kıldırmıştır.
*******************

Farz Kılınışı, Anlamı ve Günümüz Açısından Cuma
Cuma Namazı Ne Zaman Farz Kılındı?
Cuma namazı Mekke’de farz kılındı. Allah Resûlü (sav) içinde bulunduğu durum nedeniyle cuma namazını kılamadı, kıldıramadı. Medine’de bulunan ashabına mektup yazarak cuma namazını kılmalarını emretti. Böylece Allah Resûlü (sav) henüz hicret etmeden cuma namazı Medine’de kılınmaya başlandı. Allah Resûlü (sav) ilk cumayı, Medine’ye hicret yolunda kılmıştır:

Abdurrahman ibni Ka’b ibni Malik (ra) şöyle demiştir:

“Babam Ka’b’ın gözleri kör olunca ben onu götürüp getirdim.

Ben onu her cumaya götürdüğümde cuma ezanını işitince, ‘Ebu Umame, Esad ibni Zurare için istiğfar edip ona dua ederdi. Ben bunu her sefer işitmeme rağmen, sebebini sormadım ve kendi kendime, ‘Vallahi benim bu sormayışım bir acizliktir. Kendisi ne zaman cuma ezanını işitirse Ebu Umame için dua ve istiğfar ediyor. Ben de bunun sebebini sormuyorum.’ dedim.

Onu cuma için götürdüğümde, ezanı işitince her zaman yaptığı gibi Ebu Umame için yine dua ve istiğfar etti.

Bu sefer ben ona, ‘Ey Babacığım! Cuma ezanını işitince Esad ibni Zurare için neden dua ve istiğfar ediyorsun? Bunu bana söyler misin?’ dedim.

O da, ‘Evladım, Resûlullah (sav) Mekke’den Medine’ye gelmeden önce Nekîu’l Hazamat bölgesindeki Ben-i Beyaza Mahallesi’nin Hezm denilen yerinde ilk cuma namazını kıldıran kimse odur.’ dedi.

Ben de, ‘O gün cuma namazında kaç kişiydiniz?’ diye sordum.

‘Kırk erkek idik.’ diye cevap verdi.’ ”[12]

“Allah Resûlü (sav), Kureyşli Musab ibni Umeyr’i kendisi hicret etmeden önce Medine’ye gönderdi.

Ona dedi ki: ‘Medine’de olan Müslimleri topla. Sonra Yahudilerin kendisinde cumartesi günleri için et kızarttıkları güne bak. Gündüz ilk yarısını bitirdiği ve meylettiği vakitte onların içinde ayağa kalk ve ardından iki rekât (namaz) ile Allah’a yakınlaşın.’

Zuhri dedi ki: ‘Musab, Ensar evlerinden birisinde onlara cuma kıldırdı. Onlara cuma kıldırdığında sayıları on küsurdu.’

Evzai dedi ki: ‘Musab insanlara ilk defa cuma namazı kıldıran kimsedir.’

Darekutni’den şöyle rivayet edilmiştir:

‘İbni Abbas dedi ki: ‘Resûlullah’a (sav), hicret etmeden önce cuma namazı izni verildi. Allah Resûlü (sav) cuma kılmaya ve insanlara bunu açıklamaya güç yetiremedi. Musab ibni Umeyr’e şunu yazdı: ‘Bundan sonra; Yahudilerin kendisinde cumartesi günleri için et kızarttıkları güne bak. Kadınlarınızı ve çocuklarınızı toplayın. Cuma gününde gündüz ilk yarısını bitirdiği ve meylettiği zeval vakti gelince Allah’a iki rekât namaz ile yakınlaşın.’ ’ ’ ”[13]

“Beyhaki, Yunus kanalıyla Zühri’nin şöyle dediğini tahriç eder: ‘Bize ulaştığına göre ilk kılınan cuma namazı Allah Resûlü gelmeden önce Medine’de kılınandır. Bu namazı Musab ibni Umeyr kıldırmıştır.’

Abdurrezzak, kendisine ait kitabında Ma’mer kanalıyla Zühri’nin şöyle dediğini rivayet eder:

‘Allah Resûlü (sav), Musab ibni Umeyr’i kendilerine Kur’ân öğretsin diye Medine ahalisine gönderdi. Musab, Allah Resûlü’nden (sav), Medine’deki Müslimlere cuma namazı kıldırmak için izin istedi. Allah Resûlü de (sav) izin verdi. O, o zamanlar bir emir değildi. Sadece Medine halkına dinlerini öğretmek için gitmişti.’

Abdurrezzak, İbni Cureyc’ten nakleder ve kendisi der ki: ‘Ben, Atâ’ya, ‘Cuma namazını kıldıran ilk kişi kimdir?’ dedim.

Dedi ki: ‘İddia ettiklerine göre Abduddaroğullarından bir adamdır.’

Ben, ‘Allah Resûlü’nün (sav) emriyle mi kıldırdı?’ dedim.

O, ‘Bırak, yeter.’ dedi.’

Bunu Esrem, İbni Uyeyne’den İbni Cureyc kanalıyla tahriç etmiştir. Onun rivayetinde Atâ, ‘Evet. Bu kadarı yeter.’ diye cevap vermiştir.

İbni Uyeyne, ‘Cuma namazını ilk kıldıranın Musab ibni Umeyr olduğunu söyleyen kişileri işittim.’ demiştir.

Aynı şekilde İmam Ahmed, Ebu Talib’in rivayetinde Allah Resûlü’nün (sav), Musab ibni Umeyr’e Medine’de cuma namazını kıldırmasını emrettiğini ifade etmiştir.

Yine İmam Ahmed, İslam’da kılınan ilk cuma namazının Musab ibni Umeyr’in Medine’de kıldırdığı cuma namazı olduğunu belirtmiştir.

Bunun benzeri ifadelerin Atâ ve Evzai’den aktarıldığı geçmişti.

Böylece bu delillerle, Allah Resûlü’nün (sav) Medine’de cuma namazının kılınmasını emrettiği, kendisinin ise Mekke’de kılmadığı açığa çıkar. Bu, cuma namazının Allah Resûlü’ne Mekke’de farz kılındığını gösterir.

Cuma namazının Mekke’de farz kılındığını söyleyenlerden bazıları şunlardır: Şafiilerden Ebu Hamid El-Isfirayini, ashabımızdan Kadı Ebu Ya’la (ihtilaflı konulara dair yazdığı geniş kitabında), İbni Akil (Amdu’l-Edille kitabında), aynı şekilde Malikilerden bir grup, ki Suheyli ve başkaları onlardan olup bu görüşü zikredenlerdir.

Allah Resûlü’nün (sav) cuma namazını Mekke’de kılmamış olmasına gelince, bu şöyle anlaşılabilir: Allah Resûlü’ne cuma namazı emredilmiş olmakla beraber bunu Daru’l Harp’te değil, hicret yurdunda kılmakla da emrolunmuştur. Mekke o zamanlar Dâru’l Harp idi. Müslimler orada dinlerini izhar edebilecek güce ve imkâna sahip değillerdi. Nefisleri hakkında endişelilerdi. Bundan ötürü oradan Medine’ye hicret ettiler. Birçok özürden dolayı kişiden cuma namazı sorumluluğu düşebilir. Kişinin kendisi ve malı için endişe ya da korku hâlinde olması, bu özürlerdendir.

Son dönem Şafii âlimlerinden bazıları cuma namazının Mekke’de kılınmaması hakkında başka bir manaya işaret etmişlerdir. Şöyle ki; cuma namazının kılınmasından maksat, İslam’ın şiarlarını izhar etmektir. Bu da ancak Daru’l İslam’da gerçekleşebilir.

Bu nedenle cuma namazı, kırk kişi hazır bulunsa da zindanda kılınmaz. Bu konuda âlimler arasında ihtilaf bilinmez. Hasan, İbni Sirin, Nehai, Sevri, Malik, Ahmed, İshak ve başkaları bu görüşü dillendirenlerdendir…”[14]

Bu rivayetler şunu göstermiştir: Allah Resûlü (sav) farz kılındığı hâlde Mekke’de cuma namazı kılmamıştır. O (sav) dilese Mekke’nin dışındaki vadilerde veya Erkam’ın evinde gizlice cuma namazı kılabilirdi, ama kılmadı. Medine’de bulunan ashabının cuma namazı kılması için talimat yazdı. Sahabe de bu talimat üzerine cuma namazı kıldı.

Burada sorulması gereken önemli bir soru vardır: Farz kılındığı hâlde, neden Allah Resûlü (sav) cuma kılmadı da Medine’de kılınmasını istedi? Zira o gün Medine, bir İslam devleti değildi. Tamamen Müslimlerin kontrolünde de değildi. Müslimler çoğunlukta da değildi. Allah Resûlü Medine’ye hicret ettiğinde dahi, Müslimler Medine nüfusunun beşte biri kadardı. Medine nüfusunun kahir ekseriyeti (beşte dördü) Yahudi ve müşrik Araplardan oluşuyordu.[15]

O gün Mekke ve Medine; küfür ahkâmının hâkim olduğu, güç ve nüfus üstünlüğünün kâfirlerde olduğu bir küfür beldesi, ıstılahi anlamda Dâru’l Küfürdü. Ancak Mekke ile Medine arasında şöyle bir fark vardı: Mekke’de Müslimler özgür değildi. Mekke yönetimi dinlerini yaşamalarına ve tevhidi izhar etmelerine müsaade etmiyordu. Cuma namazı ise açıktan kılınan, Müslimlerin gündemini ilan eden, siyasi yönü ağır basan bir ubudiyettir. Yalnızca bir cemaatin ve imamın olması, cuma kılmak için yeterli değildir. Dikkat edin: Vakit namazları seferde, savaşta, yani her hâlükârda kılınır. Ancak cuma namazı mekân, imam, cemaat olsa da seferde ve savaşta kılınmaz. Vakit namazları gerekirse gizli olarak, saklanarak, hatta ima yoluyla dahi kılınabilir. Ancak cuma namazı gizlenerek, saklanarak, ima yoluyla kılınacak bir namaz değildir. Bu nedenle Mekke’de gizli olarak vadilerde veya evlerde kılınmamıştır. Çünkü İslam toplumu özgür değildir ve tüm faaliyetleri, ibadi veya siyasi, müdahaleye açıktır. Medine; bir İslam devleti olmasa da, Müslimler özgürdür. Toplumsal yapı Mekke’de olduğu gibi yöneten-yönetilen şeklinde keskin çizgilerle ayrılmamıştır. Yahudiler, Araplar ve diğer gruplar istedikleri gibi inanmakta, istedikleri gibi yaşamaktadır. Hiçbir grup bir diğerine karşı siyasi üstünlüğe sahip olmadığından, kimse bir diğerinin yaşamına müdahale etmemektedir.

Bir diğer dikkat çekici husus şudur: Allah Resûlü (sav) Medine’de bulunan ashabına cuma kılmalarını emretmişken Habeşistan’da bulunan ashabına böyle bir talimat yazmamıştır. Zira Habeşistan’da Müslimler rahattır, fakat özgür değildir. Bir siyasi yönetimin idaresi altındadır ve tüm faaliyetleri müdahaleye açıktır. Siyer kaynaklarından öğrendiğimiz kadarıyla yaşanan bazı siyasi hadiselerde yoğun bir endişeye kapılmışlardır.Çünkü onları koruyan salih kral yenilecek olsa, orada yaşamaları mümkün olmayacaktır. Medine İslam toplumu gibi özgür, istikrarlı bir yaşamları yoktur.[16]

Tüm bunlar cuma namazını kılmak için imam, cemaat ve mekân olmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Cuma kılmak için Müslimlerin özgür olmaları, siyasi olarak gayri İslami bir otorite altında yaşamamaları ve dinlerini izhar edecek güç ve kuvvete sahip olmaları gerektiğini gösterir. Cuma kılmak için bir İslam devletine ve halifeye de ihtiyaç yoktur. Medine bir İslam devleti olmadığı hâlde, orada cuma namazları eda edilmiştir. Çünkü Medine’de siyasi bir otorite yoktur ve her topluluk inanç ve eylem konusunda özgürdür. Bu nedenle Medine’de İslam’ı seçenler bir baskıyla karşılaşmamış, hapsedilmemiş, yurtlarından sürülmemiştir. İslam hiçbir engelle karşılaşmadan Medine’de yayılmıştır.

Bugün bu topraklarda İslam toplumu özgür değildir. Tevhid daveti baskı, eziyet, tehdit ve engellemelerle karşı karşıyadır. Tüm İslami ve siyasi faaliyetler tağuti rejimin kontrolü altında ve baskıya açıktır. Hâliyle cuma kılmak için gerekli şartlar oluşmamıştır. Allah (cc) en doğrusunu bilir.
Tevhid Dergisi Halis B ayancuk Hoca. Link: 

YORUMLAR

  • 0 Yorum