Ali Karaca

Ali Karaca

Hayata Dair Ne varsa Düşünelim
alikaraca@gmail.com

DEDE KORKUT VE OĞUZNAME....

28 Mayıs 2020 - 14:57

Dede Korkut Kitabı, Oğuz bölgesindeki Türk boyları arasında İslam dini ile tanışmalarını takip eden yüzyıllar içinde sözlü kültür ortamında oluşmuş ve muhtemelen 15. yüzyıl sonlarıyla 16. yüzyıl başlarında yazılı kültür ortamına aktarılmış destani hikayelerin toplandığı yazılı bir kaynaktır. Türk kültürünün çeşitli alanlarına ilişkin bilgileri kapsaması bakımından Türk kültürünün temel yazılı kaynağı olarak kabul edilmektedir

Günümüzde ''Dresden'' ve ''Vatikan'' nüshaları bulunan Dede Korkud Kitabı, Osmanlı Türkçesi ile kaleme alınmıştır. Dresden Kraliyet Müzesinde Oryantalist Henricus Orthobius Fleischer (1831: 12) tarafından bulunan ve ''Dresden Nüshası'' olarak adlandırılan kitap (Prof Dr Ettore Rossi 1952: 8 ve Prof Dr H. Şakiroğlu 1999: 191’den)Türkiye’de, Azerbaycan’da, Kazakistan’da ve Türkmenistan’da yapılan çalışmalara kaynak oluşturmuştur.

1815 yılında Heinrich Von F. Diez (1811-1815) (Prof Dr Ettore Rossi 1952: 1 ve Prof Dr Mahmut H. Şakiroğlu 1999: 184’den) Dresden Nüshası’nın kopyasını çıkarıp Berlin Kütüphanesine "Berlin Nüshası" olarak bilinir, bırakırken; aynı dönemde yayımladığı ''Atasözleri” kitabında da ''Tepegöz'' boyunun Almanca çevirisine yer vererek ayrıca yayımladığı bir makale ile de dünyaya duyurmuştur. (Prof Dr Ettore Rossi 1952: 1 ve Prof Dr Mahmut H. Şakiroğlu 1999: 184’den) Dresden nüshası üzerinde çeviri denemesi yapmış ise de bir çok yerini anlayamadığı için çalışmalarını yayımlayamamıştır.

Türkiye’de ilk olarak 1916 yılında Kilisli Muallim Rıfat (Bilge) tarafından Berlin Nüshasının fotoğraflarından tercüme edilerek yayımlanmıştır. 1938 yılında da Orhan Şaik Gökyay, Kilisli Muallim Rıfat'ın bu metnini Türkiye Türkçesine tercüme etmiştir. Prof Dr Ettore Rossi ise 1950 yılında bulduğu Vatikan Nüshası’n 1952 yılında İtalyanca olarak yayımlamıştır. Türk Bilimci Prof Dr Muharrem Ergin de 1958 yılında Dresden ve Vatikan Nüshaları’nı birlikte inceleyerek bilimsel olarak kabul edilen çalışmayı yayımlamıştır (Prof Dr Muharrem Ergin 1989: 57-64) Dresden nüshası ''Kitab-ı Dedem Korkud Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan'' (Oğuz boyunun diliyle Dedem Korkud Kitabı) ismiyle; giriş ve 12 boydan oluşmaktadır. Bunlar:

1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han Boyu

2. Salur Kazan’ın Evi Yağmalanması Boyu

3. Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Boyu

4. Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması Boyu

5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Boyu

6. Kanlı Koca Oğlu Kanturalı Boyu

7. Kazılık Koca Oğlu Yegenek Boyu

8. Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi Boyu

9. Begin Oğlu Ermen Boyu

10. Uşun Koca Oğlu Segrek Boyu

11. Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması Boyu

12. İç Oğuz’a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü isimli boylardır.

''Vatikan nüshası'' Hikayet-i Oğuzname, Kazan Beğ ve Gayrı (Oğuzname hikayesi, Kazan Bey ve diğerleri) ismiyle; giriş ve 6 boydan oluşur; Vatikan Kütüphanesi Türkçe kısmında 102 numarada kayıtlıdır. Nüshadaki boylar şunlardır.

1. Hikayet-i Han Oğlu Boğaç Han

2. Hikayet-i Bamsı Beyrek

3. Hikayet-i Salur Kazan’ın Evi Yağmalanduğudur

4. Hikayet-i Kazan Begün Oğlu Uruz Han Dutsak Olduğudur.

5. Hikayet-i Kazılık Koca Oğlu Yegenek Bey

6. Hikayet-i Taş Oğuz İç Oğuz’a Asi Olup Beyrek Vefatı’dır

Oğuz Kağan’ı ve maceralarını anlatan bilinen en eski metin, Oryantalist Charles Schefer’in kitapları arasında bulunmuş, Uygur yazısıyla yazılmış ve 21 yapraktan oluşan eski bir el yazmasında bulunmuştur. Zamanımızda bu yazma Paris Bibliotheque Nationale Supplt. turc 1001’no’da saklanmaktadır. Bu metin farkedildikten sonra Türkologlar tarafından üzerinde ciddiyetle durulmuş ve metne büyük önem verilmiştir. 1890’da Alman asıllı Rus doğu bilimci, Türkoloji taririhinde yeni bir çığır açan Wilhelm Radloff bu metnin sekiz sayfasını tıpkı basım olarak verir, sonra 1891’de 42 sayfanın tamamını Uygurca transkripsiyon ve Almanca çevirisi ile birlikte yayınlar. Wilhelm Radloff metni 1893’te Rusçaya çevirir. Türkolog ve Doğu bilimci Wilhelm Rodloff’un yayınladığı metni gören Dr. Rıza Nur bu metne büyük önem vererek 1928 de Mısır İskenderiye’de ''Oughouzname, epopee turque'' ismiyle metni yeniden yayınlar.

Dr. Rıza Nur’un çalışmasında Fransızca önsöz, metnini transkripsiyonu (çevri yazı) metinle ilgili Fransızca yazılmış notlar, metnin Fransızcaya tercümesi, Arap harfleriyle Türkiye Türkçesine aktarılmış şekli ve faksimilesi bulunmaktadır. Büyük Fransız Sinolog Paul Pelliot, Türkolog Wilhelm Radloff ve Dr Rıza Nur’un çalışmalarını değerlendiren ve metnin tekrar sağlam bir şekilde okunmasına büyük katkısı bulunan bir makaleyi 1930’da yayınlar. Metin 1932’de Berlin’de Almanca olarak, 1936’da İstanbul’da metin ve Türkiye Türkçesine aktarılması, kelime incelemeleri ve sözlük olarak, Alman Türkolog Willi Bang Kaup ve Ord Prof Dr Türk Dil bilimci Reşit Rahmeti Arat tarafından yayınlanır. 1950’de Rünik Uygur yazısı ve Çağatayca üzerine çalışmalarıyla tanınan Rus Dil bilimci Mihayloviç Şerbak tarafından yayınlanmıştır

Eseri dil özellikleri bakımından değerlendiren Doğu Dil bilimci, Paul Pelliot, eserin Turfan’da 1300 yıllarına doğru Uygurca olarak kaleme alındığını belirtir. Bu parça Müslüman olmamış Uygurlar tarafından kaleme alınmıştır, destan epizotu (Ana olaya bağlı ikinci derece olay, eylem) değildir ve Eski Oğuz Destanı hakkında bize sağlam bilgi veren özet bir bilgidir. Bu parça üzerinde bir çok araştırmacı değerlendirmede bulunmuştur. El yazmasında metnin bir başlığı olmamasına rağmen Dr Rıza Nur bu esere ''Uğuzname'' başlığını uygun görür. Dr Rıza Nur’a göre bu eser Türk edebiyatının en eski anıtıdır. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel bu parçayı “Oğuz destanlarının en güzeli ve en değerlisi” olarak görür. Türk Halk Bilimcisi Pertev Naili Boratav ise destan epizotu (ikinci derecedeki olay, eylem) olmayan bu parçaya gereğinden fazla önem verildiği düşüncesindedir. Prof Dr Mehmet Kaplan bu esere büyük değer vermekte ve bu parçayı tarihi bir hadiseden ziyade Türklerin Atlı Göçebe Medeniyeti devresinde hayat karşısında aldıkları tavrı, hayat felsefesini ve ideal insan tipini en iyi anlatan eser olarak görmektedir

Dede Korkut kitabındaki boyların içerdiği coğrafya ile tarihsellik bağı; Oğuzların federe yapısı, kolektif şuuru ve ebedi zevki, yaşantısı, töresi, inançları, birbirleriyle ya da düşmanlarıyla mücadeleleri,kadın erkek aile evlilik ilişkileri, sosyal normları, iktisadi hayatları, savaş,barış, av pratikleri, giyim kuşam tarzları, İslami ve Şamanist algıları, at, kopuz alplık ögelerinin günlük hayata etkileri, tutsaklık çocuksuzluk ölüm gerçekliğine bakışları ve pek çok konu ayrıntılarıyla irdelenmiş; Dede Korkut boylarının yazıya geçirildiği yer ve tarih ile müstehsihinin belirlenmesine de çalışılmıştır. Prof. Dr. Muharrem Ergin, 'Dede Korkut Kitabı' adlı eserinin ön sözünde, ''Türk Edebiyat'' tarihinin en büyük alimi Ord Prof Dr Fuat Köprülü'nün derslerinde söylediği bir söz vardır; Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar demektedir. Oğuzlar adlı çalışması ile Prof Dr Faruk Sümer çok önemli bir eser icra ederek Türk milli kimliğine hizmet etmiştir.

Dede Korkut boylarında adı geçen tarihİ şahsiyetler ve kullanılan dilden (kelimeler) hareketle (Prof Dr Selahaddin Bekki 2016:123) boyların yazıya geçirildiği yer ve tarih olarak Rus Türkolog Wilhelm (Vasilij Viladimiroviç) Barthold 15. yüzyılın birinci yarısını, Rus Türkolog ve Tarihçi Viktor Maksimovich Jirmunskiy 15. yüzyılın ikinci yarısını düşünmekte (Köroğlı 1998: 19-23); Pertev Naili Boratav (1991: 134), Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Dönemi’ne (1453-1478); Prof Dr Muharrem Ergin (1989: 56), 15. yüzyılın ortalarına veya ikinci yarısına; Prof Dr Faruk Sümer (1959: 369) ise kesinlikle Azerbaycan’da ve 16 .yüzyılın ikinci yarısına; Halık Köroğlı (1998: 19-23), kitabın yazıya geçirildiği tarihin üst başlığı olan ''Kitab-ı Dede Korkud'' da gizli olduğunu ileri sürerek ebced hesabına göre 1482 yılına; Prof Dr Ettore Rossi (1952: 1-95), 16. yüzyılın ortalarına ait olabileceğine (Şakiroğlu 1999: 192) işaret etmekte; Prof Dr Salahaddin Bekki (2016:123; 124) de boylarda geçen coğrafi yer isimlerinin boyların son şeklini aldığı ve yazıya geçirildiği yer olduğu görüşünden hareketle Orhan Şaik Gökyay’ın (2006:11)

''Akkoyunluların hüküm sürdüğü bugün Anadolu’nun sınırları içerisinde kalan Erzurum, Kars veya Bayburt dolaylarında kaleme alındıkları'' görüşüne katılmaktadır. Dede Korkut Kitabının on iki boyu kapsayan nüshası Berlin’de Dresden Kütüphanesinde; altı boyu kapsayan nüshası da Vatikan’dadır. Türkiye’de yapılan akademik ve popüler çalışmalarda çoğunlukla kaynak metin olarak kabul edilen Dede Korkut Kitabı'nın Dresden nüshası, Dresden Kraliyet Kütüphanesine ne zaman, nasıl ve nereden gitmiştir? Bu konudaki görüşleri Mustafa Kaçalin “Dedem Korkut’un Kazan Bey Oğuz namesi” (Kaçalin 2006) kitabında gündeme getirmektedir. Kitabın “Birkaç Söz” bölümüne Dede Korkut Kitabı’nın elde iki yazması var. Birincisi bugün Viyana’da bulunan Kutadgu Bilig’in Uygur harfli yazması gibi muhtemelen Tokat - Niksar’dan Almanya’nın Dresden (Doğu) şehrine götürülen 1585 yılından kalma yazmadır ki adı Kitab-ı Dedem Korkud ala lisan-ı Taife-i Oğuzandır.(Sayfa 7) sözleriyle başlayan Kaçalin’in; *Dede Korkut Kitabı'nın muhtemelen Niksar ilçesinden götürüldüğü görüşünü ileri sürdüğü görülmektedir. Ancak bu soruların gündeme getirilmesi ve cevap arama çalışmalarının başlangıcı1969 yılına ve Cahit Öztelli’ye dayanmaktadır. Cahit Öztelli Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde halk edebiyatı öğretim görevlisi olarak çalıştı ve Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu'na girdi (1969: 5333-5334)

Dede Korkut Kitabı'nın Dresden nüshasının kapağındaki ''tarih-i vefat-i Osman sene 993'' (1585) notundan hareketle nüshanın 1585 yılından önce yazılmış olduğu belirtmektedir. Osman ismini Padişah 3. Murat Dönemi’nde yedi yıl kadar devam eden “Doğu Seferi”ne komuta eden Özdemiroğlu Osman Paşa ile özdeşleştiren Öztelli bu sefere çeşitli görevlerle katılanlar arasında tek tarihçi Ali’den de söz etmektedir. Ali, bu sefere orduya serdarlık eden Lala Mustafa Paşa ile katılmış, paşanın katipliğini yapmıştır.Bu arada Kafkas dağları ile Gilan, Şirvan, Gürcistan halklarının gelenek ve efsanelerini de toplamıştır. Öztelli’nin kanaatine göre ''Dede Korkut Kitabı'' bu sefer sırasında yazılmıştır. Bu kadar tarihçiden birisi bunu yapmış yada yaptırmıştır. Bunların içinde en uygunu Ali’dir. Ali tarafından ileride yararlanılmak üzere Kars, Erzurum, Bayburt ve dolaylarında bir hikayeciye söylettirilerek yazdırılmıştır. Çünkü Ali, gelenek ve efsaneleri toplamaya, bunları tarih kitaplarında anlatmaya meraklıdır eseri Künhülahbar’da bunların pek çok örneği bulunmaktadır. Ali, Tokat, Niksar’da bulunduğu yıl(1588-1589) Danişmend Gazi’nin savaşlarını anlattığı “Mirkat-ül Cihad”adlı eserini yazmıştır. Öztelli’nin yine üzerinde ısrarla durduğu ''Dresden nüshası'' Tokat’ta bulunmuştur. Niksar Tokat’ın ilçesidir. Ali Tokat’a da uğramış, belki kitabı ya da bir kısım kitapları herhangi bir sebeple burada kalmış veya sonradan Niksar’dan Tokat’a gelmiştir*” iddiası ilgi çekicidir.

Yorum ve değerlendirmeden öteye gitmeyen bu görüşe göre Dede Korkut Kitabı'nın Dresden nüshasının Tokat’ın Niksar ilçesinden 1585 yılında götürülüşüne dair iddia beraberinde başka soruları da akla getirmektedir: Kim ya da kimler tarafından nasıl ve ne şekilde götürülmüştür? Niksar’da kimden temin edilmiştir? Bu konu da sözlü ya da yazılı kaynaklarda bilgi var mıdır? Soruların cevapları bulunduğunda açıklığa kavuşacak bu konu üzerinde çalışılmaya ihtiyaç vardır. Sonuçta, iddia dayanaksız olsa da araştırma alanının zaman mekan temelinde daraltılarak odaklanılma kolaylığı getirmesi bağlamında önemlidir ve üzerinde hassasiyetle durulması gerekmektedir. Bunun için de yerel araştırmacılardan, bölgedeki üniversitelere ve Kültür ve Turizm Bakanlığına kadar pek çok kuruma sorumluluklar düşmektedir. Oryantalist sebep ve saiklerle elde edilerek Almanya’ya götürülmüş olabileceğini değerlendirdiğimiz nüshanın yer aldığı Dresden Kütüphanesinde eserin kim tarafından, ne zaman ve ne şekilde kütüphaneye teslim edildiğine dair kayıtların bulunması kuvvetle muhtemeldir ve yetkililer tarafından kendilerine özgün edenlerle açıklanmamış olabilir.

Uluslararası ilişkiler çerçevesinde bölgedeki üniversiteler ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ve önemli Türkologlar bu konuda etkin çalışma yaparak sonuç alabilecekleri muhakkaktır. Böylece Türk kültürünün temel yazılı kaynağı olarak kabul edilen Dede Korkut Kitabı ile ilgili bir sır perdesi daha aralanmış olacaktır.

''Dede Korkut Kitabı Türk milletinin efsaneleşmiş hikayesinin alfabesidir.''

Ali KARACA

28.05/2020

İSTANBUL

Bu yazı 427 defa okunmuştur.