Ali Karaca

Ali Karaca

Hayata Dair Ne varsa Düşünelim
alikaraca@gmail.com

FATİH SULTAN MEHMED HAN VE İSTANBUL'UN FETHİ

29 Mayıs 2020 - 10:58

( İSTANBUL FETİH VE FATİH )

Fatih Sultan Mehmed Han yani gerçek adıyla şehzade İkinci Mehmed Han 30 Mart 1432 tarihinde Edirne Sarayında Sultan İkinci Murad Han'ın oğlu olarak Annesi Hüma Hatun’dan dünyaya geldi. Annesi onun gerçek saltanatını, yani ikinci kez taht'da çıkışını görmeden 1449 yılında vefat etti. Genç Sultan İkinci Mehmed Han babasının ölümü üzerine (3 Şubat 1452) yılında ikinci kez 21 yaşında Osmanlı devletinin 7. padişahı olarak saltanat koltuğuna oturdu. Osmanlı Devleti'nin sınırları o dönem de Tuna’dan Kızılırmak’a kadar genişleyen bir konumdaydı. Genç Sultan, İstanbul’u almak ve Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olmak ve kendisinin de büyük idealini gerçekleştirmek istedi? Bu kendi gönül dünyasında kurduğu bir rüyaydı. Bu fethi gerçekleştirmek için hemen kolları sıvadı.

Öyle bir komutan ki genç Sultan İkinci Mehmed Han, şair Arif Nihat Asya'ın da dediği gibi?

Alim dedi bir harika öğrenciydi

Şair dedi sözü yer yer bir inciydi

Fatih Sultan Mehmed adıyla onu andık biz

Tarih dedi Fatihlerin en genciydi.

Yüce dinimiz Kuran-i Kerimde Allah c.c şöyle buyuruyor?

İnna fetahna leke fethan mubiyna. (Fetih suresi 1.Ayeti) Muhakkak ki biz sana apaçık bir fetih verdik. Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şeriflerinde buyurduğu gibi İstanbul için söylediği bu güzel sözler övgü kaynağıdır. ''Letüftehannel Kostantîniyyetü. veleni'me’l emîru emîruhâ, veleni'me’l-ceyşü zalike’l-ceyşü''

(Kostantiniye, elbet feth olunacaktır. Onu fetih edecek emir ne güzel emirdir, ve o ordu ne güzel ordudur) Fetih (açmak) Fatih (açan) demektir. İstanbul'un İslama açılşı insanların İslamla tanışması ve tanıştırılması demektir.

Hıristiyan tarihcisi ; Trabzonlu Georgias Fatih hakkında hükmü şöyleydi. İkinci Mehmed şüphesiz Kirus'tan, Büyük İskender'den ve Sezar'dan daha büyüktür. Hatta bir kelimeyle söylemek gerekirse gelmiş, geçmiş bütün hükümdarların üstündedir.

Molatik Tarih İstanbul'un eski isimleri

Tarihçiler tarafından zaman zaman ihtilafa düşülen ve diplomatik ilişkilerde uluslararası kamuoyunda yeniden gündeme gelen İstanbul'un ismi tartışmaları dolayısla tarih boyunca İstanbul'a verilen isimlerini bizde tarihi kronolojiye göre sıraladık. ''Byzantion'' Yenikapı'da bulunan kalıntılarla tarihi M.Ö 8500 yıl önceye dayanan şehre, M.Ö 667'de Antik Yunanistan'daki Megara'dan gelen Dorlu Yunanlı yerleşimciler bir koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas şerefine ''Byzantion'' adını verdi. ''Nea Roma Kente, 330 yılında Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilince Latince ''Yeni Roma'' anlamına gelen ''Nea Roma'' adı konuldu, ama bu isim çok benimsenmedi. daha sonra Antonina, Meyapolis gibi isimlerin yanı sıra ''Konstantinopolis kurucusu İmparator 1. Konstantin'in adıyla anıldı ve onun ölümüyle birlikte kentin adı onun şerefine ''Konstantin'in kenti'' anlamına gelen ''Konstantinopolis''e çevrildi. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı.1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedildikten önce ve sonra “Konstantiniyye” ismi kullanılmaya devam etti. İstanbul, Türkler tarafından “Âsitâne (başkent)” veya “Dersaadet (saadet ve mutluluk kapısı)” olarak da isimlendirilmiştir. Tarihi kaynaklarda bir çok isimle anılan ve adlandırılan eşsiz ve emsalsiz güzelliğinde adıdır.

İstanbul'u Bizans'ı (Kostantinopolis veya Konstantinniy'ye) Yezid komutasındaki Müslümanlar tarafından ilk olarak Hz Muaviye döneminde 668 - 669 yılları arasında Ebu Eyyüp-El Ensar'ininde (Halid bin Zeyd) içinde bulunduğu İslam ordusu tarafından kuşatılmıştır. Hz Muhammed (s.a.v)'in Bayraktarı ve mihmandarı kendisini Medine'deki evinde ağırlayan ilerlemiş yaşına (93) rağmen bu savaşa katılan Hz Ebu Eyyüp El - Ensari bu kuşatmada şehit düştü. Bizans surlarının dışına gömüldü, türbesi bu gün adını aldığı Eyüp camisi içerisindedir. Bu şanlı sahabi'nin mezarı İstanbul'un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet Hanın isteği üzerine hocası Akşemseddin'nin gördüğü bir rüya ile bulunması gerçekleştirilmiştir. Tarihi kaynaklar İstanbul 1204 yılında Haçlılar tarafından kuşatılarak işgal edilmiş 1261 yılına kadar Latinlerin himayesinde kalmıştır. Bizans tahtına 57 yıl sonra tekrar kavuşan Hanedan ailesi yıkılışına kadar Konstantiniye'yi yönetmiştir.

Kentin Türklerin eline geçmesi bu yüzyılda Bizans topraklarının Osmanlı devletinin ortasında kalması dolayısıyla, İstanbul gibi çok düzenli ve stratejik önemi büyük olan bu güzel şehri başkent yapmak için İstanbul'un fethi gerçekleştirilmiştir. İstanbul ilk olarak Yıldırım Beyazıt tarafından 1390 yılında kuşatılmıştır fakat başarılı olunamamıştır. Şehir Timur ile yapılan Ankara savaşı (1402) dönemine kadar çeşitli defalar abluka altına alınmıştır. Bütün amaç ve gayesi, Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şerifine mazhar olmak için genç Sultan İkinci Mehmedin İstanbul rüyalarına giriyordu. İstanbul'u Fetih ederek Fatih ünvan'ına sahip olmak Osmanlı devletini büyük bir imparatorluğa dönüştürmek, onun tek gayesiydi? Genç Sultan İkinci Mehmed Han'a niçin İstanbulu fetih etmek istiyorsun diye sorduklarında ''Önce o benim gönlümü fetih ettiği için'' diye cevap vermiştir.

Hendek savaşı çalışmaları için Medinenin etrafında yapılan kazılar sırasın da Hz Selman'nın önerdiği gibi hendek kazılarak şehir güvence altına alınacaktı. Acemler böyle bir savunma mekanizması kullanırlardı? Müslümanlar hemen kolları sıvayarak çalışmalara başladılar? Fakat büyük bir kaya parçası çalışmalarına engel oluyordu. Müslümanlar hemen sevgili efendimiz Allah c.c Resulu'ne haber verdiler. O sırada Türk yapımı bir çadır'da dinlenmekte olan Hz Muhammed (s.a.v)'in kayanın yanına gelerek önce dua niyaz ettiler sonra kaya parçasına su döktüler eline aldığı balyoz ile kayaya vurdu. Allahu Ekber diyerek tekbir getiren sevgili Efendimiz (s.a.v) bana Yemen tarafının anahtarları verildi? Şu anda bulunduğum yerden San'ın kapılarını görüyorum. Balyozu ikinci kez indirdiğinde ise kayadan yayılan büyük bir ışık çıktı. Bu sefer ki aydınlık Rum diyarı Bizans'tan geliyordu onların kızıl saraylarını görüyorum dedi. Balyozu üçünçü kez vurduğunda yine büyük bir ışık çıktı. Bana Fars diyarının anahtarları verildi. Bana Kisranın sarayları göründü. Bana Cibril haber verdi Ümmetim buralara mutlaka hakim olacaktır. Asab-ı kiramın hayreti büsbütün arttı?

Karnını doyuracak yiyecek bulamayan, açlığını bastırmak için karnına taş bağlayan Allah c.c Resul'u, bu fetihlerin müjdesini veriyordu. Hz Muhammed (s.a.v)'in söylediği gibi fetihler bir bir müyessir olmuştur. O bir şey söyler de gerçekleşmezmiydi? Hz Muhammed (s.a.v)'in bunlar benden sonra Allah c.c nasip edeceği fetihlerdir. Şam ve Hiraklinin krallığı Bizans mutlaka Fetih edilecektir. O dönemde Bizans İmparatorluğunun sınırları Şam şehri dahil olmak üzere büyük bir coğrafyaya yayılmıştı. İşte bu büyük fetih Hz Muhammed (s.a.v)'in hadislerine mazhar olan şanlı Türk ordusu ve onun komutanı Fatih Sultan Mehmed Han'a nasip olmuştur. Bazı İslam alimleri bu günkü İslam yazarları bu Hadis-i şerifin sahih olmadığını söylese de yani Kutub-i Sitte de (Altı Hadis Kitabı)'ında, bulunmayışı bu fetih Hadis'inin mutlaka sahih olmadığı anlamına gelmez. Hadis'in sıhhati ve doğruluğu hangi Hadis kitabına bulunduğuna bakılarak değil onu nakleden ve aktaran kişilerin hallerine bakılarak tayin ve tespit edilir.

Bu senetteki ravilerin (sözü nakleden, aktaran) ayrı ayrı tektiklerinden çıkan sonuç bu senedin muttasıl ricalinin de güvenilir olduğudur. Çünkü delil isteniyorsa delili de mevcuttur? Ebu - Eyyüp - el - Ensar'i Hazretlerinin mezarının burada İstanbul'da bulunuşu en büyük delil ve kanıttır. Türk milletinin bağrında yatan bu büyük sahabi'den daha büyük delil ve kanıt olamaz. İstanbul bir evliyalar şehridir ve bir çok kuşatmada da İslamın şanlı büyükleri sur dışında can vererek şehit oldular öldükleri yerde de gömüldüler. Bu gün belki bu şanlı Ashab-ı Kiramın mezarlarının yerlerinin bilinmemesi doğru olsa da onların İstanbul'da bulunduğunun ispatını engellemez. İstanbul'un fethi Hadis-i Ahsab'tan Abdullah bin Bişr bin Rabia el-Ganevi tarafından nakledilmiştir (Bişr) müjdeleyici anlamına gelir. Bu Hadis'in İlah-i ehemmiyetine işaret eden ilginç bir tesadüftür. Peyganberimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in bu mübarek müjdesi ismi (Bişr) müjdeleyici anlamına gelen bir sahabi tarafından iletilmektedir.

Miraçta efendim görmüşte seni

Övmüş gayet güzel fetih edeni

Bir çok muhasara bunun nedeni

Salih Yıldız

Şairin de dediği gibi belki de İstanbul'un fethinin önemi sevgili efendimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in bu güzelliği Miraç'ta görmesi ve İstanbul gibi bir şehre hayran kalmasına bağlıdır. Bu rivayetin şairin kaleminden bu şekilde anlatılması da çok manidar bir durumun göstergesidir. İşte Fahr-i Kainat efendimizin mihmandarı Ebu Eyyüp- el Ensari hazretlerinin ilerlemiş yaşında İstanbul önlerinde meftun düşmesinin esas sebebi ve nedeni bu Hadis-i şerifin tezahürüdür. Konstantinniy'ye gibi asırlara direnen büyük bir İmparatorluk bu hedef ve gaye uğruna kapılarına kadar gelen Ashab-ı Kiramın büyüğünün fetihte ki maneviyatı da inkar edilemez. Bu fetih İslam orduları komutanlarına nasip olmamış fakat yüce Allah c.c övdüğü Türk milletinin eliyle müessir olması Fatih Sultan Mehmed Han ve onun kahraman ordusu için büyük bir velinimettir. İki Cihan Sultanı olan Allah c.c Resulünün yolu ve güzel ahlakı bütün Müslüman topluluklarının olduğu gibi, Türklerin de tek hedefi ve gayesidir. Onun gösterdiği kutlu fetihlerin gerçekleşmesi de yine yüce Allah c.c bir lutfü ve inayetindendir.

Baba Sultan İkinci Murad Han tahtının varisi oğlu şehzade Alaaddin'in ölümü üzerine çok büyük bir acı yaşadı. Amasya sancak beyi iken attan düşerek ölen genç şehzadenin acısıyla sarsılan Padişah İkinci Murad Han artık tahtının tek varisi kalan oğlu Şehzade İkinci Mehmed Han adına sağlığında tahttan feragat ederek, oğlunun neler yapabileceğini görmek için saltanattan ayrılarak yerini oğluna bıraktı (1444). Osmanlı geleneğin de ilk kez böyle bir şey oluyordu. Temayyüllerde olmayan bu durum nasıl karşılık bulacaktı. Bu arada Papalık boş durmuyor genç çoçuk, Padişahın tahtda olmasını fırsat bilerek bir Haçlı seferi için kolları sıvadı. 10 Kasım 1444 yılında Varna savaşı gerçekleşti. Antlaşmalarına sadık kalmayan sözlerinde durmayan Birleşik Haçlı Ordusunu, Osmanlı Türk kuvvetleri Varna'da perişan etti. Kral Ladislasın kesilen başı mızraklarda taşındı. Sözünde durmayanın sonun böyle olacağını söyleyen Sultan İkinci Murad Han bu savaştan zaferle ayrıldı. daha sonra Edirne'de huzusuzluk ve isyan çıkması sonucu Veziriazam Çandarlı Halil paşa ile geçinemeyen genç Padişah İkinci Mehmed Han 1446 yılında saltanat koltuğunu babasına iade etti. Fakat hem kırgın hemde üzgündü ve tekrar Manisa'ya sancağa döndü. Kendi gönül dünyasında ki fırtınayı şiire dökerek şu ifadeleri kullandı.

Hiç kimse yok kimsesiz

Herkesin var bir kimsesi

Ben bugün kimsesiz kaldım

Ey kimsesizler kimsesi.

Avni mahlasıyla şiirler yazan Genç Şehzade ikinci Mehmed Han tahtdan indirilişini bu şekilde dile getirdi. Genç bir padişahı idare edemeyen devlet erkanına da padişah İkinci Murad Han sitemlerde bulunmuştur. Çünkü oğlu onun gözbebeği ve tahtının da varisiydi.?

Fetih hadisiyle başlayan kutlu yol muzaffer olmuştur. İslamda Hudeybiye antlaşması bir zafer olarak adledilmiştir. Bu Hadis-i şerif (İstanbul'un) Müslümanlar tarafından bir gayret yarışı olarak algılanmış ve onun uğruna bir çok İslam komutanı Sultanı müjdelenen İstanbul şehrini almak ve fetih etmek için yarışmışlardır. Bu kutlu müjdeye nail olmak için çalışmışlar ve gayret göstermişlerdir. İşte bu ordu ve topluluk Osmanlı Türk ordusu ve milleti, olunca Türk askeri için Peygamber ocağı ünvanı ve dua almış ordu adıyla anılmaya başlanmıştır. Sultan İkinci Mehmed Han 19 Şubat 1451 yılında babası İkinci Murad Hanın ölümü üzerine ikinci kez tahta çıkmıştır. İlk iş olarak Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisar'ını yaptırarak boğazın güvenliğini sağlama aldı.. 21 yaşındaki genç Osmanlı Sultanı İstanbul'u Fetih ederek Fatih ünvanını alarak Fatih Sultan Mehmet olarak anılmaya başlamıştır. Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans tarihe karışarak orta çağı kapatmış yeni bir çağı açmıştır.

Tarih sayfaları bu kudretli Sultana çağ açıp çağ kapatan Sultan demişlerdir. Bir çok akınlara ve kuşatmalara sahne olan İstanbul Romalıların, İranlıların, Emevilerin, Abbasilerin, Rusların, Macarların, Latinlerin, Venediklilerin, Cenevizlilerin ve Osmanlıların kuşatmalarına direnmiş sonunda büyük komutan Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fetih edilerek bir büyük imparatorluk tarih sayfasından silinmiştir. ''Ya bu şehir beni alır yada ben İstanbulu alırım'' diyerek şehri Fetih etmeyi kafasına koyan genç Sultan İkinci Mehmed Han bu fikrini ' kuşatmayı ilk kez koca vezirim dediği Veziriazam Çandarlı Hallil Paşaya açtı onun şaşkınlığı üzerindeydi hemen Hükarım atalarınız alamadı Babanız dahi alamadı siz nasıl alacaksınız İstanbul'u nasıl fetih edeceksiniz diye sorduğunda da genç Sultan İkinci Mehmed Han ona, paşa paşa ''Tarih düş kuranların mülküdür'' bende bu hayalimi gerçekleştirmek için çalışacağım diyerek bilge vezirinin önünü böylece kesmiş oldu.

Bu itirazlar kuşatma sırasında da hep devam etmiştir. 1452 yılında genç Sultan Bizans'a savaş ilan edilerek hazırlıklara başladı. İlk olarak Boğazların güvenliğini sağlama almak için Anadolu Hisarının karşına yeni bir Hisar yapmak için kolları sıvadı. Boğazkesen Hisarı da denilen Rumeli Hisarını inşa ettirdi. 21 Mart 1452 yılında Hisar inşaatının kararının alınmasıyla hemen çalışmalar başlatıldı.Ustaların ırgatların ve amelelerin büyük gayreti ve bütün devlet erkanının hatta genç Sultan'ın da bizzat kendisinin çalışmasıyla Hisar dört buçuk ay gibi kısa sürede 31 Ağustos 1452 yılında tamamlandı. Bizans'ın bütün itirazına ve ricacı tavırlarına rağmen Hisar inşa edildi. Artık İstanbul boğazı kontrol altına alınmış dışardan gelebilecek yardımların da bu sayede önü kesilmiş oldu. Denetimsiz hiç bir gemi boğazı geçemeyecek vergi ödemeden Karadeniz'e açılamıyacaktı? Bu bir siyasi dehadır bunun mimarı genç Sultan İkinci Mehmed'dir? Aynı yıl 1452 yılında Ordusuyla İstanbul'dan Edirne'ye geçerek burada savaş hazırlıkları başlatıldı artık her şey fetih için hazırdı.

Edirne'de Macar asıllı Urban ustaya Şahi toplarını yaptırdı. Bizans'ın elinden kaçan bir döküm ustası olan Urban genç Sultana ben sadece döküm işlerinden anlarım topların hesaplamalarını yapmam fakat! Sultan'ın Urban'a cevabı manidardı siz topları dökün ben hesap ve çap işlerini size göstereceğim bizzat kendileri toplardaki yiv ve set hesaplamalarını yaptı.Top atışlarından sonra oluşan ısıyı yani harareti soğutma sistemi kurarak gidermiştir. Masasının üzeri haritalar ve döktüreceği topların projeleri ile doluydu ilk havan topunun mücidide genç Sultan İkinci Mehmed'dir? Döneminin yeryüzündeki en modern ve güçlü ordusunu kuran genç Sultan İkinci Mehmed'in karşısında durmak kolay iş değildi. Bizanslıların Ortodoks ve Katolik kiliselerini birleştirme girişimleri sonuçsuz kaldı. Çünkü Bizanslılar 1204 yılındaki Latinlerin şehri yağmalaması hadisesini unutmadılar ve Kiliselerin birleşmesine karşı çıktılar hatta bu şehirde papaz külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeye razıyız dediler.

''Ya ben bu şehri alırım yada bu şehir beni''

Bu durum genç Sultan İkinci Mehmed'in elini kuvvetlendirdi zaten Hıristiyanlık alemi Papalık da kendi iç meseleleriyle uğraşıyordu işte böyle bir avantajı lehine döndürmek çok önemli bir durumdur. Bu arada Cenevizliler ve İspanyollar bazı kuvvetler göndererek İstanbu'lun düşmemesi için ellerinden geleni yaptılar. Fakat bütün çabalar sonuçsuz kalacak Ben benden önceki Sultanlara benzemem diyen genç Sultanın kararlılığı karşısında büyük bir imparatorluk yıkılacak Bizans'nın paslı mıhını çekmek şerefi ona genç Sultan İkinci Mehmed'e nasip olacaktır. Bu aynı zamanda Sevgili efendimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in müjdesine de nail olmak demekti. Fatih Sultan Mehmed Han 5 Nisan 1453 tarihinde Edirne'den İstanbul'a hareket etti.Osmanlı ordusu bazı tarihi kaynaklara göre biraz da abartılarak 150.000 ile 200.000 kişi olduğu belirtiliyordu. Bu sayıda bir ordu sefere çıkması mümkün değildir? Gerçek rakamların Türk ordusunun 60.000 ile 80.000 kişi arasında veya biraz daha fazla olduğudur. Türk ordusu İstanbul'da koşullanarak Bizans kralına elçiler göndererek şehrin kan dökülmeden teslim edilmesini istedi. Genç Sultan İkinci Mehmed Han'ın bu isteği red edilince 1453 tarihinde Nisan ayında Osmanlı Türk ordusu İstanbul'u kuşatarak, şehri karadan ve denizden ablukaya almaya başladı.

Kostantiniye'nin benim tarafımdan fetih olunması eğer takdir edilmişse burçları (Kale ve surları) taş ve topraktan değil demirden dahi olsa ateşi hışmı kahr ile eritip mum gibi yumuşak eylerim.

Fatih Sultan Mehmed Han

Çok şiddetli top atışlarıyla başlayan saldırı sonucunda istenilen başarı elde edilemedi.Çünkü yıkılan surlar hemen tamir ediliyor surların geçit vermesi zorlaşıyordu.Bu arada Venedik ve Cenevizliler donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyolardı. Özellikle şehzade Orhan Türklere karşı yanında bulunan arkadaşları ile Konstantinopolis'in yani Bizans'ın düşmemesi yani Türklerin eline geçmemesi için yoğun çaba sarf ederek savaşıyordu, fakat sonunda kudretli genç Sultan'ın gücü karşısında o da direnemeyerek tarihçiler tarafından intihar ettiği söylenir. Bir rivayete göre de Yeniçeri'liler tarafından öldürüldüğü belirtilir kardeşinin oğlunun saltanatını istemeyen Osmanlı Türk devleti tahtına göz diken bu şehzade Orhan Bizanslılarla birlikte Türklere karşı savaşmıştır. Kader elbette ağlarını örecek sevgili efendimizin Hadis-i şeriflerinde belirttiği müjde gerçekleşecektir.

Kuşatmanın en ön önemli unsuru gemilerin karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesidir. Fethin gerçekleşmesinin en büyük hamlesi olarak görülen bu olay başarının da temelini oluşturmuştur.

Genç Sultan İkinci Mehmed için imkansız diye bir şey yoktur. Eğer Haliçe giremiyorsak Gemileri bizde karadan yürüterek Haliç'e indiririz bu dehalık tarihe not düşülecek fikirlerdendir. Çünkü Bizans'ın zayıf ve alçak surları buradaydı. Böylece Haliç'e giren Türk donanması Bizans surlarını döverek ciddi anlamda sonuçlar elde etmeye başlamıştı. Artık 29 Mayısta İstanbul'u düşürmek için genel saldırının yapılacağını genç Sultan İkinci Mehmed bizzat kendisi açıkladı. 53 gün süren kuşatmanın 4. büyük saldırı sonucunda İstanbul fetih edildi. İstanbul surlarının buçlarına Türk bayrağı diken Ulubatlı Hasan ve arkadaşları şehit düştü. Aşılmaz denilen surlar yıkıldı güvenli kaleler yerle bir edilerek İstanbul fetih edildi şehir ele geçirildi. Böylelikle Orta çağ kapanmış Yeni çağ açılmıştır tarihte çağ açıp çağ kapatan tek Sultan ünvanını da beraberinde getiren bir fetih yaşanmıştır. Bu arada genç Fatih Ulubatlı Hasanın cesedini gördüğü zaman ah evladım senin gibi bir yiğidin ölümüne İstanbul değermiydi dedi? Orada bulunanlara eğer Sultan olmasaydım Ulubatlı Hasan olmak isterdim diyerek onun yiğitliğinin mertebesini övdü.

Bir akın ki sorma, rüzgârla yarış,

Vatan oldu Anadolu her karış,

Ellerim havada HAKK'a yalvarış,

HİLAL'i Bizans'da göreyim dedim.

Gemiler inerken karadan suya,

Veliler, dervişler başladı HÛ'ya,

Sahib olduk artık biz bu AHÛ'ya

Kapanıp secdeye, şükredem dedim.

Zeki SOYAK

Osmanlı Türk devletinin veziriazamı Çandarlı Halil Paşa fetih sırasında ki tutum ve davranışları ile genç Sultanı zaten sıkıntıya düşürüyordu fethin gerçekleşmeyeceğine inanıyordu. Osmanlı Türk devletinin heba olmasını istemiyordu fakat fetih sırasında şehire girildiği zaman tedirginliği Fatihin gözünden kaçmamış Bizansın ikinci adamı olan Grandük Notaras ile görüşmesinde niçin bu kadar direndiniz diye sorulduğunda bizlere sizin tarafınızdan haberler geliyordu daha fazla bu kuşatma sürmez kaldırılır sizler gayret gösterin diye ifade edince Çandarlı Halil Paşanın ima edildiği düşünülerek daha sonrada araştırılıp yapılan tahtikat sonucu idam edilmesine hüküm verilmiştir. İstanbul'un fethi aynı zamanda bir veziriazam'ın da kellesini almış bu olay tarihe not olarak düşülmüştür. Osmanlı Türk geleneğinde ki Çandarlı (Cendere) ailesi artık böylece etkinliğini yitirmiştir. İstanbul'un fethi beraberinde çok önemli sonuçlar getirdi. Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet İslamın adaletini en uzak topraklara yayarak gittikleri yerlere adalet getirerek orada ki ahalinin ve yerel halkın takdirlerini topladı.

Hıristiyan birligini bozarak kendi imparatorluğunun hakimiyetini kurarak Avrupa'da Osmanlı İmparatorluğu geniş topraklara sahip oldu. Yapılan büyük Fetihler Türkleri Avrupa'da kalıcı kıldı. Bu büyük fetihler hep İslam dininin yüce anlayışından adaletinden kaynaklandı onun en iyi uygulayıcıları Osmanlı Türkleri olmuştur. Türkler tarihte bin yıllık iktidarları döneminde hep İslam dinine ve Müslümanlara hizmet yarışı içinde gayret göstermişlerdir. İstanbul'un fethi aynı zamanda büyük fatih için Toplumlar mı büyük liderleri çıkarır yoksa Fatih gibi büyük liderler mi toplumları çıkartır üstün kılar anlayışı elbette Türk tarihinin derinliklerinde saklıdır. Genç Sultan İkinci Mehmed Han için söylenebilecek tek söz Tarihe vurduğu damgadır. Akşemseddin gibi devrin büyük bir aliminden ders almış olması onun yetiştiriciliğinde pişmesi fethin manevi sahibinin öğreticiliğininde bir sonucudur. Hacı Bayram-ı Veli ile başlayan yolculuk Akşemseddin hocadan başlayarak Molla Yegan, Molla Gürani ve Molla Fenari gibi bir çok ünlü alimin'de katkılarıyla İstanbul'un fethinin olgunlaşması ve gerçekleşmesi sağlanmıştır

Şairin dediği gibi ''Yaşını öğrendim yaşından utandım Başını öğrendim başından utandım'' herkesin hayalini süsleyen Belde-i Tayyibe (Güzel Belde) İstanbu'lu fetih etmek Fatih ünvanlı Genç Sultan İkinci Mehmet Han'a nasip olmuştur. Onun için İstanbul'un fethi tarihte bir dönüm noktası olmuştur. Daha sonra Bizans'ın kalıntıları olan Doğu İmparatorluğunun bir vilayeti Mora Despotluğu 1460 yılında fetih edilerek ortadan kaldırılmıştır. Son darbe ise 1204 yılında ki Latin istilasından kaçarak Trabzon'da küçük bir İmparatorluk kuran Komennos ailesinin devleti olan Trabzon Rum imparatorluğudur. Bu imparatorluk 1461 yılında yıkılarak Bizans'a ait bütün kalıntılar ve izler haritadan silinmiştir. Bizans'ın yıkılmasında ki en büyük etken İmparator Konstantin'in şansızlığı çağdaşı genç Sultan İkinci Mehmed Han gibi büyük bir deha kişiliğin karşısında olmasındandır. Konstantin'in İstanbul için yaptığı mücadele ve savaşcı ruhu gerçekten görülmeye değerdi. Kanının son damlasına kadar çarpışa, çarpışa surların dibinde hayatını kaybetti.

Çağ açıp çağ kapatan bir Sultan olarak tarihe damga vuran cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed Han çoçukluğundan beri kurmuş olduğu rüyasını gerçekleştirmiş, Bizans İmparatorluğu gibi çağlar ötesi eski bir medeniyet yıkılarak Osmanlı Devleti de kesintisiz olarak toprak bütünlüğüne kavuşarak, İmparatorluk haline gelmiştir. Denizden ve karadan İstanbul'u kuşatarak, şehir Türkler tarafından düşürülmüş ve bu fetihle Fatih kendi gönül dünyasında kurmuş olduğu sevgilisine kavuşarak vuslata ermiştir. Cihan padişahı rüyalarını süsleyen İstanbul'un fethine Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şerifine nail olan muzaffer bir askerdir. 21 yaşında şimdi ki bizim kuşağımızın çoçuk diye tabir ettiği dahi şahsiyetin bu fethi gerçekleştirmesi çok manidar da bir durumun göstergesidir. Sağlam kaleler, görkemli surlar adeta eriyerek bu büyük medeniyetin başkenti Konstantinniye'yenin (İstanbul) tarih sahnesinden silinmesi elbette takdire şayan bir başarıdır. Fakat İslam dünyasında bu fethin çok karşılık bulmaması biraz da kıskançlık olarak ifade edilebilir. Hilafetin merkezi Mısırda bir iki küçük çaplı kutlamadan başka bir şey yapılmamıştır. Asırlara direnen binlerce yıllık Bizans İmparatorluğunun yıkılışı İslam aleminde daha farklı yankı bulmalıydı?

. ''Trabzon'un fethiyle İstanbulun fethide böylece tamamlanmış olacaktır''

Türklüğün mefküresi hedefi ve gayesi artık Doğudan hep Batıya olmuştur; gerçekte onun Fatihin rüyası ve gerçek hedefi Roma idi fakat bu arzusunu gerçekleştiremeden ölmüştür. Bir Doğu seferine çıktığı düşünüldüğü sırada Gebze'de Hünkar çayırda vefat etmiştir. Bu seferle ilgili hala çeşitli rivayetler ortalıkta dolaşmaktadır. Tek adamlık ve mukderiyet Türk - İslam sentezini ortaya koyan en doğru modeldir. Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerinde ki esrar ise hala bu gün bile güncelliğini korumaktadır. Yabancılar ve bazı Osmanlı kaynakları bir zehirlenmeden bazı tarihçiler ise bir genetik aile hastalığı olan Nigris'ten öldüğünü ifade ederler. Fatihin çok genç yaşta ölümü bu hedefe varmasını engellemiştir. Fatih Sultan Mehmed'in ölümünü o günkü papalık tarafından büyük kartal öldü diye ifade edilmiştir. Hıristiyanlık dünyasının korkulu rüyası büyük Kartal Fatih'in ölümü üzerine şenlikler düzenlemiş, Hıristiyanlık alemi papalık bütün Kiliselerde üç gün üç gece şükür ayinleri düzenleyerek bayram etmişlerdir.

O dönemde Fatih Sultan Mehmed, muhtelif sebeplerle arası açık olan Memluk devleti üzerine hareket ettiği sırada yolda vefat etmiştir. Padişah 25 Nisan 1481 de Kapıkulu askerleriyle birlikte İstanbul’dan çıktı ; yine tarihçilere göre o sırada rahatsız idi. Üsküdar’a geçtikten sonra rahatsızlığı arttığından birkaç gün Üsküdar’da kaldı. Atla gidemiyecek derecede dermansız olduğundan araba ile yola çıktı. Bitkin bir halde Gebze’ye yakın Tekfur Çayırı veya (Hünkar) Çayırı ordugâhına indi ve Perşembe günü akşama yakın (3 Mayıs 1481) elli bir yaşında vefat etti. Hastalığı sefere hareketinden kaç gün evveldi? Yoksa hareket gününde mi hastalandı? Hasta halinde niçin sefere çıktı? Ölümünde zehirlenmek gibi haricî bir tesir var mı idi? gibi sorular ve bunların tetkiki ayrı bir konu olduğundan burada zikredilmedi. Bu durumu Venedikliler ve günümüz tarihçilerinden bazıları Fatihin özel doktoru Yakup paşa (Maestro Jacopo) sonradan Müslüman olan daha sonra veziriazamlığa yükselen hususi (özel) doktoruna zehirlettirildiğini idda ederler. Yakup paşa Fatih'e yirmi yıl hizmet ederek onun güvenini kazanmış bir önemli bir şahsiyettir. Fatihin ölüm haberini alan askerler galyana gelerek belkide haksız bir şekilde Yakup paşayı linç ederler.

Tarihçilere göre hastalığı nigris olup ıstırabı fevkalâde olduğu için andan müteessiren vefat etmiş ve ölüm askerden gizlenerek hamam yapmak üzere İstanbul’a geçirilmiş ve yine tarihlere göre on bir gün ölümü saklanmış.

Fatih, Memlûkler üzerine sefere giderken veziriâzam Karamanî Mehmed Paşa beraberinde olup İstanbul muhafazasına ihtiyar vezir İshak Paşa’yı bırakmıştı. Aynı zamanda iki oğlundan Amasya Valisi Bayezid’in oğlu Korkud ve Karaman Valisi (Cem) in oğlu Oğuz Han muhafaza altında olarak İstanbul sarayında bulunuyorlardı. Fatih Sultan Mehmed’in vefatında hayatta Bayezid ve Cem isimlerinde iki oğlu vardı. Bunlardan büyük şehzade Bayezid otuz dört yaşında olup Vilâyet-i Rum denilen Sivas, Tokat, Amasya Valisi yani sancak beyi idi, yirmi üç yaşında olan küçüğü Cem ise merkezi Konya olan Karaman valisi olarak bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmed Hanın ölümü üzerine uzun süre Osmanlı Devletinde taht kavgaları yaşanmış ve şehzade İkinci Bayezid Han saltanat koltuğuna oturmuştur.

Türkler İslam ve Türk tarihi için destanlar yazmışlardır. Çünkü işaret edilen kutlu fetihler bu aziz milletin eliyle gerçekleşmiştir. Kuran-i Kerimde yüce Allah c.c şöyle buyuruyor. ''Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, duysun: Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, mümin'lere karşı boyunları aşağıda, kafirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda savaşan, dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte o, Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, ihsanı bol, her şeyi bilendir ''. (Maide sursi 54.Ayeti) Bu ayetin Türkleri işaret ettiğini belirten İslam alimleri başta Elmalı Hamdi Yazır, Vani Mehmet Efendi, Celal Yıldırım, Ömer Nasuhi Bilmen ve Said-i Nursi bu ayetin Türkleri işaret ettiğini belirtirler. Elmalılı Hamdi Yazır ise daha da ileri giderek Ayetin tefsirinin sonunda Türkler gibi de der. İşte İslam dinine bayraktarlık yapan hizmet eden Allah c.c yolunda cihat eden bir milletin övülmesidir.

İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,

Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.

Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir.

Fatih Sultan Mehmed Han - 1 Haziran 1453

Bu gün Ayasofya cami ve vakfiyesi için yapılan spekülasyonlara ışık tutacak tarihi vesika ve vakfiye önümüzde varken ; Cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed Han'ın emanetine gerekli önemi ve ehemmiyeti gösteremiyorsak bunun vebalini de üzerimiz de taşıyoruzdur.

Ali KARACAFATİH SULTAN MEHMED HAN VE İSTANBUL'UN FETHİ

Fatih Sultan Mehmed Han yani gerçek adıyla şehzade İkinci Mehmed Han 30 Mart 1432 tarihinde Edirne Sarayında Sultan İkinci Murad Han'ın oğlu olarak Annesi Hüma Hatun’dan dünyaya geldi. Annesi onun gerçek saltanatını, yani ikinci kez taht'da çıkışını görmeden 1449 yılında vefat etti. Genç Sultan İkinci Mehmed Han babasının ölümü üzerine (3 Şubat 1452) yılında ikinci kez 21 yaşında Osmanlı devletinin 7. padişahı olarak saltanat koltuğuna oturdu. Osmanlı Devleti'nin sınırları o dönem de Tuna’dan Kızılırmak’a kadar genişleyen bir konumdaydı. Genç Sultan, İstanbul’u almak ve Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olmak ve kendisinin de büyük idealini gerçekleştirmek istedi? Bu kendi gönül dünyasında kurduğu bir rüyaydı. Bu fethi gerçekleştirmek için hemen kolları sıvadı.

Öyle bir komutan ki genç Sultan İkinci Mehmed Han, şair Arif Nihat Asya'ın da dediği gibi?

Alim dedi bir harika öğrenciydi

Şair dedi sözü yer yer bir inciydi

Fatih Sultan Mehmed adıyla onu andık biz

Tarih dedi Fatihlerin en genciydi.

Yüce dinimiz Kuran-i Kerimde Allah c.c şöyle buyuruyor?

İnna fetahna leke fethan mubiyna. (Fetih suresi 1.Ayeti) Muhakkak ki biz sana apaçık bir fetih verdik. Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şeriflerinde buyurduğu gibi İstanbul için söylediği bu güzel sözler övgü kaynağıdır. ''Letüftehannel Kostantîniyyetü. veleni'me’l emîru emîruhâ, veleni'me’l-ceyşü zalike’l-ceyşü''

(Kostantiniye, elbet feth olunacaktır. Onu fetih edecek emir ne güzel emirdir, ve o ordu ne güzel ordudur) Fetih (açmak) Fatih (açan) demektir. İstanbul'un İslama açılşı insanların İslamla tanışması ve tanıştırılması demektir.

Hıristiyan tarihcisi ; Trabzonlu Georgias Fatih hakkında hükmü şöyleydi. İkinci Mehmed şüphesiz Kirus'tan, Büyük İskender'den ve Sezar'dan daha büyüktür. Hatta bir kelimeyle söylemek gerekirse gelmiş, geçmiş bütün hükümdarların üstündedir.

Molatik Tarih İstanbul'un eski isimleri

Tarihçiler tarafından zaman zaman ihtilafa düşülen ve diplomatik ilişkilerde uluslararası kamuoyunda yeniden gündeme gelen İstanbul'un ismi tartışmaları dolayısla tarih boyunca İstanbul'a verilen isimlerini bizde tarihi kronolojiye göre sıraladık. ''Byzantion'' Yenikapı'da bulunan kalıntılarla tarihi M.Ö 8500 yıl önceye dayanan şehre, M.Ö 667'de Antik Yunanistan'daki Megara'dan gelen Dorlu Yunanlı yerleşimciler bir koloni kurdu ve yeni koloniye kralları Byzas şerefine ''Byzantion'' adını verdi. ''Nea Roma Kente, 330 yılında Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilince Latince ''Yeni Roma'' anlamına gelen ''Nea Roma'' adı konuldu, ama bu isim çok benimsenmedi. daha sonra Antonina, Meyapolis gibi isimlerin yanı sıra ''Konstantinopolis kurucusu İmparator 1. Konstantin'in adıyla anıldı ve onun ölümüyle birlikte kentin adı onun şerefine ''Konstantin'in kenti'' anlamına gelen ''Konstantinopolis''e çevrildi. Konstantinopolis, Bizans İmparatorluğu boyunca kentin resmi adı olarak kaldı.1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedildikten önce ve sonra “Konstantiniyye” ismi kullanılmaya devam etti. İstanbul, Türkler tarafından “Âsitâne (başkent)” veya “Dersaadet (saadet ve mutluluk kapısı)” olarak da isimlendirilmiştir. Tarihi kaynaklarda bir çok isimle anılan ve adlandırılan eşsiz ve emsalsiz güzelliğinde adıdır.

İstanbul'u Bizans'ı (Kostantinopolis veya Konstantinniy'ye) Yezid komutasındaki Müslümanlar tarafından ilk olarak Hz Muaviye döneminde 668 - 669 yılları arasında Ebu Eyyüp-El Ensar'ininde (Halid bin Zeyd) içinde bulunduğu İslam ordusu tarafından kuşatılmıştır. Hz Muhammed (s.a.v)'in Bayraktarı ve mihmandarı kendisini Medine'deki evinde ağırlayan ilerlemiş yaşına (93) rağmen bu savaşa katılan Hz Ebu Eyyüp El - Ensari bu kuşatmada şehit düştü. Bizans surlarının dışına gömüldü, türbesi bu gün adını aldığı Eyüp camisi içerisindedir. Bu şanlı sahabi'nin mezarı İstanbul'un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet Hanın isteği üzerine hocası Akşemseddin'nin gördüğü bir rüya ile bulunması gerçekleştirilmiştir. Tarihi kaynaklar İstanbul 1204 yılında Haçlılar tarafından kuşatılarak işgal edilmiş 1261 yılına kadar Latinlerin himayesinde kalmıştır. Bizans tahtına 57 yıl sonra tekrar kavuşan Hanedan ailesi yıkılışına kadar Konstantiniye'yi yönetmiştir.

Kentin Türklerin eline geçmesi bu yüzyılda Bizans topraklarının Osmanlı devletinin ortasında kalması dolayısıyla, İstanbul gibi çok düzenli ve stratejik önemi büyük olan bu güzel şehri başkent yapmak için İstanbul'un fethi gerçekleştirilmiştir. İstanbul ilk olarak Yıldırım Beyazıt tarafından 1390 yılında kuşatılmıştır fakat başarılı olunamamıştır. Şehir Timur ile yapılan Ankara savaşı (1402) dönemine kadar çeşitli defalar abluka altına alınmıştır. Bütün amaç ve gayesi, Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şerifine mazhar olmak için genç Sultan İkinci Mehmedin İstanbul rüyalarına giriyordu. İstanbul'u Fetih ederek Fatih ünvan'ına sahip olmak Osmanlı devletini büyük bir imparatorluğa dönüştürmek, onun tek gayesiydi? Genç Sultan İkinci Mehmed Han'a niçin İstanbulu fetih etmek istiyorsun diye sorduklarında ''Önce o benim gönlümü fetih ettiği için'' diye cevap vermiştir.

Hendek savaşı çalışmaları için Medinenin etrafında yapılan kazılar sırasın da Hz Selman'nın önerdiği gibi hendek kazılarak şehir güvence altına alınacaktı. Acemler böyle bir savunma mekanizması kullanırlardı? Müslümanlar hemen kolları sıvayarak çalışmalara başladılar? Fakat büyük bir kaya parçası çalışmalarına engel oluyordu. Müslümanlar hemen sevgili efendimiz Allah c.c Resulu'ne haber verdiler. O sırada Türk yapımı bir çadır'da dinlenmekte olan Hz Muhammed (s.a.v)'in kayanın yanına gelerek önce dua niyaz ettiler sonra kaya parçasına su döktüler eline aldığı balyoz ile kayaya vurdu. Allahu Ekber diyerek tekbir getiren sevgili Efendimiz (s.a.v) bana Yemen tarafının anahtarları verildi? Şu anda bulunduğum yerden San'ın kapılarını görüyorum. Balyozu ikinci kez indirdiğinde ise kayadan yayılan büyük bir ışık çıktı. Bu sefer ki aydınlık Rum diyarı Bizans'tan geliyordu onların kızıl saraylarını görüyorum dedi. Balyozu üçünçü kez vurduğunda yine büyük bir ışık çıktı. Bana Fars diyarının anahtarları verildi. Bana Kisranın sarayları göründü. Bana Cibril haber verdi Ümmetim buralara mutlaka hakim olacaktır. Asab-ı kiramın hayreti büsbütün arttı?

Karnını doyuracak yiyecek bulamayan, açlığını bastırmak için karnına taş bağlayan Allah c.c Resul'u, bu fetihlerin müjdesini veriyordu. Hz Muhammed (s.a.v)'in söylediği gibi fetihler bir bir müyessir olmuştur. O bir şey söyler de gerçekleşmezmiydi? Hz Muhammed (s.a.v)'in bunlar benden sonra Allah c.c nasip edeceği fetihlerdir. Şam ve Hiraklinin krallığı Bizans mutlaka Fetih edilecektir. O dönemde Bizans İmparatorluğunun sınırları Şam şehri dahil olmak üzere büyük bir coğrafyaya yayılmıştı. İşte bu büyük fetih Hz Muhammed (s.a.v)'in hadislerine mazhar olan şanlı Türk ordusu ve onun komutanı Fatih Sultan Mehmed Han'a nasip olmuştur. Bazı İslam alimleri bu günkü İslam yazarları bu Hadis-i şerifin sahih olmadığını söylese de yani Kutub-i Sitte de (Altı Hadis Kitabı)'ında, bulunmayışı bu fetih Hadis'inin mutlaka sahih olmadığı anlamına gelmez. Hadis'in sıhhati ve doğruluğu hangi Hadis kitabına bulunduğuna bakılarak değil onu nakleden ve aktaran kişilerin hallerine bakılarak tayin ve tespit edilir.

Bu senetteki ravilerin (sözü nakleden, aktaran) ayrı ayrı tektiklerinden çıkan sonuç bu senedin muttasıl ricalinin de güvenilir olduğudur. Çünkü delil isteniyorsa delili de mevcuttur? Ebu - Eyyüp - el - Ensar'i Hazretlerinin mezarının burada İstanbul'da bulunuşu en büyük delil ve kanıttır. Türk milletinin bağrında yatan bu büyük sahabi'den daha büyük delil ve kanıt olamaz. İstanbul bir evliyalar şehridir ve bir çok kuşatmada da İslamın şanlı büyükleri sur dışında can vererek şehit oldular öldükleri yerde de gömüldüler. Bu gün belki bu şanlı Ashab-ı Kiramın mezarlarının yerlerinin bilinmemesi doğru olsa da onların İstanbul'da bulunduğunun ispatını engellemez. İstanbul'un fethi Hadis-i Ahsab'tan Abdullah bin Bişr bin Rabia el-Ganevi tarafından nakledilmiştir (Bişr) müjdeleyici anlamına gelir. Bu Hadis'in İlah-i ehemmiyetine işaret eden ilginç bir tesadüftür. Peyganberimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in bu mübarek müjdesi ismi (Bişr) müjdeleyici anlamına gelen bir sahabi tarafından iletilmektedir.

Miraçta efendim görmüşte seni

Övmüş gayet güzel fetih edeni

Bir çok muhasara bunun nedeni

Salih Yıldız

Şairin de dediği gibi belki de İstanbul'un fethinin önemi sevgili efendimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in bu güzelliği Miraç'ta görmesi ve İstanbul gibi bir şehre hayran kalmasına bağlıdır. Bu rivayetin şairin kaleminden bu şekilde anlatılması da çok manidar bir durumun göstergesidir. İşte Fahr-i Kainat efendimizin mihmandarı Ebu Eyyüp- el Ensari hazretlerinin ilerlemiş yaşında İstanbul önlerinde meftun düşmesinin esas sebebi ve nedeni bu Hadis-i şerifin tezahürüdür. Konstantinniy'ye gibi asırlara direnen büyük bir İmparatorluk bu hedef ve gaye uğruna kapılarına kadar gelen Ashab-ı Kiramın büyüğünün fetihte ki maneviyatı da inkar edilemez. Bu fetih İslam orduları komutanlarına nasip olmamış fakat yüce Allah c.c övdüğü Türk milletinin eliyle müessir olması Fatih Sultan Mehmed Han ve onun kahraman ordusu için büyük bir velinimettir. İki Cihan Sultanı olan Allah c.c Resulünün yolu ve güzel ahlakı bütün Müslüman topluluklarının olduğu gibi, Türklerin de tek hedefi ve gayesidir. Onun gösterdiği kutlu fetihlerin gerçekleşmesi de yine yüce Allah c.c bir lutfü ve inayetindendir.

Baba Sultan İkinci Murad Han tahtının varisi oğlu şehzade Alaaddin'in ölümü üzerine çok büyük bir acı yaşadı. Amasya sancak beyi iken attan düşerek ölen genç şehzadenin acısıyla sarsılan Padişah İkinci Murad Han artık tahtının tek varisi kalan oğlu Şehzade İkinci Mehmed Han adına sağlığında tahttan feragat ederek, oğlunun neler yapabileceğini görmek için saltanattan ayrılarak yerini oğluna bıraktı (1444). Osmanlı geleneğin de ilk kez böyle bir şey oluyordu. Temayyüllerde olmayan bu durum nasıl karşılık bulacaktı. Bu arada Papalık boş durmuyor genç çoçuk, Padişahın tahtda olmasını fırsat bilerek bir Haçlı seferi için kolları sıvadı. 10 Kasım 1444 yılında Varna savaşı gerçekleşti. Antlaşmalarına sadık kalmayan sözlerinde durmayan Birleşik Haçlı Ordusunu, Osmanlı Türk kuvvetleri Varna'da perişan etti. Kral Ladislasın kesilen başı mızraklarda taşındı. Sözünde durmayanın sonun böyle olacağını söyleyen Sultan İkinci Murad Han bu savaştan zaferle ayrıldı. daha sonra Edirne'de huzusuzluk ve isyan çıkması sonucu Veziriazam Çandarlı Halil paşa ile geçinemeyen genç Padişah İkinci Mehmed Han 1446 yılında saltanat koltuğunu babasına iade etti. Fakat hem kırgın hemde üzgündü ve tekrar Manisa'ya sancağa döndü. Kendi gönül dünyasında ki fırtınayı şiire dökerek şu ifadeleri kullandı.

Hiç kimse yok kimsesiz

Herkesin var bir kimsesi

Ben bugün kimsesiz kaldım

Ey kimsesizler kimsesi.

Avni mahlasıyla şiirler yazan Genç Şehzade ikinci Mehmed Han tahtdan indirilişini bu şekilde dile getirdi. Genç bir padişahı idare edemeyen devlet erkanına da padişah İkinci Murad Han sitemlerde bulunmuştur. Çünkü oğlu onun gözbebeği ve tahtının da varisiydi.?

Fetih hadisiyle başlayan kutlu yol muzaffer olmuştur. İslamda Hudeybiye antlaşması bir zafer olarak adledilmiştir. Bu Hadis-i şerif (İstanbul'un) Müslümanlar tarafından bir gayret yarışı olarak algılanmış ve onun uğruna bir çok İslam komutanı Sultanı müjdelenen İstanbul şehrini almak ve fetih etmek için yarışmışlardır. Bu kutlu müjdeye nail olmak için çalışmışlar ve gayret göstermişlerdir. İşte bu ordu ve topluluk Osmanlı Türk ordusu ve milleti, olunca Türk askeri için Peygamber ocağı ünvanı ve dua almış ordu adıyla anılmaya başlanmıştır. Sultan İkinci Mehmed Han 19 Şubat 1451 yılında babası İkinci Murad Hanın ölümü üzerine ikinci kez tahta çıkmıştır. İlk iş olarak Anadolu Hisarının karşısına Rumeli Hisar'ını yaptırarak boğazın güvenliğini sağlama aldı.. 21 yaşındaki genç Osmanlı Sultanı İstanbul'u Fetih ederek Fatih ünvanını alarak Fatih Sultan Mehmet olarak anılmaya başlamıştır. Doğu Roma İmparatorluğu yani Bizans tarihe karışarak orta çağı kapatmış yeni bir çağı açmıştır.

Tarih sayfaları bu kudretli Sultana çağ açıp çağ kapatan Sultan demişlerdir. Bir çok akınlara ve kuşatmalara sahne olan İstanbul Romalıların, İranlıların, Emevilerin, Abbasilerin, Rusların, Macarların, Latinlerin, Venediklilerin, Cenevizlilerin ve Osmanlıların kuşatmalarına direnmiş sonunda büyük komutan Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fetih edilerek bir büyük imparatorluk tarih sayfasından silinmiştir. ''Ya bu şehir beni alır yada ben İstanbulu alırım'' diyerek şehri Fetih etmeyi kafasına koyan genç Sultan İkinci Mehmed Han bu fikrini ' kuşatmayı ilk kez koca vezirim dediği Veziriazam Çandarlı Hallil Paşaya açtı onun şaşkınlığı üzerindeydi hemen Hükarım atalarınız alamadı Babanız dahi alamadı siz nasıl alacaksınız İstanbul'u nasıl fetih edeceksiniz diye sorduğunda da genç Sultan İkinci Mehmed Han ona, paşa paşa ''Tarih düş kuranların mülküdür'' bende bu hayalimi gerçekleştirmek için çalışacağım diyerek bilge vezirinin önünü böylece kesmiş oldu.

Bu itirazlar kuşatma sırasında da hep devam etmiştir. 1452 yılında genç Sultan Bizans'a savaş ilan edilerek hazırlıklara başladı. İlk olarak Boğazların güvenliğini sağlama almak için Anadolu Hisarının karşına yeni bir Hisar yapmak için kolları sıvadı. Boğazkesen Hisarı da denilen Rumeli Hisarını inşa ettirdi. 21 Mart 1452 yılında Hisar inşaatının kararının alınmasıyla hemen çalışmalar başlatıldı.Ustaların ırgatların ve amelelerin büyük gayreti ve bütün devlet erkanının hatta genç Sultan'ın da bizzat kendisinin çalışmasıyla Hisar dört buçuk ay gibi kısa sürede 31 Ağustos 1452 yılında tamamlandı. Bizans'ın bütün itirazına ve ricacı tavırlarına rağmen Hisar inşa edildi. Artık İstanbul boğazı kontrol altına alınmış dışardan gelebilecek yardımların da bu sayede önü kesilmiş oldu. Denetimsiz hiç bir gemi boğazı geçemeyecek vergi ödemeden Karadeniz'e açılamıyacaktı? Bu bir siyasi dehadır bunun mimarı genç Sultan İkinci Mehmed'dir? Aynı yıl 1452 yılında Ordusuyla İstanbul'dan Edirne'ye geçerek burada savaş hazırlıkları başlatıldı artık her şey fetih için hazırdı.

Edirne'de Macar asıllı Urban ustaya Şahi toplarını yaptırdı. Bizans'ın elinden kaçan bir döküm ustası olan Urban genç Sultana ben sadece döküm işlerinden anlarım topların hesaplamalarını yapmam fakat! Sultan'ın Urban'a cevabı manidardı siz topları dökün ben hesap ve çap işlerini size göstereceğim bizzat kendileri toplardaki yiv ve set hesaplamalarını yaptı.Top atışlarından sonra oluşan ısıyı yani harareti soğutma sistemi kurarak gidermiştir. Masasının üzeri haritalar ve döktüreceği topların projeleri ile doluydu ilk havan topunun mücidide genç Sultan İkinci Mehmed'dir? Döneminin yeryüzündeki en modern ve güçlü ordusunu kuran genç Sultan İkinci Mehmed'in karşısında durmak kolay iş değildi. Bizanslıların Ortodoks ve Katolik kiliselerini birleştirme girişimleri sonuçsuz kaldı. Çünkü Bizanslılar 1204 yılındaki Latinlerin şehri yağmalaması hadisesini unutmadılar ve Kiliselerin birleşmesine karşı çıktılar hatta bu şehirde papaz külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeye razıyız dediler.

''Ya ben bu şehri alırım yada bu şehir beni''

Bu durum genç Sultan İkinci Mehmed'in elini kuvvetlendirdi zaten Hıristiyanlık alemi Papalık da kendi iç meseleleriyle uğraşıyordu işte böyle bir avantajı lehine döndürmek çok önemli bir durumdur. Bu arada Cenevizliler ve İspanyollar bazı kuvvetler göndererek İstanbu'lun düşmemesi için ellerinden geleni yaptılar. Fakat bütün çabalar sonuçsuz kalacak Ben benden önceki Sultanlara benzemem diyen genç Sultanın kararlılığı karşısında büyük bir imparatorluk yıkılacak Bizans'nın paslı mıhını çekmek şerefi ona genç Sultan İkinci Mehmed'e nasip olacaktır. Bu aynı zamanda Sevgili efendimiz Hz Muhammed (s.a.v)'in müjdesine de nail olmak demekti. Fatih Sultan Mehmed Han 5 Nisan 1453 tarihinde Edirne'den İstanbul'a hareket etti.Osmanlı ordusu bazı tarihi kaynaklara göre biraz da abartılarak 150.000 ile 200.000 kişi olduğu belirtiliyordu. Bu sayıda bir ordu sefere çıkması mümkün değildir? Gerçek rakamların Türk ordusunun 60.000 ile 80.000 kişi arasında veya biraz daha fazla olduğudur. Türk ordusu İstanbul'da koşullanarak Bizans kralına elçiler göndererek şehrin kan dökülmeden teslim edilmesini istedi. Genç Sultan İkinci Mehmed Han'ın bu isteği red edilince 1453 tarihinde Nisan ayında Osmanlı Türk ordusu İstanbul'u kuşatarak, şehri karadan ve denizden ablukaya almaya başladı.

Kostantiniye'nin benim tarafımdan fetih olunması eğer takdir edilmişse burçları (Kale ve surları) taş ve topraktan değil demirden dahi olsa ateşi hışmı kahr ile eritip mum gibi yumuşak eylerim.

Fatih Sultan Mehmed Han

Çok şiddetli top atışlarıyla başlayan saldırı sonucunda istenilen başarı elde edilemedi.Çünkü yıkılan surlar hemen tamir ediliyor surların geçit vermesi zorlaşıyordu.Bu arada Venedik ve Cenevizliler donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyolardı. Özellikle şehzade Orhan Türklere karşı yanında bulunan arkadaşları ile Konstantinopolis'in yani Bizans'ın düşmemesi yani Türklerin eline geçmemesi için yoğun çaba sarf ederek savaşıyordu, fakat sonunda kudretli genç Sultan'ın gücü karşısında o da direnemeyerek tarihçiler tarafından intihar ettiği söylenir. Bir rivayete göre de Yeniçeri'liler tarafından öldürüldüğü belirtilir kardeşinin oğlunun saltanatını istemeyen Osmanlı Türk devleti tahtına göz diken bu şehzade Orhan Bizanslılarla birlikte Türklere karşı savaşmıştır. Kader elbette ağlarını örecek sevgili efendimizin Hadis-i şeriflerinde belirttiği müjde gerçekleşecektir.

Kuşatmanın en ön önemli unsuru gemilerin karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesidir. Fethin gerçekleşmesinin en büyük hamlesi olarak görülen bu olay başarının da temelini oluşturmuştur.

Genç Sultan İkinci Mehmed için imkansız diye bir şey yoktur. Eğer Haliçe giremiyorsak Gemileri bizde karadan yürüterek Haliç'e indiririz bu dehalık tarihe not düşülecek fikirlerdendir. Çünkü Bizans'ın zayıf ve alçak surları buradaydı. Böylece Haliç'e giren Türk donanması Bizans surlarını döverek ciddi anlamda sonuçlar elde etmeye başlamıştı. Artık 29 Mayısta İstanbul'u düşürmek için genel saldırının yapılacağını genç Sultan İkinci Mehmed bizzat kendisi açıkladı. 53 gün süren kuşatmanın 4. büyük saldırı sonucunda İstanbul fetih edildi. İstanbul surlarının buçlarına Türk bayrağı diken Ulubatlı Hasan ve arkadaşları şehit düştü. Aşılmaz denilen surlar yıkıldı güvenli kaleler yerle bir edilerek İstanbul fetih edildi şehir ele geçirildi. Böylelikle Orta çağ kapanmış Yeni çağ açılmıştır tarihte çağ açıp çağ kapatan tek Sultan ünvanını da beraberinde getiren bir fetih yaşanmıştır. Bu arada genç Fatih Ulubatlı Hasanın cesedini gördüğü zaman ah evladım senin gibi bir yiğidin ölümüne İstanbul değermiydi dedi? Orada bulunanlara eğer Sultan olmasaydım Ulubatlı Hasan olmak isterdim diyerek onun yiğitliğinin mertebesini övdü.

Bir akın ki sorma, rüzgârla yarış,

Vatan oldu Anadolu her karış,

Ellerim havada HAKK'a yalvarış,

HİLAL'i Bizans'da göreyim dedim.

Gemiler inerken karadan suya,

Veliler, dervişler başladı HÛ'ya,

Sahib olduk artık biz bu AHÛ'ya

Kapanıp secdeye, şükredem dedim.

Zeki SOYAK

Osmanlı Türk devletinin veziriazamı Çandarlı Halil Paşa fetih sırasında ki tutum ve davranışları ile genç Sultanı zaten sıkıntıya düşürüyordu fethin gerçekleşmeyeceğine inanıyordu. Osmanlı Türk devletinin heba olmasını istemiyordu fakat fetih sırasında şehire girildiği zaman tedirginliği Fatihin gözünden kaçmamış Bizansın ikinci adamı olan Grandük Notaras ile görüşmesinde niçin bu kadar direndiniz diye sorulduğunda bizlere sizin tarafınızdan haberler geliyordu daha fazla bu kuşatma sürmez kaldırılır sizler gayret gösterin diye ifade edince Çandarlı Halil Paşanın ima edildiği düşünülerek daha sonrada araştırılıp yapılan tahtikat sonucu idam edilmesine hüküm verilmiştir. İstanbul'un fethi aynı zamanda bir veziriazam'ın da kellesini almış bu olay tarihe not olarak düşülmüştür. Osmanlı Türk geleneğinde ki Çandarlı (Cendere) ailesi artık böylece etkinliğini yitirmiştir. İstanbul'un fethi beraberinde çok önemli sonuçlar getirdi. Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet İslamın adaletini en uzak topraklara yayarak gittikleri yerlere adalet getirerek orada ki ahalinin ve yerel halkın takdirlerini topladı.

Hıristiyan birligini bozarak kendi imparatorluğunun hakimiyetini kurarak Avrupa'da Osmanlı İmparatorluğu geniş topraklara sahip oldu. Yapılan büyük Fetihler Türkleri Avrupa'da kalıcı kıldı. Bu büyük fetihler hep İslam dininin yüce anlayışından adaletinden kaynaklandı onun en iyi uygulayıcıları Osmanlı Türkleri olmuştur. Türkler tarihte bin yıllık iktidarları döneminde hep İslam dinine ve Müslümanlara hizmet yarışı içinde gayret göstermişlerdir. İstanbul'un fethi aynı zamanda büyük fatih için Toplumlar mı büyük liderleri çıkarır yoksa Fatih gibi büyük liderler mi toplumları çıkartır üstün kılar anlayışı elbette Türk tarihinin derinliklerinde saklıdır. Genç Sultan İkinci Mehmed Han için söylenebilecek tek söz Tarihe vurduğu damgadır. Akşemseddin gibi devrin büyük bir aliminden ders almış olması onun yetiştiriciliğinde pişmesi fethin manevi sahibinin öğreticiliğininde bir sonucudur. Hacı Bayram-ı Veli ile başlayan yolculuk Akşemseddin hocadan başlayarak Molla Yegan, Molla Gürani ve Molla Fenari gibi bir çok ünlü alimin'de katkılarıyla İstanbul'un fethinin olgunlaşması ve gerçekleşmesi sağlanmıştır

Şairin dediği gibi ''Yaşını öğrendim yaşından utandım Başını öğrendim başından utandım'' herkesin hayalini süsleyen Belde-i Tayyibe (Güzel Belde) İstanbu'lu fetih etmek Fatih ünvanlı Genç Sultan İkinci Mehmet Han'a nasip olmuştur. Onun için İstanbul'un fethi tarihte bir dönüm noktası olmuştur. Daha sonra Bizans'ın kalıntıları olan Doğu İmparatorluğunun bir vilayeti Mora Despotluğu 1460 yılında fetih edilerek ortadan kaldırılmıştır. Son darbe ise 1204 yılında ki Latin istilasından kaçarak Trabzon'da küçük bir İmparatorluk kuran Komennos ailesinin devleti olan Trabzon Rum imparatorluğudur. Bu imparatorluk 1461 yılında yıkılarak Bizans'a ait bütün kalıntılar ve izler haritadan silinmiştir. Bizans'ın yıkılmasında ki en büyük etken İmparator Konstantin'in şansızlığı çağdaşı genç Sultan İkinci Mehmed Han gibi büyük bir deha kişiliğin karşısında olmasındandır. Konstantin'in İstanbul için yaptığı mücadele ve savaşcı ruhu gerçekten görülmeye değerdi. Kanının son damlasına kadar çarpışa, çarpışa surların dibinde hayatını kaybetti.

Çağ açıp çağ kapatan bir Sultan olarak tarihe damga vuran cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed Han çoçukluğundan beri kurmuş olduğu rüyasını gerçekleştirmiş, Bizans İmparatorluğu gibi çağlar ötesi eski bir medeniyet yıkılarak Osmanlı Devleti de kesintisiz olarak toprak bütünlüğüne kavuşarak, İmparatorluk haline gelmiştir. Denizden ve karadan İstanbul'u kuşatarak, şehir Türkler tarafından düşürülmüş ve bu fetihle Fatih kendi gönül dünyasında kurmuş olduğu sevgilisine kavuşarak vuslata ermiştir. Cihan padişahı rüyalarını süsleyen İstanbul'un fethine Hz Muhammed (s.a.v)'in Hadis-i şerifine nail olan muzaffer bir askerdir. 21 yaşında şimdi ki bizim kuşağımızın çoçuk diye tabir ettiği dahi şahsiyetin bu fethi gerçekleştirmesi çok manidar da bir durumun göstergesidir. Sağlam kaleler, görkemli surlar adeta eriyerek bu büyük medeniyetin başkenti Konstantinniye'yenin (İstanbul) tarih sahnesinden silinmesi elbette takdire şayan bir başarıdır. Fakat İslam dünyasında bu fethin çok karşılık bulmaması biraz da kıskançlık olarak ifade edilebilir. Hilafetin merkezi Mısırda bir iki küçük çaplı kutlamadan başka bir şey yapılmamıştır. Asırlara direnen binlerce yıllık Bizans İmparatorluğunun yıkılışı İslam aleminde daha farklı yankı bulmalıydı?

. ''Trabzon'un fethiyle İstanbulun fethide böylece tamamlanmış olacaktır''

T ürklüğün mefküresi hedefi ve gayesi artık Doğudan hep Batıya olmuştur; gerçekte onun Fatihin rüyası ve gerçek hedefi Roma idi fakat bu arzusunu gerçekleştiremeden ölmüştür. Bir Doğu seferine çıktığı düşünüldüğü sırada Gebze'de Hünkar çayırda vefat etmiştir. Bu seferle ilgili hala çeşitli rivayetler ortalıkta dolaşmaktadır. Tek adamlık ve mukderiyet Türk - İslam sentezini ortaya koyan en doğru modeldir. Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerinde ki esrar ise hala bu gün bile güncelliğini korumaktadır. Yabancılar ve bazı Osmanlı kaynakları bir zehirlenmeden bazı tarihçiler ise bir genetik aile hastalığı olan Nigris'ten öldüğünü ifade ederler. Fatihin çok genç yaşta ölümü bu hedefe varmasını engellemiştir. Fatih Sultan Mehmed'in ölümünü o günkü papalık tarafından büyük kartal öldü diye ifade edilmiştir. Hıristiyanlık dünyasının korkulu rüyası büyük Kartal Fatih'in ölümü üzerine şenlikler düzenlemiş, Hıristiyanlık alemi papalık bütün Kiliselerde üç gün üç gece şükür ayinleri düzenleyerek bayram etmişlerdir.

O dönemde Fatih Sultan Mehmed, muhtelif sebeplerle arası açık olan Memluk devleti üzerine hareket ettiği sırada yolda vefat etmiştir. Padişah 25 Nisan 1481 de Kapıkulu askerleriyle birlikte İstanbul’dan çıktı ; yine tarihçilere göre o sırada rahatsız idi. Üsküdar’a geçtikten sonra rahatsızlığı arttığından birkaç gün Üsküdar’da kaldı. Atla gidemiyecek derecede dermansız olduğundan araba ile yola çıktı. Bitkin bir halde Gebze’ye yakın Tekfur Çayırı veya (Hünkar) Çayırı ordugâhına indi ve Perşembe günü akşama yakın (3 Mayıs 1481) elli bir yaşında vefat etti. Hastalığı sefere hareketinden kaç gün evveldi? Yoksa hareket gününde mi hastalandı? Hasta halinde niçin sefere çıktı? Ölümünde zehirlenmek gibi haricî bir tesir var mı idi? gibi sorular ve bunların tetkiki ayrı bir konu olduğundan burada zikredilmedi. Bu durumu Venedikliler ve günümüz tarihçilerinden bazıları Fatihin özel doktoru Yakup paşa (Maestro Jacopo) sonradan Müslüman olan daha sonra veziriazamlığa yükselen hususi (özel) doktoruna zehirlettirildiğini idda ederler. Yakup paşa Fatih'e yirmi yıl hizmet ederek onun güvenini kazanmış bir önemli bir şahsiyettir. Fatihin ölüm haberini alan askerler galyana gelerek belkide haksız bir şekilde Yakup paşayı linç ederler.

Tarihçilere göre hastalığı nigris olup ıstırabı fevkalâde olduğu için andan müteessiren vefat etmiş ve ölüm askerden gizlenerek hamam yapmak üzere İstanbul’a geçirilmiş ve yine tarihlere göre on bir gün ölümü saklanmış.

Fatih, Memlûkler üzerine sefere giderken veziriâzam Karamanî Mehmed Paşa beraberinde olup İstanbul muhafazasına ihtiyar vezir İshak Paşa’yı bırakmıştı. Aynı zamanda iki oğlundan Amasya Valisi Bayezid’in oğlu Korkud ve Karaman Valisi (Cem) in oğlu Oğuz Han muhafaza altında olarak İstanbul sarayında bulunuyorlardı. Fatih Sultan Mehmed’in vefatında hayatta Bayezid ve Cem isimlerinde iki oğlu vardı. Bunlardan büyük şehzade Bayezid otuz dört yaşında olup Vilâyet-i Rum denilen Sivas, Tokat, Amasya Valisi yani sancak beyi idi, yirmi üç yaşında olan küçüğü Cem ise merkezi Konya olan Karaman valisi olarak bulunuyordu. Fatih Sultan Mehmed Hanın ölümü üzerine uzun süre Osmanlı Devletinde taht kavgaları yaşanmış ve şehzade İkinci Bayezid Han saltanat koltuğuna oturmuştur.

Türkler İslam ve Türk tarihi için destanlar yazmışlardır. Çünkü işaret edilen kutlu fetihler bu aziz milletin eliyle gerçekleşmiştir. Kuran-i Kerimde yüce Allah c.c şöyle buyuruyor. ''Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, duysun: Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, mümin'lere karşı boyunları aşağıda, kafirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda savaşan, dil uzatanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte o, Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, ihsanı bol, her şeyi bilendir ''. (Maide sursi 54.Ayeti) Bu ayetin Türkleri işaret ettiğini belirten İslam alimleri başta Elmalı Hamdi Yazır, Vani Mehmet Efendi, Celal Yıldırım, Ömer Nasuhi Bilmen ve Said-i Nursi bu ayetin Türkleri işaret ettiğini belirtirler. Elmalılı Hamdi Yazır ise daha da ileri giderek Ayetin tefsirinin sonunda Türkler gibi de der. İşte İslam dinine bayraktarlık yapan hizmet eden Allah c.c yolunda cihat eden bir milletin övülmesidir.

İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,

''Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.''

Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.

''Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir.''

Fatih Sultan Mehmed Han - 1 Haziran 1453

Bu gün Ayasofya cami ve vakfiyesi için yapılan spekülasyonlara ışık tutacak tarihi vesika ve vakfiye önümüzde varken ; Cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed Han'ın emanetine gerekli önemi ve ehemmiyeti gösteremiyorsak bunun vebalini de üzerimiz de taşıyoruzdur.

Ali KARACA

Bu yazı 256 defa okunmuştur.