Ali Karaca

Ali Karaca

Hayata Dair Ne varsa Düşünelim
alikaraca@gmail.com

LOZAN GERÇEKLERİ... (GERÇEK HAKİKAT)

06 Ağustos 2020 - 10:28

Lozan üzerine yapılan spekülasyonlara nokta koymak için tekrar bu gerçekleri yazmak zorunda kaldık. Daha öce ''Lozan Bir Zafermidir'' adlı makalemizde uzun uzun yaşanılanları TBMM ve Lozan tutanakları üzerinden değerlendirmiştik?

Milli mücadele başlatarak düşmanı Anadolu topraklarında karşılayarak zaferler kazanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını Lozan üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışanlara karşı en güzel cevabı yine buradan vererek safımızı belli edeceğiz.

Şehir efsanesine dönüşen Lozan hezimettir, Misak-ı Milli de hüsran yaşandık, 12 Adalar elimizden gitti, Musul ve Kerkük üzerinde de bir tasarrufumuz olamadı? Veya tazminat alamadık şimdi de bugünlerde İsmail Enver Paşa Turan İmparatorluğu Başkomutanı olarak başımızda olsaydı çok daha fazla kazanım elde edecektik.

12 Adalar meselesi ise Ege Denizi’nin güney doğusunda yer alan bir grup adaya verilen isimdir. Bunlar 12 Adalar” olarak tanımlanmakla birlikte, sayıları aslında 12’den biraz daha fazladır. 19. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun tartışılmaz bir parçası olan bu adalar 1911 - 1912 Türk - İtalyan Savaşı ile birlikte elimizden çıkmıştır.

Şunu da öncelikle kaydedelim; 12 Adalar’ı Ege’nin daha kuzeyinde yer alan Sakız, Sisam, Midilli, İkaria, Limni, Semadirek vs gibi diğer Doğu Ege adaları ile karıştırmamak gerekir. Bunların pek çoğu 1912 - 1913 Balkan Savaşları sonucu kaybedilmiştir. Lozan Barış görüşmelerinden neredeyse 10 yıl önce Uşi (18 Ekim 1912) antlaşması ile bu adaları kaybetmiştik bunun böyle bilinmesi gerekir.

Misak-ı Milli ''yemin'' anlamına gelen Osmanlı Mebusan Meclisi'nin 28 Ocak 1920'de gizli bir oturumda kabul ettiği metnin adıdır. Meclis'te Felah-ı Vatan (Vatanın kurtuluşu) adlı grup tarafınca yazılan bu metin altı maddede ülkenin olması gereken sınırlarını belirtir. Yani o günkü Saltanatın mevcudu koruma yeminidir ve bir mefkureden oluşur. Fakat sadece sözde bir yeminden öteye gidemeyen bir hayaldir.

Bu sınırlar kabaca bugünkü Türkiye haritası artı Musul, Kerkük ve Batum'u içine alan sınırlardı. Gizli oturumda kabul edildikten hemen sonraki gün dünyaya ilan edildi. Bu metnin ilanı üzerine İngilizler meclisi bastı ve içlerinde Rauf Orbay'ın da olduğu Misak-ı Milli'ye öncülük eden isimleri tutuklayarak Malta'ya sürgün ettiler. Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Batum gibi şehirler 1917 yılında elimizden çıkmıştı.

O günkü Osmanlı Devleti İtilaf Devletlerinin işgaline karşı koymadı ve yurdumuzun dört bir tarafı işgal edilmişti? Artık bir kan değişikliğine ihtiyaç vardı; kendi muktedirliğini kaybeden bir Devlet bu işgalin altından kalkamazdı? Onun için adımlar atıldı bazı çevrelerin 30 Kasım 1918 Mondros Mütakeresi sayesinde Rauf Orbay Paşa, Mustafa Kemal Paşanın önünü açtı safsatası kabul edilebilir değildir.

Oysa milli mücadelede Başkomutan ''Mustafa Kemal Paşa'nın bütün Ulusumuza şu emri geldi;

''Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz'' Bu sözlerin sahibine, adını dünya tarihine verdikleri milli mücadeleden ve gerçekleştirdikleri Kurtuluştan dolayı altın harflerle yazdıran büyük Devlet adamı ve kurucu bilge liderimiz Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kahramanı ve silah arkadaşlarını yermek kimsenin haddi değildir hakkı da değildir.

Lozan’da Yunanistan’dan Anadolu’da yaptığı tahribat ve katliam için tazminat istemiştik. Fakat Yunanistan’ın ödeme gücü yok denilince İsmet Paşa vazgeçmiş, milyonlarca altını Yunanistan’a bağışlamıştı. Böyle diyenler kesinlilke doğruyu ifade etmiyorlar? Evet biz tazminat istedik, İsmet Paşa sonunda vazgeçti. Fakat gerçek sadece bundan ibaret midir asla? Bu kadar ucuz ve traji komik masalları anlatanlara inananlar Lozan Delagasyonun da bulunanların hatıratlarını okuyabilirler.

Bu durum fevkalade önemli bir zihniyet sorununu yansıtıyor; Filin neresinden tutarsanız, tuttuğunuz yer gerçektir ama ona göre fil tanımı yapmak yanlıştır! Muhafazakar çevrelerin bir kısmı, karmaşık gerçekliği araştırmadan, siyasi propaganda için işlerine gelen birkaç olayı seçip ona göre bütün hakkında hüküm veriyor. Bu düşüncenin oluşmasına sebep olan şey Osmanlı Devletinin yıkılıp Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından kaynaklanmaktadır.

Tabii sadece onlar değil, hemen bütün ana akımlarımızda bu yaygındır: Atatürk’ü, İnönü’yü, Menderes’i,Yahut Tanzimatçıları, Abdülhamid’i, İttihat ve Terakki’yi araştırmak yerine övmek veya yermek için bir kaç olayı ya da başka bir şeyi seçerek kocaman hükümler inşa ederiz. Peki niçin son yıllarda Lozan’ı akademik nitelikte müzakere etmek yerine, böyle siyasi amaçlarla karalamak moda oldu. Bu zihniyet bugünkü Türkiye Cumhuriyetini hazmedemeyenlerin hezeyanından başka bir şey değildir.

Evet, Türkiye Lozan’da Yunanistan’dan tazminat istedi; miktarı 160 milyon altın liradır. Bugün için milyarlarca dolar. Fakat, Venizelos da Türkiye’den tazminat istemişti! Ne için mi? Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Anadolu ve Trakya’dan 450 bin Rum’un Yunanistan’a göç ettirildiğini? Milli Mücadele sırasında da 950 bin Rum’un göç ettirildiğini söylüyor, bunların taşınmazlarının Türkiye’de kaldığını, Yunan devletinin bunları Yunanistan’a götürmek, yerleştirmek ve işgal sırasında geri getirmek için masraflar yaptığını ifade ederek 223 milyon altın lira tazminat istiyordu!

Dahası, İtilaf devletleri de Türkiye bize harp ilan etti, masraf yaptırdı” diyerek 30 milyon altın ''harp tazminatı'' istiyordu Günlerce tartışıldı, İsmet Paşa hepsini reddetti, Türk talebi konusunda dosyalar dolusu belge sundu. Neticede küçük Karaağaç mıntıkasının Türkiye’ye verilmesi karşılığında, bütün tarafların tazminat istekleri sıfırlandı, dosyalar kapatıldı. Başbakan Rauf Bey, Karaağaç’ın yetersiz olduğunu, Türkiye’ye adli ve mali konularda daha fazla taviz verilmesi gerektiğini yazmıştı. Ankara’dan bakınca Rauf Orbay tabiki de haklıdır.

Bütün bunlar, mutlaka akademik düzeyde tartışılmalıdır elbette! Fakat ''İsmet İnönü milyonlarca altını Yunanistan’a bağışladı'' demek ancak cehalet ve kör fanatizmle mümkündür! Merhum Prof Dr Seha Lütfi Meray’ın yayınladığı Lozan Tutanakları’nın 4. cildi bu konuda ki en aydınlatıcı bilgileri içermektedir, açın okuyun, yine Araştırmacı yazar Taha Akyol'un ''Bilinmeyen Lozan'' adlı eseri bu konuda ki bütün spekülasyonlara cevap verebilecek niteliktedir. Tabi ki bir zahmet okuma sıkıntısına katlanmak lazım geldiğini belki öğrenebilirisiniz.

Adam yine devam ediyor ve ülke adları sayıyor, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Mısır, Filistin, Suriye, Adalar falan. Ama bunların bir kısmını Abdülhamid zamanında, bir kısmın İttihat ve Terakki zamanında kaybettik; Lozan’da değil. Onları da suçlamak yanlıştır. Osmanlı, çok Uluslu ve ''Patrimonyal'' (Babadan miras kalan) yapısıyla hayatiyetini kaybetmiş; tarihçi Şükrü Hanioğlu’nun deyişiyle ''Anakronik'' (Çağı geçmiş eski) hale gelmişti. Artık tarihin yumurtasının çatlama zamanı gelmişti? Yeni bir Devlet ve yönetim şekli ile karşımızdaydı.

Bunu anlamak için de iktisat tarihi, askeri tarih, siyasi tarih, düşünceler tarihi, hukuk tarihi falan okumak lazım. Dahası, Abdülhamid’e muhalefet etti diye Mehmet Akif’e düşmanlık edenler bile türemiş, biliyor muydunuz? Son olarak Lozan öncesi durumumuzun ne olduğunu bilmeyenler ahkam kesmekte çok mahir oldukları anlaşılmaktadır.

''Lozan Barış Antlaşması demek Cumhuriyet demektir, yani bir milletin kendi adıyla kurduğu Devlettir''..

Ali KARACA

05.08.2020

İSTANBUL

Bu yazı 1387 defa okunmuştur.