Ali Karaca

Ali Karaca

Hayata Dair Ne varsa Düşünelim
alikaraca@gmail.com

TÜRKLERİN MÜSLÜMAN OLMASI..

01 Ocak 2021 - 20:33

    Türklerin Müslüman Olmaları kendi inançların da var olan tek Tanrı veya Göktanrı inancı sayesinde gerçekleşmiştir.

 

     Türklerin İslam dinini kabul etmesi kendi inançları olan Tengricilik, ile büyük benzerlikler göstermesinden dolayı önce kabileler halinde daha sonra da toplu olarak gerçekleşmiştir. .

 

       Türkler de töre inanç demektir? Hatta Kül – Tegin’nin (Doğu’nun yüzünün ilk cümlesinde) “Üste Mavi Gök altta yağız yer yaratıldığında ikisinin arasında insanoğlu yaratılmıştır” söylemi  yüce İslam dininin var olan ifadeler ile de örtüşmektedir.

 

      Bu söylem Yüce Kuran-i Kerimde geçen.  ”Biz yeri ve göğü oyun olsun diye yaratmadık” (Enbiya süresi 16. Ayeti) ile büyük benzerlikler göstermesi Türklerin bu dini Müslümanlığı kabul etmesinde önemli rol oynamıştır. Türk töresi toplanan büyük bir kurultayda yüce İslam dinin emir ve yasaklarını, Türk töresinin de prensiplerini ortaya koyarak birbirinden çok farklı olmadıklarını gördükleri bu dinin (İslam inancı) kendilerine uygun olduğunu gördüklerini tespit ettiler.

 

  Yüce İslam dinin Arap yarımadasında doğması ve onun alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberi Hz Muhammed (S..A.V)’in Müslümanlığın, büyük bir coğrafyaya yayılması sayesinde, bu dinle yakın ilişkileri bulunan Türkleri’de çok yakından ilgilendiriyordu. Türklerin önce kabileler daha sonra da büyük kitleler halinde İslam dinine katılmaları bu yakın ilişkiler sayesinde ile sağlanmıştır. 751 yılında Araplar ile Çinliler arasında yapılan ”TALAS” savaşında Çinlilere karşı Tarih’ten gelen düşmanlıklarından dolayı Türklerin Müslümanların yanında yer alması bu savaşı Müslümanların kazanması yakınlaşmanın ve İslamlaşmanın ilk adımları olmuştur.

 

    Bu arada Çin ordusunda bulunan Karluk, Yağma ve Çiğiller muharebe sırasında taraf değiştirerek Arapların saflarına geçmesi ve Çinlilere arkadan saldırarak bu savaşı, Çinlilerin kaybetmelerine sebep olmuştur. Bu savaşla birlikte Araplar, Matbaa, Barut, Kağıt ve Pusulayı öğrenmişlerdir. Türkler arasında Müslümanlığın yayılması Abbasi halifeleri ile iyi ilişkilerin kurulması hep bu savaşın kazanılmasının sonucunun bir göstergesidir. Türklerle Müslümanlar bu dönemden itibaren gerek Maveraünnehir’in Araplarca fethi gerek Talas savaşı gerek bu bölgede kurulan Pers kökenli Samani devleti aracılığı ile karşı karşıya gelmeye başlamışlardır.

 

    Ancak ne Araplar yada genel olarak Müslümanlar Orta – Asya içlerine doğru ilerleyerek Türkleri İslamlaştıracak güce ve kudrete nede Türklerin İslam’ı Türkistan sınırlarından söküp atmaya güçleri yetmemiştir. Böylece bir denge unsuru sağlanmış Türklerde İslam imparatorluğunun büyümesi karşısında bu dine karşı kayıtsız kalmamışlar ve isteyerek kabileler halinde Müslüman olmuşlardır. Türklerin artık Abbasilerin saraylarında ve ordularında görülmesi hep bu sayede olmuştur. Türk soylu asker ve komutanları çok önemli görevlere getirilmeleri bu dönemde başlamıştır. Zübeyr – et Türki, Mübarek – et Türki ve Muhammed – et Türki adlı komutanları tanıyoruz. Hatta Halife Mansur oğlu Mehdiye şöyle vasiyette bulunmuştur. Kendilerine (Türklere) iyilikte bulun onları kendine yaklaştırmaya çalış onlardan çok dost edin. Oğuz Türkleri Abbasi Halife ordusunda paralı askerlik yaparak İslam dinine hizmet etmişlerdir.

 

   Bu arada Türk asilzadeleri ve soyluları Halifeye bağlı müstakil devletler kurulması hep bu savaşın bir sonucudur. Bu devletler Mısır ve Suriye’de ki Tolunoğulları, İhdişoğulları ve Azerbaycan da ki Sacaoğullarıdır. Bu dönemde İslam Halifesinin davet mektupları o günkü Türklerin yaşadığı Mavaraünnehir, Merv, Kaşgar, Buhara, Tirmiz, ve Rey gibi şehirlerde yaşayan Türk halkı tarafından olumlu karşılanıyor ve bir çok taraftar buluyordu. O dönemde henüz Müslüman olmamış olan Oğuz ve Karluk Türk boyları Horasan bölgesine akınlar yaparak Müslüman Türk ahaliye karşı ciddi sonuçlar alıyorlardı. Bu arada Müslümanların Halifesi olan Mutasım’la iyi ilişkiler kuran Türkler İslam ordusunda çok önemli mevkiler elde ediyorlardı. Böylece Türkistan’nın İslamlaşması çok daha kolay sağlanmış olacaktır. Mavaraünnehirin tamamıyla Müslüman olması Samaniler döneminde gerçekleşmiştir. “Türklerin lisanını öğrenin çünkü onların saltanatı çok uzun sürecektir.” (Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lügat’it Türk) adlı eserindeki söylemi bir kez daha haklılığını ortaya koymaktadır. Bu söylemin Hz Muhammed (S.A.V)’in Hadis-i şerifi olduğu rivayet edilmektedir.

 

   Türk İslam Tarihinin en önemli olayı Karahanlı hükümdarı büyük komutan  Satuk Buğra Han’nın daha sonra Abdülkerim adını alacak olan  (932 – 933) yılında İslam dinini kabul ederek Türklerin toplu halde İslam dinine girmesine sebep olan büyük Hakanıdır. Abdülkerim Satuk Buğra Han Türklerin tamamen Müslüman olmalarını sağlamıştır. Artık Karahanlı Türk devleti bir İslam ülkesiydi ve yıllarca İslamın bayraktarlığını yapacak olan Türklerin övülmesi Müslümanlığın hak ettiği saygı ve değeri görmesi Allah (C.C) müjdelenmiş bir millete lütfu olarak da kabul edilebilir. “Kırmızı çehrelilere (Türklere) müjdeler olsun Allaha yemin ederim ki insanlar çatlasa da Allah (C.C) onları hem bu dünyada hem öbür dünyada mükafatlandıracaktır.” (Tubeyin Kab) Abdülkerim Satuk Buğra Hanın kurmuş olduğu İslam devleti artık önemli bir coğrafyada söz sahibi olacak büyük bir güce sahip olacaktı.

 

   Türkler yüce İslam dinini kabul etmiş büyük bir gücün sahibi idiler o dönemde onlara karşı koyacak çok önemli güçlü bir devlet ortalıkta  yoktu. “Türkler dünyaya iki kere hükmedecektir. Türkler size dokunmadığı harp etmediği sürece sakın sizde Türklere dokunmayın.” (En – Nesei- Sünen) Bu Hadis-i şerifle Müslümanlar uyarılarak artık onların İslamın temsilcileri oldukları tembih edilmiştir. Bundan sonra artık Türklerin batıya açılma zamanı gelmiştir çünkü Türkler “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar akın eden” büyük fetihler yapan İslam dinine hizmet eden asil bir millettir. Arapların büyük fetihler yaparak elde ettikleri ganimetler sayesinde zenginleşmeleri artık savaşmak istemeleri yeni fetihlere girişecek gücü ve kudreti kendilerinde bulamaları sayesinde bu boşluğu Bozkırın savaşçı milleti olan Türkler dolduracak onların Müslümanlaşmaları sayesinde tarih yeni bir başlangıca imza atacaktır.

 

   Türkler artık yüzünü batıya çevirmiş İslam dini adına büyük fetihler yapmak için mücadele edeceklerdi. Çünkü Türkler savaşcı bir milletti, onlar Bozkır da yetişmiş, iyi at binen iyi kılıç kullanan ok atan üstelik cesur bir milletti? Bir çok kez böyle kahramanlıklar göstermişlerdir çok eski göçer bir topluluk oldukları için arazi ve doğa koşullarını çok iyi biliyorlardı. Bu arada İslamın Türkler arasında yaygınlaşmasından sonra İslam’ın ilim ve bilim havzası Mekke ve Medineden sonra Türklerin Anavatanına kaymıştır. İslam dininin bayraktarlığını yapacak olan Türk milletinin Müslüman olmasıyla birlikte Semerkant, Buhara, Taşkent , Merv, Tirmiz, Mavaraünnehir. Rey ve Horosan gibi şehirler İslamın ilim merkezi olmuş İslamın güzel yıldızları bu şehirlerde doğmuştur. “Türkler tarihte eşi benzeri görülmemiş bir milletir.” (Enes Bin Malik) sözü elbette onu haklı çıkarmıştır. Artık Türkler ilim ve sanatta Edebiyatta önemli büyük eserler ortaya koyuyorlar Türk mimarı tarzı da İslam medeniyetinden etkileniyordu. Türkler yaptıkları Camiler, Kervansaraylar, Hanlar ve Hamamlar ile şehir ve Kentleşme adına yerleşik kültürü hayata geçiriyorlardı. Bir çok eser günümüze kadar gelerek hala orjinalliklerini koruyarak asırlar önce yapılmış olmalarına rağmen muhteşem görüntüleri ile bizleri büyülemektedir.

 

     Hendek savaşı için hazırlık yapan Müslümanlar Medine’nin etrafındaki kazı çalışmalarında önlerine çıkan zorlu bir kaya parçası için hemen sevgili efendimiz Hz Muhammed (S.A.V) haber verdiler. Bir Türk yapımı çadırda dinlenen Fahr-ı alem efendimiz hendek kazım işi için çalışmalara katıldı. Eline kazmayı alan Allah (C.C)  Resul’ü önce dua niyaz ettiler sonra kırma işlerine başlandı. Vurdukları ilk kazmadan çıkan kıvılcımlar fetihlerin müjdelerini veriyorlardı. Benden sonra benim ümmetim Rum diyarını fetih edecektir. Hirakl krallığının en uç noktasına kaçacaktır siz Şam diyarını fetih edeceksiniz. O dönemde Şam Bizans imparatorluğunun toprağıydı. Bu fetihler Allah (C.C)nasip eyleyeceği fetihlerdir işte müjdelenmiş ordu Türk komutan fetih ordusu bu güzel beldeleri fetih etmiştir. Sevgili efendimiz Hz Muhammed (S.A.V)’in Hadis-i şeriflerinde. Konstantiniyye elbet bir gün fetih edilecektir onu fetih eden komutan ne güzel komutan fetih eden asker ne güzel askerdir Buhari (et – Tarihul – Kebir) Bu müjdeye mahsar olmak için bir çok kez defalarca kuşatılan. Bu fetihlerin başlamasına vesile olan ilk adım Türklerin Anadolu’ya girerek Bizans imparatorluğu İstanbul fetih edilerek köhne Bizans’ın paslı mıhını sökme şeref ve fazileti Allah (C.C) sevgilisi Hz Muhammed (S.A.V)’in övdüğü komutan ve orduya Osmanlı Türk sultanı Fatih Sultan Mehmet Han’a nasip olmuştur.

 

    İlk önce Hıristiyan Bizans ile savaşan devlet Müslüman Türklerdi. 1071 yılında Selçuklu Sultanı “Alp Arslanla” Anadoluya giren Türk milleti bu kapıyı açmak için Malazgirt meydanında din uğruna kefen giyen İslam için serdarlık yapan Sultan Alp Arslan’la Anadolu’ya girecek Bizansı yenerek onun komutanını esir edecektir. İslam dininin yüce değerlerine sadakatla bağlı cihad yolunda mücadele eden bilge Sultan Alp Arslan’nın söylemiş olduğu, ”Biz temiz Müslümanlarız bidat nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki Allah (C.C) halis Türkleri aziz kıldı” söylemi gerçekten manidardır. Türk atlılarının ayak izlerinin Viyana kapılarına kadar gidecek olan bu yol artık açılmıştır. Türk ordusu ilk kez bir Hıristiyanlık alemine karşı zafer kazanmış onlara ilk kez yenilgi tadırmıştı. Bu Müslümanların batıya karşı kazanmış olduğu adı Türk olan bir zaferin adıydı. Çünkü Malazgirt savaşına kadar Türklerle, Bizanslılar hiç karşı karşıya gelmemişlerdi bu bir devletler savaşıydı ufak tefek çarpışmalar elbette olmuştu. Artık bu kutlu yol açılmıştır ve bu durum Türklerin bir milatıdır.

 

   Türk gibi kuvvetli olmanın adı kılıcını İslam dini adına kullanan hak ve adaleti gözeten yerel halka karşı zalim olmayan Türk milletinin engin hoşgörüsüydü. “İbn-i Hassulun” dediği gibi “Cenab-ı hak onları (Türkleri) Aslan sıfatında yaratmışır.” Hoca Ahmet Yesevi geleneğinden gelen onun yaktığı kandilin ışığını yayan, İmam Gazali, Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Şeyh Edebali, Hacı Bayramı Veli, Akşemseddin Hocaefendi ve Zenbilli Ali Hocaefendi gibi özellikle “Türkistan ve Anadolu” toprakları büyük evliyalar, veliler ve erenlerle birlikte yüce İslam dinin  merkezi oldular. İlim ve bilim bu merkezlerde çoğaldı yayıldı. Özellikle Osmanlı Padişahları, Sultanları her zaman İslam dinin temsilcileri olarak yaptıkları savaşlarda hep Allah (C.C) rızasını kazanmak için mücadele ettiler büyük fetihlere imza attılar. Türkler Müslüman olduktan sonra hep bu yolu tercih ettiler. Genç Osmanlı Sultanı İkinci Mehmet Han’nın İstanbul’u fetih etmesi de bunun bir sonucudur. Bir müjdeye mazhar olmak genç Sultanın uykularını kaçırmaya yetmiştir.

 

  Akşemseddin hocaefendi gibi devrin büyük bir alimine sahip olmak beklide genç Sultan İkinci Mehmed Han için bir şanstı. İşte bu dini mübin alimlerin yol göstericiliği sayesinde kutlu yolun yolculuğu, mutluluk müjdesiyle sonuçlanmıştır. Fatih ünvanını almak bu bilge hocaların gayreti ve emeği ile olmuştur. “Yoksa size kimse altın tepside bir şey sunmaz.” Sizin gayretiniz inancınız ve mücadeleniz eğer o övgüye layıksa ona nail olursunuz. İstanbul’un fethi “29 Mayıs 1453” yılında gerçekleşmesinden sonra Türkler artık Avrupa’da uzun süre kalıcı olarak kalacaklardır. Haçlı zihniyeti ve Hıristiyanlık bir imparatorluk haline gelen bu büyük devlete onun gücüne karşı acz içerisinde kalacaktır. İstanbul’un fethi Müslüman Türklerin yapmış olduğu dünya Tarihine geçmiş en büyük fetihtir. Bu fethin sonucu ile eski çağ kapanmış yeni bir çağın açılmasına vesile olmuştur. İslam artık damgasını Türkler eliyle batıya karşı vurabiliyordu. Belkide doğudaki Türk ordusu bundan böyle batının kabusu olacak hep üzerilerine gidecektir. Türklerin bir başka Sultanı Fatih Sultan Mehmet Hanın torunu olan değişik kişiliği cesareti ile sonradan Yavuz adını alacak olan Sultan Selim Han bu sefer Türklerin yüzünü doğuya çevirecek olan bir Sultandır.

 

    Bunun için büyük Sultan Yavuz Selim Han ”Mevla ruhsat verirse Hint ve Turana gideceğim. Doğudada batıdada İlah-i Kelimetullaha çalışacağım” diyerek ne kadar haklı olduğunu bizlere göstermiştir. Osmanlı – Türk ordusu 23 Ağustoz 1514 yılında Çaldıran ovasında karşılaştığı Safevi ordusunu dağıtarak Şah İsmail’i bozguna uğratmıştır. Osmanlı Türkleri ve Yavuz Sultan Selim Han büyük bir zafer kazanmış bir çok ganimetler de elde etmiştir.? Hem de Sunnilik adına Ehl-i sünnet çizgisinin ve  pak İslam inancının Anadolu’da ki birliğinin korunmasını sağlamıştır. Çünkü zorla Şii yapılan Türk boyları ve eziyet gören halk artık rahatlamıştı? Artık bundan sonra ilk hedef gördüğü bir rüyanın etkisiyle de Memlük Sultanlarının memleketi olan Mısırdır.

 

    Çünkü Mısır Abbasi halifelerinin burada bulunmasından dolayı burası dini bir merkez haline gelmişti. İslam dünyasında Mısır Sultanları çok başka stratejik bir güce sahipti. Memluk Sultanı Kansu Gavrinin Şah İsmail ile yardımlaşması ona destek vermesi büyük Sultan Yavuz Sultan Selim Hanın canını sıkıyordu. Artık Hicaz bölgesinin ve Mısırın fethi büyük bir önem arz ediyordu. 24 Ağustoz 1516 yılında Mercidabık denilen yerde Memlük ordusu ile yapılan savaşta Kansu Gavrinin de öldürülmesiyle Memlüklüleri büyük bir bozguna uğratan Osmanlı Türk ordusu büyük bir başarı ve zafer kazandı. Kaçan Memluk ordusu önce Haleb’e ardından da Mısıra iltihak etti. Bu arada Memluklular yaptıkları seçimle yeni bir Sultan seçtiler. Mısır’da Sultanlar seçimle iş başına geliyordu. Tomanbay Sultan seçilerek Mısırlıların Sultanı oldu.

 

    Bu Arada Osmanlı Türk ordusu Halep, Şam, Küdüs ve Gazzeyi fetih ederek bütün Hicaz bölgesini ele geçirdi bu kutsal beldelerin kontrolü Osmanlı Türklerinin eline geçti. Sina çölü geçilerek Türk ordusu Mısıra doğru ilerlemeye devam ediliyordu çölün zorlu şartları göz önünde bulundurularak buna cesaret etmek büyük bir kararlılık olarak görünüyordu. Fakat bilge Sultan Yavuz çöl ikliminin özelliklerini iyi analiz ve tahlil etmiş topoğrafik değerleri ölçüp biçerek sorunsuz bir şekilde çölü geçmeyi başarmıştır. Yüzyıllar sonra bu vahada Kanal savaşında Osmanlı Türk ordusunu eriterek yok edenleri de tarih yazmıştır. Nihayet Osmanlı Türk ordusu 22 Ocak 1517 yılında Ridaniye denilen yere geldi. Burada Türk ordusu ile Memluk ordusu büyük bir savaş yaptı Türk topçuları Mısır ordusunu dağıttı Mısır Sultanı Tumanbay kaçtı. Böylece Türk ordusu hiçbir direniş görmeden Kahireye girdi fakat şehre hakim olmak çok kolay olmadı. Çünkü Mısırlılar her fırsatta Türk ordusuna saldırıyor sokak savaşları oluyordu. Yavuz Sultan Selim Han Hz Yusuf (A.S)’ın tahtına oturarak hilafet makamı bu yolla Osmanlı Türk Sultanlarına geçmiştir. “Kırmızı çehreliler (Türkler) size dokunmadıkça sakın sizde Türklere dokunmayınız. Çünkü ALLAH ümmetine vermiş olduğu bu mülkü bu saltanat nimetini ilk defa bu Kanturaoğulları onların elinden çekip alacaktır.” (Et – Taberani) Hilafetin Türklerin eline geçmesi belkide böyle bir İlah-i mesajın sonucudur. Artık Osmanlı Türk Sultanları bundan böyle Halife-i Rüy-i Zemin yani yeryüzünün Halifesi manasına gelen ünvanı kullanacaklardı. Bu ünvan Yavuz Sultan Selimden sonra Osmanlı Padişahları haklarında kullanılmıştır. Hz Muhammed (S.A.V)’in vekili olarak Müsümanların imamlığıdır. Halife din koruyuculuğunu yapmakla görevli kişidir. Mısırda bulunan kutsal emanetler İstanbul’a getirilmiş Mekke ve Medine Hicaz bölgesi (Kudüs) başta olmak üzere kesintisiz olarak bütün kutsal şehirler İslamın şanlı ordusu olan Osmanlı Türk devleti ve onun büyük Sultanı Yavuz sultan Selim Hanın yönetimi altında bulunuyordu. Artık onun ünvanı ”Hadim-i Haremeyn-i Şerifey’n” yani bu kutsal beldelerin Mekke ve Medinenin hizmetkarlığıdır. Buraların hakimi olma ünvanını kabul etmemişlerdir. Büyük tarihçi İdris-i Bitlisi Selim Şahname adlı eserinde Yavuz Sultan Selim Hanı şöyle anlatıyor. ”Din perver Dünya Fatihi sensin. Sen Dünyanın vadedilmiş İskenderisin.”

 

    İşte Türklerin İslam anlayışı budur. Türkler İslam dininin kendi yönetimleri altında bulunan bu beldelere ancak hizmetkar olabileceklerini belirtmiştir. Yavuz Sultan Selim Han böylelikle ilk İslam halifesi olan Osmanlı Türk Sultanı olmuştur. Türk milleti Müslüman oldukları günden bu güne kadar yüce İslam dinine hizmet etmeyi şeref saymış İslam dinine büyük hizmetleri ve emekleri geçmiş asil bir millettir. Daha sonra Yavuz Sultan Selim Hanın oğlu olan Sultan Süleyman Han kurmuş olduğu büyük adaletiyle Kanuni adını alacak ve ufukların padişahı olacaktır. Kanuni Sultan Süleyman Han İslam dinine Türkler eliyle batıda büyük zaferler kazandıracaktır. Mohaç , Belgrad, Boğdan , Eflak , Macaristan zaferleri bunlardan bazılarıdır. Deniz savaşlarında kazanılan büyük başarılar özellikle Preveze , İnebahtı ve Libya, Cezayir, Tunus fethi hep bu büyük zaferlerin sonucudur. Kaptan-ı Derya Barboros Hayrettin paşanın eliyle bu büyük fetihler müessir olmuştur. Artık Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiş bütün ticaret Osmanlı Türk devletinin kontrolüne geçmiştir. Bu büyük zaferlerin kazanılması İslam dininin batıda muzaffer olması doğuda da büyük bir sevinç yaşatmış Kanuni Sultan Süleyman mührünü Muhteşem olarak çağa damgasını vurmuştur. Türkler fetih ettikleri yerlere, devletlere ve  milletlere adalet getirmiş orada yaşayan insanların halkların güvenliğini sağlamışlardır. Müslüman Türkler böyle adaleti olurken Hıristiyanlık ve Haçlı zihniyeti bu adaletten yoksundur. Batılılar Türkler geliyor dediklerinde Müslümanları ve yine Müslümanlar geliyor dediklerinde de Türkleri zikrediyorkardı? Türklük ve Müslümanlık çok müteşabih (Benzeşen) bir tezahüre sahip ayrılmaz ikili o oluşturmuştur.

 

   Türklerin Müslüman Olmalarının serüveni  gerçekleşmiş ve yüce İslam dininin temsilcileri olmaları yani bayraktarlığı bu şekilde bütünleşerek tamamlanmıştır.

 

Türk milleti bağlıdır Allah, İslam aşkına

 

Resul’ün sevgisinden dönermisin şaşkına.

 

Ali KARACA

Bu yazı 123 defa okunmuştur.