Behlül Dane

Behlül Dane

Bu Hayatı Neyleyim, Bana Seni Gerek Seni...
balatfener@gmail.com

Fener balat projesi çevresinde 2009 halk mücadelesi

13 Ekim 2020 - 07:42

Ve sonunda tesçilli tarihi yapıların yıkımı imzalandı



Değerli Dostlar,

Vakit geldi. Avan Projeler, Fatih Belediye Meclisi’nde kabul edildikten sonra, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tarafından da imzalandı.

TESCİLLİ TARİHİ YAPILARIN YIKIMINI GERÇEKLEŞTİRECEK- SEMT HALKINI EVLERİNDEN-MAHALLELERİNDEN EDECEK SÜREÇTE BİR AŞAMA DAHA GEÇİLDİ…

Avan Projelerde ;

1. Ayakta duran rahatlıkla, yıkılmadan da onarılacak durumda olan tarihi yapılar cepheleri dışında içleri boşaltılmak suretiyle yıkılıyor.

a. Özgün plan şemaları ortadan kaldırılıyor.

b. Plan-cephe ilişkisi koparılıyor. Cepheler ve iç mekan birbirinden apayrı hale getiriliyor.

c. Parseller tarihi yapı düzeni gözetilmeksizin birleştiriliyor.

d. Düşey işleyen plan düzeni, yatay hale getiriliyor. Cephesi ile bir bütün olan tarihi yapı karakteri yok ediliyor.

e. Yapı adalarının altlarına adanın tamamı birleştirilerek otoparklar yapılıyor.

f. İstanbul’un en eski yerleşim alanlarından olan Fener-Balat’ın Bizans ve Osmanlı Dönemi yer altı kalıntıları yokmuş gibi davranılıyor, yeraltında bulunan bu kalıntılar da üstündeki 19. yy sivil mimarlık örnekleri gibi hiçe sayılıyor.

2. Fener-Balat Mimari karakteri ile uyuşmayan (oran ve malzeme olarak) yeni cephe düzenleri getiriliyor.

3. Fonksiyon değişiklikleri mahalle yapısına uygun olmayan şekilde, semt halkının görüşü ve rızası alınmadan yapılıyor. Evinin altındaki dükkanın kirası ile geçinen mülk sahibinin bu hakkı elinden alınıyor. Tarihi Yapı sahibi, kendi mülkünü büyük bir otelin lobisi haline gelmiş olarak buluyor.

4. İstanbul’un en eski çarşılarından biri olan Tarihi Balat Çarşısı’nı yutacak büyüklükte, çarşıyı hiçe sayarak, 2859 Ada’nın içinde cam cepheli, metal konstrüksiyonlu bir OTEL projesi yapılmak isteniyor. Ölçek olarak mevcut doku ile uyumsuz bir düzene geçilmek isteniyor.

5. Üzerindeki tarihi yapılar da yıkılarak 1990’lı yıllarda oluşturulan sahil bandı, kültür-sanat-rekreasyon fonksiyonu ardına gizlenilerek imara açılıyor.

Bugün YAKUP HAZAN MİMARLIK LTD.ŞTİ. tarafından yapılan ; 2859 ADA projelerini sizlerle paylaşıyoruz. (Dosya JPEG formatındadır ve Belediye tarafından verildiği şekildedir.)

Yakup Bey’in dediği gibi projeleri ortaya koyarak bakma vakti geldi.

Avan Projeler Yenileme Alanları Koruma (ma) Kurulu tarafından onaylandıktan 7 AY sonra Fener-Balat Halkı’nın büyük çabaları sonucu, onlarca yazışma sonrası (tüm yazışmalar ve alınan cevaplar kayıt altındadır.) Mülk Sahiplerine verilmiştir ve bu aşamaya kadar gerçek anlamda semt halkının ve konuyla ilgililerin projeleri görmeleri engellenmiştir.

ALİ EMRAH ÜNLÜ

Rest.Uzm.Y.Mimar (İTÜ)

***

AKP Fatih İlçe Başkanı Sayın Ahmet Baha Öğütken’e cevap…

Aşağıdaki haber 12 Ocak 2010 tarihinde KENT YAŞAM Portal’ında extrahaber olarak yayınlanan AKP Fatih ilçe Başkanı sayın Ahmet Baha Öğütken’in ‘Kentsel Dönüşüme Tepkiler Siyasi’ başlıklı demecinden alıntıdır. Buna cevabımız demecin hemen altında yer almaktadır…

Kentsel dönüşüme tepkiler siyasi

Ahmet Baha Öğütken: ‘Kentsel dönüşüm projeleri halk tarafından memnuniyetle karşılanıyor, tepkiler ise siyasi.’

________________________________________

12 Ocak 2010 13:05

________________________________________

“AKP Fatih İlçe Başkanı Ahmet Baha Ögütken, Fatih’te hayata geçirilen kentsel dönüşüm projelerinin halk tarafından memnuniyetle karşılandığını, sık sık gündeme gelen tepkilerin ise siyasi olduğunu söyledi

Yenileme alanına dahil edilen Sulukule bölgesinin yıkılması, ayakkabı imalathaneleri ile bilinen Gedikpaşa bölgesinin boşaltılmaya çalışılması ve en son Fener Balat Ayvansaray bölgesinin kentsel dönüşüme dahil edilmesi ile tepkilerin yükseldiği Fatih’te yönetimi elinde bulunduran AKP Fatih ilçe Başkanı Ahmet Baha Öğütken, bölgedeki gelişmelere ve uygulamaya hazırlanan projelere dair görüşlerini dile getirdi.

Sulukule halkı memnun…

Eminönü ile birleşmenin tarihi eserlerle dolu Fatih’in önemini bir kat daha arttırdığını ifade eden Öğütken, “Tarihi eserleri açısından turizme yönelik çalışmaları genişlettik. Tarihi eserleri onarıyor, binalarımızın ön cephelerini yeniliyor, binalarımızın yapılarını değiştiriyoruz. İstanbul’umuzun göz bebeği Fatih’i dünyaya daha iyi tanıtmak, Fatih’i turizme daha çok çekebilmek, tarihi yarımadanın önemini daha çok ortaya koyabilmek amacındayız” dedi. “Guinness Rekorlar kitabına girecek 325 tane camimizin olduğu Fatih’te, değiştirmemiz gereken yıkıntı alanlarımız da var. Sulukule’yi başbakanımızın desteğiyle TOKİ gibi önemli bir kuruluşla yeniden inşa ettirdik. O bölgedeki halk şu anki durumundan gayet memnun, yapılandırmadan önce istemiyorlardı ama şimdi bize teşekkür ediyorlar. Ki biz bu projeleri halktan bağımsız hayata geçirmiyoruz, danışarak ve onları ikna ederek gerçekleştiriyoruz” diyen Öğütken, kentsel dönüşüm projelerine karşı gelen tepkilerin tamamen siyasi olduğunu belirtti.

SELİN ASKER / GÜLSEREN ŞENAY / KENT YAŞAM

SAYIN AHMET BAHA ÖĞÜTKEN’E CEVABIMIZ…

Yukarıdaki haber konusunda yapılacak yorum çok ama biz her satıra cevap vermek yenine, sayın Ahmet Baha Öğütken’in hiç de masum olmayan, bilinçli bir saptırma, gerçekleri saklama çabası içinde yapmış olduğu bazı açıklamalarına yanıt vereceğiz.

Ahmet Baha Öğütken: ‘Kentsel dönüşüm projeleri halk tarafından memnuniyetle karşılanıyor, tepkiler ise siyasi.’

Öncelikle manşette yer alan yukarıdaki ifadeye cevap vermek gerekiyor. Çünkü bu gerçekten halkın haklı tepkilerini ve bu projelerden dolayı duyduğu tedirginliği, kaygıyı örtme çabasından başka bir şey değil. Çünkü eğer ortada rahatsız olacak bir durum, rahatsız olan bir halk yoksa öyleyse bu halk neden örgütleniyor, neden can havliyle derneğimize koşuyor ve açık bulduğu her kapıdan isyanını haykırıyor…

Açık bulduğu her kapı diyorum, çünkü iktidarın kontrolündeki medya sayısı arttıkça sistemden ezilen, mağdur olan muhaliflerin seslerini duyurabilecekleri kapılar da o hızla kapanıyor suratlarına… Tepkiler artıyor ama bu tepkilerin basına, medyaya yansıması ne hikmetse o oranda azalıyor. İktidardan rahatsız olanların sayısı çoğaldıkça basına konan sansür ve baskılar de o derece artıyor…

O zaman da işte sayın Ahmet Baha Öğütken’gibi başka seslerin duyulmasına izin verilmeyen bir ortamda kendi söylediklerine zamanla kendileri de inanan, korunaklı, yalancı bir dünyada yaşayan mutlu bir azınlık oluşuyor ülkede…

Tepkiler Siyasiymiş…

Bu bir siyaset adamına yakışmayacak talihsiz bir açıklama… Başka nasıl olacaktı ki… Bir sistemden talebi olan, beklentisi olan, itirazı olan herkes için bunu iktidara iletmenin en etkin ve en meşru yolu zaten siyaset değil midir. Siyaset hayatın her alanında vardır zaten. Anneyseniz evladınızın geleceğine ilişkin sistemden olan talepleriniz siyasettir; öğrenciyseniz öğrencilerin durumunun düzeltilmesiyle ilgili her türlü isteminiz siyasettir; emekçiyseniz daha iyi yaşam koşulları için taleplerinizin olması siyasettir; kadınsanız kadın olmaktan dolayı yaşadığınız mağduriyetlerden kurtulmaya yönelik istekleriniz siyasettir; yani siyaset her şeydir; hayatın bütünüdür; yaşama dair beklentilerimizin taleplerimizin olmasıdır iktidardan…

Şimdi soruyorum sayın siyasetçi Ahmet Baha Öğütken’e, siyaseti siz nasıl bir şey sanıyorsunuz; siyaset kötü veya yanlış bir şeyse siz niye siyaset yapıyorsunuz… Ha niyetiniz evlerini kaybetmek istemeyen, mahallelerinden koparılıp kent dışına, TOKİ konutlarına sürülmek istemeyen, Çalığa pul yerine evlerini, binalarını vermek istemeyen bir halkın meşru mücadelesini, çok haklı tepkilerini karalayarak, terörize ederek örtbas etmekse yüreği yanan, kaygılı bir halk karşısında çok cılız zavallı bir uğraş bu çabanız…

Bu çaba daha siyasetin ne olduğunu, kendinizin neden siyaset yaptığınızı bilmemeniz gibi açıklarınızı ortaya çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor.

Hangi Sulukule Halkı memnunmuş durumdan?

Gelelim Sulukule halkının durumdan memnun olduğu konusuna; Allah aşkına orada Sulukule halkı mı bıraktınız ki memnun olacaklar… Sizin sonradan Sulukule’ye getirdiğiniz halksa bahsettiğiniz onlar tabii ki memnun olacaklar; ‘al gülüm ver gülüm’ , ‘körler sağırlar birbirini ağırlar’… Birbirinizden çok memnun olduğunuz kesin zaten… Ama gerçek Sulukule halkı durumdan hiç memnun değil Sayın Ahmet Baha Öğütken. Hem de hiç memnun değil. Gelin Fener-Balat-Ayvansaray’ın kenar mahallelerine, evinden yurdundan ettiğiniz Sulukule halkının bu kış gününde semtimizde uygun buldukları yerlerde, çadırlarda nasıl aç açık yaşadığını görün; Sefalete sürüklediğiniz bir halkın dramına şahit olun ve utanın söylediklerinizden…

Tarihi eserleri açısından turizme yönelik çalışmaları genişlettik. Tarihi eserleri onarıyor, binalarımızın ön cephelerini yeniliyor, binalarımızın yapılarını değiştiriyoruz…

Binaları içten yıkarak, üç dört binayı birleştirip daha lüks ve geniş bloklar haline getirerek binaların yapılarını değiştirdiğiniz çok doğru ama kusura bakmayın tarihi korumuyorsunuz bu şekilde tarihi yok ediyorsunuz; binaların anılarını siliyorsunuz; geçmişin izlerini yıkarak hafızasız bir toplum yaratmak istiyorsunuz. Tarihi dekorlaştırmaktır bu yaptığınız. İçinde bir dolu yaşam ve anı birikmiş, geçmişin kokusu sinmiş bu evleri betonarme yeni binalara çevirmek, sadece ön cepheden yapacağınız giydirmelerle, dekorlarla tarihi yapı görüntüsünü vermek, bu nasıl bir tarihi koruma anlayışıdır; bu nasıl bir tarihi yaşatma çabasıdır, bunu bize bir anlatabilir misiniz…

Ki biz bu projeleri halktan bağımsız hayata geçirmiyoruz; danışarak ve onları ikna ederek gerçekleştiriyoruz…

Demek danışarak ikna ederek gerçekleştiriyorsunuz. Öyleyse neden Nisan 2007’de yaşadığımız bölge ‘yenileme Alanı’ ilan edilip evlerimiz özel bir Firmaya, Çalığa ihale edilirken bizim hiç haberimiz olmadı; bu konuda rızamızı aldınız mı gerçekten; daha doğrusu fikrimizi hiç sordunuz mu… İş işten geçtikten, kanunları çıkarıp, minareyi kılıfına uydurduktan sonra, bunu duyurmak amacıyla yaptığınız ki sayısı ikiyi geçmez halk toplantısına demek siz danışmak, rıza almak, ikna etmek diyorsunuz. Onun için mi bol bol fotoğraflarımızı çektiniz… Öyle ya bize tahammülünüz bu kadardı ve hazır toplamışken sürünün bol bol fotoğraflarını çekmek gerekirdi değil mi; böylece halka nasıl danıştığınızı katılım sağladığınızı ispatlayabilirdiniz herkese…

Size son sözümüz şu, biz her şeyin farkındayız; evlerimizi haberimiz olmadan ihaleye verdiğinizin, projelerini çizdiğinizin, devlet gücünü (kamulaştırma tehdidini) kullanarak zorla evlerimize, binalarımıza el koymak istediğinizin… Haberiniz olsun biz bu oyuna gelmeyeceğiz. Bizim sizinle hiçbir işimiz, anlaşmamız, sözleşmemiz yoktur… Evlerimizi, binalarımızı, mahallemizi seviyoruz ve size bırakmayacağız…

***

Fener- Balat-Ayvansaray Semtlerini Yenileme Projesi Mağdur Ediyor…

Fatih Belediyesi 5366 Sayılı yasanın kendilerine verdiği yetki ile İlçemizde 20 civarında yenileme projesi hayata geçirmeye hazırlanıyor. Projeden etkilenecek vatandaşların tamamına yakını endişeli, projelerden haberi olanlar ise çok kızgın, Kendilerine hiçbir bilgi verilmeden tapulu mülkleri hakkında İhale düzenleniyor, yeni imar planları yaptırılıyor, yeni model bina projeleri çizdiriliyor, Koruma kurullarında onaylatılıyor, belediye Meclislerinden geçiriliyor. Projenin önündeki (Kendilerince) bütün engeller kaldırıldıktan sonra Vatandaşı çağırıp Biz senin semtin hakkında yenileme projesi kararı aldık, Proje ihalesine göre Mevcut alanının %42si kadar hakkın var, Kabul etmezsen (Projenin bütünlüğünü bozmamak kaydı ile bizim projeyi kendin yapabilirsin) Fiyat tespit komisyonumuzun tespit ettiği parayı kabul edersin, Hiçbirini kabul etmeyecek olursan GAP inşaat adına mülkünü kamulaştıracağız. Yukarıdaki teklif ile birçok vatandaş kendilerine dayatılan reçeteye teslim olurken, Olaya Rant değil de Tarih ve Kültür zaviyesinden bakanlar çılgına dönüyor. Fatih’te hayata geçirilmesi öngörülen projelerin şimdilik tamamı tarihi dokusunu koruyan mahalleler, Fakat 5366 sayılı yasanın verdiği yetki ile sağlam çürük bütün yapı stoku yasanın tehdidi altında. Olayın Tarih ve Kültür katliamı olduğunu beyan eden mülk sahiplerinden biri olan İç Mimari tasarımcı İrfan Pulcu projeden maddi ve psikolojik etkilenen semt sakinlerinden biri, kendisine duygularını sorduğumuzda, Bir dokunduk Bin Ah işittik…

Fatih Haber: Bize kendinizi tanıtır mısınız ?

İrfan Pulcu: Mobilya ve Mekan Tasarımcısıyım, Fener Balat’ta 5 yıl önce Tarihi bir ev aldım. Evimin Tadilatını yaptım ve 5 yıldır da Fener-Balat’ta keyifle yaşıyorum. Ayrıca Fener Balat’ta iki adet de dükkanımız var. Bir tanesi turistik eşya ve eskici dükkanı , diğeri de dekorasyon ve emlak üzerine.

Fatih Haber: Peki neden Fener Balat’ı tercih ettiniz ?

İrfan Pulcu: Fener Balat Tarihi yapısından dolayı oldukça zengin. Haliç’in eski durumundan dolayı göz ardı edilmiş olup bu bölgenin tarihi evleri ve dokusu bozulmamış. Mütahitler bölgeye talep olmayacağını düşünerek buraları beton yığınlarına çevirememişler. Bu da İstanbul için büyük bir şans olmuştur. Fener Balat tıpkı açık hava müzesi gibidir; Kiliseler,Camiler,Sinagoglar ve bizlerin yaşadığı tarihi evler, dükkanlar, tarihi Çarşı… Tarihi evlerin bu kadar çok olduğu ve günümüze ulaştığı böyle bir yer daha yok İstanbul’da. Bu bölgede çok güzel mahalle kültürü ve komşuluk ilişkileri çok eski yıllardan beri günümüze kadar gelmiş ve hala yaşatılmaktadır. Günümüzde İstanbul’un yoğun iş ve hayat telaşı içinde unutulan değerler ve kültürler burada hala yaşamaktadır. Örnek olarak Ben Bahçeşehir’den Fener-Balata geldim. Aynı apartmandaki komşularımla ilişkimiz yoktu, isimlerini bile bilmiyordum. Ama Fener-Balat’ta , bayram coşkusunu yaşabilirsiniz. Her Kandilde helvalar pişer ve tüm mahalleye dağıtılır. Bir cenaze olduğunda tanısın tanımasın herkes cenaze namazına gider. Bu değerler günümüz İstanbul’unda yok olmuş ve kaybolmaktadır ama Fener-Balatta hala aynı coşku ve heyecanla devam ediyor. Buranın zengin tarihi ve kültürü bir tasarımcı olarak beni çok cezbetti ve buruya yerleştim. Çünkü biz tasarımcıların beslendiği en önemli gıdadır tarih ve Kültür…

Fatih Haber: Fatih Belediyesinin Fener Balat’ta Yenileme Projesi var. Bu proje hakkında neler düşünüyorsunuz?

İrfan Pulcu: 4 ya da 5 ay kadar önce Fatih Belediyesi Biz Fener Balat’taki mülk sahiplerini toplantıya çağırdı; durumdan ilk kez o zaman resmi olarak haberimiz oldu ama detaylı bilgi alamadık. Öncesinde hep bir söylenti vardı. Bilgi almak için başvurduğumuz yerlerin hiçbirinden bilgi alamadık.

Tescilli evlere dokunulmayacağı, mülk sahipleri isterlerse kendi evlerini yapabileceği, Projeyi karşılıklı oluşturacağımızı, hiç kimsenin mağdur edilmeyeceği söylendi her defasında… İlk toplantıda ben mahallemden ada temsilcisi olarak seçildim.13.01.2010 Tarihinde Fatih Belediyesi Onaylanan Avam Projeyi göstermek için çağırdı. Toplantıda Bölgenin Ada Temsilcileri, Çalık Grubu Gap inşaat adına iki Mimar ve Belirli Adalarda Yenileme Projesini Çizen Can Çinici ve Net Mimarlık vardı. Can Çinici , benim temsilcisi olduğum adanın ve diğer projesini çizdiği adaların Projelerini tanıttı ve anlattı. Hayatımda böyle bir tarih katliamı görmedim. Tarihi evler içerden yıkılarak, blok olarak ada bazında birleştiriliyor. Ada Bazında Daire sistemi planlanıyor.Tarihi evlerin sadece ön cepheleri kalıyor, diğer üç duvarı yıkılıyor. Can bey Projesini Keyifle anlatıp sunumunu yaptı: ” bu duvarları kaldırdım, bu evlerde merdiven sahanlığı yüzünden büyük yer kaybı oluyor, bu merdivenleri kaldırıyoruz” dedi. Dehşetle Can beyin sunumunu izledim. İzlerken de acaba Mimarlar kendilerinden istenilen her projeyi yapmak zorundalar mı? Onların da doktorlar gibi bir Hipokrat yeminleri olmalı mı acaba diye düşündüm; Çünkü görülüyordu ki bu işi sadece vicdanlarına bırakmak yeterli olmuyordu…

Şimdi buradan o gün projesini gururla savunan Can Çinici’ye soruyorum: Bu projeyi çizmeden önce acaba projesindeki evleri hiç içerden görmüş müdür? Çok rahat bu duvarı kaldırdım derken, gerçekte o duvarın üzerinde çok güzel kalem işlerinin olduğunu biliyor mu acaba? Evlerimizin mimaride en estetik kısmı olan ahşap merdivenlerimizi kaldırırken, acaba aynı şekilde dönen ahşap merdivenleri ve küpeşteleri yeniden yapmak istese, günümüzde bunu yapacak ustalardan sadece birkaç tane kaldığının farkında mıdır kendisi? Bölgeyi iyice tanımış mıdır? Araştırmış mıdır? Yoksa sit alanı olan bir yerde evlerin bodrumlarını otopark olarak nasıl çizebiliyor. Dana önce Arkeolojik bir araştırma yapılmış mıdır bölgede? Çizdiği bu Proje masa başında oluşturulmuş bir proje midir?

Evlerimizin üç duvarını kaldırmak demenin, o tarihi, nakışlı tavanlarımızın yok olması, kaybolması demek olduğunu biliyor mu ? Can bey güzel bir Proje yapmış ise, bağlı olduğu Mimarlar Odası’nın bu Projeye dava açma hazırlığı içinde olduğunu biliyor mu acaba ? Can bey Tarihi Müstakil evlerimizi içten yıkarak daireye çevirirken Bölgedeki Mahalle Kültürünü yok ettiğinin, Tarihi bir katliam yaptığının farkında mı acaba? Can Bey Fener-Balat evlerini gerçekten ne kadar tanıyor? Daha önce bölgede tek bir evin dahi restorasyonunu yaptı mı acaba? Projeye başlarken kendisine söylenen tarihe öncelik verilmesi miydi yoksa alan metrekareleri mi? O yüzden mi evlerimizin 150 yıllık ahşap merdivenlerini, duvarlarını, tavanların yıkmayı düşünüyor. Benim evimin merdivenini kendine sorun yapıyor.

Bölgeyi her gün yüzlerce turistin hayranlıkla gezdiğini, çizmiş olduğu bu projenin 2010 Kültür Başkenti İstanbul’a yakışmadığını, bu projenin evlerin yapısal özelliğini tamamen değiştirdiğini, ruhunu öldürdüğünü biliyor mu acaba ? Bizim evlerimiz ruhu olan evlerdir. Semtimizin yenileme projesi çizilirken, hiçbir mülk sahibi ile görüşülmüş müdür? Onların tapulu mülkleri üzerinde Proje oluşturulurken, mülk sahiplerinden izinleri ve fikirleri alınmış mıdır?

Bu soruların cevapları aynı zamanda bu Projenin ne kadar tarih ve kültür katliamı yapıldığının da cevaplarıdır. Toplantı anında Can beye ve Gap inşaat yetkililerine bu projenin tarihi yok ettiğini anlatmaya çalıştım ama onlar kendilerini ve projeyi inatla savunuyorlar. Ben, evimden memnun olduğumu, evimin tadilata ihtiyacı olmadığını, bu proje ile mağdur olduğumu söylediğimde , Çalık grubundan mimar arkadaş , “siz de riskli bölge olan Balat’ı tercih etmeseydiniz, Cihangir’e gitseydiniz” diyebilecek kadar kendini haklı görüyordu. Demek ki o mimar arkadaşta bölgeyi tanımıyor, hiçbir araştırma yapmamış. Benim gibi yüzlerce sanatçı, yerli yabancı tarihi ve kültürü seven bir sürü insan bu bölgede yaşıyor. Ayrıca Fener Balat’ta yok edecekleri Mahalle kültürü ve komşuluk ilişkileri Cihangir’de yoktur. Koruma altındaki evler için gün gelip böyle bir projenin düşünüleceği, çizileceği aklımın ucundan, hayalimden bilei geçmezdi.Gerçekten çok yazık. Bu evleri bizler gördük ama koruyamayacağız ve çocuklarımıza gösteremeyeceğiz. Buradan Tüm yetkililere, tarihi ve kültürü seven insanlara, korumacı mimarlara , ülkesini ve İstanbul u seven insanlara sesleniyorum. Fener Balat’ta uygulanmak istenen Proje Tarih ve Kültür katliamıdır. Dünyada benzeri görülmemiş bir olaydır ki halk belediyenin yıkmaya çalıştığı tarihi evleri korumak için belediyeye karşı mücadele veriyor. Ayrıca Unesco bölgedeki evleri korumak için hibe yardımı gönderiyor, AB bunların restorasyonunu finanse ediyor, bizim yerel idaremiz ise ‘yenileme’ adı altında bunları yıkmaya çalışıyor…

Bu Projeyi yapmak isteyen, Projeyi çizen, savunan insanları kesinlikle tarih affetmeyecektir.

Ben önce İstanbul’u, Fener Balat’ı , ülkesini seven biri olarak, sonra da bölgedesindeki tarihi evleri korumaya özen gösteren bir esnaf olarak bu konuda hiç susmayacağım. Ben mağdurum. Birileri çıkıyor ve evini daire yapacağız diyor. Benim evim sağlam, daire istemiyorum. 128 metre kareye sığamıyorum önerdikleri 60 metre kareye nasıl sığacağım ve ben bir beton yığınında nasıl yaşayacağım? Beton bir dairede, ruhu olmayan bir yerde yaşayacak olsaydım Bahçeşehir’den buraya gelmezdim.

Şayet bu projeyi uygularlarsa inanın İstanbul’u terk edeceğim. Gidip dağ başında yaşayacağım ve bu ülkeye bunu yapanları bu şekilde boykot edeceğim.

Fatih Haber: İnşallah yetkililer bu söylediklerinizi duyar ve konuya el atarlar. Teşekkür ederiz.

İrfan Pulcu: İnşallah, bu konudaki duyarlılığınız için ben teşekkür ederim.

_________________________

* Bu söyleşi www.fatihhaber.com’dan alınmıştır.

FATİH BELEDİYESİ HALKLA DALGA MI GEÇİYOR?

Evet haberin başlığını yanlış duymadınız; soruyoruz Fatih belediyesine Halkla Dalga mı geçiyorsunuz?

Bizler burada evlerimizi kaybetme kaygısı içinde, yuvalarımızı,

yaşam alanlarımızı koruma çabası içinde mücadele verirken bu kaygımızı,

endişemizi anlamıyorsunuz; anlamadığınız yetmiyormuş gibi bir de hafife

alıyor, dalga geçiyorsunuz!!! Yazık! çok yazık!…Ne demek mi istiyorum,

açıklayayım:Haberimiz olmadan tapulu evlerimizi babanızın malıymış gibi

Çalık grubuna ihale ettiniz, daha projesi çizilmemiş bir bölgeyi

yenileme alanı ilan ederek ihaleye çıkarmanız yetmezmiş gibi projeleri

fikrimizi, iznimizi almadan, bize hiç danışmadan kafanıza göre

çizdiniz; iki katlı, üç katlı tarihi evleri dört katlı, beş katlı lüks

dairelere çevirdiniz; bazılarımızın evlerinin olduğu yerlere oteller,

alışveriş merkezleri diktiniz;

Bunlar yetmiyormuş gibi evlerimize ne olacağını, yaşam alanımızın

neye dönüşeceğini, mahallemizde kalıp kalamayacağımızı anlayabilmemizin

tek yolu olan AVAN PROJEMİZİ bizden saklamak için kedinin fareyle

oynadığı gibi oynamaya başladınız bizimle…

Nasıl mı?

Aylar önce ilk AVAN PROJEMİZİ yazılı olarak dilekçeyle Fatih

Belediyesi’nden, sözlü olarak da sayın Mustafa Demir’i ziyaret

ettiğimizde kendisinden talep ettiğimiz ve sayın Mustafa Demir’in de o

sırada bizimle birlikte orada bulunan etüt proje müdürünün en yakın

zamanda bir toplantı düzenleyerek bize projeyi tanıtıcı bir brifing

vereceğine dair söz vermesine rağmen sözünüzü hiçbir zaman yerine

getirmediniz…

Daha sonra defalarca AVAN PROJE başvurularımız oldu, onları da her seferinde çeşitli gerekçelerle geri çevirdiniz…

Önce ‘Yenileme Kurulun’da henüz onaylanmadı denildi ki Haziran

2009’da proje Yenileme Kurulun’da çoktan onaylanmıştı; böyle olduğu

halde bir üyemize 3 Ekim 2009’da gelen bir resmi belgeyle, ‘henüz Avan

Projeniz Yenileme Kurulunda onaylanmamıştır’ diye yalan beyanda

bulundunuz. Zira elimizde bulunan 2 Ekim 2009 tarihli bir başka resmi

belgede de Avan Projelerin 2009 yılının altıncı ayında onaylandığı ve

Fatih Belediye Meclisi’ne havale edildiği bilgisi yer alıyordu.

Halka yanıltıcı bilgi vermek bir yana halkın kaygılarını hiçe sayarcasına saygısızca tavırlarınız oldu bu süreçte.

Örneğin CHP’nin Fener-Balat-Ayvansaray halkının kaygılarını ve

projedeki tarihi ve mimari dokuyu tahrip edici yaklaşımları açıklamak

üzere AKP meclis üyelerine vereceği brifinge destek vermek ve bir kez

daha Fatih Beleiyesi’ne Fener-Balat-Ayvansaray halkının taleplerini

iletmek ve kamuoyunu bilgilendirmek için Fatih Belediyesi’ne davet

ettiğimiz basını sayın Mustafa Demir ayağına çağırtarak, sanki halka

nispet yaparcasına, meydan okurcasına ‘Projeyi Çarşamba günü mecliste

Onaylayacaklarını’ açıkladı.

Bu arada CHP’nin vereceği Brifing de iptal edildi.

İki gün sonra, 9 Aralık Çarşamba günü, sayın Mustafa Demir’in bu

halkın kaygılarını anlamak bir yana adeta meydan okuyan tavrına karşı

Fener-Balat-Ayvansaray halkı genç yaşlı demeden, seksen yaşında

ninelerin, dedelerin aralarında olduğu bir kalabalıkla Fatih Belediyesi

önünde toplandık. İlk kez bir belediye başkanının kendi halkından nasıl

tedirgin olabileceğine şahit olduk orada.

Halkın içine gelemedi sayın Mustafa Demir; Halkı da kendi meclisine sokmadı; sadece on kişinin içeri alınmasına izin verdi.

Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme AVAN PROJESİ CHP ve SADET partisinin

red oyuna karşılık AKP’li meclis üyelerinin tam katılımıyla onaylandı

Fatih Belediyesinde.

Projeyi meclisten geçirmenin rahatlığı ile sayın Mustafa Demir içeri

almayıp aşağıda beklettiği halkı yukarı meclise çağırttı daha sonra…

Yaptığı konuşmada ertesi gün AVAN PROJEYİ alabileceğimize dair söz

verdi bize. Orada bulunan bütün Fener-Balat-Ayvansaray halkı ve basın

şahittir buna.

Ertesi gün bir kez daha AVAN PROJE için sözlü ve yazılı olarak

başvuruda bulunduk Fatih belediyesine; Büyükşehir Belediyesinin

onayından geçmeden veremeyecekleri gerekçesiyle bir kez daha reddedildi

AVAN PROJE talebimiz.

Ve birkaç gün önce Fatih Belediyesi kendisi aradı Dernek başkanımız Hasan Acar’ı; AVAN PROJEYİ vereceklerine dair…

Avukatımız dahil hepimiz şaşırdık bu duruma; çünkü aylardır sır gibi

sakladıkları, ne halka ne CHP ve SADET Partisi üyelerine vermedikleri

AVAN PROJEMİZİ şimdi kendi istekleriyle tarafımıza vermek istediklerini

söylüyorlardı;

İNANAMADIK…

Ne acı değil mi insanın halkın oylarıyla yönetime gelen bir yerel

idareye karşı bu derece güvensiz, paranoyakça sayılacak şekilde

kuşkuyla yaklaşması…

Halkı bu duruma getirmişti işte Fatih Belediyesi…

Bilgilenme haklarımız çiğneniyordu; bilgi saklanarak ya da yanıltıcı bilgiler verilerek…

Sözler veriliyor yerine getirilmiyordu; sürekli bugün gidin yarın gelin anlayışı ile halka yaklaşılıyordu;

Bizzat sayın başkan Mustafa Demir söz verdiği halde sözünde durmuyordu…

Bir söylenen diğerini tutmuyordu; sürekli tavır değiştiriliyordu halka karşı…

Söyler misiniz şimdi kim inanır böyle bir yerel idarenin sözlerine… Nasıl güvenilir böyle bir Belediyeye…

Paranoyakça kuşkulanmakta, inanmamakta haksız mıydık?

YANILMAMIŞTIK…

Fatih Belediyesi’ne güvenmemekte haklıydık…

Gerçekten de kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorlardı bizimle…

Kaygı içinde, evlerini kaybetme korkusu içinde bocalayan bir halkla alay ediyorlardı…

Dernek başkanımız Hasan Acar’a yeni bir telefon daha gelmişti Fatih

Belediyesinden; AVAN PROJEYİ gelin alın demiştik ya gelmeyin

diyorlardı; güya projeyi yanlışlıkla ters basmışlardı ve o yüzden

veremiyorlardı; ertesi gün gelin alın diyorlardı.

Ertesi gün tekrar istedik projeyi; bu sefer de Tonerimiz bitti

gerekçesiyle vermediler projeyi; Şaşılacak şeydi, koskoca Fatih

Belediyesi’nde toner bulunamadığı için proje verilemiyordu; çocuklar

bile inanmazdı bu yalana…

Resmen dalga geçiyorlardı bizimle…

Ya da başka hesapları vardı…

Ertesi gün 9 Ocak Cumartesiydi, bir zarf geldi Fatih Belediyesi’nden

APS ile Derneğimize. Heyecanla açtık; zarfın içindeki belgede AVAN

PROJENİN ekte olduğu yazıyordu; zarfın içine baktık; AVAN PROJE yoktu…

Zarfın gramajı için dokuz gram yazılıydı; zarfı tarttık tam dokuz gramdı; yani gerçekten AVAN PROJE zarfın içine hiç konmamıştı…

Şimdi size soruyorum bu durumda Fatih Belediyesi Fener-Balat-Ayvansaray halkı ile gerçekten dalga geçiyor muydu, geçmiyor muydu?

KARAR SİZ VERİN ARTIK…

Çiğdem Şahin… 10 Ocak 2010

AYRINTILI BİLGİ: www.febayder.com

***

AKP TARİHE DEKOR GİBİ BAKIYOR: BİRGÜN, FEBAYDER Basın Sözcüsü Çiğdem Şahin ile görüştü…

Sulukule, Tarlabaşı’ndan sonra ‘Kentsel Dönüşüm’ bu kez Balat’ı vuruyor. Fatih Belediyesi projenin tarihi dokuyu koruyacağını savunurken, mahalleli Balat’ın yok olacağından endişeli. 8bin 500 yıllık tarihe sahip Fener-Balat-Ayvansaray Bölgesi’nde bir zamanlar Rumlar, Yahudiler, Ermeniler yaşıyordu. 6–7 Eylül olaylarıyla ilk göçü vermeye başlayan bölge, ikinci göçü 1974’te Kıbrıs harekâtı sırasında verdi. Gidenlerin yerini Anadolu’nun dört bir yanından göç eden insanlar aldı. Zaman içerisinde Tarihi Yarımada farklı dinlerin buluştuğu bir özellik kazandı. Bölge ayrıca mahalle kültürünün her yönüyle yaşandığı nadir yerlerden biri. Ancak şu günlerde mahalleli tedirgin. Çünkü Fatih Belediyesi ‘yenileme’ projesi geçtiğimiz çarşamba günü 24 AKP’li Meclis Üyesi’nin ‘evet’ oyuyla kabul edildi

Mahalle sakinlerinin yaşam mücadelelerinden ve dayanışma ruhundan söz eden Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Basın sözcüsü Çiğdem Şahin, göç edenlerin farklı bölgelerden olsalar bile temelde her birinin Anadolu halkı olduğunun altını çizdi. Şahin, “Buranın insanı misafirperverlik, insanlık, dostluk, dayanışma gibi ortak bir hamura sahip. Küçücük bir sıkıntıda hemen bir araya geliyorlar. Mücadeleleri ekmek kavgası, hak mücadelesi. En temel yaşam haklarını, barınma haklarını savunmaya yönelik bir mücadele veriyorlar. İnsanların gerçekten canı yanıyor; endişe içindeler. Buradaki insanların çoğu evlerini dişiyle, tırnağıyla elde etmişler. Binaların çoğunda birkaç aile bir arada yaşıyor. Kazandıkları geliri birlikte paylaşıyorlar; altlarında bir dükkân varsa birkaç aile o dükkân geliriyle geçiniyor. Siz onların elinden o binayı alıp küçücük bir daire verdiğinizde, üç-dört aile bir arada aynı binada yaşayan bu aileyi nereye sığdıracaksınız; ayrı ayrı evlerde ise masrafları daha da arttığı için iyice yoksulluğa ve sefalete sürüklenmiş olacaklar. Zaten işsizlik var; kahveler genç ve işsiz insanlarla dolu; bileşik kaplar misali bu insanları buradan sürdüğünüzde yok olmuyorlar ki, şehrin dışına sürüldükleri yerde daha büyük problemlerle yeniden karşımıza çıkıyorlar. Sulukule örneğinde gördük; oradan çıkarılan insanlar gittikleri yere ya alışamadı ya da verilen dairelerin aidatlarını ödeyemedikleri için evlerini bırakıp yine Fener-Balat gibi semtlerde, bu kez çadırlarda yaşamaya başladı. İstanbul gibi yaşam koşullarının acımasız olduğu bir şehirde insanların hayatla güven ilişkileri, sigortaları evleri. Evlerini de yitirdiklerinde yaşamla olan en önemli güven bağları zedeleniyor; bir gece birileri oturup karar alabilir, evinizi sizin haberiniz olmadan kamulaştırabilir ve sizi evinizi terk etmeye zorlayabilir; artık hepimiz her an göçe zorlanabiliriz; yerimizden edilebiliriz” dedi.

‘PROJE ACIMASIZCA UYGULANIYOR’

‘Kentsel Dönüşüm’ ile esas amacın bölgenin soylulaştırılması olduğunun altını çizen Şahin, doğal bir süreçle kendiliğinden ve devlet gücüyle olmak üzere iki tür soylulaştırmanın söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye’de, Sulukule, Tarlabaşı ve Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projeleri ile devlet zoruyla soylulaştırmanın yapıldığını belirten Şahin bunu şöyle eçıkladı: “Proje, çok acımasızca, insanlar adeta tehcir edilerek, sürülerek, barınma ve mülkiyet hakları elinden alınarak gerçekleştiriliyor. Devlet eliyle insanlar tapulu evlerinden ediliyor. Kentin dışına itiliyor. Böylece bölgede yeni bir nüfus, yeni bir müşteri pofili oluşturuluyor.” Fener-Balat-Ayvansaray bölgesinin son zamanlarda çok cazip hale geldiğini belirten Şahin, insanların ve büyük firmaların burada yatırım yapmaya başladıklarına işaret etti. “İleride otel, pastane, alışveriş merkezi gibi yatırımlar için şimdiden yer ve binalar almış olan büyük şirketler ve yatırımcılar olduğunu söyleyen Şahin, lüks bir pastane ya da kafeterya açmak için yatırım yapmış bir yatırımcının, bu profile uygun bir müşteri kitlesinin bölgede hâkim olmasını beklediğinin de altını çizdi.

‘DÖNÜŞÜM İLE YENİ MUHALİF SINIF DOĞDU’

Bu anlamda bölge halkının çıkarlarıyla bu yatırımcıların çıkarlarının çatıştığını vurgulayan Şahin’e göre, “Bu savaşı ya sermaye kazanacak ve buraları soylulaştırarak, kendi müşteri profilini oluşturacaktı; ya da halk kendi direnişi ve mücadelesiyle yaşam alanını onlara terk etmeyerek burada yaşamaya devam edecekti” Bu arada ‘Kentsel Dönüşüm’ nedeniyle yeni bir muhalif hareketin doğduğuna da dikkat çeken Şahin, “Daha önce fabrikalarda örgütlenen toplumsal muhalefetin şimdi kent varoşlarında ve sermayenin kentten sürmeye, yoksullaştırmaya çalıştığı, yaşam alanlarını ve barınma haklarını kaybeden insanlar arasında gerçekleşmeye başladığına işaret etti. Muhalif örgütlenmelerin bu potansiyeli çok iyi değerlendirmesi gerektiğini dile getiren Şahin, “Toplumsal muhalefet, sınıf temelli örgütlenmeden mahalle dernekleri ve hemşeri derneklerine ve kent hakkı mücadelesi veren platformlara kayıyor. Şimdi kentin farklı yerlerinde dönüşüm nedeniyle mağdur olan insanların bir araya getirilmesi ve ortak bir mücadele oluşturulması çabası var” dedi.

‘ZATEN BİR ATAKÖY, BAHÇEŞEHİR VAR’

Projede önemli çelişkilerin bulunduğuna dikkat çeken Şahin şunları kaydetti; “Örneğin otel yapılacak binalar için Fatih Belediyesi Başkanı Mustafa Demir’e, ‘eğer siz bazı binaları otel yapmak üzere kamulaştırırsanız sonra bu kamulaştırdığınız oteli kamuya mı devredeceksiniz yoksa özel bir firmaya mı vereceksiniz? sorusunu sorduk. Özel bir firmaya’ cevabını aldığımızda da bunun yasaya aykırı olduğunu söyledik. Çünkü gerçekten de kamu çıkarına kamulaştırılmış bir mülkü siz yine bir kamu kuruluşuna devredebilirsiniz, özel bir firmaya devredemezsiniz. Bunun yanında hala projenin sosyal içeriği ve kiracıların durumu belirsiz. Ayrıca tarihi ve mimari dokuyla ilgili sorunlar sadece tarihi binalar açısından değil sokak dokuları ve mahallenin kimliğinin tamamen değiştirilmesi açısından da sorunlu. Düşünün oradaki mahalle yapısı, sokaklar, küçük esnaf yerle bir edilecek, lüks binalar, alışveriş merkezleri ve otellerden oluşan yeni bir Ataşehir, Bahçeşehir, Ataköy yaratılacak. İstanbul’da böyle semtler zaten fazlasıyla var; olmayan, her geçen gün sayısı azalan Fener-Balat-Ayvansaray gibi tarihi yerler, mahalle dokusu, sosyo-kültürel yapısı hala orijinalliğini koruyabilen yerler;asıl bu semtleri koruma altına almak lazım.”

‘EN BÜYÜK DAVAMIZ ÇALIK İLE’

AKP’nin tarihe bakış açısını da eleştiren Şahin, “Hükümet tarihe bir dekor gibi bakıyor. Oysa tarih bir ruhtur, atmosferdir, yaşanmışlıktır, anıdır, hafızadır. Tarihi binaları yıktığınız zaman toplumların anılarını ve hafızasını da silmiş olusunuz. Bu yaklaşımla İstanbul bir market şehir haline getiriliyor; dekorlaşmış bir İstanbul yaratılmak isteniyor. Ayrıca yüklenici firmanın Çalık Grubu olması olayı şaibeli hale getiriyor. En büyük davamız da bu zaten. Restorasyon konusunda daha deneyimli, tarihi dokuyu koruma konusunda daha duyarlı bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyoruz. Çalık Grubu’na bu konda güvenmiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

MAHALLELİNİN TALEPLERİ

” Fener-Balat-Ayvansaray halkı kendi evlerinde, kendi mahallelerinde, aynı sosyo-kültürel yapı ve doku içinde yaşamaya devam etmeli,

» Bölgedeki küçük esnaf korunmalı ve ekmek tekneleri ellerinden alınmamalı,

» Fener-Balat Tarihi Çarşısı korunmalı,

» Yenileme projesi yerine binalar restore edilmeli ve bu da bina bazında ve ev sahiplerine olanak sunularak kendileri tarafından yapılmalı,

» Restorasyonlar sırasında insanlar topyekûn olarak mahalleden taşınmaya zorlanmamalı…

ELÇİN YILDIRAL

***

SOL DERGİSİ’NİN ÇİĞDE ŞAHİN İLE RÖPORTAJI

Fener-Balat-Ayvansaray bölgesinde, kentsel yağma projesi hayata uygulamaya geçirilmeye çalışılan projeye tepki göstererek örgütleniyor. Bölge halkının mücadelesinden doğan Fener-Balat-Ayvansaray Mülk Sahipleri ve Kiracılarının Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Çiğdem Şahin’le yağma projesini ve mücadelelerini konuştuk.

– Kentsel dönüşüm projesinin sonuçları hakkında neler düşünüyorsunuz?

– Kentsel dönüşüm olgusunun dünyada yaygınlaşması ile kentsel alanların kapitalizm açısından bir mübadele değeri taşıması ve bir mal gibi alınıp satılabilen meta olarak algılanmasının yakından ilgisi var. Bu süreç aynı zamanda günümüz kapitalizmin bugünkü gelişim evresiyle son derece uyumlu. Küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası sistemle entegre olup dışarıya açılan kentler uluslararası sermayeyle bütünleşerek hem bir rant unsuru hem de bu ranta zemin oluşturan rekabet sahaları haline geldi. Kentsel dönüşüm ilk olarak 1980’lerde, neo-liberal politikaların hakim olduğu İngiltere’de ortaya çıkmış, daha sonra bütün dünyada yaygın olarak uygulanmaya başlamıştır. Bu olgunun esasında, sermayenin daha önce toplumsal çıkar için kullanılan kamusal alanların, sit alanlarının ve tarihi bölgelerin ranta dönüştürülebileceğini fark etmesi ve bu yönde kentsel ranttan beslenmek için gerekli politikaların yürürlüğe girmesi yönündeki çabası yatıyor. Böylece kentin daha önce kamu yararına kullanılan alanları mübadele değerine dönüştürülerek ulusal ve uluslararası sermayenin kullanımına sunuluyor. Kentsel dönüşüm süreci ülkelerin demokratik yapısı ve gelişmişlik düzeyine göre her ülkede farklı şekillerde işliyor. Demokratik hakların gelişmiş olduğu ve sivil toplumun güçlü olduğu ülkelerde hem kentin eski sahipleri hem de rant için gelen sermaye karşılıklı memnun edilmeye çalışılırken, hukuk sisteminde zaafları olan, demokratik hak ve özgürlüklerin sözde kaldığı, uygulamada bir çok aksaklıkların olduğu bizim gibi ülkelerde bu süreç, halkın yaşadıkları bölgeden tamamen sürülerek bölgeye daha varlıklı sınıfların yerleştirilmesi şeklinde tepeden düzenlemelerle zorunlu olarak gerçekleştirilen bir ‘soylulaştırma’ olgusuyla birlikte çok acımasız işliyor.

– Kentte yaşayan emekçilerin dışlanması açısından kentsel dönüşüm ne anlama geliyor sizce?

– Kentsel dönüşüm projelerinde esas amaç sermayeyi mutlu etmek. Taşı toprağı rantsal bir değere dönüştürülen kentten sermayenin mümkün olduğunca yüksek kazanım elde etmesini sağlamak. Bu arada kentte yaşayan halk ve emekçi kesimin kaderinin ne olacağı, yukarıda da bahsettiğim gibi biraz da o ülkenin gelişmişlik düzeyine ve demokratik hakların korunmasına yönelik yasaların ne kadar uygulanabilir olduğuna bağlı. Dayanışma, mücadele, örgütlenme bir yere kadar başarılı olmakla beraber esas olan ülkenin ‘insan hakları’, ‘barınma hakkı’, ‘mülkiyet hakkı’, ‘kent hakkı’ gibi konularda anayasal güvenceler açısından hangi düzeyde olduğudur; bu hakların ne düzeyde yasal güvence altına alındığı ve korunduğudur. Gerçi günümüzde ulusal yasaların üstünde evrensel hukuk ve evrensel haklar vardır ve her dünya vatandaşı en temel insan hakları olan yaşama ve barınma hakkı konusunda ihlale uğradığında, insan hakları mahkemesi gibi uluslararası mahkemeler yoluyla hak arayabilmektedir belki ama bu yolla adaletin yerini bulması hem gecikmeli olarak gerçekleşebilmekte hem de yıkılan evlerin, yok edilen yaşam alanlarının geri getirilebilmesi ne yazık ki mümkün olmamaktadır.

Bu arada Kentsel dönüşüm olgusunda, ideolojik olarak emekçiler açısından üzerinde durulması gereken çok önemli bir boyut daha var. Varoşlarda, gecekondu bölgelerinde yaşayan emekçi kesim yıllarca az kira ödeyebildiği ve düşük fiyatla hizmet alabildikleri için sermaye açısından düşük ücretli, ucuz işgücü olma özelliğiyle sermayeye hizmet etmiştir. Fakat zamanla kentin kendisi, mekansal olarak para eden, mübadele değeri olan bir metaya dönüşmüştür. Bu arada işsizliğin artması, varoşlardaki iş gücüne eskisi kadar ihtiyaç duyulmaması, dünya düzeyinde yayılan krizle de birlikte emeğe verilen değeri azaldı. Artık iş gücü anlamında kendilerine ihtiyaç duyulmayan bu insanlar zamanla yaşadıkları kent alanlarında işgalci olarak görülmeye başlamışlardır. Gecekondu bölgeleri boşaltıldığı takdirde, o araziler yüksek tutarlarda paraya çevrilebilecektir. Dolayısıyla bu konuda özel bir hukuk alanı yaratılarak -ki bu Türkiye’de 5366 nolu yasa ile sağlandı- meşruluğu tartışılan yöntemler kullanılarak halkın evleri elinden alınmaya kendileri de yaşam alanlarından sürülmeye başlanmıştır.

– Bu sürecin bir “soylulaştırma” operasyonu olduğunu söylediniz. Bunun somut göstergeleri sizce nelerdir?

– Bilindiği gibi İngilizcesi ‘gentrification’ olan soylulaştırma kavramının Türkçe karşılığı seçkinleştirme, burjuvalaştırma, nezihleştirme, kibarlaştırma gibi ifadelerle açıklanıyor. Bu kavram kentsel dönüşüm süreci ile birlikte ele alındığı zaman, kentlerde fiziki ve coğrafi olarak gerçekleşen değişikliklerle birlikte, yani bakımsız binaların onarılması, iyileştirilmesi ve bütün olarak semtin değerinin arttırılması sonucu oluşan koşullarda artık eski semt sakinlerin bölgede yaşayamaz hale gelmesi ve gönülsüz olarak da olsa yaşam alanlarını yeni gelenlere terk etmek zorunda bırakılması sonucu ortaya çıkan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Literatürde soylulaştırma kavramı, yerinden edilme (displacement) kavramı ile birlikte ele alınıyor.

Tarihsel açıdan bakıldığında ise ‘Soylulaştırma’ olgusuyla ilk olarak 1950 ve 1960’lı yıllarda New York, Londra gibi büyük dünya kentlerinde karşılaşılmaktadır. Türkiye’de, özellikle İstanbul’da bu olgu 1970’li yılların sonlarına doğru yaygınlaşmaya başlamıştır. O yıllardan bu güne süreç hızla devam etmekte ve özellikle düşük gelirli, emekçi kesimin yoğun olduğu semtlerde büyük mağduriyetlere, hak ihlallerine yol açıyor. İlk yıllarda Arnavutköy, Ortaköy ve Kuzguncuk, 1990’larda Beyoğlu’nda Cihangir, Galata, Asmalımescit, 2000’lerde Sulukule, Tarlabaşı, Tophane ve bugünlerde Haliç’te Fener-Balat-Ayvansaray ve saymayı unuttuğum daha birçok semt bu şekilde bir soylulaştırma süreciyle karşı karşıya.

Bu arada soylulaştırma iki şekilde ortaya çıkmaktadır: birincisinde kendiliğinden zaman içinde oluşan bir süreç olarak; yani semtin fiziki durumu değiştikçe kiralar ve konutların pahalılaşması ve artık düşük gelirli kesimin buralarda barınamaz hale gelmesi sonucu halkın kendiliğinden yaşadıkları yeri terk etmesi sonucu doğal olarak gerçekleşmektedir. İkincisinde ise soylulaştırma sürecinin zorunlu olarak, bir dayatma sonucu tepeden düzenlemelerle devlet eliyle gerçekleştirilmesi söz konusudur. Örneğin Sulukule, Tarlabaşı ve Fener-Balat-Atyvansaray Yenileme Projeleri bu tür zorunlu ve dayatma yollu bir soylulaştırma sürecini içermektedir. Bunun somut ipuçlarını projenin mülk sahiplerine paylaşımda sundukları tekliflerde görebilmekteyiz. Mülk sahiplerine proje sonrasında bölgede kalabilmelerini sağlayacak bir değerde paylaşımdan kesinlikle kaçınılmakta; mümkün olduğunca evleri ucuza kapatarak ve yerine yapılacak lüks evleri de mümkün olduğunca pahalı satarak çok yüksek kârlar elde edilmek istenmektedir. Mülk sahibine 100 metre karelik bir bina için 42 metre kare yer teklif edilmekte, bu 42 metre kareye karşılık üretilen inşaat alanında karşılık gelen küçük daireler olmadığı için de ya karşılık olarak düşük değerde bir fiyat teklif edilmekte ya da TOKİ’de İstanbul dışında bir ev seçeneği sunulmaktadır. Bu arada olur ya 42 metre karenin üstünü ödeyerek bölgede yaşamaya devam etmek isterlerse ev sahipleri, o zaman da inşaat sonrası hesaplanan astronomik bir değer üzerinden kredi yoluyla borçlandırılarak bir bina vermişken borçlu olarak ancak bir kata sahibi olabilmektedirler. Sonuçta proje sonrası bölgede ne mülk sahiplerinin ne de kiracıların barınmaya devam etmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Böylece bölgede gerek mülk sahipleri gerekse kiracıların tepeden inme bir müdahale ile yaşam alanlarından sürülmeleri ve yerlerine varlıklı, değeri yükselmiş binaların müşterisi olabilecek insanların yerleştirilmeleri şeklinde gerçekleşen bir soylulaştırma söz konusu.

– Sizin de belirttiğiniz gibi 1970’lerin sonlarından itibaren Kuzguncuk, Arnavutköy ve Ortaköy, 1990’larda Cihangir, Asmalımescit, Galata, günümüzde ise Fener, Balat, Ayvansaray böyle bir süreç yaşamakta. Sizin de içerisinde olduğunuz Fener-Balat-Ayvansaray bölgesinde bu süreç nasıl başladı ve o günden bu güne ne gibi gelişmeler oldu?

– Bilindiği gibi bu kentsel dönüşüm projeleri kapsamında esas olarak İstanbul’un tarihi Yarımadası ‘Yenileme Alanı’ ilan edilerek bütün tarihi semtlerin yeniden yıkılıp yapılması tasarlanıyor; Sulukule, Tarlabaşı, Fener-Balat-Ayvansaray, Süleymaniye, Kapalıçarşı, Yedikule, Yenikapı aklınıza gelen ne kadar tarihi semt varsa; bütün İstanbul bir şantiye haline getirilmek isteniyor ve çok yakın zamanda bu yenileme projelerinin hayata geçirilmesiyle, ruhsuz, anısız, tarihi binasız, tarihi binaların yıkıntıları üzerinde eski birkaç binanın birleştirilmesi yoluyla yapılmış, daha geniş daha çok katlı, altı otoparklı, modern, içinde büyük alış veriş merkezleri ve beş yıldızlı otellerin bulunduğu, sadece cumbalı dekorlarla tarihi görüntünün verildiği ve bu dekorlar dışında hiçbir tarihi özelliğinin kalmadığı, karaktersiz, kimliksiz bir tarihsiz yarımada’ya dönüştürülmek isteniyor İstanbul.

Bu genel tablo içinde özel olarak Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesini ele alırsak Çalık Holding, 16 Mart 2007 tarihinde Tarlabaşı Yenileme Alanının ihalesini aldıktan hemen sonra 20 Nisan 2007 tarihinde de Fener-Balat- Ayvansaray Sahil Kesimi Yenileme Alanının ihalesini almıştır. Bu iki ihale arka arkaya çıkarılan iki kardeş projeye ait ihalelerdir. Plan ve içerik aynı: İlk aşamada, mümkün olduğunca ucuza oradaki binaların ve tapuların el değiştirilerek yeni sakinlerine pazarlanmak üzere bölge halkının oradan sürülmesi planlanmaktadır. Daha sonra Çalık holding genelde müstakil iki üç katlı ve tek daire üzerine oturan bu evlerin bu haliyle rantabıl olmadığını düşündüğü için binaları ada bazında yıkarak ve birkaç binanın birleştirilmesi yolu ile daha çok katlı, daha geniş ve daha konforlu daireler elde etmek üzere bütün adaları yeniden inşa etme yoluna gidecektir. Böylece bölge, tarihi ve mimari dokusu büyük ölçüde değiştirilerek, daha yüksek gelir gruplarına hitap edecek şekilde, tarihi görüntü taşıyan ama gerçekte çok lüks, modernize edilmiş evlerin yer aldığı, müşteri profilinin tamamen değiştiği, büyük alış veriş merkezleri, butik oteller ve turistik işletmelerin yer aldığı bugünkü yapısından çok farklı şekilde yeni baştan inşa edilmiş olacaktır.

Bunlar bu yetkiyi nerden alıyorlar diyeceksiniz; kent merkezinde bulunan bu tür alanlara dair çıkarılan 5366 sayılı kanun kapsamında Bakanlar Kurulu tarafından belediyelere özel yetkiler veriliyor. Tarlabaşı ve Fener-Balat-Ayvansaray bölgesi için de geçerli olan yenileme alanı ile ilgili kanun belediyelere vatandaş adına karar verip, bu tür bölgelere toptan proje yapma ve eğer vatandaşın yeterli maddi gücü yoksa, buraya yatırımcı davet etme ve bu yatırımcı ile oradaki maliyetleri bir masaya oturtup anlaştırma yetkisi veriyor. Aynı kanun, anlaşamayanların yerlerini de hızlı şekilde kamulaştırıp, mallarını belediyenin almasına imkan tanıyor. Sulukule’de bu süreç hızla işledi, tapular el değiştirdi, yıkımlar yapıldı ama davalar ve tartışmalar hala sürüyor. Tarlabaşı da belli bir süreçten geçti, en son direnen mülk sahiplerine kamulaştırma tebligatları ulaşmış durumda; bu yıldırıcı süreç sonunda yok pahasına evlerinden vazgeçenler vazgeçti, geriye kalanlar hala direniyor ve dava yoluyla haklarını aramaya devam ediyorlar. Bizdeki duruma gelince, bizler henüz sürecin başındayız, Projelerimizin yenileme kurulundan geçtiğini biliyoruz o kadar. Yakında Fener-Balat-Ayvansaray yenileme Projesi Fatih Belediye Meclisinde görüşülecek ve büyük bir ihtimalle de mecliste AKP oylarının çoğunluğu ile geçerek onaylanmış olacak. Bu tabii bizim için her şeyin bittiği anlamına gelmiyor; Projelerin hayata geçirilebilmesi esas olarak mülk sahiplerinin tamamıyla uzlaşılması durumunda mümkün olabilecektir. Fener-Balat-Ayvansaray halkı olarak bu koşullarda belediye ile uzlaşmamız mümkün değildir; bu yüzden taleplerimiz dikkate alınana ve adil bir paylaşım gerçekleşene kadar direneceğimiz ortadadır. Başka şansımız da yoktur; bu bir yaşam hakkı, barınma hakkı mücadelesidir. Bölgemizden gitmeyi kesinlikle düşünmüyoruz. Durum sürecin sürekli olarak uzayacağını göstermektedir. En son noktada, yıkımlar olduktan sonra bile hak arama süreçlerinin sürdürülebilir olduğu düşünülürse, bu belediyelerle halk arasındaki mücadelelerin daha çok uzun yıllar devam edeceği anlamına gelmektedir. Burada acı olan şey, halkın oylarıyla seçilen ve halkın yanında olması gereken belediyelerin sermayeyle kol kola vererek halka karşı cephe alması ve acımasızca halka saldırmasıdır.

– Fatih Belediyesi’yle şimdiye kadar ne tür bir diyalog kuruldu? AKP’li olan belediyenin size yönelik tavrı nasıldı ve söylemleri nelerdi?

– Sorun tam da bu noktada kaynaklanıyor. Yani proje ile ilgili halkın bilgilendirilmesi ve katılımının sağlanması konusunda. 5366 nolu yasa bu konuda belediyelere yetki verirken mülk sahipleri ve bölgede yaşayan halkla mutlaka uzlaşılması, projenin her aşamasında onların da katılımının sağlanmasını şart koyuyor aslında. Yurt dışında da bu projeler bu şekilde gerçekleşiyor. Yani önce projeler konusunda kamuoyunda uzun bir süre bilgilendirme yapılıyor; halk bu işin kendileri için de iyi olacağına ikna edilerek, projenin birlikte adım adım gerçekleşmesi sağlanıyor. Mülk sahipleri kendileri de projelerin oluşumundan uygulama aşamasına kadar her süreçten haberdar oluyor, fikirlerini söylüyorlar, hatta isterlerse kendi projelerini kendileri çizdirerek, belediye ile uyumlu olmak üzere binalarını kendileri yaptırabiliyorlar. Bizler ise evlerimizin yenileme alanı içine alındığını, ihaleye verildiğini iki yıl sonra yani 2009 yılında belediye bizimle ön görüşme niteliğinde ada bazında toplantı yaptığında öğrenebildik ancak. Bakın dikkatinizi çekmek istiyorum; evlerimiz yenileme alanı içine alınmış, ihalesi Çalık Grubuna verilmiş ve hatta projeleri bitmiş haldeyken bizimle görüşülmeye başlandı ve ‘böyle bir proje var sizler de bu projeye katılmak zorundasınız’ dendi bize. Uzlaşamazsak, istemezsek ne olacak dediğimizde de evlerimize zorla, kamulaştırma yoluyla el konulacağı söylendi. Bu ceberut bir devlet anlayışı değil de nedir sizce? Bu arada başka bir ayrıntı daha var; 5366 nolu yasa mülk sahiplerine belediye ile birlikte hareket etme koşuluyla kendi binasını kendinin yaptırmasına izin veriyor; ama bunlar inşaatları ada bazında yıkım yaparak ve binaların karakterini tamamen değiştirerek yapacakları için sizin binanız diye bir şey kalmıyor ortada; bina veya parsel bazında müdahale şansı ortadan kalkıyor. Bu da projenin meşruiyetiyle ilgili çok önemli bir sorun ortaya çıkarıyor; hatta projenin iptaline yol açacak önemli bir sorun teşkil ediyor bu. Sonuçta proje mülk sahiplerine 5366 nolu yasanın tanıdığı ‘kendi evini kendileri onarma’ hakkının kullanılmasına izin vermeyerek yasanın kendisini çiğnemiş oluyor.

Sonuç olarak Fatih belediyesi her şey bittikten sonra ‘biz yaptık siz de uygulamak zorundasınız’ yaklaşımıyla muamele etmektedir bize. Bilgilendirme yasasının bize verdiği hakla defalarca Avan projemizi almak istedik, vermediler; sır gibi sakladılar avan projeyi bizden ve hala saklıyorlar. Düşünün evinizle, yaşam alanınızla ilgili kararlar veriliyor, evlerinizin geleceği söz konusu ve evinizin ne olacağını gösteren projeler sizden sır gibi saklanıyor. Oysa işin normali, bırakın projelerin halktan saklanmasını, proje çizim aşamasında da halkın bilgilendirilmesi ve hatta katılımının sağlanmasıdır. Üstelik projenin ihale edildiği Çalık gurubu da kamu vicdanını rahatsız eden bir firmadır. Fatih belediyesi şaibeli bir biçimde, davet usulü ile Restorasyon tecrübesi hiç olmayan, yandaşı olan bir firmaya ihale etmiştir Fener-Balat-Ayvansaray Projesini. Oysa bu işin yarışma usulü ile ve bu konuda tecrübeli olan, daha tarafsız, adil paylaşım ve katılımcılık ilkesine uyacak firmalarla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ortada o kadar anormallikler ve öylesine sancılı bir süreç vardır ki, AKP iktidarının bu süreçten başı ağrımadan, çok ciddi bedeller ödemeden kurtulması pek mümkün görünmemektedir. En azından uzun vadede.

– Nasıl bir mücadele yürüteceksiniz ve ne düşünüyorsunuz, başarabilecek misiniz?

– Aslında bu sadece bizim mücadelemiz değildir; bu konuda mahalli mücadeleler sürerken bir yandan da bütün kentsel dönüşüm projelerinin mağdurları bir araya gelerek toplu bir mücadele sürdürmekteyiz. Bu hem birleşik bir kent hakkı mücadelesidir hem de tek tek yaşam alanlarımıza müdahaleler söz konusu olduğu için barınma hakkımızı ve evlerimizi koruma mücadelesidir. Mahallemizde halkla birlikte yürüteceğimiz direnç bu mücadeledeki başarı şansımızı belirleyecektir; ama İstanbul’un kurtuluşu açısından, İstanbul’un tarihi yarımadasında sürdürülen bu talanı durdurabilmek açısından ülke çapında bir kamuoyu oluşturmak ve bütün bu yetkileri AKP iktidarına ve belediyelerine sağlayan 5366 nolu yasanın mutlaka ve mutlaka iptalinin sağlamak çok önemlidir. Bu konuda aydınlarımıza, basına, en önemlisi şehir planlamacıları ve mimarlara büyük bir sorumluluk düşmektedir. Şimdilik basın bu konuda nedense AKP’ye yandaş izlenimini verecek kadar konuya ilgisiz davranmakta ve bilgilendirme yaparken de AKP’nin argümanlarını kullanmaktadır. En azından basının önemli bir kısmı bu şekilde davranmaktadır. Düşünün bütün İstanbul’un tarihi ve mimari dokusu tamamen değiştiriliyor, bütün İstanbul şantiye’ye dönüştürülmek isteniyor ama yer yerinden oynamıyor, basının gündemine bile girmiyor bu olay. Bunları nasıl açıklamak gerekir inanın bilmiyorum. Bu teslim olunmuşluk mudur, yoksa gerçekten insanlar ne olacağının farkında değil midir bu konuda karar verebilmiş değilim. Ama sonuç ne olursa olsun halkın iradesine karşı gelişen, halka rağmen sürdürülen hiçbir müdahalenin başarıyla sonuçlanabileceğine inanmıyorum ben. Bu projeler binlerce insan hayatını içine alıyor; binlerce insanın yaşam alanına müdahale ediyor, onları yaşadıkları çevreden, evlerinden, barınaklarından koparıyor; üstelik ellerindeki binanın gerçek karşılığını vermeden; iki katlı, üç katlı bir bina veren insana bir katı bile borçlandırarak vermek haksızlık değil de nedir sizce. En kötüsü isteyene alıştığı bu yaşam alanı içerisinde yaşayabilme hakkı tanınmıyor. O yaşam alanı tamamen değiştirilerek oluşturulan yeni yapıda oraya uygun yeni bir halk biçimlendiriliyor; yani moda deyimle bölge Soylulaştırılıyor. Daha önce orada yaşayanlara ‘siz nereye giderseniz gidin; isterseniz Halkalı çöplüğüne’ dercesine TOKİ’nin alt yapısı tam oluşmamış, şehrin tamamen dışında, gidenlerin yaşayamayarak geri döndüğü yerler gösteriliyor. Uzun vadede bu plan bozulacaktır; halkın iradesi, halkların mücadelesi kazanacaktır; bu tarihte hep böyle olmuştur; bizim mücadelemiz açısından da böyle olacaktır. Mücadelemiz evlerimiz yıkılsa bile devam edecektir. Aynen Sulukule halkının mücadelesinin hala sürmekte olduğu gibi… Halklar eski yaşam alanlarına dönene ve haklarını tam alana kadar sürecektir bu mücadele. Onların yaşam alanlarımızı soylulaştırmasına ve kendi özel müşterilerine peşkeş çekmelerine izin vermeyeceğiz.

***

FENER-BALAT-AYVANSARAY YENİLEME PROJESİ FATİH BELEDİYE MECLİSİ’NDE TARTIŞMA YARATTI…

Mimar Gülay Yedekçi Arslan’ın Aktarımıyla…

Fatih ve Eminönü ilçeleri birleştikten sonra ilçemiz tarihi yarımada olarak Türkiye’nin hatta dünyanın göz bebeği durumuna gelmişken Fener-Balat-Ayvansaray’da yapılan yenileme adı altındaki çalışmalar ile ilgili tarihi yapıların yıkılıp yerine kimliksiz yapıların inşa edilmesi için uğraş veriliyor.

Oysa ki dünyada bile eşi benzeri olmayan sadece zemin üstü yapıları olarak değil zemin altında bulunan erken Osmanlı, Bizans, Roma yapıları da hiçe sayılarak, orada yaşayan halk ve o halkın kültürü, sosyal doku tamamen yok sayılarak yepyeni projelerle başka kimliksiz bir kent oluşturulmak istenmektedir.

Bu semtlerdeki insanlar mağdur edilmekte, sosyo-kültürel doku, demografik yapı,mahalle kültürü içinde yaşayan insanlarla birlikte ortadan kaldırılacak.

Fener-Balat-Ayvansaray’da bulunan Özgün niteliklerini, plan şemalarını ve cephe düzenlerini hala koruyan 19.yy sonu 20.yy başı hale ayakta kalan Türkiye ‘nin özgün sivil mimarlık örnekleri adı geçen yenileme planı uygulaması ile semtlerde yok edilecek. 12. Kasım 2009 günü Fatih belediyesinin yetkili insanları ile yaptığımız toplantıda Fatih Belediyesi CHP grubu olarak çekincelerimizi çok net bir şekilde aktardık. Çünkü CHP her zaman halkın yanındadır. Ve Fener-Balat-Ayvansaray’da da çok vahim bir olay yaşanmaktadır.

Bizim bu proje ile ilgili çekincelerimiz genel olarak şu şekilde özetlenebilir:

Öncelikle her kentin, her mahallenin, her sokağın bir kimliği vardır, olmalıdır.Ancak yazık ki AKP zihniyeti bu bilince sahip değildir. Ülkemizin her ilinde, her yanında birbirinin kopyası olarak yükselen Toki, Kiptaş binaları bu zihniyeti çok açık biçimde ortaya koymaktadır.Kaldı ki bu gün belediyede yapılan toplantıda gördüğümüz projeler adeta vicdanları sızlatan mevcut sokak dokusuna hakaret ve ihanet eden planların hepsini yok sayıp yeniden planlayan, cepheleri karikatür gibi algılayan, sahil kıyısına kültür ve turizm yapıları adı altında yapılaşma olanağı sağlayan çok tartışılacak bir projedir.

Ayrıca burada Belediyenin ciddi bir samimiyetsizliği vardır. Şöyle ki;

Sahil kenarı için prefabrik olduğu söylenen binalar projede öyle okunmuyordu, parsel bazında planlama yapıldığı söylenirken ada bazında planlama olduğu projelerde çok net bir şekilde görülmektedir. Projeleri görenler bu planlamanın İstanbul’un en nemli tarihi merkezi olması gereken Fener-Balat-Ayvansaray’da mı yoksa herhangi bir ülkede herhangi bir ilin bir bölümü için mi yapıldığını anlayamazlar. Çünkü buradaki özgün doku tamamiyle kaldırılarak planlama yapılmaktadır. Avan proje olarak bizlere sundukları projelerin detaylarına inildiğinde, yaklaşık 50 m2 taban alanlı tescilli bina mecburen kanunlar gereği korunuyor. Ancak yanın adev bir kütle ilave edilerek!!!!

Tarihi Yapıları parsel bazında tek yapı olarak ele almak yerine ada bazında değerlendirerek, birleştirerek özgün plan şemaları yok ediliyor.

Yenileme Alanları Koruma Kurulu tarafından onaylanan avan projelerde cephe düzenleri değiştiriliyor. Cepheler adeta bir duvar süsleme sanatı ile mimari değil grafik yüzeyler elde ediliyor.Sokak silüetleri yok ediliyor.

Mevcut ayakta duran tarihi yapıların altlarına otopark ve bodrum katları inşa ediliyor, dolayısıyla cephe dışındaki kısımlar yıkılarak yeniden yapılıyor- Adalar bile zemin altında birleştiriliyor, mevcut yolların(sokak) altı dahi otopark olarak kullanılıyor.

Planlar insanda ortaçağ Avrupa’sındaki havasız kütlesel yapıları çağrıştırmaktadır.

Ayrıca mevcut yol aşağı alınarak zemin altındaki tüm tarihi kalıntıların üstünden buldozerle geçilecektir.

Tarihi binalardaki düşey sirkülasyon ve üst üste çalışan plan düzeni yok ediliyor, apartman düzenindeki yatay daire sistemi getiriliyor.

Proje Ekipleri hazırladıkları avan projelerde yaşayanlar izin vermediği için bina içlerine giremedikleri için , bu yapıların içlerinde var olan, kalem işi, ahşap tavan, demir elemanlar, özgün ahşap merdivenler gibi halen yerinde var olan tarihi niteliği olan yapı elemanlarından bağımsız olarak o binanın yıkılarak yapılmasına, yandaki parsel ile birleştirilmesine karar verdikleri için bu tarihi yapı elemanları çöpe atılıyor.

Tarihi yapı karakteri ile bağdaşmayan kat ilaveleri getiriliyor. Bazı adalarda 3-5 kat ilaveleri görülüyor. Tüm boşluklar doldurularak mono-blok yapılar ortaya çıkarılıyor.

Yenileme alanı olarak ilan edilen alanlarda; 5366 sayılı kanun kapsamına alınarak; 2863 sayılı Koruma Kanunu, Koruma Yüksek Kurulu İlke Kararl

Bu yazı 584 defa okunmuştur.