Bugun...
SEVGİSİZ OLMAZ, SEVMEDEN OLMAZ


İsmail Göktürk Maddeden Manaya Ebedi Kurtuluşa
gokturkismail3@mynet.com
 
 

Bir kaç gün önce İstanbul Fatih’te ruhunu Şeytana satmış, insan görünümlü bir İblis, on yaşındaki oğlunu bıçaklayarak katletti. Bu canavar ruhlu baba daha önce de oğlunu evdeki doğalgazı açarak zehirlemek istemiş ve o anda zavallı masum yavrunun ağlarken çektiği fotoyu, "Bu çocuk sabaha kalmaz" şeklindeki ses kaydıyla beraber eşine göndermişti. 


Hani, Nazım Hikmet diyor ya... “Çocuklara kıymayın efendiler” diye

Koşuyor altı yaşında bir oğlan
Uçurtması geçiyor ağaçlardan
Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman
Çocuklara kıymayın efendiler
Bulutlar adam öldürmesin


İşte...bizler böyle kendi öz evlatlarına kıyan bir başka galaksiden ışınlanmış gibi şizofren bir iklimin hasta, kriminal ruhlu insanları olduk. Türkiye de derin bir sosyal anomi yani toplumsal çılgınlık hali var. İnsanlar içeride - dışarıda, derste – sırada, sokakta – caddede, hastanede – pastanede, okulda -  evde – işyerlerinde, üniversite kampüslerinde durmadan birbirlerini öldürüp duruyorlar. 
Bu şiddet değirmeninde bu ölüm sarmalında de en çok kadınlarımız, genç kızlarımız ve korunaksız masum, melek yavrularımız  öğütülüp duruyor. Her gün ama her gün bu ülke de birkaç kadın ya da genç kızlarımız kurbanlık koç gibi boğazlanarak ya da sayısız kurşunların hedefi olarak yaşamlarını kaybediyorlar. Her gün ama hergün genç kız ve çocuklarımıza yönelik taciz, tecavüz, istismar ve şiddet var.
Kadına yönelik şiddette simgeleşerek hayatını kaybeden Ayşe Paşalı olayından sonra da… …Güldünya, Arzu Odabaşı, Derya Demiral, Neslihan Polatçelik, Kamile Özbek, Ayten Bülbül, Nezahat Satılmış Yanık, Funda Yıldırım, Damla Şenler, Fadime Çalışkan, Büşra Özer, Songül Yılmaz...

...Aydın da polis memuresi Hatice Alper Kavalcı, Adana da genç anne Sinem ve masum melek iki yavrusu üç yaşındaki Selen ve yedi aylık Simge ve daha onlarca, yirmilerce, otuzlarca Ayşe Paşalı’yı, Selen ve Simge’yi al tepe tepe, istediğin şekil ve yöntemle öldür diyerek Azrailleri olan kocalarına adeta servis eden bir can güvenliği anlayışı. 

İşte...bizler, var olmamıza vesile olan analarımıza, kız kardeşlerimize, eşlerimize ve kız çocuklarımıza kıyan bir başka dünyanın, şizofrenik bir dünyanın şizofren ruhlu insanları olduk. Nedir bu hal? Türkiye nereye gidiyor? Yasalarla başa çıkamadığımız bu caniliklerle başka türlü nasıl mücadele edebiliriz? Kalpler katılaşmış, egolar şişmiş, heva ve heves ilah edinilmiş, yaşama sevinci kaybolmuş, ay ve güneş bizim olsa tatmin olmaz bir iştiha anaforuna bir tatminsizliğe sürüklenmişiz. 

Milletçe birbirimize olan sevgi ve saygımızı kaybederek birbirlerinin yüzüne nefretle bakan insanların ülkesi olmuşuz. Bundan 6, 7 yıl önce bir Kurban Bayramı öncesinde üç günde yedi kişiyi  öldüren iki genç katile polis bu insanları neden öldürdünüz diye sorduğunda verilen cevap aynen şu şekilde olmuştur;
… “ZEVK İÇİN YAPTIK LAN”… evet zevk için insanların öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz.
Yan bakma, omuz atma yüzünden cinayetlerin işlendiği, düşenin yerde kaldığı, düğün, nişan ve asker uğurlama merasimlerinde insanların maganda kurşunlarıyla can verdiği, maç oynanırken tribünlerde genç insanların öldürüldüğü, stadyumların önlerinde, cadde ve sokaklarda insanların bıçaklandığı...
... maganda kültürünün içselleştirildiği, çocuklara ve kadınlara yönelik şiddetin kanıksandığı, aile içi şiddetin normalize edildiği, değersizliğin değer edinilerek çürütüldüğü, yerleşik ahlaki paradigmaların ders dest edildiği bir ülkeden bahsediyoruz.
Yoğun kadın cinayetleri, küçük çocuklara yönelik yoğun taciz ve tecavüzler, son beş yılda Organ Mafyası, PKK ve İnsan Tacirleri tarafından kaçırılan on dört bin çocuk. Her yıl çok hızlı bir şekilde artarak devam eden ve aile yapımızı derinden tehdit eden yoğun boşanmalar. 
Türkiye İstatistik Kurumu, bu bağlam da boşanmalarla ilgili somut veri açıklıyor...  Boşanan çiftlerin sayısı 2015 yılında 131 bin 830 ... 2016 yılında %4,3 azalarak 126 bin 164. Şiddetle yatıp, şiddetle kalkıyoruz. Her gün onlarca insan bir fındık kabuğunu bile doldurmayan sudan sebeplerle birbirlerini öldürüp duruyorlar. Öyle ki… Terör deyip öldürüyoruz, trafik deyip öldürüyoruz, töre deyip, berdel deyip, kan davası deyip öldürüyoruz. 
Yan baktın deyip, omuz attın deyip öldürüyoruz, seni başkasına yar etmem deyip öldürüyoruz, ya benimsin ya kara toprağınsın deyip öldürüyoruz. Oğullarımızı, kızlarımızı, annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi öldürüyoruz. Küçücük, masum, melek, sabi, sübyan kız çocuklarımızın üzerine benzin, döküp, tiner döküp, başlarını taşla ezerek, küçücük bedenlerini parça parça ederek katlediyoruz.
Sanki “Genetik Mutasyon”a uğramış gibi, hepimiz birer canavara dönüştük. 
Sevgisiz, merhametsiz, vicdansız, şefkatsiz, izansız, us’unu yitirmiş, paylaşma ve fedakarane duygulardan halas olmuş bir halde birbirimizden nefret ederek ve birbirimizi öldürerek var olmaya, yaşamaya çalışıyoruz. . ! 
Peki neden böyle olduk.... en temel neden “SEKÜLER”leştik yani dünyaya hiç ölmeyecekmiş gibi sımsıkı dört elle Tul-i emel (dünya hayatında ebedi yaşayacak gibi)  içerisinde sarıldık. Kalplerimiz taş gibi katılaştı hatta taştan da beter oldu. Yani ‘HESABİ’leşti. Kulaklarımız hakkı duymaz ve kulluk şuurundaki hikmeti işitemez oldu. Gözlerimiz hilkatın sırrını göremez, çözemez oldu. Çünkü ‘HESABİ’ leştik.                                             

Gözü doymaz, gönlü aç insanlar olduk. Ay’ı verseler, Dünya’yı ister olduk. O’nu da verseler Güneş’i, O’nu da verseler Galaksi’leri de ister, talep eder bir hale geldik. Bencil, çıkarcı, egoist, ego ve ene’si azgın ben merkez insanlar olduk. Çünkü savrulduk ve “HESABİ”leştik. 

Millet olarak yeniden birbirimizi sevmeye, saygı duymaya, özverili, paylaşmacı ve fedakar olmaya, bencil duygulardan halas olmaya, kişisel ego ve benlik duygularımızı kör bir kuyuya atmaya mecburuz. İşte tam da bu nokta da... var mısınız tüm gücümüzle “HESABİ”likten “HASBİ” liğe Hicret etmeye..? Var mısınız . Bakınız, bu kutlu Hicretin şifresini alemlere rahmet, ravza –i mutahhara’nın “gül –ü rana”sı peygamber –i zişan efendimiz nasıl kodlamış...
“İMAN etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi SEVMEDİKÇE de gerçek ve kamil manada, kemal noktasında  iman etmiş olamazsınız” 
Ülkemizi... bu girift sosyal anomi, sosyal çılgınlık, toplumsal şizofrenik ruh halinden, bu derin çalkantlı türbülanstan, bu kişilik kırılmalarından ve vahameti en tepe noktasına ulaşmış cinnet halinden ancak ve ancak birbirimizi karşılıksız, beklentisiz, yalansız, dolansız ve riyasız “HASBİ BİR KALPLE SEVEREK” kurtarabiliriz. 
Başkaca da bir yol, yöntem, model ya da uygulayabileceğimiz sihirli bir formül yoktur.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI