Kevser Çakır

Kevser Çakır

Hayata Dair Gözlemlerim
kevsercakir@gmail.com

Ne talihsiz başım, kara bahtım varmış.

04 Temmuz 2022 - 17:53

Ne talihsiz başım, kara bahtım varmış. Dünyaya ilk ve son kez gelmişim, tutmuş seksenlerde doğmuşum. Ne vardı çılgın milenyum çağında doğaydım, ultrason görüntüsü Whatsapp story'sine koyulan şu bebek gibi...

Şimdi bu bebek daha dünyaya gelmeden fotoğraflanmaya başlar, annenin karnının büyüme evreleri tek tek çekilip kolaj yapılır. Doğmadan, cinsiyet öğrenme partisi yapılır, hastane odası mavi ya da pembe balonlarla çiçeklerle süslenir, doğumuna özel hastaneye binlerce lira ödenir, mevlidi okunur, baby shower yapılır, her ay kaç aylık olduğu yanına yazılıp fotoğrafı çekilir, insan türünü devam ettirecek tek bebek gibi el üstünde tutulur.

Popoları bile altınla tartılacak kadar kıymetli. O popoya özel ne sızdırmaz hava alan bezler, pişik önleyici kremler, saf sulu ıslak mendiller yapıldı. Reklamlarında ne yıldızlar ne Eurovizyon temsilcileri oynadı. Benim IQ düzeyim deha sınırıydı, kafam bu zamanın çocuklarının poposu kadar saygı görmedi.

Şimdi anneler çocuk gelişim kurslarına gidiyorlar, el kadar bebelerin öfke nöbetleriyle başa çıkmak için. Bizim zamanımızda anne babalar öfke nöbetleri geçirirdi. Terliği yiyenin sesi soluğu kesilirdi.

Şimdikiler çocuk değil ki, çedeneyken çatlamışlar. İncir çekirdeği gibi ufacıklar ellerinde sigara, efkarlanıyorlar aşık oluyorlar, isyan ediyor, yasaklara meydan okuyorlar. Ebeveynler de ellerini avuçlarını ovuşturuyor bi laf edersek gider kendini bi yerden atar diye. Ne günlere kaldık.

Ne çalışacaklar ne yorulacaklar ne kahır çekecekler. Sade bi fotoğraf çekecekler, paylaşacaklar ki biz bilecez kahve içiyorlar. Vay anasını avradını diyecez hiç kahve görmedik tadı nasıl acaba?

Arkadaşlarla buluşma, kafede eğleşme, bu gün de böyle olsun iyikilerim, özlediysek demek canlarım, oturuyoz yiyoz içiyoz. Bol bol oturun. Ananız babanız koşuyor her işinize ne olsa. Minderi çürütene kadar oturun.
 

Bu yazı 233 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • ABDULLAH GÖZAYDIN
    2 ay önce
    Geçmişte yokluk çeken, Mağdur bir çocukluk yaşayanlar "Ben yaşayamadım çocuğum yaşasın" modunda çocuklarını alabildiğine şımartıyor. Bol bonfile yedirdikleri için bacaklarına sarılan fino ve tekirleri gibi çocuklarının sevinmesinden çok daha mutlu oluyorlar, Çektikleri çile onlara ninni gibi geliyor. Ebeveynlerin kâbusu ergenlikte başlıyor, Çocuk artık günah işleme moduna giriyor, Bu Allah katında İnsanlık adına artı veballer sorumluluklar getiriyor Aile içinde önce yalvarmalara, çare olmayınca çekişmelere sonuçta ayyuka çıkan kavgalara dönüşüyor kuşaklar arası farklılıklar. Eskiden öyle böyle kuşak kavgası mı olurmuş, Sobalık odunlarla belleri kırılırdı yaramazların. Suçluluk duygusuna kapılan anne babaların imdadına atasözleri yetişirdi "Sopa Cennet'ten Çıkmadır" yalanıyla avunurlardı. Biraz düşünseler Cennette sopanın ne işi olabilir ki? Neticede son iki nesli hayata kazandıramadık, Hazırcı, Ayıp nedir bilmez, Yoktan anlamaz, Hiçbir sorumluluğu kabul etmez, Yediği önünde yemediği yerde teşekkür nedir bilmez, En doğal refleksleri; Doğurmasaydın, bana mı sordunuz çocuk yaparken, yaptınız yaşatacaksınız... Daha neler neler, Ergenlik pişince, Ayran kabarınca "Evlendir beni baba" moduna geçerler. Öyle evin münasip bir odasına bir yatak yorgan Sofraya fazladan bir tabak daha koyarız anlayışı rahmetli olalı neredeyse bir asır olacak. Düğünde REZİL olmak 'ta var! Oda nasıl bir rezillikse, Lüks yerde yapılacak, Gelinlik-Damatlık modaya uygun, takılar utandırmayacak, Balayı Ege Akdeniz'de birkaç yıldızlı otel olmalı, Arabasını sakın eksik etmeyin, zaten sizinkini alır bir daha vermez. Neyse Bu liste uzayıp gider, Kim ne ederse kendine eder. Son olarak bir Güler Sabancı hikayesi anlatayım. Hacı Ömer Sabancı tarafından 1950 yılında satın alınan Boğaza nazır meşhur Atlı köşkte büyümüşler. Babam bize asla harçlık vermezdi, köşkün bahçesindeki yaprakları toplar, odamızı temizler, İstenilen bazı işleri yaparsak harçlık alırdık. Ortaokuldan itibaren fabrikaya gider çalışır maaşımız olurdu, Kendi ihtiyaçlarımızı bu maaşla karşılardık. Dediğini dinledim Tv'de bir hayat hikâyesi programında. Kendi çocukluğumu hiç anlatmayayım, 8 kardeşiz Bir memur maaşı ile evde 11 nüfusun geçimi sağlanacak. Harçlık, Cumartesi günleri 25 Krş. Ben bunu çok az aldım, Çünkü bir simit parasıydı. İstanbul Süleymaniye'de yaşıyorduk Balık, Sebze, Meyve, Kuruyemiş halleri halin kıyısındaydı, Bazen masum bazen hırlı yollarla dilediğimiz kadar ekonomik özgürlüğümüz vardı. Böyle 10-15 yaşında parayı bulan çocuk neden okusun ki? 16 yaşlarımda gümrük memuru babamdan fazla para geçiyordu elime, Bu paranın varlığını eve yansıtamadığım için har vurup harman savuruyorduk. Ve o altmışlı yıllardan itibaren bizim mahallede kendini kurtaran çocuk çok az oldu, Çoğunluğu milletin devletin başına bela oldu hepsi. Kimi 18-20'lerde çoğunluğu 35 göremeden ayrıldılar Dünyamızdan hiç hoş olmayan sebeplerle. Hep derim ki; yapabileceğiniz kadar değil, bakabileceğiniz, Eğitebileceğiniz kadar çocuk yapın. Günümüzde aydın bir kesim rahatını bozmayacak kadar çocuk yapıyor, Diğer bir kesim yapabildiği kadar çocuk yapıyor, Bunlar önce devletin Sonra milletin başına belâ oluyor. Yarınlarda genç nüfusumuz maalesef göçmenlerden müteşekkil olacak, Onlar dönerse Almanya gibi yaşlı bir nüfusumuz olacak. Avrupa gibi ekonomik gücümüz olmadığı için açlık sınırının altında yaşanılmaması istenilen bir hayat bizi bekliyor. Günümüzde halâ düşünebilen, çare arayan, tedbir uygulayan, gayret gösteren yok.. Hoş geliyorsun Cehennem günleri...
  • Kadir Şahin
    2 ay önce
    Kevser! Yine edebi bir sanat tablosu ortaya koymuşsunuz. Keşke sizin kadar kelimeleri işleyebilsem. Bilmediğim konu çok az fakat her birinde hayatta kalacak kadar biliyorum. Fakat düşünce olarak seninle ve çok kişi ile farklı düşünüyourm. Ben çocukluğumda ve gençliğimde çekmediğim sıkıntı yoktu. Fakirliğin, sefaletin dibini gördüm. Çocukluktan itibaren yapmadığım iş yok. Ama ayaklarımın üzerinde durmayı başardım. Benim dönemimde insanların çoğu neredeyse benim gibiydi. Şimdi benim çocuğum var. Liseye gidiyor. Her türlü ihtiyacı tastamam, hatta ihtiyaçlarının çok fazlasına sahip. Ama hiç hayat deneyimi yok. Hayat mücadelesine girse sudan çıkmış balığa döner. Sıkıntılarla nasıl baş edeceğini bilemez. Bu hayat denizinde yüzme bilmediği için boğulur gider. Şimdi ben kendi çocukluğuma acımıyorum ama kendi çocuğuma acıyorum. Onun şartları ile benim şartlarım çok farklı. Sana göre belki onun hayatı çok rahat fakat çocuğa göre öyle değil. Çünkü o büyük sıkıntıları görmemiş. Bu onun suçu değil. Herkesi kendi şartları içinde değerlendirmek lazım. Biliyorum sizin yazınız daha çok bir sanat tablosu ortaya koymak içindir, bir durumu resmediyorsunuz. Fakat iki farklı ortamda yaşayan iki çocuğun hangisinin daha mutlu olacağı çok görelidir. Eski çocukların daha çok mutlu olduğunu da söylemiyorum. Bazen 5 lira kazandığında çok mutlu olurken bazen milyon dolar kazandığında o kadar mutlu olmayabilirsin. Başkasının hayatına bakıp mutsuz olmak en çok yanlış yaptığımız şeydir. Fakat insanların büyük çoğunluğu bunu başaramıyor. Ben de başaramayanlardanım. Ancak insan belli bir olgunluğa gelince anlıyor maalesef.

Son Yazılar