Kevser Çakır

Kevser Çakır

Hayata Dair Gözlemlerim
kevsercakir@gmail.com

...yan koltuk teyzesini yol tutmaya başladı.

17 Mayıs 2022 - 01:58 - Güncelleme: 29 Mayıs 2022 - 14:30

Kevser Cakir · 

...yan koltuk teyzesini yol tutmaya başladı. Midesi ağzında. Bana karşı da çok mahçup. "Lütfen mahçup olmayın, hepimizin başına geliyor arada" diyorum.
Kusmuktan tiksinmeyeli çok oldu. Çocuklarım büyürken saçlarıma kadar kusmuşlardır. Yüzüme doğru ekşi mide suyu akarken, şımarık ergenlik duygularımın çoğu gibi, tiksinme duygusu da bana bir el sallayıp gitmişti yıllar önce.

İnsanın ifrazatı neden midemizi bulandırır hiç anlamamışımdır zaten. Öğrenilmiş bir şey mi acaba? Vücuda girerken harika olan bir şey, çıkarken nasıl bu kadar iğrenç oluyor?
Yere tükürüldüğünde bunu insanlığa hakaret telakki ediyoruz ama öpüşürken, o ağızdaki sıvıları vücudumuza ölümsüzlük pınarından içer gibi bir istekle çekiyoruz.

Bizden önce yaşayan milyarlarca insanın bir sonucuyuz biz. Bizim için neyin iyi neyin kötü olduğuna, neyin muhteşem neyin berbat olduğuna karar verilmiş biz doğmadan.
Hüküm giymiş gibi gelmişiz dünyaya. Eli kundaklı bir gardiyan var kapıda. Önceden kundaklanmış yakılmış bir yaşam bekliyor seni diyor gibi. Deli gibi ağlıyorum deli gömleği gibi sarıldıkça.

Bu hapishanede ne giyeceğimiz bile belli önceden. Ne yiyeceğimiz, ne düşüneceğimiz, neye inanacağımız belli. İki gözün var işte görüş alanın bu kadar, yürüyeceğin mesafe bu kadar. Kafamın üstünde bir sinek daireler çiziyor; "Yoksa gülüyor musun biz kanatsızlara?"
Yakamı gevşetiyorum, boğulmaya başladım yine kalabalıkta. Sıkıştığım yerden beni çeken bir ses duyuyorum. Teyze: "Ne dalıp dalıp gidiyorsun?" diyor bana. Keşke açılmasaydı bu deryalar benim de dünyama. Düşünce bir deniz. İzlerken ya da yüzerken çok güzel. Hele gün doğarken ve batarken, romantikler ve şairler için muazzam bir serüven. Bir kayığa binip gezinirdim eskiden. Nurullah Genç şiirleriyle, Tolstoy hikayeleriyle ses verirdi seyrimde. Göğün mavisi, ayın şavkı, denizin sesi...

Bir gün bu kayık devrildi. Derinlerde batıkların içinde zehirli canlılar, karanlıkta binlerce ceset bakıyordu bana; savaşların, ideolojilerin, devletlerin, örgütlerin, insanın katlettiği milyonlarca ceset. Çocuklar ellerinde birer bebeğe sarılmış ölmüşler. Her biri başkasının yaşama arzusuna kurban gitmişler. İnsanın karanlık yüzü var bu ölülerin gözlerinde.
Ama benim dünyamda insan başka bir şeydi. İnsan Nurullah Genç gibi bir şairdi, Osman Hamdi Bey'di, resmeden yazan dokuyan doyuran sarılandı insan.

Hayallerim denizin dibini boyladı. İnsan hem karanlık bir şeymiş. Kanatan yaralayan öldüren de insanmış. Artık nereye baksam nereye dalsam bu ikilemi yaşıyorum. Güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayırt edemiyorum.

Keşke bunları sana anlatabilsem ama kimseye anlatamıyorum. Öyle boşluğa bakıp kalıyorum. Ben bunları düşünüp efkarlanırken, teyze gurbetteki torununu anlatıyor, ben de ona üzülüyorum gibi hissediyor yüzüm düştükçe. Uzun dualar ediyor. Elini yumruk yapıp dizime dizime vuruyor çivi çakar gibi;

–Amin desene!
–Amin teyze. Tüm çocuklar için amin, sen ne dilediysen...

Bu yazı 220 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum