Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

ALMANLARIN 1915’DE TÜRKİYE İNCELEMELERİ

06 Ocak 2015 - 14:51


İlk defa Türkçe'de

ALMANLARIN 1915’DE TÜRKİYE İNCELEMELERİ

Yazan: Paul R. Krause

I.Dünya Savaşı’nda Almanya’nın amacı, önce Fransa’yı teslim almak daha sonra da Rusya’ya yenmekti. Fakat Fransızlar Marn’da Alman ordusunu durdurdular. Ruslar, geniş sınırlarına rağmen beklenenden önce seferberliklerini tamamladılar. İki ateş arasına kalan Almanya’nın bu baskıdan kurtulabilmek için savaş cephelerini genişletilmesi ve Rus Çarlığı’nı çökertmesi gerekiyordu. Bunun için de Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi istendi. Ayrıca, Rus Çarlığı’nı zor durumda bırakmak için, ihtilali çabuklaştıracak girişimlerde de bulunuldu.

Dünya tarihinin bu çok önemli yıllarında bir Alman diplomatının Anadolu’da yaptığı incelemeler sonucunda yazdığı kitap çok dikkat çekici. Heyamola Yayınları, I.Dünya Savaşı’nın olduğu yılları öğrenmemize yardımcı olacak bu eseri yayınladı. Eserin adı: Türkiye 1915. Yazar Paul R. Krause Emekli Osmanlı İmparatorluk Hükümet Danışmanı. Yazarın siyasi görevi göz önüne alındığında yazdıkları çok önemli. Paul R.Krause, Türkiye 1915’te Anadolu ve Türklerle ilgili hemen her konuda ilginç bilgiler vermektedir.

“Türklerin büyük ve saygın özellikleri vardır. Kendilerine boşuna “Doğu’nun centilmeni” denmemiştir” diyen yazar, gücünü yitiren Osmanlı Devleti’nin yabancı devletlerin elinde her geçen gün etkisini kaybetmesi konusunda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Gücünün erimesi ve padişahların lanetlenesi yönetimleri altında, Boğaziçi’nde eşi görülmemiş bir vicdansızlıkla yıllardır kendi oyunlarını oynayan Avrupalı politikacıların elinde oyuncak olan Osmanlı İmparatorluğu, büyük acılar çekmiş ve gerçekten de acınacak bir kaderi olmuştur. Türkiye, ayrıcalıklar elde etmek isteyenler ve bencil yabancı devlet temsilcilerinin kaynadığı bir yer olmuştur… Uzak vilayetlerde, dıştan tahrik edilen her ayaklanmada hemen hükümetin üzerine yürünmüş, her kanlı olayda Babıâli sorumlu tutulmuştur. Hükümet sabrının sonuna gelip de ayaklanan komşulara hak ettikleri dersi verdiği zaman da kazandıkları hemen elinden alınmıştır” 1878 yılında bir gün bir köylü Alman danışmanla konuşurken “Deve dahi senede bir gün oynar. Fakat Müslümanların yüzünün güldüğü gün kalmadı” diyerek halkın içine düştüğü ümitsizliği ortaya koymuştur.

Alman danışmana göre Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne yaklaşımı tamamen iyi niyetli düşüncelerle olmuştur: “ Almanya, Türkiye’ye karşı yalnızca politik açıdan değil insani yönden de çıkar gözetmeyen bir politika izlemiştir ve Boğaziçi’ndeki eski dost ve günümüzdeki müttefikine karşı amaç ve planlarının dürüst ve onurlu olduğunu kabul ettirmiştir.”

Alman diplomat, Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki yakınlaşma konusunu şöyle özetlemektedir: “..Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla İngiltere’nin Türkiye’ye ilgisi kalmamış, Fransa’nın ise Almanya’dan rövanş alma isteği yoğunlaşmıştı…Türkiye geçtiğimiz asrın seksenli yıllarında bu yana yalnız ve desteksiz kalmıştı.Yalnızca siyasi aymazlığından değil, aynı zamanda yöneticilerin yanlış politikaları, imparatorluğun kaçınılmaz görünen çöküşü yüzünden de dünya devletleri, Osmanlı’dan elini çekmişti.Her taraftan saran yabancı güçlerin entrikaları kurtuluşu imkansız göstermekteydi. İşte böyle bir aşamada Bismarck, çok fazla riske girmeden, Alman çalışkanlığı ve sebatkârlığıyla, yerinde sallanmakta olan bu binayı yeniden sağlamlaştırabileceğini düşünmüştür… Alman subaylarının Boğaziçi’nde bulunmasını Batılı devletler protesto ettiler. Batılı güçler Almanya’ya karşı Rusya ile işbirliği yapmışlardı. Almanya’nın yenilmesi, imparatorluğun da yıkılması ve paylaşılması için bir başlangıç olacaktı”

Kitapta, Osmanlı devleti’nin borç batağı içinde giderek boğulması, Düyunu Umumiye’nin kurulması üzerinde de durulmaktadır. Türkiye’deki ekonomik durumun geçirdiği değişiklikler için 1850 ve 1913 yıllarındaki bütçelerden örnekler verilmiş.1850 yılında Türk lirası olarak padişahın şahsi giderleri 750 bin lira olup bu miktar Donanmaya, savaş malzemelerine, topçu giderlerine ve istihkâma harcanan paradan fazladır. Başka bir değerlendirme ile devletin bütün giderlerinin onda biri padişahın kişisel masraflarına ayrılmıştır.

1912/1913 yılına ait bütçede ise padişahın şahsi giderlerinin genel bütçe içindeki oranı azalmakla beraber padişahın kişisel masrafı Meclis ve senato üyelerinin masraflarının iki katı kadardır.

Bütçeden yapılan harcamalarla ilgili bilgilere bakıldığında eğitimin çok ihmal edildiği anlaşılmaktadır. Zaten Osmanlı Devleti’ndeki eğitim konusuyla ilgili bilgilerde eğitim konusunun acıklı durumunu ortaya koymaktadır.

I.Dünya Savaşı’ndan önce Türkiye’de bulunan bütün öğrencilerin sayısı 596.577 ‘dir. Bu öğrencilerden 90.000’i yabancı okullarda okumaktaydı.( 530 Fransız okulu, 273 Amerikan okulu, 126 İngiliz okulu ve 25 Alman okulu )

Haydarpaşa-Bağdat demiryolunun yapımı Anadolu üzerindeki oynanan oyunların önemli bir nedenidir. Kitapta, bu konuda Almanya ile diğer devletlerarasındaki pay kapma mücadelesi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Yazar bu mücadelelerle ilgili bilgiler verdikten sonra şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Bağdat demiryolu, varlığını ve geleceğini tümüyle Alman sermayesine ve atılganlığına borçludur. Demiryolu, Alman etkisini artırmış ve Alman ticaretine yeni alanlar açmıştır”

Anadolu’daki her zenginliğin paylaşımı için yapılan uğraşılar hakkında da kitapta ilginç bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi bor madeniyle ilgili olanıdır. “Çanakkaleli çömlekçilerin, mallarına sürdükleri çok parlak bir sır, biri İngiliz, diğeri Alman iki arkadaşımın dikkatini çekmiş. Sorduklarında ise, çömlekçilerin kullandıkları çamura deve kervanlarıyla iç bölgelerden çuvallarla gelen öğütülmüş alçıdan çok miktarda kattıklarını öğrenmişler. Bu işin peşini kovalamışlar ve Susurluk’ta bir alçıtaşı madenin izini bulmuşlar. Bu alçıtaşının incelenmesiyle beyaz maddede %40 oranında borasidinin bulunduğu ortaya çıkmıştır.” Kitabın yazarı da Susurluk’a giderek Fransızların işlettiği alçıtaşının çıktığı yerlerden arazi almışlar.

Batılı devletler eğitimde, hukuk alanında, ekonomide ayrıcalıklar elde etmişti. Osmanlı Devleti’nden olabildiğince çok yararlanmak, kolay kazanç elde etmek için Batılıların değişik yöntemler kullandıklarını da bu kitaptan öğreniyoruz. “ Musul bölgesinde yüzeyde bulunan sıvı bitüm nehir teknelerinin yapımında kullanılmaktaydı. Bu tekneler hasırdan örülüyor, tabanı ve yan kısımları dayanıklı ve sert bir hale gelene kadar birkaç kez sıvı bitüme batırılarak açık havada kurutuluyordu. Daha sonra bu teknelere taşınmaya hazır tahıl, yün, pösteki gibi mallar yüklenerek Dicle üzerinde akıntıyla birlikte Basra’ya gönderiliyordu. Orada tekneler parçalanıyor, bitüm eritilerek diğer mallarla beraber gemilere yükleniyordu. Bu bitüm yüksek kalitesi sayesinde Avrupa’da yüksek fiyatla alıcı bulabiliyordu.”

Bu kitap, Kurtuluş Savaşı’nın hangi zor koşullarda gerçekleştirildiğini ve cumhuriyetimizin hangi güçlükleri aşmak zorunda kaldığını ortaya koyması bakımından son derece önemli bilgiler içeriyor. Türkçede ilk kez yayınlandığı için de bir belge niteliğinde.

TÜRKİYE 1915

Paul R.Krause

Çeviren: Nurettin Süleymangil

Heyamola Yayınları, İstanbul 2005



www.heyamola.net