Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Osmanlı vergi toplama-vergilendirme hakkını elde etmeye dayanan "iltizam

19 Şubat 2021 - 01:39

OSMANLI’DA SERVET BİRİKTİRMENİN, ZENGİNLİĞİN KAYNAĞI İLTİZAM SİSTEMİ
Bunlardan en önemlisi vergi toplama-vergilendirme hakkını elde etmeye dayanan “iltizam sistemi” idi.
Bu sistem müteşebbisin avarız, cizye, gümrük, ihtisab, cebelü bedeliyyesi, cendere ve damga vergilerinin tahsili gibi hazineye önemli miktarlarda gelir getiren devlet kalemlerinin belirli süre için devletten ihale ile alınarak işletilmesi esasına dayanmaktaydı.

Devlet, hazinedeki nakit açığını kapatmak için iltizam uygulamasına sıklıkla başvurmakta, kadim uygulamalara aykırı olmasına ve esnafın direncine rağmen kethüdâlık hizmeti gibi lonca mevkilerini dahi en yüksek rakamı verene iltizam edilebilmekteydi. 

Bir ölçüde günümüzdeki müteahhitlere karşılık gelmekle beraber çoğunlukla askerî (ehl-i örf) kökenden (kendilerine berat ile tımar sisteminden, hazineden veya vakıflardan gelir tahsis edilenlerden) gelen Osmanlı mültezimleri, itibarlı bir kefil göstermek şartıyla üstlendikleri devletin bu gelir kalemlerini işleterek servet edinebilmekteydiler.

iltizam sistemi, sadece Osmanlı zamanlarının değil, günümüzdeki zengin ve itibar sahibi bazı ailelerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan Osmanlı’daki ana iktisadî uygulamadır. 
Bu münasebetle 1740’lardan başlayan ve Osmanlı’nın yıkılışına kadar devam eden uzun süreçte Şatırzâdeler, Simgerdanlar, Hazinedarzâdeler, Kalcızadeler, Bünyadzâdeler,
Çubukçuzâdeler ve Nimbıyıkzâdeler gibi birçok aile Trabzon gümrüğü başta olmak üzere Trabzon’daki irili-ufaklı devlet gelirlerini vergilendiren/ işleten mültezim aileleridir. 

Mültezimlik sayesinde elde edilen güç ve servet, şüphesiz bu ailelerin etkinliklerini sonraki dönemlere taşımalarındaki ana itici
güç olmuştur.

Uzak mesafe ticaretinin yanı sıra fâizle para vermek (kredi sağlamak) külliyetli sermaye birikimini mümkün kılan yasal boyuttaki diğer bir iktisadî faaliyet türüydü. Osmanlı Devleti’nde, 1850’lere kadar bankacılık gelişme göstermediğinden, parasal düzenlemeler daha çok kişilerin şahsî denetimi ve insafı altında gerçekleşmekteydi.

Kişiler arasında gerçekleşen parasal işlemlerde %10 ile %20 arasında, Avrupa’da görülmediği oranda yüksek faize dayanan bir ekonomik yapı mevcut idi ve bu yapı girişimciden ziyade servet sahibini korumaya matuftu.
1739-1742 yılları arasında Trabzon eyaletini idare eden Vali Üçüncüoğlu Ömer Paşa’nın sermayesini değerlendirdiği alanlardan biri deniz yolu ile gerçekleşen uzak mesafe ticareti olmuştur.

Paşa,Tirebolu sakininden Mataracıoğlu Ali ile bir sefineye ortaktı ve bu sefine 1742 yılında ticaret amacıyla Kırım taraflarına gitmişti. Ömer Paşa, Kırım’a yapılan sefer için 2000 kuruş sermaye koymuş ve bu seferden kendisine %7,5 kâra karşılık gelen 150 kuruş düşmüştü. Bu yıllarda Trabzon’da bahçeli bir ev satışının ortalama 100 ile 250 kuruş kadar olduğu dikkate alındığında, bahse konu olan deniz ticaretinden bir seferde 150 kuruş kâr etmenin sıradan bir iktisadî teşebbüs olmadığı açıktır.
Kaynak: Karadeniz İncelemeleri dergisi
Necmettin Aygün

Bu yazı 71 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum