Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Sulukule'de Kentsel Dönüşüm: Devlet Eliyle Soylulaştırma

15 Eylül 2022 - 21:55

Sulukule’de Kentsel Dönüşüm: Devlet Eliyle Soylulaştırma
Özlem Güzey
Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü
Kentsel dönüşüm, kentlerin fiziksel mekânda yeniden yapılandırılmasının bir gerekliliği olarak meşrulaştırılıyor. Soylulaştırma ise, bu kez ekonomik ve sosyal mekân yeniden yapılandırılırken fiziksel dönüşümün sürekliliğini garanti etmek üzere “tasarlanıyor”. Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesi, bunun en tipik örneklerinden biri. Türkiye’de soylulaştırma, 1980’lerle birlikte devlet eliyle gerçekleştirilen kentsel dönüşüm uygulamalarının bir sonucu olarak ele alınageldi. Sulukule’de yaşanan durum, bin yıldır aynı kent mekânını paylaşan ve dönüştüren Roman toplumuna özgü niteliklere ve gereksinimlere uygun bir planlama anlayışı üretilmeyerek, sosyal ve kültürel sürekliliğin koparılması ve derinleşen sosyal dışlanmadır.


Çöküntü alanı olduğu gerekçesi ile kentsel yenileme alanı ilan edilen Sulukule, kentin merkezinde bulunan tarihî kara surlarına bitişik, Fevzipaşa ve Vatan Caddeleri arasındaki Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerini içine alan 80 bin m2’lik bir alanı, 12 ada, 3 cadde ve 10 sokağı içermektedir. Tapu kaydı olan hane sayısı 645, belediye kayıtlarına göre oturulabilecek durumda olan hane sayısı ise 342’dir. (1) Proje oluşturma süreci içerisinde hedeflenen ilkeler Fatih Belediyesi tarafından şu şekilde özetlenmektedir:
 
1. Dünya mirası ve yaşayan kültürün korunması: Kara surları ve eklentileri olan tarihsel ve kültürel anıt yapılar tamamen korunarak etrafındaki işgallerden arındırılmış, altyapı, sosyal ve kültürel doku alanları oluşturulmuştur. Hedef, burada ikamet eden ailelerin tamamının burada oturabilmesini sağlamaktır. Böylece farklı toplum katmanlarının birarada olmalarının olumlu etkisiyle bölgede kente aidiyet duygusu güçlenecektir.
2. Tarihî dokunun sürdürebilirliğinin sağlanması ve fiziksel çöküşün durdurulması: Sulukule’de yapılar, yıllar boyunca bakımsızlık, onarımsızlık ve strüktürlerine yapılan olumsuz müdahalelerle çökmeye başlamışlardır. Kiracıların, kira ödemeyen işgalcilerin ve birtakım marjinal grupların işgaline uğrayan bu alan, kayıt dışı ekonominin, gayri yasal uygulamaların ve suç unsuru oluşturan ortamların mekânı haline gelmiş ve sağlıksız bir yerleşmeye dönüşmüştür.




3. Ekonomik ve iktisadi gelişimin sağlanması: Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri, kenti diğer kent odaklarına açan çok önemli bir kentsel odağın merkezini oluşturmaktadır. Proje ile cazibe merkezli bir alan oluşturulmuştur. Surlardan itibaren iki, üç, dört katlı, iç avlu sistemi oluşturularak tasarlanmıştır. Zeminde acil ihtiyaçlar dışında taşıt trafiği kaldırılmış ve yollar tamamen yaya alanına dönüşmüştür. Açık zemin sosyal donatı, yeşil alan vb. aktiviteler için ayrılmıştır. Proje içerisinde konutlar dışında, bir ilköğretim tesis alanı, konaklama ünitesi ve zemin katı ticaret, üst katı kültür ve eğitim merkezi olarak kullanılmak üzere projelendirilmiş alanlar bulunmaktadır. (Şekil 1)
4. Kültürel dinamikler korunarak kentsel bütünleşme ve yaşam kalitesinin arttırılması: Proje, kentsel yaşam kalitesini arttıracak önemli standartları da birlikte oluşturmaktadır. Sur boyunun önemli bir turizm ve kültür güzergahı üzerinde olan Sulukule Yenileme Projesi ile kentle kurduğu ilişki ve entegrasyonla önemli bir turizm ve kültür aksını bünyesinde barındıracaktır.
5. Katılımın sağlanması: Belediyeye göre mülk sahipleri ve bölgede oturan halk ve toplum önderleri ile haftada iki gün yapılan toplantılarla proje şekillenmiştir.




 
Proje ile yeni getirilecek konut sayısı 620’dir. Mülk sahiplerine ayda 400 TL, kiracılara 300 TL kira yardımı belirlenmiştir. Projeye göre, mülk sahiplerinin üçte biri yine bu alanda oturacak, isteyenler ile kiracılar TOKİ’nin Gaziosmanpaşa Taşoluk’ta, merkezden 30 km uzakta yapmış olduğu sosyal toplu konutlarda çekilişsiz, ön ödemesiz evsahibi olabileceklerdir. (2) Konut bedelleri konut tesliminden sonra başlamak kaydıyla 180 ayda (15 yıl) ödenecektir.
 
SULUKULE: BİR YAŞAM ALANININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ
 
Sulukule’ye dair sınırlı sayıdaki yazılı kaynağa göre, Romanlar bu bölgeye 1054 yılında Hindistan’dan gelmiştir. Dünya tarihindeki Roman toplumunun ilk yerleşim bölgesi olarak kabul edilir. Sulukule, ilk yerleşiminden bugüne dans ve eğlence merkezi olarak öne çıkmıştır. Bunun dışında İstanbul’un en iyi katırcıları, sepetçileri Sulukule’den çıkmıştır. İstanbul Kara Surları’nın Edirnekapı giriş çıkış kontrollerinin sorumluluğunu da yine burada oturan insanlar üstlenmişlerdir; Sulukule insanları bugün hâlâ bu duvarları sahiplenmekte ve mahallelerinin bir parçası olarak görmektedirler. (3, 4)
 
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Osmanlı kadar ihtişamlı olmasa da, eğlence geleneği eğlence evleri ile devam eder. Sulukule’nin en görkemli yılları 1950’ler ve 1960’lardır. 1957 yılında Vatan Caddesi yapılırken, Edirnekapı’da surların bir bölümü ve Sulukule’de 29 ev yıkılır. (3, 4) Yıkımla beraber bir kısmı Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinde toplanan Sulukuleliler, bağlarını koparmazlar ve tekrar biraraya gelmenin yollarını ararlar.
 
1982 yılında mahalle bir kez daha yıkılır ve eski Sulukule bütünüyle ortadan kalkar. (5) Ancak, eğlence evlerinin sayısı 3’ten 34’e çıkar. Bu evler 3.500 kişinin çalıştığı ve mahallenin ekonomik kalkınmasını sağlayan bir yapıya sahiptir. Ancak 1994’de tüm eğlence evleri boşaltılır ve 300 müzisyen ve aileleri işsiz kalır ve bölgenin ekonomisi hızla gerilemeye başlar. Bununla beraber bölge gençleri arasında uyuşturucu satıcılığı, hırsızlık vb. yasadışı faaliyetler artış gösterir. (3, 4) 1992–2005 arasında Sulukule adeta unutulmuş, içine kapanmış ve dışlanmıştır. (4)
 




Bu dışlanmışlıkla birlikte Sulukule’de kimlik bileşenleri ile oluşan yaşam elemanları ve dayanışma örüntüsü etkinliğini daha da arttırmıştır. Romanların tarihinde süregelen kültürü ve bunun değişimini bugün de görebilmek mümkündür. Sulukule bir eğlence mekânı olmanın ötesinde, müziğin ve dansın üretildiği ve öğretildiği bir okuldur. (3)




 
Mekânsal Yapı
Sulukule’de mekânsal yapı elemanları, dar sokaklar ve bu sokakları çevreleyen iki ila beş hanenin paylaştığı bitişik nizam iki katlı avlulu evlerdir. Ancak bu sokaklara asıl niteliğini veren fiziksel özellikleri değil, renkli yaşam biçimidir: “İstanbul’un gri renkleri bu sokaklarda yok, her şey daha renkli, daha gürültülü ve daha şenlikli.” (6)
 
Sulukule Platformu tarafından proje öncesi yapılan anket çalışmasına göre evlerin % 16’sı 50 m2’nin, % 31’i 70 m2’nin altındadır ve çoğu bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir.




Dar sokaklar mahalle sakinlerinin önemli yaşam alanlarıdır ve belediyeler tarafından “virane” olarak adlandırılan evler, mahalleli için “güzel”dir. Ayrıca ev kiralarının düşük olması mahallede yaşayan çoğu insanın gelirinin değişkenlik göstermesi nedeniyle ideal olarak kabul edilmektedir. (7) Kiracıların % 13’ü 100 TL’den az, % 60’ı 200 TL’den az, % 80’i 300 TL’den az kira vermektedir. % 55’inde kiracı olduğuna dair bir belge bulunmamaktadır. (4)
 
Ekonomik Yapı
Mahallede aylık gelir 300–500 TL arasında değişmektedir. Nüfusun % 77’sinin gelir getirici bir işi yokken, % 63,5’i sosyal güvenceden yoksun, % 16’sı yeşil kart sahibidir. (4) Buna karşılık % 51’i mesleki eğitim almak istemekte, % 37’si ise istememektedir. (8)
 
Mahalle içindeki meslek grupları fazla çeşitlilik göstermemektedir. Erkekler genellikle müzisyenlik, esnaflık, ayakkabı boyacılığı, arabacılık (fayton), seyyar satıcılık yapmaktadır. (7, 9) Bu açıdan istihdam olanakları nedeniyle merkeze bağımlılık önemlidir. Mahallede yaşayan çoğu insan yine mahallede çalışmaktadır. Kadınlar evlenene kadar genellikle Fatih semtindeki konfeksiyon atölyelerinde haftalıklı olarak çalışmaktadırlar. (7) Ailelerin % 17’sinin çalışanı olmazken, % 13’ünde çocuklar, % 8’inde kadınlar çalışmakta ve genellikle dilencilik yapmaktadırlar. (8)
 
Ekonomik yapının hızla gerilemesinde en büyük etken eğlence evlerinin kapatılması iken, AB uyum yasaları gereği at arabalarının toplanması (9) da önemli bir işkolunun sonunu getirmiş ve ekonomideki olumsuzluklar çöküntüleşmeyi hızlandırmıştır: “Sulukule’de eğlence evleri kapanınca müzik sektörü bitti. İnsanlar buradaki dayanışma sayesinde yaşıyorlar. […] Burada yaşayanlar bakkala 1 liralık peynir, 50 kuruşluk zeytin ver diyebiliyorlar. Bir de üstüne paraları yoksa ‘Yarın veririm’ diyorlar. Burada kiralar ucuz, mahalle dışında on kat artıyor. İnsanlar kötülüğe itilecek.” (10)
 
Sosyal Yapı
Bu bölge buralılar için “içerisi”, herşeyin serbest, herkesin rahat olduğu yer; mahalle sınırlarının dışı ise “dışarısı”, kuralların varolduğu ve insanların samimi ve rahat olmadığı yer olarak algılanmaktadır. Mahalleli için varlığını devam ettirdiği yer “ev” değil, “mahalle”dir. Uyumak ve yemek pişirmek dışında her tür aktivite dar sokaklarda yapılmaktadır. Erkekler günün büyük bir bölümünü mahalle kahvesinde geçirirken, kadınlar ve çocuklar evlerinin önünde sokakta sosyalleşme imkânı bulurlar. Herkes bir şekilde birbiriyle akrabadır ve bu mahallede doğmuştur. Kendilerini “Osmanlı çocukları” olarak görürler ve bu kimlik oluşumunda önemli bir etkendir. Osmanlı İmparatorluğu zamanından beri burada varolmak mahalleli için çok önemlidir ve mahalleye bağı sağlamlaştırmaktadır. (7)
 
Mahalle nüfusunun % 83’ü 10 ya da daha fazla yıldır, yaklaşık üçte biri (% 30,4) 40 ya da daha fazla yıldır, yarıya yakını ise (% 43,4) 30 ya da daha fazla yıldır mahallede; % 63’ü 10 ya da daha fazla yıldır, % 41’i 20 ya da daha fazla yıldır, % 24’ü 30 ya da daha fazla yıldır, % 13’ü ise 40 ya da daha fazla yıldır aynı evde yaşamaktadır. (5) Bu nedenledir ki hayatları boyunca bildikleri tek yer olan mahallelerinde kalmak bu topluluk için çok önemli bir yaşam sorunsalıdır. (7) Fatih Belediyesi tarafından yapılan anketlere göre % 74’ü burada yaşamak istemektedir.
 
Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük’ün ifade ettiği gibi: “Biz burada kalmak istiyoruz... Burası bizim tarihimiz ve kültürümüz.” (11)
Eğitim durumları itibarı ile % 31’i okur-yazar olmayan, % 34’ü ilkokul mezunu, % 5’i ortaokul, % 4’ü lise mezunudur. Çocukların eğitimlerini tamamladıklarına çok sık rastlanmamaktadır.  Bunda etken olan genellikle çocukların isteksizlikleridir. Genelde aile büyüklerinin çizgisinde devam etmeyi tercih eden çocuklar okul konusunda da bu çizgiyi aşmayı hedeflemezken, ailelerin de bu konuda bir yaptırım uygulamadıkları gözlenmektedir. Para kazanmanın önemi çok erken yaşlarda farkedilmekte, bu durumda okul gereksiz ve vakit kaybı olarak görülmektedir. Üç senedir birinci sınıf okuyan bir Roman çocuğun ifadesi ile:  “Babam cezaevinde, psikolojim bozuk, okula devam edemiyorum, paramız da yok.”
 
Tüm bu veriler Sulukule’de sosyal yapının sadece kültürel ve etnik kimliğin sürdürülebilirliğinin değil, yaşamsal bir tutunma aracı da olduğunun ve her ne kadar dönüşüm ayrışmanın olumsuzlukları üzerine kurulmuş olsa da Sulukuleli için toplanmanın önemini vurgulamaktadır. Oturulan mekân bağlamında Roman mahalleleri, beklenilen yaşam kalitesini sunamamakla eleştirilse bile, bir varoluş mekânı olarak korunmakta ve sahiplenilmektedir. Mahallenin yerleşiklerine sunduğu dayanışma imkânı önemli görünmektedir. Roman mahalleleri “içe kapanmanın” yaşandığı alanlar, bir sosyal ilişki merkezi olarak öne çıkmaktadır. Dış gruba karşı oluşturulan kapalılık, kendi aralarındaki sosyalleşmeyi kaçınılmaz kılmaktadır




AYRIŞMA MI, TOPLANMA MI?
 
Kentsel dönüşüm uygulamaları toplanmanın olumsuzlukları üzerinde durmaktadır. Öncelikle sosyal dayanışma ağları bu ilişkilerden dışlananlar bakımından yoksulluğun yerleşikleşmesi anlamına gelebilmekte, süregelen konsantrasyonlar entegrasyonu engellemekte ve dışlanmayı derinleştirmektedir. Araştırmalar bu grupların durumlarının zaman içerisinde belirgin bir iyileşme göstermediğini, kent içi alanlarda yoğun olarak yerleşerek ortalama aile büyüklüğünün kalabalığa ve düşük kaliteli konut yapılarına neden olduğunu (12), düşük kaliteli konut koşullarının ise çoğunlukla kronik uzun dönemli hastalıklar ile birarada olduğunu (13) vurgulamaktadır.
 
Ayrıca mekânsal ayrışma/toplanma bir taraftan bu alanlarda yaşayanlar için konut piyasası içinde sınırlı seçeneklerin olduğunu yansıtırken, diğer taraftan onların nüfusun çoğunluğuna tam anlamıyla katılmalarını da (istihdama, sivil topluma katılma vb.) engellemektedir. Wacquant (14) bu süreci negatif sosyal sermaye olarak açıklamakta ve bu tür mahallelerde insanların ellerindeki sosyal sermayeyi ve sosyo-ekonomik durumlarını düzeltme olanaklarını kaybettiklerini ifade etmektedir.
 
Böylece toplanma alanlarında yaşayanlar zamanla toplum içinde olumsuz bir imaja sahip olmaktadırlar. Bu kendi kendini besleyen her çeşit söylenceyi üretmekte ve bu bölgeler sefaletin paylaşıldığı alanlar olarak, toplumun çoğunluğu tarafından terkedilen yalıtılmış alanlar haline gelmektedir. (15) Bu oluşum yalnızca fiziksel olarak değil, düşünsel olarak da toplum ile o bölgede yaşayanlar arasındaki empatinin de ortadan kalkmasına neden olmaktadır. (16)
 
Ayrışmış mahalleler bir yandan problem alanları olarak görülürken, Simon (14), bu alanların aynı zamanda bir ulusta sosyal eşitsizliğin varlığının ispatı olduğunu da vurgulamaktadır. Bu nedenle hükümetler de etnik gruplar arası sınıf farklılıklarını azaltmak değil, kültürel ayrılıkları yoketmek üzerinde durmaktadır. (17) Bu noktada geliştirilen asimilasyon teorileri (18) zaman içerisinde toplanmanın çözüldüğünü savunmaktadır. (19) Chicago School’a göre etnik gruplarda ayrışma o toplumda geçen süre ile azalmaktadır. (20)
 
Böylece kültürel ve sosyal entegrasyon ile birlikte uygulanan konut politikaları, kimlik yapılarına yönelik incelemeler olmaksızın farklı grupları mekânda biraraya getirme çabası içindedir. Politikacılar sınıf farklılıklarını azaltmaktan çok etnik gruplar arası kültürel farklılıklar üzerinde durmakta ve etnik entegrasyon süreçlerini tanımlamaktadırlar.
 
Ancak etniklik, kültürel kökler, “din ve paylaşılmış yaşamın anıları” gibi faktörleri içerir ve etnik miras paylaşımı aynı alanda yaşama için önemli bir kriterdir. (12) Etnik gruba katıldığında, üyeler yalnızlıklarını azaltır ve örgütlü bir savunma ve güvenli bir yaşam alanına katılır. Bu bağlamda mekânsal toplanma toplumsal ilişkilerin devamı ve geliştirilmesini sağlar. Bu toplumsal ilişkiler, çoğunluk toplumunun değer ve normları dışındaki grupların kültürünü korumaya yarar ve kişilerin yaşamlarında önem taşıyan problemlerini çözmelerine yardımcı olurken, gerek işgücü pazarında gerekse konut piyasasında belli pozisyon ele etmelerine de imkân verir. Bu durum toplumsal gelişmeye katkıda bulunur. (21)
 
Ayrıca bu ilişki ağları sayesinde bireyler birbirlerinden çeşitli yararlar sağlayabilirler. (21) Ratcliffe’e (12) göre, etnik ilişkilere bağlı dayanışma örüntüleri kentsel eşitsizlikler ve yerel kurumların yerel gruplara eşit uzaklıkta olmayışı gibi nedenlerle ortaya çıkan kent yoksulluğunun üstesinden gelebilmek amacıyla bir varolma stratejisi olarak kullanılmaktadır. Sosyal sermaye hipotezi etnik birliklere katılımın sosyal güven ve tolerans oluşumunda etkin olduğunu ileri sürer. (22)
 
Kültürel tercih yaklaşımına göre ise, bir kişinin kendi etnik grubunun temsil edildiği bir mahallede yaşama tercihi, sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıklar azalsa da geçerli kalır. Bu bağlamda etnik katmanlaşma modeli (23) konut piyasasında dışlanmanın rolü üzerinde durur. Bu modele göre iyi ekonomik koşullara sahip olsalar da etnik grupların yüksek sosyo-ekonomik statüsü olan mahallerde ev sahibi olması güçtür.
 
SONUÇ YERİNE
 
Dünya üzerindeki kentsel dönüşüm uygulamaları değerlendirildiğinde, sermaye akımının hızlandırılması ve uluslararası sermayeye cazip yatırım ortamları yaratılmasının yanısıra, kent formlarının bu oluşumları destekleyici tüketim mekânları ve küresel sermayenin iç dinamikleri ile şekillenmesinin artan önemi öne çıkmaktadır. Bu ortamda dönüşüm, kentlerin fiziksel mekânda yeniden yapılandırılmasının bir gerekliliği olarak meşrulaştırılmaktadır. Kentsel dönüşüm, yaşanan değişimin mekânsal parçası olarak tanımlanmakta ve kamusal alanda artan özel sektör yatırımları ile yüksek prestijli kentsel kullanımlar ile şekillenmektedir. (24)
 
Bu ortamda emlak yatırımları dominant yeniden geliştirme yaklaşımı olarak şekillenmektedir. (25) Bu süreçte yerel yönetimlerin kentleri terk eden üst gelir grubunu kente geri çekme stratejileri (26, 27) ve kentlerin mekânsal yayılımının engellemesi amacıyla desteklenen “önceden gelişmiş alanların” kullanımını içeren uygulama politikaları (28) da belirleyici olmakta ve literatürde kentsel dönüşümü hazırlayan etmenler olarak yer almaktadır.
Böylece kentsel dönüşüm uygulamaları fiziksel mekânın dönüşümünde önemli bir araç iken, soylulaştırma ekonomik ve sosyal mekânın yeniden yapılandırılmasında birincil önem taşımaktadır.
 
Bu süreçte yeniden yapılandırılan sosyal ve ekonomik mekân, üst gelir grubunun kente çekilmesi ve küresel sermayeye cazip mekânlar yaratılmasında etken olurken, fiziksel dönüşümün sürekliliğini de garanti etmektedir. Özellikle çöküntü alanlarını kentsel suçla ilişkilendiren yaklaşımlar, dönüşüm ile birlikte yaratılacak yeni kentsel mekânların daha güvenli bir ortam yaratacağını savunmaktadır. (29) Oysa soylulaştırma üst gelir grubunu çekerken, alt gelir grubunun kentsel mekândan dışlanması sürecini de beraberinde getirmektedir. Böylece 1970’lerin sonuna kadar çöküntüleşen ya da alt gelir grubu konut alanlarının orta ve üst gelir grubunun elinde rehabilitasyonu olarak görülen soylulaştırma eylemi, 1980’lerle birlikte sınıf eliyle gerçekleşen ve kendiliğindenliği olan bir süreç değil, devlet eliyle gerçekleştirilen kentsel dönüşüm uygulamalarının bir sonucu olarak ele alınmaktadır.
 
Sonuç olarak, soylulaştırma genelinde yer değiştirmek zorunda kalan mevcut nüfusa kentin bir başka bölgesinde yer gösterilse dahi, bu insanların terketmek zorunda kaldıkları kent mekânlarını sosyal ve/veya fiziksel açıdan benimsemiş olabilecekleri gözardı edilmektedir. Böylelikle mahalle sakinleri tüm sosyal ilişkiler ağından yoksun bırakılarak kentsel mekânda atomize hale gelmektedir. Oysa bu gruplar yerleştikleri mekânları kullanarak, değiştirerek veya benimseyerek yeniden üretmektedirler. Bu nedenle sadece fiziksel mekânın korunması yerine sosyal mekânın da sürdürebilirliğine öncelik verilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, hem yerleşimleri hem de yerleşikleri kapsayan bütüncül kentsel dönüşüm yaklaşımlarının üretilmesinin gerekli olduğu gözükmektedir. (30)
 
Türkiye’de de kentsel dönüşüm kentlerin yeniden yapılandırılmasında bir araç olarak öne çıkmakta ve devlet destekli bir kentsel mekân stratejisi olarak şekillenmektedir. Bu nedenle kentsel dönüşüm kentsel problemlere çözüm üretilmesinden çok, devlet destekli bir soylulaştırma projesi olarak tanımlanmalıdır. Bu dönemde soylulaştırma, küreselleşme çerçevesinde ele alınmalı ve neo-liberal kentsel politika rejimleri, küresel sermayenin hiper-hareketliliği, vb. açılımlar ile tartışılmalıdır. (31)
 
Bu bağlamda Sulukule Kentsel Dönüşüm Projesi’nin de bütüncül planlama yaklaşımını hiçe sayarak, tespit edilen ve hedeflerin oluşumunda etken olan sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm getirmediği, özgün niteliklere ve gereksinimlere uygun bir planlama anlayışı üretmeyerek sosyal ve kültürel sürekliliği yok varsaydığı açıktır. Bu süreçte gelinen nokta zaten dışlanma sorunu ile karşı karşıya olan ancak önemli bir tarihî ve kültürel kimlik elemanı olan bir komünitenin yaşam alanının yokedilmesi ile, bir yanda sürdürülebilirlik ilkesinin zedelenmesi, diğer yanda ise derinleşen sosyal dışlanma ve toplumda gerginliğin artmasıdır.
 
Dışlanma Sulukule özelinde değerlendirildiğinde, beş aşamalı bir süreçten sözedilebilir: Birinci aşamada kiracılar alan dışı kalmaktadır. İkinci aşamada, proje ile artan rant karşısında bir grup kullanıcı haklarını spekülatif amaçlarla devretmektedir. Üçüncü aşamada ev sahiplerinin % 62’si Sulukule’de yapılması planlanan yeni evlere ekonomik koşulları uygun olmadığı için yazılmayı düşünmemektedir. Aynı nedenle, Aralık 2008’de kiracıların % 37’si geri ödeme koşulları (2.000 TL ön ödeme, diğer ödemeler 15 yıl vade ile) ve merkeze uzaklık nedenleri ile Taşoluk’taki evlere yazılmamıştır. (4) Son aşamada ise, yeni konutların bakım ve onarım masraflarının eski kullanıcıların ödeme koşullarının çok üzerinde olması ile dördüncü bir grup daha alandan dışlanacaktır.
 
Tüm aşamalar değerlendirildiğinde, kentsel dönüşüm uygulamalarının dışlanmayı doğurduğu ve soylulaştırmanın devlet eliyle bir kentsel dönüşüm aracı olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir. Böylece dışlanma kentsel dönüşümün sadece bir doğal sonucu değil, kentsel ekonominin yeniden yapılandırılması sürecinde kentsel mekânın fiziksel ve sosyo-ekonomik iyileştirilmesi amacıyla beklenilen ve istenilen çıktısıdır.
 
Bu noktada ekonomik imkânsızlıkları barınma imkânlarının da sınırlanması ile derinleşmekte, yeni yoksulluk süreçleri ile tanışmakta ve suç odakları olarak görülen dışlanmış komüniteler, suça daha da itilmekte ve suçun kentte yaygınlaşmasında etken olmaktadır. Oysa kendilerinin de ifade ettiği gibi yaşam alanlarından memnundurlar, asıl problem gittikçe derinleşen yoksulluktur. Bunda etken olan ise yaşam biçimleri ve etnik kimlik oluşumlarının bir uzantısı ve İstanbul kentinin önemli bir kimlik öğesi olan iş olanaklarının ya gelişim sürecinde yokolması (sepetçilik, vb.) ya da yokedilmesidir (eğlence evleri, at arabacılığı, vb.). Oysa Roman topluluklarında varolan birlikte yaşam geleneği sosyal sermaye oluşumu ve gelişiminde etkin olarak kullanılabilir niteliktedir. Bu noktada problem dışlanmanın çözülememesi ve son uygulamalar ile daha da derinleştirilmesidir.
 
Bu bağlamda, komünitelerin sosyal dayanışma ağları ile beslenen etnik ve kültürel kimliklerini koruma çabaları ile birlikte süregelen uyum sorunları ve sonuçları, mekânda ayrışmalarıyla ilintili olarak ele alınmalı, entegrasyona kültürel kimliğin sürdürülebilirliğinin eklemlenmesi ve her iki süreçte de sosyal dayanışmanın gerekliliği vurgulanmalıdır. Sosyal dayanışma elemanlarının etkin kullanımı toplumda ortak değerler ve kent kültürü, sosyal düzen ve sosyal kontrol, sosyal dayanışma ve gelir farlılıklarında azalma, sosyal ağlar ve sosyal sermaye, yer bağımlılık ve kimlik elemanları ile açıklanan sosyal bağlılığın (32) geliştirilmesinde etken olacaktır. Özellikle yer bağımlı güvenlik hissi, kişi için önemli olan insanlarla kurulan bağlar, insanlara, geçmiş deneyimlere, fikirlere ve kültüre sembolik bağlar, bireysel ve grup kimliğinin korunması ve devamlılığının sağlanması, kendine saygının beslenmesi gibi pek çok amaca hizmet eder. (33)
 
 
NOTLAR
 
1. Fatih Belediyesi, 2008.
 
2. Güney, Z. 2007, “Sulukule Yenilenirken Bir Kültür Kaybediliyor”, www.arkitera.com (Ocak 2009)
 
3. Esin, N. ve D. Yıldız, 2007, “Geçmişten Bugüne Süregelen Değişim; Yozlaşmış Toplum mu? Gelişen Yaşam Kültürü mü? Sulukule Eğlence Kültürü Örneği”, ders notları, İTÜ Mimari Tasarım YL Programı, Kent Mimarlığı.
 
4. Sulukule Platformu, Kasım 2007
 
5. Sulukule Platformu, Ekim 2007
 
6. 2007, “40 Gün 40 Gece Sulukule”, Sabah, , www.sabah.com (Ocak 2009)
 
7. Güngör, G. 2007, “Neslişah Mahallesi’nin Sosyo-Kültürel Yapısı”, yayımlanmamış araştırma.
 
8. Fatih Belediyesi anket çalışması.
 
9. Özcan, Z. 2006, “Evi Yıkılacak Roman Kadın Olmak Daha da Zor”, BİA Haber Merkezi, http://www.eski.bianet.org (Ocak 2009)
 
10. 8 Nisan 2007, “Abe Sulukule’den Nasıl Gidelim”, Vatan, http://vatanim.com (Ocak 2009)
 
11. 10 Nisan 2007, “40 Gün 40 Gece Sulukule”, Birgün, http://www.birgun.net/bolum-72-haber-38035.html (10 Nisan 2007)
 
12. Ratcliffe, P. 1998, “Race, Housing and Social Exclusion”, Housing Studies, cilt:13, sayı:6, ss.807-818.
 
13. Leao, T.S., J. Sundqusit, L.M. Johansson, S. Johansson, K. Sundqusit, 2005, “Incidence of Mental Disorders in Second-Generation: A Four-Year Cohort Study”, Ethnicity and Health, cilt:10, sayı:3, ss.243-256.
 
14. Burgers, J., R. van Kempen, 1998, “Introduction to the Special Issue of HBE on “Spatial Segregation, Concentration and Ghetto Formation”, Neth. J. Of Housing and the Built Environment, cilt:13, sayı:1.
 
15. Musterd, S. ve R. Deurleoo, 2002, “Unstable Immigrant Concentrations in Amsterdam: Spatial Segregation and Integration of Newcomers”, Housing Studies, cilt:17, sayı:3, ss.487-503.
 
16. Özüekren,A.S. ve R. van Kempen, 1997, “Explaining Housing Conditions and Housing Market Positions”, Turks in European Cities: Housing and Urban Segregation, ed. A.S. Özüekren ve R. van Kepmen, European Research Center on Migration and Ethnic Relations, Utrecht, ss.12-29.
 
17. Deurleoo, R. ve S. Musterd, 2001, “Residential Profiles of Surinames and Moroccans in Amsterdam”, Urban Studies, cilt:38, sayı:3, ss.467-485.
 
18. Yalçın, C. 2002, “Çok Kültürcülük Bağlamında Türkiye’den Batı Avrupa Ülkelerine Göç”, Cumhuriyet Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt:26, sayı:1, ss.45-60.
 
19. Allen, J.P. ve E. Turner, 1996, “Spatial Patterns of Immıgratıon Assimilation”, Professional Geographer, cilt:48, sayı:2, ss.140-155.
 
20. Bolt, G., M. van Ham, R. van Kempen, 2008, “Minority Ethnic Groups in the Dutch Housing Market: Spatial Segregation, Relocation Dynamics and Housing Policy”, Urban Studies, cilt:45, sayı:7, ss.1359-1384.
 
21. Burgers; Wilson ve Portes; Saunders ve Nee; Portes ve Zhou; Bailey ve Waldinger’dan alıntılayan Özüekren ve Van Kempen, 1997.
 
22. Togeby, L. 2004, “It Depends How Organisational Participation Affects Political Participation and Social Trust Among Second-Generation Immıgrants in Denmark”, Journal of Ethnic and Migration Studies, cilt:30, sayı:3, ss.509-528.
 
23. Logan ve Alba, 1993; South ve Crowder, 1998; Bolt, van Ham, van Kempen, 2002; içinde.
 
24. Hall, T. ve P. Hubbard, 1998, “The Entrepreneurial City and the New Urban Politics”, The Entrepreneurial City, John Wiley and Sons, West Sussex, ss.1-26.
 
25. He, S. ve F. Wu, 2007, “Socio-Spatial Impacs of Property-led Redevelopment on China’s Urban Neighbourhoods”, Cities, cilt:24, sayı:3, ss.194-208.
 
26. Mace, A., P. Hall, N. Gallent, 2007, “New East Manchester: Urban Renaissance or Urban Opportunism?”, European Planning Studies, cilt:15, sayı:1, ss.51-65.
 
27. Levine, M.A. 2004, “Government Policy, the Local State, and Gentrification: The case of Prenzlauer Berg (Berlin), Germany”, Journal of Urban Affairs, cilt:26, sayı:1, ss.89-108.
 
28. Ganser, R. ve K. Williams, 2007, “Brownfield Development: Are We Using the Right Targets? Evidence from England and Germany”, European Planning Studies, cilt:15, sayı:5, ss.603-622.
 
29. Raco, M. 2003, “Remaking Place and Securitising Space: Urban Regeneration and the Strategies, Tactics and Practices of Policing in the UK”, Urban Studies, cilt:40, sayı:9, ss.1869-1887.
 
30. Enlil, Z.M. ve İ.Dinçer, 1996, “Eski Kent Mekanlarının Yeni Sahipleri: Göçmenler ve Eski Kent Mekanlarının Yeniden Üretimi”, Diğerlerinin Konut Sorunları, Habitat II Ön Konferansı, Mimarlar Odası Yayınları, Ankara.
 
31. Atkinson ve Bridge, 2005; Smith, 2002’den alıntılayan Butler, T. ve L Lees, 2006, “Super-Gentrification in Barnsbury, London: Globalization and Gentrifying Global Elites at the Neighbourhood Level”, Trans Inst Br Geogr, sayı:31, ss.467-487.
 
32. Kearns, A. ve R. Forrest, 2000, “Social Cohesion and Multilevel Urban Governance”, Urban Studies, cilt:37, sayı:5-6, ss.995-1017.
 
33. Altman ve Low, 1992; Kearns ve Forrest, 2000; içinde.
 

Bu yazı 130 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum