Prof. Dr. Nevzat Gözaydın

Prof. Dr. Nevzat Gözaydın

ngozaydin@fatihhaber.com

Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

12 Kasım 2016 - 16:22


Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

Prof. Dr. Nevzat GÖZ AYDIN

 

Avrupa Birliği ülkelerine göçün 50. yılında..

 

Tü r k D i l i 4 0

Avrupa ülkeleri arasında edebiyat açısından en az tanınan Türkiye’nin yıllardan

beri sürdürmeye çalıştığı tanıtım çabaları, sadece turistik alanlarda olumlu sonuçlara

ulaştı. Her geçen yıl ekonomik ve siyasi krizlere rağmen, hem yabancı ülkelerden

gelen turist sayıları giderek arttı (Yunanistan hariç); hem de onların yurdumuzda

bıraktığı döviz miktarı çoğaldı. Kendi iş yerlerini yitirme tehlikesine karşın

yurdumuzda tatili bir iki haftayla kısıtlayanların dışında Türkiye’yi seven, biraz daha

yakından tanıyan, bazı özel merakları sayesinde köyleri, yaylaları, ören yerlerini vb.

gezen insanlar kırsal kesimdeki insanlarımızı da yakından gördüler, tanıdılar.

Turistik gezilerin dışında birtakım tanıtma çabalarının da başarı sağladığını

görüyoruz. Söz gelimi, uzun yıllardan beri Almanya, Avusturya, İsviçre vb.

ülkelerinde çalışan, okuyup iyi bir iş ve meslek sahibi olan Türk vatandaşlarının

kurduğu iletişim sonunda yüzlerce yabancı aile yurdumuza geldiler. Buralarda

evlerde, pansiyonlarda kalıp bizlerin hayatına doğrudan doğruya katıldılar. Hatta

son on, on beş yılda ev alıp sürekli olarak yerleşik hayat sürdürmeye başladılar. Söz

gelimi, Alanya ve köylerinde on beş binin üstünde Alman ve Avusturyalı insanın

yerleştiğini, Didim ve çevresinde ise yüzlerce İngiliz ailenin artık mahalle komşusu

kimliğiyle yaşadıklarını gazetelerde sık sık okuyoruz.

Bunların dışında diğer tanıtım çabalarının başarılı olduğunu, Batı Avrupa

ülkeleriyle birlikte Doğu Avrupa, Arap ülkeleriyle birlikte İran yahut Japonya, Kore

ve Çin gibi Uzak Doğu ülkelerinden de zaman zaman yükselen turist sayılarından

anlıyoruz. Ancak bütün Avrupa ülkeleri hem yakın olduğundan, hem de oralarda

iş, eğitim vb. alanlarda hayatlarını sürdüren yaklaşık dört milyonluk bir Türk nü­

fusun çeşitli yönlerden ilgi çekmemesi imkânsızdır. Bu bakımdan Türklere bakış

açısı, her olay ve özellikle de her seçim öncesinde ve sonrasında çok hareketli

tabloların oluşmasına yol açmaktadır. Bunların çoğu olumsuz gibi görünse de

olumlu göstergeler de yok değil... Alman dilini iyi bilip konuşan, yazan Türklerin

sayısı çoğaldıkça, bunların kurduğu iyi ilişkiler olumlu göstergeler ortaya koydukça,

Türklere karşı olan ön yargılar törpülenmekte; gerçek Türk kültürünün ve yaşayışının

Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

Prof. Dr. Nevzat GÖZ AYDIN

-Avrupa Birliği ülkelerine göçün 50. yılında...-

Prof. Dr. Nevzat GÖZ AYDIN

4 1 Tü r k D i l i

püf noktaları anlaşıldıkça, bizlerden yana görüş bildiren yabancılar da artmaktadır.

Bir örnek... Geçen aylarda seçimle iş başına gelen ve Almanya’daki Türklerin en

kalabalık olduğu Nordrhein-Westfalen eyaleti Başbakanı Bn. Hannelore Kraft seçim

sonrasında verdiği demeçte şöyle diyebilmektedir: “Hayalimde bir Türk kökenli bakan

var. Bulabilirsem hemen görev vereceğim.”1

 Başbakana böyle bir söz söyletebilmenin

temelinde yatan, kendisinin oralarda iyi yetişmiş Türklerin var olduğunu bilmesi,

onları yakından tanımasıdır. Ayrıca Türk dilinin ve kültürünün yabancısı da değildir.

Birkaç yıl önce romancımız Orhan Pamuk’a Nobel Ödülü verildikten sonra gösterilen

ilgi yoğunluğu basını, televizyonu günlerce meşgul etmiştir. Bir diğer nokta

oralardaki Türklerin eli iyi kalem tutanlarının artık doğrudan doğruya Almanca

olarak yazdıkları kitaplara imzalarını atmalarıdır. Bu şekilde Türk kökenli ve ana dili

Türkçe olmasına rağmen Türkçe değil de Almanca eser verenlerin Türk edebiyatında

mı, yoksa Alman edebiyatında mı yer alacakları konusu günümüzde de tartışılan bir

konudur.

Cumhuriyetimizin 1950’li yılları ve öncesiyle/sonrasıyla ortaya çıkan çevirilerle

Türk dilinin birçok örneğinin Almancaya çevrildiğine ilişkin bu dergi sayfalarında

yayımlanan yazılarımda yazarlarımızdan örnekler vermiştim.2

 Orada daha çok

Türkiye’de tanınmış erkek ve kadın yazarlarımızdan seçtiğim çeviriler yer almıştı.

Bu yazımda onların dışında kalan yazarlarımızdan söz etmek istiyorum. Kadın

yazarlarımıza öncelik vermek daha doğru olacaktı, çünkü erkek yazarları başka bir

yazıya bırakmasam, dergimizin yarı sayfasının bana ayrılması gerekebilirdi. Ancak

yukarıda belirttiğim gibi, doğrudan doğruya Almanca yazanlar arasında bulunan;

Behçet Necatigil’in eserinde3

 adlarına, eserlerine yer verilmeyen, genellikle 1950

ve sonrası doğumlu Emine Sevgi Özdemir’in üç, Saliha Scheindart’ın yedi, Alev

Tekinay’ın beş, Renan Demirkan’ın iki, Zehra Çırak’

ın iki, Emine Erdem’

in, Sema

Ceylan’ın ve Serpil Akıllıoğlu’nun birer kitapları ileride edebiyat tarihçilerini

nasıl bir yargıya götürecektir? Bunu şimdiden kestirmek bir hayli zor, ama

görüşler ve eleştirilere bir göz atılırsa, her iki edebiyat içinde yer alabilmelerinin

mümkün olduğunu söyleyenlerin bulunduğu gibi, sadece Türk edebiyatı içinde

göçmen edebiyatı alt dalında değerlendirilmeleri gerektiğinin daha doğru olacağı

düşüncesinin ağırlık kazandığı görülecektir.

Türk edebiyatının hikâye, şiir ve romanlarından yapılan çevirilerin 1970’li

yılların sonlarından itibaren yoğunlaştığı konusundaki ilk örnekler Adalet

Ağaoğlu’nun üç ve Füruzan’ın iki eseriyle ortadadır. Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü

(1976) Wolfgang Scharlipp tarafından çevrilmiştir (Stuttgart, Ararat Verlag, 1979,

267 s.); Die zarte Rose meiner Sehnsucht adıyla yayımlanan bu eser Mercedes mon

1 Milliyet gazetesi, 15 Mayıs 2012 salı, s. 18.

2 Türk Dili, Haziran 2012, s. 387-397.

3 Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Varlık yayınları, 22. baskı, İstanbul 2004, 551 s.

Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

Tü r k D i l i 4 2

Amour başlığıyla Tunç Okan’ın rejisi ve senaryosu ile sinemaya da uyarlanmıştır

(1987-1992). Aradan on dört yıl geçtikten sonra Oh, Du heiliges Licht adıyla raflarda

yer alan kitabı iki dillidir ve Nurhan Karabacak ile Michael Pfeiffer’in ortaklaşa

yaptıkları bir çeviridir (Essen, Klartext, 1983, 96 s.). Son eseri Ölmeye Yatmak

(1973) Ingred Iren’in çevirisi olup kitabın sonundaki değerlendirme Erica Glassen

imzasını taşır: Sich hinlegen und sterben (Zürich, Unionsverlag, 2008).

Günümüz edebiyatının önde gelen hikâyecilerinden Füruzan’ın çevrilen ilk

eseri içinde üç hikâyenin yer aldığı Frau ohne Schleier A. Uzunoğlu-Ocherbacher

eliyle çevrilmiştir (Wien/München/ Zürich, Europa Verlag, 1976, 216 s. ve sonraki

baskıları Berlin, Aufbau Verlag, 1979; München, dtv, 1991, 138 s.). Füruzan’in diğer

eseri Logis im Land adıyla Zehra Oyan, İlhami Sevim ve Ümit Yazan tarafından

çevrilmiş olup 1985 yılına aittir (München, dtv).

Aynı nesilden sayılabilecek olan Nezihe Araz’ın Dertli Dolap (1961) adlı

tiyatro oyunu da Kültür Bakanlığımızın Almanca yayınları arasında bulunmaktadır.

Çevirmeni Edita Alnıaçık olup yayın yılı 1993’tür.

Bu yazarlarımıza yakın tarihlerde doğan Leyla Erbil’in4

 sadece Tuhaf Bir Kadın’ı

(1971) iki kişinin ortak çalışmasıdır. Eine seltsame Prau başlığını taşıyan kitabı

Angelika Gillitz-Acar ile Angelika Hoch çevirmiştir. Bu çevirinin sonundaki dokuz

sayfalık değerlendirme yazısı ise Erika Glassen’

a aittir. Kitabın kapağındaki özel

desenler de Selçuk Demirel’indir (Zürich, Unionsverlag, 2005, 204 s.).

En ünlü kadın şairlerimizin ön sıralarında yer alan Gülten Akın’

ın bazı şiirleri

Yüksel Pazarkaya eliyle çevrilip iki dilli olarak yayımlanmıştır: Kadın Olanın Türküsü/

Das Lied vom Frausein (Erlangen, Sardes Verlag, 2008, 223 s.).

Yukarıda adlarını verdiğim edebiyatçılar gibi 1930’lu yıllarda doğan Gülten

Dayıoğlu, özellikle günümüzün çocuk edebiyatı dalında etkili ve yetkin bir

yazarımızdır. Yirminin üzerindeki eserlerinin yankısı bugün bile sürmektedir. On

kadar ödülün de sahibi olan Dayıoğlu’nun sadece iki kitabı çevrilmiştir. Almanya’

daki

Türklerin iş ve aile hayatlarıyla çok yakından ilgili olan bu iki eser onun hikâyelerinden

oluşmaktadır. Türk işçilerin memleketlerinde bıraktığı aile bireylerinin durumunu,

yakın planda inceleyen Geride Kalanlar (1975) aynı zamanda derlemelere dayanan

bir alan araştırması olarak da kabul edilebilir. Almancaya iki dilli olarak Viktor

Augustin ile Edith Giere-Kurt tarafından çevrilmiş, 1980 yılında yayımlanmıştır:

Sık Dişini / Beise die Zaehne zusammen (Berlin, Ararat Verlag, 70 s.). Almanya’daki

göçmen işçilerin sorunları üzerinde düşünen ve çalışan Dayıoğlu’nun Almanya’dan

Türkiye’ye kesin dönüş yapan işçilerin ve ailelerinin yaşadıklarını da 1986 yılında

Geriye Dönenler başlığıyla yayımlatınca aynı yıl Feridun Altuna tarafından Rückkehr

zwischen zwei Grenzen başlığıyla çevrilmiştir (Berlin, İkoo Verlag, 196 s.).

4 bk. Orhan Koçak, “75 Yaşında Tuhaf Bir Yazar; Leyla Erbil”, Dünya gazetesi, Özel Kitap eki, Şubat 2006, s. 5-6.

Prof. Dr. Nevzat GÖZ AYDIN

4 3 Tü r k D i l i

Genç yaşta yitirdiğimiz ama arkasında sekiz ciltlik bir Bütün Eserleri (Bilgi

yayınevi) dizisi bırakan Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sı (1968) ve aynı başlıkla Alman

okuyucuya tanıtılmıştır. Eseri Aliye Yenen çevirmiş olup kapak ve diğer çizgiler

Selçuk Demirel’e aittir (Hamburg, Buntbuch Verlag, 1982, 112 s.).

Son on yıldır verdiği eserler yüzünden sık sık tartışılan bir yazarımız da Elif

Şafak’tır. Yurt dışında 1971’de doğan Şafak’

ın eserlerinden dördü çevrilmiştir.

Şehrin Aynaları (1999) Beatrik Caner’in imzasını taşır ve başlığı Spiegel der Stadt’tır

(Frankfurt a. M., Literaturca Verlag, 2004-, 370 s.). Hemen bir yıl sonra önce

İngilizce olarak kaleme aldığı kitabı ise Margarete Laengsfeld tarafından Die Heilige

des nahenden Irrsinns başlığıyla çevrilmiştir (Frankfurt a. M., Eichborn Verlag, 416

s.). Bastard von İstanbul adıyla bu kez Amerikan İngilizcesinden Juliana GraebenerMüller’in

çevirisi de 2007 yılında Alman okuyucuyla buluşur (aynı yayınevi, 440

s.). Son kitap Der Bonbonpalast yine aynı yayınevinde 1980’de yayımlanmıştır.

Almanca çevirilerin başlıklarında çevirmenlerin bir hayli değişiklik yaptıklarını da

söylememiz gerekir, çünkü hangi başlığın hangi Türkçe başlıkla eş olduğu hemen

anlaşılamamaktadır.

Tomris Uyar’ın bazı hikâyeleri süreli yayınlar ile antolojilerde yayımlanmışsa

da sadece bir kitabı kısa hikâyelerden oluşturulmuş Traumverkäuefer Beatrixm

Caner’in çevirisidir (Frankfurt a. M., Literaturca Verlag, 2001, 240 s.).

Her yıl verilen edebiyat ödülleri kamuoyunda bir hayli ses getirir. Sait Faik adına

hikâye ödülü, Yunus Nadi roman ödülü ve Orhan Kemal roman ödülü öne çıkan

ödüllerdir. Her üç ödülü de kazanan Oya Baydar’ın Kayıp Söz’ü (2007) Monika

Demirel tarafından Verlorene Worte başlığıyla çevrilmiş ve Berlin’de yayımlanmıştır

(2008, Claassen Verlag).

Yurt dışına yönelik dış göç dalgaları 1980’li yıllarda Almanya’daki Türk nüfusun

hızla artmasına yol açmıştır. Bu hızlı ve yoğun artış beraberindeki birçok sorunda

önceki sorunlarla birlikte büyük sıkıntılara, çalkantılara ve anlaşmazlıklara sebep

olmuştur. Bütün bu olaylara bağlı konuların edebiyatçılarımızın dikkatinden

kaçması elbette mümkün değildi ve gerek Türkiye’de yaşayanlar ve gerek oralara

gidip kalan bazı kalem sahipleri, eserlerinde sorunları, çarpıklıkları, sıkıntıları ve

huzursuzlukları, bunların ortaya çıkardığı sonuçları bol bol yorumlayıp işlediler. Bir

tür toplum üzerine dikkatleri çekebilmek amacıyla ortalığı güçlü ışık kaynakları ile

aydınlattılar.

Sorunları yerinde gözleyerek inceleyen, Almancaya da birçok kitabı çevrilen

Aysel Özakın 1980’li yıllarda İstanbul’da Fransızca öğretmenliği görevini bırakarak

Almanya’ya gitmiştir. Türkiye’

deki ve Almanya’daki yaşantılardan çizdiği sahnelerin

yer aldığı hikâyeleri çarpıcı bir başlık altındadır: Soll ich hier alt werden? (Burada 

Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

Tü r k D i l i 4 4

mı yaşlanmalıyım?). Kitabı H. A. Schmiede çevirmiştir (Hamburg Buntbuch Verlag,

1982, 89 s.). Başka bir kitabı Die Leidenschaft der Anderen ise Hanne Egghardt

eliyle orada okuyucuya ulaşmıştır (Hamburg Buntbuch Verlag, 1983, 93 s. ve

1992, 119 s.). Özakın’ın şiir olarak verdiği eseri de Du bist willkommen aynı yerde,

aynı yayınevinde çıkmıştır. Başka hikâyeleri Das Laecheln des Bewvusstsein yine

H. Egghardt’

ın çevirisidir (a. y.,1985, 127 s.). Bir şiiri Zart erhob sie sich bis sie flog

başlığıyla yayımlandı (Hamburg, Verlag am Galgenberg, 1986, 56 s.). Onun Gurbet

Yavrum (1975) adlı kitabı babasının gurbet ellerde çektiği sıkıntıları ile bizzat

yaşadıklarını işler. Kitabı Cornelius Bischoff Der fliegende Teppich-Auf der Spur

meines Vaters başlığıyla çevirmiştir (Hamburg, Rowohlt Taschenbuch, 1987, 140 s.).

Hemen iki yıl sonra Genç Kız ve Ölüm (1981) Heike Ofen’ın çevirisi olup başlığı Die

Preisvergabe’dir. Kitapta yer alan ön söz Ingeborg Drewitz’e aittir (Frankfurt a. M.,

Luchterhande Literaturverlag, 1989, 251 s.). Aysel Özakın’n 1988 yılında yayımlanan

Mavi Maske hikâye kitabı Die blau Maske olarak Carl Koss tarafından çevrilmiş ve

yayımlanmıştır (a. y., 1989, 196 s.). Türk çocuklarının hayatının anlatıldığı kitabı

da Glaube, Liebe, Aircondition-Eine türkische Kindhait başlığını taşımakta olup

Cornelia Holfeldervon der Tann imzasıyla çıkmıştır (a. y., 1991, 174 s. ve München,

Goldmann Verlag, 1994). A. Özakın’ın 1979 yılı Madaralı roman ödülünü almasını

sağlayan Alnında Mavi Kuşlar (1978) yine C. Koss eliyle ve Die Vögel auf der Stirn

başlığıyla yayımlanmıştır (Frankfurt a. M., 1991,164 s.). Elimizdeki son kitabı ise

uzun yıllardan beri yerleştiği İngiltere’de kaleme aldığı ve İngilizceden Jeremy

Gaines ile Klaus Binder tarafından Almancaya kazandırılmış olan Die Zunge der

Berge adlı eseridir (a. yayın evi. 1994, 150 s. ve München, Goldmann Verlag, 1997,

156 s.).

İstanbul’daki Avusturya Lisesini bitirdikten sonra uzun yıllar Türkiye’de

çevirmenlik görevini üstlenen Tezer Özlü’

nün tek romanı Çocukluğun Soğuk Geceleri

(1980) Die kalten Naechte der Kindheit başlığıyla okuyucuya ulaşır (Berlin, ExpressEdition,

1985, 98 s.). Ayrıca doğrudan doğruya Almanca olarak kaleme aldığı

Auf den Spuren eines Selbstmords 1983 yılında Marburg Şehir Yönetimi Edebiyat

Ödülünü kazanmıştır ve bir yıl sonra da Yaşamın Ucuna Yolculuk başlığı ile Türkçe

yayımlanmıştır.

Ünlü hikâyecimiz Nezihe Meriç’in de antolojilerde ayrı ayrı hikâyeleri çevrilip

yayımlanmıştır. Bu önemli antolojiler ile bizim yazarlarımıza yer veren süreli

yayınları başka bir yazımda ayrıntılı olarak ele aldığımızda, kitapların dışında da bir

hayli ses getiren çevirilerin olduğu görülecektir. Bütün bunlarla Türk edebiyatının

çağdaş boyutlarının Almanya’da iyi tanındığını da söyleyebiliriz.

Gelecek yıl yetmişinci yaşını kutlayacağımız romancımız Pınar Kür’ün

Almancaya çevrilmiş iki kitabı bulunuyor. Belirleyebildiğim kadarıyla dört ayrı

antolojide de ondan alınan parçaların çevirileri yer alıyor. İlk kitabı 1981’deki 

Prof. Dr. Nevzat GÖZ AYDIN

4 5 Tü r k D i l i

Bir Deli Ağaç ancak 1994 yılında Ein verrückter Baum başlığıyla ve Beatrix Caner

eliyle çevrilmiştir (Frankfurt a. M., Dağyeli Verlag, 226 s. ve ikinci kez aynı şehirde

Literaturca-Verlag tarafından 195 sayfa olarak 2006’da yayımlanmıştır. İkinci kitabın

başlığı ise Mordsfakultaet olup yine aynı yayınevi baskıya hazırlamıştır (2008).

Perihan Mağden de iki kitabıyla Almanya’da kendini tanıtmıştır. Haberci Çocuk

Cinayetleri (1991) adlı polisiye romanı Recai Hallac’ın çevirisi olup Botenkindermorde

başlığıyla çıkmıştır (München, Babel Verlag, 2001, 144- s.). İki Genç Kızın Romanı

(2002) Johannes Neuer tarafından çevrilmiştir ve Berlin’de Suhrkamp yayınevince

satışa sunulmuştur: Zwei Maedchen İstanbul-Story (2008, 324 s.).

Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde yıllarca öğretim üyeliği yapan

Erendiz Atasü’nün hikâyelerinden beşini bir araya getiren kitap Das Lied des Meeres

başlığını taşıyor ve çeviri B. Caner’e aittir (Frankfurt a. M., Literaturca Verlag, 2004,

154 s.). Ayrıca üç hikâyesine antolojilerde yer verilmiştir.

Eserleri üzerinde tartışmalar eksik olmayan, ele aldığı konuları açık yüreklilikle

yazan ve genç yaşta yitirdiğimiz Duygu Asena’nın en ünlü kitabı Kadının Adı Yok

(1987) Barbara Yurttaş’

ın kalemiyle Die Frau hat keinen Nameni olarak okuyucuyla

buluşur (Münche: Piper Verlag, 3. bs., 1992, 174 s.). Diğer bir eseri Aslında Aşk

da Yok (1989) ise aynı çevirmen ile eşi Ali Yurttaş tarafından değişik bir başlıkla

Meine Liebe, Teine Liebe olarak aynı yerde çıkmıştır (1994, 240 s.). Ayrıca iki perdelik

tiyatrosu Şili’de Av (1975) Y. Pazarkaya tarafından çevrilmiştir ve Ankara’da Kültür

Bakanlığı yayınları arasında yer almıştır (1993, 92 s.). Çocuk tiyatrosuna Ali piyesi

ile katkı sağlayan yazarın kitabı yine Y. Pazarkaya’nın çevirisidir. Ankara’da Kültür

Bakanlığı yayımlamıştır (1993, 48 s.).

İstanbul Yıldız Üniversitesinde Türk Dili okutmanı olarak görevini sürdüren

Feyza Hepçilingirler hem hikâyeleri hem de çocuk edebiyatına önemli katkıları

ile tanınmıştır. Hikâyelerinin bir bölümü Die Hochzeitnacht başlığı altında Beatrix

Caner eliyle çevrilmiştir (Frankfurt a. M., Literaturca Verlag, 2005, 200 s.).

Günümüzün ünlü romancılarından Latife Tekin’in sadece bir romanı Der

Honigsberg adıyla ve Harald Schüler’in çevirisiyle okuyucuya ulaşmıştır. Hayali bir

macerayı işleyen eser Zürih’te Unionsverlag’ta çıkmıştır (1987, 128 s.).

Bugüne kadar birçok roman kaleme alan Nazlı Eray’ın çevrilen bazı hikâyeleri

antolojilerde yer almıştır. Sadece bir kitap hâlinde çıkan hikâyeleri ise Phantastische

Symphonie başlığı altında toplanmıştır. Çevirmeni Susanne Schneehorst’tur

(Hamburg, Verlag am Galgenberg, 1986, 128 s.).

Almancadaki Türk edebiyatının temsilcilerinden olan Ayla Kutlu’

nun da iki

kitabı bulunmaktadır. İlki hikâyelerinden yapılan seçmelerin olduğu Triyandafilis

Beatrix Caner’in çevirisidir (Frankfurt a. M., Literaturca Verlag, 2007, 218 s.). Sait 

Çağdaş Edebiyatımız Almancada-II

Tü r k D i l i 4 6

Faik Hikâye Armağanı’nı 1991 yılında Sen de Gitme Triyandafilis (1990) ile alan

yazarımızın ikinci kitabı da üç hikâyesinin yer aldığı Brief mit Stiefmütterchen ise

2008 yılında Viyana’da yayımlanmıştır (Seifert Verlag, 150 s.).

Son yılların öne çıkan kadın yazarlarından olan Nalan Barbarosoğlu’nun 2004’te

çıkan Gümüş Gece’si (Silbernacht) Helga Dağyeli-Bohne tarafından çevrilmiştir

(Berlin, Dağyeli Verlag, 2008, 220 s.).

Başka bir genç yazarımız Şebnem İşigüzel’den Am Rand (Kıyıda) başlığıyla

yayımlanan kitabını Almancaya Christopf K. Neumann kazandırmıştır (Berlin,

Berlin Verlag, 2008, 416 s.).

Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü’

nde 1990’da Son Elveda kitabıyla

üçüncülüğe layık görülen Aslı Erdoğan’ın Kırmızı Pelerinli Kent (1998) başlıklı

romanı Die Stadt mit der roten Pelerine adıyla Angelika Gillitz-Acar ile Angelika

Hoch’un ortak çevirisidir. Kitabın sonundaki değerlendirme yazısı da Karin,

Schweisgut’a aittir (Zürich, Inionsverlag, 2008, 218 s.). Onun Mucizevi Mandarin

(1996) adlı eserini Recai Hallaç Die wundersame Mandarin başlığıyla çevirmiştir

(Berlin, Dağyeli Verlag, 2008).

Işıl Özgentürk’

ün iki dilli olarak yazdığı çocuk kitabı Hayat Okulu/Euer Leben,

unser Leben (1983) Berlin’de 110 sayfa olarak çıkmıştır.

Son olarak genç yazarlarımızdan Sema Kaygusuz’un ilk romanı Yere Düşen

Dualar’ın (2006) Barbara Yurttaş tarafından Almancaya çevrildiğini de not edeyim:

Wein und Gold (Berlin, Suhrkamp Verlag, 2008, 350 s.).

Bütün bu eserler ile erkek yazarlarımızın daha sonra ele alacağımız kitapları

ve hazırlanan birçok antoloji Almanya’daki Türk edebiyatının özellikle Batı

Avrupa ülkelerine gönderdiğimiz yüz binlerce Türk vatandaşının, hiç olmazsa bir

bölümünün ‘bizim de bir edebiyatımız var, çevrilen kitaplardan gurur duyuyoruz,

bizler sadece kol ve beden gücüyle çalışan işçiler değiliz’ diyerek kendilerini aşağılik

duygusundan kurtardıklarını kolayca tahmin etmemize yardımcı olan büyük bir

hazinedir. Bu zenginliğin elli yıllık birikimden sonra da devam edeceğini, hatta daha

güçlü olarak kendini duyuracağını düşünüyorum.

Bu yazı 1753 defa okunmuştur.