1 Kasım Seçimlerin yenilenme tarihini kim tercih etti
Bir kasımda Erdoğan Saltanatmı ilan edecek dersiniz, YSK'dan evvel seçim tarihi açıklamak Cumhurbaşkanının görevimi oldu. Herşeyi Herkezi yönetmekten geri durmayan Sayın RT Erdoğan sonunda halifeliktemi karar kıldı diye merak edenler az değil
1 Kasım 2015 genel seçimleri ve 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanatın-Halifeliğin-Padişahlığın kaldırılması arasında bir intikam-rövanş düşüncesi olabilir mi?
Saf Düşünce olarak Eğer samimi ve liyakatli kadroların İslamın Türk örf ve adetlerinin hayatımıza hakim kılınması sağlacaksa karşı olmam mümkün değil
Fakat 17-25 Aralık ithamıyla, Zamanlaması manidar iktidar mensuplarının-yakınlarının orantısız zenginleşmesi ile, Hukukun siyasallaştırılmasıyla, Terör örgütleriyle proje yapması ile sabıkalı kadrolar uzun zamandır Milli manevi değerlerimizi siyaset malzemesi yaptığı gerçeğinden yola çıktığımızda Bu kadroların bizim beklentimiz olan İnsanlığın en mükemmel yönetim sistemi İslami teammüllerin hayata hakim kılınmasının hedeflendiğini beklemek saflık olur aptallık olur kanaatindeyiz.
İktidar böyle bir söylem gerçekleştirirse halkımızın öncelikle liyakat ve eylemleri ölçü almasını, Vaadlere kanmamasını temmenni ederiz
Müslüman bir delikten bir defa ısırılır, Tekrar tekrar ısırılan, aklını kullanmayan meczuptur, Yada İslam ile ilgisiz bir kişidir diyebiliriz.
Domuzu Kasaplık et yapan, Zinayı Suç olmaktan çıkaran, Faizi dünya gerçeği kabul eden, Kumarı çocukların dahi oynayacağı duruma getiren, Katil teröristlerle mücadele yerine ortak proje uygulayan, 17-25 Aralıkta yolsuzluk ve Rüşvet uygulamaları halka mal olan bir iktidardan Hilafet beklemek ne kadar isabetli olur?
1 KASIM 1922. SALTANATIN KALDIRILDIĞI GÜNDÜR.
1 KASIM 2015 TARİHİN DE İSE SEÇİMLER VAR. SEÇİM TARİHİNİ SEÇİM KURULU BAŞKANLIĞI YERİNE SAYIN REİSİ CUMHURUMUZ AÇIKLAMIŞLARDIR.
ARADAN GEÇEN TAM 92 SENE SONRA SALTANATIN YENİDEN İLAN EDİLMESİ DÜŞÜNÜLMEKTEDİR.
EY BENİM ALLAH İM.
BU İNSANLARI CUMHURİYETE KARŞI HANGİ GÜÇ BÖYLESİNE KİN VE NEFRETLE YÜKLEDİ?
BU SEÇİMLERİN TEK BİR İZAHI VAR. YA SALTANAT YENİDEN İNŞA EDİLEREK CUMHURİYET MEZARA GÖMÜLECEK, YADA SALTANAT PEŞİNDE OLANLAR TARİH ÖNÜNDE HESAP VERECEKLERDİR.
Saltanatın kaldırılması
Saltanatın kaldırılması veya padişahlığın kaldırılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1 Kasım 1922'de kabul ettiği "Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair" 308 numaralı kararname ile gerçekleşmiştir.[1]
Süreç
Saltanatın kaldırılmasına doğrudan doğruya yol açan olay, Kurtuluş Savaşı'nın başarı ile sonuçlanmasından sonra toplanması öngörülen barış konferansına Ankara ve İstanbul hükümetlerinin birlikte davet edilmeleridir.
17 Ekim tarihli bir telgrafla sadrazam Tevfik Paşa barış konferansında ortak bir tavır belirlemek amacıyla Mustafa Kemal'e başvurmuştur. 20 Ekim tarihli, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına hitap eden ikinci bir telgrafta Tevfik Paşa Babıali ile Büyük Millet Meclisi arasında amaç bakımından tam bir birlik olduğunu, Sevr Antlaşmasını iptal ettirmek ve işgalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için beraberce mücadele edildiğini belirterek ulusal birliğin önemini vurgulamış ve vatan uğruna kişisel hırslardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtmiştir.[2] 28 Ekim'de İtilaf Devletleri İsviçre'nin Lozan kentinde toplanacak olan konferansa İstanbul ve Ankara hükûmetlerini resmen davet etmiştir. Bunun üzerine iki gün sonra toplanan TBMM, İstanbul hükûmetinin tasfiyesine yönelik 82 imzalı karar tasarısını görüşmüşse de aynı gün sonuç alamamış, ancak 1 Kasım tarihli toplantıda Mustafa Kemal'in sert müdahalesi üzerine saltanatın kaldırılmasına karar vermiştir. Kararname, ilga hükmünü geriye yürüterek "İstanbul'daki şeklî hükûmetin 16 Mart 1920'de tarihe intikal ettiğini" bildirmiştir.[3] Aynı gün alınan bir başka Meclis kararıyla 1 ve 2 Kasım günleri milli bayram ilan edilmiştir.
Mustafa Kemal'in ifadesine göre milletvekillerinin birçoğu saltanatın kaldırılması kararına karşı çıkmışlardır. Bakanlar kurulu başkanı Rauf Bey (Orbay) başta karşı çıktığı karara 29 Ekim'de Mustafa Kemal ile görüştükten sonra taraftar olmuştur. Buna karşılık liberal görüşleriyle tanınan Mersin vekili Selahattin Bey (Köseoğlu) sonuna kadar karara muhalif kalmıştır. Oylama sırasında bağırışarak açık oy ve sayım isteyen milletvekillerine rağmen sayım yapılmamış ve kararın oy birliği ile alındığı ilan edilmiştir.[4]
Gerek Rauf gerek Selahattin Beyler daha sonra kaleme aldıkları anılarında, cumhuriyete prensip olarak karşı olmadıklarını, ancak padişahlığı kişisel diktatörlük eğilimlerine karşı bir engel olarak gördükleri için kaldırılmasına muhalif olduklarını anlatırlar.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda 15 Nisan 1923'te yapılan bir değişiklikle, Saltanatın lağvına dair kararnameye karşı sözle ve basın yoluyla muhalefet etmek vatan hainliği kapsamına alınmış ve idamla cezalandırılmıştır.
Kararnamenin ilanından sonra sadrazam Tevfik Paşa başkanlığında 4 Kasım günü son toplantısını yapan Osmanlı hükümeti istifasını padişaha sunmuştur. 5 Kasım'da Ankara hükumetinin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa (Bele) tüm bakanlık müsteşarlarını Divanyolu'ndaki Şark Mahfilinde toplayarak her türlü faaliyete son vermelerini tebliğ etmiştir. 7 Kasım'da Babıali'deki başbakanlık dairesi resmen boşaltılmış ve Osmanlı Devleti'nin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekayi'nin yayınına son verilmiştir.
Sonuçları
Şeklen "halife" unvanını koruyan VI. Mehmet Vahidettin 10 Kasım'da son cuma selamlığına katılmış, ancak yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek 17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı Malaya'ya sığınmıştır.
19 Kasım'da TBMM, veliaht Abdülmecid Efendi'yi halife ilan etmiştir. 3 Mart 1924'te çıkarılan bir kanunla halifelik de lağvedilmiş ve tüm Osmanlı Hanedanı mensupları yurt dışına çıkarılmıştır.
Görüşler
Atatürk
Mustafa Kemal Paşa, saltanatın kaldırılması müzakerelerinde şunları söyler:
Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."[kaynak belirtilmeli]
Atatürk, Nutuk'un hadiseyi anlatan bölümünde [5] saltanatın kaldırılmasının genel ve düşünsel nedenlerine değinmez, ancak bir dizi sert ifade ile padişah ve sadrazamın uzaklaştırılmasını haklı gösterir: "Bütün menfaatlerini mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören...", "idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar...", "ahmakça teklifat...", "sefil... adi bir mahluk... alçak...", "Aciz, adi, his ve idrakten mahrum...", ''padişah ve halife olan vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta" [6].
Kaynakça
1- http://www.tbmm.gov.tr/kultursanat/yayinlar/yayin001/001_00_008.pdf
2-Telgraf metinleri için İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, IV.1738.
3- Bak. Düstur, Üçüncü Tertip c. 5. Yaygın kanının aksine, saltanat kanunla kaldırılmamıştır.
4- Nutuk, s. 495.
5- Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, Devlet Basımevi 1938, s. 490-498.
6- A.g.y.