Ayasofya kararı ve Hukukun gereği

Ayasofya'nın 85 yıldır ibadete kapalı tutulması hukuksuzluğu sona erdi, Bazıları Atatürk'ün yaptığı bir uygulamadan vazgeçilemeyeceğini ileri sürerek Kanunlarımıza göre hukuksuz bir dayatmayı savunuyorlar. Atatürk dönemini bu şekilde kutsamak, O günün şartlarını düşünmeden günümüze uyarlamak devlet aklı değildir. Zaman ve şartlar değiştikçe bazı doğruların yanlış olması kaçınılmaz olabilir, Bunu da böyle bir karar olarak muhaliflerin kabul etmesini temenni ederiz.

Ayasofya’yı Anlayarak Yaşamak

Danıştay 10. Dairesi 1934 tarihli Ayasofya kararını iptal ederek Ayasofya’nın cami olduğu, Müze olarak kullanılamayacağını beyan eden bir karar açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı bu karar üzerine 24 Temmuz günü Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılacağını açıkladı.

Cum. Bşk. RT. Erdoğan caminin bütün insanlığın ziyaretine açık olacağını, Turistlerin ziyaretine imkân veren düzenlemelerin yapılacağını beyan etti.

 

Mütedeyyin vatandaşlarımız kararı sevinçle alkışlarken ülkede önemli bir kesim olaya nötr kalırken, Bir kesim Ayasofya kararını politize ederek, Atatürk’ün kararına saygı gösterilmesini, Mabedin müze olarak kullanılmasının daha doğru olduğunu beyan etmeye başladılar.

 

Gerekçelerde burada bir camiye ihtiyaç olmadığını, Sultanahmet camiinin söz konusu ihtiyacı karşıladığını, Ayasofyanın Cami olarak açılması Hristiyan Dünyanın tepkilerine sebep olacağını ileri sürdüler.

Bazıları dahada ileri giderek İsrailin mescid-i Aksayı işgal ederek Mabedi sinagoga dönüştürebileceğini iddia ettiler.

Öncelikle İsrail böyle bir girişimde bulunamaz, Onların niyeti Mescid-i Aksayı yıkarak yerine Süleyman mabedini inşa etmektir. Buna da henüz güçleri yok, Dünya buna razı olmaz.

 

İçimizdeki bazıları her uygulamanın politik eleştirisini yapma hastalığı var, Bundan kurtulmak lazım. Gerek iktidar, Akp ve Muhalefet Milli konuları politik istismar konusu yapmamalı.

 

Öncelikle Ayasofya bir mabettir, mabet olarak tescilli bir mekânın müze olarak, para karşılığı ziyaret edilmesi hem dini hem hukuki yanlıştır.

Ayasofya kilisedir iddiası doğru değildir, Aynı alanda Roma döneminde paganist mabetler vardı, Bizans onları yıkarak Ayasofya inşa edildi.

1453 yılından itibaren söz konusu Bizans tarihe mal oldu, Bizans’ın varisi Osmanlı devleti oldu.

Osmanlı bir anlamda evrensel bir simge olan Ayasofya’yı Kılıç hakkı olarak camiye çevirdi, Bu karar sadece Fatih sultan Mehmet Hanın değil Zamanın ulemasının kararı ile gerçekleşmiştir.

 

Aynı şekilde Balkanlardan çekilmek zorunda kaldığımızda arkamızda binlerce cami medrese bıraktık, bu eserlerin günümüze kadar nasıl kullanıldığı-yok edildiği malumdur.

Yunanistan’da 3000 cami, Atina’da 120 cami bıraktık, Atina’da hala bir tanesi bile ibadete açık değildir, Çoğunluğu İslam adabına aykırı şekilde kullanılmaktadır.

Bazı muhalifler Avrupa’nın bu karar üzerine misilleme yapacağını, Camileri ibadete kapatacağını iddia ediyorlar.

Böyle bir durum asla söz konusu değil, üstelik Katolik, Protestan Dünya Ayasofya’nın Cami olarak ibadete açılmasını onaylar Çünkü mezhepler arası büyük rekabetleri vardır.

Konuyu Rusya ve Abd istismar etmek isteyebilir, Bunun da pek etkili olacağını sanmıyorum, Çünkü hiçbir ülke diğer ülkelerin iç işlerine karışamaz.

Abd’nin İstanbul üzerinde Patriklik makamını kullanarak Rusya’nın elinde olan Ortodoks patrikliğini Fener patriği Partholomeos lehine çevirmek istemektedir.

Bu konuda İstanbul Fatih’in Yeni Roma adı altında Rum cemaatine özerklik verilerek, Patrik Bartholomeos’un devlet başkanlığında Vatikan gibi dini bir devlet kurulması projesinden bahsedilir, Bunun mümkün olduğunu sanmıyorum, Çünkü Fatih’in Nüfusu 420.000 ve Türkiye’deki Rum nüfusun tamamı iki bin kişi değil.

Bunu Türkiye kendi isteği ile yapabilir, Patrikhaneye özel bir statü verebilir mi? Bilemiyorum, Bu kararı Türk halkının sindirebileceğini sanmıyorum.

 

Kaldıki Rum denilen zümre bir millet – kavim değildir. Rum tanımı Romalı demektir ( Osmanlıcada O harfi olmadığı için Roma kelimesini Rum olarak kullanıyorlardı)  Ve Anadolu coğrafyasındaki Rum şeklinde tanımlanan kişilerin soyu şeceresinin çoğunluğu MS:3. yy’dan itibaren, (Kuraklık-Savaş nedeniyle) Orta Asya’dan gelen Şamanist Türk kavimlerinin Hristiyan olanlarıdır. Bu Türk kavimlerin Hristiyanlarını Mübadelede Yunanistan’a gönderdik biliyorsunuz!.

 

Bir haftadır medyayı, sosyal medyayı yakından takip ediyorum, Muhalefet konuyu sessizlikle onaylıyor, Sosyal medya ve marjinal guruplar aslı-astarı olmayan iddialarla uygulamanın yanlış olduğunu söylüyor. İleri sürdükleri gerekçelerin tamamı hayal mahsulü zorlama iddialar.

Bu gün Danıştay’ın verdiği kararı sorgulama cehaletinde bulunanlar, 1935 yılında “şaibeli bir şekilde” ibadete kapatılan Ayasofya kararını kutsal bir uygulama, dokunulamaz karar” şeklinde savunmaları akıl almaz bir durum.

 

TC. Devletine ait bütün varlıklar üzerinde tasarruf etme hakkı Türkiye Cumhuriyeti devletine aittir, Bu topraklarda ne tarihte, ne günümüzde hiçbir milletin, devletin hakkı, özerkliği yoktur.

Ayasofya Bizans’a ait söylemi bir cehalettir, Gizlenmeye çalışılan bir ihanet duygusunun açığa vurmuş halidir.

Ve Ayasofya’nın ibadete açılmasının nedeni cami ihtiyacından değil, Vakıf hukukunun, İnanç özgürlüğünün gereğidir.

5737 sayılı vakıf yasasının 30 maddesi doğrultusunda Türkiye’deki bazı dini vakıflara mülklerinin iade edilmesini alkışlayanlar, Aynı tür bir iadenin Müslüman vakfına iade edilmesine itiraz edilmesini anlamak mümkün değildir. Bu itirazı kötü bir politika olarak düşünüyor kabul etmiyoruz.

Burada tek olumsuz durum Ayasofya ziyareti üzerinden hazineye gelen gelirden mahrum kalındığını ileri sürenler üzülmesin TC. Devletinin böyle zulüm içeren bir gelire ihtiyacı yoktur, Hukukun gereğinin yapılması çok daha doğru olmuştur.

Emeği geçen herkesi tebrik eder, Böyle ucube bir kararın tekrar uygulanma imkânı bulmamasını Yüce Allahtan niyaz ederim…