Ayrı cemaat hedefimiz yok
Marifet Derneği Başkanı Muhammed Keskin Hoca ile röportajımızın üçüncü ve son bölümünde İsmailağa ile Beykozdaki MarifetDerneği arasındaki söylem farklılığını anlamaya çalıştık
- Biz dini meselelerde idarecileri ve halkımızı ikaz edici açıklamalar yapıyoruz.
- Efendi Hazretleri büyük değer, sahip çıkmak gerekirken burayı yıkıyorsun.
- Ne zaman siyasetçileri eleştirsek İsmailağa Vakfı’nı karşımızda buluyoruz.
- Ayrı bir cemaat oluşturmak gibi bir söylemimiz yok.
- Külliye’deki muameleyi gördükten sonra hukuku düşünecek durum kalmadı.
- Ehl-i Sünnet yıkılırken ses çıkarmayanlar Külliye’nin yıkılmasına niye ses çıkarsın?
- Ne zaman idarecileri ikaz eden bir yazı yazsak İsmailağa Vakfı bizlere karşı açıklama yapıyor.
- Eğer bölünme varsa bunu Efendi Hazretlerinin sözünü dinlemeyip, müstakil hareket edenlerde aramak lazım.
- Ehl-i Sünnet’in ve dinin yıkılmasına ses çıkarmayanlar Külliye’nin yıkılmasına niye ses çıkarsın?
Marifet Derneği Başkanı Muhammed Keskin Hoca ile röportajımızın üçüncü bölümünde Çarşamba’daki İsmailağa ile Beykoz’daki Marifet Derneği arasındaki söylem farklılığını anlamaya çalıştık. Keskin Hoca’ya, hem Mahmud Efendi Hazretleri’nin Beykoz’a taşınma sürecini hem de İsmailağa’dan yapılan Külliye ile ilgili açıklamaları sorduk.
Külliye’deki yıkımdan sonra yaptığınız açıklamalara İsmailağa Vakfı’ndan tepki geldi. Ne diyorsunuz?
Bizim yaptığımız açıklamalara ne hikmetse kendileriyle hiç alakası olmamasına rağmen İsmailağa Vakfı tepki vermektedir. Sadece yıkım meselesinde değil ne zaman siyasetçileri eleştirsek İsmailağa Vakfı’nı karşımızda bulur olduk. Biz zaman zaman dini ve milli meselelerde hem idarecileri hem de halkımızı ikaz edici ve yönlendirici açıklamalar yapıyoruz. Daha evvel de söylediğimiz gibi tavrımız siyaset üstüdür. Herhangi bir siyasi harekete aidiyetimiz yoktur. Doğru gördüğümüz işi destekler, yanlış gördüğümüzü de ikaz maksadıyla eleştiririz. Hiçbir siyasi oluşumu, din görüp de kutsamış değiliz.
Bu bağlamda ne zaman idarecileri ikaz eden bir yazı yazsak İsmailağa Vakfı üzerlerine vazifeymiş gibi bizlere karşı açıklama yapıyorlar. Marifet bizi temsil etmez, fitne yapmamak lazım gibi afâki, içi boş beyanatlar veriyorlar. Yazdıklarımızın hiçbirine yalan, yanlış veya iftira diyemiyorlar. Tek söyledikleri “Fitne yapmayın”. Siyasetçilerin savunucusu gibiler.
Biz sadece Mahmut Efendi hazretlerinin hizmetkârlarıyız. Bizim kimseyi temsil etmek gibi bir derdimiz yok. Ama hocalığımız var, din adamıyız. Vahiy penceresinden bakıyor, şeriat terazisiyle tartıyoruz. Dine imana göre vatani değerlere göre tartıyoruz ve ikaz etmek durumunda kalıyoruz muhatapları. Onlar sürekli ona laf söylemeyin, buna laf söylemeyin diyorlar ama Efendi hazretlerine laf söylendiği zaman savunmuyorlar.
Eleştirilerden biri de şu: Mahmud Efendi Hazretleri neden sizin yanınızda kalıyor?
Mahmud Efendi Hazretleri bizim yanımızda kalmıyor, biz onun yanında kalıyoruz. Ben kendi halinde medresede okuyan bir talebe idim. Efendi Hazretleri baldızını evlendirmek için hocalarımızdan damat bulmalarını istemiş, onlar da bu fakiri Efendi Hazretlerine takdim ettiler. Beni Efendi Hazretleri evlendirdi ve; “Fazla medresede durma benim yanımda ol”, “Beni yalnız bırakma”, “Yanımdan ayrılma”, “Birbirimize kuvvet oluyoruz” gibi sözlerle beni yanına aldı. Bu şekilde onun hizmetinde bulundum. Mahmud Efendi Hazretleri büyük değer, sen buna sahip çıkmak gerekirken geliyorsun burayı yıkıyorsun.
İsmailağa ve Marifet iki ayrı cemaat mi? Sizin cemaati böldüğünüzü söylüyorlar?
Önce cemaat yapılanmasıyla, tarikat yapılanmasını ayırmak lazım. Cemaat yapılanmasında bir lider onun altında heyetler ve hiyerarşik bir düzen vardır. Tarikat yapılanmasında ise bir mürşid bir de mürid vardır. Aradaki bağ ise sevgidir. Tarikatta bölünme iki şekilde olabilir. Ya biri veya birilerinin çıkıp şeyh var iken ben de şeyhim demesi ve birtakım kimselerin de ona uymasıyla olur. Ya da şeyh bir şey buyurduğu zaman birileri onu dinlemez, kendi görüşleriyle hareket ederler ki bu da bir nevi ben şeyhim demek olur. Madem kendi görüşünle amel edecektin ne için şeyhe intisab ettin demezler mi? Bu tarikat adabına uymaz.
Bize tarikatı bölüyorsunuz diyenler şeyhimize sormadan iş yaptığımızı gösterebilirler mi? Eğer bir bölünme varsa bunu Mahmud Efendi Hazretlerinin sözlerini dinlemeyip, müstakil hareket edenlerde aramak lazım. Bir kaç misal vermek gerekirse; Efendi Hazretleri sarık sarmamızı istediğinde, muhalefet edenler bölmüş demektir. Siyaset hususunda ısrarla sustuğu zamanlar, kim konuştuysa ve İsmailağa camiini parti binasına çevirdiyse bölmüş demektir. Evvelce fotoğrafa müsaade etmezdi (azimetle ameli tercih ettiği için). Sonradan müsaade ettiğinde buna karşı çıkanlar böldü demektir. 2011 Ulema toplantısına herkesin katılmasını istediğinde, boykot edenler böldü demektir. İhvanıyla Umre yapmak istediğinde bahaneler üretip maiyetindeki hoca ve talebeleri şeyhleriyle umre yapmaktan men edenler böldü demektir. Misalleri çoğaltmak mümkün... Bize böldü diyenlerin şeyhimize muhalif bir işi göstermeleri gerekmez mi?
Biz Mahmud Efendi Hazretlerinin ihvanını, sevenlerini bir bütün olarak görüyoruz. Ayrı bir cemaat oluşturmak gibi bir eylemimiz veya söylemimiz yok. Arzumuz Müslümanların bu mübarek zattan daha fazla istifade etmeleridir. Ki yaptığımız hizmetlerle bunu ispat ettiğimiz kanaatindeyim.
İsmailağa veya Marifet diye bir ayrım var mı? Temsil yetkisi kimde?
Bizler Efendi Hazretlerimizin şahsi hizmetlerini yürüten bir ekibiz. İsmail Ağa Camii’nde de ihvanlara hizmet eden bir vakıf var. Herkes kendi hizmetini temsil eder. Mahmut Efendi Hazretleri’ni veya cemaatini temsil etme yetkisi kimsede yoktur. Çünkü bu cemaatin başı Mahmut Efendi’dir, hayattadır ve başımızdadır. O var iken kimsenin kendini temsilci gibi görmesi uygun değildir. Bizim vazifemiz ihvanla Efendi Hazretleri arasında vasıta olmaktır.10 senedir müritlerin müşkilatını ne zaman Efendi Hazretlerine arz etsek kendisi hüküm vermiştir. Hiçbir meseleyi İsmailağada ki heyete havale ettiğini görmedik.
Ayrıca Fatih-Çarşamba’daki İsmailağa Camii’ni yaptıran zat bizim tarikatımızdan değildir. Osmanlı döneminde güzel hizmetleri olan bir Şeyhülislamdır. Kendi hayrına bir cami yaptırmıştır. Ali Haydar Efendi babamız Mahmut Efendi Hazretlerini o camiye imam olarak tayin etmiş. Caminin isminden dolayı medyada İsmailağa Cemaati diye geçiyor. Ama bizim tarikatımız Efendi Hazretleri’nin yoludur. Biz onun adını yaşatmak istiyoruz.
Yani İsmailağa tanımlamasını kabul etmiyor musunuz?
Cemaat olarak Mahmut Efendi’ye nispeti doğru buluyor, bir mekan adıyla anılmayı uygun görmüyoruz. Ashab-ı Kiram’a, Mescid-i Nebevi’nin cemaati denmiyordu, Rasûlüllah’ın Ashabı deniyordu. Meşayıhımızdan hiçbiri de hizmet ettikleri cami ile anılmıyordu.
Mahmut Efendi’nin ihvanları olarak, Mahmut Efendi Hazretleri’nin cemaati olarak bilinmek isteriz. Biz niye İsmail Efendi’nin adıyla anılalım, o da büyük bir zattır ama bizi irşat eden Mahmut Efendi Hazretleridir. Onun ismi yaşamalıdır. İsmailağa cemaati denmesi pek uygun değil.
Peki, Efendi Hazretleri İsmailağa’dan neden ve nasıl ayrıldı?
Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhu) İsmailağa Cami’indeki hizmetlerine devam ederken uzun seneler 100 m2 civarındaki mütevazi evinde ikamet etmekteydi. 2005 – 2006 senelerinde ağır hastalıklar geçirdi. Kendisine anjiyo yapıldı. Kalp damarlarına stend takıldı. Bunun yanı sıra Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhu)de şeker ve tansiyon gibi bazı rahatsızlıklar da bulunmaktaydı.
Bununla birlikte, şehrin karmaşası, hava kirliliği, ikamet ettiği evin dar ve hizmetler için yetersiz olduğu göz önünde bulundurulduğunda; Efendi Hazretlerimizin (Kuddise Sirruhu) sağlık hizmetlerinin daha iyi yürütülebilmesi, kendisinin ve ailesinin rahat edebilmesi ve misafirlerin daha güzel ağırlanabilmesi için, geniş, ferah ve havası temiz bir ortama ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı karşılamak için Efendi Hazretlerimizin (Kuddise Sirruhu) müsaadesiyle 2006 senesi kışında münasip bir yazlık aramaya başladık.
Aylarca sürdürdüğümüz arama faaliyetleri bir netice vermeyince, bu durumdan kaynaklanan üzüntümüzü Efendi Hazretlerimize (Kuddise Sirruhu) arz ettiğimizde; “El-Hamdü lillâhi Rabbil âlemîn deyip de hemen sonuna mı varıyorsunuz. Devam edin buyurdu.”
Nihayet 2007 baharında Efendi Hazretlerimizin (Kuddise Sirruhu) hal-i hazırda Çavuşbaşındaki ikametgâhını bulmak nasip oldu ve Efendi Hazretlerimiz (Kuddise Sirruhu) cankurtaran aracıyla sedyede olduğu halde yeni ikametgâhına intikal ettiler.
Biz burayı yazlık diye aldık, yazın kalacak hava alacak kışın yine geri dönecek diye. Bir yaz geçirdik burada. Sonbaharda hacı annemiz doktorlar getirdi. Doktorlar fizik tedaviye ihtiyaç olduğunu söylediler. O zaman da Efendi Hazretleri’nin hastaneye götürülmesine karşı çıkanlar oldu. Dinlemedi Hacı Anne. Hastaneye intikal ettikten 1 hafta sonra tutunarak yürümeye başladı Efendi Hazretleri.
Üç buçuk ay tedavinin ardından Kurban Bayramı’nda Çavuşbaşı’na geri döndük. Efendi Hazretleri, Hacı Anne ile de istişareleri neticesinde ve doktorunun da Fatih’e gidemezsiniz demesi üzerine kışında burada kalmaya karar verdiler. O gün bu gündür de Çavuşbaşı’nda ikamet ediyorlar.
Çarşamba’yı boşaltmaya çalışmak suretiyle Patrikhane’ye hizmet ettiğiniz iddia ediliyor, ne diyorsunuz?
Efendi hazretlerinin Çavuşbaşı’nda oluşunu, Fatih-Çarşamba’nın boşaltılıp Vatikan misali sur içinde bir devletçik meydana getirme projesinin parçası olarak değerlendirenlere şunu demek istiyorum:
Madem ki Müslüman bir hükümetimiz var, onlara hiç sordunuz mu böyle bir tehlikenin olup olmadığını? Hükümet ya da İsmailağa Vakfı böyle bir tehlike hakkında ne gibi bir çalışma yapmışlar? Sadece Efendi Hazretlerinden mi çare beklemekteler? Efendi Hazretlerinin Çarşamba’ya gelmesiyle alakalı ne gibi bir çalışma yapıp hanesine sunmuşlar.
Hükümetin yönlendirmesiyle birkaç zengin Müslümanın Çarşamba’nın tamamını satın alabileceği malum iken hiç mi bir şey yapılmamış?
Belediyeler Patrikhane tehlikesine karşı neler yapmıştır? (Yeni yaptıkları binalara ve bazı mahallelere Rum isimleri vermenin dışında…)
Cübbeli Hocamızın doksanlı yıllarda Çavuşbaşı’na külliye yapması, İsmailağa Vakfının ileri gelenlerinin Çavuşbaşı’nda mahalle satın alması, Abdullah Ustaosmanoğlu’nun Arnavutköy’de külliye inşa etmesi de Patrikhanenin ekümeniklik projesine hizmet etmek için miydi?
Bu fakir, beş sene evvel dönemin başbakanına İsmet Baba tekkesinin bu tarikatın şeyhi olması hasebiyle Efendi Hazretlerinin hakkı olduğunu ve ona verilmesi gerektiğini söylemişti. Tekkenin verilmesi halinde oraya Efendi hazretlerinin gelmesinin iyi olacağını ve Patrikhaneye karşı da kuvvet olacağını söylediğimde dönemin başbakanı “Kaç Rum var ki İstanbul’da?” diyerek meseleyi küçümsemiş ve böyle bir şeyi tehlike olarak görmediğini ortaya koymuştu.
Ayrıca bu fakir, İsmailağa Vakfı ileri gelenlerine Efendi Hazretleri için vakıf binasında uygun bir hazırlık yapılmasını teklif ettiğinde vakfın en cevval azası Seyfettin İnanç beyefendi “Kaç kere gelecek ki?” dememiş miydi? Yoksa o da mı patrikhaneye hizmet ediyordu?
Başka tarikat veya cemaatlerden destek gördünüz mü bu süreçte?
Külliyemizin yıkılmasına ses çıkarmayan tarikatlar, cemaatler dinin yıkılmasına da ses çıkarmıyorlar ki külliye için ses bekleyelim. Anadolu insanlarının itikadını bozarken hangisi kalktı cevap verdi? Güneydoğunun durumuna kimse ses çıkarmıyor. Süleyman Şah’ta vatan toprağı bırakıldı, gelindi. Kim ses çıkardı? Din vatan meselelerinde sesleri çıkmıyor ki bizim külliyemiz için sesleri çıksın. Ehlisünnet yıkılırken sesi çıkmayanların Ehlisünnetin sadece bir medresesi yıkılmış niye ses çıkarsınlar ki?
Bundan sonra ne olacak? İddia ettiğiniz baskıların devamını bekliyor musunuz?
Hukuka göre bir sorun yok ama neticede hukuksuz bir yıkım yapıldı. Bu kadar hukuksuzluğun yapıldığı Türkiye’de hukuka göre değil de karşımızdakilerin isteğine göre düşünüyoruz biz. Düşünün ki mahkemede yıkım kararı alınmıyor. 1000 tane polis geliyor kapılara dayanıyor. Yıkacağız bitti, diyorlar. Şimdi bu muameleyi gördükten sonra hukuku düşünecek bir durum kalmamış.
KARAR BABAMA AİTTİR
Efendi Hazretleri’nin oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu Çavuşbaşı için ne dedi?
“Babam, Çavuşbaşı’ndaki evinde huzur içinde. İstirahatini sürdürmektedir. Değişik dedikoduların çıkması sebebiyle bu açıklamayı yapmak zorunda kalıyoruz. Efendi Hazretleri’ni buradan alıp, kaçırılacağı gibi değişik değişik iftiralar yapılmaktadır. Bunların tamamı asılsızdır. Burada doktorların kendisi için tanıdığı bu yaşam şeklini hayatı yaşama şeklini sürdürecektir. Temiz hava, sessizliği açısından burada yaşamayı sürdürecektir. Onun için istediği zaman Fatih’teki evine de gidebilir, istediği zaman başka bir yere de gidebilir yani hüküm tamamen kendisine aittir. Kimseyi ilgilendiren bir durum değildir bu.”
Röportaj: Zübeyir Koçulu
Fotoğraf: Halit Taşdelen
Kaynak: Vahdet Gazetesi