BİR MİMARIN FERYATLARI
Türkiye yenileniyor, Mülk sahiplerinin çoğunluğu kiracı konumuna düşürülüyor. ÜRETİM YOK, YENİLEME ÇOK Ekonominin lokomotifi denilen İnşaat sektörü ithalatı patlattı, Cari açık alabildiğine genişledi. Elbette herkes biliyor ki gerekli sanayi yatırımı yapılmazsa bu inşaat zorlaması ülkeyi fakirleştirir Tam bağımlı hale getirir
Dağ taş inşaat alanı olabilsin diye, önce yarışma adı altında çağrılı birkaç -mümkünse- yabancı veya star ofisten projeler gelsin, alandaki eski yapılar da sosyal tesis falana dönüşmek üzere "değerlendirilsin", bunların rölöve-restorasyon projeleri de okullardan temin edilsin, danışmanlıklar alınsın, münasip raporlar döşensin kurullara, gerekirse 5366, 6306'ya uygun analizler yapılsın...
Bakınız işleyiş genel olarak böyle...
Yeri geliyor Galataport, Haliçport vb. oluyor adı, yeri geliyor Kazlıçeşme... Şimdi bunların sorumlusu sadece sistem, sadece iktidar mı?
Peki bu aşamalara tek tek onay / imza veren kişilerin hiç mi payı yok çarkların dönmesinde? Onlar en güzel projeleri yaptıkları için "tasarımcı" mimarlar, "yetkin" akademisyenler falan mı? Karşı çıkanlar da, çağın gerisindeki "loser-kaybeden" takımı mı?
Bence kim ne yaptığını çok iyi biliyor ve zaman gösterecek, aslında bu şekilde hepimizin kaybeden olduğunu...
Ama tarih yazacak ki, birileri bunların imzacısıydı, diğerleri başka bir şeyin.
Mim. Korhan Gümüş
Kazlıçeşme, Sahilde 111 Bin Metrekare Alanda İnşaat Başladı
Emlak Konut GYO’nun yaklaşık 2 yıl önce ihale ettiği İstanbul Kazlıçeşme arsasında 4 mahalle inşa ediliyor. Özak GYO, Ziylan Gayrimenkul ve Yenigün İnşaat ortaklığında yapılacak Büyükyalı projesinde inşaat başladı.
4 milyar 240 milyon lira satış geliri beklenen proje, Emlak Konut tarihindeki en yüksek hasılatlı ihale özelliği taşıyor.
Emlak Konut GYO'nun 2 yıl önce ihale ettiği eski Tank Bakım Fabrikası olarak da bilinen denize cepheli arsada inşaat çalışmaları başladı. 111 bin metrekarelik arsada Özak GYO, Ziylan Gayrimenkul ve Yenigün İnşaat ortaklığında konut, alışveriş sokağı, otel ve sosyal birimler inşa edilecek. Ortaklık, proje hasılatı olarak belirlediği 4 milyar 240 milyon liranın yüzde 37'lik kısmına denk gelen 1 milyar 568 milyon 800 bin lirasını Emlak Konut GYO'ya vermeyi taahhüt etmişti. Böylece bu arsa Emlak Konut'un en yüksek hasılatlı ihalesi özelliğini kazandı.
2 YIL ÇALIŞILDI
Yaklaşık 2 hafta önce hafriyat çalışmalarına başladıkları alanda 4 mahalle hayata geçireceklerini söyleyen Özak GYO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, "1.5-2 yıldır nakış işler gibi projelendirme çalışması yaptık. Dünya çapında 14 mimarlık firmasına brif gönderdik ve 6 firmanın finale kaldığı bir yarışma düzenledik. Yarışmanın sonucunda projemizin mimarlığını, 200'den fazla uluslararası ödülün sahibi İngiliz mimarlık şirketi Chapman Taylor üstlendi. Bölgeye de değerler katacak, çevresiyle bütünleşik bir yerleşim alanı kuruyoruz" dedi. Büyükyalı projesi ile bir deniz semti yaratmak istediklerini söyleyen Akbalık projelendirme döneminde akademisyenler, iş dünyası ve sanatçıların da aralarında bulunduğu bir grup ile ortak beklentilerin planlandığı bir çalışmada yaptıklarını söyledi.
BİNALARA RESTORASYON
Arsaları içinde 100 yıldır kamuya kapalı tarihi yapılar olduğunu belirten Akbalık, bu yapıların restorasyonunun yapılarak kültür-sanat merkezi, sergi alanı, çocuk kulübü, yeme içme alanı ve moda sanat atölyesi olarak değerlendireceklerini dile getirdi. Sahil şeridinde çok sayıda yeni proje inşa ediliyor ve yoğun bir rekabet yaşanıyor. Bu projeler arasında öne çıkacaklarına inandıklarını söyleyen Akbalık, "Rezidans yapıp önüne bir bekçi konulunca olmuyor. Biz sadece ev değil yaşam biçimi vaat ediyoruz. Denize yakınlığı, sosyal kültürel alanları ve ulaşım avantajı ile Büyükyalı projesinin öne çıkacağını düşünüyorum" dedi. Üst geçitli bir meydan ile sahile bağlantı sağlayacaklarını belirten Akbalık, projenin lokasyonu için de şunları söyledi: "Büyükyalı'da hayata geçirilecek özel deniz shuttle'ları, İstanbul'un yoğun trafiğine takılmadan, özgürce seyahat etme fırsatı sunarak zaman kazandırıyor. Deniz, kara ve raylı sistemin tüm alternatiflerini sunan Büyükyalı, Tarihi Yarımada'nın yanında ve Marmara Denizi'nin kıyısında yer alıyor. Projenin yanı başında yer alacak Marmaray durağı ve yapımı devam eden Avrasya Tüneli, Büyükyalı'nın şehrin tüm ulaşım ağına entegre olmasını sağlıyor. Diğer taraftan Kazlıçeşme, İstanbul'un denizle doğrudan bağlantısı bulunan nadir semtlerinden biri. Artık Boğaz hattında yapılaşma olanakları kalmadığı için, Büyükyalı ile Boğaz hattını uzatıyor."
SİLUETİ BOZMAYACAK
Projede 5 ile 17 kat arasında değişen bloklar yer alacağını belirten Akbalık, "Şehrin siluetini olumsuz etkileyecek bir yapı olmayacak. Büyükşehir belediyesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı parametrelerine göre planlama yapıldı. En yüksek bina 55 metre olacak" dedi. Büyükyalı'nın ilk etabında, 452 ünitenin satışa sunulacağını söyleyen Akbalık projenin 2019'da tamamlanacağını kaydetti.
FRANSA YOLCUSU
Ahmet Akbalık, Büyükyalı projesini 15-18 Mart 2016 tarihleri arasında Cannes'da düzenlenecek gayrimenkul fuarı Mipim'de tanıtacaklarını söyledi. Projenin maketini de Cannes'e taşıyacaklarını belirten Akbalık, yabancılardan fuarda yoğun ilgi beklediklerini dile getirdi.
--------------------
Sevgili Gül,
Aslında şaşırmamak lazım ama bu sınıfın kendi arasındaki dayanışmasına her zaman şaşırıyorum.
sorunu iktidarmış gibi gösterip, iktidarın kendileri tarafından inşa edildiğini gizliyorlar.
Kendi yaptıklarında sanki hiç bir sorun yokmuş da itiraz etmek sorunmuş gibi gösteriyor.
Evet böyle inşa ediliyor, işte günümüzde pespayelik, otoriterlik ve şiddet...
Bak nasıl üstü örtülüyor, bu işteki sembolik şiddetin? Düşünce özgürlüklerinden söz edermiş gibi yapanların kendi çıkarları olunca hiç sesi çıkıyor mu?
Böyle konular bir tunösol kağıdı gibi.
Emek, Narmanlı, Kazlıçeşme... baktım üstte adıyla, demokrasi nosyonunu ayaklar altına alan, yalanlarla dolu, akıllara ziyan bültenler geliyor.
Bunlar da aynen, hiç yorumsuz basına konuyor.
Günümüzün algı yönetme teknikleri.
Şaşırtıcı olan zannedersem ürettiği pespayelik, çıkarları için satılmış olmak değil, bu dayatmaya itiraz etmek.
Şimdi uyduruk yalan makineleri var karşımızda. Ama bir gün gelecek bu yalanları üreten makineler hak ettikleri itibara ulaşacaklar.
Sevgilerimle, Mim. Korhan Gümüş
-------------------
Narmanlı Han ve Bir Mimarın Neoliberal Yüzü
Varlığı ile Cadde-i Kebir zamanlarından bu yana mekânsal oluşum tarihini işaretleyen önemli yapılardan biri olarak son yirmi yıldır gayrimenkul yatırımı girişimlerinin basıncı altındaki Narmanlı Han tartışmaları restorasyon adı altında yürütülen çalışmaların 19 Ocak 2016 gecesi ansızın başlamasıyla yeniden alevlendi. Tartışmaların kamuoyunda görünür tarafları Beyoğlu Kent Savunması ile projenin sahibi mimar Sinan Genim. İki tarafın çeşitli haber yayınlarına yansıyan talep ve ifadeleri kabaca şöyle: Beyoğlu Kent Savunması “Beyoğlu’nda ısrarcı olmak” olarak tanımladığı kamusal alanların özel mülk sıfatıyla kapatılmasına ve İstanbul kent mekanını tanımlayan sosyo-kültürel tarihin maddi izlerinin silinmesine karşı direnmek. Projenin mimarı Sinan Genim’in 27 Şubat 2015 tarihinde verdiği demeçte öne çıkan önermesi şöyleydi: “Piyasa koşulları neyi gerektiriyorsa o yapılacak!” Söz konusu ifade bir bakıma Genim’in meseleye katılışının işlevsel çerçevesini de özetliyor: “kültürel mirasın piyasa mantığı ile dönüştürülmesi”. Genim’in gazete röportajlarına yansıyan sözleri neredeyse her seferinde bu özetin altını çizerek koyulaştırıyor. Projesinin tanımlamasını “şık lokantalar, dükkanlar ve kafeler” üzerinden anlatmayı tercih eden Genim’in geri kalan sözleri, ağırlıklı olarak tartışmalı konularda son yıllarda giderek vasat haline gelen üstten bakan, azarlayan, küçümseyen, itham eden, itibarsızlaştırıcı hamasete bitişik nizam duran bir potpuriden ibaret: “Bu kadar cehalet ancak tahsille olur…Zaten akıllı olsalar gelip konuşurlar…Bunlar her yeni atılıma karşı çıkan insanlar. Çünkü yeni atılım yapacak, buna katılacak enerjileri yok, her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorlar.”
Genim’in yayınlanan son röportajında “şimdi benim orada yaptığım her şey yasal, kanunlara uygun ve açık” çıkışı meşruiyet zeminlerinin kırılganlığı söz konusu olduğunda devreye sokulan ve bir tür telafi mekanizması refleksinin retorik ambalajı olarak değerlendirilebilir. Meşruiyetin kırılganlığını ise Genim’in geçen yıldan bu yana ara ara basın aracılığıyla kamuoyuna yansıyan demeçlerin üslup ve içeriğinden takip etmek mümkün. Sarfedilen kelimeler belirli aralıklarla bir şekilde artan tansiyonu kısmen yatıştırmaya, prosedürel süreçlerin tıkanmasının önünü almaya yönelik olduğunu düşündürecek biçimde yanyana geldikleri anda şüphe uyandırıcı tutarsızlıklara kolayca savrulabiliyor. “Olduğu gibi binayı restore edeceğiz” ile başlanan bir cümle “biraz modernleştireceğiz” gibi bir ifadeyle sonlandırılabiliyor. Projenin öngörü çerçevesine dair söylenenler, konunun kentsel yaşantıyı hangi değer sistemine endekslediğinin ipuçlarını taşıyor: “Kaliteli dükkanlara bakacağız. Galeri tarzı, sanat kurumları tarzı bir şey yapmak istiyoruz. Sanatsal ağırlıklı dükkanlar olacak. Ama tabii bunlar arz talep meselesi.” Biraz öncesinde “olduğu gibi” restore edileceği söylenen yapının biraz sonrasında sadece dış duvarlarının korunacağı, tamamen yıkık durumda olduğu söylenen içerisinin takviye edilip “toparlanacağı” rahatlıkla dillendirilebiliyor.
Sivil girişimlerin Genim’in Narmanlı Han projesini Beyoğlu’nda tartışmalı biçimlerde gerçekleştirilen mutenalaştırma girişimlerinden biri olacağı eleştirileri karşısında ilk tavrı mutenalaştırmayı her şeyin bir fiyatı olduğu bahsiyle koşullar dahilinde hareketlenme ve piyasa şartlarında beliren bir arz ve talep dengesi olarak ifade eden Genim, yakın zamanlı demeçlerinde kulağı daha az tırmaladığını düşündüğü biçimiyle “Fransa’da da örnekleri görünen avludan girişi olan ve orta sınıfa hitap eden mekanlar olacak” şeklinde revize etmiş görünüyor. Daha önceleri keskin bir özgüvenle ifade edilen özel bir mülkün nasıl kamusal alan olabileceğine yönelik hayretin ise “Narmanlı Han’a ilişkin kararı, kullanan insanlar, İstanbullular verecek” ifadesiyle kamusallık tartışmalarında popülist bir saf tutma denemesi olduğu söylenebilir.
İnşaatın artık başlamış olmasıyla, proje hakkında oluşabilecek endişe ve ürküntüyü engellemeye yönelik söz üretme baskısı ortadan kalkmışa benziyor. Örneğin, restorasyon ifadesinin röportajdan röportaja değişen içeriği artık daha çekincesiz ifadelerle kamuoyuna aktarılabiliyor: “Biz dış cephesini koruyoruz binanın çünkü plan özelliği açısından içeride korunması gerekli bir mekan yok.” Denebilir ki, kuramsal düşünce açısından terk edilen bir yöntem olması bir yana, bu zamana kadar “biraz restorasyon, biraz modernleştirme” olarak lanse edilen inşaat etkinliğinin sermayenin kar taleplerini merkezine alan mekan ve donanım güncelleme işi olduğu, tarihsel-kültürel muhtevanın da bu güncelleme işinin çeşitli markalara cazibe yaratmak için bir pazarlama vitrini olduğu bir kez daha anlaşılmış oldu. Vitrine yerleştirilen kültürel muhtevaya yönelen tahrifat sadece fiziksel mekanla sınırlı da değil: “Daha Tanpınar’ın kaldığı yerin hangi oda olduğu belli değil. Burada ortak tuvaleti olan altı metrekarelik odalar var. Tanpınar ve Bedri Rahmi’nin ekonomik zorluklardan dolayı kaldıkları bu yerleri teşhir etmek istesek, bu ülkenin vaktiyle onları nasıl burada yaşadıklarını gösteren utanç verici bir şey olur. Ama hatıralarını yaşatacağız. Plaketleri olacak, övünç duyucu olacak.” Görülüyor ki sergilenen “restorasyon” etkinliği, maddi müdahalelerle birlikte tarihsel olayların, yaşanmışlıkların da aklanıp paklanıp, pırıl pırıl, kuşe kağıtlarda, pirinç levhalarda “prezantabl” kılınmasını da içeriyor.
“Vatandaşın ödediği vergiyle bazılarının kaprislerinin ve hülyalarının yerine getirilmesine karşıyım” biçiminde ortaya koyduğu kamusallık karşıtlığını “öndeki dükkânlar hariç diğerleri dışa açılmıyor, çünkü ben bu mekânın içi yaşasın istiyorum” gibi kendince mekansal ve kentsel bir duyarlılık kırıntısıyla tadil eden Genim’in demeçlerini zorbalık olarak değerlendiren Beyoğlu Kent Savunması, “tüm şehrin ve şehirlilerin kent hakkını yüceltiyor, bu zorbalığın karşısına her birimizin Narmanlı’nın avlusunda çay içebilme hakkımızı koyuyoruz” diyor.
Yavaşlığına rağmen hukuksal süreçlerin bir şekilde yürüdüğü söyleniyor. Bir yandan da çeşitli protestolar sürüyor. Olaylar ise şimdilik Genim’in çizdiği güzergahlarda ilerliyor görünüyor.
Alıntı kaynak tıklayınız: