Geçmişten ibret almayan millet

BU YAZI; Can Dündar'ın bir yazısı ve benim yaşadığım bazı gerçekler ve Türkiyenin geleceğinde oynanmak istenen bazı gizli hain olayların hikayesidir


Maraş’tan Kabataş’a Yalanın Kanlı Tarihi Maraş katliamı bir yalanla başladı: 

Çiçek Sineması’nın yakınında bir ses bombası patlatılıp ülkücülerin saldırıya uğradığı söylendi. Kente, “Aleviler  Sünnilere saldıracak, camileri yakacak” söylentisi yayıldı. 

Yalanın bilançosu: 

7 gün süren katliamda 150’ye yakın insan öldü.

 

***

 

Sivas katliamı bir kışkırtmayla başladı: 

Yerel bir gazete “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar” manşetiyle çıktı. Yobazlar cuma namazı çıkışı 

 

kışkırtıldı, Aziz Nesin ve arkadaşlarının kaldığı otel kuşatıldı. 

Kışkırtmanın bilançosu: 7 saat sonunda 35 insan katledildi.

 

***

Malatya katliamı bir palavrayla başladı: 

“Türkiye’de 40 bin kilise var. Misyonerler dört bir yanda cirit atıyor. Her yerde İncil dağıtıyorlar. İslam elden gidiyor” diye konferanslar verdiler. Solcu geçinenleri inandırıp demeçler verdirdiler. 

Palavranın bilançosu: 

Malatya Zirve Yayınevi’nde çalışan biri Alman, ikisi Türk üç Hıristiyan, boğazları kesilerek öldürüldü.

 

***

 

Böyle kanlı tarih sicili olan bir ülkede, hem de Gezi eylemi sırasında, polisin direniş karşısında parktan çekilmek zorunda kaldığı aşamada, “elleri deri eldivenli, üstleri çıplak, başı badanalı 70-100 kişilik bir grubun, yanında 6 aylık bebeği olan başörtülü bir kadını taciz ettiği, saldırdığı, yerlerde sürüklediği” yalanını üretirseniz, 

 

Bunun adı “katliam davetiyesi”dir. 

Bu yalanı üreten akla, “iftiracı” denir. 

Bu yalanı kullanan Başbakan, “halkı kin ve düşmanlığa sevk” etmiş demektir. 

Bu yalana ortak olanlar da “işbirlikçilikle, tahrikçilikle” itham edilir. 

Ortalığı böyle karıştıranlar, “İnanmak istemeyen inanmaz. 

Kimseye ispat etmek zorunda değilim” deyip işi kapatamaz. 

Siyaset meydanında konuyu bu kadar kullanan partinin sözcüsü, “Ben ne biliym, Başbakan’a sorun” deyip kaçamaz. 

Bu propaganda savaşında gönüllü rol alanlar, “Hay Allah, yanıltılmışım” deyip sıyrılamaz. 

Vebali, tarihte yazılıdır; büyüktür.

 

***

 

Şükür ki, bu kez kitle sağduyuluydu. 

100 bine yakın insanın Taksim’i doldurduğu, İstanbul başta bütün ülkenin ayakta olduğu, meydanlara 

 

barikatlar kurulduğu bir günden söz ediyoruz. 

Böyle bir dönemde, insanların birbirine girmemesi, Başbakan’ın ısrarlı tahriklerine kulak vermemesi, işin, “başörtülü mağdurlar-tacizci laikler” kavgasına sürüklenmemesi, tamamen sağduyunun eseridir. 

 

Umalım ki bu, dışardan birilerinin dolduruşuyla birbirini doğraya doğraya unufak olmuş bir halkın, artık siyasetçinin, gazetecinin yalancısına güvenmemesinin, kolayından dolduruşa gelmemesinin neticesidir. 

“Camilerimize birayla girdiler. Yolda kızımıza saldırdılar” diye kürsülerden ısrarla yalanlar haykıran, sonra dün iki yalanı birbirine karıştırıp, “bira şişesiyle kızımıza saldırdılar” yalanını uyduran ve inananları kışkırtan sesin, tarihte benzer seslerin yaktığı aydınlara, kestiği kafalara, sıktığı kurşunlara bakıp “Bir katliamı da ben tetiklemiş olmayayım” diyerek öfkesini yatıştırması ve özür dileyip susması gerekir. 

 

“Kızcağızın eli uf olmuş, psikolojisi bozulmuş, ne çok gözyaşı dökmüş” diye ağıt yakanların da o günlerde vahşice dövülerek öldürülen, arabalar altında ezilen, gaz fişeğiyle katledilen, kör edilen, sakat bırakılan gençleri ve hâlâ mahkeme kapılarında hak arayan ailelerini hatırlayıp biraz utanması gerekir.  

 

Can Dündar



-------------------------------

ADMİNDEN: 1980 Yılı Ağustos Ayı İzmir Buca Cezaevindeyim, Devam eden mahkemelerim için Ankaraya kapalı ceza evine sevkim çıktı.  8 tutuklu ile birlikte yola çıktık, Cezaevi nakil aracı bazı illerde tutukluları bırakarak Ankaraya geldik, Ulucanlar cezaevi müdürlüğü Burada tutuklu 20 kadar suç ortağımın "Can güvenliğimiz yok" şikayeti ile beni cezaevine almadı. Mecburen beni geri bucaya götüreceklerdi.

Araçta Çorum ve Mezifona gidecek iki mahküm vardı, Yola çıktık Çoruma geldiğimizde bir tutukluyu kapalı spor salonuna bırakırken benide burada araçtan indirdiler. Merzifon dönüşü alacaklarmış. 

 

Bu ara Çorum olayları olmuş kapalı cezaevinde sünni tutuklular cezaevini doldurduğu için, Alevi tutukluları kapalı spor salonuna koymuşlardı

.Beni içinde oturmaya dahi yer olmayan, dört kişinin daha tutulduğu bir merdiven altı "Nezaret" odasına koydular. hava sıcak olduğu için beton üzerinde uzanabiliyorduk. battaniyemiz dahi yoktu, 

Buradaki tutuklularla 12 saat beraber kaldık, Çorum olaylarını onlardan dinledim.

 

27 Mayıs Salı  günü Rahmetli Gün Sazak'ın öldürülmesini protesto etmek için Ülkücü gençlik 28 Mayıs Çarşamba günü şehirde  hükümete karşı birçok eylem yaparak protesto etmişti.

Bu arada Sünniler bir taraftan, Aleviler bir taraftan kışkırtılıyordu.İslamcı gençlik imzalı el bildirileri dağıtılıyordu.

maraş olayları nedeniyle kendilerine saldırılacağı duyumlarını alan Aleviler kendi  köylerine çıkan yollara barikat kurmuş ulaşımı engellemişlerdi.

 

Bu gergin hava esnasında kim oldukları tam olarak bilinemeyen kişiler "polis olduklarına inanılıyor" şehirde her iki tarafı tahrik eden saldırılar düzenliyordu. 30 Mayıs Cuma günü, Cuma Vaktinde,  Alevilerin yaşadığı Milönü'ndeki Alaaddin Cami yanındaki boş arsaya önceden boşaltılan pekçok eski oto lastiği ateşe verilir, 

 

Etraf simsiyah lastik dumanı olmuştu. 

Bu arada çevreden silah sesleride geliyordu .

Bu Sırada Ulucamiide eda edilen Cuma namazı sırasında camiye giren meçhul kişiler "Aleviler Alaaddin camiini ateşe verdiler, Müslümanları öldürüyorlar" şeklinde yardım istenince Cami boşalmış, evinden iş  yerinden silahını kapan Milönü'ndeki Alaaddin camiine doğru saldırıya geçmiş. 

 

Bu arada Alaaddin camiine çıkan yollarda köşeleri tutan meçhul kişiler Ulucami tarafından gelenlerin üzerine ateş açarak birçok kişinin vurulmasına sebep olunca , Sünniler topluca Milönü'ye saldırıya geçmiş ve artık saldırı kontrolden çıkmış, Milönü'nü yağmalayan, yaka sünniler, hızını alamamış çevredki dağ köylerinde yaşayan alevi köylerine yönelmiş olduğunu, buralarda daha önce kurulan barikatlar nedeniyle çetin çatışmalar çıkmamış.

 

Olaylar esanasında vali yok, Emniyet yok, Asker yok , Halk kendi kaderine ter edilmiş olduğunu söylediler.

 

GEZİ OLAYLARI 12 EYLÜL ÖNCESİ OLAYLARININ PROVASIDIR

 

İşte Kahraman Maraşta, Sivasta, Çorumda meydana gelen olaylar şimdi birilerinin üzerinde kalmış gibi görülüyor olsada gerçek failleri biliyoruz, hatıralarında yazdıkları gibi 12 Eylül müdahalesine zemin hazırlamak için bazı provakasyonları yaptık diyen bürokrat ve askerlerdir.

 

Şimdi aynı oyunlar tekrar gündemde ABD ve Batının dayattığı eyalet sistemine imkan veren yeni anayasa TBMM den çıkarılamayınca işler istenildiği gibi gitmeyince, malüm güçler Toplumsal şikayetleri ajite ederek halkın Taksimi işgal etmesini sağladı.

 

Gene aynı güçler bir gece onlarca polis ve iETT aracını yakarak olayın vahim duruma girmesini sağladılar.

Ve Taksimin ilk günlerinde meydanda bulunan Ülkücü, Solcu, PKK, DHKP gibi farklı gurupların çatışması  arzu edilmiş, MHP genel başkanı ülkücülerin asla Taksime gitmemelerini, Gezi olaylarına katılmamalarını emredince ortada hedef kalmadı, Çok kötü sonuçlar doğuracak bir katliam MHP'nin sağ duyusu ile önlenmiş oldu



-----------

Wikipedia'ya göre Çorum olaylarının seyri: 

Bilindiği gibi wikipedia herkesin müdahale ettiği, kendi fikrini belgesi ile paylaştığı bir sosyal paylaşım sitesidir.  bir anlamda belge olabilecek bir şey, çoğunluğun kabul etmesi ile burada gerçekte olabilmektedir. Bu tehlikeyide bilmek gerek.

 

Olaylar öncesi ortam

 

Olaylardan hemen önce Çorum Emniyet Müdürü Hasan Uyar görevinden alınarak yerine Tunceli'de görev yapmış olan Nail Bozkurt atandı. Milli Eğitim Müdürlüğü'ne MHP'li Fethi Katar getirildi. Çorum valiliğine Rafet Üçelli atandı. 40'a yakın polis memuru başka illere nakledildi. Birçok okul yöneticisi, öğretmen ve memurun yer değişimi yapıldı. Buna karşın ataması olan birçok polis memuru ilişiği kesilmeden görev yapmaya devam etti.

 

ABD’nin Türkiye Büyük Elçiliği’nde görevli Robert Alexander Peck Çorum’da MHP’li il yöneticileriyle, vali ve CHP’li Belediye Başkanı Turhan Kılıçoğlu’yla görüşür. Çorum’dan sonra Amasya ve Tokat’a gider 1980 yılındaki 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlama hazırlıkları sırasında kızların kıyafetleri bahane edilerek şu bildiri dağıtıldı:

 

"Müslüman namusuna sahip çık 19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpeçe ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor, içimize kan akıtılıyor. Yine müslüman evlâdı kan ağlamaya kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir.

Bin yıllık mübarek tarihimize bundan büyük bir leke sürülebilir mi? Kurtuluş Savaşında namusunu Yunan eli kirletmektense ölmeyi tercih eden mübarek ninelerimizin kemikleri sızlamaz mı? Ey müslüman, düşün, süngüyle ama karnında çocuk çıkarken zihniyetle bu zihniyetin farkı ne? Namazını kıl, orucunu tut yeter; karışan mı var diyen gafil müslüman sen de düşün... Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu hadis-i Şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile 

 

CİHAD edenlere...

İslâmcı Gençlik"

 

Gün Sazak'ın öldürülmesi ve protestolar

 

Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) önde gelen isimlerinden Gün Sazak'ın 27 Mayıs 1980 Ankara'da Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) tarafından öldürüldüğü iddiası üzerine  Çorum'da da gerginlik arttı.

Olayların başlaması28 Mayıs Çarşamba günü, Çorum’un en işlek caddesinde ve çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan gruplar, “kanımız aksa da zafer İslamın, Kana kan, intikam” sloganlarıyla yürüyüşe geçmişlerdir. Yürüyüş korteji, kısa süre sonra saldırıya dönüşür. Cadde üzerinde bulunan solculara ait iş yerleri tahrip edilmeye, yakılmaya başlanır.

 

29 Mayıs günü cadde ve sokaklarda yürüyüşler “Kana kan, intikam” sloganlarıyla sürmüştür. İş yerlerinin yağmalanmasına, tahrip edilmesine ve yakılmasına devam edilmiştir.

 

Çorum’la komşu il, ilçe ve köylerle bağlantılı tüm yollar belirsiz gruplarca işgal edilmiştir.

Yine saldırgan başka gruplar Çorum Gazetesi’ne ve Bahar Kitabevi'ne saldırmıştır.

Alevi ve Sünni mahalleleri arasında barikatlar kuruldu ve çatışmalar başladı.

Mayıs ayında yaşanan bu gerginlik askeri müdahaleye karşın devam etti. 30 Haziran'da MHP yanlısı bir iş adamına ait bir otomobilden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) taraftarlarının ve diğer solcuların yoğun olduğu bölgelerde sivillerin üzerine ateş açıldı. 

 

Sokağa Çıkma Yasağı ve Çatışmalar

 

Çorum Valisi Rafet Üçelli sokağa çıkma yasağı koyar ve halkın savunma amacıyla oluşturduğu barikatların kaldırılmasını ister.

"Çorum kalesi yakınındaki semtlerde oturan halkın kurduğu bir savunma barikatına saldırganlar silahla ateş eder, ancak barikatı aşamazlar. Vali Rafet Üçelli barikatın kaldırılması için Jandarma Komutanı Yarbay Vural Güride’ye emir verir. Halk ise, can güvenliklerini korumak için kurdukları barikatı kaldırmamakta direnir.

 

Vali ve Jandarma Yarbay Vural Güride arasında geçen konuşma şöyle:

Vali: Lütfen Ankara-Samsun Kara yolu trafiğe açılsın. Yarbay Güride: Sayın Valim yolu açmak için silah kullanmak zorunda kalacağız. Kan akar, bu da olayları tırmandırır. Vali: Her şeye karşın yol trafiğe açılmalıdır. 

 

Yarbay Güride: Kan dökülür, ben açamam sayın valim. Buyurun siz açın.

CHP’nin milletvekillerinden Şükrü Bütün, Ethem Eken; Senatör Abdullah Ercan olayları yerinde incelemek üzere Çorum'a geldiklerinde belediye başkanı ile görüşürlerken saldırıya uğrarlar.

Halk barikatını kaldırmaz. Bu sırada başka bir semtteki zayıf bir barikatı aşan 19 AN 709 plakalı, kırmızı renkli Reno marka bir otomobil Milönü semtini silahla boydan boya tarar. Semt halkı panik içinde evlerine koşuşurlar. Yaralananlar olur. Mahalleyi silahla tarayan otomobilin plakasının bir traktöre ait olduğu, otomobilin içinde polislerin olduğu kanaati oluşur." Olayların sonlanması yetkililerce genellikle alevi kesimin yaşadığı Milönü'ndeki barikatların kaldırılmasına bağlanmıştır.

 

Çorum olaylarına müdahale etmekle görevlendirilen dönemin Amasya 15. Tugay komutanı Şahabettin Esengül'ün iddiası; "Bir sağ partiye mensup milletvekili bana barikatları yararsınız, bertaraf edersiniz, bu iş de burada biter." İçişleri Bakanı Vekili Orhan EREN, Jandarma Genel Komutanı Org. Sedat Celasun’la birlikte Çorum'a gelirler. Çorum’da teşkilatı bulunan siyasi parti il yöneticileri, Çorum milletvekillerinin katılımıyla bir toplantı düzenlenir. Saldırı olayı değerlendirilir. Çorum Valisi Rafet Üçelli'nin sunumu üzerine Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun: “Biz gerekli yerlerden emir aldık. Milönü’ne 

tanklarla girip olaylara son vereceğiz” dediğinde; Çorum CHP Milletvekili Ethem Eken, “nasıl olur paşam? Milönü’ne tanklarla girmek neyi çözer? Bu daha çok kan dökülmesine neden olur.

 

Belki bir Milönü hiçbir şey değil ama, Türkiye’de 14 milyona yakın Alevi vatandaş yaşamaktadır. Milönü’ne tanklarla girip kan döküldüğünde tüm ülkede büyük olaylar çıkar” yanıtını verir. Sonuçta oluşturulan bir komite Milönü’ne giderek halkla görüşürler. Can güvenliği garantisi sonucu barikatlar kaldırılır.

 

Vali Rafet Üçelli ve Emniyet Müdürü Nail Bozkurt görevden alınır. Çorum Valiliğine Yüksel Çavuşoğlu, Emniyet Müdürlüğüne Erdem Yurtsever atanır. General Şahabettin Esengül Jandarma İl Komutanı Vural Güride'nin değiştirilmesi için kendisine yapılan baskıyı şöyle anlatmaktadır: “İsimlerini dahi hatırlamak istemiyorum. Bu milletvekilleri devamlı suretle yaranın kabuklanması değil, kanamasını istiyorlardı.

 

İşleri güçleri Ankara’da belirli odakları tahrik etmek ve almış olduğu yetkilerle Çorum’a gelip karma karışım etmekti. Bu iki milletvekili olayların tarafımdan bastırılmasını memnuniyetle karşılamadılar. Yani ne istiyorlardı? 

 

Bir taraf korunsun, diğer taraf öldürülsün. Yani katalizör rol oynamayacaksınız. Güvenlik tedbirleri tam olarak almayacaksınız. Bir kesim ki ona Sünni kesim diyebilirsiniz, Alevileri esasen sıkışmış bir bölgede çevirmiş, 

 

onların üzerine saldırıp imha etmek istiyorlardı. Fevkalede küstah bir tavır içindelerdi”

28 Mayıs 1980’de başlatılan saldırı ve katliam, askeri birliklerin müdahalesiyle biçimsel olarak denetim altına alınmıştır. Jandarma İl Komutanı Yarbay Vural Güride görevden alınmış olayların ilk dalgası kontrol altına alınmıştır.

 

TRT'nin tahriki

 

TRT’de “Çorum’da Alaaddin Cami’sine patlayıcı madde atılması ve dışarıdan ateş açılması ile olaylar başladı.” Haberini aralıklarla sık sık vermektedir. Alaaddin Camiye bomba atıldığı iddiası camilerin hoparlörlerinden kente duyuruldu, cihat çağrısı yapıldı, suların zehirlendiği iddiası yayıldı. 

Böyle bir haberi askeri yetkililer vermemiş, vali’de haberi doğrulayıcı veya yalanlayıcı açıklamada bulunmamış.

TRT’nin Çorum muhabiri böyle bir haber vermediğini söylemektedir. 

Haberi yayan poliste ortaya çıkarılmamış. 

Bir anda ortaya çıkan eli silahlı gruplar alevi mahallelerine uzun namlulu silahlarla saldırmaya başladı.

 

Polis Panzeri ve Milönü Saldırısı

 

Alevi mahallesine barikatları yıkarak giren panzerin ateşiyle hamile bir kadın ve bir öğretmen hayatını kaybederken yaşlı bir kadın panzerin altında kalır. Süleyman Ateş isimli tıp öğrencisi panzerin ateşiyle yaralanarak götürüldüğü kontrgerillanın kalesi SSK Hastanesi'nde işkence görür ve öldürülür.İçişleri Bakanı Mustafa Gürcügil: “Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkma eylemlerinden biridir. 

 

Devlete destek düşüncesiyle hareket eden sağ bir grup, bunların karşısına çıkmıştır. Aslında siyasi gayeli ve siyasi hedefli olan sol gruptur. (Cumhuriyet Gazetesi, 14.07.1980) Süleyman Demirel: “Eğer bu fitne CHP’den destek görmezse, devlet bu fitneyi çok kısa bir zamanda söndürür. CHP neyi söylemeye çalışıyor. Günlerdir bu meseleyle uğraşıyoruz... 

Bu hadiselerin arkasında CHP var..(Cumhuriyet Gazetesi, 11.07.1980) Bülent Ecevit: “....olayı sağ militanların başlattığı bilindiği halde iktidar bunu saklayıp bir komünistlik tehlikesi varmış görüntüsünü vermeye çalışmaktadır. Hükümetin Çorum’daki olaylarda da taraf olduğu, taraflardan biriyle birlik olduğu ve onların suçlarını örtbas etmeye çalıştığı ortadadır...”(Milliyet Gazetesi, 11.07.1980)

 

Not

 

^ AnaBritannica (1987, 6. cilt, sayfa: 517 Çorum Olayları)

^ Selek, Pınar. Barışamadık

^ Şahhüseyinoğlu, H. Nedim. Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar

^ t24.com.tr

^ bugun.com.tr

Cüneyt Arcayürek: Darbeler ve Gizli Servisler, (Sayfa.221)

Aksiyon, Bir bakan, bir cinayet, bir ihtilal, (Sayfa.181)

Cumhuriyet Gazetesi 02.06.1980

Sadık Eral, Anadolu’da Alevi katliamı, (Sayfa.88)

12 Eylül Belgeseli 6. Bölüm 1980 Son Hız

Nokta Dergisi, Sayı: 22 Tarih: 08.06.1986

Aydınlık Gazetesi Tarih: 09.07.1980

Çorum Gazetesi, 31.07.1980 ve Cumhuriyet Gazetesi Röportajı