Rüşvetin fetvası böyle mi verildi?

AKP hayranı Hayrettin Karaman, Devlet bankalarından ve finans kuruluşlarından alınan faize cevaz vermişti, şimdi rüşvet için verdi


Rüşvetin fetvası böyle mi verildi?

Başbakan'ın yolsuzluk iddialarına karşı geliştirdiği savunmanın, ünlü ilahiyatçı Hayrettin Karaman'ın fetvasına dayandığı söyleniyor.

 

Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından ilahiyatçi isimler de başlayan tartışmalara müdahil durumda. Başbakan’ın yolsuzluk savunmasının ilahiyatçı Hayrettin Karaman’ın fetvasına dayandığı savunuluyor.

 

Bu yaklaşıma Ali Bulaç ve Mümtazer Türköne itiraz edince muhafazakar çevrelerde yeni bir tartışma başladı.

 

Türkiye rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu konuşurken, arka planda daha derin bir felsefi tartışma yürüyor. Tartışmanın bir yanında İslami kesimin referans aldığı isimlerden ilahiyatçı Hayrettin Karaman var. Diğer yanda yine İslami kesimin güçlü kalemlerinden Ali Bulaç. Uzun süredir İslami kesim arasında konuşulan konu, Bulaç’ın dışındaki bazı kalemlerin de olaya dahil olmasıyla artık geniş kesimler arasında da tartışılmaya başladı. Rüşvet nedir, yolsuzluk nedir? Vakıf ve derneklere işadamlarının yaptığı veya vermeleri istenen para, bağış mı, yolsuzluk mu? Yoksa başka bir şey mi?

Konuya Başbakan Tayyip Erdoğan da dahil olunca olayın taraflarının bakış açılarına ışık tutmak şart oldu.

 

Önce Başbakan’ın geçen hafta El Cezire Türk’e yaptığı açıklama ile başlayalım: “Yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım; devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Ayakkabı kutusu içerisinde söylenen olaylar, Halk Bankası’ndan alınan para değildir.” Yani Başbakan’a göre rüşvet bir memur ile sivilin çıkar sağlaması.



 

‘Tartışma nasıl başladı?’

 

Radikal’in haberine göre, kulislerde konuşulan bir iddia vardı. Erdoğan’ın henüz belediye başkanı iken Hayrettin Karaman’a başvurduğu ve “Hocam, daha güçlenmemiz, davayı sağlama almamız gerek. İhale verdiğimiz kişilerin kârlarından komisyon alabilir miyiz?” diye bir soru sorduğu, Karaman’ın da ona “Evet” dediği iddia ediliyordu.

 

İslam hukuku profesörü Karaman, derinlerdeki tartışma büyüyünce konuyu Yeni Şafak’taki köşesine taşıdı. 27 Aralık 2012’deki yazısında Karaman iddiayı gündeme getirdi ve şu açıklamayı yaptı: “Bana o değil ama birçok kişi, ‘Devletten veya belediyelerden haklı ve meşru olarak ihale alıp istifade ve kâr eden kimseleri, yardımda bulunsunlar diye hayır kurumlarına yönlendirsek bunda bir sakınca var mıdır’ diye sordular. Buna verdiğim cevap şudur: Hayır işlesin diye teşvik ve sevkettiğiniz kimseler Müslüman iseler ve siz istemeseniz bu yardımı yapmayacak idiyseler ve/veya bir daha iş ve ihale alamam diye bu yardımı yaparlarsa bundan ecir (sevap) alamazlar. Ama kayıtlı ve şeffaf olmaları şartıyla hayır kurumları bundan istifade edebilirler; çünkü onların bir zorlamaları ve baskıları söz konusu değildir…”

 

Fetva verdi mi?

 

Karaman’ın bu yazısıyla derinlerde süren tartışma aleniyet kazanmış oldu. Konuya Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne merkezinden daldı. Türköne, 16 Ocak’ta ‘Hayrettin Hoca, rüşvete fetva vermiş oldu mu?’ başlıklı yazısında “Mesele gerçekten mühim; öyle ki bugün Türkiye’nin içinden geçtiği krizin tam zembereğinde Hayrettin Karaman Hoca’nın söz konusu fetvası duruyor” dedi ve Karaman’ın fetvasının yolsuzluğa ve rüşvete kılıf arayanların önüne çok geniş bir meşruiyet alanı açtığını savundu. İşte Türköne’nin görüşü: “İslam hukukçuları şu suallere cevap vermeli: Bir ihalenin veya hakedişin bir hayır kurumuna bağış şartına bağlanması, ödenen parayı rüşvet olmaktan çıkartır mı? Muhtemelen vatandaşlar da cevaba bağlı olarak şu soruyu soracaktır: Devlete mahsus yetkiler (ihale verme gibi) kullanılarak temin edilen bağışlarla (veya rüşvetle) inşa edilen camilerde namaz kılınır mı, eğitim kurumlarında din öğrenilir mi? Kolayca çözülecek gibi görünen bir sorun; ama mesele maalesef bu kadar basit değil. Hayrettin Hoca’nın açtığı kapıdan girince karşımıza devletin ekonomik iktidarının hüküm sürdüğü çok geniş bir alan çıkıyor.”Türköne’ye göre Türkiye 17 Aralık’tan bu yana basit bir yolsuzluk sorununu tartışmıyor, fetvalarla meşrulaştırılan devlet rantı ile siyasal İslam’ın iktidar tekeli oluşturmasını sorguluyor.

 

Türköne, 11 Şubat’ta tartışmayı daha ileri bir boyuta taşıdı: ‘Başbakan yolsuzluk yaptı mı?’ adlı yazısında şu ifadeleri kullandı: “Başbakan’ın beni ‘paralel devletin uşağı’ ilan ettiği konuşmasının bir yerinde kullandığı rüşvet tanımı bunlardan biri: ‘Rüşvet, bir memur ile sivilin iş tutmasıdır’ diyor. Başbakan’ın içinde yer aldığı hiçbir işlem bu tanıma girmediğine göre, ‘Başbakan yolsuzluk yapmadı’ dememiz gerekecek. Ancak öncelikle kamu erkini kullanarak yapılan yolsuzlukların rüşvetten ibaret olmadığını hatırlatalım. Para mukabili yapılan kanunsuz işe rüşvet diyoruz.”

 

Fetva vermedim

 

Tartışmalar süregidince Hayrettin Karaman, 9 Şubat’ta bu kez şunları yazdı: “Evet, iş olmuş bitmiş, işi alan kâr etmiş, işi veren de ona -şahsi menfaati ile hiçbir ilgisi bulunmayan- bir vakfın, derneğin, hayır kurumunun adını vererek oraya yardımda bulunmasını rica etmiş, o şahıs da ya Allah rızası için veya ileride yine iş alma niyetiyle istenen yardımı yapmış. Ricada bulunanın, o kişi layık olmadığı halde ona tekrar -bu yardım sebebiyle- iş verme niyeti de yok. Ben tekrar ediyor ve diyorum ki: Bu yardım rüşvet tarif ve hükmüne girmez. Bunun yolsuzlukla da bir ilgisi yoktur.”

 

İlahiyatçılar ne diyor?

 

‘Menfaat ilişkisi olmamalı’

 

Prof. Dr. Davut Yaylalı: İşi alan kişi kendi gönlünden geçerek bir yere bağış yapabilir. Ancak bağış için fikrini belirten kişinin kesinlikle bağış yapılacak vakıfla bağlantısı olmamalı. Bu durumda bağış rüşvet ve yolsuzluk olmaz. İhaleyi veren kişi ihaleyi verme şartı olarak bağış istiyorsa o zaman yolsuzluk ve rüşvet vardır. Bu, dinen haramdır.Örneğin Hz. Muhammed döneminde zekât toplama memurlarından biri paranın bir kısmını kenara ayırıyor. Peygamberimiz memura soruyor: ‘Bu ayırdığın para nedir?’ Memur ‘Bu parayı zekattan ayrı olarak bana verdiler’ cevabını veriyor. Bunun üzerine Hz. Muhammed,‘Sen kendi evinde otursaydın bu adamlar bu parayı sana verirler miydi?’ diye sorunca memur, ‘Hayır’ cevabını veriyor. Bunun üzerine Hz. Muhammed, ‘Ayırdığın parayı da devletin zekâtına ayır. Çünkü bu para da devletin malıdır’ diyor.

 

‘Olayın adı yolsuzluktur’

 

Prof. Dr. Beyza Bilgin: İhale bir iş anlaşmasıdır. İşverenin yaptırmak istediği iş karşılığı müteahhidin bir fiyat teklif etmesi ve bu fiyatta mutabık kalmaları ile gerçekleşir. Müteahhit yapacağı iş karşılığı gereken malzemeyi, işçiliği hesaplar, beklediği kârını ekler, fiyatını oluşturur. Eğer ihale karşılığında bir bağış söz konusu olursa müteahhit bunu da fiyatına ekleyecektir. Yani bağış işverenden, yani belediyelerden çıkacaktır. Halkın parasını tasarrufta belediyeler böyle bir yetkiye sahip değillerdir. Para ister birisinin cebine ister bir vakfa gitsin, olayın adı yolsuzluktur.

KONU HAKKINDA YENİÇAĞDAN ARSLAN BULUTUN KÖŞE YAZISI

Arslan BULUT

 

İktidarın, hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet olaylarından dolayı oy kaybedebileceği ihtimali üzerine, özellikle Hayrettin Karaman tarafından fetva gibi kabul edilen görüşler ortaya konuluyor. Karaman’ın nasıl fetva verdiğini Ali Bulaç, isim vermeden şöyle açıklıyor: 

“Mesela bir fakihe şöyle bir soru tevcih edebilirsiniz: ‘Kamudan iş alan birine herhangi bir zorlama olmadan, iş verme konusunda şantajda veya vaatte bulunmadan, işin sonunda şu veya bu kuruluşa bağışta bulunması tavsiyesinde bulunmak caiz midir, değil midir?’ Bu şekilde formüle edilmiş bir suale fakihin verebileceği cevap açıktır: ‘Caizdir!” 

Bulaç, İslam tarihinden örnekler verdikten sonra konuyu şöyle bağlıyor: 

“İnternete düşen konuşmalardan da anlıyoruz ki zoraki bağışçı ‘Bu milletin bilmem neyine koyarım’ der. Dahası havuz sistemi ile partiler kurulur, haksız rekabet yapılır, sivil cemaat ve dernekler kamuya bağlanır. Sonuç olarak, ’temiz ve helal suyun üç şartı (rengi, tadı ve kokusu) ile kaynağı’ itibarıyla bu havuza akan su temiz sayılmaz. Havuz sisteminin İslam’la ve İslamcı siyasetle de uzaktan yakından ilgisi yoktur.” 

 

***

 

Hayrettin Karaman ise daha bu tartışma bitmeden yeni bir fetva verdi: 

“Bu iktidar ekonomiyi batırmadı, maddi ihtiyaçları olabildiğince karşıladı, barış sürecini başlattı ve İmam Hatiplerin önündeki engelleri kaldırdı, başörtüsü zulmüne son verdi, okullara seçmeli Kur’an, Peygamberimiz’in Hayatı ve Temel İslam Bilgisi derslerini koydu ise -ki, evet bunları yaptı- ona cephe almaya Allah ve Resulü’nün razı olacağını sanmıyorum.

Yolsuzluk, haksızlık, rüşvet, irtikab, kul hakkına tecavüz... büyük günahlardandır. Bunları dindar Müslümanların onaylaması mümkün değildir. Ancak ’hüküm giymedikçe kişilerin masum oluşları’, ’Soruşturmanın gizliliği’de temel hukuk kurallarıdır.

Yukarıda sayılan kusurların ve günahların istismar edilmesi, bunları onaylamayan iktidarı yıpratmak için kullanılması da dine ve ahlaka uygun düşmez.” 

 

***

 

Aslında, Karaman’ın bu değerlendirmeyle yaptığı, dini siyasete alet etmenin de ötesinde dini, hırsızlığa alet etmenin net bir örneğidir. Karaman, soruyu, “Bir iktidar, yolsuzluk, haksızlık, rüşvet, irtikab, kul hakkına tecavüz suçlarını işlediği iddiasıyla kendisini soruşturan savcıları darmadağın etmişse, suçluların değil savcıların peşine düşmüşse ve bu engelleme sebebiyle hüküm giymesi mümkün olmazsa, sırf dindarlık gösterileri yaptılar diye masum sayarak onlara destek vermeye devam mı edeceğiz?” şeklinde sormalıydı! 

Yoksa Hayrettin Karaman’ın fetvası, “Çalayiler ama namaz da kılayiler” düzeyinde ilkel ve basit kalıyor! Üstelik ele alınan olaylarda gerçek verilerden yola çıkmıyor!

Başbakan, havuza veya oğlunun vakfına akıtılan paraların devletle ilgisi olmadığını, rüşvet için devlet memuru ile iş tutulması gerektiğini söyleyip yapılanları onayladığı, savunduğu ve zaten bütün ilişkiler kendisinin emriyle yürüdüğü halde hâlâ bunları iktidarın onaylamadığını söyleyebilmek hangi mezhebe, hangi itikada girer, onu gerçekten merak ediyorum. 

Havuza para akıtan veya vakfa bağış yapan iş adamları, Başbakan’ın da müdahil olması sonucu 87 katrilyon liralık ihale almışsa bundan daha açık bir yolsuzluk ve rüşvet olayı gösterilebilir mi? Başbakan, kamu görevlilerinin başı değil mi?

İslâm tarihi her türlü zilleti görmüştür ama herhalde “başörtüsü zulmüne son veren iktidarın yolsuzluğunu ve rüşvetini görmezden gelin” anlamına gelecek fetvalar veren bir din adamı ile ilk defa tanışıyor! İslâm’da soruşturmanın gizliliği var mı? Hesap günü, Allah’ın soruşturması da gizli mi olacak Hoca?

 

arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr