KAÇARKEN, KARILARINIZI DÂHİ GÖTÜREMEYECEKSİNİZ!
Bu yazım, Öcalan gibi bir câniyi devletle muhatap ederek, ABD- İsrâil ve İngiltere üçlüsünün emir ve tâlimatları doğrultusunda ''Terörsüz Türkiye'' masalı ile Türkiye Cumhuriyeti Devletini uçurumun kenarına kadar sürükleyenlere ve bunca felâketi gördükleri halde hâlen daha bunlara destek olan gaflet, delâlet ve hatta ihanet içinde olan seçmen kitlesinedir.
Bu yazıyı yazış sebebim;
İleride, Öz vatanında vatansız, öz vatanında parya, öz vatanında ırzı ve namusu ayaklar altında yaşamaya mahkum edilen torunlarımın mezarımın başına gelerek bana;
‘’Aya kalk dede!
Hesap sormaya geldim.
Kalk da bak, senin suskunluğun ve hainliğinin yüzünden şimdi ben, haysiyet ve şerefim elimden alınarak üç beş alçağın ayakları altında zelil ve sefil bir hayata mahkum olarak yaşamaktayım, buna yaşama denilirse. Kabrin cehennem çukurlarında bir çukur olsun’’ dememesi ve de ismimin tarihe, alçak, haysiyetsiz, neslinin cellâdı, kahpe bir DEDE OLARAK geçmemesi içindir.
OKU EY GAFLET VE DELÂLET EHLİ!
OKU DA İBRET AL VE ÂLİENE, ÇEVRENDEKİ HAİNLERE DE OKUT!
İspanya- Granada Emiri olan Ebu Abdullah Muhammed, ülkesini hiç direnmeden 50 maddelik bir anlaşma ile '’Kirli İsabel'’e teslim ettikten sonra şehirden ayrılır.
İspanyolların bugün "ARABIN AĞLADIĞI TEPE" ismini verdikleri yere geldiğinde, gecenin karanlığında bir ışık topu gibi göz kamaştıran muhteşem Elhamra Sarayı'na son kez bakarken gözyaşlarına hâkim olamaz ve hüngür hüngür ağlar.
Bu durumu gören Emir Ebu Abdullah Muhammed’in annesi Ayşe Sultan, oğluna hitaben tarihe geçen aşağıdaki sözleri söyler;
"Ağlama Emir ağlama!
Eğer erkek gibi savaşsaydın, şimdi kadın gibi ağlamazdın!"
İÇİMİZDEKİ BİR TAKIM CİDDİYETSİZ HERGELELERE DİYORUM Kİ;
Şayet vatanın ve bu milletin istiklâli ve istikbâli için mücâdele vermeyip, sadece makam, servet, ün, etiket, ihâle vurgunu, yolsuzluk, Dolar- Avro peşinde koşmaya devam ederseniz, biliniz ki yarın Granada Emiri Ebu Abdullah Muhammed’den bin daha beter olacaksınız, çünkü O’ hiç olmazsa anası ve karısıyla birlikte kaçıyordu. Bugün, milletin sırtında kan emen kene olup, saraylar, köşk ve yalılarda gününü gün eden sizler, yarın ananızı, karınızı yanınızda götürme şansınız olmayacağından, namusunu arkasında bırakıp kaçan birer şerefsiz olarak anılacaksınız!
EY MUHALEFET!
Bu rezil ve suskun halinizle bizleri daha fazla ne kandırın, ne de oyalayın!
Ben, 80 yaşında hasta ve sade bir vatandaş olarak, 1000 sene sonra bu topraklarda (elimizde kalırsa) doğacak kız çocuklarımızın iffet, namus, ırz ve bekâretleri uğruna gecemi gündüzüme katarak, 1000 sene önceden bugün, kellemi koltuğumun altına alarak mücâdele ederken ya sizler ne yapmaktasınız?
Ne mi yapmaktasınız;
Göstermelik bir iki cılız sözle, tribünlere oynayan bir artistik çıkışla ihanete payandalık yapmaktasınız.
Muhalefete karşı bu sitemimden dolayı, biliyorum çoklarının kızacağını ve yine biliyorum ''Sen kimsin ki benim LİDERİME bu denli yazıyorsun'' diyerek benden küseceğini. Böylelerine derim ki ''Ben senin sahip çıktığın liderinle oturup bir çay dâhi içmem, ayıplanmaktan ve ucuzlamaktan korkarım''
Giden vatan,
Çökertilen devlet,
Göz dikilen eşin, evdeşin, gelinin kızın...
Davransana bre gafil!
Sen bu suskunluğuna ''Mutfakla tuvalet arasında bir tahlisiye borususun''
14 Aralık 2025
ORHAN KILIÇOĞLU