|
HELVACI DEDE TÜRBESİNİN
PEŞİNDE!
O
muhteşem kapıdan içeriye doğru girdim ve o taşlı yolda
ilerlerken içim içime sığmıyordu... Az sonra onunla
karşılaşacaktım... Bahçe çimlerle kaplıydı, yere döşenen
taşlar bana o zamanda yürüyormuşçasına eşlik ediyordu..
Yolda ilerlerken onun hakkındaki bilgiler de aklımdan
geçiyordu...
Kitapta bahsedilen büyük Çınar'ın dibine geldiğimde,
heyecanım artmış, kalp çarpıntılarımın sesini duyar hale
gelmiştim...
Tam "Tamam işte, çok şükür onu buldum" derken, büyük çınara
asılan kocaman bir tabela bu heyecanımın birden sönmesine
yol açtı... İçim burkuldu... Doğru yerde ve yolda olmadığımı
anladım...
O sıralar Bir garip yunus mail grubunda İstanbul
evliyalarını tanıtan yazılar yazıyordum... Fırsatım
olduğunda da tanıttığım evliyaların mezar yerlerini ziyarete
gidiyordum... Sıra Helvacı Baba'ya gelmişti... Helvacı Baba
Sufi'ydi. 1500'lu yıllarda yaşamıştı. Adı, Şeyh Yakub
Efendi'ydi... Bayrami Pir Ali Aksarayi'nin halifesiydi...
Ancak o zamanki halk, onu her Cuma günü Şehzadebaşı
Camii'nde dağıttığı irmik helvasıyla tanırdı... Cuma günü
namaz sonrası elinde büyük bir kazanla caminin sol
tarafındaki çınarın altına gelir, cami çıkışında cemaate
helva dağıtırdı... Kazandaki helvası hiç bitmezmiş gün
boyu...
Elimdeki kitap da bana Helvacı Baba'nın burada yattığını
söylüyordu... Fakat çınar ağacına asılan tabelada da
"Helvacı Baba burada yatmamaktadır - Fatih Belediyesi"
yazıyordu...
Peki "Helvacı Baba burada yatmıyorsa" dedim kendi kendime
"insan altına mezar yerinin nerede olduğunu yazar, yön
gösterir, insanlara yardımcı olur"... Böyle bir şeyi
düşünmemişlerdi sanırım... Fakat bizim insanımız orayı mezar
yeri bellemiş, orayı sanki bir canlı türbe haline
getirmişti... Çınarın her tarafından bezler sarkıyordu,
dilek çaputları da rengarenk bir panayır yerini
andırıyordu...
Peki dedim kendi kendime "Muhterem neredesin?"
Üzgün bir şekilde oradan ayrılmak üzereyken, gözüm çınarın
dibinde yatan, yaşlı, bakımsızlıktan bir deri bir kemik
kalmış ve yüzü gözü yara bere içinde olan tekir kediye
ilişti... Yürüyecek hali yoktu zavallının...
Yanına kadar geldim tekir kedinin... Gözleri çapak
içindeydi, ve gözlerinin feri gitmişti.. Burnunun ucunu bile
göremiyordu zavallı... Yanına geldiğimi fark etti fakat adım
atıp kaçmaya mecali yoktu...
Yanına oturdum ve ona Reiki vermeye başladım... Reiki
verirken de bir yandan Helvacı Baba'yı düşünüyordum..
Reiki'nin yumuşak enerjisini alan kedi de, öyle oturduğu
yerde kalakalmıştı, uyuyor gibiydi...
Uzunca bir süre ona Reiki vermeye devam ettim... Etrafta da
kimse yoktu, kime sorayım derken, kendimi o kediyle sohbet
eder halde buldum... Onunla bir insanla sohbet eder
gibiydim...
Ona da sordum... "Helvacı Baba nerede be tekir?"...
Evde Şanslı adında benim de tekir bir kedim var... Zaman
zaman onunla evin en sessiz saatlerinde oturur halleşiriz...
Ben anlatırım o dinler... Anlattığımdan anlar mı anlamaz mı
onu bilemem ama, kısa bir süre sonra mırıldanarak uykuya
dalar "Bana ne senin anlattıklarından
yaw, şunun şurasında biraz uyuyalım dedik kucağında, seni mi
dinleyeceğiz" dercesine... Ben de o mırıldanmaya
dayanamayarak kısa bir süre sonra ona eşlik ederim...
Uyuyakalırız birlikte... Doğal bir terapi, doğal bir mental
çalışması yapmış gibi uyandığımda da kendimi
çok dinlenmiş, mutlu ve huzurlu hissederim...
Neyse yaşlı tekire Reiki vermeyi kestim, o da zaten uykuya
dalmıştı... Yanından usulcana kalktım, o geldiğim muhteşem
kapıya doğru yönelmek üzereydim...
Çınarın yanından biraz uzaklaşmıştım ki, arkamdan acı bir
miyavlama sesiyle durakaldım... O biraz önce uykuda
bıraktığım kendi yerinden kalkmış, acı acı miyavlayarak
caminin kuzeydoğusuna doğru yürümeye başlamıştı... Acı
miyavlama sesi hala kulaklarımdan gitmiyor...
Gözlerime inanamıyordum... Az önce değil yürümeye, oturduğu
yerden kalkmaya mecali olmayan tekir gayet rahat bir şekilde
yürüyordu... Geriye dönüp peşinden gittim... Durduğu bir
yerde yeniden Reiki vereyim, acısını dindireyim bari diye
düşünürken, camiyi geçip caminin arkasındaki bahçenin son
duvarına kadar geldik böylece... Oradan başka bir yola kapı
açılıyordu... Tekir kedi o kapının önünde durdu ve durduğu
yerde de yeniden yattı... Mecali buraya kadardı sanırım...
Kısa bir süre daha orada yanına oturarak ona orada da Reiki
vermeye devam ettim...
Ayağa kalktığım sırada, gözüm bahçe kapısının ardındaki
yolda bir elektrik direğine asılı tabelaya ilişti...
O tabelada şu yazıyordu:
"Helvacı Baba'ya gider.."
Bir anda donakaldım... Gözlerimden yaşlar süzülmeye
başladı... Az önceki o acı acı miyavlamanın beni nereye
getirdiğinin farkındaydım... O yürüyemeyecek kadar yaşlı
kedi, verdiğim Reiki'yle biraz canlanmış ve beni ancak
buraya kadar getirebilmişti... Aradığım YOL'u buldurtmuştu
bana... "Hadi yol burası, bundan sonra sen devam et" der
gibiydi hali...
Kapıdan dışarıya çıkıp Helvacı Baba'ya gitmek istedim, kapı
sıkı sıkı kilitliydi... Yeniden caminin etrafını dolaşmam
gerekiyordu... O yaşlı kediye bir kez daha "teşekkür"lerimi
sunarak, hızla caminin etrafını dolaştım o kapının dış
tarafındaydım artık... Kapının diğer tarafından içeriye
baktığımda da o yaşlı kediyi bıraktığım yerde göremedim...
Neyse geriye döndüğümde onu yeniden bulur, yeniden Reiki
veririm diye düşünüyordum. Koşar adımlarla tabelayı takip
ettim.
Helvacı Baba'nın mezar yerini buldum ve ziyaret ettim...
Ziyaretim bittikten sonra geriye, caminin içine döndüm,
yaşlı tekirle ilk karşılaştığım çınar dibine gittim yoktu...
O beni götürdüğü kapının yanına kadar da gittim, orada da
yoktu... Sırra
kadem basmıştı sanki... Bahçenin her tarafını aradım,
bulamadım onu...
Camiden çıkarken aklıma Reiki'nin beş altın kuralından
"bugün özellikle var olan tüm canlılara iyi davran" cümlesi
geliyor, bana böyle bir şansı verdiği için hem yaşlı tekir'e
hem Helvacı Baba'ya hem de Yaradan'a şükürler ediyordum...
Ben ona iyi davranmış ve ondan bir şey talep etmiştim, o da
o yaşlı haliyle bunu yerine getirmişti...
Aradığımız yol ne olursa olsun, gönlümüzde beslediğimiz
sevgiyle o yola ulaşabilmemiz aslında o kadar basit ki...
Yeter ki bunu istemesini bilelim tüm yaratılanlarla birlikte
ve var olan tüm canlılara iyi davranalım, bu yaşlı bir tekir
kedi bile olsa da...
Ertan Yurderi
İLGİLİ HABERLER:
HELVACI BABA TÜRBESİ ÜZERİNE OYUNLAR!!!
Dün sökülüp
kaybedilen kabirler, Tabela ile
yaşatılıyor!
HELVACI
DEDE TÜRBESİNİN PEŞİNDE!
Dün
sökülüp kaybedilen kabirler, Tabela ile
yaşatılıyor!
|