|
KENTSEL DÖNÜŞÜM
PROJELERİ NEDENİYLE BAŞINIZA NELER GELEBİLİR?
Bir sabah kapınıza
yerel yönetimlerden birkaç adam gelip, tapusu sizde olan
evinizi boşaltmanızı isteyebilir.
Yine bir sabah, kamu kuruluşlarından birine ait olduğunu
bildiğiniz önünüzde uzanan ormanlık alana dozerler girmiş
olabilir.
Başka bir sabah uyandığınızda “kentsel dönüşüm projesi” adı
altındaki “parasal dönüşüm” projesinin hayata geçirildiğini
görür, on kilometre görüş alanınızın beş yüz metreye
düştüğüne tanık olabilirsiniz.
“Evim var,” diye bir güvenceniz kalmadığını
anlayabilirsiniz.
Belediyelerin istediği fiyattan evinizi aldığına, yine kendi
belirlediği fiyattan size yeniden satmasına tanık
olabilirsiniz.
Bir zamanlar Türkiye’nin kalbi diye nitelenen Anıtkabir’in
taşındığını da görebilirsiniz.
Kendi evinizi, arsanızı bir başka iş yapmak için teminat
olarak gösteremeyebilirsiniz.
Yeşili yalnızca boya kalemlerinin ucunda tanıyabilir,
evinizde yetiştirmeye çalıştığınız küçücük bitkilerin
yaşamının bile yerel yönetimlerin elinde olduğunun farkına
varabilirsiniz.
Kâbus gibi ama gerçek.
AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve arkadaşlarınca
Meclis’e sunulan ve TBMM İç İşleri Komisyonunun bazı
değişikliklerle 03.06.2010 tarihinde kabul ettiği yasa
teklifi, 5393 sayılı Belediye Yasasının 73. maddesini
değiştirmeyi amaçlıyor. 03.07.2005 tarihinde çok büyük
eleştirilere rağmen, bu eleştiriler dikkate alınmaksızın
meclisten geçirilerek yasalaştırılan 5393 sayılı Belediye
Kanununun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73.
maddesi ile bu “kâbus”un temelleri atılmıştı.
Bu madde yasalaşır yasalaşmaz, TOKİ ve Belediyeler büyük bir
iştah içerisinde, yurdun her yerinde ve kentlerin yapılı
yapısız tüm alanlarında, halihazırda bu alanlarda barınan
insanların maddi imkanlarını, sosyal yaşamlarını, kurulu
düzenlerini hiçbir şekilde dikkate almadan, hepsi birbirine
benzeyen ve adına “Kentsel Dönüşüm” dedikleri projeler
üretmeye giriştiler.
Öncelikle kamuya ait boş alanlar ile gecekondu alanlarında
bulunan plansız, iskansız ve eskimiş diye niteledikleri
konutları yıkmaya girişen ve burada yaşayan insanları,
sizlere yeni konutlar vereceğiz diyerek ödeyemeyecekleri
boyutlarda borçlandıran TOKİ ve belediyeler, çok geçmeden bu
projelerden olumsuz etkilenen geniş toplum kesimlerinin
yoğun tepkileriyle karşılaştılar. Olayların yargıya intikali
sonrasında, “kentsel dönüşüm” adı altında yaptıkları
işlemlerin büyük çoğunluğunun yürürlükteki mevzuata aykırı
olduğunu, belediye kanunun 73. maddesindeki hükmün, keyfi
davranışları için gerekli yasal altyapıyı sağlamadığını geç
de olsa fark ettiler.
Ortaya çıkan bu kaos ortamını sonlandırmak isteyen hükümet,
gerek başlamış projelerdeki yasal sorunları ortadan
kaldırmak, gerekse ileride yapacakları projelerde de
karşılarına çıkacak engelleri ortadan kaldırmak amacıyla
İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarının fikri
önderliğinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı bünyesinde
hazırlanan “Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı”nı
22.06.2006 tarihli Başbakanlık yazısı ekinde TBMM’ye
gönderdi.
TEPKİLER ETKİLİ OLDU
Tasarı, başta olmak üzere siyasi partiler, meslek odaları ve
bu projeden etkilenen geniş yurttaş topluluklarının yaygın
ve bazen eylemli karşı çıkışlarıyla karşılaştı. Bu tepkiler
ve yaklaşan ekonomik krizin sektörde yarattığı olumsuzluklar
nedeniyle tasarı, komisyon çalışmaları tamamlanmış olmasına
karşın meclis genel kuruluna getirilerek yasalaştırılamadı.
AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve arkadaşlarınca
Meclis’e sunulan yasa teklif metninin anılan tasarıdan en
temel farkı, yasanın “kapsam”ına ilişkindir. Tasarıda
“Kapsam”; “Bu kanunun amacı, imar planı bulunsun veya
bulunmasın kentsel ve kırsal tüm alanlar” yani tüm ülke
toprakları olarak belirlenmişken, mevcut teklif sadece
belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde kalan alanları
kapsamaktadır.
Teklifin 1. Maddesinin “kapsama” ilişkin 1. fıkrası şu
şekildedir;
“Belediye, Belediye Meclisi kararıyla; konut alanları,
sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu
hizmet alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal
donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden
inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu
korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla
kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir
alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan
edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya
bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye ve mücavir
alan sınırları içerisinde olması şarttır.”
Neredeyse tamamı deprem riski taşıyan ülkemizde Sadece
deprem riski bahane edilerek kentlerin tamamının kentsel
dönüşüm alanı olarak ilan edilebileceği açıktır ve bunun
anlamının, 3194 sayılı imar kanununu fiilen yürürlükten
kaldırılması olduğunu görmek için çok ciddi bir entelektüel
düzey gerekmemektedir.
DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ
Kamu yararını esas alan bütüncül planlama anlayışının, büyük
bir teknik birikim gerektiren 3. boğaz köprüsünün güzergah
seçimi gibi konulardaki kararı bile teknik elemanlar ve
üniversiteleri devre dışı bırakarak almayı normal gören,
diğer bir deyişle fiilen tekniği ve bilimi reddeden bir
anlayış için ne kadar anlamsız ve engelleyici olduğunu
söylemeye dahi gerek bulunmamaktadır. Bu açıdan bakıldığında
yapılmak istenilen değişikliğin, son dönemdeki hakim siyasi
davranış biçimi açısından herhangi bir çelişki içermediğini
söylemek mümkündür.
Bu teklif yasalaştığı takdirde, planlamanın en temel amacı
ve olmazsa olmazı olan kamu yararı kavramı devre dışı
bırakılabilecek, doğayı ve kentleri yaşanmaz kılma pahasına
rant yaratma ve bu rantı keyfi şekilde dağıtma konusunda
belediye başkanları ve belediye meclislerine her türlü
teknik ve bilimsel denetimden azade olarak plan
değişiklikleri yapma imkanını sağlayacaktır.
Bu değişikliğin amacını, son 7 yıldır yapılanların yasal
hale getirilmesi, kısa sürede kentsel rant üzerinden
milyarlar kazananlardan hesap sorulmasının engellenmesi,
meslek odaları ve üniversiteler devre dışı bırakılarak, yeni
yapılacaklar için dikensiz gül bahçesi yaratılması olarak
tanımlamak mümkündür.
Teklifin 3, 4 ve 5. paragrafları yasayı uygulayacak yetkili
idareleri ve uygulama biçimini belirlemektedir.
“Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek
alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız
alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi,
alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında
olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri
münhasıran belediye meclislerinin yetkisindedir. Toplamı 5
hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili
birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak
belirlenebilir” şeklinde düzenlenmiş bulunan 2. fıkra ile;
imarlı veya imarsız tüm alanlar hiçbir objektif kritere
bağlı olamaksızın kentsel dönüşüm alanı olarak ilan
edilebilecek, asgari büyüklük olan 5 hektar alanın parçalı
olabileceği de kabul edildiğinden, parsel bazında (kişiye
özel) değişiklik yapılabilmesinin yolu açılacaktır.
“KAMU YARARI”NA BY-PASS
3194 sayılı yasa, plan değişikliklerinde kamu yararını
zorunlu kılarken yeni düzenlemede bu kavrama yer
verilmemiştir. Bu durum yandaşlar için yeni rantlar anlamına
gelirken, karşıtlar için tüm varlıklarına el koyulması,
yaşadığı yerden, dostlarından uzaklaştırılması, sürgün
edilmesi anlamını taşıyabilecektir. Bu madde uygunarak
siyasi coğrafya istenildiği gibi tasarlanabilecek, siyasi,
etnik ve dinsel nedenli sürgünler gerçekleştirilebilecek,
görüşleri sevilmeyen karşıtların gayrimenkulleri yok
pahasına ellerinden alınabilecektir.
Paragraf metninde yer aldığı şekliyle, belediye
meclislerince alınacak “kentsel dönüşüm ve gelişim alanı”
tespiti 3194 sayılı yasada tanımlanmış bir plan kararı
değildir. Dolayısıyla bu kararın ilan ve kesinleşme süreci
3194 sayılı İmar Kanununun “Planların hazırlanması ve
yürürlüğe konması” başlıklı 8. maddesinde tanımlanmış
usulden farklı olarak, herhangi bir belediye meclisi
kararının ilan ve kesinleşmesine ilişkin usullere göre
yapılacaktır.
Bu basit bir prosedür değişikliği değildir. 3194 sayılı İmar
Kanununun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konması”
başlıklı 8. maddesinde planların ilan ve kesinleşme
prosedürü; “İmar Planları, Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar
Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre
düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye
sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar
planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır.
Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar
onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit
edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir
aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir.
Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen
itirazlar ve planları belediye meclisi on beş gün içinde
inceleyerek kesin karara bağlar,” şeklinde düzenlenmişken,
5393 sayılı Belediye Kanununun Meclis kararlarının
kesinleşmesi başlıklı 23. maddesinde Belediye Meclis
kararlarının ilan ve kesinleşme prosedürü; “ Belediye
başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını,
gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş gün
içinde meclise iade edebilir. Yeniden görüşülmesi
istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de
belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar
edilen kararlar kesinleşir. Belediye başkanı, meclisin
ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idarî
yargıya başvurabilir. Kararlar kesinleştiği tarihten
itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî
idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen
kararlar yürürlüğe girmez. Mülkî idare amiri hukuka aykırı
gördüğü kararlar aleyhine idarî yargıya başvurabilir.
Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde
uygun araçlarla halka duyurulur” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu değişiklikle vatandaşın kendi mülkü ile ilgili alınan
meclis kararlarından haberdar olması ve bu kararlara itirazı
büyük ölçüde engellenebilecektir. İdarenin her türlü eylem
ve işlemine karşı yargı yolunu açan Anayasanın 125. maddesi
hükmüne karşın teklifle, idarenin hukuk dışı uygulamalarına
karşı idari yargı yolu kapatılmaya çalışmaktadır.
İLÇE BELEDİYELERİ YETKİSİZ VE GELİRSİZ KILINIYOR
Teklifin 3 ve 4. fıkralarında; “Büyükşehir belediye ve
mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim
proje alanı ilan etmeye büyükşehir belediyeleri yetkilidir.
Büyükşehir belediye meclisince uygun görülmesi halinde ilçe
belediyeleri kendi sınırları içinde kentsel dönüşüm ve
gelişim projesi uygulayabilir.
Büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm
ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı,
parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni
ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3194 sayılı İmar Kanununda
belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir
belediyeleri yetkilidir” denilmekte, ilçe belediyelerin
planlama ve imar uygulamaları konusundaki tüm yetkileri ve
bu kapsamda verdikleri hizmetlere bağlı olarak elde
ettikleri tüm gelirlerin ellerinden alınması
amaçlanmaktadır.
Teklifin 5. fıkrası proje alanında bulunan özel şahıslara
ait gayrimenkullerin kamulaştırılmasında, mutad yolların
dışına çıkılarak Bakanlar kuruluna ait yetkilerin belediye
ve büyükşehir belediyelerine verilmesine ilişkin hükümleri
içermektedir. Tapu güvencesini ve mülkiyet hakkını bütünüyle
ortadan kaldırmayı amaçlayan madde metni;
“Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarında bulunan
yapıların boşaltılması, yıkımı ve kamulaştırılmasında
anlaşma yolu esastır. Kentsel dönüşüm ve gelişim projesi
kapsamında bulunan gayrimenkul sahipleri ve belediyeler
tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle
görüşülür ve karara bağlanır. Kentsel dönüşüm ve gelişim
proje alanlarında, 4.11.1983 tarih ve 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanununun 27. maddesine göre verilecek
kamulaştırmanın aceleliği kararı belediye meclisi ve
büyükşehir belediye meclisi tarafından verilir” şeklinde
düzenlenmiştir. Maddeyle ne getirilip nelerin götürüldüğünü
daha iyi anlamak için 2942 sayılı kanunun “Acele
Kamulaştırma” başlıklı 27. madde metnine göz atmakta yarar
bulunmaktadır.
“Madde 27 – 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti
Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya
aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya
özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan
taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri
dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili
idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz
malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde
uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri,
idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre
yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak
o taşınmaz mala el konulabilir.”
Sadece ulusal güvenliğe ilişkin konular ile olağanüstü
durumlarda uygulanması öngörülen ve bu nedenle yetkiyi
Bakanlar Kuruluna veren bu istisnai madde, yapılmak
istenilen düzenleme ile belediye ve mücavir alan sınırları
içerisinde yapılacak tüm kamulaştırmalarda kullanılacak
genel bir hüküm haline dönüştürülmekte, vatandaşın itiraz
imkanları neredeyse bütünüyle ortadan kaldırılmakta, tapu
delinmekte, değersiz bir kağıt haline dönüştürülmektedir.
Teklif yasalaştığında, vatandaşın kamulaştırma kararına ve
bu karara bağlı olarak takdir edilen bedellere itirazı
fiilen ortadan kaldırılacaktır.
ASKERİYEYE AİT ALANLARA EL KONULABİLECEK
Teklifin 6. fıkrası, Kentsel dönüşüm ve gelişim proje
alanlarında bulunan eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya
ait tüm gayrimenkullerin harca esas değerler üzerinden
belediyelere devrini düzenlemektedir.
“Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanları içinde yer alan
eğitim ve sağlık alanları hariç kamuya ait gayrimenkuller
harca esas değer üzerinden belediyelere devredilir. Kentsel
dönüşüm ve gelişim proje alanlarında yıkılarak yeniden
yapılacak münferit yapılarda ilgili vergi, resim ve
harçların dörtte biri alınır” şeklinde düzenlenmiş olan
madde ile; askeri tesisler, mezarlıklar, belediye ve mücavir
alan sınırları içerisindeki doğal, tarihi ve arkeolojik
alanlar ile Anıtkabir dahi belediye meclislerince “kentsel
dönüşüm ve gelişim proje alanı” olarak ilan edilebilir.
Kentsel dönüşümün uygulanacağı alanların tespitinde
belediyelere sınırsız yetkiler tanınmasının ardından, böyle
bir düzenlemenin gelmesi, okul ve hastahane dışındaki, gerek
devletin mülkiyetinde bulunan (Hazine adına kayıtlı) yerler
(kamu hizmeti alanları dahil) ve gerekse devletin hüküm ve
tasarrufu altında bulunan (mera, yaylak, kışlak, harman
yeri, yol ve en önemlisi ormanlar) belediyenin mülkiyetine
geçmekte ve tescil harici olan bu alanlar belediye tüzel
kişiliği adına tapuya tescil edilmektedir.
Doğrudan milli güvenliği ilgilendiren askeri tesis ve
alanlarla, doğal, kültürel ve arkeolojik alanların ve hatta
Anıtkabirin geleceğinin nitelikleri ve bu güne kadarki
uygulamaları herkesçe bilinen belediye meclislerinin
kararına terk edilmesi şüphesiz ki çok yanlıştır.
Yedinci fıkrada yer alan düzenleme, gecekonduları
ilgilendirmektedir. 2981 sayılı yasa, bu yasadan yararlanan
gecekondu ve kaçak yapıların sahiplerine, yasanın 9.
maddesinde tanımlanan koşullarda 400 m2‘yi geçmemek
koşuluyla işgal ettikleri arsanın (bazı istisnai durumlar
dışında ve hazırlanacak Islah İmar Planlarına uygun olarak)
tahsisini emretmektedir. 5393 sayılı yasanın 73. maddesine
göre yapılacak uygulamalarla halen yürürlükte olan 2981
sayılı yasa ile kazanılmış hakların ortadan kaldırılması
mümkün değildir.
Bu durum belediyelerce halihazırda uygulanmakta olan kentsel
dönüşüm uygulamalarının birçoğunu yasal dayanaktan yoksun
bırakmaktadır. Teklif, 2981 sayılı yasayı yürürlükten
kaldıramamakta (bu bir af yasasıdır), laf kalabalığı ile
durumu sulandırmaya, 2981 sayılı yasaya göre hak sahibi olan
yurttaşların durumunu tartışılır hale getirmeye çalışmakta,
tehditlere kulak asmayan vatandaşları, kentin günümüzde
değerli hale gelmiş bu alanlarından, kentin dışındaki daha
değersiz yerlerde yapılacak konutlara sürmekle tehdit
etmektedir.
Belediyeler dünyanın en büyük müteahhidi oluyor
Sekizinci fıkrada yer alan düzenleme ile belediyeler
Türkiye'nin (belki de Dünyanın) en büyük müteahhidi haline
getirilmek istenmektedir. Bu düzenleme ile evi başına
yıkılarak sokağa atılan vatandaş, kendi malını belediyenin
belirlediği fiyattan, belediyeden tekrar satın almak zorunda
bırakılacak, içinde yaşayacağı evin tasarımı, büyüklüğü,
kalitesi, mutfağı, banyosu, tuvaletinin alaturka mı yoksa
alafranga mı olacağı hakkında dahi söz söyleme hakkı
bulunmayacak, inşaatı yapacak kişiyi seçme hakkı elinden
alınacaktır.
Yapılamak istenilen bu düzenlemeyle vatandaş, Ankara'da
Melih GÖKÇEK’in, İstanbul'da Kadir TOPBAŞ’ın ve onların
müteahhitlerinin dünya görüşü, zevki ve insafına uygun
yapılacak binalarda, çok yüksek bedeller ödeyerek oturmak
zorunda kalabilecektir.
Anılan fıkra; “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen
yerlerde belediyelere ait gayrimenkuller ile belediyelerin
anlaşma sağladığı veya kamulaştırdıkları gayrimenkuller
üzerindeki inşaatların tamamı belediyeler tarafından yapılır
veya yaptırılır. Belediye ile anlaşma yapmayan veya
belediyece kamulaştırılmasına gerek duyulmayan gayrimenkul
sahiplerinden proje alanında kendilerine 3194 sayılı Kanunun
18 inci maddesine göre ayrı ada ve parselde imar hakkı
verilmemiş olanlar kamulaştırmasız el atma davası
açabilirler” “şeklinde düzenlenmiştir.
Bu fıkra ile getirilmek istenen hükümler yüzünden, Ankara'da
Melih GÖKÇEK, İstanbul’da Kadir TOPBAŞ’ın hoşuna gitmeyen
müteahhitlerin iş alması mümkün olamayacak, inşaat
yapabilmek için bu kişilere “yakın” olmak gerekecektir. Bu
durumun siyasi ve ekonomik çıkarcılığın yaygınlaşmasına
katkıda bulunacağı açıktır.
Neredeyse kentteki tüm inşaatları yapma yaptırma konusunda
tekel haline gelecek belediyelere, konut yapım maliyetleri
ve satış fiyatlarını belirleme konusunda hiçbir kısıtlama ve
denetim öngörülmemektedir. Belediye ve muhtemelen belediye
yönetimine “yakın” müteahhit, hiçbir rekabetin olmadığı
ortamda maliyetleri istediği gibi şişirip, satış fiyatlarını
istediği düzeyde belirleyebilecektir. Maliyetler üzerinde
yapılmak istenen denetimlerin “ticari sır” kavramı öne
sürülerek engellenmesi büyük bir olasılık olarak ortadadır.
VATANDAŞIN KENDİ MALINI İPOTEK GÖSTERMESİ ORTADAN KALKIYOR
Teklif metnindeki “Belediyelere ait inşaat proje giderleri
belediyeler tarafından karşılanır” lafı bizleri
yanıltmamalıdır. Kastedilen kamu kullanımına tahsis edilmiş
olan belediye hizmet binaları, tahsilat ofisi, vb.
kullanımlardır ve bu bedelin uygulama yani inşaat
giderlerini kapsayıp kapsamadığı da belli değildir. Bu durum
peki vergiler niçin toplanıyor sorusunu akla getirmekte,
vergi almanın meşruluğu tartışmalı hale gelmektedir.
Madde metninin 10, 11, 12, 13. fıkraları bütünüyle
vatandaşın mülkiyet hakkının fiilen elinden alınmasına
ilişkin hükümler içermektedir.
“Dönüşüm alanı sınırı kesinleştiği tarihte, bu sınırlar
içindeki gayrimenkullerin tapu kütüğünün beyanlar hanesine
kaydedilmek üzere tapu sicil müdürlüğüne, paftasında
gösterilmek üzere kadastro müdürlüğüne bildirilir. Söz
konusu gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler
belediyeye bildirilir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde;
ifraz, tevhid, sınırlı ayni hak tesisi ve terkini, cins
değişikliği ve yapı ruhsatı verilmesine ilişkin işlemler
belediyenin izni ile yapılır. Bu yerlerde devam eden
inşaatlardan projeye uygunluğu belediye tarafından kabul
edilenler dışındaki diğer inşaatlar beş yıl süreyle
durdurulur. Bu sürenin sonunda durdurma kararının devam edip
etmeyeceğine belediye tarafından karar verilir. Toplam
durdurma süresi on yılı geçemez.
Belediye kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini
gerçekleştirmek amacıyla; imar uygulaması yapmaya, imar
uygulaması yapılan alanlardaki taşınmazların değerlerini
tespit etmeye ve bu değerler üzerinden hak sahiplerine
dağıtım yapmaya veya hasılat paylaşımını esas alan
uygulamalar yapmaya yetkilidir.
Kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulanması
sırasında, tapu kayıtlarında mülkiyet hanesi açık olan veya
ayni hakları davalı olan taşınmazlar doğrudan
kamulaştırılarak bedelleri mahkemece tayin edilen bankaya
belli olacak hak sahipleri adına bloke edilir. Belediye
kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin uygulama alanında
bulunan taşınmazların kamulaştırılması sırasında veraset
ilamı çıkarmaya veya tapudaki kayıt malikine göre işlem
yapmaya yetkilidir” şeklinde düzenlenen bu paragraflarda yer
alan hükümler yasalaştığı takdirde kentsel dönüşüm ve
gelişim alanı ilan edilen alanda gayrimenkulü bulunan
vatandaş, herhangi bir nedenle bankadan kredi almak istese
ve bu işlem nedeniyle gayrimenkulü üzerine ipotek koydurmak
istese dahi bu işlemi yapabilmek için belediye yönetimini
ikna etmek, izin almak zorunda kalacaktır.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilen yerlerde
özellikle “sınırlı ayni hak tesisi ve terkininin”
belediyelerin iznine tabi tutulması, yani ( intifa, sükuna,
üst hakkı, kaynak hakkı ve geçit hakkı gibi irtifak
haklarının ) tesis veya terkininde belediyenin muvafakatinin
aranması, doğrudan mülkiyet hakkına getirilen bir
kısıtlamadır.
Yasalara ve yürürlükteki planlara göre inşaat ruhsatı alıp
inşaata başlayan vatandaş, gayrimenkulünün bulunduğu alan
belediye meclisi tarafından “Kentsel dönüşüm ve gelişim
proje alanı olarak ilan edildiği anda, binası %99 oranında
tamamlanmış olsa dahi, yaptığı konut eğer belediye
başkanının “hayalindeki” projeye uymuyorsa, inşaatı 5 yıl
süreyle durdurulabilecek, bu süre istenilirse on yıla kadar
uzatılabilecektir. Bu durumda vatandaş emlak vergisi ödemeye
devam edecek, beş veya on yıl içerisinde kullanılmadığı için
eskiyen yapısı için belediyenin tek taraflı ve bizce keyfi
olarak belirleyeceği değerlere razı olaya mecbur
bırakılacak, yapmış olduğun harcamaların gerçek miktarının,
geçen süre içerisinde malını kullanamamaktan dolayı karşı
karşıya kalacağı, kira geliri ve benzeri kayıplarının
tazminini isteyemeyecektir. Bu anlayışı çağdaş hukuk devleti
normları içerisinde görmek mümkün değildir.
Madde metni içinde yer verilmiş bulunan; “Söz konusu
gayrimenkullerin kaydında meydana gelen değişiklikler
belediyeye bildirilir” hükmü ile taşınmazla ilgili tapu
kütüğünün beyanlar hanesine böyle bir belirtmenin yapılması,
taşınmaz sahibinin taşınmazı üzerindeki tasarruf haklarını
daha bu aşamada kısıtlamaktadır.
Mülkiyet hakkı, Anayasanın “Kişinin Hakları ve Ödevleri” ni
içeren ikinci bölümünde yer almaktadır. Bu bölümde mülkiyet
hakkının tanımı yapılmamış olmakla birlikte, 35. maddede
mülkiyet hakkına ilişkin olarak: “Herkes mülkiyet ve miras
hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla
kanunla sınırlandırılabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması
toplum yararına aykırı olamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
Mülkiyet hakkının tanımı Medeni Kanunda yapılmamış ancak,
unsurları Kanunun 683. maddesinde şu şekilde sıralanmıştır:
“Bir şeye malik kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o
şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve
tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız
olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası
açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de
dava edebilir”
Mülkiyet hakkına ilişkin olarak Anayasada ve Medeni Kanunda
yer alan düzenlemelerden; mülkiyet hakkının kişiye,
başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu
sınırlamalara uymak koşulu ile sahip olduğu şeyi dilediği
gibi kullanma, yararlanma ve her türlü tasarrufta bulunma
olanağı tanıyan mutlak bir hak olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa ve Medeni Kanunla mülkiyet hakkı sahibine tanınan bu
olanakların kanunla ve kamu yararı amacıyla
sınırlandırılabileceğine Anayasanın 35. maddesinde işaret
edilmiş, Anayasanın 46. maddesinin 1. fıkrasında ise “Devlet
ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde
karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette
bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla
gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar
üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir” demek
suretiyle, “mülkiyet güvencesi” temel kuralının istisnai
durumu olarak malikin rızasına bakılmaksızın mülkiyet
hakkına nasıl el konulabileceğini göstermiştir.
Bu kuralın temel gerekçesi, kamu yararının, gerçek kişilerin
ve özel hukuk tüzel kişilerin yararına hukuk devletinin
gereği olarak üstün tutulması ve bu yapılırken de mülkiyet
hakkının gasp edilmemesi, karşılıklarının peşin olarak
ödenmesidir.
Her şeyden önce, mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamalarda
kamu yararının bulunması Anayasal bir zorunluluktur. Bu
sınırlama ister mülkiyet hakkına el konulması, ister sınırlı
ayni hak tesisi, isterse mülkiyet hakkının kullanılmasına
getirilecek diğer kısıtlamalar şeklinde olsun.
TASARI BÜTÜNÜYLE ANAYASA’YA AYKIRI
Tasarı kapsamında bulunan, devlet’in ve diğer kamu tüzel
kişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmazları bir yana
bırakırsak, gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri
adına kayıtlı taşınmazların önemli bir bölümü “el koyma”
şeklinde dönüşüm alanı kapsamına alınmaktadır.
İdarenin, mülkiyet hakkına el koyması işleminde kamu yararı
bulunsa bile, bunu Anayasanın 46. maddesine göre
Kamulaştırma veya 47. maddesinde tanımlandığı biçimiyle
Devletleştirme şeklinde yapması gerekmektedir. Zira,
Kamulaştırma ve Devletleştirme dışında farklı el koyma
yöntemleri açıkça Anayasanın 6. maddesinin 3. fıkrasında
öngörülen, “… hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan
almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz.” ilkesine aykırılık
teşkil edecektir.
Ayrıca, İdarenin kişinin mülkiyet hakkına el koyabilmesi
için mutlak surette bulunması gerekli olan “kamu yararının”
Anayasal (madde:35.46) bir zorunluluk olduğunu belirtmiştik.
Yasa koyucu tarafından, mülkiyet hakkına getirilecek
sınırlamada, “kamu yararı” varlığının tartışmasız kabul
edilmesi ve keyfi kamu yararları yaratılmaması
gerekmektedir. Aksi takdirde, Anayasada “temel hak” olarak
kabul edilen mülkiyet hakkına getirilecek kısıtlamada, kamu
yararının varlığı tartışma konusu olursa, bu da Anayasanın
13. maddesinde yer alan “Temel hak ve hürriyetlerle ilgili
genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzenine aykırı
olamaz…” ilkesine aykırılık teşkil edecektir.
Bu nedenle, tasarı ile mülkiyet hakkına getirilecek
sınırlamalarda mutlak surette “kamu yararı” nın tartışmasız
bulunması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa ve Medeni Kanunun mülkiyet hakkı
sahibine tanıdığı aktif yetkilerin (Kullanma, yararlanma,
her türlü tasarrufta bulunabilme) tasarı ile yukarıda
belirttiğimiz şekilde kullanılmasının yanı sıra, yine
mülkiyet hakkı sahibine yasalarla tanınan (M.K. 683. Mad.)
koruyucu yetkilerde (mülkiyet hakkı sahibi, malını haksız
olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası
açabileceği gibi her türlü el atmanın önlenmesini de dava
edebilmektedir.) doğrudan veya dolaylı olarak
engellenmiştir.
Yasa teklifinin geçici maddesi, bu kanun yürürlüğe girmeden
önce başlatılmış olan kentsel dönüşüm uygulamalarıyla ilgili
olarak, bu uygulamayı yapan idareleri ve bu kararı alan ve
uygulayan yetkilileri yasal sorumluluktan kurtarmayı
amaçlamaktadır. Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüz bu
madde; “Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce yargı
mercilerine açılmış ve henüz kesin bir hükme bağlanmamış
davalarda bu kanun hükümleri uygulanır. Ancak bu kanunla
getirilen değişik hükümlerin uygulanması nedeniyle haksız
çıkan tarafa harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti
yükletilemez” şeklinde düzenlenmiştir.. Yasa dışı
uygulamalar yaparak vatandaşın malına el atan insanları
kurtarmayı amaçlayan bu maddeyi bırakınız evrensel hukuk
normları, en basit şekliyle hak ve adalet kavramlarıyla dahi
açıklamak mümkün değildir.
Ahmet Müfit BAYRAM
Şehir Plancısı
YAYED Gen. Baş. Yardımcısı
http://www.odatv.com/n.php?n=bu-teklif-yasalasirsa-anitkabir-de-tasinabilir-0906101200 |