|
“KÜRT AÇILIMI” AB
ÜYELİĞİMİZİ NİHAYETSİZ ASKIYA ALINMASI PROJESİDİR.
Türkiye’ye
“Demokratik” adı altında dayatmalar uygulayan AB, Kürt
açılımı adı altında son günlerde sahneye sürülen senaryo,
Türkiye’yi kaos’a sokma projesi olduğu her gün ortaya
çıkıyor.
Her gün Gazete ve
Tv’lerde boy gösteren açılım havarileri Kürtlerin
sözcülüğünü, hatta PKK’nın sözcülüğünü üstlenirken, ortaya
koydukları sahne, Türkiye vatandaşlarını dehşete düşürecek
öneriler ileri sürmekteler.
Bu iddialar
Türkiye’yi “Sevr” masasına oturtmak isteyenlerin hain
önerileridir. Son günlerde Bazı yerel gazeteciler, DTP
vekilleri, DTP üyeleri kendi açılımlarını anlatırken, Kandil
ve İmralı’nın sözcüğünü üstlenmektedirler.
İsteklerin ardı
arkası kesilmiyor, insanın kanını donduracak önerileri
rahatça ileri süren bu karanlık mahfillerin sözcüleri,
bölücü teröristlerle, Kahraman Türk askeri ve polisini
küstahça aynı kefeye koymaya yeltenerek, bir ateşkesten
bahsedebiliyorlar.
Kendilerini bir ordu, bir millet kefesine koyanlar, T.C.
devletimizin karşısına adeta bir devlet gibi çıkmaktadırlar.
Bu yutulur bir lokma değildir. Çok yakın tarihimizde çok
daha basit nedenlerden dolayı Ordu siyasete müdahale etmiş,
demokrasi askıya alınmıştı.
Biz asla darbe talep etmiyoruz, en güzel ve haklı darbe, en
kötü demokratik müdahaleden daha kötüdür. Birileri Askerin
sabrını deniyor, İstenen bir darbeden başka bir şey
değildir. Batıdan aldıkları emir ve telkinlerle Sözde
Türkiye’yi sallıyorlar, biz arkanızdayız, isteyin ne
isterseniz diye umut dağıtıyorlar.
Kullanılmaya müsait, Cahil bir toplum olan bölge halkı,
batının bu desteğini tarihi bir fırsat bilerek, Türkiye’yi
bölerek sözde bağımsız bir Kürdistan hayali ile yatıp
kalkıyorlar.
Görmüyorlar ki; Irak Kürtlerin eli ile bir savaşa
sürüklendi, Bir diktatör gitti, vahşi, katil ABD ve Batı
Irak’ı kana buladı. İki milyon insan öldü, her gün ölümlerin
arkası kesilmiyor.
Kürt devletine Çıkış yok, Kuzey ırak’ın “Musul” eyaleti
olarak Türkiye’ye bağlanması gibi uçuk senaryolar
üretiyorlar. Türkiye bu oyuna asla gelmeyecektir.
AB ile müzakereler
kabak tadı vermeye başladı, elinde oyalama kozu kalmayan
muhalif ülkeler çıkış yolu olarak Türkiye’de kalkışılacak
bir darbeye umut bağladılar.
PKK ve DTP bu oyunun figüranı, Kendilerine pompalanan
güvenle akıllara durgunluk isteklerle her gün bir yerlerden
boy gösteriyorlar.
Kendilerini mağdur, Türkiye Cumhuriyetini hukuku çiğneyen
olarak ilan eden bu menfur gurup, Söz aralarında Asker ve
Polislerimizin hukuksal haklarını da istemeye başladılar.
İstekler akıl ve izandan mahrum sapık fikirler.
- Türk hükümeti suçluluğunu kabul etsin, Kürtlerden özür
dilesin, Bunu takip eden istekle
- Ölen peşmergelere şehit muamelesi yapılsın, çocuklarına
maaş bağlansın, hayatı dağda geçenlere tazminat ve terör
mağduru maaşı bağlansın, devletçe iş verilsin,
- Cezaevlerindeki bütün Kürt kökenliler suçu ne olursa olsun
serbest bırakılsın, sabıka kayıtları silinsin.
- Kürt halkına karşı suç işleyenler asker, polis, sivil
mahkûm edilsin (Aftan Faydalanmasınlar)
- Özerk Kürt ordusu, bölge parlamentosu kurulsun.
Gibi sonu açık, akıllarına her geleni ilave ettikleri
isteklerini sıralayıp duruyorlar. Kürt meselesi Türkiye’nin
iç meselesi olmadığı iddiası ile Kurulacak komisyona ABD,
İngiltere, Fransa gibi ülkelerin katılmasını şart
istiyorlar.
Bu sapık iddiaları
ileri süren gazeteci ve politikacılar hangi kimlik ile bu
istekleri sıralıyorlar hala anlayabilmiş değilim. Politikacı
kimlikleri ile konuşanların partileri kapatılması gerekiyor,
Gazeteci kimliği ile konuşanların gazeteleri kapatılmaları
ve haklarında yasal işlemler başlatılmalı, Çünkü ileri
sürülen istekler ve kabul görmediği takdirde kan ile ölüm
ile tehdit eden kişiler ağır cezai işlem gerektiren suçlar
işlemektedirler.
Bunların niyeti
Türkiye’de bu hukuki gerekçelerle haklı olarak darbe
yapılsın,
Bu şekilde Türkiye’nin AB üyeliği belli olmayan
bir tarihe ertelensin.
Nato üyeliğimiz askıya alınsın, hatta Nato'dan çıkarılalım.
Bu şekilde Türkiye'ye yapılabilecek bir müdahaleye,
dışarıdan destekli iç savaşa seyirci kalabilecekler,
Yugoslavya'da uygulanan projeyi Nato ve AB üyeliklerimiz
nedeniyle hayata geçiremeyen mahfiller, Türkiye'nin Sevr
dayatması bir planla parçalanmasının önünü açmaya
çalışıyorlar.
Açılımın karşı tarafları Türkiye'de
yapılacak hiçbir referandumdan yeterli oyu alamayacaklarını
biliyorlar, bu nedenle amaçlarına Irakta olduğu gibi
emperyalist güçlerin yardakçılığına soyunarak ulaşmak
istiyorlar.
Kuzey Irak’ın Musul eyaleti olarak Türkiye’ye katılması veya
askeri darbe yapılması, hatta DTP’nin isteklerinin kabul
edilmesi, PKK ya Af verilmesi, Çocuk katilinin serbest
bırakılması, Hepsi Türkiye’ye kurulmuş tuzakların
uygulamasıdır.
Türkiye’nin yapacağı
en akılcı yol, demokratik açılımları sürdürmesi, evrensel
hukukun gereği, alt kimliklere konulan engellerin
kaldırılması, İnanç özgürlüğünün hiçbir sınırlamaya tabi
tutulmadan serbest bırakılarak, devletin din yönetimine bazı
mezhepler bazında katılması terk edilmeli.
Din ve devlet işlerinin kesinle ayrılması, Din işlerinin
sivil toplum örgütlerince yönetilmesinin hukuki
düzenlemesinin yapılarak, devlet din ilişkileri sadece
dernekler yasasındaki denetim ile sınırlı kalması.
Bütün alt kimliklerin kültürel ritüellerin serbest olduğu,
Başta dil olmak üzere her çeşit din misyonerliğinin yasal
hale getirilmesi, bu konuda devletin denetim uygulamasını
hassasiyetle yaparak dinler arası çatışmaların mutlaka
önlenmesi, vicdanlarda yaşanması gereken dini hayatımızda
hiçbir dayatmanın İslam dini açısından meşru olmadığı
gerçeğinin bilinmesinin sağlanması neticesinde Türkiye’de
özlenen kardeşlik ortamı sağlanacağına inanıyoruz.
150 yıldır Osmanlıya
ve Türkiye Cumhuriyetine dayatılan, Batı türü hayat nizamı
projeleri iflas etmiştir.
Bizim insanımıza Konçertoyu, vals’ı, şampanyayı- birayı,
baleyi bilmem neyi sevdiremediniz. Bırakın milletin
gönlündeki sevgiyi dilediğine yönelsin, İdareciler milletin
peşinden gitmeli, millete rağmen milletin önünü kesen yoluna
taş koyan bütün rejimler çökmüştür, çökmeye de devam
ettiğini görüyoruz.
Devlet yol
gösterici, alternatif sunucu olmalı, HER TÜRLÜ DAYATMA
FAŞİZAN UYGULAMALARDIR.
21.YY. Bütün faşizan-diktatör uygulamaların tarihe mal
olacağı yüzyıl olmasını diliyor, meşru özgürlüklerin
yaşanmasına dua ediyoruz.
------------------------------------------
Konu hakkında basından seçmeler:
Toptaş:
Barış Olmayacak!
Bunların silahını,
parasını, yatağını, haberleşmesini çatalını temin eden
devleti barış masasına oturtuyorsan barış olmayacak
demektir.
Kapanmaya karşı
açılım, savaşa karşı barış, yıkmaya karşı yapma, hor görüye
karşı hoşgörü, alçalmaya karşı yükselme, zillete karşı
izzet, kine karşı din, inkara karşı iman kelimelerinin
yanında yer almışız biz.
Dinimizin adı da
"Barış" anlamına gelen "İslam" dır. Sevgili Peygamberimiz,
dünyanın en bedevi, katı kalpli, paslı yürekli, asık
suratlı, yılandilli insanlarını yine dünyanın en medeni,
tatlı dilli, güler yüzlü, yumuşak kalpli insanları haline
getirirken İslam'ın emir ve yasaklarını uygulamıştır.
Musa aleyhisselam,
Firavun düzeninde yetişen ve kendisine iman eden insanların
eski tortularından arınmaları için çölde kırk yıl Tevrat
eğitiminden geçirmiş ve yeni nesillerle Kudüs'ü
fethetmiştir.
İnsanların
kaynaşmasını sağlayan, barış anlamına gelen "Selam"ın yasak
olduğu bir ülkede büyüyen bu neslin barıştan bal gibi tat
alabilmesi için eğitimin bu günden itibaren değiştirilip
kırk yıl sonrasına zemin hazırlamalı.
Sınıfta selam
verdiği için ceza alan öğretmenlerin veya memurların
sayısını çıkarsalar bir ordu olacak rakama ulaşır. Gönüller
arasında bağ olan selamın hala yasak olduğu bir ülkede
barıştan bahsetmek, başarısız olacağımızı ilan etmekten
başka bir şey değildir.
İmanımızın ve
kültürümüzün aslı esası olan Kur'an-ı Kerim'in hem Türk
çocuğuna hem Kürt çocuğuna kanunlarla yasak olduğu bir
ülkede barıştan bahsetmek kendimizi kandırmaktan başka bir
şey değildir. "Hepiniz Ademdensiniz, Adem de topraktandır"
diyen sevgili Peygamberimizin hadisi bize Rabbimizin Ali
Imran süresinin 59'uncu ayetini hatırlatıp üstünlük
yarışının ırkta değil iyilikte olmasını istediği halde
eğitimimiz "Adem'den değil maymundan geldik" dediği sürece
barıştan bahsetmek susuz adamın dilini pamukla ıslatmaktan
öteye gitmez.
Teröristin silahını
temin eden, cebine dolar koyan, kampını en modern iletişim
araçlarıyla donatan insanları barış masasına almak ve barış
saç ayağının biri kabul etmek bu barışın olamayacağını ilan
etmektir. Önümüzdeki Pazar günü yakınlarınızın hepsini
toplayınız ve kırk kişilik kafile halinde pikniğe gitmeyi
kararlaştırınız.
Ekmeğinizden
peçetenize kadar her şeyi almayı düşününüz. Bakalım her
şeyiyle mükemmel bir piknik olabilecek mi?
Paranız, arabanız,
ekmeğiniz ve her şeyiniz olduğu halde birçok eksiklik
olacak.
PKK tam kırk yıldır
dağda dört bin adamıyla yaşamaya devam ediyor.
Bunların silahını,
parasını, yatağını, haberleşmesini çatalını temin eden
devleti barış masasına oturtuyorsan barış olmayacak
demektir.
Başımızın belada
olmasını isteyen bu devletlerden barış beklemek, Şeytana
Cennet'in yolunu sormak gibi bir şey. Küsene barış elini
uzatacağız. Sırt dönene güler yüz göstereceğiz. Hakiki
dostlarımızı baş tacı ederken, bizden kaçanın elinden
tutacağız, dostluk bağlarımızı kuvvetlendireceğiz ve yanlış
yoldan geri çevireceğiz.
Kardeşlerimizden
bizi unutanı biz unutmayız. Yavrusunu kaybeden annenin
hasretiyle gelmesini bekleriz. Gelmesini değil, onu aramak
için şehir şehir dolaşırız. "İyiliğe karşı iyilik her
kişinin işidir, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işidir" der
hep iyilikler yapmaya, iyiliğin dayanağı olarak Kur'an'ı ve
tabiatı almaya gayret gösteririz.
"Afvı al, Ma'rufu
emret ve cahillerden yüz çevir." (A'raf 199) ayeti nazil
olunca sevgili Peygamberimiz sorar "Ya Cebrail bu nedir?
Cebrail, ayeti açıklar: "Allah sana haksızlık yapanları
afvetmeni, vermeyenlere vermeni, bağını koparanlara bağı
birleştirmeni emrediyor" diyerek ayeti tefsir eder. (Taberi
Tefsiri, A'raf 199 uncu ayetin tefsiri)
Bize haksızlık
edenlerin hakkını yemeyelim. Bizi saymayanı sayalım.
Kaypaklık yapanların kayıp gidip cehenneme düşmesini
engellemek için gerekirse para, şan, şöhret, şehvet, makam,
unvan, rütbe, kayağının önüne engel olarak kendimizi atalım.
Kızgın iken de,
sakin iken de doğru ve güzel sözden ayrılmayalım. Zenginken
de, fakirken de iktisatlı olalım. Bizim ölümümüze
sevinenleri değil bizi öldürenlerin bile Müslüman olmasını
istemeyi biz, Yasin süresinin 26-27 inci ayetlerinden
öğreniyoruz.
İman ettiği için
işkenceler altında öldürülen o Müslüman ölürken "Cennete
gir" sözünü duyunca "Keşke (şu beni işkence ile öldüren)
kavmim de Rabbimin beni afvettiğini ve beni ikram
edilenlerden kıldığını bilselerdi" dediğini ve
işkencecilerin bile Müslüman olmasını istediğini haber
verir.
"Açılım" konusunda
İçişleri Bakanlığı'ndan daha fazla Milli Eğitim
Bakanlığı'nın aktif olması ve bu Müslümanların tutkalı olan
İslamı devreye sokması gerekir. Bakınız 21 Ağustos Cuma günü
Hakkari'de seher vaktinde sahur yiyenlere Edirne'dekiler
hemen katılacaklar. Yetmiş milyon Müslüman, Türküyle,
Kürtüyle ve her ırktan insanıyla oruca kalkacaklar ve
birlikte bütün dünyanın peşinden koştuğu kan akıttığı
yiyecek ve içeceklerin yüzüne bile dönüp bakmayacaklar.
Rabbimizin bir tek
emri binlerce siyasinin, çıkarcının dağıttığını toplayacak.
Eeee, biz ne
istiyoruz?
Mahmut Toptaş /
Milli Gazete
|