Hasım hasımı ateşe atar, dost başta tutar
Geleneğimizi bozalım. Pazartesi günleri, finans piyasalarının işaret fişeklerini grafiklerle yorumluyorduk. Bu pazartesi, hafta sonunda dinlediğimiz ve izlediğimiz iki mali yorumu irdeleyelim. Alsancak'tan bindim dolmuşa. Radyo açıktı. Program sunucusu daldan dala geziyor, telefon ile bağlandığı uzmanlara sorular soruyordu. Sıra, büyük bir gazetedeki köşesinde finans konularını işleyen bir konuğu geldi.
Soru soran radyocu "Nasıl oluyor da bunca tansiyona rağmen Türk finans piyasaları sakin kalabiliyor" diye söze başladı. "Fesübhanallah" dedim içimden "Muhterem, piyasa sükunetinden rahatsız mı, ne!" Radyocu konuğuna sordu "Piyasa sükunetini siz nasıl okuyorsunuz?"
Konuk, tam "Türk ekonomisi eskisi gibi değil, güçlendi, istikrar kazandı" gibi sözler ediyordu ki, mikrofon sahibi atıldı "Sıcak para kaçar" deniyordu "Neden kaçmadı?" (Delinin zoruna bak, yabancılar kaçmadı diye üzgün sanki.)

DERSİNİ İYİ ÇALIŞMAMIŞ
Konuk yorumcu, besbelli dersini iyi çalışmamış "Yabancılar, Türk bankalarında döviz tevdiat hesaplarına (DTH) döndüler, gitmeyi değil, kalmayı yeğlediler" anlamına gelen bir şeyler mırıldandı.
Ben yanlarında olsaydım, sorardım: "Sayın yorumcu, sıcak para neden ve nasıl gelir?" Hemen eklerdim. "Yen veya başka bir parayla borçlandığı tutarı Türkiye'ye getiriyor, devlet kağıdı alıyor, tatlı faizi geri götürürken, Liranın istikrarı nedeniyle cebine kkalıyor, değil mi? Yani 'carry trade' değil mi? Peki Türk bankaları DTH'na ne faiz veriyorlar? O faiz, faiz arbitrajı yapmaya yeter mi?
Haaa, bir de şunu eklerdim "Dostum, bankalardaki DTH olarak verdiğiniz rakamlar 'Türkiye'deki yerleşiklerin' döviz mevduatları değil mi?"
TC Merkez Bankası WEB sayfasına bakmak yeterli.
Neyse, bu ayaküstü yorum farkı. Asıl şaşırdığım TV yorumu cuma gecesi geldi. Saygın bir bilim adamı "Türkiye'den her yıl 50 milyar dolar faiz, yıllardır yurtdışına kaçıyor" dedi, tümcesini döndü
bir kez daha vurguladı ve bunun üstüne ne kuramlar inşa etti, ne kuramlar. (Ukalalığımı bağışlayın kuram, teori, nazariye demektir.)

Hoca'nın ciğer öyküsü
Aklıma Nasrettin Hoca'nın "ciğer" öyküsü geldi. "Hanım, bu kediyse ciğer nerede, ciğerse, kedi nerede?"
Ne demek mi istiyorum? İşte buyurun Türklerin (kamu ve özel kesim tama dahil) dış borçlarının yedi yıllık seyri:
Tarih / Toplam dış borç
(Milyon ABD Doları)
31 Aralık 2000 118.503
31 Aralık 2001 113.593
31 Aralık 2002 129.701
31 Aralık 2003 144.260
31 Aralık 2004 160.789
31 Aralık 2005 168.808
31 Aralık 2006 206.471
Kaynak: T.C. Merkez Bankası
Cümle alem bilir ki, dış borçlar "LIBOR artı" olarak fiyatlandırılır. Türk borçlanıcılarının ödediği yabancı para döviz kredisi faiz oranı LIBOR + 2.5'u geçmez. Hadi buyurun, bu da, bir yıl vadeli Londra Bankalararası Kredi Faiz Oranı'nın (LIBOR) on yıllık seyri:

2006'yı alsak bile, LIBOR + 3 desek yüzde 8 gibi bir rakam buluruz.
Hiç olmazsa son beş yılın dış borç ve LIBOR ortalamalarını alarak faizlendirmek gerek değil mi? Öyleyse buradan fazla bir şey çıkmıyor.
Hoca, belki "iç kamu borcunu" kastetti. Bir de ona bakalım.
Tarih / İç borç stoku
(MİLYAR YTL)
31 Aralık 2001 122.2
31 Aralık 2002 149.9
31 Aralık 2003 194.4
31 Aralık 2004 224.5
31 Aralık 2005 244.8
31 Aralık 2006 251.5
Kaynak: Merkez Bankası

Geçen yıl bono / tahvil faizi yüzde 13'e kadar gerilemişti. Mayıs-Haziran 2006 dalgalanmasında,
faizler yüzde 23'e kadar fırladı. Sonra yüzde 20'de karar kıldı. Yukarıdaki kamu iç borç stok rakamlarının sonuncusunu alsak, bunun en fazla yüzde 60-70'i yabancı yatırımcılarda olduğunu bilerek hesap yapsak. Lirayı dolara çevirsek. Faizi de (13+23) 2 = % 18 olarak dikkate alsak, yine 50 milyar doların yarısına ulaşamıyoruz.
Hoca "Hem iç borç, hem dış borç, hem özel kesim, hem kamu kesimini, hepsini birden aldım hesaba" derse, eh verdiği rakamın ancak yarısını tutturabiliyoruz.

Önemli olan sorular
Aslında bu rakamlar çok da önemli değil. Önemli olan sorular şunlar:
* Neden borçlanıyoruz?
* Faizsiz borç olur mu?
Borçlanalım, ama yabancılara borçlanmayalım. Baş üstüne de, iç tasarruflar bunu karşılamaya yetiyor mu?
Efendim, "Kamu, ayağını yorganına göre uzatsın, para yoksa yatırım yapmasın, maaş falan ödemesin" diyorsanız, ona bir lafım yok!
Haaaa, bir parti programlarında okuduğum gibi "Zenginden alacağız, yoksula vereceğiz" diyorsanız, Allah yolunuzu açık etsin. Ama unutmayın bunu en çok deneyenlerden biri Arjantin'de Peron idi. Ülkesini dünyanın en büyük beş ekonomisinden nerelere getirdi? Şimdilerde de Latin Amerika'nın tek petrol ihraç eden ülkesi Venezüella'nın 'Peron'cu Başkanı Hugo Chavez'in ülkesini getirdiği yere bir bakın. Önümüzdeki günlerde Venezüella bankalarının devletleştirildiğini gazetelerden okuyacaksınız.
"N'olmuş ki, biz de aynı şeyi yapacağız, bankaları bütün işletmeleri devletleştireceğiz" dediğinizi duyar gibiyim. Bu kez "Allah yollunuzu açık etsin" demiyorum, "Allah size akıl fikir versin" diyorum.

DUVAR SÖZÜ
Borçlu ölmez, benzi sararırmış...
TÜRK HALK DEYİŞİ
Halit Soydan soydanh@superonline.com