Bir tarikat Ehlinin Cemaate kabul edilme serüveni
On yıl sonra 1990 Nisanında ceza evinden tahliye oldum, Uzun yıllar makbul bir mürşide mürit olmak, O cemaat ile tanışmak, dayanışmak arzusu içindeydim.
Yavuz Sultan Selim Camiinde Mahmut Ustaosmanoğlu hoca efendinin Pazar sohbetlerine gidiyorum.
Süleymaniye camiinde Fetullah Gülenin sohbetine devam ediyorum
İskenderpaşa camiinde Esat Coşan hocanın sohbetlerine katılıyorum
Balatta dergâhı bulunan Kadiri cemaati ile zikir ve sohbete katılıyorum
Yavuzselimde Adıyaman Menzil cemaati ile diyalog kuruyorum
Bir mürşit, Bir cemaat ararken aşırı dikkat ediyor, İnce eliyor Sık dokumaya çalışıyorum.
HEPSİNİ BİR BİR ELİYORUM
--Önce Mahmut Ustaosmanoğlu hocayı eledim, Bir sohbette Hoca;(Uhud okçularının ganimete koşması sonucu tepede yerini terk etmeyen sekiz sahabeye saldıran müşrikler onları öldürdü) şeklinde beyan bulununca “Bu Mürşit değil” sıradan bir hoca dedim.
Nedeni bu ayet. "Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilâkis onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz. (Bakara Suresi 154. Ayet)
*************************
--Süleymaniye camiindeki Fetullah Gülenin sohbetlerinde cami içinde ve çevresine 35 kapalı devre TV. Yerleştiriliyor, Cami içi dışı bahçeler gençlerle doluyor, Öğlen namazına bir saat kala abdest tazeleme molası veriliyor, Cemaat abdest tazeliyor, Öğleni kılıyoruz ama Sohbette tıka basa dolu olan cami, namazda %50 boş kalıyor.
Dedim ki; Bu hoca keramet sahibi değil, Daha müritlerine namaz kıldıramıyor dedim F. Güleni takipten vaz geçtim.
***********************
--İskenderpaşa sohbetlerine gidiyorum Esat Coşan hocanın yüz ifadesi kara bir ten, Kalın ve gözleri kapatan kaşlar ve çok sert bakışları var.
Bir mürşit bu kadar sert mizaçlı olamaz dedim kendisini takipten vaz geçtim.
(Hâlbuki Merhum hoca efendi aslında bembeyaz tenli Çok kibar birisi imiş)
********************
--Kadiri cemaati ile diyaloğum kısa sürdü, Sebebi çok yüksek sesle zikir etmeleri, göğüslerini yumruklamaları bana mübalağa geldi.
Gerekçem: İsra 110 ayeti:….. Namazında da sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
*********************
--Fatih Fethiye’de Adıyaman Menzil cemaati Sultan dergâhına gidiyorum, Fatih Vekili AU arkadaşım.
Dergâhta acayip sigara içiyorlar, Adeta göz gözü görmüyor, Üstelik zikre gelenlerin çoğu 10-15 yaşlarında, Vekil Ali’ye “Sigara zararlı, çocuklar da mağdur oluyor ikazıma “Seyda Hz. de içiyor, bizde yasak yok, Gerçekten zararlı olsa Gavs hazretleri içmez” diyordu. Bu nedenle onları da terk ettim.
Bir Not: (2 Yıl sonra bir yolculuğumuzda yolumuz Afyon’dan geçiyordu, arkadaşlardan biri Menzile bağlıydı, Seyda hz. Dergâhı yolumuzun üstündeydi, dergâha uğradık çok kalabalık, arkadaşlar abdest tazelemeye gitti, Abdestim olduğu için ben doğrudan mescide girmek için sıraya girdim. İçeri girdiğimde Seyda ve Abdulbaki hocalar bahçenin ortasında oluşturulan alanda oturuyor, Gelen cemaat onların önünde saf tutuyorlar, Bende 3. Safa girdim oturdum. Merakla etrafımı inceliyorum.
Cemaat elde tespih başları göğüslerinde zikir çekiyorlar. Bu ara boylu poslu 2 görevli cemaat içinde birilerinin kulağına bir şey söylüyor, kişi kalkıyor namazgâhtan dışarı çıkıyor.
Üç, Beş kişiyi çıkardılar ve sonunda bana geldiler (Birader sen 8 şartı yerine getirmemişsin mescitten çıkmalısın) diye ikazda bulundular. Ben ise, Bende İsmailağa camiinde Mahmut efendiden dersliyim (İki cemaatte Şahı Nakşibendi yolunda) diye uyarmama rağmen papağan gibi 3-5 defa “sen 8 şartı yerine getirmen lazım” diyerek üstelediler.
Çok utanmıştım, Çıkmıyorum dedim, Seyda ve Abdulbaki hocalar her şeyi görüyor, Benim itirazımı duyuyor hiç müdahale etmiyorlar.
Israrla kalkmadığımı gören Seyda Hz. Galiba işaret verdi, iki fedai koltuk altından tutarak kaldırmak istediler, kalkmadım dizlerim üzerinden sürükleyerek bahçeden dışarı çıkardılar.
İstanbula döndüğümde tanıdığım Menzilcilere milleti neden namazdan dışarı atıyorlar diye sordum kimse cevap vermedi (Sonra öğrendim ki Şeyh Seydanın yüzüne bakmak haram ve yasak, Bende onları iyice inceleyince doğal olarak kovulduk. Bu konuda beni İslami gerekçeleri ile aydınlatan kimseyi bulamadım, akıl almaz saçmalıklar iddia edenler pekçok
*************************
Artık mürşit bulmaktan umudumu kestim rutin ibadetlerimi cemaatsiz, mürşitsiz olarak eda ediyorum.
Günlerden bir gün “Bakır ile Tenekeyi ayırt etmekten aciz Altına ayar vermeye kalkar” sözünü duyduğumda kendime geldim.
Ne biliyorum ki ömrü medreselerde talebe yetiştirmekle geçmiş kişilerin ilmini, ihlasını tartıyorum diye kendimi eleştirdim.
Artık tek yol kalmıştı İstihare etmeliydim, Bir Pazar günü akşamı usulüne uygun istihareye yattım ve şöyle bir rüya gördüm.
Balatta Anavatan partisi seçim bürosundayım, Parti üye formu bastırmıştım, parti yetkilisi kardeşim (Bunlar saman kâğıda basılacaktı, Böyle karışık olur mu diye) bana sitem edince, Oturdum masaya Üye defterlerinin sayfalarını ayırmaya başladım, Beyaz sayfaları kendi önüme alıyor saman kâğıt olanları kardeşimin önüne diziyorum.
Bu arada İslami tartışma yapıyoruz, Ne diyorsam kardeşim ve arkadaşları itiraz edip, kabul etmiyorlar.
Sonra; kalkın gidelim bu soruları Hz. Muhammed As. Soralım dedim.
Kardeşim ve iki arkadaşı beraber 2 katlı Ahşap bir konağa girdik.
Konağın giriş salonunda “hayat denir” Sağ tarafta kalınca bir minder üstünde Hz. Muhammed As. Oturuyor, karşısındaki benzer mindere ben oturuyorum. Arkadaşlar 2-3 metre arkada ayaktalar.
Ya Resulullah Bu konu böyle değil mi diye soruyorum, Resullah As. Evet, öyle diyerek daha açık şekilde konuyu aydınlatıyor. Bütün sorularımı onayladı ve şerh etti.
Soracak soru kalmayınca kendim için bir şeyler sorayım diye düşünüyorum, Önüme bakarak düşünürken – Kendimi sorayım, Bu kadar günahtan kurtulmak için en hayırlı amel nedir diye soracağım.
Başımı kaldırdığımda baktım ki Resulullah As. Ayağa kalkmış, Mahmut efendinin elinden tutarak kalktığı mindere oturttu ve Salon içinde yol varmış gibi yürüdü karanlıkta kayboldu.
Ben Mahmut Efendi ile karşı karşıya kaldım, Bir şey sormuyorum, kendime diyorum ki; Ben şimdi geçmiş günahlarıma ağlamam lazım, Mahmut efendide “Ben Abdullah’ı tanırım, O günahlarından pişmankâr hep ağlardı” diye düşünüyor ve hüngür hüngür ağlamaya başlıyorum Ve Uyandım.
Hemen rüyamı yazdım..
Mürşit olarak Rabbimin bana Mahmut Ustaosmanoğlu’nu layık gördüğünü düşündüm. Ders alabilmek için istihareye yatmak gerekiyor.
Kısa süre sonra gördüğüm istihare rüyam:
Köydeki evimizdeyim, Bir odada akşam namazı için tekbir alıyorum, Daha Fatiha’yı okurken ayaklarıma birisi sarılıyor.
O kadar sıkı sarılıyor ki ayaklarımı oynatamıyorum, iki ayak bileğime sarılanın ne olduğunu anlamak için eğildiğimde elime bir insan başı geldi, “Gözle görülmeyen "Cinlerden" bir kişiydi” Ağzı gözü elime geldi ağzını yırtmaya gözlerine parmağımı sokarak çıkarmaya çalıştım.
Bu ara Fatiha’yı yüksek sesle okuyorum, Ayetelkürsi’ye geçtiğimde ayak bileklerime sarılan kişi kayboldu ve ayaklarıma kan yürüdü karıncalandı. Uyandım.
Uyandığımda yataktan kalkmak istedim, Rüyamdaki karıncalanma devam ediyordu Bir müddet yere basıp ayağa kalkamadım.
Merhum şehidimiz Hızır Ali Muradoğlu Hoca Efendiye istiharemi anlattım, Kabul etti.
Birkaç gün sonra İsmailağa camiinde Mahmut efendinin huzuruna alındım (Tarikat el alma) Efendi hz. İle diz dize oturduk, Sağ avuçlarımız musafahada, alınlarımız birbirine değdiği halde bir müddet dua okudu Ve ilk tarikat dersini bu şekilde aldım. Yıl, Ocak 1992