DEVLET DİN İŞLERİNDEN ELİNİ ÇEKMELİ

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com

Her seçim olduğu gibi bu günde Aleviler + Cem evleri istismar konusu olmaya devam ediyor.

Din, Kültür ve İnançlar politik malzeme olarak kullanılırsa olacak olan budur.

Allah cc. Kuranda Diyanetten bahsetmez, Cemaatten bahseder.
Cemaat olun en takvanızı imam yapın, Görevleri ehline verin  anlayışı Müslümanlıkta esastır.

Devlet "Dine, Mezhebe, kavime, Irka" bakmadan, vatandaş olan herkese hizmet eder.

Bir devlet tek din, tek dil, tek mezhep, tek ırktan oluşuyorsa orada sorun yok.

Bizim gibi İnsanlık tarihinin merkezinde yaşayan, Her dinden meşrepten, mezhepten, kavimden, Irktan insanlardan oluşan bir mozaik ise devlet içinde İnançlar Anayasal özgürlükler olarak kabul edilir, kimse inancından, ırkından, kavminden dolayı kınanmaz, dışlanmaz, taltif edilmez, Övülmez.

Sivil toplum kuruluşları üzerinden (Devlet denetimi saklı kalarak) herkes cemaat olabilir, Cami, Cem evi, Kilise, Havra, Sinagog tesis edebilir, Bunların maddi giderlerini kendi cemaatleri içinde bir şekilde hallederler.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, Elinde TC Kimliği olan herkese eşit mesafede olmak zorundadır. Din hizmeti vermek zorunda değildir.

TC. Devleti diğer dinlere karşı koyduğu tavrı Sünni Müslümanlara da koymalıdır, Devlet memuru eliyle Sünni Müslümanlığı yönetmesi İslam adına kabul edilmeyeceği gibi, TC. Anayasası olarak ta kabul edilebilir bir karşılığı yoktur.

Bu anlamda TC. Devletinin resmi bir kurumu olarak Diyanet işleri Başkanlığı Anayasal bir kurum değildir, DİB'lığına ayrılan bütçe yasal değildir, Bu nedenle Müslümanlara da helal değildir.

Bu gün Cem evlerini Kültürel zenginlik adı altında Kültür bakanlığına bağlayıp, Dedelere ve meşrutasına maaş bağlayıp bu sorunu çözemezsiniz, Çünkü sırada diğer dinler var, Dinsizler var, İdeallerini din kabul eden farklı guruplar var, Devlet her kutsala eşit mesafede olmalı %100 dokunulmaz olmalıdır.

En doğrusu laik TC. Devleti bütün inanç kurumlarını kendi içlerinde özgür kabul etmeli, vatandaşların inançlarını, ibadetlerini yönetme uygulamasına son verilmelidir.

Aslında pek sesi çıkmayan Sünni Müslümanlık Diyanet işleri başkanlığı dayatmasını kabul etmiş, DİB personeli devletin sınırlarını kesin belirlediği bir “laik” memuriyet anlayışı ile Sözde Müslümanlara hizmet ediyor.

Hukuken de İslam adına da bu uygulama yanlıştır. Önce Allah cc. bu uygulamadan razı değildir, TC. Anayasasına göre DİB bütçesi yasal değildir.

Sünni Müslümanlar İlmine Ahlakına İrfanına saygı duydukları kişileri imam olarak görevlendiremiyor.
Zaten dini kurumlar makam değildir, İslam’da ibadet karşılığı maaş almak yoktur, Cemaate rağmen devlet yetkisi ile İmamet makamı işgal edilemez.

Konunun özü, TC. Devleti her mezhebe her dine karanfil dağıtmayı bırakacak, STK denetimi şartı ile İbadethaneleri cemaatin kendisine terk etmelidir.

Laik devlet Din imamlığı yapamaz.
Yahudi ve Hristiyanlarda olduğu gibi Müslümanlarda kendi içinde örgütlenecek, Öncelikle dileyen vatandaşların taleplerine göre Din eğitimi veren okullar kurabilmelidir. (mesela: İmam hatipler, ilahiyat fakülteleri sivil İslam İşleri Başkanlığına bağlanmalıdır)

Ülkemizde pek çok Hristiyan mezheplerine bağlı resmi, dini okulları Kolejler, var. Bu hak Lozan’da Yahudi ve Hristiyanlara tanındı, Müslüman Türklerin İslami hakları DİB içinde eritildi.

Müslümanların Mal-Mülkleri Vakıflar genel müdürlüğü ve Vakıfbank ukdesinde hazineye aktarılırken (Doğrudan Sünni Müslümanların hakkı olan bu kurumlar) dan Müslümanların faydalanması engellenmiş durumdadır.

En acısı İlami hizmet vermesi için atalarımızın vakfettiği taşınır Taşınmaz vakif mülkleri gelirleri, Bir faiz kurumu olan vakıfbank tarafından kullanılmaktadır. Allah bu durumu lanetlemekte kendine karşı savaş açmak şeklinde tanımlamaktadır. 

Azınlıklara verilen haklar Müslümanlara maalesef verilmemektedir.
Son olarak: Devlet din konusunda çifte standart uygulamalardan vaz geçmeli, her dini inancı kendi içinde özgür Anayasal denetim şartı ile STK olmasının önünü açmalıdır.