DÜNYANIN EN ÖNEMLİ FOTO MUHABİRLERİNDEN BİRİ

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com


Kendi başına yaşayan bir markaydı ve hemen her New Yorklu onu tanırdı. Çünkü yıllardan beri, hep bisikletinin üzerinde ve hep ayni kılıkta dolaşırdı. Bir mavi Fransız işçi ceketi, haki pantolon ve siyah tenis ayakkabısı..

Kendisi asla moda konusu değildi çünkü.. 

 

Gazeteciliğe benim başladığım yıllarda adam gibi maaş alınca, kendime hediye ettiğim 35 milimetrelik filmle çalışan basit, normal objektifli fotoğraf makinesinin ayni de boynuna asılı dururdu ki, anı yakaladığında hemen deklanşöre basabilsin..



Cunningham poz vererek çekilen resimlerden nefret ederdi.. Bu yüzden kırmızı halılara gitmezdi. İnsanlara "Şöyle bakın.. Gülümseyin, ışığa dönün" gibi anı öldüren uyarılar yapmazdı. Onların değil, kendi canının istediği yaşayan anı çekerdi çünkü..

Kişisel isteklerini kontrol edip, çok basit yaşamak, hayat tarzıydı. Sinemaya gitmezdi.

Televizyonu yoktu.



Her sabah ayni kafede, bir fincan kahve, sosis, peynir ve yumurtadan oluşan ve fiyatı bugün 3 doları geçmeyen kahvaltısını yapardı.

Yıllar yılı telif alarak çalıştı. Dünyanın en ünlü dergilerinin kadrolarına almak için yaptıkları inanılmaz teklifleri, hep geri çevirdi.

"Para en ucuz şeydir. En pahalı olan şey, serbestlik ve özgürlüktür." 



Son 30 yılında nerdeyse yerleştiği The New York Times onu kadrosuna almak istediğinde hep "Hayır" dedi. Sebebini de açıkladı..

"İnsanlar bir defa patronun oldular mı, sana ne yapman gerektiğini emredebilirler. Ben kimseye bu fırsatı vermem.."