HİDAYETE GİDEN YOLLAR, SAMİMİ TALEP ETMEKTEN GEÇER
Yasin 80 Ayeti ve Tekrar yaratılma gerçeği
Muhafazakar bir aile içinde büyümeme rağmen 1968 yılında moda olan sosyalistlik hastalığına düşerek tam anlamı ile inkar etmesem de bir kıyısından ateistlik taslamaya başlamıştım.
Her şeyi gözümle görmek, bilmek istiyor, görmediğim şeylere inanmak istemiyordum.
Çevremdeki yol (Yolsuzluk) gösteren ağabeylerim de böyle söylüyor, gidip te gelen var mı, Dindarlara baksana geneli sefil ve pis, becerisizliklerini rızkın Allahtan olduğuna bağlayarak miskinliklerinde ısrar ediyorlar gibi mevcut Müslümanların kanaatkar, israf etmeyen, çevresine yardım eden, akşama ekmeği olmayanların dahi son harçlıklarını Allah yolunda bir şekilde harcama gayretlerini düşüncesizlik ve cahillikle yorumlayan ateist veya determinist kişilerin baskılarına bir müddet teslim oldum.
Bu teslimiyet hiçbir zaman tam olmadı, gönlümün bir yerinde hep kuvvetli şüpheler vardı, Allah cc. adına ve Allah'ın yokluğu adına.
Bir zaman sonra 30 yaşıma geldiğimde gönlümü kemiren bu şüphelerin üzerine gitmeye karar verdim, yola ateistlerin Mutasyon, Adaptasyon, Tabii seleksiyon gibi nedenlere bağladığı hayatı anlamaya çalıştım. İlkokul mezunu olmama rağmen Fizik, Kimya, Biyoloji, Tıp, Astronomi, Psikoloji, Matematik, Sosyoloji gibi konularda Atomdan hücreye, Hücreden insana, Atomdan Dünyaya oradan galaksilere kadar modern ilmin ışığında hayatı, var olmayı nedenlerini araştırmaya başladım.
Bu araştırmalarıma çok dar imkanların olduğu ceza evinde başladım. Bu nedenle 1980-1990 yılları arasında on yılda 11 cezaevinin çoğunda kütüphanelerde çalıştım, ciltçilik mesleğini bilmekten bu konuda büyük destek aldım.
Bir taraftan cilt yaparak cezaevi kitaplığını muhafaza altına alırken diğer taraftan ilgimi çeken konularda araştırma yapıyor, onlarca harita-metod defteri dolduracak notlar alıyordum. amatörce her konuda makaleler yazıyordum. Bazen ateizme, bazen dinlere karşı reddiyeler kaleme alıyordum.
zaman zaman birkaç ay evvel yazdıklarıma döndüğümde pek çok yerde hata yaptığımı görüyor, tövbe ederek o makalemin yerine yeni düşüncemin doğrultusunda yeni bir makale yazıyordum.
Asla unutamadığım bir hata, Ferit Kam hocanın "Dini felsefi sohbetler" eserinin her sayfasına yazdığım şerhlerdir. bazen sayfa boşlukları yetmediğinden sayfa arasına yeni sayfa ilave ederek karşı fikirlerimi yazmıştım, iki yıl sonra aynı kitabı tekrar okuduğumda çok pişman olacağım yanlış fikirlerim olduğunu anladım.
Artık ateist değildim, herhalde determinist olmuştum, Allah'a ve yaratılışa inanıyor, fakat peygamber as. ve Kuran-ı kerim hakkında şüphelerim devam ediyordu.
Diğer dinleri Budizm,Taoizm, eski ve yeni ahit'e, kabaladan İncil'e ne bulduysam okuyor, çevremde sayıları çok olan pek çoğu yüksek okullarda birkaç sene okumuş solcularla tartışarak öğrendiklerimi test ediyordum.
Bu konudaki anılarım birkaç kitap olacak kadar çoktur.
Düşüncelerimdeki eksik parça kutsal kitapların vahy mantığını öğrenememiştim. gayri İslami düşüncenin iddiası peygamber as. Kur'an-ı Kerimi Yahudi ve Hıristiyan din adamlarından öğrendiği ve Kuranı yazdığı şeklindeki iddiaları vardır.
Bir şekilde Kur'an-ı Kerimin Allah kelamı olduğunu anlamam gerekiyordu bunu anlamak için kardeşim Kadri'den cezaevi kütüphanelerinde olmayan eserleri 1983 yılında istedim, araştırdıkça Allah'a olan inancım ve Allah inancının gerekliliği artarken Kur'an-ı Kerim konusunda içim içimi yiyordu.
Çok daraldığım, bunaldığım bir günde elime 1947 yılında yayınlanmış 8-10 sayfalık OKU dergisi geçti. Burada Dr. Halük Nurbaki Hocanın Yasin 80 ayetinin bir tefsirini okumam hayatımın tamamen değişmesine vesile oldu.
Hemen Elhamdülillah Kur'an-ı Kerimin Allah kelamı olduğuna iman ettim diyerek secdeye vardım, uzun uzun şükrederek sevinçten ağlamaya başladım.
Evet bulmuştum, Rabbim Kur'an-ı Kerimin insan kelamı olamayacağını ispat eden bir gerçeği anlamamı bana nasip etmişti. Elhamdulillah.
Çocukluğumdan beri her nesneyi yakanın Oksijen olduğunu bilirdim, ateşin yanması, maddelerin paslanması oksijenin marifetiydi ve bunu ağaçların ürettiğini de bilirdim.
Hepimiz ağaçların havayı temizlediğini, Çeşitli vesilelerle yakarak karbondioksit'e çevrilmesine sebep olduğumuz Oksijen, ağacın yaprağında Tekrar Oksijen olarak hayata geri döndüğünü biliriz. Buna Fotosentez diyoruz.
(Fotosentez'in ilmi açıklaması sayfanın sonundadır.)
Piyasalardaki mevcut meal ve tefsirlerde hala bu konuda bir düzenleme olmaması çok üzüldüğüm bir konudur. Günümüzde Yasin süresinde geçen bu olaya bir göz atalım:
Yeni Diyanet tefsirinden alınmıştır
Diyanet İşleri (Yeni) Yasin 76-83 Ayet Meali
76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.
77. İnsan, bizim, kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.
78. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: “Çürümüşlerken bu kemikleri kim diriltecek?”
79. De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”
80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.*
81. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.
82. Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.
83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah’ın şanı yücedir! Siz yalnız O’na döndürüleceksiniz.
(*) * Bu âyette, Arapların “marh” ve “afar” adını verdikleri iki cins ağacı yaş hâlde iken birbirine sürterek ateş yakmalarına işaret edilmektedir
Yeni olmasına rağmen diyanet ve diğer meal ve tefsir yazıcıları, ilmin ışığında Kuran-ı Kerimi tefsir etme çalışmasını gerçekleştirememiş olması çok acıdır.
Rahmetli Dr. Halük Nurbaki hocamız (Allah cc. Rahmet Eylesin) tarafından Yasin 80 ayetinin tefsiri:
Öncelikle bu ayetlerin Nüzul sebebine bakalım; Peygamberimiz bir mecliste, ölüp toprak olduktan sonra Allah'ın cc. bizleri tekrar yaratacağını vaaz ettiği sırada elinde çürümüş insan kemikleri olan Mekke'nin ileri gelenlerinden bir müşrik içeri girerek
-- Ya Muhammed senin Rabbin çürümüş bu kemiklerimi eski haline getirecek diyerek alay etmek ister.
Bu misal üzerine Allah cc. yukarıdaki ayetleri indirerek, bu müşriklere şöyle der. --- Biz sizleri yoktan yarattık, şimdi varsınız ve doğaya bizim kanunumuzla dağıldığınız,atomlarınıza ayrıldınız, sizi çürütüp dağıtan biz tekrar toplamaya kâdir değil miyiz, elbette ki kâdiriz ve biz her türlü yaratmayı hakkıyla bileniz diyerek birde misal veriyor.
(Yasin 80; Görmüyor musunuz biz size yeşil ağaçtan ateş yaktık, onu hep yakarsınız da hala eski halinize hasıl geleceğinizi bilemezsiniz) diyerek yeşil ağaçtan yaratılan ateşi, tekrar yaratılmaya misal olarak veriyor.
Yani: Her türlü ateş havadaki oksijenin yanmasıyla meydana gelir, oksijen olmayan ortamlarda yanma, paslanma, küflenme olmaz. Bildiğimiz biyolojik hayat olmaz.
Oksijen yanınca karbondioksit oluyor, bu madde yeşil ağacın yaprağında güneş ve suyun sentezlenmesi ile tekrar Oksijen haline dönüyor. Bir başka tabirle; Ölüp başka bir element olan Oksijen bir yaprağın minik bir hücresinin marifeti ile tekrar Oksijen olarak hayata dönüyor.
Van Helmont'un 17. yüzyılda, keşfettiği Fotosentezin 14 asır önce Kuran-ı Kerimde bu denli açık ve ilmi yazılmış olmasının bu ayetlerin asla insan kurgulaması ile değil, mutlaka hayatı yaratan büyük gücün kudretiyle olduğunu görüp iman ettim. (Elhamdulillah)
Biliyoruz ki tarihte atom bilinci günümüzden çok farklıydı, günümüzde sayıları 125 i geçen element keşifleri öncesinde tabiatı oluşturan nesnelerin "Toprak, Su, Ateş, Hava" atomlarından mürekkep olduğu sanılırdı. Modern fiziğin 16yy. temelleri atılmadan bin yıl evvel Kuran-ı Kerimde Foto sentezin açıklanmış olması Kuran-ı Kerimin Allah kelamı olduğunun ispatı için yeterde artar bile.
Bu gerçeğin gönlüme yerleşmesi bir anahtar gibi, anlatılması imkansız gizemli bir kapının açılarak harikalar diyarına girerek hayatın gerçeğini anlamama vesile oldu.
Hayata hangi gözlük ile bakarsan hayatı o renkte görmeniz kaçınılmaz olur, hayatın gerçek rengi bir gözlüğünüz varsa, bütün yaratılmış renklerden soyutlamış, sudan havadan daha şeffaf, ari bir gözle hayata bakmayı öğrenirseniz Vallahi Allah'ı cc. göreceksiniz. Allah'ın dilediği vasıtalarla Allah ile konuşacaksınız.
Buna inanın, Bütün yaratılmışların esaretinden kendinizi kurtarın, sadece Allah'ın cc. Rızası için Düşünün, çalışın, Üretin.
Ana düşünce Allah cc. rızası olursa kul harama , yalana asla bulaşmaz, en mağdur zamanında dahi basit bir günaha karşılık Dünyanın verilmesi dahi Müslüman'ı ikna edemez.
Bu düşüncelerin ütopya olduğunu sanmayın, ulaşılamaz olduğunu sanmayın, ben başaramam diyerek gayri İslami sebepleri tercih etmeyin. Lütfen hayvanlar gibi Beyninizle, yani zeka ile değil, Kalbinizle yani aklınızla hayata bakın, düşünün, tefekkür edin. Ve bıkmadan usanmadan isteyin, büyük küçük demeyin her ihtiyacınızı Allah'tan cc. isteyin. Hatta yemek yerken her lokmanızı ağzınıza götürürken - Allah'ım bu lokmayı sorunsuz yutmayı bana nasip et, bedenime şifa olmasını nasip et, bu gıdanın enerjisini senin rızan için tüketmeyi nasip et diye dua et.
yolda her adımında, başını her çevirip çevreni temaşa ettiğinde, yatarken, kalkarken bıkmadan usanmadan dua et, hayatın sadece dua olsun, bildiklerini yaşa hiç ummadığın yerden bilmediklerini Allah cc. sana öğretecektir.
Helal olarak kazandığını sofrana getir, hiç ummadığın yerden Allah cc. seni rızıklandıracaktır.
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com