Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi Vefat etti
İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun...
Hizmeti imaniyyenin Bahadır bir şakirdi olan Mehmet Kırkıncı Hocamız hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Mehmed Kırkıncı Hocamızın Cenaze namazı
26 Şubat 2016 Cuma günü Erzurum Narmanlı camiinde cuma namazının ardından kılınacaktır.
Rabbim rahmet etsin. Ruhu serifeleri için hatmi serif başlıyoruz cuz almak isteyenler yorum yazabilir.
Biz şehadet ederiz ki agabeyimiz Risale i nurun tam bir şakirdi idi ve hizmet ile dolu bir ömür geçirdi.
Mevla rahmet etsin
http://www.mehmedkirkinci.com/
Mehmed Kırkıncı Hocaefendi
Herkesi büyük bir şefkatle bağrına bastığı için, benim gibi herkes de ondan “hocam” diye söz eder.
Hocamız 1928 Erzurum, Güllüce Köyü doğumludur. 1940 yılında, on iki yaşında iken medrese tahsiline başlar. İlk ilim tahsili bu şekilde başlar. Uzun yıllar muhtelif hocalardan ders görüp icazet aldıktan sonra, ders vermeye başlar. Tefsir, fıkıh, mantık, kelam gibi önemli konularda dersler verirken, akaid ilminin ahir zamanda beklenen şaheserine, Risale-i Nur’la kavuşur:
Ve artık o bir Nur Talebesidir.
Talebenin tarifinde geçen, “Sözleri kendi malı gibi kabul etmek ve en büyük vazife-i hayatiyesini onun neşir ve ilanı bilmek” Kırkıncı Hocamızın ruhunun her köşesine nakşettiği şaşmaz idealidir.
“Komşusu aç iken kendi tok olan bizden değildir.” Hadis-i şerifinden aldığı o büyük hamiyet ve şefkat dersiyle, durup dinlenmeden imana muhtaç gönüllerin imdadına koşar ve onlara açlığını çektikleri marifet derslerini bolca ulaştırır.
Öncellikle çevre vilayetleri, daha sonra çevre kazaları adım adım dolaştıktan ve nur risalelerini insanlara tanıttıktan sonra, uzak bölgelerdeki birçok vilayetimizi ziyaret eder, risale götürür, dersler yapar.
Nur hizmetinin o çetin yıllarda üç büyük engeli vardır:
Birincisi; eserlerin zındıka komitelerinin Nur risaleleri hakkında yaptıkları menfi ve yoğun propaganda neticesi, birçok insanda, ön yargıyla, bir risale düşmanlığının yerleşmiş olması.
İkincisi; meşrep taassubuyla bazı İslami kesimlerin de nurlara karşı çıkmaları. Üçüncüsü ise, ardı arkası kesilmeyen mahkemelerle insanlarda bir korku ve panik havasının uyandırılmış olması.
Bu üç engeli aşmak, büyük bir azim, yılmayan bir sabır ve kuvvetli bir irade istemektedir. Üstadın etrafında halelenmiş o mümtaz kahramanlar gibi, Kırkıncı hocamız da bu üç engeli rahmet-i İlahiye ile aşmayı başardı. Ve davasını o yüksek engeller üzerinden geçirip bu günlere getirmeye inayet-i İlahi ile muvaffak oldu.
Üstadın, “Dert benimdir, deva Kur’anındır.” sözü dava adamları için büyük bir rehberdir. Demek ki, bir davada başarıya ulaşmanın ilk şartı, o davanın dertlisi olmak… İşte Kırkıncı hocamız bu iman ve Kur’an davasının dertlisidir. Dünyevi hiçbir hedefi, hiçbir endişesi ve tasası olmamıştır. Gençlik yıllarında, bir defasında, kendisine Bayburt’tan gelen bir heyet tarafından müftülük teklifinde bulunulmuş, kendisi de hizmet mülahazasıyla bu teklife biraz sıcak bakacak olmuşsa da rahmetli pederinin şiddetle karşı çıkması sonucu bu teklifi de geri çevirmiş, ömür sermayesinin tamamını iman hizmetine hasretmiştir. Nur Risaleleriyle verilen tahkiki iman dersleriyle insanların şüphelerini gidermek, imanlarını takviye etmek, sorularını cevaplandırmak hayatının temel meşgalesi olmuştur.
Kırkıncı hocam, tümü hizmetle geçen hayatından bazı kesitleri Hayatım-Hatıralarım adlı kitabında yazarak istikbale hediye ettiği için o konulara girmeyi gereksiz buluyorum.
Kendisine sıhhatli, bereketli ve uzun ömürler dileyerek, aynı yolda, aynı metanet ve feragat ile yürümemizi Rabbimizden niyaz ediyorum.Rabbimizden niyaz ediyorum.
Prof.Dr. Alaaddin Başar